74:45 ayetindeki ‘nehudu’ kelimesi kökü (خوض) faydasız/yanlış konuşmalara girmek/dalmak anlamındadır. Lane's Lexicon, page 825 (of 3039)
Bu kişilerin yanlış, fayda vermeyen boş şeyler/boş sözler içine daldığını görüyoruz (74:45). Burada işaret edilen şey ilahi kitaplar dışında kitaplar edinenlerdir. Tevrat’ı bırakıp yalan yanlış hikayeler içeren Talmud’a iman edenler, Kuran’ı bırakıp hadis kitaplarına iman edenler bu ayette işaret ediliyor. Hadis kitaplarına iman edenler yalan yanlış, zan içeren, hiçbir fayda vermeyen binlerce sözün içine dalarlar.
74:46 ayetinde çok önemli bir bilgi veriliyor. ‘Ve bizlerdik yalanlar yargılama gününü.’ deniyor. Bu ayet çok önemlidir. Bu kimselerin ahiretteki tekrar diriliş ve hesap vermeyi yalanlayan ateistle olmadıkları ortadır. Çünkü 74:48’de bu kimselerin şefaatçilerin kendilerine şefaat edeceği inancı var. Ateistlerin böyle bir inancı yoktur. Müşriklerin ise yargılama gününde bu şefaatçilerin kendilerini Yüce Allah’a affettireceği gibi bir yanlış inanışları var. Hatta cehenneme girseler bile oradan bu şefaatçilerin şefaati ile kurtulacakları gibi bir inanışları var. Hatta bazılarının hiç yargılanmadan cennete gideceği gibi yanlış inanışları var. İşte bu yargı gününü, o günde yapılan yargılama sürecini yalanlamaktır. O gün ile ilgili yalan bilgilere sahip olmaktır. Yüce Allah açıkça bu inanışın yanlış olduğunu bildiriyor. Doğru bilginin zikirde/öğütte olduğu yani Kuran’da olduğu işaret ediliyor.
74:48 Öyleyse, ne oluyor onlara ki öğütten yüz çevirenler oluyorlar?
Muhteşem bir ayet. Kuran’dan yüz çevrilince şeytan devreye girer, Yüce Allah’tan başla şefaatçi olacak insanların varlığı inancı oluşur, yalan yanlış hadislere daldıkça dalınır, hiçbir fayda vermeyecek olan saç/sakal/sarık/cübbe gibi boş işler ile uğraşılır. Sağ ayak, sağ el, şunu şu kadar oku günahların affedilir gibi boş sözlere dalınır. Yüce Allah reçeteyi veriyor. Kuran. Kuran’a yönelmek ve musallinlerden olmak.
Özetle; Sizin beklendi içinde olduğunuz şefaatçilerin (peygamberler, şehitler, küçük çocuklar, evliyalar vb.) şefaati sizlere hiçbir fayda vermez buyurmaktadır Yüce Allah.
Yüce Allah kimlere şefaat edecektir? Kimlerin yargılama sürecine müdahil olup olumlu karar çıkartacaktır?
Yüce Allah aşağıdaki 20:109 ayetinde şu şekilde buyurmaktadır;
Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet
Arapça okunuş
Meal
2455|20|109|يَوْمَئِذٍ لَّا تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَٰنُ وَرَضِىَ لَهُۥ قَوْلًا
Yevme izin lâ tenfau ş-şefâatu illâ men ezine lehur rahmânu ve radıye lehu kavlâ.
O gün fayda vermez şefaat, kimse dışında; izin verdi ona Rahman ve onayladı/tasvip etti ona bir söz/bir kelime.
‘ş-şefâatu’ kelimesi dişil bir kelimedir. ‘tenfauş’ kelimesi ise fiildir ve geniş zaman kipindedir. ‘fayda verir, yararlı olur’ anlamındadır. Bu fiilin öznesinin 3. şahıs tekil ve dişil olarak geldiğini görüyoruz. Bu da bize fiilin öznesinin bir sonraki dişil olan ‘ş-şefâatu’ kelimesi olduğunu doğrular. Bu fiilin başındaki ‘lâ’ olumsuzluk verir. Böylece kesin olarak anlarız ki fayda vermez olan, yararlı olmaz olan şey şefaattir. Kısaca anlam ‘fayda vermez şefaat’ olur.
‘illâ’ kelimesi ‘dışında/haricinde’ demektir. ‘men’ ise ‘kimse’ demektir. ‘illâ men’ ‘dışında kimse’ buyrularak şefaatin fayda vereceği kimse işaret edilmiştir.
Bütün/tüm şefaat Yüce Allah’a ait olduğunda göre; 39:454 De ki: “Allah'a aittir tüm/bütün şefaat; O'nundur mülkü göklerin ve yerin; sonra O'na döndürülürsünüz.”
Yüce Allah’ın şefaatinin bazı istisnai kimselere olacağı açık ve net bir şekilde görülür. Bu kimseler ayette işaret edilmiş. Bu kimselerin özelliklerini Yüce Allah bize bildiriyor. Bu kimseler ahiret evreninde bir söz/bir kelime söyleme izni verilen kimselerdir. Yüce Allah onların söyleyecekleri şeyi onaylayıp tasvip etmiştir. Onların sözlerinden memnun kalmıştır. Bu nedenle onlara Yüce Allah’ın şefaatinden yararlanma izni vermiştir. İşte bu gibi kendisine bir söz söyleme hakkı verilenlere Yüce Allah şefaat edecektir. Bu kimseler şefaatten fayda görecektir. Bu kimseler şefaat edilme hakkına sahip olacaktır.
Bu ayeti yanlış çevirip de kendisine konuşma izni verilenlerin başka insanların bağışlanması için şefaat edeceği anlamı asla ve asla çıkmaz.
Doğru çevrilmesi ve diğer ayetler ışığında okunması çok önemli bir ayet;
Yüce Allah aşağıdaki 43:86 ayetinde şu şekilde buyurmaktadır;
4409|43|86|وَلَا يَمْلِكُ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَن شَهِدَ بِٱلْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Ve sahip olmaz O'nu astlarından çağırdıkları kimseler şefaate, dışında kimseler; şahitlik etti hakla/gerçekle ve onlar bilir.
Bu ayet çok açık ve nettir. Bu ayette işaret edilen şefaat etme hakkı değil şefaat edilme hakkıdır. Şefaat etme hakkı olamaz. Çünkü bu kez ayette çelişki ortaya çıkar. Yüce Allah’ın kendisine şirk koşulan kimselere (O'nu astlarından çağırdıkları kimseler) şefaat hakkı vereceği gibi bir anlam çıkar ki Kuran’ın diğer tüm ayetleri ile ters düşer.
Tekrar hatırlatalım;
Bu ayette işaret edilen şefaate sahip olmak şefaat etme hakkına sahip olmak değil şefaat edilme hakkına sahip olmaktır.
Ayetten anlaşılır ki bilerek, hakla ve gerçekle şahitlik eden insanların (kendileri başka insanlar tarafından Yüce Allah’a ortaklar olarak, bir şirk aracı edilse de) Yüce Allah’ın şefaatine nail olacaklardır, Yüce Allah tarafından şefaat edilme hakkına sahip olacaklardır.
Biraz daha açalım; Yüce Allah’ın astlarından/berisinden birçok kişiye Yüce Allah ile birlikte dua edilmektedir. Bu açıkça şirktir ve bunu yapan müşrik olur. Bu müşrik kimselerin Yüce Allah’ın yanında çağırdıkları kimselerin şefaat edilme hakkına sahip olmayacakları ayette bildiriliyor. Ancak istisnai durumlar hemen sonrasında bildiriliyor. Bilerek/anlayarak gerçek ile şahitlik eden (Yüce Allah’ın Kuran’ına deliller ile iman edenler) kimseler şefaat edilme hakkına sahip olacaktır. Kısaca; kendisi şirke bulaşmamış ancak öldükten sonra müşrik kimseler tarafından şirke alet edilmiş kimseler şefaat edilme hakkına sahip olmaya devam edecektir.
Örnek olarak; Muhammed peygamberimizi alemlerin efendisi yapmışlardır. Açıkça şirktir. Yüce Allah’ın yanında Muhammed peygamberinize de dua edilmektedir. ‘Şefaat ya resûl Allah” demektedirler. Ancak Muhammed peygamberimizin bu kimselerin kendisini bir şirk aracına dönüştürdüklerinden elbette haberi yoktur. Bu nedenle ondan sorumlu da tutulamaz. Yüce Allah elbette Muhammed peygambere şefaat edecektir. Muhammed peygamberimizin şefaat edilme hakkı olacaktır. Ancak bazı şaklaban şeyhler görüyoruz. Bu şeyhler Allah’ın astlarından olarak Yüce Allah ile birlikte çağrılmaktadır. Ancak kendilerini şirke alet eden bu şeyhlerin şefaat edilme hakları olmayacaktır.
Çok önemli bir ayet: Yüce Allah kimlere şefaat eder;
Yüce Allah aşağıdaki 19:87 ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;
2335|19|87|لَّا يَمْلِكُونَ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَنِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحْمَٰنِ عَهْدًا
Sahip olmazlar şefaate; Rahman'ın katında bir ahit/bir antlaşma almış/elde etmiş olan kimse dışında.
19:87 ayetinde de işaret edilen şefaat etme hakkı değil şefaat edilme hakkıdır. Yüce Allah ile yapmış olduğu antlaşmaya sadık kalan kimselerin Yüce Allah’ın şefaatine sahip olacağı bildiriliyor. Bu kimseler başka kimselere şefaat etmeyecek. Antlaşmaya uydukları için bu antlaşma bozulmamış olacak ve Yüce Allah antlaşma gereği bu kişilere şefaat edecektir. Bu antlaşma bilinçlerimiz bu evrendeki bedenimize yüklenmeden önce ruhlar alemi diyebileceğimiz bir mekanda Yüce Allah ile yapmış olduğumuz antlaşma/sözleşmedir. Buna ilk misak, elest sözleşmesi, bezm-i elest, kâlû belâ gibi isimler verilmiştir. Yüce Allah “Elestü bi Rabbiküm” “Ben sizin Rabbiniz değil miyim!” dediğinde tüm insanlar ‘Kâlû Belâ” “evet Rabbimizsin” demiştir. Detaylı bilgi ilgili ayetlerden okunabilir (6:152, 2:27, 57:8, 13:20, 5:7, 7:172, 7:102,13:25). İnşallah bu konu hakkında daha detaylı bir bir makale yazmak istiyorum.
19:87 ayetinde işaret edilen bu antlaşmaya uyan insanlar Yüce Allah’ın şefaatine sahip olacaklardır. Bu antlaşmanın ön önemli maddeleri Yüce Allah’ı tek ilah olarak kabul etmek, şirk koşmamak ve şeytanın adımlarını izlememek (36:60), ve Yüce Allah’a takvalı olmaktır/sakınmaktır (3:76).
Yüce Allah’ın şefaatinin fayda vereceği insanlar;
Yüce Allah aşağıdaki 34:23 ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;
3627|34|23|وَلَا تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ عِندَهُۥٓ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُۥ حَتَّىٰٓ إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمْ قَالُوا۟ مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ قَالُوا۟ ٱلْحَقَّ وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْكَبِيرُ
Ve lâ tenfeu ş-şefâatu indehû illâ li men ezine leh, hattâ izâ fuzzia an kulûbihim kâlû mâzâ kâle rabbukum, kâlûl hakk(hakka), ve huvel aliyyul kebîr.
Fayda vermez şefaat O'nun katında, haricinde kimse için; izin verdi ona; nihayet korku giderildiği zaman kalplerinden dediler: “Ne dedi Rabbiniz?”, dediler: "Hakkı/gerçeği; ve O yücedir, büyüktür.”
Bu ayette de Yüce Allah’ın şefaatinden ancak onun izin verdiği kimselerin fayda göreceği açık ve net olarak bildiriliyor. Yukarıda bildirildiği gibi Yüce Allah’a vermiş oldukları sözü tutmuş olan, şirke girmemiş olan kimseler Yüce Allah’ın şefaatinden yararlandırılma iznine sahip olmuş kişiler olacaklardır.
Yüce Allah’ın dışında şefaatçiler olacağı inancına sahip kimseleri Kuran ile uyarmak gereklidir. Yüce Allah dışında şefaatçimiz kesinlikle yoktur.
Yüce Allah aşağıdaki ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;
840|6|51|وَأَنذِرْ بِهِ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَن يُحْشَرُوٓا۟ إِلَىٰ رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُم مِّن دُونِهِۦ وَلِىٌّ وَلَا شَفِيعٌ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
Ve enzir bihillezine yehafune en yuhşeru ila rabbihimleyse lehum min dunihi veliyyun ve la şefiun leallehum yettekun.
Ve uyar onunla (Kuran) korkan kimseleri ki toplanıp bir araya getirilirler Rablerine; yoktur onlara O'nun astından/berisinden koruyan/himaye eden yakın arkadaş; ve yoktur bir şefaatçi; belki onlar takvalı olurlar.
3505|32|4|ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ مَا لَكُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِىٍّ وَلَا شَفِيعٍ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
Allahullezi halakas semavati vel arda ve ma beynehuma fi sitteti eyyamin summesteva alel arş, ma lekum min dunihi min veliyyin ve la şefii, e fe la tetezekkerun.
Allah ki yarattı gökleri ve yeri ve ikisi arasındakini altı günde/evrede; sonra istiva etti Arş üzerine; yoktur sizlere O'nun astından/berisinden hiçbir koruyan/himaye eden yakın arkadaş; ve yoktur şefaatçiniz; öyleyse öğüt almıyor musunuz?
3420|30|13|وَلَمْ يَكُن لَّهُم مِّن شُرَكَآئِهِمْ شُفَعَٰٓؤُا۟ وَكَانُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ كَٰفِرِينَ
Ve lem yekun lehum min şurekâihim şufeâû ve kânû bi şurekâihim kâfirîn.
Ve olmaz onlara ortaklarından şefaatçiler; ve oldular ortaklarını inkar ederler.
Daha ne desin Yüce Allah. Müşriklere direkt olarak bir mesaj. Bu ayette mesaj ateist insanlara değildir. Direkt olarak ahirete inancı olan kimselerdir. Yani ölüm sonrası diriliş inancına sahip olan kimseleredir. Uyarı Kuran ile onlara yapılacaktır. Ahiret evreninde dirilip bir araya geldiğinizde birbirinize şefaat edemeyeceksiniz diye buyuruyor. Birbirinize veli olamazsınız diyor. Yani birbirinize koruyan/himaye eden yakın arkadaş olamazsınız buyuruyor. Bunları düşünün ve Yüce Allah’a takvalı olun yani O’ndan sakının diyor. Şefaat edecek tek varlığın Yüce Allah olduğunu bize net bir şekilde bildiriyor. O’nun astından hiç kimsenin (mutlak ki peygamberler de dahil) veli ve şefaatçi olamayacağını bildiriyor.
32:4 ayetinde evrenin ve Dünya gezegeninin yaratılışına işaret edilmesi her insanın bu yaratılışı görebilmesi nedeniyledir. Bu nedenle 32:4 ayetinde mesajın tüm insanlara olduğunu düşünmek mantıklıdır. Açıktır ki yargılama gününde bir insan için Yüce Allah’ından başka veli (koruyan/himaye eden yakın arkadaş) ve şefaatçi olmayacaktır.
30:13 ayetini tersten okuduğumuzda; şefaat inancına sahip kişilerin direkt olarak Yüce Allah’a ortak koşan kimseler olduğu anlaşılır. Yüce Allah’a ortak koştukları kimselerin kendilerine şefaat edeceği gibi bir inançları vardır. Bu müşrik insanlar ahiretteki yargılama gününde gerçeği gördüklerinde Yüce Allah’a ortak koştukları kimseleri bu kez inkar edeceklerdir.
Meleklerin insanlara şefaati;
Bu konu çok çok önemlidir. Yukarıdaki ayetlerde gördüğümüze göre bir nefis/bir can/bir insan başka bir nefse/bir cana/bir insana asla şefaat edemez. Ancak aşağıdaki ayetlerden anlarız ki melekler insanlara şefaat edebilir.
Ama bu nasıl olabilir?
Biliyoruz ki; bütün/tüm şefaat Yüce Allah’a aittir. 39:454 De ki: “Allah'a aittir tüm/bütün şefaat; O'nundur mülkü göklerin ve yerin; sonra O'na döndürülürsünüz.”
Şefaat etme hakkı sadece Yüce Allah’a ait olduğuna göre melekler nasıl şefaatçi olabilir?
Bu konunun cevabını vermeden önce kısaca melekler hakkında bilgi verelim ki konu daha iyi anlaşılsın;
Melekler Yüce Allah’ın sisteminde görevli varlıklardır. Melekler bir nefis/bir can/bir insan değildir. Kendi iradeleri yoktur. Yüce Allah’ın emrinden asla çıkmayan varlıklardır. Örnekler; Kuran ayetleri birer melektir. Yerçekimi kuvveti birer melektir. Evrenimizi taşıyan 4 temel kuvvet birer melektir. Vücudumuzdaki trilyonlarca hücre birer melektir. Atomlar birer melektir. Evrenin en küçük yapı taşı olan sicimler birer melektir. Bunlar bizim bildiğimiz melekler. Mutlaktır ki Yüce Allah katında, O’nun arşında bilmediğimiz çok farklı melekler vardır. Dikkat edilmesi gereken şey şudur; nasıl ki yerçekimi kuvveti meleği Yüce Allah’ın kendisine vermiş olduğu emir/görev tanımı dışına asla çıkamaz, harfi harfine kendisine verilen görevi yapar/uygular, diğer tüm melekler de bu şekilde yapar. Aksi asla olmaz, olmaz.
21:27 Önüne geçmezler O’nun sözle ve onlar O'nun emriyle yaparlar/hareket ederler.
21:27 ayetinde meleklerin özellikleri bildiriliyor. Yüce Allah’ın bir emrinin yerine gelmesini melekler gerçekleştirir.
Böylece anlarız ki meleklerin insanlara şefaat etmesi sadece Yüce Allah’ın şefaat etmesi sonrası gerekli prosedürlerin/detayların tamamlanması ve yerine getirilmesinden ibarettir.
Yüce Allah bir işin olmasına karar verdiği zaman ‘ol’ der. O da oluverir.
2:117 Yokken var edendir gökleri ve yeri; ve karar verdiği zaman bir emre, o durumda sadece der ona: “ol”; böylece o da olur.
Yüce Allah göklere ve yere ‘ol’ dedi; böylece gökler ve yer büyük patlama ile oluştu. Evrendeki Yüce Allah’ın melekleri evreni oluşturdu.
Aynı şekilde Yüce Allah’ın şefaat edeceği kimseye izin çıkmasından sonra melekler artık o kimse için şefaatçi olur ve Yüce Allah’ın emrini yerine getirirler. Şefaatin ortaya çıkmasına/meydana gelmesini sağlarlar.
Bu önemli bilgiyi verdikten sonra aşağıdaki ayetlerdeki meleklerin insanlar için Yüce Allah’tan şefaat etmesini dilemesi, onlar için mağfiret dilemeleri daha rahat anlaşılır.
Meleklerin şefaati=Yüce Allah’ın şefaatinin yerine getirilmesidir.
Yüce Allah aşağıdaki 53:26 ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;
4808|53|26|وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغْنِى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ
Ve kem min melekin fîs semâvâti lâ tugnî şefâatuhum şey’en illâ min ba’di en ye’zen allâhu limen yeşâu ve yerdâ.
Nicesi var ki meleklerden göklerde, işe yaramaz onların şefaati bir şeye; dışında ki izin vermesi sonrasında Allah'ın, dilediği ve razı olduğu kimse için.
Yukarıdaki açıklamaları anladık ise bu ayet çok daha anlaşılır olmuştur. Ayette geçen ‘min ba’di ye’zen’, ‘izin vermesi sonrasında’ geçişi de anlam kazanır. Yüce Allah bir kimseden razı olmuş ise, dilerse o kimse için şefaat eder. Bu şefaat izni sonrasında melekler şefaati yerine getirmek ile sorumludur.
Meleklerin Yüce Allah ile birlikte insanlara destek olmaları;
33:43 O (Allah) ki salat eder üzerinize; ve melekleri (de); böylece çıkarsın (Allah) sizi karanlıklardan aydınlığa; ve olmuştur inananlara çok merhametli.
Bu ayette de meleklerin Yüce Allah ile birlikte zikredilmelerinin deneni O'nun vermiş olduğu destek emrinin tecelli etmesini sağlamaları nedeniyledir. Destek emrinin gereğini yaparlar.
Meleklerin Yüce Allah’ın isteği ile, emri ile insanlara mağfiret dilemeleri;
42:5 Neredeyse gökler yarılır üstlerinden ve melekleri onun (Allah’ın) tesbih ederler hamd ile Rablerini ve mağfiret dilerler kimseler için yerdeki; tartışmasız doğrusu Allah’tır, O'dur çok bağışlayan, çok merhametli.
4138|40|7|ٱلَّذِينَ يَحْمِلُونَ ٱلْعَرْشَ وَمَنْ حَوْلَهُۥ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ رَبَّنَا وَسِعْتَ كُلَّ شَىْءٍ رَّحْمَةً وَعِلْمًا فَٱغْفِرْ لِلَّذِينَ تَابُوا۟ وَٱتَّبَعُوا۟ سَبِيلَكَ وَقِهِمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ
Ellezîne yahmilûnel arşa ve men havlehu yusebbihûne bi hamdi rabbihim ve yu’minûne bihî ve yestagfirûne lillezîne âmenû, rabbenâ vesi’te kulle şey’in rahmeten ve ilmen fagfir lillezîne tâbû vettebeû sebîleke ve kıhim azâbel cahîm.
Kimseler; yüklenirler Arş'ı; ve kim onun (Arş’ın) çevresinde; tesbih ederler hamd ile Rablerini; ve inanırlar O'na ve mağfiret dilerler inanmış kimseler için; “Rabbimiz! Sen genişleyip kapladın her şeyi; bir rahmet ve bir ilim; öyleyse bağışla kimseleri; tövbe ettiler ve tabi oldular senin yoluna; ve koru onları cehennem azabına karşı.”
4139|40|8|رَبَّنَا وَأَدْخِلْهُمْ جَنَّٰتِ عَدْنٍ ٱلَّتِى وَعَدتَّهُمْ وَمَن صَلَحَ مِنْ ءَابَآئِهِمْ وَأَزْوَٰجِهِمْ وَذُرِّيَّٰتِهِمْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Rabbenâ ve edhilhum cennâti adninilletî vaadtehum ve men salaha min âbâihim ve ezvâcihim ve zurriyyâtihim inneke entel azîzul hakîm.
“Rabbimiz; ve sok onları Adn cennetlerine ki vadettin onlara; ve kim salih amel işledi/düzeltici-barışa yönelik işler yaptı, babalarından/atalarından ve eşlerinden ve çocuklarından; doğrusu sen, sensin aziz/üstün, hüküm sahibi-hikmetli.”
Bu ayetlerden görüldüğü gibi meleklerin inanmış insanlar için mağfiret diledikleri, destek oldukları, Adn cennetlerine girmelerini istedikleri görülüyor. Yukarıda anlatıldığı gibi melekleri Yüce Allah’tan ayrı varlıklar olarak düşünemeyiz. Çünkü öyle değiller. Melekler Yüce Allah’ın emirlerinin oluşmasını sağlayan, meydana gelmesini sağlayan varlıklardır. Kendi iradeleri yoktur. Kendi başlarına iş yapamazlar. Yüce Allah şefaat ettikten sonra o şefaatin gereğini yaparlar.
Meleklerin şefaati konusu ile ilgili bir makale yazılmıştı. Lütfen aşağıdan okuyunuz.
Yüce Allah’ın şefaat emrini uygulayan kimseler kimler? Arş’ın çevresinde olan kim?
Örnek;
Kuran ayetleri birer melektir örneğin. Kuran ayetleri ile bir kişi karanlıklardan aydınlığa çıkar. Savaş esnasında Yüce Allah’ın melekler ile yardım ettiğini görüyoruz.
İkişer ve üçer ve dörder kanatlı melekler: Evrenin yaratılışı-M-teorisi-İki kanatlı melekten 11 kanatlı meleğe dönüşüm
Bedir savaşı ve Hendek savaşında müminlere yardım: Meleklerden 1000'le, meleklerden 3000'le ve meleklerden 5000'le
Meleklerin Yüce Allah’ın izni ve emriyle müminlerin savaşı kazanacak faktörleri olumlu olarak etkileyerek yardım ettiklerini görüyoruz. Kısacası melekler Yüce Allah’ın dilediği işleri yerine getiren şeylerin tümü olup sadece aracıdırlar.
Melekler Yüce Allah’ın razı olduğu kimselere ancak O’nun şefaat etme emri ile şefaat ederler.
Bu noktadan anlarız ki Yüce Allah şefaat ederken bu şefaati melekler aracılığı ile yapıyor. Nasıl ki evreni melekler aracılığı ile ayakta tutuyor, nasıl ki savaşta melekleri kullanarak müminlere yardım ediyor, şefaat edeceği insanlara bu şefaati melekler aracılığı ile yapıyor.
Yüce Allah aşağıdaki 21:28 ayetinde şu şekilde buyurmaktadır;
2509|21|28|يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ٱرْتَضَىٰ وَهُم مِّنْ خَشْيَتِهِۦ مُشْفِقُونَ
Bilir ellerinin arasındakini/önlerindekini ve arkalarındakini; ve şefaat etmezler -(Allah’ın) razı olduğu kimse için (olması) haricinde-; ve onlar (melekler) O'nun dehşetinden/haşyetinden korkarlardır.
21:28 ayetinde işaret edilen kullar meleklerdir. Herhangi bir insan değildir. Bu ayette de Yüce Allah’ın şefaat ettiği (razı olduğu ve şefaate edilme hakkına sahip olmuş) kimselere şefaati ulaştıranların, bu şefaati uygulayanların melekler olduğunu görüyoruz.
Bu noktada melekler ile ilgili ayeti tekrar hatırlamakta yarar var.
Melekler Yüce Allah’ın emri dışında olan varlıklar değildir. Ancak ve ancak Yüce Allah’ın razı olduğu, şefaat edeceği kimselere yardım ederler, bağışlama dilerler, iyi dileklerde bulunurlar. Ancak bu Yüce Allah’ın izni ile gerçekleşebilir.
Yüce Allah’ın bir kimseye şefaat etmesi sonrası meleklerin bu emri yerine getiren şefaatçiler olması;
Yüce Allah aşağıdaki 10:3 ayetinde şu şekilde buyurmaktadır;
1365|10|3|إِنَّ رَبَّكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ يُدَبِّرُ ٱلْأَمْرَ مَا مِن شَفِيعٍ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ إِذْنِهِۦ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
İnne rabbekumullâhullezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin summestevâ alâl arşi yudebbirul emr, mâ min şefîin illâ min ba'di iznihî, zâlikumullâhu rabbukum fa'budûhu, e fe lâ tezekkerûn.
Şüphesiz Rabbiniz Allah'tır ki yarattı gökleri ve yeri altı günde/evrede sonra istiva etti Arş üzerine; planlar/düzenler emri; yoktur hiçbir şefaatçi -haricinde O'nun izni sonrasında-; işte budur Rabbiniz Allah; öyleyse kulluk edin O'na; öyleyse öğüt almaz mısınız?
Bu ayeti okumadan önce lütfen yukarıdaki 53:26 ayetini tekrar okuyunuz. 'min ba'di iznihî', 'O'nun izni sonrasında' geçişi önemli. Yüce Allah'ın 'izin vermesi sonrasında' şefaat edenlerin melekler olduğunu 53:26 ayetinde açık olarak görmüştük. Bu nedenle 10:3 ayetinde izin sonrasında şefaat edenler meleklerdir.
10:3 ayetinden anlaşılan şudur; Yüce Allah’ın şefaatine nail olma şerefine ulaşmış (Yüce Allah’ın razı olduğu) kimsenin bu şefaati almasına Yüce Allah tarafından izin verilecektir. İzin sonrası bu kimselere şefaat emrini melekler ulaştıracaktır. Böylece melekler bu izin verilen kimseler için şefaatçi konumuna geleceklerdir.
Meleklerin Yüce Allah’ın iş ve oluşlarını gerçekleştirdiklerini daha önce görmüştük.
Devam edelim;
Yüce Allah aşağıdaki 2:255 ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;
262|2|255|ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ لَا تَأْخُذُهُۥ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشْفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذْنِهِۦ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىْءٍ مِّنْ عِلْمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفْظُهُمَا وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ
Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm, lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm, lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard, menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard, ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm.
Allah; yoktur ilah O'nun dışında; diridir, ayakta tutup sürdürendir; tutmaz O’nu bir uyuklama ve bir uyku; O'nundur ne varsa göklerde ve yerde; kimdir şefaat eden kimse O’nun katında O'nun izni dışında; bilir ellerinin arasındakini/önlerindekini ve arkalarındakini; ve kuşatıp kavramazlar bir şey O'nun ilminden dilediği dışında; genişleyip kapladı O'nun kürsüsü gökleri ve yeri; ağır gelmez O'na koruyup/gözetmek her ikisini; O yücedir, büyüktür.
Ne muhteşem bir ayettir 2:255 ayeti. Bu ayeti başka bir makalede detaylı incelemiştik.
‘Ayet el kursi’: Kendisinden başka ilah olmayan, diri olan, her şeyi ayakta tutan, kendisini bir uyuklama ve uyku tutmayan, egemenliği/kürsüsü evreni/evrenleri kaplayan Allah ne yücedir; ne büyüktür.
2:255 ayetinde 10:3 ve 53:26 ayetleri gibi Yüce Allah'ı iznine işaret vardır. İzin sonrası şefaat edenlerin melekler olduğunu görmüştük.
Yüce Allah bu ayette ‘kimdir şefaat eden kimse O’nun katında O'nun izni dışında’ buyurmaktadır. Yüce Allah’ın izni dışında hiç kimsenin şefaat etme hakkına sahip olmayacağını ayetten anlıyoruz. Ancak Yüce Allah bir insana şefaat ederse ve ona şefaat alma izni verirse yukarıda anlatıldığı gibi melekler onun şefaatçileri olur.
Bu ayetleri Kuran’ın bütününe göre okumamız gereklidir. Tüm/bütün şefaat Yüce Allah’a aittir. O’nun astından/berisinden kimselere verilmez. Melekler kendi iradelerine göre insanlara şefaat etmezler. Yüce Allah’ın şefaat etme emrini ulaştırıp yerine getirdikleri için şefaatçi konumunda olan emir erleridir.
Yüce Allah’a ortak edilen ilahlar (ilahlaştırılan resûller de dahil) şefaat yetkisine sahip değildir.
Yüce Allah aşağıdaki 36:23 ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;
3726|36|23|ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدْنِ ٱلرَّحْمَٰنُ بِضُرٍّ لَّا تُغْنِ عَنِّى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا يُنقِذُونِ
E ettehızu min dûnihî âliheten in yuridnir rahmânu bi durrin lâ tugni annî şefâatuhum şey’en ve lâ yunkızûn.
Edinir miyim O'nun astından/berisinden ilahlar? Eğer dilerse bana Rahman bir zarar, fayda vermez bana bir şey onların şefaati; ve kurtarmazlar beni.
36:23 ayetinde de yalnızca Yüce Allah’ın şefaat edeceği ve bu şefaatin fayda vereceği anlaşılıyor. 36:23 ayetinde bu sözleri eden kişi şehrin öbür ucundan gelip de resûllere destek olan kimsedir. Bu kimse Yüce Allah’a şirk koşmayacağını, O’nun astından/berisinden ilahlar edinmeyeceğini açıkça bildiriyor. Kesinlikle çok haklıdır. Biz de o kişi gibi Yüce Allah’ın astlarından/berisinden ilahlar edinmemeliyiz. Durum böyle iken ‘şefaat ya resûl Allah’ diyen kimseye ne demeli? Bu Yüce Allah’ın şefaat etme yetkisini Muhammed peygamberinize vermek değil mi? Muhammed peygamberi Yüce Allah’ın yargılamasına ve O’nun şefaatine ortak etmek değil mi?
36:23 ayetinden anlarız ki; hiç kimseye şefaat etme hakkı verilmediği gibi Yüce Allah’a ortak koşulan kimselerin de (ilahlaştırılan peygamberlerin de) şefaat etme yetkisi olmayacaktır.
Bu ayeti Kuran’a göre bu şekilde anlamak yerine; “Muhammed peygamber bu ayette işaret edilmiyor, o bize şefaat eder” diye anlamak ancak Muhammed peygamberi ilahlaştırarak onu Yüce Allah’a ortak ettiklerinin farkına varmamış insanların yapacağı bir iştir.
Şefaat kavramının Muhammed peygamberimiz üzerinden büyük şirke alet edilmesi;
Şeytan bizler için apaçık bir düşmandır ve en büyük amacı bizleri Yüce Allah’a şirk koşanlar etmektir. Çünkü Yüce Allah şirk günahını affetmeyeceğini bildirmiştir. Bu nedenle şeytanın ana hedefi insanları şirk günahına sokmaktır. Öyle bir yöntem kullanır ki insan Yüce Allah’a ortak koştuğunun bile farkına varamaz. İşte şefaat konusu da şeytanın en sevdiği konulardan olmalı. Yüce Allah’a ve Muhammed peygambere iftiralar atarak hadisler uydurtmuştur. Muhammed peygamberin yargılama gününde ümmetinden büyük günah sahibi olanlara şefaat edeceğini uydurtmuş ve maalesef milyarlarca Muhammedî insanı kandırmıştır. Yüce Allah Kuran’da şefaatin tümüyle kendisinin olduğunu açıkça belirttiği halde bazı ayetleri bile yanlış yorumlayarak (hadisler ışığı altında) Yüce Allah’ın astından/berisinden olan Muhammed peygambere yargılama sürecine direkt olarak müdahil olma yetkisi verilmiştir. Katıksız bir şirk.
Şefaat edilme hakkı için Rabbimize yalvarmalıyız. Muhammed peygamberimize değil! Bakın Muhammed peygamber ne diyor;
Yüce Allah 46:9 âyetinde şu şekilde buyurmaktadır;
4517|46|9|قُلْ مَا كُنتُ بِدْعًا مِّنَ ٱلرُّسُلِ وَمَآ أَدْرِى مَا يُفْعَلُ بِى وَلَا بِكُمْ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ وَمَآ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
De ki: “Değilim resûller arasında ilk olan biri; ve bilmem ne yapılacağını bana ne de sizlere; ben uymuyorum bana vahyedilen şey dışında, ve değilim ben apaçık bir uyarıcıdan başkası.”
Bakın Muhammed peygamberimiz yargılama gününde ne diyor? Şefaat ediyor mu size ey ehli sünnet müşrikleri?
Yüce Allah 25:30 ayetinde şu şekilde buyurmuştur.
Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet
2883|25|30|وَقَالَ ٱلرَّسُولُ يَٰرَبِّ إِنَّ قَوْمِى ٱتَّخَذُوا۟ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ مَهْجُورًا
Ve kâler resûlu yâ rabbi inne kavmî ttehazû hâzel kur’âne mehcûrâ.
Ve dedi ki resûl: "Ya Rabbi şüphesiz benim kavmim-toplumum tuttular bu Kuran'ı terk edilmiş"