Mustafa Kılavuzoğlu, 2021

Bir toplumdaki her inançtan bütün insanlar Müslümanlarla dinde kardeştir.

Toplumda Birlikte Yaşam Sürdüğünüz Gayri-Müslim insanların hepsi, Müslüman olanlar gibi vergilerini vererek toplumsal yardımlaşma görevlerini yerine getirdikleri ve kimsenin inancına saldırmadıkları sürece Müslümanların Dinde Kardeşidirler.

Kuran çevirilerindeki ve hatta Arapçasında bile en büyük yanlış anlaşılmalardan birisi, insanların “salat” veya benzeri/türevi her gördükleri kelimeyi “namaz kılmak” diye algılamaları olmuştur. Bunun yanlışlığını, aklını kullanabilenlere birkaç örnekle göstermek istiyorum. Ardından da gayrimüslimlerin de Müslümanlarla dinde kardeş olduğunu teyit eden ayeti göstereceğim. “Din” kelimesinde de “salat” kelimesine benzer bir yanlış anlamanın varlığı da böylece ortaya çıkmış olacak.

Yüce Allah’ın peygamberimize vahiyle öğrettiği ilk sureden başlıyorum

Alak Suresi (Mekkî- 19 Ayet- Nüzul: 1 Mushaf:96)              
Bismillâhirrahmânirrahîm.

1. Yaratan Rabbinin adıyla oku. 2. O insanı bir alakadan (embriyodan) yarattı. 3. Oku! Rabbin en büyük kerem sahibidir. 4. Ki O kalemle (yazmayı) öğretti. 5. İnsana bilmediğini öğretti 6. Hayır. İnsan gerçekten azar. 7. Kendini ihtiyaçtan uzak gördüğü için. 8. Dönüş muhakkak Rabbinedir. 9. Gördün mü şu engelleyeni; 10. Bir kulu namaz kılarken. 11. Gördün mü? Ya o doğru yol üzereyse? 12. Yahut takvayı emrettiyse! 13. Gördün mü? Ya o (engel olan) yalanladı ve yüz çevirdiyse! 14. O, Allah'ın (kendisini) gördüğünü bilmiyor mu? 15. Hayır. Eğer (bu tutumundan) vazgeçmezse, andolsun ki onun perçeminden tutup sürükleyeceğiz. 16. O yalancı, günahkâr perçemden! 17. O meclisini (yandaşlarını) çağırsın, 18. Biz de zebanileri çağıracağız. 19. Hayır. Sen ona boyun eğme. Secde et ve yaklaş. 

Hz. Muhammed’e kendisi henüz bir ümmi iken ve henüz iman ve ibadet nedir bilmez iken vahyedilen bu ilk surede 9. Ve 10. ayetleri tercüme edenlerin neredeyse tamamı buraya da kopyalamış olduğum gibi “namaz kılan bir kulun engellendiği” anlatılıyor demişlerdir. Böylece de o engellenen kul Hz. Muhammed olduğu için, onun namaz kıldığını iddia etmiş olurlar.  Oysa farklı ayetlerde din, iman ve ibadet konularında Yüce Allah resulüne şöyle seslenmektedir: “sen bütün bunlardan habersizdin”.

Örnek bir ayete bakalım:

Şura 52. İşte böylece sana da kendi buyruğumuzla bir ruh (Kur’an) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun; ama şimdi onu, dilediğimiz kullarımızı sayesinde doğruya eriştirdiğimiz bir ışık kıldık. Hiç şüphe yok ki sen doğru yolu göstermektesin.

Şura 52. ayeti okuduktan sonra artık Alak 10. ayetteki eylemin namaz kılmak olması mümkün değildir. Bu kulun eyleminde “ya o doğru yol üzereyse, takvayı emrediyorsa” yazılmış olması, o kişinin, yani Hz. Muhammed’in bir iyilik veya yardım etmekle meşgul olduğunu, doğru ve güzel bir iş yapmakta olduğunu ifade etmektedir; belki ihtiyacı olan birilerine yardım ediyordu veya Kabe’yi temizliyordu.

Henüz hiçbir vahiy almamışken, resul bile olmamışken, “kitap nedir, iman nedir bilmeyen” Hz. Muhammed’in namaz kılıyor olması mümkün değildir.

--- /----

34/43 Fatır 29. De ki “Allah’ın kitabını okuyanlar, namaz kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak edenler asla zarara uğramayacak bir kazanç içindedirler.

Bu ayette üç ayrı eylem vardır: bunların ilki Kuran okumak yani Allah’a iman etmek, ikincisi ihtiyacı olana veya kuruma, topluma iyilik yapmak ve üçüncüsü ise maddi yardım, gıda veya her türlü rızıktan ihtiyacı olana vermektir. Yani,    namaz kılmak” diye ifade edilen fiil aslında “iyilik yapmak”tır ve bu infak etmekten yani zekât vermek veya yemek vermekten farklı olarak yapılan her türlü iyiliktir ki bu bir kişiye de olur, topluma da olur, Kabe’yi temizlemekle de olur.

---/----

98 Beyyine 5. Oysa kendilerine (ehli Kitap’a, Yahudi ve Hıristiyanlara) dini yalnızca Allah’a has kılıp ona ibadet ederek namaz kılmaları, zekât vermeleri emredilmişti.

Yahudilikte namaz kılmak olmakla birlikte, Hristiyanlarda böyle bir emir yoktur ve bu durum Fetih suresi 29 ayetle de teyit edilmiştir.

48 Fetih 29. Onları; rükû edenler, secde edenler ve Allah’ın lütfunu ve rızasını elde etmek isterken görürsün. Alametleri, yüzlerinde secdeden oluşan izdir. Bu, onların Tevrat’taki sıfatıdır. İncil’deki sıfatlarıysa filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşıp gövdesi üzerine doğrulmuş bir ekin gibidir ki bu, çiftçilerin hoşuna gider.

Bu sebepledir ki bu ayette Hıristiyanlara “namaz kılmaları” emredilmiş olduğunu yazmak Kuran ayetlerine aykırıdır. Bu ayet ile de bir önceki ayetteki üç eylemin aynıları emredilmiştir. Allah’ın yolunda olmak, iyilik yapıp toplumda huzuru sağlamak ve zekât vermek. Hepsi bu kadardır.

---/----

98 Beyyine 7 İman edip hayra ve barışa yönelik ameller sergileyenlere gelince, işte onlardır yaratılmışların en hayırlıları.

Bu ayette de yaratılmışların (Yüce Allah’ın yarattıklarının) en hayırlısı yine yukarıdaki ayetlerde yazıldığı gibi açıklanmıştır ve bu insanlara atfedilen özellikler arasında “namaz kılmak” yer almamaktadır (oruç veya hac veya kurban da yer almamaktadır). Yine ve her daim iman ile hayra ve barışa yönelik işler öne çıkarılmıştır. Namaz kılmak ise, oruç tutmak veya hacca gitmek gibi bir insanın ancak kendisine ve kendisi için yapacağı bir iyiliktir.

---/----

Asr Suresi (Bu sure Mekke’de indirilmiş olup 3 ayettir.)

Er-Rahman ve Er-Rahîm olan Allah’ın adıyla (okumaya başlıyorum.)

1. Asra/zamana andolsun ki, 2. Hiç şüphesiz insan, hüsran içindedir. 3. İman eden, salih amel işleyen, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesna.

Asr suresinin tamamıyla özellikle 3. ayeti hem Beyyine suresinin 7. Ayetiyle hem de Fatır suresinin 29. suresiyle aynıdır. İnsanlar arasından iman eden, salih amel işleyen, iyi güzel işler yapan ve birbirlerine gerçeği, hakkı tavsiye edenler dışındaki herkesin vaktini boşa geçirmiş olarak geçirdikleri zamanın “kayıp” ve hüsran olduğu bildirilmektedir. Elimizdeki tek şeyin “zaman” yani bize verilmiş olan bir ömür süresi olduğuna vurgu yapılıyor. Bu surede de hüsrana uğramak konusunda ne namaz kılmak ne de oruç tutmak vs. gibi fiili eylemlere hiç yer verilmediğine özellikle dikkat çekmek gerekiyor.

---/----

107 Maun 4. Vay hallerine şu namaz kılanların 5. Ki onlar namazlarından gaflet içindedirler 6. Riyakardırlar, sadece gösteriş yaparlar 7. Ve onlar insanların yardımlaşmasına, iyiliğe engel olurlar.

Gösteriş yapmak için namaz kılanlar, diğer insanların birbiriyle yardımlaşmalarına nasıl engel olabilirler ki? Okuyunca size de mantıksız ve saçmalık gibi gelmiyor mu. Gösteriş için namaz kılan birisi ancak başkalarının, gerçekten iman etmiş olanların namaz kılmalarına olumsuz etki eder çünkü kendilerinin de riyakârlar gibi namaz kılarak gösteriş yaptıkları izlenimi oluşturmaktan korkarlar. Bu ayetlerde de kesinlikle namaz kılmaktan bahsedilmemektedir. Yardım etmekten bahisle, bazı riyakâr insanların kendileri kötü oldukları halde gösteriş olsun diye yardım yaptıklarını anlatmaktadırlar ve bu yardımlarından dolayı bir sevap kazanamayacakları bildirilmektedir. Onların bu kötü durumunu fark eden iyi insanlar ise, aynı “namaz” örneğinde anlattığım sebeple gösteriş yapanlarla bir tutulmaktan, yanlış anlaşılmaktan korkup yardım etmekten geri durabilirler, ancak gizli gizli ve kısıtlı, sınırlı şekilde yapmak zorunda kalırlar.

---/----

108 Kevser 1. Şüphesiz biz sana Kevser’i iyilik, bereket, bol nimet verdik. 2. Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.

Gerçek anlamında tamamen kopmuş bir ayet daha görüyoruz; Kevser 2. Yüce Allah peygamberimize iyilik, bereket ve bol nimet vermiştir. Kendisinden beklediği ve emrettiği de bu bereket ve bolluktan etrafına dağıtması, iyilik yapması güzel ameller sergilemesi ve böylece örnek insan olmasıdır. Namaz kıl diye tercüme edilen, anlaşılan hüküm budur. Bu ayetteki kurban kesmek ise, elinde olanlardan özveride bulunması, malından mülkünden feragat ederek ihtiyaç sahiplerine ulaştırması demektir. Resul olarak tüm insanlığa örnek teşkil etmesi kendisinden beklenmektedir.

---/----

Bu noktadan itibaren Kuran’da beyan edilmiş olan Din Kardeşliğinin ne demek olduğuna bakabiliriz. Bize yardımcı olarak sadece Tevbe suresinden birkaç ayet yetecektir.

9 Tevbe 5. Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerinde oturup onları bekleyin. Eğer Tevbe eder, namazı kılar, zekâtı verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah Gafur’dur, Rahim’dir.

İslam’da zorlama yok iken ve Yüce Allah Hz. Muhammed’e “sen sadece bir elçisin, dinde zorlama yoktur, kimsenin üzerine bir despot değilsin, kafirlerin cezasını verecek olan Allah’tır” demiş olmasından sonra, yukarıdaki ayette müşrikler namaz kılarsa onların yollarını artık açın demek mümkün müdür? Öldürerek ve hapsederek o müşrikleri Müslüman ya da mümin yapmaktan bahsedebilir miyiz?

Müşrikler için “Tevbe edip namaz kılmak ve zekâtı vermek” demenin anlamı şu olmak zorundadır: Müslümanlara karşı tuzaklar kurmaktan, İslam’a saldırmaktan vazgeçip Tevbe edecekler. Toplum düzeni için zaten her toplumda olması gerektiği şekilde hayra ve güzele yönelik amellerde bulunacaklar ve herkes gibi onlar da vergilerini verecekler. Bunları yapan herkes, müşrik de olsa gayri-Müslim de olsa, toplum içinde serbestçe normal hayatına devam edebilecektir. “Artık onların yolunu açın” emri bunu ifade etmektedir.

---/----

9 Tevbe 11. Fakat Tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse onlar artık dinde kardeşlerinizdir. Biz ayetlerimizi, bilen bir toplum için böyle açıklıyoruz.

Şimdi yukarıda açıkladığım Tevbe 5. ayete göre 11. ayeti tekrar okuyalım. Sonra açıklamamı da tekrar okuyarak kimlerin dinde kardeşlerimiz olduklarından bahsedildiğini, bundan ne anlamamız gerektiğini düşünelim.

Aynı surenin önceki ayetlerinde belirtilen müşriklerin “1. Allah yolunda alıkoyma uğraşlarına ve saldırgan tavırlarına son vermeleri ve buna tövbe etmeleri halinde, 2. Her vatandaşın ödevi olan genel yardımlaşma ve toplumsal destek, huzur ve barışa yönelik güzel işler yapmaları hakinde ve 3. Her vatandaş gibi vergilerini vermeleri halinde” o müşrikler artık Müslümanların dinde kardeşleridir.

Dinde kardeşlik, kesinlikle iman birliği veya mümin kardeşliği demek değildir. Yüce Allah “din gününün sahibidir”. Bu din günü, adalet ve yargılama günüdür ki pek çok akılsız tercüman bunu “ceza günü” diye çevirmiştir. Elbette ki hakkedenlere cezaları verilecektir, ancak Yüce Allah Adil ve Affüv’dür.

Bu bağlamda “din” demek, inançtan bağımsız olarak adalet sistemi ve toplumsal düzen demektir ve bu sistem ve düzene uyan her vatandaş, inancı her ne olursa olsun, Müslümanlarla dinde kardeştirler, eşittirler. İnançları yüzünden insanlara saldırmak veya onları hor görmek Yüce Allah katında çok nahoş karşılanan bir eylemdir. Onlar sizin toplum içinde eşit kardeşlerinizdir buyurularak buna uygun şekilde herkesle, her inançla barış içinde kardeşçe yaşamamız emredilmektedir.

---/----

Tevbe 12. Eğer verdikleri sözden sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, o küfür öncülerini hemen öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur. Ola ki, vazgeçerler.

Tevbe 13- Yeminlerini bozan, Peygamber'i yurdundan çıkarmaya azmeden ve üstelik ilk önce size saldırmaya başlayanlara karşı savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mümin iseniz her şeyden önce Allah’tan korkmalısınız.

Tevbe suresinin bu iki ayetinin hükmüne barışçıl bir akılla baktığımızda, yukarıdaki açıklamalarımın teyidini de görebiliriz. Karşı taraf, yani müşrikler, saldırmadıkça, İslam aleyhinde faaliyette bulunmadıkça ve adalet ve vergi sistemi gereğince hareket ettikleri sürece onlarla kardeşçe yaşayın ve onlar başlatmadıkça kesinlikle onlarla savaşmayın. Barış taraftarı olun.

---/----

Son olarak da tamamlayıcı bir ayete göz atalım

45 Casiye 14. İman edenlere söyle, Allah’ın günlerinin geleceğini ummayanları affetsinler. Çünkü Allah her toplumu yaptıklarına göre cezalandıracaktır.

Bu ayete göre, Allah’a veya İslam’a isteyen inanır, isteyen inanmaz. İnananlar, inanmayanları affetmekle emrolunmuşlardır ve onlar başlatmadıkça inananların onlara karşı her türlü zarar verici, rencide edici faaliyette bulunmaları tamamen yasaklanmıştır.,

Mustafa Kılavuzoğlu, 2021