Bakara Suresi - Ayet 43
Türkçe Meal: Ve ikame 572 edin salâtı 5 ; ve verin zekâtı 10 ; ve rükû 11 edin rükû 11 edenlerle birlikte.
Arapça: 50|2|43|واقيموا الصلوه واتوا الزكوه واركعوا مع الركعين
Arama Operatörleri:
Ayet 43
Ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve rükû11 edin rükû11 edenlerle birlikte.
2:43. Salâtı ikame edin, zekâtı yapın.1 Ve rukû edenlerle birlikte rukû edin.21- Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve sözcük ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte, “vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğü “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır. Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir.” 2- Allah’a bağlılığı ortaya koyanlarla, buyruklarına içtenlikle tabi olanlarla birlikte olun.2:43. And keep up/take care of the prayers and give/bring the charity/purification and bow with the bowing.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 2 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 3 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 4 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 5 | verkeu | ve rükû edin | وَارْكَعُوا | ركع |
| 6 | mea | birlikte | مَعَ | - |
| 7 | r-rakiiyne | rükû edenlerle | الرَّاكِعِينَ | ركع |
‘rkeu’ kelimesi kökü (ركع) reverans/selam ya da teşekkür anlamına eğilme ya da diz kırma biçiminde yapılan hareket (bow), diz çökmek (kneel), teslim olmak/kabullenmek (submit), dize gelmek (surrender), olup namazda başı ve omurgayı eğmek (rüku etmek) (bow in pray), alçakgönüllülük ve kibirden yoksun olmayı belirtmek için başı eğmek (ibadette veya başka durumlarda) (to denote humility and self-abasement either in worship or in other cases.), yaşlanmaya bağlı başın eğilmesi (he lowered his head and he (an old man) bowed himself, or bent himself, or became bowed or bent, by reason of age), yorgun devenin başını eğmesi, hurma ağacının eğilmesi, zengin birisinin daha sonradan fakirleşmesi sonrası önceki yeterliliğini, durumunun azalması, alçalması) anlamındadır. Lane's Lexicon, page 1153 (of 3039)
Ayet 125
Ve yaptığı zaman beyti/evi32 bilinci geri döndürme yeri insanlara; ve bir güvenlik; ve edinin/tutun/alın İbrahim'in dikelme/ayağa kalkma/doğrulma yerinden bir salla13 yeri; ve antlaştık/ahitleştik İbrahim’le ve İsmail'le ki o ikisi temizler evimi32; etrafta dolaşanlar için; ve adananlara/kendini vakfedenlere; ve rükû11 edenlere; secde12 edenlere.
2:125. Hani Biz, Beyt’i1 insanlar için toplanma yeri ve güvenli bir yer kıldık. “İbrahim’in makamından kendinize bir salât2 yeri edinin.” dedik. İbrahim ve İsmail’den, “Evimi tavaf edenler, kendilerini adamak amacıyla orda toplananlar, “rükû ve secde edenler”3 için temiz tutun.” diye söz aldık.1- Kâbe’yi, Mescid-i Haram’ı. 2- Allah’a yönelme, namaz kılma, 3- Allah’a bağlılığı ortaya koyanlar, buyruklarına içtenlikle tabi olanlar, saygı gösterip, değerini takdir edenler.2:125. And when We put The House (as) a reward/replacement/compensation to the people, and (a) safety/security, and they took from Abraham’s place a prayer place , and We entrusted/recommended to Abraham and Ishmael: "That purify/clean/wash (B) My House for the circlers/walkers around , and the devoting/dedicating , and the bowing , the prostrating ."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | cealna | yaptık | جَعَلْنَا | جعل |
| 3 | l-beyte | beyti/evi | الْبَيْتَ | بيت |
| 4 | mesabeten | bilinci geri döndürme yeri | مَثَابَةً | ثوب |
| 5 | linnasi | insanlara | لِلنَّاسِ | نوس |
| 6 | ve emnen | ve bir güvenlik | وَأَمْنًا | امن |
| 7 | vettehizu | ve edinin/tutun/alın | وَاتَّخِذُوا | اخذ |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | mekami | dikelme/ayağa kalkma/doğrulma yerinden | مَقَامِ | قوم |
| 10 | ibrahime | İbrahim'in | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 11 | musallen | bir salla yeri | مُصَلًّى | صلو |
| 12 | ve ahidna | ve antlaştık/ahitleştik | وَعَهِدْنَا | عهد |
| 13 | ila | إِلَىٰ | - | |
| 14 | ibrahime | İbrahim'le | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 15 | ve ismaiyle | ve İsmail'le | وَإِسْمَاعِيلَ | - |
| 16 | en | ki | أَنْ | - |
| 17 | tahhira | o ikisi temizler | طَهِّرَا | طهر |
| 18 | beytiye | evimi | بَيْتِيَ | بيت |
| 19 | littaifine | etrafta dolaşanlar için | لِلطَّائِفِينَ | طوف |
| 20 | vel'aakifine | ve adananlar/kendini vakfedenler | وَالْعَاكِفِينَ | عكف |
| 21 | ve rrukkei | ve rükû edenler | وَالرُّكَّعِ | ركع |
| 22 | s-sucudi | secde edenler | السُّجُودِ | سجد |
(ثوب) dönmek (return), geri gelmek (come back), bir şeyin veya durumun geri gelmesi (come back a state or conditon), bilincin tekrar kazanılması (regain conciousness), duygunun iyileşmesi (recover a sense), ödüllendirmek (reward), tekrar ödemek (repay) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 130 (of 1303)(طوف) etrafta gitmek (go about), etrafta yürümek (walk around), etrafta gezinen (ride about) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 671 (of 1303)
Ayet 43
"Ey Meryem! Alçak gönüllü ol/uysal ol Rabbine4; ve secde12 et; ve rükû11 et rükû11 edenlerle birlikte."
3:43. “Ey Meryem! Rabb’ine içtenlikle bağlan, secde et1 ve rukû2 edenlerle birlikte rukû et.”1- İtaat etmek, emrine amade olmak, değerin takdir etmek, üstünlüğünü kabul etmek ve saygı göstermek. 2- Allah’a bağlılığı ortaya koymak, buyruklarına içtenlikle tabi olmak.3:43. You Mary, obey humbly to your Lord, and prostrate, and bow with the bowing .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya meryemu | ey Meryem | يَامَرْيَمُ | - |
| 2 | knuti | alçak gönüllü ol/uysal ol | اقْنُتِي | قنت |
| 3 | lirabbiki | Rabbine | لِرَبِّكِ | ربب |
| 4 | vescudi | ve secde et | وَاسْجُدِي | سجد |
| 5 | verkeiy | ve rükû et | وَارْكَعِي | ركع |
| 6 | mea | birlikte | مَعَ | - |
| 7 | r-rakiiyne | rükû edenlerle | الرَّاكِعِينَ | ركع |
Rükû için; bak 2:43
Ayet 55
Veliniz28 sizin ancak Allah’tır; ve resûlüdür418 O'nun; ve iman47 etmiş kimselerdir; kimseler (ki) ikame572 ederler salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar rükû11 edenlerdir.
5:55. Sizin veliniz; ancak Allah, O’nun Resûlü ve “salatı ikame edip rukû halinde zekât yapan”1 mü’minlerdir.1- Bu cümleye, literal/lafzi olarak diğer çevirilerde, “namaz kılan, zekât veren ve rukû eden” şeklinde verilen anlam doğru değildir. Oysaki ayette, sözcük anlamı itibariyle “salatı ikame edip rukû halinde zekât yapan” demek olan bu terkip; Şirkten arınmış bir bilinçle Allah’a yönelmek, O’na kulluk etmek ve bunu, Allah’a bağlılığı ortaya koyarak, buyruklarına içtenlikle teslim olarak; arınmış, temizlenmiş bir benlikle yapmak demektir.5:55. But your guardian/patron/ally (is) God, and His messenger; and those who believed they keep up the prayers, and they give the charity , and they are bowing .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | innema | ancak | إِنَّمَا | - |
| 2 | veliyyukumu | sizin veliniz | وَلِيُّكُمُ | ولي |
| 3 | llahu | Allah'tır | اللَّهُ | - |
| 4 | ve rasuluhu | ve resulüdür/elçisidir onun | وَرَسُولُهُ | رسل |
| 5 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 6 | amenu | İman etmiş | امَنُوا | امن |
| 7 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 8 | yukimune | dikerler/ayağa kaldırırlar | يُقِيمُونَ | قوم |
| 9 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 10 | ve yu'tune | ve verirler | وَيُؤْتُونَ | اتي |
| 11 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 12 | ve hum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 13 | rakiune | rükû edenlerdir | رَاكِعُونَ | ركع |
Ayet 112
Tevbe33 edenlerdir; kulluk edenlerdir; hamd3 edenlerdir; seyahat edenlerdir*; rükû11 edenlerdir; secde12 edenlerdir; emredenlerdir marufla291; ve engelleyenlerdir/yasaklayanlardır münkeri82; ve koruyanlardır Allah'ın hudutlarını; ve müjdele müminleri27.
9:112. Tevbe edenler, kulluk edenler, hamd edenler1, seyahat edenler2, rukû edenler3, secde edenler4, mar’ûf olanı yapıp, münker olana engel olanlar;5 Allah’ın hudutlarını koruyanlardır. Mü’minleri müjdele.1- Övgüyü, yalnızca Allah’a özgü kılanlar. 2- Yol birlikteliği yapanlar. Allah’ın dinine hizmet için sefere çıkanlar. 3- Allah’a bağlılığı ortaya koyanlar, buyruklarına içtenlikle teslim olanlar. 4- Saygı gösterip, değerini takdir edenler, O’nun emirlerine içtenlikle boyun eğenler. 5- Bkz. 9:71 Ayetin dipnotu.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | et-taibune | tevbe edenler | التَّائِبُونَ | توب |
| 2 | l-aabidune | kulluk edenler | الْعَابِدُونَ | عبد |
| 3 | l-hamidune | hamd edenler | الْحَامِدُونَ | حمد |
| 4 | s-saihune | seyahat edenler (Allah için) | السَّائِحُونَ | سيح |
| 5 | r-rakiune | rükû edenler | الرَّاكِعُونَ | ركع |
| 6 | s-sacidune | secde edenler | السَّاجِدُونَ | سجد |
| 7 | l-amirune | emredenler | الْامِرُونَ | امر |
| 8 | bil-mea'rufi | evrensel kabul edilmişle | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 9 | ve nnahune | ve engelleyenler/yasaklayanlar | وَالنَّاهُونَ | نهي |
| 10 | ani | عَنِ | - | |
| 11 | l-munkeri | iğrençleştirilmişten/çirkinleştirilmişten | الْمُنْكَرِ | نكر |
| 12 | velhafizune | ve koruyanlar | وَالْحَافِظُونَ | حفظ |
| 13 | lihududi | hudutlarını | لِحُدُودِ | حدد |
| 14 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 15 | ve beşşiri | ve müjdele | وَبَشِّرِ | بشر |
| 16 | l-mu'minine | müminleri | الْمُؤْمِنِينَ | امن |
*Yüce Allah'ın yolunda.
Ayet 26
Ve saptadığımız/tespit ettiğimiz zaman İbrahim'e beytin32 mekanını/yerini; ki şirk koşma71 benimle bir şey; ve temizle beytimi32* tavaf1149 edenlere; ve kıyam143 edenlere; ve rükû11 edenlere; secde12 edenlere.
22:26. Bir zamanlar İbrahim’e evin1 yerini göstererek; “Bana hiçbir şeyi ortak koşma. Evimi tavâf edenler, kaim olanlar2, rukû3 edenler, secde edenler4 için arındır.”5 demiştik.1- Kâbe. 2- Hakkını vermek, canlı ve diri tutmak, ayakta tutmak. 3- Şirk koşmaksızın Allah’a bağlılığı ortaya koymak, buyruklarına içtenlikle tabi olmak demektir. 4- Allah’a itaat etmek, emrine amade olmak, değerini takdir etmek, yüceliğini, üstünlüğünü kabul etmek ve saygı göstermek. İçtenlikle boyun eğmek. Allah’ın evrene koyduğu işleyiş yasalarına tabi olmak. Yere kapanmak. 5- “Tahhir” sözcüğüne “temizle, temiz tut” anlamının verilmesi doğru değildir. Tahir; fiziki değil, değersel /manevi bir temizliği ifade eder. Tıpkı bir kimseye, “Temiz insan dendiğinde; bedensel bir temizlikten değil, ahlaksal bir temizlikten söz etmiş olmak gibi.” Bir kimseye; temiz insan dendiğinde, dürüst insan, güvenilir insan vs. denmek istenmektedir. Evin/Beytin temiz tutulması da bu anlamdadır. Silinip süpürülmesi anlamında değil, her türlü şirkten, çıkarcılıktan, kötülükten ve yanlış şeylerden arındırmaktır.22:26. And when We established/assigned to Abraham the House/Home’s place/position , that do not share/make partners with Me (in) a thing, and purify/clean My House/Home to the circlers/walkers around,232and the standing/keeping up , and the bowing , and the prostrating.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | bevve'na | saptadık/tespit ettik | بَوَّأْنَا | بوا |
| 3 | liibrahime | İbrahim'e | لِإِبْرَاهِيمَ | - |
| 4 | mekane | mekanını/yerini | مَكَانَ | كون |
| 5 | l-beyti | beytin/evin | الْبَيْتِ | بيت |
| 6 | en | ki | أَنْ | - |
| 7 | la | لَا | - | |
| 8 | tuşrik | ortak etme/ortaklaştırma | تُشْرِكْ | شرك |
| 9 | bi | benimle | بِي | - |
| 10 | şey'en | bir şey | شَيْئًا | شيا |
| 11 | ve tahhir | ve temizle | وَطَهِّرْ | طهر |
| 12 | beytiye | beytimi/evimi | بَيْتِيَ | بيت |
| 13 | littaifine | etrafta dolaşanlar için | لِلطَّائِفِينَ | طوف |
| 14 | velkaimine | ve dikelmişler/ayağa kalkmışlar/doğrulmuşlar (için) | وَالْقَائِمِينَ | قوم |
| 15 | ve rrukkei | ve rükû edenler/eğilenler/dize gelenler/baş eğenler (için) | وَالرُّكَّعِ | ركع |
| 16 | s-sucudi | secde edenler/teslim olanlar (için). | السُّجُودِ | سجد |
*Allah'ın bir şeyi kimseye ait olmayan, topluma ait olan demektir. Allah'ın devesi gibi.
Ayet 77
Ey iman47 etmiş kimseler! Ve rükû11 edin; ve secde12 edin; ve kulluk edin46 Rabbinize4; ve faaliyet edin hayra; belki sizler felaha326 kavuşursunuz.
22:77. Ey iman edenler! Rukû1 edin, secde2 edin, Rabb’inize kulluk edin, hayır yapın ki kurtuluşa erebilesiniz.1- Allah’a boyun eğip, itaat etmek; içtenlikle teslim olmak. 2- Saygı gösterip, değerini takdir etmek.22:77. You, you those who believed, bow , and prostrate, and worship your Lord, and make/do the good ,maybe/perhaps you succeed/win.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَاأَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | rkeu | ve rükû edin/eğilin/dize gelin/baş eğin | ارْكَعُوا | ركع |
| 5 | vescudu | ve secde edin/teslim olun | وَاسْجُدُوا | سجد |
| 6 | vea'budu | ve kulluk edin | وَاعْبُدُوا | عبد |
| 7 | rabbekum | Rabbinize | رَبَّكُمْ | ربب |
| 8 | vef'alu | ve faaliyetinde bulunun | وَافْعَلُوا | فعل |
| 9 | l-hayra | hayır/iyilik | الْخَيْرَ | خير |
| 10 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 11 | tuflihune | felaha/kurtuluşa kavuşursunuz | تُفْلِحُونَ | فلح |
Rükû için; bak 2:43
Ayet 24
Dedi (Davut): “Ant olsun, zulmetti sana sormakla/istemekle dişi koyununu senin kendi koyunlarına; ve doğrusu, çoğu karışanlardan/ortaklardan mutlak güçlü gelir bir kısmı onların diğer bir kısmı üzerine; kimseler dışında; inandılar ve yaptılar sâlihât18; ve ne azdır onlar; ve zannetti Davut o durumda denediğimizi onu; öyle ki mağfiret diledi/bağışlanma diledi Rabbinden; ve kapandı yere rükû11 ederek; ve tevbe33 etti.
38:24. “Gerçekten, senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle doğrusu sana haksızlık etmiştir. Ortakların çoğu, birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edenler ve salihatı1 yapanlar haksızlık etmezler. Ancak onlar da ne kadar azdır!” dedi. Dâvud, kendisini fitnelendirdiğimizi2 iyice anladı. Hemen Rabbinden bağışlanma3 diledi, ruku4 ederek, tam bir teslimiyetle Rabb’ine yöneldi.51- Bozuk olan şeyi düzeltmek, düzelticilik yapmak, yapıcı olmak, düzeltmeye yönlendirmek, teşvik etmek. 2- Baskı ve zulüm. Samimiyet sınavı. Aldatma, aldatılma. Ateşte yakmak anlamındaki fetn kökünden türemiştir. Fitne, “Altın, gümüş gibi değerli maddelerin kendileriyle kaynaşmış olan değersiz maddelerinden ayrıştırılması, yani saflaştırılması amacı ile yüksek ateşte eritilmesi işlemidir.” Fitne sözcüğü, kişinin samimiyetinin iç yüzünün ortaya çıkması için; savaş, baskı, zulüm, zenginlik, yoksulluk, hastalık, ölüm, ün, mevki, mal, mülk gibi konularda tabi tutulduğu samimiyet sınavıdır. 3- Haksızlık yapan kişi için. 4- Boyun eğip, itaat etmek. Tam teslim olmak. 5- Nebi Dâvud ile ilgili tefsir kitaplarında yer alan hikâyelerin tamamı yalan ve iftiradır. Tamamı İsrâîliyyât kaynaklıdır. Bu kaynaklarda, zani (zina eden erkek) olarak gösterilen Nebi Dâvud’u, Kur’an şu şekilde tanımlamaktadır: “Çok sabırlı kulumuz,” “Evvab (sürekli Allah’a yönelen),” “Salihatı yapan, kendisine hikmet verilen, Allah’ın koruması altında bulunan, Allah katında güzel bir yere sahip olan.” Nebi Dâvud, bu özellikleri ile Nebi Muhammed’e örnek gösterilen bir şahsiyettir. Söz konusu 23. ve 24. ayetlerde Dâvud Nebi’nin iki tarafı dinlemeden karar vermesi eleştirilmektedir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kale | Dedi (Davut) | قَالَ | قول |
| 2 | lekad | ant olsun | لَقَدْ | - |
| 3 | zelemeke | zulmetti sana | ظَلَمَكَ | ظلم |
| 4 | bisu'ali | sormakla/istemekle | بِسُؤَالِ | سال |
| 5 | nea'cetike | dişi koyununu senin | نَعْجَتِكَ | نعج |
| 6 | ila | إِلَىٰ | - | |
| 7 | niaacihi | kendi koyunlarına | نِعَاجِهِ | نعج |
| 8 | ve inne | ve doğrusu, | وَإِنَّ | - |
| 9 | kesiran | çoğu | كَثِيرًا | كثر |
| 10 | mine | مِنَ | - | |
| 11 | l-huleta'i | karışanlardan/ortaklardan | الْخُلَطَاءِ | خلط |
| 12 | leyebgi | mutlak güçlü gelir | لَيَبْغِي | بغي |
| 13 | bea'duhum | bir kısmı onların | بَعْضُهُمْ | بعض |
| 14 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 15 | bea'din | diğer bir kısmı | بَعْضٍ | بعض |
| 16 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 17 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 18 | amenu | inandılar | امَنُوا | امن |
| 19 | ve amilu | ve yaptılar | وَعَمِلُوا | عمل |
| 20 | s-salihati | düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler | الصَّالِحَاتِ | صلح |
| 21 | ve kalilun | ve ne azdır | وَقَلِيلٌ | قلل |
| 22 | ma | مَا | - | |
| 23 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 24 | ve zenne | ve zannetti | وَظَنَّ | ظنن |
| 25 | davudu | Davut | دَاوُودُ | - |
| 26 | ennema | أَنَّمَا | - | |
| 27 | fetennahu | o durumda denediğimizi onu | فَتَنَّاهُ | فتن |
| 28 | festegfera | öyle ki mağfiret diledi/bağışlanma diledi | فَاسْتَغْفَرَ | غفر |
| 29 | rabbehu | Rabbinden | رَبَّهُ | ربب |
| 30 | ve harra | ve kapandı yere | وَخَرَّ | خرر |
| 31 | rakian | rükû ederek/eğilerek/dize gelerek/baş eğerek | رَاكِعًا | ركع |
| 32 | ve enabe | ve döndü/tevbe etti. | وَأَنَابَ | نوب |
Ayet 48
Ve denildiği zaman onlara rükû11 edin; rükû11 etmezler.
77:48. Onlara, “Rukû1 edin.” denildiği zaman rukû etmezler.1- Şirk koşmaksızın Allah’a itaat etmek, emrine amade olmak, değerini takdir etmek, yüceliğini, üstünlüğünü kabul etmek ve saygı göstermek. İçtenlikle boyun eğmek. Cahiliye Arapları, puta tapmayıp yalnızca Allah’a tapanlara “rakea ilellah”; Allah’a rukû etti, derlerdi. Ayetteki rukûunun, namazdaki rukû ile bir ilgisi yoktur.77:48. And when/if (it) was said to them: "Bow ." They do not bow .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | kile | denildiği | قِيلَ | قول |
| 3 | lehumu | onlara | لَهُمُ | - |
| 4 | rkeu | rükû edin/eğilin/dize gelin/baş eğin | ارْكَعُوا | ركع |
| 5 | la | لَا | - | |
| 6 | yerkeune | rükû etmezler/eğilmezler/dize gelmezler/baş eğmezler | يَرْكَعُونَ | ركع |
Rükû için; bak 2:43
insanın rükûsu
Kavram Adı:
insanın rükûsu
Kavram No: 11
Kısa Açıklama: 11 Beynin (bedenle veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi, baş eğmesi.
Bu Kavramın Geçtiği Ayet Sayısı: 9
Türkçe Meal: Ve ikame 572 edin salâtı 5 ; ve verin zekâtı 10 ; ve rükû 11 edin rükû 11 edenlerle birlikte.
Arapça: 50|2|43|واقيموا الصلوه واتوا الزكوه واركعوا مع الركعين
Türkçe Meal: Ve yaptığı zaman beyti/evi 32 bilinci geri döndürme yeri insanlara; ve bir güvenlik; ve edinin/tutun/alın İbrahim'in dikelme/ayağa kalkma/doğrulma yerinden bir salla 13 yeri; ve antlaştık/ahitleştik İbrahim’le ve İsmail'le ki o ikisi temizler evimi 32 ; etrafta dolaşanlar için; ve adananlara/kendini vakfedenlere; ve rükû 11 edenlere; secde 12 edenlere.
Arapça: 132|2|125|واذ جعلنا البيت مثابه للناس وامنا واتخذوا من مقام ابرهم مصلي وعهدنا الي ابرهم واسمعيل ان طهرا بيتي للطايفين والعكفين والركع السجود
Türkçe Meal: "Ey Meryem! Alçak gönüllü ol/uysal ol Rabbine 4 ; ve secde 12 et; ve rükû 11 et rükû 11 edenlerle birlikte."
Arapça: 336|3|43|يمريم اقنتي لربك واسجدي واركعي مع الركعين
Türkçe Meal: Veliniz 28 sizin ancak Allah’tır; ve resûlüdür 418 O'nun; ve iman 47 etmiş kimselerdir; kimseler (ki) ikame 572 ederler salâtı 5 ; ve verirler zekâtı 10 ; ve onlar rükû 11 edenlerdir.
Arapça: 724|5|55|انما وليكم الله ورسوله والذين امنوا الذين يقيمون الصلوه ويوتون الزكوه وهم ركعون
Türkçe Meal: Tevbe 33 edenlerdir; kulluk edenlerdir; hamd 3 edenlerdir; seyahat edenlerdir * ; rükû 11 edenlerdir; secde 12 edenlerdir; emredenlerdir marufla 291 ; ve engelleyenlerdir/yasaklayanlardır münkeri 82 ; ve koruyanlardır Allah'ın hudutlarını; ve müjdele müminleri 27 .
Arapça: 1347|9|112|التيبون العبدون الحمدون السيحون الركعون السجدون الامرون بالمعروف والناهون عن المنكر والحفظون لحدود الله وبشر المومنين
Türkçe Meal: Ve saptadığımız/tespit ettiğimiz zaman İbrahim'e beytin 32 mekanını/yerini; ki şirk koşma 71 benimle bir şey; ve temizle beytimi 32 * tavaf 1149 edenlere; ve kıyam 143 edenlere; ve rükû 11 edenlere; secde 12 edenlere.
Arapça: 2619|22|26|واذ بوانا لابرهيم مكان البيت ان لا تشرك بي شيا وطهر بيتي للطايفين والقايمين والركع السجود
Türkçe Meal: Ey iman 47 etmiş kimseler! Ve rükû 11 edin; ve secde 12 edin; ve kulluk edin 46 Rabbinize 4 ; ve faaliyet edin hayra; belki sizler felaha 326 kavuşursunuz.
Arapça: 2670|22|77|يايها الذين امنوا اركعوا واسجدوا واعبدوا ربكم وافعلوا الخير لعلكم تفلحون
Türkçe Meal: Dedi (Davut): “Ant olsun, zulmetti sana sormakla/istemekle dişi koyununu senin kendi koyunlarına; ve doğrusu, çoğu karışanlardan/ortaklardan mutlak güçlü gelir bir kısmı onların diğer bir kısmı üzerine; kimseler dışında; inandılar ve yaptılar sâlihât 18 ; ve ne azdır onlar; ve zannetti Davut o durumda denediğimizi onu; öyle ki mağfiret diledi/bağışlanma diledi Rabbinden; ve kapandı yere rükû 11 ederek; ve tevbe 33 etti.
Arapça: 3992|38|24|قال لقد ظلمك بسوال نعجتك الي نعاجه وان كثيرا من الخلطا ليبغي بعضهم علي بعض الا الذين امنوا وعملوا الصلحت وقليل ما هم وظن داود انما فتنه فاستغفر ربه وخر راكعا واناب
Türkçe Meal: Ve denildiği zaman onlara rükû 11 edin; rükû 11 etmezler.
Arapça: 5668|77|48|واذا قيل لهم اركعوا لا يركعون