Yüce Allah 22:18 âyetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

2611|22|18|أَلَمْ تَرَ أَنَّ ٱللَّهَ يَسْجُدُ لَهُۥ مَن فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ وَٱلشَّمْسُ وَٱلْقَمَرُ وَٱلنُّجُومُ وَٱلْجِبَالُ وَٱلشَّجَرُ وَٱلدَّوَآبُّ وَكَثِيرٌ مِّنَ ٱلنَّاسِ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ ٱلْعَذَابُ وَمَن يُهِنِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِن مُّكْرِمٍ إِنَّ ٱللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَآءُ

E lem tera ennallahe yescudu lehu men fis semavati ve men fil ardı veş şemsu vel kameru ven nucumu vel cibalu veş şeceru ved devabbu ve kesirun minen nas, ve kesirun hakka aleyhil azab, ve men yuhinillahu fe ma lehu min mukrim, innallahe yef'alu ma yeşa'.

Görmüyor musun ki Allah’a; O'na secde eder göklerdeki kimseler ve yerdeki kimseler ve Güneş ve Ay ve yıldızlar ve dağlar ve ağaçlar ve hareketli canlılar ve insanlardan çoğu, ancak çoğunun üzerine haktır azap ve Allah kimi aşağılar artık olmaz ona hiç değer veren; doğrusu Allah dilediği şeyi yapar.

 

(يَسْجُدُ) yescudu kelimesi kökü (سجد) alçalmak (to be low), belin eğilerek başın yere koyulması-secde (prostration), saygı ve hürmetle boyun eğmek (bow in reverence), tapmak (adore), tapma ritüeli olarak başın eğilerek yere koyulması (prostrate one’s self in prayer or adoration) anlamındadır. Steingass, page 481 (of 1241)

(كَثِيرٌ) kesurun kelimei kökü (كثر) çok (much- abundant), çoğu (many- most), çok sayıda (numerous), pek çok (a lot) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 954 (of 1303)

Ayetten anladığımıza göre göklerde ve yerde olanlar Yüce Allah’a secde etmektedir. Yüce Allah daha sonra vurgulama amaçlı olarak bu secde edenlerden bazılarını sayıyor. Bunlar Güneş, Ay, yıldızlar, ağaçlar, dağlar ve hareketli canlılardır.

Şüphesiz bu doğrudur. Evrende sınav durumunda olmayan ne varsa her şey Allah’a secde etmek durumundadır. Teslim olmak durumundadır. Ancak kendisi sınav durumunda olan insan ise özgür bırakılmıştır.

(كَثِيرٌ) kesurun kelime çok önemli bilgi verir. Bu kelime dikkatli okunduğunda Yüce Allah’ın bu ayette verdiği çok büyük bir mesajı anlamamızı sağlar. Bu kelime ‘çoğu’ anlamındadır.  Bir şeyin büyük bir kısmı demektir.

Yüce Allah insanların çoğunun Allah’a secde ettiğini (tapınma amaçlı olarak alçaldıklarını) buyurmakla birlikte hemen sonrasında çoğu insanın azabı hak ettiğini buyurmuştur. Bu durum nasıl olabilir? Ne gibi bir ders çıkarmalıyız bu ayetten?

 

Çoğu insan Allah’a secde ediyorsa (tapınma amaçlı olarak alçalıyorlarsa) Yüce Allah çoğuna neden azap etsin?

Demek ki bu çoğu insanın secdelerinde bir sorun var. Yüce Allah onların secdelerini kabul etmiyor. Yüce Allah'ın affetmeyeceği, bağışlamayacağı en büyük günahın şirk olduğunu Kuran'dan bildiğimize göre demek ki bu secdeler şirk içerdiği için kabul edilmiyor. 

Özetle; Allah’a secde eden çoğunluğun müşrik olması nedeni ile bu çoğunluğa azap hak olmuştur.

Gerçekten de Dünya üzerinde yaşayan insanların çoğunluğunun sorunu bu şirk koşma durumudur. Çoğu insan müşriktir. Müşrik olan insanlarda aynı zamanda kâfirdirler. Çünkü Yüce Allah’ın gerçek dinini örtüp gizlemektedirler.  

Dünya üzerinde yaşayan Hristiyanlar, Yahudiler, Hindular, Budistler ve kendilerine Müslümanım diyen ancak gerçek müslümanlıkla ilgileri olmayan kişiler Yüce Allah'a tapınma amaçlı olarak alçalırlar. Fiziksel olarak bazı ritüeller gerçekleştirirler.  Allah’a secde eder görülürler ancak inandıkları ve uyguladıkları din müşrik dinidir.

Hristiyanlar İsa peygamberi Allah’ın oğlu yapar Allah’a ortak koşarlar. Yahudiler Uzeyr peygamber Allah’ın oğludur derler Allah’a ortak koşarlar. Kendilerine müslümanım diyen milyarlarca kişi hadis kitaplarındaki yalan yanlış bilgileri Kuran’a ve Allah’a ortak koşarlar.

Görüldüğü gibi insanların çoğu Allah’a secde ederler (tapınma amaçlı olarak alçalırlar) ancak müşrik olarak. Şirk Yüce Allah tarafından asla affedilmeyecek bir günah olduğuna göre insanların çoğu bu nedenle azabı hak etmektedir.

22:19 ayetinde işaret veriliyor.

Yüce Allah 22:19 âyetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

2612|22|19|هَٰذَانِ خَصْمَانِ ٱخْتَصَمُوا۟ فِى رَبِّهِمْ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِّن نَّارٍ يُصَبُّ مِن فَوْقِ رُءُوسِهِمُ ٱلْحَمِيمُ

Hazani hasmanihtesamu fi rabbihim fellezine keferu kuttıat lehum siyabun min nar, yusabbu min fevkı ruusihumul hamim.

İşte bu iki hasım taraf çekişirler Rableri hakkında; ancak kimselere ki kâfirlik ederler (saklarlar-gizlerler), biçilecek onlara ateşten giysiler, dökülecek başlarının üstünden kaynar su.

 

22:19 ayeti de bize büyük işaretler verir. Bu ayette Rableri hakkında tartışan iki hasım (çekişen) taraf var. Çekişen bu 2 grubun bir grubunun şirksiz bir şekilde iman eden insanlar olduğu ortadadır. Diğer grup ise şirk içinde Allah’a secde eden (tapınma amaçlı olarak alçalan) 22:18 ayetindeki çoğunluk insanlardır. 22:19 ayetinde ateist ve deist olan insanların kast edildiğini düşünmek doğru değildir. Ateist ve deist olan kimseler Allah’ı zaten Rableri olarak kabul etmiyorlar. Ayrıca insanların büyük bir çoğunluğu ateist veya deist değil. Ateist ve deistler insanların yaklaşık olarak %15'ini oluşturmakta (2020 verisi). İnsanların çoğunluğu Allah'a inanıyoruz diyen kimseler. Bu açıdan bakıldığında Allah’ı Rableri olarak kabul eden iki grubun tartışmasının söz konusu olduğunu düşünmek daha doğrudur. 22:18 ayeti ve 22:19 ayeti birlikte okunduğunda çekişme içindeki ilk grubun Rablerine şirksiz bir şekilde secde eden grup olduğu, ikinci grubun ise Rablerine şirk koşarak secde eden grup olduğu anlaşılır.  İnsanların çoğu Allah’ın halis ve tek tevhid dinine kâfirlik ederler (saklarlar-gizlerler). Bu nedenle insanların çoğunluğunu oluşturan bu kimselere azap hak olmuştur.

Aklı olan bir kişi şunu sorar; çoğunluğun dininden miyim?

Azaptan kurtulmak ve 22:18 ayetinin muhatabı olmamak için bir insan ne yapmalıdır?

Çoğunluğa uymamalıdır. Atalarınını dinini terk etmelidir. Dinini sadece Allah'a özgülemeli, Allah'ın astlarından hiç bir şeyi veli edinmemelidir. Sadece Kuran'a göre hayatını düzenlemelidir. Din adına hüküm koyan Kuran haricindeki tüm kitapları elinin tersi ile geriye itmeli, Kuran'ı ve içerdiği hükümleri baş tacı yapmalıdır. Allah ile arasına hocalar, imamlar ve tarikat şeyhleri koymamalıdır.    

En doğrusunu Allah bilir.