Yüce Allah aşağıdaki ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

3772|36|69|وَمَا عَلَّمْنَٰهُ ٱلشِّعْرَ وَمَا يَنۢبَغِى لَهُۥٓ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْءَانٌ مُّبِينٌ

Ve mâ allemnâhuş şi’re ve mâ yenbagî leh, in huve illâ zikrun ve kur’ânun mubîn.

Öğretmedik ona şiir; ve yakışmaz ona; değildir o bir öğüt dışında; ve apaçık bir Kuran’dır.

3773|36|70|لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ

Li yunzire men kâne hayyen ve yehıkkal kavlu alel kâfirîn.

Uyarman için kimseyi olmuş olan diri/canlı; ve hak olur söz kâfirler (gerçeği örtenler, gizleyenler) üzerine.

3237|27|80|إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ ٱلْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوْا۟ مُدْبِرِينَ

İnneke lâ tusmiul mevtâ ve lâ tusmius summed duâe izâ vellev mudbirîn.

Doğrusu sen ölüleri çağrıyı duyar-işitir yapamazsın ve duyar-işitir yapamazsın sağırları; arkalarını çevirerek dönüp gittikleri vakit.

3680|35|22|وَمَا يَسْتَوِى ٱلْأَحْيَآءُ وَلَا ٱلْأَمْوَٰتُ إِنَّ ٱللَّهَ يُسْمِعُ مَن يَشَآءُ وَمَآ أَنتَ بِمُسْمِعٍ مَّن فِى ٱلْقُبُورِ

Ve mâ yestevîl ahyâu ve lâl emvât, innallâhe yusmiu men yeşâu, ve mâ ente bi musmiin men fîl kubûr.

Ve eşit olur değildir diriler ve ölüler; doğrusu Allah duyar-işitir yapar dilediği kimseyi ve değilsin sen duyar-işitir yapan kabirler içindeki kimseyi.

3459|30|52|فَإِنَّكَ لَا تُسْمِعُ ٱلْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ ٱلدُّعَآءَ إِذَا وَلَّوْا۟ مُدْبِرِينَ

Fe inneke lâ tusmiul mevtâ ve lâ tusmius summed duâe izâ vellev mudbirîn.

Öyle ki doğrusu sen ölüleri çağrıyı duyar-işitir yapamazsın ve duyar-işitir yapamazsın sağırları; arkalarını çevirerek dönüp gittikleri vakit.

 

Bu ayetlerden öğrendiklerimiz;

Kuran bir şiir değildir. Kuran’ın apaçık bir öğüttür.

Yüce Allah’ın bu sözü çok dikkatli irdelenmelidir. Kuran öyle bir öğüttür ki bir insanın dünya hayatını ve ahiret hayatını kurtarır. Ancak nasıl kurtarır? Arapçasından anlamını bilmeyerek haşa bir ezgi gibi, veya dokunaklı bir şiir gibi dinleyerek mi? Asla. İçindeki hükümleri anlayarak bir öğüt olur. Düşünün bir kere. Yaşlı bir babamız olsun. Ölmeden önce bizlere öğüt vermek istiyor. Kuran’da geçen, bir mümin kimse olan Lokman gibi. Bizleri yanına çağırıyor ve öğüt vermeye başlıyor. Ancak ilginç bir durum var. Babamız anlamadığımız bir dilde, bir ezgi söyler gibi nameli kelimeler söylüyor. Hiçbir şey anlamıyoruz dediklerinden.  Babamız ölüyor. Ancak bizlere verdiği öğütten hiçbir şey anlamadık. Yazık oldu. Belki de çok faydalı şeyler söylemiştir. Ancak ne dediğini bilmiyoruz. Ancak babamız bize tıpkı Lokman’ın oğluna verdiği gibi kendi anladığımız dilde öğüdü verseydi ne olurdu? Hepimiz öğüdü anlardık ve ona uyardık. İşte Kuran da aynıdır. Kuran apaçık bir öğüttür. Bize öğüt verir. Ne yapmamız gerekir? Öğüdü dinlememiz ve anlamamız gerekir. Anlamadığınız bir dilde değil. Anlayacağımız bir dilde dinlememiz gereklidir. Esas olan Kuran’ın Arapçasından anlamayarak okumak değil, esas olan şey Kuran’ın öğüt olan mesajının anlaşılmasıdır.    

Kuran’ın amacı diri olmuş olan/canlı olmuş olan kimseyi uyarmaktır.

Kuran’ın öğüdü ancak diri olan/canlı olan insanlar içindir. Öğütten yararlanmak için bir bilinç olması gerektiği ortadadır.

Kuran’ın öğüdüne uymayan kâfirler (gerçeği örten, gizleyen) üzerine artık Yüce Allah’ın sözü hak olur.

Kuran anlayarak okunduğunda kâfirlere yönelik bir çok uyarı olduğu net bir şekilde görülür. Bu uyarılara rağmen Kuran’ın mesajına uymayıp kâfirlikte direnenler için Yüce Allah’ın azap sözü artık hak olur.  

Kuran’ın çağrısı ölülere ulaştırılamaz.

Kuran’ın en çok mezarlıklarda ölülere okunurken hatırlandığını biliyoruz. Okunan Kuran’ı ölülerin duymaları mümkün değildir. Ölmüş olan insanların bilinçleri bu evreni terk etmektedir. Onlara ulaşmak mümkün değildir. Bu nedenle Kuran’ı duyup anlamaları ve onun içerdiği hükümleri uygulamaları ve doğru yola ulaşmaları artık mümkün değildir. Ölmeden önce yapacaklardı o işi. Ölmeden önce Kuran'ı anlayarak okuyacaklardır. İş işten geçmiştir artık. Ancak mezarlıktaki cenaze için gelen, halen diri/canlı olan insanların bir şansı var. Kuran'ı anlayarak okumaya başlamak için bu cenaze bir vesile olabilir. 

Arkalarını çevirerek dönüp gittikleri vakit sağırlara duyurulamaz.

Sağır bir kimse nasıl sırtını dönüp gittiğinde arkasından seslenildiğinde hiç duymuyor ve tepki vermiyor ise Kuran’ın çağrısına sağır olmuş, Kuran’a kulak vermeyen kişilere de bu öğüdü işittirmek mümkün değildir.

Diriler ile ölüler eşit olur değildir.

Diri olan bir kişi ölmüş ve artık bu dünya ile bağlantısı kalmamıştır. Artık öğüt ona ulaşamaz. Ancak diri olan kişi öyle değildir. Öğüdü duyabilir ve öğüde kulak verebilir.

Sadece Yüce Allah bir insanın Kuran’ın öğüdünü duymasını sağlayabilir.

Ancak Yüce Allah bir insana Kuran’ın öğüdünü duydurabilir. Yüce Allah dilerse bir insan Kuran’ın öğüdünü işitir ve ona uyar. Yüce Allah dışında hiç kimsenin (peygamberler dahil) yetkisi yoktur. Muhammed peygamberin de bir yetkisi yoktur. Nuh peygamberin öz oğluna öğüdü duyuramadığını biliyoruz. İbrahim peygamberin babası öğüde sağır olmuştu. İbrahim peygamberin duası bile öğüdün ulaşmasını sağlayamadı babasına.

En doğrusunu Allah bilir.