O kadar muhteşem bir sure ki içerdiği ayetlerle ilgili kısa bir makale yazmak istedim.

Yüce Allah 103:1-3 ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet

Arapça okunuş

Meal

6175|103|1|وَٱلْعَصْرِ

Ve l-asr.

Zamana ant olsun.

6176|103|2|إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ لَفِى خُسْرٍ

İnnel insane le fi husr.

Doğrusu insan mutlak hüsran-ziyan içindedir.

6177|103|3|إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلْحَقِّ وَتَوَاصَوْا۟ بِٱلصَّبْرِ

İllellezine amenu ve amilu s-salihati ve tevasav bil hakkı ve tevasav bis sabr.

Dışında kimseler ki: İman ederler-inanırlar ve yaparlar düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler ve tavsiye ederler-gözetirler doğru olanı ve tavsiye ederler-gözetirler metanetle direnmeyi.

 

Bu muhteşem sureyi  Mahmoud Khalil Al Hussary'dan dinlemek için; 

 

103:1 ayetinin detaylandırılması;

# Kelime Anlam Kök

1

ve l'asri

zamana ant olsun

عصر

 

(ٱلْعَصْرِ) l-asr kelimesi kökü (عصر) çağ-devir-epok (epoch, era), zaman (time) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 721 (of 1303)

 

103:2 ayetinin detaylandırılması;

# Kelime Anlam Kök

1

inne

doğrusu

 

2

l-insane

insan

انس

3

lefi

mutlak içindedir

 

4

husrin

hüsran-ziyan

خسر

 

(خُسْرٍ) husr kelimesi kökü (خسر) kayba uğrama (to incur a loss), bir hasar nedeni acı çekmek (suffer damage), kaybetmek (to lose) anlamındadır.  Hans Wehr 4th ed., page 277 (of 1303)

 

103:3 ayetinin detaylandırılması;

# Kelime Anlam Kök

1

illa

dışında

 

2

ellezine

kimseler ki

 

3

amenu

iman ederler-inanırlar

امن

4

ve amilu

ve yaparlar

عمل

5

s-salihati

düzeltici- iyileştirici -barışa yönelik işler

صلح

6

ve tevasav

ve tavsiye ederler-gözetirler

وصي

7

bil-hakki

doğru olanı

حقق

8

ve tevasav

ve tavsiye ederler-gözetirler

وصي

9

bis-sabri

metanetle direnmeyi

صبر

 

(ٱلصَّٰلِحَٰتِ) s-salihati kelimesi kökü (صلح) iyi olmak (to be good), doğru olmak (right), kurallara uygun-münasip (proper), kullanışlı olmak (to be usable), doğru kalmak (hold true), sıraya koymak (to put order), restore etmek (restore), ıslah etmek (make amends), onarmak-iyileştirmek (to mend, improve), düzeltmek (ameliorate), barış yapmak (to make peace) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 609 (of 1303)

Sulh (barışmak) ve ıslah etmek (düzeltmek) gibi kelimeler güzel Türkçemize bu kökten geçmiştir. 

(ءَامَنُوا) amenu kelimesi kökü (امن) iman etmek-inanmak (to believe), inanıp-güvenmek (trust), güven ve emniyet sahibi olmak (have confidence) anlamındadır.  Hans Wehr 4th ed., page 35 (of 1303)

(عَمِلُوا۟) amilu kelimesi kökü (عمل) yapmak (to do), harekete geçmek (act, operate), üretmek (produce) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 755 (of 1303)

(تَوَاصَوْا۟) tevasav kelimesi kökü (وصي) tavsiye etmek (advice), ısrarla tavsiye etmek (to urge), önermek (recommend), gözetmek (to take care of) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 1259 (of 1303)

(بِٱلْحَقِّ) bil-hakki kelimesi kökü (حقق) doğru olmak (to be true), gerçek (true), doğruluk (right) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 223 (of 1303)

(بِٱلصَّبْرِ) bis-sabri kelimesi kökü (صبر) sabırlı olmak-dayanmak (patience), sakin-soğuk kanlı olmak (composure), azimli ve metanetli olmak (steadfastness), sağlam-sıkı-dayanıklı (firmness), kontrolü elden bırakmamak (self control), kendine hâkim olmak (self-possession), direnç göstermek (to endurance) anlamındadır. 

 

Şimdi Allah’ın izni ile ayetleri inceleyelim;

Zamana işaret edilmesi;

Surenin ilk ayetinde zamana bir işaret vardır. ‘asr’ kelimesi çağ, dönem anlamlarına gelse de bu ayette zaman anlamının verilmesi daha mantıklıdır. Evrenimizde uzay-zaman dokusu içinde zaman akışkandır. İnsanın doğması, büyümesi, evlenmesi, çoluk çocuk sahibi olması, yaşlanması, torun sahibi olması ve ölmesi zamanın akması ile gerçekleşir. Bu surede insanın tam hüsranda olması uzay zaman dokusu içinde yaşadığı süreçte yaptığı veya yapmadığı şeylere bağlıdır. İşte Yüce Allah bu nedenle zamana ve dolayısı ile onun akışına/geçişine işaret ettikten sonra hüsranda olan insanların ve hüsranda olmayan insanların yapıp yapmadıkları şeylere göre sınıflandırmasını yapmıştır.

Yüce Allah tabiri caiz ise zamanın akışına dikkat edin, hepiniz hüsrandasınız. Ancak 103:3 ayetinde size işaret ettiğim şeyleri yaparsanız bu hüsrandan-bu zarardan kurtulursunuz buyurmaktadır. Size ayetlerimde önerdiklerimi zaman kaybetmeden yapın buyurmaktadır.

Zamanın geri alınamayacağı gerçeği;

1. ayette zamana işaret edilmesinin başka bir amacı olabilir. Zaman tek yönde akmaktadır. Her geçen saniyeyle hatta bir Planck zamanında Yüce Allah’ın bize vermiş olduğu zaman sona ermektedir. Diğer bir deyiş ile insan sonu hep zararla, ziyanla ve hüsran ile bitecek bir sınav içindedir. Bu sınavda ancak 3. ayette belirtilen kişiler başarılı olacaktır.

Bu sınav tek yönlüdür. Sınavın sonunda başa dönüp tekrar başlamak sınavın amacına aykırıdır. Yüce Allah zamana ve bir sınava işaret ediyor ise bu zaman tek yönlü olmalı, bu yönün tersine bir müdahale olamamalıdır.   

Zamanda asla geri gidilemez ve zaman asla geri alınamaz. Zamanda ileri/geleceğe gidilebileceğini (zaman genişlemesi ile) biliyoruz. Modern fizik zamanda ileri gidilebileceğini net bir şekilde bize bildiriyor. Hatta bilimsel olarak geleceğe yolculuk yapıldığı kesin olarak ispatlandı. GPS dünya konumlandırma sisteminde kullanılan uydular Dünya yörüngesinde (daha az yer çekimi) o kadar hızlı hareket ederler ki içlerindeki atom saatleri yeryüzündeki atom saatlerine göre daha yavaş akar. Bu uyduları tekrar yeryüzüne indirsek onların saatlerinin bizimkine göre geri olduğunu görürüz. Bu uydular yeryüzüne inerek kendilerine göre geleceğe yolculuk yapmış olurlar.     

Ancak zaman yolcuğu ile geçmişe gitmek imkansızdır. Hipotezler olsa da bilim insanları zamanda geçmişe gidilemeyeceğini (Stephen Hawking gibi) düşünmektedirler. Stephen Hawking vefat etmeden önce yaptığı çalışmalarda zamanda geri gitmenin imkansız olduğu bildirmiştir.    

Ne muhteşem bir işaret! Kuran'da geçmişe yolculuk ile ilgili hiç bir işaret yokken, geleceğe yolculuk ile ilgili işaretlerin (Ashab-ı Kehf, 100 yıl öldürülen kişi) olması gerçekten büyük bir mucizedir.  

 

İnsan mutlak hüsrandadır. Mutlak zarardadır. Mutlak ziyandadır.

Evreni/evrenleri yaratan Yüce Allah’ın bu ayeti dehşet vericidir. Ayette insan kelimesi tekil olarak gelse de mesaj tüm insanları kapsar. Ayette insanın mutlak hüsranda olduğu anlaşılıyor. Normal bir hüsran değil. Mutlak bir hüsran. Kelimenin başına eklenmiş olan ‘Levurgulama amaçlıdır. Yani tam bir hüsran, tam bir zarar, mutlak bir ziyan. Öyle bir ziyan ki akla zarar. Tahmin edemeyeceğiniz kadar hüsran anlamındadır.

103:3 ayetinde bu mutlak-tam hüsrandan kurtuluşun yollarını Rabbimiz bize bildiriyor. Mesaj yine tüm insanlaradır.

Bu mutlak hüsrandan kurtulacak insanların özellikleri aşağıdadır;

  • İman ederler, inanırlar
  • Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yaparlar
  • Doğru olanı tavsiye ederler-gözetirler
  • Metanetle direnmeyi tavsiye ederler-gözetirler

 

Şimdi bu maddeleri tek tek inceleyelim;

Neye iman edilecektir? Neye inanılacaktır?

Cevap çok nettir. Şirkten uzak bir şekilde tek bir Allah’ın varlığına, O’nun göndermiş olduğu Kuran’a, Kuran’ın mesajına iman etmek esastır. Başka hiçbir şeye değil. Tek Allah’a ve tek Kuran’a.

 

Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yaparlar

(Amilu s-salihati) tamlaması kesinlikle ibadet etmek değildir. Kuran’da geçen salat etmek (evren-doğa ile uyum sağlayarak onu desteklemek, toplumsal dayanışma içinde olup Allah’ın indirdiği yasaları toplumda ayakta tutmak, uygulamak ve sürdürmek, Allah’tan destek istemek amaçlı bazı ritüelleri içeren namaz), oruç tutmak, zekât vermek, infak etmek, sadaka vermek gibi ibadetlerden başka bir şeydir. Zaten Yüce Allah bu kavramları Kuran’da ayrıca belirtmiştir. Bu eylemler zaten yapılacaktır. S-salihati kelimesinin anlamı düşünüldüğünde ayette çok daha başka bir şeyin anlatıldığı anlaşılır.

Kişilerden başlayıp topluma doğru;

Evrensel akıl ile iyi ve doğru olan her şeyi ayakta tutmak, bunun için mücadele etmek, bozuk ve yanlış olan şeyleri düzeltici, onarıcı işler yapmak, insanların barış içinde yaşaması için gerekli şartların oluşması için mücadele etmek anlamındadır.  ‘S-salihati’ kelimesi kesinlikle pasif bir kelime değildir. ‘Ben etliye sütlüye karışmam’, ‘Bana ne? Ben ibadetimi yapıyorum’ ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ gibi cümleler kurmak ‘s-salihati’ yapan bir kişinin özelliği değildir.  

 

Doğru olanı tavsiye ederler-gözetirler

(تَوَاصَوْا۟) tevasav kelimesinin anlamı tavsiye etmektir. Ancak kelimenin ‘gözetleme’ anlamı da dikkate alındığında (بِٱلْحَقِّ) ‘bil-hakkihakkın, doğrunun, gerçeğin her zaman tavsiye edilerek gözetlenmesi gerektiği anlaşılır. Her zaman gerçeği ve doğruyu tavsiyeleşmek gereklidir. Bireysel olarak doğru ve gerçeğin her zaman tavsiye yolu ile ayakta tutulması topluma yansıdığında toplumda muhteşem olumlu değişiklikler oluşacaktır. Hakkın zıttı olan bâtıl yok olup gidecektir.  

 

Metanetle direnmeyi tavsiye ederler-gözetirler

(صبر) sabır kelimesinin yukarıda verilen anlamları düşünüldüğünde Türkçemize bu kelimenin yanlış anlamda geçtiği görülür. Türkçede sabır kelimesi başına ne geldiyse istisnasız her şeyi kabul etme, acı çekme olarak anlaşılmaktadır. Ancak bu anlam kesinlikle yanlıştır. Sabır kelimesi direnme, dik durma, kontrolünü kaybetmeden, metanetini koruyarak zorluklara karşı direnme ve mücadele etmek demektir.

İnsanlar işte bu şekilde bir sabrı birbirlerine tavsiye edecekler ve gözeteceklerdir. Hiç şüphe yoktu ki kendileri de bu tavsiyeye uyacaklardır.

Yeryüzünde yaşayan tüm insanların asr suresine tam olarak uyduklarını bir düşünün. Ne terör kalır, ne adaletsizlik, ne açlık, ne zulüm, ne mutsuzluk. İnsanlar huzur ve mutluluk içinde yaşarlar.   

En doğrusunu Allah bilir.