Bu soruların cevabını yine Kuran’dan öğreneceğiz inşallah.

‘kavmen’ kelimesi bir kavim, bir toplum, bir halk anlamındadır. Kavim kelimesinin Kuran’da geçiş yerlerine baktığımızda; genel kullanımının resûllerin gönderildiği toplumu, halkı, bir grup insanı işaret etmek için olduğunu görürüz. (3:86, 5:22, 6:89, 7:133, 7:164, 9:13, 9:39, 9:53, 9:115, 10:75, 11:29, 11:57, 12:9, 18:86, 18:93; 19:97, 21:11, 23:46, 23:106, 25:18, 27:12, 28:32, 28:46, 32:3, 36:6, 37:30, 43:5, 43:54, 44:28, 45:14, 45:31, 46:23, 47:38, 48.12, 49:6, 51:46, 58:14, 58:22, 60:13).

Şimdi konumuz ile ilgili ayetleri inceleyelim;

Yüce Allah aşağıdaki âyetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

2345|19|97|فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ ٱلْمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِۦ قَوْمًا لُّدًّا

Fe innema yessernahu bi lisanike li tubeşşire bihil muttekine ve tunzire bihi kavmen ludda.

Öyle ki, doğrusu biz kolaylaştırdık onu senin dilinle; müjdelemen için onunla muttakileri-sakınanları ve uyarman için onunla azgın-çekişmeci bir kavmi-bir toplumu.

3296|28|46|وَمَا كُنتَ بِجَانِبِ ٱلطُّورِ إِذْ نَادَيْنَا وَلَٰكِن رَّحْمَةً مِّن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرٍ مِّن قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ

Ve ma kunte bi canibit turi iz nadeyna, ve lakin rahmeten min rabbike li tunzire kavmen ma etahum min nezirin min kablike leallehum yetezekkerun.

Ve sen Tur yanında değildin seslendiğimiz zaman; ancak bir rahmet Rabbinden, kendilerine senden önce herhangi bir uyarıcı gelmemiş bir kavmi-bir toplumu uyarasın diye; öyle ki belki öğüt alırlar.

3504|32|3|أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ بَلْ هُوَ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرٍ مِّن قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ

Em yekulunefterah, bel huvel hakku min rabbike li tunzire kavmen ma etahum min nezirin min kablike leallehum yehtedun.

Ya da onu uydurdu mu diyorlar? Hayır! O gerçektir Rabbinden, kendilerine senden önce herhangi bir uyarıcı gelmemiş bir kavmi-bir toplumu uyarman için; öyle ki belki doğru yola kılavuzlanırlar.

3709|36|6|لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمْ فَهُمْ غَٰفِلُونَ

Li tunzire kavmen ma unzire abauhum fe hum gafilun.

Uyarman için bir kavmi-bir toplumu uyarılmamış babaları öyle ki onlar (babaları) gaflet içindedir.

 

Kavim-toplum haricinde başka bir ayette;

Yüce Allah 6:92 ve 42:7 âyetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

881|6|92|وَهَٰذَا كِتَٰبٌ أَنزَلْنَٰهُ مُبَارَكٌ مُّصَدِّقُ ٱلَّذِى بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنذِرَ أُمَّ ٱلْقُرَىٰ وَمَنْ حَوْلَهَا وَٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَهُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ

Ve haza kitabun enzelnahu mubarekun musaddıkullezi beyne yedeyhi ve li tunzire ummel kura ve men havleha, vellezine yu'minune bil ahireti yu'minune bihi ve hum ala salatihim yuhafizun.

Ve bu bir kitap, onu indirdik mübarek olarak, doğrulayıcı elleri arasındakini (Tevrat’ı) ve uyarman için şehirlerin anasını ve onun çevresindeki kimseleri; ve ahirete inanan kimseler inanırlar ona ve onlar salatlarını korurlar.

4277|42|7|وَكَذَٰلِكَ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ قُرْءَانًا عَرَبِيًّا لِّتُنذِرَ أُمَّ ٱلْقُرَىٰ وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنذِرَ يَوْمَ ٱلْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ فَرِيقٌ فِى ٱلْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِى ٱلسَّعِيرِ

Ve kezalike evhayna ileyke kur'anen arabiyyen li tunzire ummel kura ve men havleha ve tunzire yevmel cem'i la reybe fih, ferikun fil cenneti ve ferikun fis sair.

Ve böylece biz vahyettik sana Arapça bir Kur’an; uyarman için şehirlerin anasını ve onun çevresindeki kimseleri ve uyarman toplanma günü için; yoktur kuşku onda; bir fırka-bölük cennette ve bir fırka-bölük ateştedir.

 

Bu ayetlerden çok net bir şekilde anlarız ki babaları (yakın ataları) uyarılmamış olan bir kavmi-bir toplumu uyarmak Kuran’ın bir amacıdır. Kuran’ın Muhammed resûlün anadili olan (anladığı dil) Arapça olarak indirildiği ve resûlün de aldığı vahyi yaşadığı zaman ve bölgedeki insanlara ilettiği konusunda şüphe yoktur. Yüce Allah daha önce de kitaplar göndererek toplumları kendi katında tek olarak kabul ettiği tek dine (İslam) tabi olmaya çağırmıştır. Kuran’dan anladığımıza göre bazı insan toplulukları vahye muhatap olmuş, bazı insan toplulukları ise vahye muhatap olmamıştır. Yüce Allah vahye muhatap olmayan toplumları sorumlu tutmayacağını da yine şerefli Kuran’da bize bildirmiştir. 17:15 ayetinde Yüce Allah ‘…Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edecek değiliz.’ buyurmaktadır. Demek ki bazı toplumlar vahye muhatap olmamış olabilir. Anlıyoruz ki; Kuran indiği zamanda Mekke ve çevresinde yaşayan insanların babaları (yakın ataları) bir resûl aracılığı ile indirilen bir vahy kitabı ile uyarılmamış.  

Şu doğaldır ki; Muhammed resûl aracılığı ile indirilen Kuran’ın ilk muhatapları yine Muhammed peygamberin başta kendisi olmak üzere yaşamış olduğu zamanda ve yerde yaşayan insanlar olmuştur ve olmalıdır. Vahye ilk muhatap olan bu insanların azgın ve çekişmeci-inatçı olduklarını, din konusunda alabildiğine cahil olduklarını anlıyoruz.

Hiç şüphe yoktur ki Kuran'ın amaçlarından bir tanesi Mekke ve çevresindeki toplumu-kavmi uyarmaktır. Ancak ayetlerin hiçbirinde Kuran’ın tek amacının Mekke ve çevresindeki bu kavmi-bu toplumu uyarmak olduğunu işaret eden kelime geçmez (‘sadece’, ‘yalnızca’ gibi). 

 

Kuran’ın Arapça olması konusu;

Kuran’ın Arapça olması kadar doğal bir şey olamaz. Muhammed resûlün anadilinin Arapça olması bunu gerektirir. Anadili Arapça olan bir resûle anlamadığı dilde vahy gelmesi mantıksız olacaktır. Çünkü vahyi anlamayacaktır. Öncelikle vahyi resûlün anlaması gereklidir. Muhammed resûl Türkçe konuşan bir kavimden bir kişi olmuş olsaydı muhakkak ki Kuran Türkçe olacaktı.

Kuran’ın Arapça olmasının tek nedeni Muhammed resûlün anadilinin Arapça olmasıdır. Başka bir nedeni yoktur. Yüce Allah resûllere kendi anadillerinde vahy gönderir.

 Yüce Allah 14:4 âyetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

1752|14|4|وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِهِۦ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ فَيُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ

Ve ma erselna min resulin illa bi lisani kavmihi li yubeyyine lehum, fe yudillullahu men yeşau ve yehdi men yeşa', ve huvel azizul hakim.

Ve göndermedik hiçbir resûlü kavminin dilinden başka; açıklayabilmesi için onlara; öyleyse saptırır Allah dilediği kimseyi ve doğru yola kılavuzlar dilediği kimseyi ve O güç yetirendir, hikmet sahibidir.

 

Resûllere içinde doğdukları, büyüdükleri, yaşadıkları toplumunun dili ile vahy gönderilir. Bundan daha normal bir şey düşünülemez. Bu noktada önemli olan resûllün anladığı dildir.  Bu nedenle Kuran’ın Arapça olması kadar doğal bir şey yoktur. 

 

Kuran tüm insanlar içindir;

Vahyin Muhammed resûlün içinde yaşadığı kavme iletilmesi ile başlaması, Kuran’ın bu kavim içinde yaşayan insanları uyarmak amacının olması Kuran’ın amacının sadece o toplumu uyarmak olduğu anlamına kesinlikle gelmez. Kuran’ın başka amaçları olduğunu yine Kuran’dan öğreniyoruz. Kuran indiği dönemdeki insanlar başta olmak üzere evrenin her yerinde ve kıyamete kadar sürede yaşayacak olan tüm insanları muhatap olarak kabul etmektedir. Kuran’ın mesajına tanık olan herkes Kuran’dan sorumlu olacaktır.  

Yüce Allah tüm insanlara sesleniyor;

Kuran’da Yüce Allah tüm insanlara seslenmek içinEy insanlar!’ ‘يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ’ ‘Ya eyyuhe n-nasu’ tümlecini kullanmaktadır. Aşağıdaki ayet bunu net bir şekilde gösterir.       

Yüce Allah 49:13 âyetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

4623|49|13|يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَٰكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَٰكُمْ شُعُوبًا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓا۟ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ ٱللَّهِ أَتْقَىٰكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

Ya eyyuhen nasu inna halaknakum min zekerin ve unsa ve cealnakum şuuben ve kabaile li tearefu, inne ekremekum indallahi etkakum, innallahe alimun habir.

Ey insanlar; doğrusu biz yarattık sizi bir erkekten ve bir dişiden ve yaptık sizi milletler ve kabileler birbirinizi tanımanız için; doğrusu en üstün olanınız Allah yanında en çok sakınanızdır, doğrusu Allah bilendir, haberdardır.

 

Yüce Allah ‘Ey insanlar!’ ‘يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ’ ‘Ya eyyuhe n-nasubuyuruyor ise muhatap Kuran’ın inmeye başladığından kıyamete kadar yaşayacak olan tüm insanlardır. Yeter ki bir insan Kuran’ın mesajını duysun.

Aşağıdaki ayetlerde Yüce Allah ‘Ey insanlar!’ ‘يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ’ ‘Ya eyyuhe n-nasu’ buyurarak tüm insanlara seslenmekte ve Kuran’ın başka bir amacının tüm insanları uyarmak olduğunu buyurmaktadır. Kuran’ın muhatabı sadece resûlün yaşadığı dönemdeki ve yerdeki insanlar değildir. 

Yüce Allah aşağıdaki âyetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

663|4|170|يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُمُ ٱلرَّسُولُ بِٱلْحَقِّ مِن رَّبِّكُمْ فَـَٔامِنُوا۟ خَيْرًا لَّكُمْ وَإِن تَكْفُرُوا۟ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا

Ya eyyuhan nasu kad caekumur resulu bil hakkı min rabbikum fe aminu hayran lekum. Ve in tekfuru fe inne lillahi ma fis semavati vel ard. Ve kanallahu alimen hakima.

Ey insanlar; muhakkak ki size geldi Rabbinizden resûl gerçekle; öyleyse inanın sizlere hayırlı olana, ancak eğer kâfirlik ederseniz (örterseniz-gizlerseniz); o durumda, şüphesiz Allah içindir göklerdeki ve yerdeki şeyler; ve Allah bilendir ve hikmet sahibidir.

667|4|174|يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُم بُرْهَٰنٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَأَنزَلْنَآ إِلَيْكُمْ نُورًا مُّبِينًا

Ya eyyuhan nasu kad caekum burhanun min rabbikum ve enzelna ileykum nuran mubin.

Ey insanlar; muhakkak ki size geldi Rabbinizden bir kanıt-bir delil ve indirdik size apaçık bir nur.

1112|7|158|قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنِّى رَسُولُ ٱللَّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا ٱلَّذِى لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ فَـَٔامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِ ٱلنَّبِىِّ ٱلْأُمِّىِّ ٱلَّذِى يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَكَلِمَٰتِهِۦ وَٱتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

Kul ya eyyuhen nasu inni resulullahi ileykum cemianillezi lehu mulkus semavati vel ard, la ilahe illa huve yuhyi ve yumit, fe aminu billahi ve resulihin nebiyyil ummiyyillezi yu'minu billahi ve kelimatihi vettebiuhu leallekum tehtedun.

De ki: “Ey insanlar doğrusu ben Allah'ın resûlüyüm size, hepinize; O’nundur mülkü göklerin ve yerin; yoktur ilah O’nun dışında; yaşam verir ve öldürür; öyleyse inanın Allah'a ve O'nun ümmi nebi resûlüne ki o inanır Allah'a ve O'nun sözlerine; ve tabi olun ona belki doğru yolu bulursunuz.’

1419|10|57|يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَتْكُم مَّوْعِظَةٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَشِفَآءٌ لِّمَا فِى ٱلصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ

Ya eyyuhen nasu kad caetkum mev'ızatun min rabbikum ve şifaun lima fis suduri ve huden ve rahmetun lil mu'minin.

Ey insanlar; muhakkak ki size geldi Rabbinizden bir öğüt-bir nasihat ve bir şifa göğüslerin içindeki şey için ve bir hidayet ve rahmet müminler-inananlar için.

 

Bu ayetlerden açıkça anlarız ki; Kuran bir nurdur. Doğru yolu gösteren bir deniz feneri gibidir. Bir kanıttır, bir delildir. Bir öğüttür, bir nasihattir. Evrenleri yaratan Rabden gelmiştir. Kalplere bir şifadır. Hidayet ve rahmettir tüm insanlara. Resûl Muhammed ise Kuran’ın Yüce Allah katından insanlara transfer olmasını sağlayan elçidir ve tüm insanlar için bu görevi yapmıştır.

Muhammed peygamber aracılığı ile indirilen Kuran indiği dönemdeki insanlar başta olmak üzere kıyamete kadar içinde bulunduğumuz evrende yaşayacak olan tüm insanlara bir rahmet ve öğüt olarak indirilmiştir.

Kuran’ın başka dillere anlaşılması için çevrilmesi;

Kuran’ın anlaşılması konusunun önemli olduğunu 14:4 ayetinden anlıyoruz. Kuran’ın anlaşılması çok çok önemlidir. Resûl Muhammed Yüce Allah’ın vahyinin içeriğini anlayabilmesi için anadilinde olan Arapça almıştır. Mekke ve çevresindeki kimseler de Arapça olan Kuran’ı anlamışlardır. Kuran’ın anlaşılması esastır. Yüce Allah insanları farklı dilleri konuşur ve anlar kılmıştır. İnsanların anlayabildikleri anadilleri farklı farklıdır. Yüce Allah Kuran’ı tüm insanlar için de göndermiş olduğunu bildirdiğine göre Arapça olarak Kuran’ı anlayamayan kimselerin Kuran’ı anlayabildikleri dilde okumaları gereklidir.

Resûl Muhammed peygamberimiz Kuran’ın Arapçasının yanında dünyada konuşulan tüm dillerde olan versiyonunu getiremeyeceğine göre, bu durum Yüce Allah’ın sünnetine ters olacağına göre Yüce Allah’ın mesajı olan Kuran Arapça dışındaki tüm dillere mutlaka çevrilmelidir.

Türkçe çeviri hakkında;

Türkçeye çevrilmiş yüzlerce meal vardır. Bu meallerin çoğuna internet üzerinden ulaşılabilmektedir. Kuran’ın mesajını berrak olarak yansıtabilmesi için Kuran çevirisini yapan kişinin ayetleri çevirirken sebeb-i nüzul denilen çoğu uydurma olan hadis kitaplarından etkilenmeden çeviri yapması esastır. Aksi takdirde Kuran ayetlerinin mesajı hadislerin mesajının ötesine gidememektedir. Kuran’daki kavramlara yine Kuran’dan cevaplar bulunmalıdır. Kuran öyle bir kitaptır ki kendi kendisini açıklamaktadır. Bir ayetteki kelimenin anlamı başka bir ayetten anlaşılabilir ve ayete daha doğru anlam verilebilir. Çeviride mümkün olduğu kadar gramere dikkat edilmeli, kelimelerin anlamı Kuran'ın bütünündeki diğer anlamları ile uyumlu olmalıdır.  

En doğrusunu Allah bilir.