Hemen söyleyelim;

Çeviriler: Kuran_Mucizeler

Not: Ayetlerin motamot çevirisi hedeflendiği için cümleler devrik olmaktadır. Gördüğüm şudur; bu şekilde yapılan çeviriyi okumaya alışınca, vurgular daha ön plana çıkmakta ve ayetin anlamı daha iyi anlaşılmaktadır. Kuran’ın Türkçe hitabı daha edebi olmaktadır.

Rahman ve Rahim olan Yüce Allah’ın ismi ile başlayalım;

Konu başlıkları;

Şefaatin kelime anlamı nedir?

Şefaat nerede gerçekleşiyor ve şefaatin amacı nedir?

Şefaat etme hakkı tümüyle/bütünüyle Yüce Allah’a aittir.

‘Yutâu’ ‘itaat edilen’ kelimesinin işareti.

Yüce Allah’ın şefaat etmeyeceği zalim kimseler kimlerdir?

Müşrikler ahiret evreninde beklenti içinde oldukları şefaatçileri bulamaz.

Nefis (can, insan) üzerinden verilen büyük mesaj: Hiçbir nefis başka bir nefse şefaatçi olamaz.

Yine nefis/can/insan üzerinden müşrik dincilere verilen mesaj: ‘yoktur bir şefaatçi’

Herbir kişi tek başına yargılanacaktır.

Yargılama gününde insanlar arasında karşılıklı alışveriş, dostluk, şefaat olmayacaktır.

Müşrikler ne diyorlar? Yüce Allah katında yargılama esnasında araya girerek müdahil olup bizi kurtaracak şefaatçiler olacak. Günahlarımızı bağışlatacaklar. Bizleri cehennemden kurtaracaklar. Durum gerçekten böyle mi?   

Müşriklerin kendilerine şefaat edeceklerine inandıkları şefaatçilerin yargılama esnasında fayda sağlayamadıklarını başka bir ayette görüyoruz.

Yüce Allah kimlere şefaat edecektir? Kimlerin yargılama sürecine müdahil olup olumlu karar çıkartacaktır?

Doğru çevrilmesi ve diğer ayetler ışığında okunması çok önemli bir ayet.

Çok önemli bir ayet: Yüce Allah kimlere şefaat eder?

Yüce Allah’ın şefaatinin fayda vereceği insanlar.

Yüce Allah’ın dışında şefaatçiler olacağı inancına sahip kimseleri Kuran ile uyarmak gereklidir. Yüce Allah dışında şefaatçimiz kesinlikle yoktur.

Meleklerin insanlara şefaati.

Meleklerin Yüce Allah ile birlikte insanlara destek olmaları.

Meleklerin Yüce Allah’ın isteği ile, emri ile insanlara mağfiret dilemeleri.

Melekler Yüce Allah’ın razı olduğu kimselere ancak O’nun şefaat etme emri ile şefaat ederler.

Yüce Allah’ın bir kimseye şefaat etmesi sonrası meleklerin bu emri yerine getiren şefaatçiler olması.

Yüce Allah’a ortak edilen ilahlar (ilahlaştırılan resûller de dahil) şefaat yetkisine sahip değildir.

Şefaat kavramının Muhammed peygamberimiz üzerinden büyük şirke alet edilmesi.

 

Şefaatin kelime anlamı nedir?

Şefaat kelimesi (شفع) kökünden türemiş bir kelimedir. Kelime önemli olduğu için saygın bir Arapça-İngilizce sözlükten bu kökten türeyen kelimelerin anlamlarının tamamını verdim. (شفع) kökü çiftlemek (double), bağlamak (attach), eklemek (add), iliştirmek (subjoin), etrafını çevirmek (enclose), ön alım hakkı vermek (to give (right) pre-emption), bağışlamak (grant), aracılık etmek (mediate), birisinin güzel makamını kullanmak (use one’s good offices), iyi bir kelime ilave etmek (put in a good word), devreye girmek/araya girmek (intercede), araya girip müdahale etmek (intervene), müdafaa etmek*bir şey için veya başka bir şey adına (plead), aracılık (mediation- intercession), taraf tutup savunma (advocacy) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 558 (of 1303)

Bütün bu kök anlamlar düşünüldüğünde şefaat kelimesini en iyi yansıtan Türkçe anlam ‘araya girip müdahale etmek’ olur. 

Şefaat nerede gerçekleşiyor ve şefaatin amacı nedir?

Şefaat ahiret evreninde yargılamanın yapıldığı esnada olacaktır. Yargılama süreci son derece kesin kurallara göre yapılacaktır. Bu yargılama gününde kitap ortaya konulur, nebiler ve şahitler getirilir (39:69). Herbir kişi tek olarak yargılanır (6:94). Yapılan zerre kadar iyilik getirilir, yapılan zerre kadar kötülük de getirilir. Bir kişi yargılama sonucunda suçlu bulunursa cehenneme atılır. İşte tam bu noktada şefaat devreye giriyor. Yüce Allah yargılama sürecinde araya girerek, direkt olarak müdahale ediyor ve kişinin günahlarını bağışlıyor ve cezadan kurtarıyor. Cennete yerleştiriyor. Yüce Allah yargılama sürecinde araya girmez/şefaat etmez ve bu kişinin günahlarını bağışlamaz ise yargılama sonucunda kişinin ceza almasına hükmediliyor ve bu kişi cehenneme gidiyor. Durum bu kadar basittir. Yüce Allah kendisine şefaati (yargılamada araya girerek müdahale etmeyi) yazmıştır. Yüce Allah’a sonsuz şükürler olsun ki kendisine şefaati yazmıştır. Aksi halde halimiz perişan olurdu.

4:116 Doğrusu Allah bağışlamaz ortak koşulmasını O’na; ve bağışlar bunun astındakini/berisindekini dilediği kimse için ve kim ortak koşar Allah'a, o durumda muhakkak sapıtmıştır uzak bir sapkınlıkla.

Yüce Allah’ın yargılama esnasında şirk koşmamış olan dilediği kimseler için günahların bağışlanması bizzat kendisinin şefaati ile gerçekleşecektir.

Yargılama esnasında Yüce Allah araya girer de yargılama sürecine müdahil olursa şefaat etme hakkını kullanmış olur. Bu hak birazdan göreceğimiz gibi sadece Yüce Allah’a aittir. Şefaat edilen insan ise şefaat edilme hakkına sahip olmuş olur. Bu nedenle şefaat kelimesi ayette ki geçişine göre şefaat etme hakkı veya şefaat edilme hakkı olarak anlaşılmalıdır.

 

Şefaat etme hakkı tümüyle/bütünüyle Yüce Allah’a aittir. Yargılamaya sadece Yüce Allah müdahele etme hakkına sahiptir. 

Yüce Allah aşağıdaki 39:43 ve 39:44 ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

4099|39|43|أَمِ ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ شُفَعَآءَ قُلْ أَوَلَوْ كَانُوا۟ لَا يَمْلِكُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَعْقِلُونَ

Emittehazû min dûnillâhi şufeâe, kul e ve lev kânû lâ yemlikûne şey’en ve lâ ya’kılûn.

Ya da Allah'ın astından/berisinden şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Sahip olmayanlar bir şeye ve akletmeyenler olmuş olsalar bile mi?”

4100|39|44|قُل لِّلَّهِ ٱلشَّفَٰعَةُ جَمِيعًا لَّهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Kul lillâhi ş-şefâatu cemîâ, lehu mulkus semâvâti vel ard, summe ileyhi turceûn.

De ki: “Allah'a aittir tüm/bütün şefaat; O'nundur mülkü göklerin ve yerin; sonra O'na döndürülürsünüz.”

 

39:43 ayetinden net bir şekilde anlarız ki Yüce Allah’ın astından/berisinden şefaatçi edinmek kesinlikle doğru bir şey değildir. Bu ayette bunun yapan kimseler eleştiriliyor. Yüce Allah dışında şefaatçiler olacağı beklentisi içinde olan kimselerin müşrik oldukları anlaşılır. Müşrik kelimesi Yüce Allah’ın astında/berisinden kimseleri Yüce Allah’ın yetkisine ortak eden kimseler demektir. Tümüyle/bütünüyle şefaat etme yetkisi kendisinde olan Yüce Allah ile birlikte bu yetkiye O’nun astından/berisinden olan kimseleri de ortak etmektir. Kuran indiği dönemde bu müşrikler vardır. Bugün de var. Kıyamete kadar da olacaklar. Yüce Allah’a inanmakla birlikte O’na şirk koşan bu müşriklerin ümit bağladıkları en büyük kurtuluş şansları Yüce Allah'ın astından/berisinden başka kimselerin kendilerine şefaat etmesidir. 

Günümüzde de yaşayan bu müşrikleri kısaca tanıyalım;

Bu müşrikler Muhammedî olduklarını iddia eden, Muhammed peygamberin ümmetiyiz diyen, kendilerinin Müslüman olduklarını sanan milyarlarca insandır. Hristiyanlar ve Yahudilerin de çoğu müşriktirler. Ancak bu makalede sadece Muhammedî toplum üzerinden inceleme yapılacaktır.

Şefaat ile ilgili bir çok uydurulmuş hadis var. Lütfen kısa bir araştırma yapın. Bu hadislere göre Muhammed peygamberimiz yargılama gününde araya girerek ümmetinin günahlarını bağışlatacak, hatta cehennemde kendi ümmetinden olan günahkar kişileri kurtaracaktır. Hadislerde Muhammed peygamberimiz dışında şehitlere, alim kimselere ve küçük yaşta ölmüş olan çocuklara da bütünüyle/tümüyle Yüce Allah’a ait olan şefaat etme hakkının verildiğini görüyoruz.

Maalesef müşrikler Kuran’ın hükümlerine ekleme yapan bu uyduruk hadislere iman ederler ve Yüce Allah’ın rızasını kazanacak olan şirksiz/ortak koşmadan inanmak ve s-salihatı (düzeltmeye yönelik-barışa yönelik işler) yapıp erdemli yaşamak yerine kendilerine şefaat edeceğini düşündükleri Muhammed peygamberi dualarında çağırırlar. ‘Şefaat ya resûl Allah’ derler. Tam bir şirk.

Uzak bir sapkınlıkla sapıtmış oldukları için Kuran’daki bazı ayetleri de bu sapkın inanışları açısından değerlendirerek Yüce Allah dışında şefaatçilerin Kuran’da işaret edildiğini söylerler. Ancak aşağıda detaylı olarak inceleyeceğimiz gibi şefaat etme hakkının tümüyle/bütünüyle Yüce Allah’a ait olduğunu göreceğiz. Aşağıdaki ayetleri her okuduğunuzda lütfen 39:44 ayetini tekrar tekrar okuyun ve bu ayet her zaman aklınıza gelsin. Hatta ezberleyin.

39:44 De ki: “Allah'a aittir tüm/bütün şefaat; O'nundur mülkü göklerin ve yerin; sonra O'na döndürülürsünüz.”

39:44 ayetinden net olarak anlarız ki şefaatin tümümün/tamamının Yüce Allah’a aittir. Nokta. (جَمِيعًا) ‘cemîâ’ kelimesi tüm, bütün, tamamı anlamındadır. Diğer bir deyiş ile şefaat Yüce Allah’ın dairesi içindedir. Aşağıdaki resimde gösterildiği gibi.

de ki tum butun sefaat Allah a aittir kuran ve sefaat kavrami

Yüce Allah bu şeffat etme hakkını kimseye vermiyor. Yargılama sürecinde dilediği kimse için müdahil oluyor, bu kimsenin günahlarını bağışlıyor ve yargılanan kişi lehine kararın değişmesini sağlayabiliyor.

‘Yutâu’ ‘itaat edilen’ kelimesinin işareti;

Yüce Allah aşağıdaki 40:18 ayetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

4149|40|18|وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ ٱلْءَازِفَةِ إِذِ ٱلْقُلُوبُ لَدَى ٱلْحَنَاجِرِ كَٰظِمِينَ مَا لِلظَّٰلِمِينَ مِنْ حَمِيمٍ وَلَا شَفِيعٍ يُطَاعُ

Ve enzirhum yevmel âzifeti izil kulûbu ledel hanâciri kâzımîn, mâ liz zâlimîne min hamîmin ve lâ şefîin yutâu.

Ve uyar onları yaklaşan güne; o vakit kalpler dayanır gırtlaklara, kızgınlıklarını yutanlardır/baskılayanlardır; yoktur zalimler için hiçbir dost ve yoktur itaat edilen bir şefaatçi.

 

yutâu’ kelimesi kökü (طوع) itaat etmek (obey) anlamındadır.  Hans Wehr 4th ed., page 670 (of 1303)

40:18 ayeti ahiret evreninde gerçekleşen yargılama gününün dehşeti hakkında fikir veriyor. İnsanlar korku, kaygı ve endişe içinde çaresizdirler.

yutâu’ fiili pasif, tekil ve geniş zaman gelmiştir. ‘itaat edilen’ anlamı vardır. Yüce Allah kimseye itaat etmeyeceğine göre ayetteki itaat edilen tekil varlık Yüce Allah’ın kendisidir. Aksi halde Yüce Allah kendisinin astları olan/berisinde olan kimselere itaat eden bir yaratıcı konumuna düşecektir. Haşa! Bu mümkün değildir. Yüce Allah kimseye itaat etmez. ‘itaat edilen bir şefaatçiYüce Allah’ın bizzat kendisidir. Herkes ona itaat eder. Bazı çevirilerde bu kelimeye ‘sözü dinlenen’ gibi bir anlam verildiğini görüyoruz. Bu kesinlikle doğru değildir. Kelimenin kesin ve net anlamı ‘itaat edilen’ demektir.   

Yüce Allah bu ayette kendisinden başka şefaatçi olmayacağını, yargılama sürecine ancak ve ancak kendisinin müdahale edip araya girebileceğini buyuruyor. Bu şefaat etmeyi de zalimler için yapmayacağını, zalimlerin yakın bir dostu da olmayacağını açıkça bildiriyor.

Yüce Allah’ın şefaat etmeyeceği zalim kimseler kimlerdir?

En büyük zalimlik kendi nefsine yapılan zulümdür. Bu da Yüce Allah’a ortak koşmaktır. Şirk günahını işleyen kimseler en büyük zalimlerdir. 40:18 ayetinde açıkça bildirildiği gibi Yüce Allah’a ortak koşan kimselere yargılama gününde  Yüce Allah kesinlikle şefaat etmeyecektir.

"Kutsal kitabımız Kuran’dır" diyen kimselerin kendilerine zulmetmeleri: Şirk; Allah'ın astlarından ilahlar edinmek.

 

Müşrikler ahiret evreninde beklenti içinde oldukları şefaatçileri bulamaz.

Yüce Allah aşağıdaki 26:100 ayetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

3030|26|100|فَمَا لَنَا مِن شَٰفِعِينَ

Fe ma lena min şafiin.

Öyle ki yoktur bizlere şefaatçilerden.

 

26:100 ayetindeki insanlar ahirette birbirleri ile çekişmektedir. Bu ayetten açıkça anlıyoruz ki bu kimseler Yüce Allah’tan başka kimselerin kendilerine şefaatçi olacağını sanan müşriklerdir. Ahirette bu kimseler şok olmuşlardır. ‘şafiin’ kelimesi çoğul olup ‘şefaatçiler’ anlamındadır. Bu da bize bu kimselerin kendilerine birden fazla kimsenin şefaat edeceğine inandıklarını gösterir. Biliyoruz ki şefaat kavramını uyduruk hadisler açısından anlayanlara göre peygamberler haricinde şehitler, küçük çocuklar, evliyalar, iyi kullar (cennetteki insanlar) şefaatçiler olacaklardır. Ayette bu inanca sahip kimselerin şok olduklarını, bu şefaatçileri göremediklerini anlıyoruz. Doğrudur. Tek şefaatçi (yargılayama müdahale edebilen) Yüce Allah’tır. Anladığımıza göre bu kimseler umduklarını bulamamışlar ve üstüne üstlük Yüce Allah da kendilerine şefaatçi olmamıştır. Ayetten Yüce Allah dışında bir çok şefaatçiler varmış da bu kimselere bu şefaatçiler şefaat etmemişler anlamı kesinlikle çıkmaz. Ayette bizlere şefaat etmediler denmiyor. ‘lena’  kelimesi var. ‘yoktur bizlere’ demektir. Umdukları şefaatçiler ortada yoktur.

 

Nefis (can, insan) üzerinden verilen büyük mesaj: Hiçbir nefis başka bir nefse şefaatçi olamaz.

Yüce Allah aşağıdaki 2:48 ve 2:123 ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

55|2|48|وَٱتَّقُوا۟ يَوْمًا لَّا تَجْزِى نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَٰعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

Vettekû yevmen lâ teczî nefsun an nefsin şey’en ve lâ yukbelu min şefâatun ve lâ yu’hazu min adlun ve lâ hum yunsarûn.

Ve takvalı olun bir güne; karşılık ödemez bir nefis bir nefse bir şey; kabul edilmez ondan (nefisten) bir şefaat ve alınmaz ondan (nefisten) bir fidye/bir kefaret ve onlara yardım edilmez.

130|2|123|وَٱتَّقُوا۟ يَوْمًا لَّا تَجْزِى نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْـًٔا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنفَعُهَا شَفَٰعَةٌ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

Vettekû yevmen lâ teczî nefsun an nefsin şey’en ve lâ yukbelu min adlun ve lâ tenfeu şefâatun ve lâ hum yunsarûn.

Ve takvalı olun bir güne; karşılık ödemez bir nefis bir nefse bir şey; ve kabul edilmez ondan (nefisten) bir fidye/bir kefaret; fayda vermez ona (nefse) bir şefaat; onlara yardım da edilmez.

 

2:48 ayetinde Yüce Allah bizleri yargılama gününün dehşeti konusunda uyarıyor. Bizlere o güne karşı takvalı olmamızı yani o günden sakınmamızı öneriyor. Ayet çok açık ve net. Yargılama sürecinde hiç insan başka bir insana ne fayda ne de zarar verebiliyor. Yargılama sürecinde hiçbir insandan bir fidye/bir kefaret kabul edilmiyor. Hiçbir insanın şefaatçi olamayacağı, şefaatçi olarak hiç kimsenin kabul edilmeyeceği bildiriliyor.

2:48 ayetinde çok ilginç bir işaret var. Bir nefsenefsin’ (نَفْسٌ) işaret var. Nefis kelimesi can, kişi, insan demektir.

‘karşılık ödemez bir nefis bir nefse bir şey’, ‘kabul edilmez ondan (nefisten) bir şefaat’ ve ‘ve alınmaz ondan (nefisten) bir fidye/bir kefaret’ geçişleri ile tek bir kişi/nefis/insan üzerinden mesaj veriliyor. Peygamberler de insanlar olduğuna göre, onlar da birer nefis olduğuna göre kesin olarak anlarız ki yargılama sürecince hiçbir insan başka bir insana yardım edemez (peygamberler dahil), bir fidye/kefaret ödeyemez (peygamberler dahil) ve şefaatçi olamaz (peygamberler dahil).

Ayetin devamında da çok ilginç bir işaret var. Yüce Allah hiçbir nefse yardım edilmez demiyor. Çok ilginç. Bunu demiş olsaydı anlardık ki yargılama sürecinde hiçbir insana yardım edilmeyecek. Bunun yerine ‘onlara yardım edilmez.’ buyuruyor. Tüm insanları kapsayan nefis kelimesi yerine ‘onlara’ diyerek insanların bir kısmını işaret ediyor. Muhteşem bir detay. İnsanların bir kısmına yardım etmeyeceğini bildiriyor. Başka ayetlerden biliyoruz ki Yüce Allah bazı insanlara yargılama sürecinde şefaat edecektir. Bazı insanlara yardım edecektir.

Benzer şekilde ancak vurgulamalar değişik olacak şekilde 2:123 ayetinde de hiçbir nefse başka bir nefis tarafından bir şefaatin fayda vermeyeceği bildiriliyor. Fayda veremez çünkü hiçbir nefsin şefaat etme yetkisi yoktur.  

 

Yine nefis/can/insan üzerinden müşrik dincilere verilen mesaj: ‘yoktur bir şefaatçi’

Yüce Allah aşağıdaki 6:70 ayetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

859|6|70|وَذَرِ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِهِۦٓ أَن تُبْسَلَ نَفْسٌۢ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلِىٌّ وَلَا شَفِيعٌ وَإِن تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَّا يُؤْخَذْ مِنْهَآ أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ أُبْسِلُوا۟ بِمَا كَسَبُوا۟ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ

Ve zerillezînettehazû dînehum leiben ve lehven ve garrathumul hayâtud dunyâ ve zekkir bihî en tubsele nefsun bimâ kesebet, leyse le min dûnillâhi veliyyun ve lâ şefîun, ve in ta’dil kulle adlin lâ yu’haz minhâ, ulâikellezîne ubsilû bimâ kesebû, lehum şarâbun min hamîmin ve azâbun elîmun bimâ kânû yekfurûn.

Ve bırak dinlerini bir oyun ve eğlenceli uğraş edinen kimseleri; ve aldattı onları dünya hayatı; ve öğüt ver onunla (Kuran’la) ki yıkıma uğrar bir nefis kazandığıyla; olmaz onun (nefsin) Allah'ın astından/berisinden bir koruyanı/himaye eden yakın arkadaşı; ve yoktur bir şefaatçi; ve eğer fidye olarak önerse her türlü fidyeyi, alınmaz ondan (o nefisten); bunlardır kimseler yıkıma uğramış kazandıklarıyla; onlaradır bir içecek kaynar sudan ve bir acıklı azap; olmaları nedeniyle kâfirlik etmiş (gerçeği gizlemiş, örtmüş).

 

6:70 ayeti muhteşem işaret veriyor. Bu ayette ateistlerden falan bahsedilmiyor. Direkt olarak dinci kimselerin durumu işaret ediliyor. Bu dinci kimseler dinlerini oyun ve eğlence edinmiştir. Dinlerini ritüellere boğmuş olan kimselerdir. Şu kadar şunu dersen şu olur, şu gün şunu yaparsan şu olur, tuvalete şu şekilde girersen şu olur, taharetlenmeyi şu kadar taşla yaparsan şu olur gibi sonu gelmeyen hurafeler içinde Yüce Allah’ın gerçek dinini ıskalamışlardır. Bu yaptıkları ritüellerden de oldukça keyif alırlar. Mutlu olurlar. Ancak durum onların düşündüğü gibi değildir. Bu kimseler farkında olmasalar da Yüce Allah’ın tek dini olan Kuran’ın hükümlerini örtükleri için kâfirlik etmiş yani gerçeği gizlemiş ve örtmüş olmaktadırlar.

Ayetin ilerleyen bölümlerinde bu müşrik kimselerin Kuran ile uyarılması gerektiğini Yüce Allah’ımız bize bildiriyor. Ancak öğütler işe yaramıyor. Ne kadar Kuran ile öğüt verilse de Kuran’ı anlayarak okumuyorlar. Sürekli hadis kitapları okuyorlar. Hadis kitapları nedeni ile kalpleri kararıyor, katılaşıyor ve Kuran’ı anlamaz oluyorlar.

Kuran ne diyor 6:70 ayetinde; bir nefsin, bir canın, bir insanın Yüce Allah’ın astından/berisinden (şüphesiz peygamberler de dahil) şefaatçisi olmaz. Daha ne desin Kuran!

Müşrikler ahiret evrenindeki yargılama gününde şoka gireceklerdir. Yüce Allah’ın astından/berisinde Yüce Allah ile birlikte yalvardıkları kimseler (peygamberler, evliya/veliler, şeyhler, ölüler vb.) ahiret evreninde yanlarında olmayacaktır. Bunu ‘olmaz onun (nefsin) Allah'ın astından/berisinden bir koruyan/himaye eden yakın arkadaşı’ ve 've yoktur bir şefaatçi' geçişi ile rahatlıkla anlıyoruz.

 

Herbir kişi tek başına yargılanacaktır.

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

883|6|94|وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَٰدَىٰ كَمَا خَلَقْنَٰكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُم مَّا خَوَّلْنَٰكُمْ وَرَآءَ ظُهُورِكُمْ وَمَا نَرَىٰ مَعَكُمْ شُفَعَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَٰٓؤُا۟ لَقَد تَّقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنكُم مَّا كُنتُمْ تَزْعُمُونَ

Ve lekad ci’timûnâ furâdâ kemâ halaknâkum evvele merratin ve teraktum mâ havvelnâkum verâe zuhûrikum, ve mâ nerâ meakum şufeâekum ullezîne zeamtum ennehum fîkum şurakâu, lekad tekattaa beynekum ve dalle ankum mâ kuntum tez’umûn.

Ve ant olsun geldiniz bize tek olarak ilk kez yarattığımız gibi sizi; ve terk ettiniz şeyleri sırtlarınız arkasında bahşedip verdiğimiz size; ve görür değiliz sizinle birlikte şefaatçilerinizi; kimseler ki iddia ettiniz onlar içinizden ortaklar; ant olsun kesip ayırdı aranızı ve kayboldu sizlerden iddia ettiğiniz şeyler.

 

6:94 ayetinde yargılamanın tek tek yapılacağı net olarak bildiriliyor. Nasıl ki insan tek olarak yaratıldı, Yüce Allah’a kavuşması da tek olacak ve yargılaması da tek olacaktır. Yüce Allah ‘ve görür değiliz sizinle birlikte şefaatçilerinizi’ buyurarak tek olarak yargılanan insanın yanında başka bir şefaatçi olmayacağını net bir şekilde bize bildiriyor. Hatta yargılanan bu kişinin başka insanların (peygamberler gibi) kendisine şefaat edecek olmasına inandığını ve bunu dünya hayatındayken iddia ettiğini ‘kimseler ki iddia ettiniz onlar içinizden ortaklar’ geçişinden anlıyoruz. Müşrikler kendi içlerinden insanlar olan peygamberleri Yüce Allah’a ortak etmişlerdir. Günümüzde yaşayan Muhammedî toplum Muhammed peygambere şefaat yetkisi vererek Yüce Allah’a ortak etmişlerdir. Ancak durum bu müşriklerin düşündüğü gibi olmayacaktır. Ahiret evreninde gerçekleşecek olan yargılama gününde şok geçireceklerdir. Şefaat beklentisi içinde oldukları kimseler ile kendi araları kesilecektir. İddia ettikleri her şey kaybolacaktır. Tek başlarına yargılanacaklardır. Yanlarında başka hiçbir insan olmayacaktır.

 

Yargılama gününde insanlar arasında karşılıklı alışveriş, dostluk, şefaat olmayacaktır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

261|2|254|يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقْنَٰكُم مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِىَ يَوْمٌ لَّا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَٰعَةٌ وَٱلْكَٰفِرُونَ هُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ

Yâ eyyûhellezîne âmenû enfikû mimmâ razaknâkum min kabli en ye’tiye yevmun lâ bey’un fîhi ve lâ hulletun ve lâ şefâah, vel kâfirûne humuz zâlimûn.

Ey inanmış kimseler! İnfak edin/harcayın sizi rızıklandırdıklarımızdan, gelen bir gün öncesinden; yoktur alışveriş içinde ve yoktur dostluk ve yoktur şefaat; ve kâfirler (gerçeği gizleyenler, örtenler); onlar zalimlerdir.

 

2:254 ayetinde açık ve herkesin rahatlıkla anlayacağı şekilde görüyoruz ki yargılama gününde insanlar arasında yardımlaşma olmaz, alışveriş olamaz, dostluk olmazşefaat olmaz. Demek ki yargılama gününde insanlar birbirlerine asla ve asla şefaat edemeyeceklerdir.

 

Müşrikler ne diyorlar? Yüce Allah katında yargılama esnasında araya girerek müdahil olup bizi kurtaracak şefaatçiler olacak. Günahlarımızı bağışlatacaklar. Bizleri cehennemden kurtaracaklar. Durum gerçekten böyle mi?   

Yüce Allah aşağıdaki 10:18 ayetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

1380|10|18|وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَٰٓؤُلَآءِ شُفَعَٰٓؤُنَا عِندَ ٱللَّهِ قُلْ أَتُنَبِّـُٔونَ ٱللَّهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِى ٱلْأَرْضِ سُبْحَٰنَهُۥ وَتَعَٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ

Ve ya'budûne min dûnillâhi mâ lâ yedurruhum ve lâ yenfeuhum ve yekûlûne hâulâi şufeâunâ indallâh, kul e tunebbiûnallâhe bimâ lâ ya'lemu fîs semâvâti ve lâ fîl ard, subhânehu ve teâlâ ammâ yuşrikûn.

Ve kulluk ederler Allah'ın astından/berisinden ki zarar vermez onlara ve yararı olmaz onlara; ve derler: “Bunlar şefaatçilerimizdir Allah katında.”; de ki: “Allah'ı mı bilgilendirirsiniz göklerde ve yerde bilmediği şeyle?”; münezzehtir O ve ortak koştukları şeyin üzerinde yücedir.

 

Çok açık ve net bir ayet. Müşrikler Yüce Allah’ın astından/berisinden şeylere de Yüce Allah’ın yanında kulluk etmektedirler. Müşriklerin çok önemli bir özelliği ayette bildiriliyor. Bu da şudur; müşrikler Yüce Allah katında kendilerine şefaat edecek şefaatçilerin olduğuna inanırlar. Bu ayet Muhammed peygamberimizin, şehitlerin, evliyanın/velilerin Yüce Allah katında şefaat edecekleri inancına sahip kişilere tokat gibi bir cevaptır. Kendilerine gelmeleri için bir tokat. Görüldüğü üzere Yüce Allah bu inancın kesinlikle yanlış olduğunu bildiriyor. “Allah'ı mı bilgilendirirsiniz göklerde ve yerde bilmediği şeyle?” buyurarak bu kimselerin kesin bir bilgileri olmadan zanna uyduklarını bildiriyor. Ayetten anlaşılan diğer bir konu ise müşriklerin Yüce Allah’ın astlarından kulluk ettikleri kimseler/şeyler ahirette müşriklere ne bir fayda ne de bir zarar verebilecektir. Kısaca hiçbir etkileri olmayacaktır. Herkes dünya hayatında yaptıkları veya yapmadıkları konusunda yalnız olarak hesaba çekilecektir. Yargılama esnasında kimse kimseye yardım edemeyecektir.

 

Müşriklerin kendilerine şefaat edeceklerine inandıkları şefaatçilerin yargılama esnasında fayda sağlayamadıklarını başka bir ayette görüyoruz.

Yüce Allah aşağıdaki 74:48 ayetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

5541|74|48|فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَٰعَةُ ٱلشَّٰفِعِينَ

Fe mâ tenfeuhum şefâatu ş-şâfiîn.

Öyle ki fayda vermez onlara şefaati şefaatçilerin.

 

Bu ayet Kuran’ın bütününde geçen şefaat ayetleri iyi okunmadığında yanlış anlaşılabilmektedir. Sanki çok sayıda şefaatçi varmış da bunlar o kimselere artık şefaat etmeyecekmiş gibi bir yanlış algı oluşabilir. Ancak bu kesinlikle yanlıştır. Ayet diğer şefaat ayetleri ile birlikte okunduğunda, suredeki geçtiği pasaj konusuna bağlı olarak okunduğunda şefaat inancına sahip olan müşriklerin inancının yanlış olduğu vurgulanmaktadır. Bu ayetin işaret ettiği kimseler Sekar cehennemine girmiş olan ve Yüce Allah’tan başka şefaatçilerin olacağına inanan kimselerdir.

Bu kimselerin neden cehennemde (Sekar) oldukları özetleniyor;

74:43 Dediler: “Biz olmadık musallinlerden.”

74:44 Ve değildik yedirir miskine.

74:45 Ve bizlerdik dalanlar yanlış/faydasız söylemlere/konuşmalara dalanlarla birlikte.

74:46 Ve bizler olmuştuk yalanlar yargılama gününü.

Musallin kelimesi şirke girmeden tek ilah olan Yüce Allah’a sürekli yönelmek demektir. Yüce Allah’ın şirke asla müsaade etmeyen tek dinine destek olmak demektir. Bu kelimenin bazı çevirilerde ‘namaz kılanlar’ olarak çevrildiğini görüyoruz. Bu çeviriler doğru değildir. Salat kavramı ile ilgili daha fazla bilgi almak için lütfen aşağıdaki makaleyi okuyunuz.

Dr. Sonia Cihangir’in ‘Kur’an’daki Namaz’ isimli muhteşem kitabından anladıklarım ve kendi yorumlarım

74:45 ayetindeki ‘nehudu’ kelimesi kökü (خوض) faydasız/yanlış konuşmalara girmek/dalmak anlamındadır. Lane's Lexicon, page 825 (of 3039)

Bu kişilerin yanlış, fayda vermeyen boş şeyler/boş sözler içine daldığını görüyoruz (74:45). Burada işaret edilen şey ilahi kitaplar dışında kitaplar edinenlerdir. Tevrat’ı bırakıp yalan yanlış hikayeler içeren Talmud’a iman edenler, Kuran’ı bırakıp hadis kitaplarına iman edenler bu ayette işaret ediliyor. Hadis kitaplarına iman edenler yalan yanlış, zan içeren, hiçbir fayda vermeyen binlerce sözün içine dalarlar.

74:46 ayetinde çok önemli bir bilgi veriliyor. ‘Ve bizlerdik yalanlar yargılama gününü.’ deniyor. Bu ayet çok önemlidir. Bu kimselerin ahiretteki tekrar diriliş ve hesap vermeyi yalanlayan ateistle olmadıkları ortadır. Çünkü 74:48’de bu kimselerin şefaatçilerin kendilerine şefaat edeceği inancı var. Ateistlerin böyle bir inancı yoktur. Müşriklerin ise yargılama gününde bu şefaatçilerin kendilerini Yüce Allah’a affettireceği gibi bir yanlış inanışları var. Hatta cehenneme girseler bile oradan bu şefaatçilerin şefaati ile kurtulacakları gibi bir inanışları var. Hatta bazılarının hiç yargılanmadan cennete gideceği gibi yanlış inanışları var. İşte bu yargı gününü, o günde yapılan yargılama sürecini yalanlamaktır. O gün ile ilgili yalan bilgilere sahip olmaktır. Yüce Allah açıkça bu inanışın yanlış olduğunu bildiriyor. Doğru bilginin zikirde/öğütte olduğu yani Kuran’da olduğu işaret ediliyor.

74:48 Öyleyse, ne oluyor onlara ki öğütten yüz çevirenler oluyorlar?

Muhteşem bir ayet. Kuran’dan yüz çevrilince şeytan devreye girer, Yüce Allah’tan başla şefaatçi olacak insanların varlığı inancı oluşur, yalan yanlış hadislere daldıkça dalınır, hiçbir fayda vermeyecek olan saç/sakal/sarık/cübbe gibi boş işler ile uğraşılır. Sağ ayak, sağ el, şunu şu kadar oku günahların affedilir gibi boş sözlere dalınır. Yüce Allah reçeteyi veriyor. Kuran. Kuran’a yönelmek ve musallinlerden olmak.

Özetle; Sizin beklendi içinde olduğunuz şefaatçilerin (peygamberler, şehitler, küçük çocuklar, evliyalar vb.) şefaati sizlere hiçbir fayda vermez buyurmaktadır Yüce Allah.

Yüce Allah kimlere şefaat edecektir? Kimlerin yargılama sürecine müdahil olup olumlu karar çıkartacaktır?

Yüce Allah aşağıdaki 20:109 ayetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

2455|20|109|يَوْمَئِذٍ لَّا تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَٰنُ وَرَضِىَ لَهُۥ قَوْلًا

Yevme izin lâ tenfau ş-şefâatu illâ men ezine lehur rahmânu ve radıye lehu kavlâ.

O gün fayda vermez şefaat, kimse dışında; izin verdi ona Rahman ve onayladı/tasvip etti ona bir söz/bir kelime.

 

ş-şefâatu’ kelimesi dişil bir kelimedir. ‘tenfauş’ kelimesi ise fiildir ve geniş zaman kipindedir. ‘fayda verir, yararlı olur’ anlamındadır. Bu fiilin öznesinin 3. şahıs tekil ve dişil olarak geldiğini görüyoruz. Bu da bize fiilin öznesinin bir sonraki dişil olan ‘ş-şefâatu’ kelimesi olduğunu doğrular. Bu fiilin başındaki ‘’ olumsuzluk verir. Böylece kesin olarak anlarız ki fayda vermez olan, yararlı olmaz olan şey şefaattir. Kısaca anlam ‘fayda vermez şefaat’ olur.

‘illâ’ kelimesi ‘dışında/haricinde’ demektir. ‘men’ ise ‘kimse’ demektir. ‘illâ men’ ‘dışında kimse’ buyrularak şefaatin fayda vereceği kimse işaret edilmiştir.

Bütün/tüm şefaat Yüce Allah’a ait olduğunda göre;
39:454 De ki: “Allah'a aittir tüm/bütün şefaat; O'nundur mülkü göklerin ve yerin; sonra O'na döndürülürsünüz.”

Yüce Allah’ın şefaatinin bazı istisnai kimselere olacağı açık ve net bir şekilde görülür. Bu kimseler ayette işaret edilmiş. Bu kimselerin özelliklerini Yüce Allah bize bildiriyor. Bu kimseler ahiret evreninde bir söz/bir kelime söyleme izni verilen kimselerdir. Yüce Allah onların söyleyecekleri şeyi onaylayıp tasvip etmiştir. Onların sözlerinden memnun kalmıştır. Bu nedenle onlara Yüce Allah’ın şefaatinden yararlanma izni vermiştir. İşte bu gibi kendisine bir söz söyleme hakkı verilenlere Yüce Allah şefaat edecektir. Bu kimseler şefaatten fayda görecektir. Bu kimseler şefaat edilme hakkına sahip olacaktır.

Bu ayeti yanlış çevirip de kendisine konuşma izni verilenlerin başka insanların bağışlanması için şefaat edeceği anlamı asla ve asla çıkmaz.

Doğru çevrilmesi ve diğer ayetler ışığında okunması çok önemli bir ayet;

Yüce Allah aşağıdaki 43:86 ayetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

4409|43|86|وَلَا يَمْلِكُ ٱلَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَن شَهِدَ بِٱلْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

Ve lâ yemlikullezîne yed’ûne min dûnihi ş-şefâte illâ men şehide bil hakkı ve hum ya’lemûn.

Ve sahip olmaz O'nu astlarından çağırdıkları kimseler şefaate, dışında kimseler; şahitlik etti hakla/gerçekle ve onlar bilir.

 

Bu ayet çok açık ve nettir. Bu ayette işaret edilen şefaat etme hakkı değil şefaat edilme hakkıdır. Şefaat etme hakkı olamaz. Çünkü bu kez ayette çelişki ortaya çıkar. Yüce Allah’ın kendisine şirk koşulan kimselere (O'nu astlarından çağırdıkları kimseler) şefaat hakkı vereceği gibi bir anlam çıkar ki Kuran’ın diğer tüm ayetleri ile ters düşer.

Tekrar hatırlatalım;

Bütün/tüm şefaat Yüce Allah’a ait olduğunda göre;
39:454 De ki: “Allah'a aittir tüm/bütün şefaat; O'nundur mülkü göklerin ve yerin; sonra O'na döndürülürsünüz.”

Bu ayette işaret edilen şefaate sahip olmak şefaat etme hakkına sahip olmak değil şefaat edilme hakkına sahip olmaktır.

Ayetten anlaşılır ki bilerek, hakla ve gerçekle şahitlik eden insanların (kendileri başka insanlar tarafından Yüce Allah’a ortaklar olarak, bir şirk aracı edilse de) Yüce Allah’ın şefaatine nail olacaklardır, Yüce Allah tarafından şefaat edilme hakkına sahip olacaklardır.

Biraz daha açalım; Yüce Allah’ın astlarından/berisinden birçok kişiye Yüce Allah ile birlikte dua edilmektedir. Bu açıkça şirktir ve bunu yapan müşrik olur. Bu müşrik kimselerin Yüce Allah’ın yanında çağırdıkları kimselerin şefaat edilme hakkına sahip olmayacakları ayette bildiriliyor. Ancak istisnai durumlar hemen sonrasında bildiriliyor. Bilerek/anlayarak gerçek ile şahitlik eden (Yüce Allah’ın Kuran’ına deliller ile iman edenler) kimseler şefaat edilme hakkına sahip olacaktır. Kısaca; kendisi şirke bulaşmamış ancak öldükten sonra müşrik kimseler tarafından şirke alet edilmiş kimseler şefaat edilme hakkına sahip olmaya devam edecektir.  

Örnek olarak; Muhammed peygamberimizi alemlerin efendisi yapmışlardır. Açıkça şirktir. Yüce Allah’ın yanında Muhammed peygamberinize de dua edilmektedir. ‘Şefaat ya resûl Allah” demektedirler. Ancak Muhammed peygamberimizin bu kimselerin kendisini bir şirk aracına dönüştürdüklerinden elbette haberi yoktur. Bu nedenle ondan sorumlu da tutulamaz. Yüce Allah elbette Muhammed peygambere şefaat edecektir. Muhammed peygamberimizin şefaat edilme hakkı olacaktır. Ancak bazı şaklaban şeyhler görüyoruz. Bu şeyhler Allah’ın astlarından olarak Yüce Allah ile birlikte çağrılmaktadır. Ancak kendilerini şirke alet eden bu şeyhlerin şefaat edilme hakları olmayacaktır.

 

Çok önemli bir ayet: Yüce Allah kimlere şefaat eder;

Yüce Allah aşağıdaki 19:87 ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

2335|19|87|لَّا يَمْلِكُونَ ٱلشَّفَٰعَةَ إِلَّا مَنِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحْمَٰنِ عَهْدًا

Lâ yemlikûne ş-şefâate illâ menittehaze inder rahmâni ahdâ.

Sahip olmazlar şefaate; Rahman'ın katında bir ahit/bir antlaşma almış/elde etmiş olan kimse dışında.

 

19:87 ayetinde de işaret edilen şefaat etme hakkı değil şefaat edilme hakkıdır. Yüce Allah ile yapmış olduğu antlaşmaya sadık kalan kimselerin Yüce Allah’ın şefaatine sahip olacağı bildiriliyor. Bu kimseler başka kimselere şefaat etmeyecek. Antlaşmaya uydukları için bu antlaşma bozulmamış olacak ve Yüce Allah antlaşma gereği bu kişilere şefaat edecektir. Bu antlaşma bilinçlerimiz bu evrendeki bedenimize yüklenmeden önce ruhlar alemi diyebileceğimiz bir mekanda Yüce Allah ile yapmış olduğumuz antlaşma/sözleşmedir. Buna ilk misak, elest sözleşmesi, bezm-i elest, kâlû belâ gibi isimler verilmiştir. Yüce Allah “Elestü bi Rabbiküm” “Ben sizin Rabbiniz değil miyim!” dediğinde tüm insanlar ‘Kâlû Belâ” “evet Rabbimizsin” demiştir. Detaylı bilgi ilgili ayetlerden okunabilir (6:152, 2:27, 57:8, 13:20, 5:7, 7:172, 7:102,13:25). İnşallah bu konu hakkında daha detaylı bir bir makale yazmak istiyorum.

19:87 ayetinde işaret edilen bu antlaşmaya uyan insanlar Yüce Allah’ın şefaatine sahip olacaklardır. Bu antlaşmanın ön önemli maddeleri Yüce Allah’ı tek ilah olarak kabul etmek, şirk koşmamak ve şeytanın adımlarını izlememek (36:60), ve Yüce Allah’a takvalı olmaktır/sakınmaktır (3:76).  

 

Yüce Allah’ın şefaatinin fayda vereceği insanlar;

Yüce Allah aşağıdaki 34:23 ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

3627|34|23|وَلَا تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ عِندَهُۥٓ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُۥ حَتَّىٰٓ إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمْ قَالُوا۟ مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ قَالُوا۟ ٱلْحَقَّ وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْكَبِيرُ

Ve lâ tenfeu ş-şefâatu indehû illâ li men ezine leh, hattâ izâ fuzzia an kulûbihim kâlû mâzâ kâle rabbukum, kâlûl hakk(hakka), ve huvel aliyyul kebîr.

Fayda vermez şefaat O'nun katında, haricinde kimse için; izin verdi ona; nihayet korku giderildiği zaman kalplerinden dediler: “Ne dedi Rabbiniz?”, dediler: "Hakkı/gerçeği; ve O yücedir, büyüktür.”

 

Bu ayette de Yüce Allah’ın şefaatinden ancak onun izin verdiği kimselerin fayda göreceği açık ve net olarak bildiriliyor. Yukarıda bildirildiği gibi Yüce Allah’a vermiş oldukları sözü tutmuş olan, şirke girmemiş olan kimseler Yüce Allah’ın şefaatinden yararlandırılma iznine sahip olmuş kişiler olacaklardır.

 

Yüce Allah’ın dışında şefaatçiler olacağı inancına sahip kimseleri Kuran ile uyarmak gereklidir. Yüce Allah dışında şefaatçimiz kesinlikle yoktur.

Yüce Allah aşağıdaki ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

840|6|51|وَأَنذِرْ بِهِ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَن يُحْشَرُوٓا۟ إِلَىٰ رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُم مِّن دُونِهِۦ وَلِىٌّ وَلَا شَفِيعٌ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

Ve enzir bihillezine yehafune en yuhşeru ila rabbihimleyse lehum min dunihi veliyyun ve la şefiun leallehum yettekun.

Ve uyar onunla (Kuran) korkan kimseleri ki toplanıp bir araya getirilirler Rablerine; yoktur onlara O'nun astından/berisinden koruyan/himaye eden yakın arkadaş; ve yoktur bir şefaatçi; belki onlar takvalı olurlar.

3505|32|4|ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ مَا لَكُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِىٍّ وَلَا شَفِيعٍ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ

Allahullezi halakas semavati vel arda ve ma beynehuma fi sitteti eyyamin summesteva alel arş, ma lekum min dunihi min veliyyin ve la şefii, e fe la tetezekkerun.

Allah ki yarattı gökleri ve yeri ve ikisi arasındakini altı günde/evrede; sonra istiva etti Arş üzerine; yoktur sizlere O'nun astından/berisinden hiçbir koruyan/himaye eden yakın arkadaş; ve yoktur şefaatçiniz; öyleyse öğüt almıyor musunuz?

3420|30|13|وَلَمْ يَكُن لَّهُم مِّن شُرَكَآئِهِمْ شُفَعَٰٓؤُا۟ وَكَانُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ كَٰفِرِينَ

Ve lem yekun lehum min şurekâihim şufeâû ve kânû bi şurekâihim kâfirîn.

Ve olmaz onlara ortaklarından şefaatçiler; ve oldular ortaklarını inkar ederler.

 

Daha ne desin Yüce Allah. Müşriklere direkt olarak bir mesaj. Bu ayette mesaj ateist insanlara değildir. Direkt olarak ahirete inancı olan kimselerdir. Yani ölüm sonrası diriliş inancına sahip olan kimseleredir. Uyarı Kuran ile onlara yapılacaktır. Ahiret evreninde dirilip bir araya geldiğinizde birbirinize şefaat edemeyeceksiniz diye buyuruyor. Birbirinize veli olamazsınız diyor. Yani birbirinize koruyan/himaye eden yakın arkadaş olamazsınız buyuruyor. Bunları düşünün ve Yüce Allah’a takvalı olun yani O’ndan sakının diyor. Şefaat edecek tek varlığın Yüce Allah olduğunu bize net bir şekilde bildiriyor. O’nun astından hiç kimsenin (mutlak ki peygamberler de dahil) veli ve şefaatçi olamayacağını bildiriyor.

32:4 ayetinde evrenin ve Dünya gezegeninin yaratılışına işaret edilmesi her insanın bu yaratılışı görebilmesi nedeniyledir. Bu nedenle 32:4 ayetinde mesajın tüm insanlara olduğunu düşünmek mantıklıdır. Açıktır ki yargılama gününde bir insan için Yüce Allah’ından başka veli (koruyan/himaye eden yakın arkadaş) ve şefaatçi olmayacaktır

30:13 ayetini tersten okuduğumuzda; şefaat inancına sahip kişilerin direkt olarak Yüce Allah’a ortak koşan kimseler olduğu anlaşılır. Yüce Allah’a ortak koştukları kimselerin kendilerine şefaat edeceği gibi bir inançları vardır. Bu müşrik insanlar ahiretteki yargılama gününde gerçeği gördüklerinde Yüce Allah’a ortak koştukları kimseleri bu kez inkar edeceklerdir.

 

Meleklerin insanlara şefaati;

Bu konu çok çok önemlidir. Yukarıdaki ayetlerde gördüğümüze göre bir nefis/bir can/bir insan başka bir nefse/bir cana/bir insana asla şefaat edemez. Ancak aşağıdaki ayetlerden anlarız ki melekler insanlara şefaat edebilir. 

Ama bu nasıl olabilir?

Biliyoruz ki; bütün/tüm şefaat Yüce Allah’a aittir.
39:454 De ki: “Allah'a aittir tüm/bütün şefaat; O'nundur mülkü göklerin ve yerin; sonra O'na döndürülürsünüz.”

Şefaat etme hakkı sadece Yüce Allah’a ait olduğuna göre melekler nasıl şefaatçi olabilir?

Bu konunun cevabını vermeden önce kısaca melekler hakkında bilgi verelim ki konu daha iyi anlaşılsın;

Melekler Yüce Allah’ın sisteminde görevli varlıklardır. Melekler bir nefis/bir can/bir insan değildir. Kendi iradeleri yoktur. Yüce Allah’ın emrinden asla çıkmayan varlıklardır. Örnekler; Kuran ayetleri birer melektir. Yerçekimi kuvveti birer melektir. Evrenimizi taşıyan 4 temel kuvvet birer melektir. Vücudumuzdaki trilyonlarca hücre birer melektir. Atomlar birer melektir. Evrenin en küçük yapı taşı olan sicimler birer melektir. Bunlar bizim bildiğimiz melekler. Mutlaktır ki Yüce Allah katında, O’nun arşında bilmediğimiz çok farklı melekler vardır. Dikkat edilmesi gereken şey şudur; nasıl ki yerçekimi kuvveti meleği Yüce Allah’ın kendisine vermiş olduğu emir/görev tanımı dışına asla çıkamaz, harfi harfine kendisine verilen görevi yapar/uygular, diğer tüm melekler de bu şekilde yapar. Aksi asla olmaz, olmaz. 

21:27 Önüne geçmezler O’nun sözle ve onlar O'nun emriyle yaparlar/hareket ederler.

21:27 ayetinde meleklerin özellikleri bildiriliyor. Yüce Allah’ın bir emrinin yerine gelmesini melekler gerçekleştirir.

Böylece anlarız ki meleklerin insanlara şefaat etmesi sadece Yüce Allah’ın şefaat etmesi sonrası gerekli prosedürlerin/detayların tamamlanması ve yerine getirilmesinden ibarettir.

Yüce Allah bir işin olmasına karar verdiği zaman ‘ol’ der. O da oluverir.

2:117 Yokken var edendir gökleri ve yeri; ve karar verdiği zaman bir emre, o durumda sadece der ona: “ol”; böylece o da olur.

Yüce Allah göklere ve yere ‘ol’ dedi; böylece gökler ve yer büyük patlama ile oluştu. Evrendeki Yüce Allah’ın melekleri evreni oluşturdu.

Aynı şekilde Yüce Allah’ın şefaat edeceği kimseye izin çıkmasından sonra melekler artık o kimse için şefaatçi olur ve Yüce Allah’ın emrini yerine getirirler. Şefaatin ortaya çıkmasına/meydana gelmesini sağlarlar.  

Bu önemli bilgiyi verdikten sonra aşağıdaki ayetlerdeki meleklerin insanlar için Yüce Allah’tan şefaat etmesini dilemesi, onlar için mağfiret dilemeleri daha rahat anlaşılır.

Meleklerin şefaati=Yüce Allah’ın şefaatinin yerine getirilmesidir.

Yüce Allah aşağıdaki 53:26 ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

4808|53|26|وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ لَا تُغْنِى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ

Ve kem min melekin fîs semâvâti lâ tugnî şefâatuhum şey’en illâ min ba’di en ye’zen allâhu limen yeşâu ve yerdâ.

Nicesi var ki meleklerden göklerde, işe yaramaz onların şefaati bir şeye; dışında ki izin vermesi sonrasında Allah'ın, dilediği ve razı olduğu kimse için.

 

Yukarıdaki açıklamaları anladık ise bu ayet çok daha anlaşılır olmuştur. Ayette geçen ‘min ba’di ye’zen’, ‘izin vermesi sonrasında’ geçişi de anlam kazanır. Yüce Allah bir kimseden razı olmuş ise, dilerse o kimse için şefaat eder. Bu şefaat izni sonrasında melekler şefaati yerine getirmek ile sorumludur.  

 

Meleklerin Yüce Allah ile birlikte insanlara destek olmaları;

33:43 O (Allah) ki salat eder üzerinize; ve melekleri (de);  böylece çıkarsın (Allah) sizi karanlıklardan aydınlığa; ve olmuştur inananlara çok merhametli.

Bu ayette de meleklerin Yüce Allah ile birlikte zikredilmelerinin deneni O'nun vermiş olduğu destek emrinin tecelli etmesini sağlamaları nedeniyledir. Destek emrinin gereğini yaparlar. 

 

Meleklerin Yüce Allah’ın isteği ile, emri ile insanlara mağfiret dilemeleri;

42:5 Neredeyse gökler yarılır üstlerinden ve melekleri onun (Allah’ın) tesbih ederler hamd ile Rablerini ve mağfiret dilerler kimseler için yerdeki; tartışmasız doğrusu Allah’tır, O'dur çok bağışlayan, çok merhametli.

40:7 Arş'ı taşıyanlar ve onun çevresindeki; tesbih ederler hamd ile Rablerini ve inanırlar O'na ve mağfiret dilerler inanmış kimseler için; “Rabbimiz! Sen genişlettin her şeyi rahmetle ve ilimle; öyleyse bağışla kimseleri tevbe etmiş ve tabi olmuş senin yoluna; ve sakındır onları cehennem azabından.”

40:8 “Rabbimiz! Ve girdir onları Adn cennetlerine ki söz verdin onlara ve düzeltici-barışa yönelik işler yapan babalarından ve eşlerinde ve çocuklarından; şüphesiz sen; sensin güç yetiren, hikmet sahibi.

Bu ayetlerden görüldüğü gibi meleklerin inanmış insanlar için mağfiret diledikleri, destek oldukları, Adn cennetlerine girmelerini istedikleri görülüyor. Yukarıda anlatıldığı gibi melekleri Yüce Allah’tan ayrı varlıklar olarak düşünemeyiz. Çünkü öyle değiller. Melekler Yüce Allah’ın emirlerinin oluşmasını sağlayan, meydana gelmesini sağlayan varlıklardır. Kendi iradeleri yoktur. Kendi başlarına iş yapamazlar. Yüce Allah şefaat ettikten sonra o şefaatin gereğini yaparlar.

Örnek;

Kuran ayetleri birer melektir örneğin. Kuran ayetleri ile bir kişi karanlıklardan aydınlığa çıkar. Savaş esnasında Yüce Allah’ın melekler ile yardım ettiğini görüyoruz.

İkişer ve üçer ve dörder kanatlı melekler: Evrenin yaratılışı-M-teorisi-İki kanatlı melekten 11 kanatlı meleğe dönüşüm

Bedir savaşı ve Hendek savaşında müminlere yardım: Meleklerden 1000'le, meleklerden 3000'le ve meleklerden 5000'le

Meleklerin Yüce Allah’ın izni ve emriyle müminlerin savaşı kazanacak faktörleri olumlu olarak etkileyerek yardım ettiklerini görüyoruz. Kısacası melekler Yüce Allah’ın dilediği işleri yerine getiren şeylerin tümü olup sadece aracıdırlar.

 

Melekler Yüce Allah’ın razı olduğu kimselere ancak O’nun şefaat etme emri ile şefaat ederler.

Bu noktadan anlarız ki Yüce Allah şefaat ederken bu şefaati melekler aracılığı ile yapıyor. Nasıl ki evreni melekler aracılığı ile ayakta tutuyor, nasıl ki savaşta melekleri kullanarak müminlere yardım ediyor, şefaat edeceği insanlara bu şefaati melekler aracılığı ile yapıyor.

Yüce Allah aşağıdaki 21:28 ayetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

2509|21|28|يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ٱرْتَضَىٰ وَهُم مِّنْ خَشْيَتِهِۦ مُشْفِقُونَ

Ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve lâ yeşfeûne illâ li menirtedâ ve hum min haşyetihî muşfikûn.

Bilir ellerinin arasındakini/önlerindekini ve arkalarındakini; ve şefaat etmezler -(Allah’ın) razı olduğu kimse için (olması) haricinde-; ve onlar (melekler) O'nun dehşetinden/haşyetinden korkarlardır.

 

21:28 ayetinde işaret edilen kullar meleklerdir. Herhangi bir insan değildir. Bu ayette de Yüce Allah’ın şefaat ettiği (razı olduğu ve şefaate edilme hakkına sahip olmuş) kimselere şefaati ulaştıranların, bu şefaati uygulayanların melekler olduğunu görüyoruz.

Bu noktada melekler ile ilgili ayeti tekrar hatırlamakta yarar var.

21:27 Önüne geçmezler O’nun sözle ve onlar O'nun emriyle yaparlar/hareket ederler.

Melekler Yüce Allah’ın emri dışında olan varlıklar değildir. Ancak ve ancak Yüce Allah’ın razı olduğu, şefaat edeceği kimselere yardım ederler, bağışlama dilerler, iyi dileklerde bulunurlar. Ancak bu Yüce Allah’ın izni ile gerçekleşebilir.

 

Yüce Allah’ın bir kimseye şefaat etmesi sonrası meleklerin bu emri yerine getiren şefaatçiler olması;

Yüce Allah aşağıdaki 10:3 ayetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

1365|10|3|إِنَّ رَبَّكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ يُدَبِّرُ ٱلْأَمْرَ مَا مِن شَفِيعٍ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ إِذْنِهِۦ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

İnne rabbekumullâhullezî halakas semâvâti vel arda fî sitteti eyyâmin summestevâ alâl arşi yudebbirul emr, mâ min şefîin illâ min ba'di iznihî, zâlikumullâhu rabbukum fa'budûhu, e fe lâ tezekkerûn.

Şüphesiz Rabbiniz Allah'tır ki yarattı gökleri ve yeri altı günde/evrede sonra istiva etti Arş üzerine; planlar/düzenler emri; yoktur hiçbir şefaatçi -haricinde O'nun izni sonrasında-; işte budur Rabbiniz Allah; öyleyse kulluk edin O'na; öyleyse öğüt almaz mısınız?

 

Bu ayeti okumadan önce lütfen yukarıdaki 53:26 ayetini tekrar okuyunuz. 'min ba'di iznihî', 'O'nun izni sonrasında' geçişi önemli. Yüce Allah'ın 'izin vermesi sonrasında' şefaat edenlerin melekler olduğunu 53:26 ayetinde açık olarak görmüştük. Bu nedenle 10:3 ayetinde izin sonrasında şefaat edenler meleklerdir.    

10:3 ayetinden anlaşılan şudur; Yüce Allah’ın şefaatine nail olma şerefine ulaşmış (Yüce Allah’ın razı olduğu) kimsenin bu şefaati almasına Yüce Allah tarafından izin verilecektir. İzin sonrası bu kimselere şefaat emrini melekler ulaştıracaktır. Böylece melekler bu izin verilen kimseler için şefaatçi konumuna geleceklerdir.

Meleklerin Yüce Allah’ın iş ve oluşlarını gerçekleştirdiklerini daha önce görmüştük.

Devam edelim;

Yüce Allah aşağıdaki 2:255 ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

262|2|255|ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ لَا تَأْخُذُهُۥ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ مَن ذَا ٱلَّذِى يَشْفَعُ عِندَهُۥٓ إِلَّا بِإِذْنِهِۦ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَىْءٍ مِّنْ عِلْمِهِۦٓ إِلَّا بِمَا شَآءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَلَا يَـُٔودُهُۥ حِفْظُهُمَا وَهُوَ ٱلْعَلِىُّ ٱلْعَظِيمُ

Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm, lâ te’huzuhu sinetun ve lâ nevm, lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fil ard, menzellezî yeşfeu indehû illâ bi iznih ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum, ve lâ yuhîtûne bi şey’in min ilmihî illâ bi mâ şâe, vesia kursiyyuhus semâvâti vel ard, ve lâ yeûduhu hıfzuhumâ ve huvel aliyyul azîm.

Allah; yoktur ilah O'nun dışında; diridir, ayakta tutup sürdürendir; tutmaz O’nu bir uyuklama ve bir uyku; O'nundur ne varsa göklerde ve yerde; kimdir şefaat eden kimse O’nun katında O'nun izni dışında; bilir ellerinin arasındakini/önlerindekini ve arkalarındakini; kavramazlar bir şey O'nun ilminden dilediği şeyler dışında; genişleyip kapladı O'nun kürsüsü gökleri ve yeri; ağır gelmez O'na koruyup/gözetmek her ikisini; O yücedir, büyüktür.

 

Ne muhteşem bir ayettir 2:255 ayeti. Bu ayette de 10:3 ve 53:26 ayetleri gibi Yüce Allah'ı iznine işaret vardır. İzin sonrası şefaat edenlerin melekler olduğunu görmüştük.

Yüce Allah bu ayette ‘kimdir şefaat eden kimse O’nun katında O'nun izni dışında’ buyurmaktadır. Yüce Allah’ın izni dışında hiç kimsenin şefaat etme hakkına sahip olmayacağını ayetten anlıyoruz. Ancak Yüce Allah bir insana şefaat ederse ve ona şefaat alma izni verirse yukarıda anlatıldığı gibi melekler onun şefaatçileri olur.

Bu ayetleri Kuran’ın bütününe göre okumamız gereklidir. Tüm/bütün şefaat Yüce Allah’a aittir. O’nun astından/berisinden kimselere verilmez. Melekler kendi iradelerine göre insanlara şefaat etmezler. Yüce Allah’ın şefaat etme emrini ulaştırıp yerine getirdikleri için şefaatçi konumunda olan emir erleridir.

 

Yüce Allah’a ortak edilen ilahlar (ilahlaştırılan resûller de dahil) şefaat yetkisine sahip değildir.

Yüce Allah aşağıdaki 36:23 ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

3726|36|23|ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدْنِ ٱلرَّحْمَٰنُ بِضُرٍّ لَّا تُغْنِ عَنِّى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا يُنقِذُونِ

E ettehızu min dûnihî âliheten in yuridnir rahmânu bi durrin lâ tugni annî şefâatuhum şey’en ve lâ yunkızûn.

Edinir miyim O'nun astından/berisinden ilahlar? Eğer dilerse bana Rahman bir zarar, fayda vermez bana bir şey onların şefaati; ve kurtarmazlar beni.

 

36:23 ayetinde de yalnızca Yüce Allah’ın şefaat edeceği ve bu şefaatin fayda vereceği anlaşılıyor. 36:23 ayetinde bu sözleri eden kişi şehrin öbür ucundan gelip de resûllere destek olan kimsedir. Bu kimse Yüce Allah’a şirk koşmayacağını, O’nun astından/berisinden ilahlar edinmeyeceğini açıkça bildiriyor. Kesinlikle çok haklıdır. Biz de o kişi gibi Yüce Allah’ın astlarından/berisinden ilahlar edinmemeliyiz. Durum böyle iken ‘şefaat ya resûl Allah’ diyen kimseye ne demeli? Bu Yüce Allah’ın şefaat etme yetkisini Muhammed peygamberinize vermek değil mi? Muhammed peygamberi Yüce Allah’ın yargılamasına ve O’nun şefaatine ortak etmek değil mi?

36:23 ayetinden anlarız ki; hiç kimseye şefaat etme hakkı verilmediği gibi Yüce Allah’a ortak koşulan kimselerin de (ilahlaştırılan peygamberlerin de) şefaat etme yetkisi olmayacaktır.

Bu ayeti Kuran’a göre bu şekilde anlamak yerine; “Muhammed peygamber bu ayette işaret edilmiyor, o bize şefaat eder” diye anlamak ancak Muhammed peygamberi ilahlaştırarak onu Yüce Allah’a ortak ettiklerinin farkına varmamış insanların yapacağı bir iştir.

 

Şefaat kavramının Muhammed peygamberimiz üzerinden büyük şirke alet edilmesi;

Şeytan bizler için apaçık bir düşmandır ve en büyük amacı bizleri Yüce Allah’a şirk koşanlar etmektir. Çünkü Yüce Allah şirk günahını affetmeyeceğini bildirmiştir. Bu nedenle şeytanın ana hedefi insanları şirk günahına sokmaktır. Öyle bir yöntem kullanır ki insan Yüce Allah’a ortak koştuğunun bile farkına varamaz. İşte şefaat konusu da şeytanın en sevdiği konulardan olmalı. Yüce Allah’a ve Muhammed peygambere iftiralar atarak hadisler uydurtmuştur. Muhammed peygamberin yargılama gününde ümmetinden büyük günah sahibi olanlara şefaat edeceğini uydurtmuş ve maalesef milyarlarca Muhammedî insanı kandırmıştır. Yüce Allah Kuran’da şefaatin tümüyle kendisinin olduğunu açıkça belirttiği halde bazı ayetleri bile yanlış yorumlayarak (hadisler ışığı altında) Yüce Allah’ın astından/berisinden olan Muhammed peygambere yargılama sürecine direkt olarak müdahil olma yetkisi verilmiştir. Katıksız bir şirk.

Şefaat edilme hakkı için Rabbimize yalvarmalıyız. Muhammed peygamberimize değil! Bakın Muhammed peygamber ne diyor;

Yüce Allah 46:9 âyetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

4517|46|9|قُلْ مَا كُنتُ بِدْعًا مِّنَ ٱلرُّسُلِ وَمَآ أَدْرِى مَا يُفْعَلُ بِى وَلَا بِكُمْ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ وَمَآ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ

Kul ma kuntu bid'an miner rusuli ve ma edri ma yuf'alu bi ve la bikum, in ettebiu illa ma yuha ileyye ve ma ene illa nezirun mubin.

De ki: “Değilim resûller arasında ilk olan biri; ve bilmem ne yapılacağını bana ne de sizlere; ben uymuyorum bana vahyedilen şey dışında, ve değilim ben apaçık bir uyarıcıdan başkası.”

 

Bakın Muhammed peygamberimiz yargılama gününde ne diyor? Şefaat ediyor mu size ey ehli sünnet müşrikleri?

Yüce Allah 25:30 ayetinde şu şekilde buyurmuştur.

Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet

Arapça okunuş

Meal

2883|25|30|وَقَالَ ٱلرَّسُولُ يَٰرَبِّ إِنَّ قَوْمِى ٱتَّخَذُوا۟ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانَ مَهْجُورًا

Ve kaler resulu ya rabbi inne kavmi ttehazu hazel kur'ane mehcura.

Ve dedi ki resûl: "Ya Rabbi şüphesiz benim kavmim-toplumum tuttular bu Kuran'ı terk edilmiş"

 

En doğrusunu Allah bilir.