kuran mucizeler logo

Yüce Allah 9:51 ayetinde şu şekilde buyurmuştur. 

Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet

Arapça okunuş

Meal

1286|9|51|قُل لَّن يُصِيبَنَآ إِلَّا مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَنَا هُوَ مَوْلَىٰنَا وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ

Kul len yusibena illa ma keteb allahu lena, huve mevlana, ve alallahi felyetevekkelil mu'minun.

De ki: ‘Asla isabet etmez bize Allah'ın bizim için yazdığı şeyden başkası. O'dur bizim sahibimiz koruyucumuz-yol göstericimiz. Allah'a güvensinler-dayansınlar inananlar.’

 

(يُصِيبَنَآ) yusibena kelimesi kökü (صوب) vurmak (to hit), isabet etmek (to hit the mark) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 617 (of 1303)

(كَتَبَ) ketebe kelimesi kökü (كتب) yazmak (to write), kayda geçirmek (record) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 951 (of 1303)

(فَلْيَتَوَكَّلِ) felyetevekkeli kelimesi kökü (وكل) yetkili kılmak (authorize), emanet etmek (entrust), havale etmek-göreve seçmek (assign), atamak-yetkilendirmek (commission) anlamındadır. Türkçeye de tevekkül olarak geçmiştir. Güvenmek (trust), itimat etmek (confidence) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 1283 (of 1303)

9:51 ayeti detaylandırıldığında;

# Kelime Anlam Kök

1

kul

de ki

قول

2

len

asla

 

3

yusibena

bize isabet etmez

صوب

4

illa

başkası

 

5

ma

şeyden

 

6

ketebe

yazdığı

كتب

7

llahu

Allah'ın

 

8

lena

bizim için

 

9

huve

O'dur

 

10

mevlana

bizim sahibimiz-koruyucumuz-yol göstericimiz

ولي

11

ve ala

   

12

llahi

Allah'a

 

13

felyetevekkeli

güvensinler-dayansınlar

وكل

14

l-mu'minune

inananlar

امن

 

Ayetteki muhteşemliğe bir bakın. İnanılmaz huzur veren bir ayet. Gerçek anlamda inanmış bir kişi için bu dünyada acı, üzüntü, hüzün, sıkıntı, keder, depresyon, kaygı, kronik mutsuzluk (‘distimi’) yoktur. Çünkü Allah’a güvenen, Allah’a dayanan, işlerini Allah’a havale eden, Allah’ı vekil tayin edenler huzur içindedir. Çünkü onlar bilmektedirler ki onların sahibi, koruyucusu ve yol göstericisi evrenlerin yaratıcısı olan Yüce Allah’tır.

Şimdi Allah’ın izni ile ayeti biraz daha detaylı inceleyelim;

Ayette Yüce Allah (كَتَبَ) ‘ketebe’ fiilini mazi (geçmiş zaman) olarak kullanmıştır. Anlam olarak; ‘Yazdığı’ veya ‘yazmış olduğu’ demektir. Anlaşılıyor ki Yüce Allah bizim başımıza gelecek olan her şeyi bir yere yazmış, bir yere kaydetmiş. Bu kayıtta yer almayan hiçbir şey gerçekleşmiyor. Aslına bakılırsa sadece bizim için değil, evrendeki atomlar, atom altı parçacıklar ve evrenin en küçük yapı taşı olan ve titreşen sicimlerin (ipliksi yapılar) zaman boyuttu dâhil kuantum bilgileri kayıtlıdır. Kuantum bilgileri zaman boyutu ile birlikte evreni oluşturur.

Yüce Allah evreni ve bizleri oluşturan, evrendeki tek bir atomun bile nasıl davranacağını nereye yazmış olabilir? Nereye kaydetmiş olabilir?

Cevabı yine Kuran veriyor. Yüce Allah’ın Levh-i mahfuz olarak isimlendirdiği korunmuş levhaya. Bu levha evrenimizi bir üst boyuttan saran iki boyutlu olan bir zardır. Bu makalede daha fazla detaya girilmeyecektir.

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki makaleyi mutlaka okuyunuz;

Levh-i mahfûz nedir? Korunan bir levha

Yüce Allah’ın bizler ve evrenimiz için yazmış olduğu kuantum bilgileri Levh-i mahfuzdan evrenimize Ruh aracılığı ile yansır. Bu bilgileri içeren ruh evrendeki meleklere (sicimlere) yansıyarak evreni zaman boyutu dâhil olmak üzere tüm boyutları ile canlandırır.

Ruh ile ilgili detaylı inceleme için lütfen aşağıdaki makaleyi okuyunuz.

Ruh: Levh-i mahfûzdan (evrenimizi bir üst boyuttan saran ve tüm kuantum bilgilerinin saklı olduğu 2 boyutlu zar) evrene yansıma

Anlaşılıyor ki; Yüce Allah’ın bizler için Levh-i mahfuza yazmış olduğu, kaydetmiş olduğu haricinde asla bir şey gerçekleşemez. Aksi imkânsızdır. Mümkün değildir.

Yüce Allah bir olayın olmasını dilemiş ve Levh-i mahfuza yazıp kaydetmişse (olacak olan olayın kuantum bilgileri kayıtlıdır) o olay kesinlikle gerçekleşir. Ne yapılırsa yapılsın o olayın gerçekleşmemesi söz konusu olamaz.

Örnek olarak ecel (yaşam süresi) gösterilebilir. Bir kişinin babasından gelen sperm ile annesinden gelen yumurta hücresinin birleşmesi ile embriyo (alak) haline gelmesi, daha sonra annesinin karnında aşamadan aşamaya geçerek doğması, belirlenmiş bir hayat yaşaması ve Yüce Allah’ın kendisine tayin ettiği ecel (yaşam süresi) tamamlanınca ölmesi Levh-i mahfuzda yazılıdır, kayıtlıdır

Yüce Allah 6:2 ayetinde şu şekilde buyurmuştur. 

Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet

Arapça okunuş

Meal

791|6|2|هُوَ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن طِينٍ ثُمَّ قَضَىٰٓ أَجَلًا وَأَجَلٌ مُّسَمًّى عِندَهُۥ ثُمَّ أَنتُمْ تَمْتَرُونَ

Huvellezi halakakum min tinin summe kada ecela, ve ecelun musemmen ındehu summe entum temterun.

O ki sizi balçıktan yarattı ve sonra yaşam süresi belirledi. Belirlenmiş süre O'nun katındadır. Siz ise hala kuşku duyuyorsunuz.

 

Levh-i mahfuzda o kişinin yaşam süresi bitmiş ve ölmesi yazıyorsa o kişi kesinlikle ölecektir. Bir Planck zamanı  (5.39 × 10−44 saniye) ne öne, ne de geriye bırakılır. Yüce Allah bir Planck zamanı (5.39 × 10−44 saniye) ve bir Planck uzunluğundaki (1.616×10−35 metre) her şeyin kaydını yazmıştır. Zaten evrende bir Planck zamanından daha kısa bir zaman yoktur ve bir Planck uzunluğundan daha kısa bir uzunluk yoktur.

İnsana biraz garip geliyor olabilir. Ama sahip olduğumuz bilgi ile Yüce Allah’ın bilgisini kavramamız mümkün değildir.

Ama şu şekilde akla yaklaştırılabilir; Bir sinema filmi düşünün. Filmi aldınız ve izlemek için eski bir film makinasına koydunuz ve motoru çalıştırdınız. Film şeridi projektörün önünden geçmeye ve duvara yansımaya başladı. Aslında filmin başı ve sonu film şeridinde kayıtlıdır. İşte bu filmi Levh-i mahfuza benzetebiliriz. Projektörün yaymış oluğu ışığı ruh olarak kabul edebiliriz. Filmden gelen bilgileri ışık (ruh) duvara yansıtır ve evreni oluşturur. Biz sadece filmin o an duvara yansıyan kısmını görürüz ve idrak ederiz. Ama aslında geçmiş ve gelecek her şey Allah katında belirlenmiş ve yazılarak kaydedilmiştir.

Peki; İnsan zaten her şey kayıtlı, olacak olan olacak, olmayacak olan olmayacak diyerek hiçbir şey yapmadan durmalı mıdır?

Bunu cevabını yine Kuran veriyor.

Yüce Allah 2:187 ayetinde şu şekilde buyurmuştur. 

Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet

Arapça okunuş

Meal

194|2|187|أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ ٱلصِّيَامِ ٱلرَّفَثُ إِلَىٰ نِسَآئِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ عَلِمَ ٱللَّهُ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَخْتَانُونَ أَنفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنكُمْ فَٱلْـَٰٔنَ بَٰشِرُوهُنَّ وَٱبْتَغُوا۟ مَا كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمْ وَكُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكُمُ ٱلْخَيْطُ ٱلْأَبْيَضُ مِنَ ٱلْخَيْطِ ٱلْأَسْوَدِ مِنَ ٱلْفَجْرِ ثُمَّ أَتِمُّوا۟ ٱلصِّيَامَ إِلَى ٱلَّيْلِ وَلَا تُبَٰشِرُوهُنَّ وَأَنتُمْ عَٰكِفُونَ فِى ٱلْمَسَٰجِدِ تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ ءَايَٰتِهِۦ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

Uhılle lekum leyletes sıyamir refesu ila nisaikum hunne libasun lekum ve entum libasun lehun alimallahu ennekum kuntum tahtanune enfusekum fe tabe aleykum ve afa ankum, fel ane başiruhunne vebtegu ma keteballahu lekum, ve kulu veşrabu hatta yetebeyyene lekumul haytul ebyadu minel haytıl esvedi minel fecri, summe etimmus sıyame ilel leyli, ve la tubaşiruhunne ve entum akifune fil mesacid, tilke hududullahi fe la takrabuha kezalike yubeyyinullahu ayatihi lin nasi leallehum yettekun.

Oruç günlerinin gecesi kadınlarınızla ilişkide bulunmanız size helal edildi. Onlar sizin için bir giysi, siz de onlar için bir giysi durumundasınız. Allah nefsinize güvenemeyeceğinizi bildiği için tevbenizi kabul etti ve sizi bağışladı. Şimdi onlarla ilişkide bulunun, Allah'ın sizler için yazdığını isteyin-arzulayın-çabalayın-arayın ve fecrin beyaz ipliği siyah iplikten sizce seçilinceye kadar yiyin, için, sonra da ertesi geceye kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz, mescitlerde itikaf halinde iken onlarla ilişkide bulunmayın. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; sakın onlara yaklaşmayın! Allah böylece, sakınıp korunsunlar diye insanlara ayetlerini iyice açıklıyor.

 

2:187 ayetindeki (مَا كَتَبَ ٱللَّهُ) ‘ma keteballahu’ ‘Allah’ın yazdığı şey’ tamlaması 9:51 ayetindeki tamlama ile aynıdır. Birebir, harfi harfine aynıdır.

2:187’den ayrıca şunu öğreniyoruz; (مَا كَتَبَ ٱللَّهُ) ‘ma keteballahu’ ‘Allah’ın yazdığı şey’ tamlamasından hemen önce ‘vebtegu’ (وَٱبْتَغُوا۟) kelimesi gelmektedir.

(وَٱبْتَغُوا۟) vebtegu kelimesi kökü (بغي) erişmek için aramak (see to attain), aramak-peşinde koşmak-uğraşmak-çabalamak (seek), talip olmak-arzu etmek (desire), göz koymak-şiddetle arzulama (covet) anlamındadır.  Hans Wehr 4th ed., page 83 (of 1303)

2:187’deki ‘vebtegu ma keteballahu’ ‘ve Allah’ın yazdığı şeyi almak için çabalayın, arayın, peşinde koşun, uğraşın’ anlamı vardır.

Kuran’ın mesajı bütün olarak düşünüldüğünde;

Kul olarak insanlar her zaman çalışma ve çabalama halinde olmalıdır. Her konuda (din dâhil) daha iyiye gitmek için Allah’ın yazdığından kısmetini almak için istemelidir, çabalamalıdır.

Sanki bir paradoks varmış gibi gözüküyor. ‘Yumurta mı tavuktan çıkar? Tavuk mu yumurtadan çıkar?’ Ben kafamı gökyüzüne kaldırsan ve ‘Allah’ım benim canımı hanif (teslim olmuş) olarak al desem’ acaba bu cümleyi kurabilmem ve kurmam ‘korunmuş levhada’ olduğu için mi yoksa kendi çabamla mı oldu?

Olası cevap;

Her şey Levh-i mahfuzda (korunmuş levha) kayıtlı olduğuna göre ben yukarıdaki sözü diyebilmem Levh-i mahfuzda (korunmuş levha) yazılı-kayıtlı olduğu içindir. Levh-i mahfuz korunmuştur. Allah onu Levh-i mahfuza kayıt etmemiş olsaydı asla ve asla o cümleyi kuramazdım.

Bütün bunlardan sonra kula düşen görev;

Bize düşen tek görev vardır; Allah’ın bizim için Levh-i mahfuza iyi şeyler yazmış olduğunu dilemek, arzulamak ve yazmış olması ihtimali olan iyi şeyleri aramak ve gerçekleşmesi için çabalamaktır. 

En doğrusunu Allah bilir.