Din (دين) kelimesi Türkçeye de geçmiş olan bir kelime olup, bir grup insanın bir tanrıdan veya tanrılardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü olarak anlaşabilir. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar. Yeryüzünde çok sayıda din olduğu bilinmektedir. Ancak Yüce Allah gerçek/hak olan ve tek olan dini bizlere biricik Kuran’ında bildiriyor.

Din (دين) kelimesi başına belirlilik takısı (الدين) ‘d-din’ almış şekilde toplam 37 kez geçer. Bu geçişlerden 13 tanesi (يوم) ’yevm’ ‘gün’ kelimesi ile birliktedir. Din (الدين) kelimesi (يوم) ’yevm’ ‘gün’ kelimesi ile birlikte geçtiğinde yani (يوم الدين) ‘din günü’ olarak geçtiğinde anlam ‘yargılama-hesap verme günü’ olarak anlaşılır (1:4, 15:35, 26:82, 37:20, 38:78, 51:12, 56:56, 70:26, 74:46, 82:15, 82:17, 82:18, 83:11). Tek başına geçiş (الدين) ‘d-din’ olarak toplam 14 kez geçer (2:256, 4:46, 8:72, 9:11, 9:33, 9:122, 22:78, 33:5, 42:13, 42:21, 48:28, 60:8, 60:9, 61:9). Bu ayetlerde Türkçeye de geçmiş olan din anlamındadır. Sadece 9:36 ayetinde ‘Yüce Allah’ın koyduğu nizam/yol/yöntem/kurallar’ anlamında kullanılmıştır.

Kuran’a göre din yani Yüce Allah’ın dini nedir?

Gerçek/hak din yani Yüce Allah’ın dini İslam’dır;

Yüce Allah aşağıdaki ayetlerinde şu şekilde buyurmuştur.

Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet

Arapça okunuş

Meal

312|3|19|إِنَّ ٱلدِّينَ عِندَ ٱللَّهِ ٱلْإِسْلَٰمُ وَمَا ٱخْتَلَفَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ وَمَن يَكْفُرْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ

İnne d-dîne indâllâhi l-islâm, ve mahtelefellezîne ûtûl kitâbe illâ min ba’di mâ câehumulılmu bagyen beynehum, ve men yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serîul hısâb.

Doğrusu Allah indinde/katında din İslam’dır; ve ayrılığa-ihtilafa düştüler/farklılaştılar kitap verilen kimseler, onlara gelen ilim sonrasında; zorbalık/baskı/yozlaşma aralarında; başka değil; ve kim kâfirlik eder/örter Allah'ın ayetlerini; öyle ki doğrusu Allah seridir/çabuktur hesapta/hesaplaşmada.

378|3|85|وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ ٱلْإِسْلَٰمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِنَ ٱلْخَٰسِرِينَ

Ve men yebtegi gayre l-islâmi dînen fe len yukbele minhu, ve huve fîl âhireti minel hâsirîn.

Ve kim arzular/arar İslam’dan başka bir din; öyle ki asla kabul edilmez ondan; ve o ahirette hüsran içinde olanlardandır/kaybedenlerdendir.

618|4|125|وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِّمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَٱتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًا وَٱتَّخَذَ ٱللَّهُ إِبْرَٰهِيمَ خَلِيلًا

Ve men ahsenu dînen mimmen esleme vechehu lillâhi ve huve muhsinun vettebea millete ibrâhîme hanîfen. Vettehazallâhu ibrâhîme halîlâ.

Ve kim daha güzeldir kimseden bir dinen? Teslim etti yüzünü Allah'a; ve o güzel işler yapandır; ve tabi oldu İbrahim’in inanç öğretisine; bir tek tanrıcı; ve edindi Allah İbrahim’i bir dost.

 

5:3 ayetinde de Yüce Allah din olarak İslam’ı onayladığını/razı olduğunu ‘ve radîtu lekumu l-islâme dînen’ ‘ve razı oldum size İslam’ı bir dinen’ geçişi ile bizlere bildirmektedir.

İslam dini Yüce Allah’ın dini ise, O’nun razı olduğu din ise İslam nedir onu inceleyelim;

İslam kelimesi (سلم) (s-l-m) kökünde bir isim kelimesidir ve ‘teslimiyet (submission), boğun eğme-kabullenme (resignation)’, mutabakat/antlaşma (reconciliation) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 497 (of 1303) 

din nedir islam nedir gercek hak din nedir teslimiyet

Yüce Allah’ın dini olan İslam mutabakata/antlaşmaya teslimiyettir, boğun eğmektir, kabullenmektir. Bu antlaşma denir? Neye teslim olacağız? Neye boyun eğeceğiz?

Hiç şüphe yoktur ki teslim olmamız gereken antlaşma bu evrendeki bedenlerimize transfer olan bilinçlerimizin Yüce Allah ile önceden yaptığı antlaşmadır. İçinde yaşadığımız evrene gönderilmeden önce.

Yüce Allah aşağıdaki 7:172 ayetlerinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet

Arapça okunuş

Meal

1126|7|172|وَإِذْ أَخَذَ رَبُّكَ مِنۢ بَنِىٓ ءَادَمَ مِن ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَأَشْهَدَهُمْ عَلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ قَالُوا۟ بَلَىٰ شَهِدْنَآ أَن تَقُولُوا۟ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ إِنَّا كُنَّا عَنْ هَٰذَا غَٰفِلِينَ

Ve iz ehaze rabbuke min benî âdeme min zuhûrihim zurriyyetehum ve eşhedehum alâ enfusihim, e lestu birabbikum, kâlû belâ, şehidnâ, en tekûlû yevmel kıyâmeti innâ kunnâ an hâzâ gâfilîne.

Ve o vakit aldı Rabbin Adem çocuklarından; sırtlarından onların zürriyetlerini/nesillerini; ve tanık yaptı onları nefisleri üzerine; ”Değil miyim Rabbiniz?”; dediler: “Evet; tanık olduk.”; dersiniz diye kıyamet/diriliş günü; “Doğrusu biz bunun hakkında gâfil/habersiz idik.”

 

Bilinçlerimiz içinde yaşadığımız evrenimize yüklenmeden önce Yüce Allah ile bir antlaşma yapmıştır. Bu antlaşma ile yapılacak olan bir sınava katılmayı tüm şartları ile kabul etmiştir bilinçlerimiz. Evrene yüklenen bilincimize yaptığımız antlaşma ve şartları resûller aracılığı ile gönderilen kutsal kitaplarla hatırlatılmaktadır. Bu nedenle Yüce Allah 15:9 ayetinde ‘Şüphesiz biziz; biz indirdik zikri (Kuran’ı) ve şüphesiz biziz onun koruyucuları.’ buyuruyor. Kuran zikirdir. Zikir ‘hatırlatma’ demektir. Öğüdün hatırlatılması demektir.

Bu konuyu daha iyi anlamak için lütfen aşağıdaki makaleleri okuyunuz.

Musibetler insanların elleriyle kazandıkları mı? Yoksa sınav gereği Yüce Allah tarafından mı gönderiliyor? Kuran’da çelişki mi var?

“Ve o vakit aldı Rabbin Adem çocuklarından; sırtlarından onların zürriyetlerini/nesillerini”; Sırtlardan alınan er bezleri (testisler) ve yumurtalıklar (overler).

Böylece anlarız ki İslam kelimesi Kuran’a, sadece Kuran’a teslim olmaktır, Kuran’a boyun eğmektir. Kuran’a teslim olmuş kimseye de Müslüman denir. Bir kişi ancak Kuran’a, sadece Kuran’a teslim olmuş ise bir Müslümandır. 

Yüce Allah’ın doğru/düzgün dinidînen kıyamen’ ‘sıratel müstakim’ ‘dosdoğru yol’ olan Kuran’dır.

Yüce Allah aşağıdaki 6:162 ayetinde şu şekilde buyurmuştur.

Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet

Arapça okunuş

Meal

950|6|161|قُلْ إِنَّنِى هَدَىٰنِى رَبِّىٓ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِّلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ

Kul innenî hedânî rabbî ilâ sırâtın mustekîmin dînen kıyamen millete ibrâhîme hanîfen, ve mâ kâne minel muşrikîn.

De ki: “Şüphesiz beni; doğruya kılavuzladı beni Rabbim; dosdoğru bir yola; doğru/düzgün bir dine; İbrahim'in inanç öğretisine; bir tek tanrıcı; ve değildi olmuş (İbrahim) müşriklerden/ortak koşanlardan.

 

dînen kıyamen’ olarak geçen ‘doğru/düzgün bir dinin’ ‘sırâtın mustekîmin’ yani dosdoğru bir yol olduğu bildiriliyor. ‘sıratel mustakim’ de hiç şüphesiz Kuran’dır.

Yüce Allah’ın dosdoğru yolu ‘sıratel mustakim’ olan Kuran’a ve tüm insanlara düşmanlık eden şeytan: “Artık kesinlikle senin doğru yolunun (Kuran) üzerine oturacağım''

6:161 ayetinde Muhammed peygamberimizin tek tanrıcı olan İbrahim’in inanç öğretisine yani İbrahim’in dosdoğru dinine kılavuzlandığını anlıyoruz. Bu ayetin muhatapları olan insanlar 6:159 ayetinde işaret edilen dinlerini parça parça etmiş ve kendileri de partileşmiş, bölünmüş, taraftarlar olmuş olan kimselerdir.

Yüce Allah aşağıdaki 6:159 ayetinde şu şekilde buyurmuştur.

Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet

Arapça okunuş

Meal

948|6|159|إِنَّ ٱلَّذِينَ فَرَّقُوا۟ دِينَهُمْ وَكَانُوا۟ شِيَعًا لَّسْتَ مِنْهُمْ فِى شَىْءٍ إِنَّمَآ أَمْرُهُمْ إِلَى ٱللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ

İnnellezîne ferrekû dînehum ve kânû şiyean leste minhum fî şey’in, innemâ emruhum ilâllâhi summe yunebbiuhum bimâ kânû yef’alûn.

Doğrusu kimseler, parçalara ayırdılar/fırkalara böldüler dinlerini; ve oldular taraftarlar/partiler/bölükler; yoktur senin onlardan bir şeyin; ancak onların işi/emri Allah'adır; sonra haber verir onlara yapar olduklarını.

 

6:159 ayetinde işaret edilen kimseler tek gerçek/hak din olan Kuran’ı bırakıp hadisleri dinde kaynak edinen ve böylece fırkalara bölünen, gruplaşan dini topluluklardır/mezheplerdir.

Çok önemli nokta; ayet dikkatli okunduğunda çok önemli bir anlam ortaya çıkar. 'leste minhum fî şey’in' 'yoktur senin onlardan bir şeyin' geçişi bize büyük bir işaret sunar. Yüce Allah Muhammed peygamberin dinlerini parça parça edenlerletaraftarlar/partiler/bölükler gibi olanlarla hiçbir bağlantısının, ilişkisinin, ortak noktasının olmadığını bize bildiriyor. Durup dururken haşa boşuna mı bu noktayı işaret ediyor Yüce Allah? Asla. Kuran'ın her kelimesi büyük anlamlar içerir. Demek ki bu kimseler Muhammed peygamber ile bağlarının, ortak noktalarının, ilişkilerinin olduğunu iddia eden kimselerdir. Yüce Allah bu ilişkinin gerçekte olmadığını belirterek bu kimselerin iddiasını boşa çıkarıyor. İşte bu kimseler Muhammed peygamber ile bağları olduğunu iddia eden, onun sünnetine uyuyoruz diyen, dinlerinin parça parça etmiş ve taraftarlar gibi mezheplere bölünmüş olan ehli sünnete tabi olan kimselerdir. Bu kimseler Muhammed peygamberin sünnetine uyuyoruz diye ne olduğu belli olmayan, yalan yanlış bilgiler içeren hadis kitaplarını din edinen kimselerdir. Yüce Allah bu ilişkinin olmadığını ayette belirtiyor. Dinlerini parçalara bölenler, taraftar gibi gruplar/mezhepler oluşturan bu kimseler Müslüman değildir. 

Yüce Allah gerçeğin onların düşündüğü gibi olmadığını, tabi oldukları dinin gerçek/hak din olmadığını ahirette haber verecektir. Bu kimseler yanlış yolda olduklarının haberini ahirette alacaklardır. Şok olacaklardır. Pişmanlık içinde olacaklardır.  

Gerçek din sadece Yüce Allah’a has kılınan dindir;

Yüce Allah aşağıdaki 7:29 ayetinde şu şekilde buyurmuştur.

Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet

Arapça okunuş

Meal

983|7|29|قُلْ أَمَرَ رَبِّى بِٱلْقِسْطِ وَأَقِيمُوا۟ وُجُوهَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَٱدْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ كَمَا بَدَأَكُمْ تَعُودُونَ

Kul emere rabbî bil kısti ve ekîmû vucûhekum inde kulli mescidin ved’ûhu muhlisîne lehu d-dîne, kemâ bedeekum teûdûn.

De ki:  “Emretti Rabbim eşitliği; ve doğrultun yüzlerinizi her mescitte; ve çağırın O’nu, has kılarak O'na dini; yarattığı gibi sizi geri dönersiniz.

 

7:29 ayetinde ‘وَٱدْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ’ ‘ved’ûhu muhlisîne lehu d-dîn’ ‘ve çağırın O’nu, has kılarak O’na dini’ buyrulmuştur. Bu da bize Yüce Allah’ın dininin diğer dinlerden ayıran büyük bir özelliğini göstermektedir. Din kul ile Yüce Allah arasındadır. Başka hiçbir şey bu araya giremez. Dini O’na has kılarak uygulayın demek sadece Yüce Allah’ın buyruklarını dinleyin/uygulayın demektir. Din konusunda başkalarını dinlemeyin demektir. Yüce Allah’ın buyrukları da Kuran olduğuna göre dini O’na has kılmak sadece Kuran’a tabi olmaktır.

Resûller/elçiler sadece Yüce Allah’ın dinini getirir ki bu da kutsal kitaplardır;

Yüce Allah aşağıdaki ayetlerinde şu şekilde buyurmuştur.

Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet

Arapça okunuş

Meal

1268|9|33|هُوَ ٱلَّذِىٓ أَرْسَلَ رَسُولَهُۥ بِٱلْهُدَىٰ وَدِينِ ٱلْحَقِّ لِيُظْهِرَهُۥ عَلَى ٱلدِّينِ كُلِّهِۦ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْمُشْرِكُونَ

Huvellezî ersele resûlehu bil hudâ ve dîni l-hakkı li yuzhirehu ale d-dîni kullihî ve lev kerihel muşrikûn.

O ki gönderdi resûlünü/elçisini hidayet ile ve hak/gerçek din ile; görünür kılması için onu her bir din üstüne; velev ki nefret etse de/hoşlanmasa da müşrikler.

 

9:33 ayetinden anlıyoruz ki bir elçi ancak ve ancak Yüce Allah’ın gerçek dinini getirir. Hidayet içeren bu dinin Muhammed resûlün aracılığı ile indirilen Kuran dini olduğunu açıkça ve net olarak görürüz.

Yetki verilmeyen şey gerçek din olamaz. Ancak Yüce Allah’ın yetki verdiği gerçek/hak din olabilir;

Yüce Allah aşağıdaki 12:40 ayetinde şu şekilde buyurmuştur.

Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet

Arapça okunuş

Meal

1634|12|40|مَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِهِۦٓ إِلَّآ أَسْمَآءً سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَٰنٍ إِنِ ٱلْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ أَمَرَ أَلَّا تَعْبُدُوٓا۟ إِلَّآ إِيَّاهُ ذَٰلِكَ ٱلدِّينُ ٱلْقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

Mâ ta’budûne min dûnihî illâ esmâen semmeytumûhâ entum ve âbâukum mâ enzelallâhu bihâ min sultânin, inil hukmu illâ lillâhi, emere ellâ ta’budû illâ iyyâhu, zâlike d-dînu l-kayyimu ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya’lemûn.

Değilsiniz kulluk eder O’nun astından başka isimlere; isimlendirdiniz onu siz ve atalarınız;  Allah ona hiçbir bir yetki indirmiş değildir; yoktur hüküm Allah'ın dışında; emretti ki kulluk etmeyin sadece O’nun dışında; işte budur doğru/düzgün din; ancak çoğu insanlar bilmezler.

 

12:40 ayetinde gerçek dini, doğru dini Yüce Allah bizlere biraz daha açıklıyor. Yüce Allah’ın astından/berisinde şeyleri dinde kaynak edinip o şeylerin emir ve yasaklarına uymak o şeye kulluk etmektir. Gerçek/hak dinin dışına çıkmaktır. Yüce Allah’ın yetki vermediği hiçbir şey dinde kaynak edinilemez. Yetki sadece Kuran’a verilmiştir. Kuran’ın emir ve yasakları herkesi bağlar. Gerçek/hak dine tabi olmak sadece Kuran’a tabi olmaktır. Tam ve kesin yetkili olana. Peki; hadis kitaplarına ne demeli? Onların bir yetkisi var mı Yüce Allah’tan. Kesinlikle yok. Hadis alimi olduğunu söyleyen bir kimseye “sahih hadis sayısını bana tam olarak söyler misin?” diye bir sorun bakalım. Size tam bir sayı söyleyebilecek mi? Oysa Kuran öyle değildir. Toplam ayet sayısı, sure sayısı, suredeki ayet sayısı, suredeki kelime sayısı ile 19 matematik sistemi ile kodlanmış olup Kuran’ın ilahi olduğunun kesin kanıtı ve delilidir. İşte tam yetki budur. Kuran Yüce Allah katından olduğunu 19 mucizesi ve diğer bilimsel mucizeler ile bize kanıtlıyor. Yüce Allah’tan yetki aldığını bize gösteriyor. Kuran’da tek bir çelişki bile bulunmazken ki mümkün değildir; hadis kitaplarındaki çelişki saymakla bitmez. Aynı sayfada bile bir hadis diğer ile çelişir.  

Din sadece Yüce Allah’ındır.

Yüce Allah aşağıdaki 16:52 ayetinde şu şekilde buyurmuştur.

Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet

Arapça okunuş

Meal

1951|16|52|وَلَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَلَهُ ٱلدِّينُ وَاصِبًا أَفَغَيْرَ ٱللَّهِ تَتَّقُونَ

Ve lehu mâ fîs semâvâti vel ardı ve lehu d-dînu vâsıbâ, e fe gayrallâhi tettekûn.

Ve O’nundur ne varsa göklerde ve yerde; ve O'nundur daimi/kalıcı din; öyleyse Allah’ın başkasından mı korkarsınız?

 

16:52 ayetinde Yüce Allah’ın dininin daimi ve kalıcı olduğu ‘vâsıbâ’ kelimesi ile bildiriliyor. Ayrıca bu dinin sadece Yüce Allah’a ait olduğu bildiriliyor. Bu nedenle açık ve nettir ki din resûllere ait olamaz. Yani din resûllere isnat edilemez. Musa peygamber ayrı bir din, İsa peygamber farklı bir din, Muhammed peygamber farklı bir din getiremez. Resûller ancak Yüce Allah’a ait olan dini getirebilir. Bu din de değişmez, yok olmaz. Daimi ve kalıcı olmasının işaret edilmesi Yüce Allah’ın dininin asla değişmediğini gösterir. Resûller Yüce Allah’ın gerçek dinini kitaplar aracılığı ile insanlara tebliğ ederler. Ancak çoğu insan bu gerçek dinden sapar ve Yüce Allah’ın astından şeyleri de Yüce Allah’ın kitaplarına eş tutarak müşrik olur. Resûller ile gönderilen din hiçbir şekilde değişmezken şeriat dediğimiz bazı uygulamalarda ufak değişiklikler olabilir. Yahudilere hayvanların iç yağının haram kılınmasının Kuran ile kaldırılması gibi. Ancak dinin kendisi aynıdır.

Şeriat nedir? Din ile şeriat arasında ne fark vardır? Şeriat yapma yetkisi kimdedir? Şeriat hükümleri nereden öğrenilir?

Dinde güçlük olmaz, olamaz;

Yüce Allah aşağıdaki ayetlerinde şu şekilde buyurmuştur.

Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet

Arapça okunuş

Meal

2671|22|78|وَجَٰهِدُوا۟ فِى ٱللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِۦ هُوَ ٱجْتَبَىٰكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِى ٱلدِّينِ مِنْ حَرَجٍ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَٰهِيمَ هُوَ سَمَّىٰكُمُ ٱلْمُسْلِمِينَ مِن قَبْلُ وَفِى هَٰذَا لِيَكُونَ ٱلرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا۟ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ فَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱعْتَصِمُوا۟ بِٱللَّهِ هُوَ مَوْلَىٰكُمْ فَنِعْمَ ٱلْمَوْلَىٰ وَنِعْمَ ٱلنَّصِيرُ

Ve câhidû fillâhi hakka cihâdihî, huvectebâkum ve mâ ceale aleykum fid dîni min haracin, millete ebîkum ibrâhîme, huve semmakumul muslimîne min kablu ve fî hâzâ li yekûner resûlu şehîden aleykum ve tekûnû şuhedâe alen nâsi, fe ekîmûs salâte ve âtuz zekâte va’tesımû billâhi, huve mevlâkum, fe ni’mel mevlâ ve ni’men nasîr.

Ve mücadele edin Allah uğrunda, gerçek/hak mücadelesi(yle) onun; O seçti sizi; ve yapmış değildir üzerinize dinde güçlükten/zorluktan; babanız İbrahim'in inanç öğretisi; O (Allah) önceden isimlendirdi sizi, müslümanlar; ve bunda olması için resûlün/elçinin üzerinize bir tanık/bir şahit; ve olmanız için sizin tanıklar/şahitler insanlar üzerine; öyleyse kaldırıp ayakta tutun salatı ve verin zekâtı; ve sarılın Allah'a; O'dur mevlânız/sahibiniz. Öyle ki bir muhteşem mevlâ/sahip; ve bir muhteşem yardımcı.


22:78 ayeti bizim için çok önemlidir. Yüce Allah’ın gerçek dininde yani Kuran’ında insanlar için asla ama asla zorluk/güçlük olmaz/olamaz. İnsanları sıkıntıya sokacak en ufak bir emir olmaz. 've yapmış değildir üzerinize dinde güçlükten/zorluktan' buyurulmasına rağmen hadisleri dinde kaynak edinenlere ne demeli? Namaz kılmayanı dövün, sonra öldürün; dinden döneni/murted olanı öldürün, kadınları çarşaflara sokun, eğitimsiz bırakın, yetim çocuklarla evlenin (tecavüz edin), santraç oynamayı yasaklayın, resim-heykel yapmayı yasaklayın, zina edeni taşlayarak öldürün, hırsızlık yapanın kolunu kesin gibi ve çok daha fazlası uyduruk, Kuran'da yeri olmayan zorlayıcı hükümler ancak hadis kitaplarından gelir. Kuran'ı sebeb-i nüzul denilen uydurulmuş rivayetler haricinde okuduğumuzda insanlar için asla zorluk içermediğini görürüz. Bazı şeylerin esneklik sağlaması için detaylandırılmadığını da görürüz. Örneği; salat kavramının 3. tipi olan Güneş'in doğmasından önce ve Güneş'in batmasından sonra Yüce Allah ile yapılan destekleşmenin (ritüel namaz) detayı verilmemiştir. Bazı kimseler şunu söyler; "Bakın Kuran'da namaz nasıl kılınır tam açıklanmamış? Nasıl namaz kılacağız?". Bu kimselerin Yüce Allah'ın rahmetinden haberleri yoktur. Yüce Allah kadınların adet dönemi ile ilgili bile bilgiler vermişken namaz hakkında bilgi vermemesi mümkün mü? Bizi başka kaynaklara mı muhtaç edecek? Asla. Yüce Allah insanlara esneklik olsun diye, tek bir şekil tarif etmemiştir. Dileyen kendine göre uygun bir şekilde Rabbi ile beyinden bağlantısının kurar ve dilediği kadar, dilediği süre Rabbinden destek ister.         

22:78 ayetinde bu dinin İbrahim’in inanç öğretisi olduğu vurgulanıyor. İbrahim bir hanifti (tek tanrıcı-monoteist). Çoğunluğu müşrik olan bir Hristiyan veya bir Yahudi değildi. Mutlaktır ki günümüzde yaşasaydı muhtemeldir ki tek tanrıcı bir insan olarak mezheplere/fırkalara bölünmüş olan bu müşrikler ile mücadele edecekti.

cihâdihî’ kelimesi ‘onun mücadelesi/cihadı’ olarak çevrilebilir. ‘’ zamiri Yüce Allah’a gidecektir.  Yüce Allah bizlere Yüce Allah uğruna mücadelenin yine Yüce Allah’ın olan, gerçek/hak olan mücadelesi ile yapılması gerektiğini bildiriyor. Bu ayetleri yalın bir akılla okumayanlar cihad kelimesini savaşmak olarak anladıkları için Yüce Allah yolunda mücadeleyi insanları zorla Müslüman yapmak için askeri seferler düzenleme noktasına getirmişlerdir. Oysa ayet Arapça gramere uygun olarak iyi okunduğunda Yüce Allah’ın mücadelesinin/cihadının Kuran olduğu açıkça görülür. Yani gerçek mücadele Kuran ile yapılan mücadeledir. Mücadelenin Kuran ile yapılması gerektiğine bir delil de aşağıdaki ayettir.

Yüce Allah aşağıdaki 25:52 ayetinde şu şekilde buyurmaktadır;

Kuran Âyet No|Sure No|Âyet No|Âyet

Arapça okunuş

Meal

2905|25|52|فَلَا تُطِعِ ٱلْكَٰفِرِينَ وَجَٰهِدْهُم بِهِۦ جِهَادًا كَبِيرًا

Fe lâ tutıı l-kâfirîne ve câhidhum bihî cihâden kebîrâ.

Öyleyse itaat etme kâfirlere (gerçeği örtenlere/gizleyenlere); ve cihat et onlara onunla (Kuran’la); büyük bir cihatla.

 

Görüldüğü üzere mücadele yani cihat Kuran ile yapılacaktır.

Gerçek/hak din sadece Yüce Allah’ın emir ve yasaklarını içerir. Şeriat koyma yetkisi Kuran’dadır.  

Yüce Allah aşağıdaki 42:21 ayetinde şu şekilde buyurmuştur.

Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet

Arapça okunuş

Meal

4291|42|21|أَمْ لَهُمْ شُرَكَٰٓؤُا۟ شَرَعُوا۟ لَهُم مِّنَ ٱلدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَنۢ بِهِ ٱللَّهُ وَلَوْلَا كَلِمَةُ ٱلْفَصْلِ لَقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

Em lehum şurekâu şeraû lehum mine d-dîni mâ lem ye’zen bihillâhu, ve lev lâ kelimetul faslı le kudiye beynehum, ve innez zâlimîne lehum azâbun elîm.

Yoksa onlaradır ortaklar; şeriat kıldılar onlara dinden; asla izin vermediği ona Allah'ın? Ve eğer olmasaydı ayırım sözü, mutlak tamamlanırdı aralarında; ve doğrusu zalimler; onlaradır bir acıklı azap.

 

42:21 ayeti de çok nettir. Yüce Allah'ın yetki vermediği, izin vermediği hiçbir şey dinde kaynak olamaz. Dinden bir şeriat koyma yetkisi yoktur. Yetkilendirilmiş tek şey Kuran'dır.

Sonuç olarak;

Yüce Allah'ın ahirette kabul edeceği tek din İslam'dır. Yani Kuran'a teslim olmaktır. Sadece Kuran'a teslim olursak gerçek Müslüman oluruz. Kuran'ı elimizde tutup da hükümlerini görmezden gelip hadis kitaplarının hükümlerini dinde kaynak edinirsek Kuran'a göre Müslümlardan olmayız.   

En doğrusunu Allah bilir.