Şeytanların Babil’deki Harut(a) ve Marut(a)’dan öğrendikleri sihir nedir?
Yüce Allah 2:102 ayetinde şu şekilde buyuruyor.
|
Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet Arapça okunuş Meal |
|
109|2|102|وَٱتَّبَعُوا۟ مَا تَتْلُوا۟ ٱلشَّيَٰطِينُ عَلَىٰ مُلْكِ سُلَيْمَٰنَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَٰنُ وَلَٰكِنَّ ٱلشَّيَٰطِينَ كَفَرُوا۟ يُعَلِّمُونَ ٱلنَّاسَ ٱلسِّحْرَ وَمَآ أُنزِلَ عَلَى ٱلْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَٰرُوتَ وَمَٰرُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّىٰ يَقُولَآ إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِۦ بَيْنَ ٱلْمَرْءِ وَزَوْجِهِۦ وَمَا هُم بِضَآرِّينَ بِهِۦ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُوا۟ لَمَنِ ٱشْتَرَىٰهُ مَا لَهُۥ فِى ٱلْءَاخِرَةِ مِنْ خَلَٰقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا۟ بِهِۦٓ أَنفُسَهُمْ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ Vettebeû mâ tetlû ş-şeyâtînu alâ mulki suleymân(suleymâne) ve mâ kefere suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâse s-sihrâ, ve mâ unzile ale l-melekeyni bi bâbile hârût(a) ve mârût(a), ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnu fitnetun fe lâ tekfur fe yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne bihî beynel mer’i ve zevcih(zevcihî), ve mâ hum bi dârrîne bihî min ehadin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yeteallemûne mâ yadurruhum ve lâ yenfeuhum ve lekad alimû le menişterâhu mâ lehu fîl âhireti min halâkın, ve le bi’se mâ şerev bihî enfusehum lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne). Ve tabi oldular şeytanların okuduğuna; Süleyman'ın mülkü üzerine; ve değildi küfretmiş Süleyman; fakat şeytanlar küfrettiler; öğretirler (şeytanlar) insanlara sihri; ve indirileni/bahşedileni iki meleğin?/iki meliğin/iki hükümdarın üzerine; Babil'de; Harut(a) ve Marut(a); ve değildi öğretir o ikisi (Harut(a) ve Marut(a)) bir şeyden; ancak der ikisi (Harut(a) ve Marut(a)): “Doğrusu biz bir fitneyiz/bir testiz/bir sınavız; öyle ki; küfretme”; öyle ki öğrenirler (şeytanlar) ikisinden (Harut(a) ve Marut(a)’dan); şeyi ki ayırırlar onunla adam ve eşinin arasını; ve değildir onlar (şeytanlar) zarar verenler onunla bir şeyden; dışında Allah’ın izniyle; ve öğrenirler zarar vereni onlara; ve yarar vermez onlara; ant olsun bildiler; mutlak ki kim satın aldı onu yoktur ona ahirette bir nasipten; ve mutlak kötüdür satın almış oldukları onunla; kendi nefislerine; keşke olmuş olsalardı bilirler. |
Bu ayeti dikkatlice inceleyelim;
Bu ayette 3 grup insan var;
- Süleyman peygamberin ümmeti olan İsrailoğulları.
- İnsan şeytanlar (saptırıcılar).
- Babil’de yaşamış olan Harut(a) ve Marut(a) isimli iki melik/iki hükümdar; iki melek değil!
Kâfir kelimesi gerçeği/doğruyu örtmek/gizlemek/etkisizleştirmek demektir.
Özetleyelim;
- Babil’de yaşayan iki hükümdar/iki melik, sihir bilgisine sahiptir. Bu kimselere bu ilim indirilmiştir yani bahşedilmiştir.
- Bu hükümdarların/meliklerin adları Harut(a) ve Marut(a)'dır.
- Bazı şeytanlar; saptırıcı kimseler Babil’de bulunan bu 2 hükümdardan/melikten sihri öğrenmişlerdir.
- İki hükümdar öğrettikleri sihrin aslında zararlı olduğunu; bunu öğrenen bir insanın bir fitneye/bir teste/bir sınava düşeceğini bildirmektedirler. Sihri öğrenen bir kimsenin kendini bir karar verme noktasında bulacağını bildirmektedirler. Öğrenilen sihir insanlar için faydalı şeyler için mi kullanılacak yoksa insanları için zararlı şeyler için mi?
- Bu sihir öyle etkili ki karı-koca arasını bile bozabilmektedir. Karı koca örneğinin verilmesi de boşuna değildir. Birbirlerine en sıkı şekilde bağlı olan karı-kocanın arasını bile ayırabiliyorsa artık siz düşünün; bu sihir diğer kişisel bağlara ne yapar. Örneğin; bir adamı eşinin zina yaptığına inandırabilir. Aslında kadın masum olmasına rağmen.
- Bu şeytan kimseler iki melikten/iki hükümdardan öğrendikleri sihri İsrailoğullarından bazı kimselere öğretmektedirler.
- Bu sihrin etkisinde olan kimseler Süleyman peygamberi sanki bir kâfirmiş gibi görmüşlerdir.
- Bu sihrin etkisinde olan kimseler Süleyman peygamberin mülkü üzerine tartışma başlatmıştır.
- Şeytan kimseler iki hükümdar ile görüşme yapabilecek seviyede toplumun önde gelen isimleri olmalıdır. Muhtemeldir ki bu şeytan kimseler Süleyman peygambere de yakındılar.
- Sihri kötü amaçlı yapanların ahirette iyi bir beklentileri olamaz.
- Sihri kötü amaçlı kullanan kimseler aslında kendilerine zarar verir.
- Sihir gibi etkili bir yöntem de olsa evrendeki hiçbir şey Yüce Allah izin vermeden gerçekleşemez. Ancak izin verirse gerçekleşebilir.
- Süleyman peygamber aslında kâfir olmamıştır. Asıl kâfir olanlar bu sihri uygulayan ve öğreten şeytan kimselerdir.
Hemen söyleyelim;
2:102 ayetinde işaret edilen 2 melik yani 2 hükümdar hakkında çok yakın zamanda yapılan bir keşfi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Konumuza devam edelim; yukarıdaki delillerimizi detaylandıralım;
Sihir kelimesi (سحر) kökünden gelen bir kelime olup Türkçeye de geçmiş bir kelimedir. Sihirbazlık (sorcery), aldatmak (beguilement), büyüleme-aşırı etkileme (magic), bir kadının aşırı çekiciliği (charm of a woman), büyücülük-sihirbazlık-karşı koyulamaz çekicilik (witchcraft), büyücülük-cezbetme (enchantment) anlamındadır.
Sihir kelimesi normal şartlarda gerçekleşmesi imkânsız olan bir şeyi bazı teknikler/yöntemler ile gerçekmiş gibi gösterip insanları inandırmaktır; ikna etmektir. Türkçede de bu kelime bu anlamda kullanılır. Örneğin; çirkin ve yaşlı bir erkekle evlenen geçen ve güzel bir kız için; “Bu adam bu kıza kesin büyü yaptırmış; sihir yapmış buna” gibi bir söz söylenir. Normal şartlarda olmaması gereken bir olay sanki büyü/sihir yardımı ile gerçekleşmiş anlamı verilir.
Kur’an’da 2:102 ayetinde geçen ‘sihir’ kelimesi aynı şekilde 3 yerde daha geçer (21:3, 20:71 ve 26:49). 21:3 ayetinde ‘sihir’ kelimesi Muhammed peygambere karşı müşrikler tarafından kullanılıyor. O’nun Yüce Allah’tan gerçekten vahiy almadığını, almış gibi gösterdiğini; sihir yaparak insanları büyülediğini iddia ediyorlar. Hatta ‘sihre kapılmak’ şeklinden kullanıyorlar. Muhammed peygamberin kendisine inanan kimseleri büyülediğini; onlara sihir yaptığını söylüyorlar.
Yüce Allah 21:3 ayetlerinde şu şekilde buyuruyor.
|
Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet Arapça okunuş Meal |
|
2484|21|3|لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّجْوَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ هَلْ هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ أَفَتَأْتُونَ ٱلسِّحْرَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ Lâhiyeten kulûbuhum ve eserrûn necvellezîne zalemû hel hâzâ illâ beşerun mislukum, e fe te’tune s-sihra ve entum tubsırûn(tubsırûne). Şaşmış/eğlencede kalpleri; ve gizlediler aralarındaki özel konuşmayı zulm etmiş kimseler; “Değil mi bu ancak bir beşer; sizlerin benzeri? Öyleyse sihre mi kapılırsınız? Ve sizler görürsünüz.” |
20:71 ve 26:49 ayetleri bizlere büyük bir işaret verir. Bu ayetlerde geçen olay antik Mısır’da Musa peygamber Mısır’dan çıkmadan öncedir. M.Ö. 1640 yılında Mısır’dan çıkış gerçekleşmiştir.
Yüce Allah 20:71 ve 26:49 ayetlerinde şu şekilde buyuruyor.
|
Kuran Ayet No|Sure No|Ayet No|Ayet Arapça okunuş Meal |
|
2417|20|71|قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ فِى جُذُوعِ ٱلنَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ أَيُّنَآ أَشَدُّ عَذَابًا وَأَبْقَىٰ Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum, innehu le kebîrukumullezî allemekumu s-sihra, fe le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hilâfin ve le usallibennekum fî cuzûın nahli ve le ta’lemunne eyyunâ eşeddu azâben ve ebkâ. Dedi (Firavun): “İnandınız ona, izin vermemden önce sizlere; doğrusu o, mutlak büyüğünüzdür sizlerin; öğreten kimse sizlere sihir; o durumda, mutlak keserim ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama; ve mutlak asarım sizleri hurma gövdelerine; ve mutlak bilirsiniz hangimiz daha şiddetli; bir azapta ve bakilikte/süreklilikte. |
|
2979|26|49|قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum, innehu le kebîrukumullezî allemekumu s-sihra, fe le sevfe ta’lemûn(ta’lemûne), le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hılâfin ve le usallibennekum ecmaîn(ecmaîne). Dedi (Firavun): “İnandınız ona, izin vermemden önce sizlere; doğrusu o, mutlak büyüğünüzdür sizlerin; öğreten kimse sizlere sihir; o durumda, mutlak bilirsiniz yakında; mutlaka keserim ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama; ve mutlak asarım sizleri topluca” |
Ayetlerden anlıyoruz ki firavunun sihirbazlar zümresi var. Bu da bizlere gösterir ki antik uygarlıklarda krallığın/hükümdarlığın bünyesinde bu görevi yapan kimseler vardır.
Kur’an’ın sihirbazlar olarak isimlendirildiği bu kimseler antik dönemde ne yapıyorlardı?
Eski antik yazıtlar incelendiğinde sihirbazların toplum ve krallar için önemli bir yer edindiklerini görüyoruz. Sihirbaz deyince aklınıza günümüzde şov yapan hokkabazlar gelmesin. Hokkabazların Kur’an’da geçen sihirbazlar ile ilgisi yoktur. Hükümdarın yanındaki sihirbazlar kendilerine göre çok ciddi işler yaparlardı. Gökyüzündeki gezegenlerin ve yıldızların pozisyonuna göre kral için tahminlerde bulunurlardı. Akıllarınca kralları şeytanlardan, cadılarda, kötü ruhlardan koruyacak bazı ritüeller yaparlardı. Savaşlarda başarı sağlamak için sözde tanrılar ile bağlantılı ritüeller yaparlardı. Defin merasimlerinde akıllarınca ölen kişinin ruhunu koruyacak tılsımlar yaparlardı. Kralın tahtının bulunduğu mekânın girişlerini koruyan heykeller yaparlardı. Bu heykeller öyle tasarlanırdı ki ışık ve gölge oyunları ile sanki kötü ruhların oraya girmesini engelliyormuş gibi bir izlenim oluştururlardı. Ayrıca bazı eğitimli sihirbazların telkin teknikleri ile insanların bilinçaltlarına diledikleri düşünceleri ekebildiklerini de biliyoruz. Biraz detaylandıralım;
Telkin terapisi (hipnoz; ‘mesmerism’) nedir?
Eski çağlarda kendilerini büyücü/sihirbaz olarak tanımlayan kimselerin uyguladığı bir tekniktir. Hipnoz, yani telkin terapisi dini ve şifa törenlerinde kullanılmıştır. Törene katılan insanları transa geçirerek telkin terapisi yapılırdı. Antik sihirbaz/şaman/dini lider ritmik ilahiler söyleyerek, tekdüze davul vuruşlarıyla, gözlerin gergin sabitlenmesiyle birlikte vücutta katalepsiye (irade ve his yitimi) neden olabilirdi. Bu, sihirbaza/şamana/dini lidere sözde tanrılar tarafından kendilerine verilen büyülü ve mistik güçlere sahipmiş gibi bir görünüm kazandırmaya yardımcı olurdu. Günümüzde buna hipnoz diyoruz ve modern psikiyatri biliminde de kullanılmaktadır.
Telkinin etkisinin çok fazla olması için törene katılan insanlara bazı halüsinojen (gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi görüntüler görmek ve gerçek olmayan sesler duymak) mantarn türlerinin suyla ezilmesi veya kaynatılması ile oluşan sıvı içirilirdi. Bu mantarlar sihirli mantarlar olarak da bilinmektedir. Psikoaktif mantarlar da denen bu mantarlar anormal bilinç durumları meydana getiren psilosibin ve psilosin maddelerini içerir. Bu mantar gruplarına ek olarak Amanita cinsinden bazı türler ile Claviceps purpurea da halüsinatif etkilere sahiptir. Bu gruba ait mantarlara Psilocybe mexicana, Psilocybe cubensis, Psilocybe semilanceata, Psilocybe pelliculosa, Panaeolus subbalteatus, Psilocybe cyanescens, Psilocybe baeocystis örnek gösterilebilir. Aşağıda bir tanesini görüntüsü verilmiştir.
Psilocybe mexicana'nın görüntüsü;

Bu şekilde yapılan bir telkin terapisinde terapiye katılan insanlar büyülenmekte; telkin terapisini yöneten sihirbaz/şaman/dini lider ne telkinde bulundu ise bilinç altlarına bu telkini almaktadırlar. Kendilerine verilen telkin bilinç altlarına yazıldıktan sonra artık o kimselerin doğruları ve yanlışları telkin edilen şeyler ile aynı olmaktadır. Telkin yöntemine maruz kalan kimseler halüsinasyon (gerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi görüntüler görmek ve gerçek olmayan sesler duymak) yaşadıkları için sihirbazın gerçekten sözde tanrılar ile bağlantı kurduğunu sanıyorlardı.
Halüsinojen mantarlar ile yapılan telkin terapilerini elbette herkes yapamazdı. Ciddi bir ilim gerektiriyordu. Halüsinojen mantarların doğadan toplanması; çok uygun dozda verilmesi gerekiyordu. Mantarın dozu fazla kaçtığında suyunu içen kimsenin karaciğeri iflas ediyor ve mantar zehirlenmesinden ölüyordu. Bu nedenle telkin terapisini ancak bu konuda ilim sahibi olan kimseler yapabilirdi.
Açık ve nettir ki bu telkin terapisi yani eski ismi ile sihir kötü emeller için kullanılabileceği gibi yararlı şeyler için de kullanılabilir. Günümüzde bazı psikolojik hastalıkların tedavisinde modern tıpta bile uygulanmaktadır. Halüsinatif mantardan elde edilen psilosibin maddesi ağır depresyon ve takıntı hastalarında tek doz verilir. Bu hastalar 1 gün hastanede gözetim altında uyutulur. Halüsinasyonlar görürler. Uygun ve profesyonel telkinler ile bu kimselerin psikolojik hastalıkları düzelir. Tedavi o kadar etkilidir ki tek bir doz hastayı tedavi etmeye yeter. Hastaların her gün ilaç almasına bile gerek yoktur. Tek bir seans; tek bir günde hastanın takıntı hastalığını iyileştir. Ağır depresyonu tedavi eder. Tek doz.
Kısacası; bu sihir/büyüleme tekniği yani hipnotik telkin terapisi iyi yönde de kötü yönde de kullanılabilir.
Günümüzde ilaç endüstrisi bu gibi tek dozla bile tedavi eden ilaçları pek sevmemektedir. Çünkü onlar ilaç satarak zengin olmaktadırlar. Düşünsenize; tek bir doz psilosibin ağır depresyonu tedavi ediyor. Takıntı hastalığını tedavi ediyor. Hem de ucuz bir ilaç. Doğadaki mantarlardan elde ediliyor. Mantarların insan beynini evrimleşmesinde önemli bir rol oynadığını da hemen bildirelim. Mantarlar olmasaydı bizler de olmazdık. 'Mantarların Gizemli Dünyası' isimli muhteşem bir belgesel var. Mutlak izleyin. Bu makaleyi çok daha iyi anlayacaksınız.
Antik dönemde mantarların telkin terapisinde kullanıldıkları ile ilgili kanıt var mı?
Maya ve Astek toplumlarında dini törenlerde kullanılan mantarın adı 'Teonanácatl' idi. Anlamı 'Tanrıların eti' 'Flesh of gods' idi. M.Ö. 1500'lü yıllarda dini törenlerde kullanıldığı bilinmektedir. Ayrıca Mısır, Antik Yunan ve Sibirya'da da kullanılmıştır. Kısacası; mantarların insan beynini etkilediği antik dönemde yaşayan insanlar tarafından da biliniyordu.
Mantarlar dışında bazı bitkiler de telkin terapisinde kullanılmıştır.
Ayahuasca (ruhların sarmaşığı/asması) Amazon Ormanı’na özgü ‘Banisteriopsis caapi’ ve ‘Psychotria viridis’ isimli iki bitkinin karıştırılıp kaynatılmasıyla elde edilen bir özdür. Öğretmen bitkiler olarak da isimlendirilirler. Bu iki bitkinin aktif kimyasal bileşenleri arasında ‘harmin’, ‘harmalin’, ‘tetrahidroharmin’ ve ‘dimetiltriptamin (DMT)’ bulunur. Bu iki bitki saatlerce birlikte demlendiğinde bahsi geçen bileşiklerin etkileşimi sayesinde çok etkili bir halüsinojenik olur. Ayahuasca’nın hazırlanması elbette gerçek bir bilgi ve ilim gerektirir. Ayahuasca etkisi altındaki kimseler önemli bilgilere erişerek evrene dair hakikatleri idrak ettiklerini sanırlar. Bir hafıza kaybı yahut bilinç kaybı olmaksızın algı, düşünce ve duygularda değişikliğe neden olur.
Aşağıdaki resimde bir ayahuasca şamanı gösterilmiştir.

Aşağıdaki videoda ayahuasca çayının nasıl yapıldığı gösterilmiştir.
Şamanların farklı kıyafetler giymesi insanlardaki etkilerini artırmaktadır.

Ritmik sesler;
Ritmik sesler de konsatre olmuş bir kimseyi transa sokabilmektedir.
Hızlı nefes alma teknikleri;
Ritmik şekilde hızlı nefes alma teknikleri ile de transa geçilme gerçekleşebilmektedir.
Uyku/rüya tapınağı öneri terapisi nedir?
Eski Mısır rahibi Imhotep’in (M.Ö 2650- 2590 yılları) bu tekniği uyguladığı bilinmektedir. Mısırlılar hem fiziksel hem de zihinsel her türden sorunu olan insanları iyileştirmek için şifalı tapınakları kullandılar. Bu şifa tapınaklarına "Uyku veya Rüya Tapınakları" adı verildi. Bu tapınaklarda hasta kişi uyku gibi bir transa sokulur; rahipler ve rahibeler daha sonra kişinin rüyalarını yorumlayarak hastalıklar hakkında bilgi sahibi olur ve hastalıklara çare bulurlardı. Büyülü ritmik sözlerin ve dini ritüellerin icrasının etkisi altında, hasta insanlar psikolojik olarak telkin terapisine hazırlanırdı; "hipnotik bir duruma" sokulurlardı. Uyumadan önce, tanrılar tarafından gönderilen rüyaları kışkırtmak umuduyla telkinlerden etkilenirlerdi. Bugün Orta Doğu ve Afrika'nın bazı bölgelerinde hala türbe uykusuyla karşılaşabilirsiniz. Böylece, telkini kullanarak (ve sözde tanrıların yardımıyla) rahipler, kötü ruhları hastaların zihninden ve vücudundan kovuyor gibi görünürlerdi.
Açıkça görülmektedir ki 2:102 ayetinde işaret edilen sihir işte budur. Sihirbazın/şamanın/dini liderin özel tekniklerle ve halüsinatif mantarlar yardımı ile gerçekleştirdiği bir telkin terapisidir. Hipnoz terapisidir.
Eski Babil'de uygulamalar;
Babil’de yapılan kazılarda elde edilen bilgilere göre Babil’de şeytanların varlığına inanılıyordu. Ayrıca çok sayıda tanrı vardır. Baş tanrı Marduk’tu. Şeytanlar insanlarda hastalıklara neden olurlardı. Hatta bazı kimselerin içine şeytan girebildiğine inanılırdı. Dini lider törenle şeytan çıkarma işlemi yapardı.

Aşağıdaki resimde M.Ö 2000 yıllarına tarihlenen bir bronz yazıtta şeytan çıkarılması seremonisi gösterilmiştir. Şeytan çıkarma işlemini rahip yönetmektedir. Sağ 1. Kısımda (en üst) Babil tanrılarının sembolleri görülmektedir. 2. kısımda 7 adet hastalık yapan şeytan görülmektedir. 3. kısımda rahip sihir benzeri seramoni yaparak şeytanı uzaklaştırmaktadır. 4. kısımda ise yeni doğum yapmış bir annenin ve bebeğinin şeytanlardan kurtarılması resmedilmiştir.

Şu ana kadar elde edilen arkeolojik kazılarda mantarların veya ayahuasca çayı gibi telkin yöntemlerinin Babil'de kullanıldığını gösteren doğrudan bir kanıt yoktur. En azından ben bulamadım. Ancak Babil sihirbazlarının yani kralın yakınındaki şifacı/şaman benzeri rahiplerin bu teknikleri biliyor olmaları muhtemeldir. Çünkü Babil büyük bir hükümdarlıktı. Kendi çaplarında bilime önem veriyorlardı. Oldukça gelişmiş bir matematik kullanıyorlardı. Gezegenlerin hareketlerini belirlemişlerdi. Yıldızlar ile gezegenlerin farklı olduğunu anlamışlardı.
Devam edelim;
“şeyi ki ayırırlar onunla adam ve eşinin arasını”; telkin terapisi ile bir kadın ile bir kocasının arası ayrılabilir mi?
Elbette. Hiç şüphe yok ki mantarlarla veya özel bitkiler ile hipnotize edilmiş bir adam veya kadına eşi ile ilgili negatif telkinlerde bulunulabilir. Bu durumda mutlak ki bu sihir adam ve eşinin arasını ayırır. Çünkü bilinç altına yüklenen telkinler kişinin bilincini direkt olarak etkiler.
Ancak bu sihir teknikleri ile bir adam ile eşinin arası da düzeltilebilir. Trans haline gelmiş kimseye yapılan pozitif telkinler elbette faydalı olacaktır. Adamın eşi ile arasını düzeltecektir.
“ve indirileni/bahşedileni iki meleğin?/iki meliğin/iki hükümdarın üzerine; Babil'de; Harut(a) ve Marut(a)”
2:102 ayetinden anlıyoruz ki Babil’de yaşayan bu iki melik/iki hükümdar bu sihir ilmine sahiptir. Elbette bu ilim onlara Yüce Allah tarafından indirilmiştir. İndirme kelimesi Kur’an’da bahşetme anlamında da kullanılır. Böylece anlarız ki bu sihir tekniği bir lütuftur. Anlıyoruz ki bu sihir tekniği Babil’li iki hükümdara nasip edilmiştir. Günümüzde hipnoz telkini yapabilen bilim insanlarına da bu bilim indirilmiştir. Yani bahşedilmiştir. Bir bilim insanı Yüce Allah’ın kendisine verdiği izin seviyesinde O’nun ilminden kavrayabilir. Aziz Sancar’ı ele alalım. DNA’nın kendisini onarma mekanizmasını keşfettiği için Nobel ödülü aldı. Aslında Aziz Sancar yeni bir şey yaratmadı. Sadece Yüce Allah’ın kendisine indirmiş olduğu/bahşetmiş olduğu ilim ile DNA onarma mekanizmasına Yüce Allah’ın izni ile tanık oldu. Durum bu kadar basittir. Bu iki hükümdar da Yüce Allah’ın lütfettiği; hipnotik telkin terapi yöntemlerini öğrenip kavramalarına izin verdiği anlaşılır.
Babil'de sadece bu iki hükümdar mı sihir ilmini biliyordu?
Ayette bu iki hükümdara sihir ilmi nasip edildiği; bahşedildiği; indirildiği anlaşılıyor. Ancak sihri direkt olarak uygulayan; ya da başkalarına öğreten kimseler bizzat bu iki hükümdar olmak zorunda değildir. Sonuçta Babil'e hükümdarlık eden bir kimse o ülkedeki tüm ilme de dolaylı olarak hükmü gereği sahip olmaktadır. Bir krala savaşı kazanması bahşedildi denildiğinde kral tek başına savaşı kazanmıştır anlamı çıkmaz. Bu iki hükümdara da sihir ilmi bahşedilmesi sadece bu iki hükümdar bu ilme sahipti de krallıkları içinde başka kimse bu ilme sahip değildi anlamı çıkmaz. Anlaşılır ki bu iki hükümdarın hükümdarlık dönemlerinde sihir ilmini icra eden; hükümdarın himayesinde ve kontrolünde Babil'de uygulayan bilge insanlar vardır. Sihir eğitimi için başka bir ülkeden gelen insanlar için hükümdardan mutlak ki izin almak gereklidir. Ayette bunun da zikredildiğini görüyoruz. Sihir eğitimi öncesi hükümdarların onayı mutlak ki gerekliydi. Bu hükümdarlar sihir eğitimi alacak olan kimselere bu tekniği doğru yönde, insanların faydası için (hastalıkların tedavisi için) kullanmalarını öğütlüyor. Bu nedenle "öyle ki; küfretme” diyorlar. Yani gerçeğin dışına çıkmayın; gerçeği ve doğruyu yanlış ile değişmeyin diyorlar.
‘ve değildi öğretir o ikisi (Harut(a) ve Marut(a)) bir şeyden; ancak der ikisi (Harut(a) ve Marut(a)): “Doğrusu biz bir fitneyiz/bir testiz/bir sınavız; öyle ki; küfretme”’;
Açık ve net olarak anlıyoruz ki bu iki hükümdar sahip oldukları sihir ilminin 2 ucu keskin bıçak gibi olduğunun farkındadır. Son derece etkili olan bu sihir tekniği yararlı amaçlar için kullanılabilirken, kötü emeller için de kullanılabilir. Bu hükümdarlar bunu dile getiriyorlar. Tabiri caiz ise; “Size bu çok etkili sihir tekniğini öğretiyoruz. Ancak bu tekniklerin yararlı kullanım alanları varken kötü amaçlı kullananlar da olabilir. Sizler asla kötü amaç için kullanmayın” diyerek uyarıda bulunmaktadırlar. Bu sihir tekniğinin öğrenen kimse için bir test/bir fitne/bir sınav olacağını yani doğru yol ile yanlış yolu seçme gerektirecek bir sınava girecekleri bildiriyorlar. Gerçekten de bu sihri öğrenmek bir insan için büyük bir testtir/bir sınavdır/bir fitnedir. Kendinizi bir düşünün. Elinize insanları hipnotize edip dilediğinizi yaptırabilecek özel teknikler var. Bu sihri öğrendiğiniz vakit kendinizi direkt olarak büyük bir sınavın içinde bulursunuz. Öğrendiğiniz bu tekniği insanlık için faydalı işler için mi kullanacaksınız veya insanlık için kötü işler için mi kullanacaksınız?
“ve değildir onlar (şeytanlar) zarar verenler onunla bir şeyden; dışında Allah’ın izniyle”
Her ne kadar saptıran insanlar (şeytanlar) etkin sihir tekniklerini yani etkin telkin terapi yöntemlerini öğrenip uygulasalar da her şeyde olduğu gibi Yüce Allah’ın izni olmadan asla bir kimseye zarar veremezler. Bir şey başaramazlar. Ancak Yüce Allah izin verirse bu mümkündür. Günümüzde de bu böyledir. Etkin bir ilaç tedavisi bile Yüce Allah izin vermez ise bir kimsede etkili olmaz. Yüce Allah izin verirse ilaç bir insana fayda sağlar.
“ve öğrenirler zarar vereni onlara; ve yarar vermez onlara; ant olsun bildiler”
Bu şeytan insanların bu sihir tekniklerini yarar sağlayıcı işlerde kullanmadıklarını anlıyoruz. Sonuçta öğrendikleri bu sihir teknikleri dönüp dolaşıp kendilerine de zarar verecektir. Belki de kendileri çıkarlarına kısa vadede fayda saplamış olduğunu düşünseler de uzun vadede bu kimseler kendilerinin ziyan/kayıp içinde bulacaktır.
“mutlak ki kim satın aldı onu yoktur ona ahirette bir nasipten; ve mutlak kötüdür satın almış oldukları onunla; kendi nefislerine; keşke olmuş olsalardı bilirler.”
Sihir tekniklerini insanları zarara uğratacak şekilde kullanan kimselerin ahirette hiçbir nasibinin olmayacağı yani ahirette iyi bir şey bulamayacakları bildiriliyor. Yaptıkları kötülüklerin ahirette karşılığını alacaklardır.
“Ve tabi oldular şeytanların okuduğuna”
Bu geçişte de büyük bir işaret vardır. ‘Vettebeû mâ tetlû ş-şeyâtînu’ “Ve tabi oldular şeytanların okuduğuna” geçişini şeytanların söyledikleri olarak çevirmek doğru değildir. ‘tetlû’ kelimesi ‘okudular’ demektir. Bu kelime 10:61, 28:45 ve 29:48 ayetlerinde de geçer. Bu ayetler incelendiğinde açıkça görülür ki bu okuma kafasına göre bir şeyleri söyleme değildir. Yazılı bir metin okumak veya ezberdeki bir şeyi ezberden okumak olarak çevrilir. Örneğin; “istiklal marşını okudu veya şu şiiri okudu” gibidir. Belirli bir metnin ezbere söylenmesi de ‘okuma’ olarak çevrilir. Bu noktadan anlarız ki okunan bu şey planlı, programlı ve önceden belirlenmiş bir şeydir. Şeytanların hepsi aynı şeyi okumaktadırlar. Birisi bir şey söyleyip diğeri başka bir şey söyler değildir. Okudukları bu şey sihir terapisi esnasında okunan telkin mesajıdır. Bu telkin mesajının konusu Süleyman peygamberin mülkü/saltanatı üzerine negatif mesaj ve onun kâfir olduğu ile ilgili pozitif mesajdır. İsrailoğullarından bazı kimselerin şeytanların okuduğu bu telkin mesajına tabi oldukları anlaşılıyor. Sihir metodu bu kimselerde başarılı olmuştur. Bilinçaltlarına şeytanların okudukları mesaj yerleşmiştir.
“Ve değildi küfretmiş Süleyman; fakat şeytanlar küfrettiler”
Bu noktada anlıyoruz ki şeytanların yani saptırıcı insanların uyguladıkları sihir yöntemleri bu tekniği uygulayan kimseleri kâfir etmiştir. Çünkü gerçekte Süleyman peygamber kâfir olmamıştır. İsrailoğullarından bazı kimselerin bilinçaltına yaptıkları saptırıcı telkin yöntemleri nedeni ile bu saptırıcı insanlar kâfir olmuşlardır. Sadece bu geçişten bile ayette işaret edilen şeytanların insanlar olduğunu anlarız. Ayette geçen ‘şeytanlar küfrettiler’ geçişi geçmiş zaman kipi ile gelmiştir. Süleyman peygamber ile ilgili saptırıcı sihir tekniklerini uyguladıkları için kâfir olmuşlardır. Bu da daha önceden kâfir olmadıklarını gösterir. Kısacası bu şeytan kimseler halk arasında bilinen kötü karakter şeytan değildir.
“öğretirler (şeytanlar) insanlara sihri”
Anlaşılır ki; bu şeytanlar/saptırıcı insanlar Babil’deki iki hükümdardan öğrendikleri bu sihir yöntemlerini (hipnotik telkin terapisi) başka insanlara da öğretmişler. Muhtemeldir ki bu insanlar İsrailoğullarından bazı kimselerdir.
“Babil'de; Harut(a) ve Marut(a)”
Babil’de yaşayan iki hükümdarın isimleri Yüce Allah tarafından bizlere bildiriliyor.
Ehli kitap kaynakları Süleyman peygamber hakkında ne diyor?
Kur’an bizlere her zaman doğru şeyi gösterir. Biliyoruz ki ehli kitap kaynakları Süleyman’ın kâfir olduğunu yazmaktadır. Kendi peygamberlerini kâfirlikle suçlayabilmiş bir toplum bu İsrailoğulları. Yüce Allah Kur’an’da bizlere açık ve net olarak bildiriyor ki Süleyman asla kâfir olmadı. Ancak o toplumun bazı ileri gelenleri Harut(a) ve Marut(a) isimli 2 hükümdardan/melikten öğrendikleri sihir teknikleri ile bazı kimselerin bilinçaltına telkin yöntemi ile bazı şeytani fikirler ekmişler. Böylece toplumun bir kısmını Süleyman peygamberin kâfir olduğuna ikna etmişlerdir.
2:102 ayetinde geçen (الملكين) kelimesi 'ٱلْمَلَكَيْنِ' 'l-melekeyni' '2 melek'olarak mı okunmalı ya da 'الْمَلِكَيْنِ' 'l-melikeyni' '2 melik'olarak okunmalıdır?
Aşağıda görüldüğü gibi eski Kur'an mushaflarında harekeleme mevcut değildi. Yani bu kelime her iki şekilde de okunabilir. Bir kelimenin anlamı Kur'an'ın bütünü ile uyumlu olmalıdır. Melek kavramı incelendiğinde Babil'de yaşayan 2 meleğin yeryüzünde inmiş olduğu; bazı kimselere sihir öğretiyor olmaları Kur'an'daki melek kavramı ile kesinlikle çelişir. Kısacası Yüce Allah'ın katında olan meleklerin yeryüzünde Babil'e yerleşmiş olmaları mümkün değildir. Bu nedenle 2:102 ayetinde geçen (الملكين) kelimesi 'الْمَلِكَيْنِ' 'l-melikeyni' olarak yani iki hükümdar olarak okunmalıdır. Çünkü yeryüzünde insanlar yaşamaktadır. Melekler değil.
Kairo, al-Maktaba al-Markaziyya li-l-Maḫṭūṭāt al-Islāmiyya: Großer Korankodex
2:102 ayetinde (الملكين) kelimesinin geçişi;

Aynı kelimenin 12:43 ayetinde geçişi;

Görüldüğü gibi aynı mushafta 2 kelime de aynı yazılmıştır. 12:43 ayetinde 'melik' olarak okunmuştur ki doğrudur. Aynı kelimenin 2:102 ayetinde de '2 melek' olarak değil de '2 melik' olarak okumak Kur'an'a daha uygundur.
İsrailat kaynaklı uydurulmuş hadisler bizleri Kur'an'dan nasıl uzaklaştırıyor?
Aşağıdaki hadis bu ayetleri anlayamayanlar tarafından İsrailoğullarının Talmud ve Mişna kitaplarından esinlenerek uydurulmuş. Yüce Allah'a; peygamberine ve meleklerine büyük bir iftiradır. İşte bu nedenle hiçbir hadisi dinde kaynak edinmem. Kur'an'ı anlamamıza engel olurlar. Şeytan öğretileridir. Şimdi bazı hadisçiler çıkar ve der ki: "Bu sahih bir hadis değil; senedi sağlam değil". Böyle iş mi olur? Kim karar verecek sağlam olduğuna veya sağlam olmadığına? Kimisi sağlam diyor, kimisi değil diyor. Hadisçilerin işi de zor. Her şekilde zandan asla kurtulamıyorlar. En doğrusu tüm hadisleri reddetmek ve sadece Kur'an'a teslim olmaktır.
Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde (II, 134) Abdullah b. Ömer’den nakledilen bir hadise göre Hz. Âdem Aleyhisselam Allah tarafından yeryüzüne indirildiğinde melekler Allah’a, “Bizler hamdinle seni tesbih ve takdis edip dururken yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun” derler. Allah da onlara, “Sizin bilemeyeceğinizi herhalde ben bilirim” der. (el-Bakara 2/30) Melekler, kendilerinin âdemoğlundan daha itaatkâr olduklarını söyleyince de Allah yeryüzüne göndermek üzere aralarından iki melek seçmelerini ister. Hârût ve Mârût seçilerek yeryüzüne indirilir. Zühre çok güzel bir kadın sûretinde karşılarına çıkınca melekler ona sahip olmak isterler. Kadın da Allah’a ortak koşmaları şartıyla tekliflerini kabul eder. Melekler bunu reddederler. Bunun üzerine kadın bir çocuk getirir ve onu öldürmelerini ister; melekler bunu da kabul etmez. Daha sonra kadın içki getirir ve bunu içerlerse tekliflerini kabul edeceğini söyler. Melekler içkiyi içip sarhoş olunca kadınla zina edip çocuğu öldürürler. Ayıldıklarında kadın, daha önce kabul etmedikleri her şeyi sarhoş olunca yaptıklarını onlara hatırlatır. Meleklerden dünya veya âhiret azabından birini seçmeleri istenince dünya azabını seçerler.
Başka bir hadiste;
Hz. Ali’nin Resûlullah’tan rivayet ettiği nakledilen, “Allah Zühre’ye lânet etti; çünkü Zühre, Hârût ve Mârût adlı iki meleği fitneye sevketti”
Yazıktır ki bu uydurulmuş hadisler ve İsrailiyat kaynakları nedeni ile 2:102 ayeti hurafelere kurban edilmiştir. Aşağıdaki resimde 2 melek muska yazarken görülmektedir. Yüce Allah akıl fikir versin hadislere inananlara. Meleklere bile iftira etmişler.

Başka bir resim;

En doğrusunu Allah bilir.
