(Fâtiha) 1:1

İsmiyle49 Allah'ın19; Rahmân'dır1; Rahîm'dir2.


(Fâtiha) 1:2
Hamd3 Allah’adır; Rabbidir4 âlemlerin203.

3En yüce övgü/methetme.

4Efendi, komuta eden.

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  


(Fâtiha) 1:3

Rahmân'dır1; Rahîm'dir2.

1En yüce merhametli.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Fâtiha) 1:4
Melik'idir96 din gününün109 .

96Hükümdar/hünkâr.

109Dinden yani konusu din olacak yargılamanın yapılacağı gün/evre/dönem. Yargılama ahiret evreninde yapılacaktır. 


(Fâtiha) 1:5

Sana kulluk46 ederiz709; ve sana yardım* arz ederiz709.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

709Kur'an Yüce  Allah katında bulunan, şerefli bir elçi olan Cibrîl'in sözüdür. Yüce Allah'ın izniyle elçi Muhammed'in kalbinde ve beyninde bulunan sinir hücrelerine Cibrîl aracılığıyla Yüce Allah tarafından indirilmiştir. Fâtiha suresindeki ayetler de bu şerefli elçinin bizzat sözleridir. Bu şerefli elçi Kur'an'ın açılış suresi olan bu surede tüm yaratılmışlar/insanlar adına bizlere örnek olmakta Rabbine nida etmekte ve çağrıda bulunmaktadır.

*İlâhî yardım.


(Fâtiha) 1:6
Kılavuzla bizleri dosdoğru yola124.

124Sırâtel mustakîm. Tek ve dosdoğru yol; sadece Kur'an.


(Fâtiha) 1:7

Kimselerin yoluna125 (ki) nimet verdin üzerlerine126; olmayan gazap edilen127 üzerlerine; ve dalalet128 içindekilerin değil.

125Sadece Kur'an diyen kimselerin yolu.

126Sadece Kur'an yoluna kılavuzlanarak kendilerine nimet verilen kimseler.

127Yüce Allah'ın öfkesinin üzerlerine hak olduğu kimseler.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.


(Bakara) 2:1

A L M44*

44Kesik harfler olarak tanımlanır. On dört (14) harfin tekli, ikili, üçlü, dörtlü ve beşli kombinasyonlarından oluşurlar. Yirmi dokuz (29) surenin başında yer alarak surenin açılışını yaparlar. Yedi (7) grup oluştururlar. İlgili gruplarda ve alt gruplarda anahtar harflerin geçiş sayısı on dokuzun (19) tam katıdır. On dokuz (19) mucizesinin tecelli edişinin çok güzel örneklerini sunarlar. Kur'an'ın bir beşer sözü olamayacağına en büyük delillerdendirler. 

Hurûf-u Mukataa  (Anahtar Harfler) Mucizesi.

*Elif, Lâm, Mim.

(Bakara) 2:2

İşte bu; kitaptır*; yoktur şüphe onda*; bir doğru yola kılavuzdur takva21 sahipleri için**.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Kur'an.

**Kur'an sadece takva sahiplerine yani muttakilere bir doğru yola kılavuzdur. Takva sahibi olmayan kimseler Kur'an'ın kılavuzluğundan asla faydalandırılmaz.


(Bakara) 2:3

Kimselerdir* (ki) iman47 ederler gayba62**; ve ikame572 ederler salâtı5; ve rızıklandırdığımızdan onları infak6 ederler.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

*Takva sahipleri.

**Rablerini gözleriyle göremeseler de O'nun tecelli etmiş olan isimlerine/sıfatlarına tanık/şahit olarak iman ederler/emin olurlar.


(Bakara) 2:4

Ve kimselerdir* (ki) iman47 ederler sana indirilmişe**; ve senden önce indirilmişe***; ve âhirete774 (de) onlar yakınlaşırlar/kesinleşirler****.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

774Ertelenmiş, geriye bırakılmış, ötelenmiş, final, son, en uç. Diriliş ve din günüyle (yargılamanın dinden yani sadece Kur'an'dan yapılacağı gün) birlikte cennetleri ve cehennemi kapsayan evre/dönem.

*Takva sahipleri.

**Kur'an'a

***Tevrat'a ve İncîl'e.

****Yakın olarak emin olurlar.


(Bakara) 2:5

İşte bunlar*; Rablerinden4 bir doğru yola kılavuz üzerinedir; ve işte bunlar*; onlardır* muflih/kurtuluşa kavuşanlar174.

4Efendi, komuta eden.

174Felaha ulaşanlar, kurtuluşa kavuşanlar, başaranlar.

*Takva sahipleri.

(Bakara) 2:6

Doğrusu kimseler* (ki) kâfirlik25 ettiler; aynı seviyedir/farksızdır onlara uyarsan** da onları ya da asla uyarmasan** da; iman47 etmezler***.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Yüce Allah'ın ayetlerini içeren kutsal kitapların hükmünü örten, gizleyen, yok sayan, görmezden gelen kâfirler.

**İslâm olun; sadece kutsal kitaplara gelin, sadece Rabbinizin kitabına uyun; sadece Kur'an'a tabi olun. İbrahim'in milletine tabi olun. Hanif yani tek tanrıcı olun. Rabbinize şirk koşmayın. İblîs'in adımlarını izlemeyin.

***Kutsal kitapların hükmünü gizleyenler, örtenler gerçek bir imana sahip değillerdir.


(Bakara) 2:7

Mühürledi175 Allah kalplerinin* üzerini; ve işitmelerinin* üzerini; ve görüşlerinin* üzerini; bir örtü/bir kılıftır**; ve onlaradır** büyük bir azap.

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


*Artık bu kâfirler asla şuurlanamazlar; akledemezler. Kalp akletmede önemli bir organdır. Kalpte bulunan 40-50 bin adet sinir hücresi beynin karar verme bölgesi olan perçem (ön lob) bölgesine sinir ağları gönderir. Kâfirlerin kulakları vardır onunla işitmezler, gözleri vardır onunla görmezler, kalpleri vardır onunla akletmezler.

**Kâfirlerin kalpleri katıdır, sıkıdır. Kalpte bulunan sinirlerin beynin ön lobuna olan sağlıklı iletişimi bir örtü/engel ile engellenmiştir.

**Büyük bir azap Yüce Allah'ın kutsal kitaplardaki hükümlerini gizleyenlere, örtenlere yani kâfirleredir. Kur'an'ın ayetlerini hadislerle örtenler, yok sayanlar da kâfirlerdir. Mezhepler, tarikatlar, sadece Kur'an demeyen, Kur'an bize yeter demeyen herkes kâfirdir.


(Bakara) 2:8

Ve insanlardan kimi* der: “İman47 ettik Allah'a ve âhiret774 gününe**”; ve (oysa) değildir*** onlar* müminler27.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

774Ertelenmiş, geriye bırakılmış, ötelenmiş, final, son, en uç. Diriliş ve din günüyle (yargılamanın dinden yani sadece Kur'an'dan yapılacağı gün) birlikte cennetleri ve cehennemi kapsayan evre/dönem.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Sahte müminler. "Allah'a ve âhiret gününe iman ederiz" deyip de Yüce Allah'a şirk koşarak iman eden sahte müminler.

**Evre, dönem.

***Yüce Allah'a ve âhirete gönülden iman ederler; bunu da deklere ederler ancak asla gerçek müminler değillerdir. Sahte müminlerdir. Çünkü Yüce Allah'a illa ki şirk koşarak iman ederler. Sadece kutsal kitaplardaki hükümleri dinde kaynak edinecekleri yere onların astından uyduruk söylentilere de tabi olurlar. Yahudilerin Talmud'a tabi olması, Hristiyanların Tarsuslu Pavlus'un uyduruk öğretilerine tabi olması, kendisini Müslüman sanan milyarlarca insanın da hadislere/mezheplere tabi olmaları bu ayette açıkça işaret edilmiştir.


(Bakara) 2:9

Aldatmaya* bakarlar Allah'ı ve iman47 etmiş kimseleri; ve (oysa)  aldatmaya* bakar değillerdir kendi nefisleri201 dışında; ve değillerdir şuurlanırlar**.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler. Bu müşrikler inançlarında samimidirler. İnsanları aldatarak kendi uyduruk dinlerine tabi olmaya çağırırlar; hatta zorlarlar. Tek tanrıcı olan, "kutsal kitaplar bizlere yeter, Kur'an bizlere yeter" diyen tek tanrıcıları da kendi uyduruk dinlerine döndürmeye çalışırlar. Yüce Allah adına uyduruk hadisler türeterek Allah adına bile yalan söylerler. Oysa ancak kendilerini ateşe sürükleyecek şeyle kendilerini aldatırlar.

**Bilinçlenirler, farkına varırlar, anlarlar. 


(Bakara) 2:10

Kalplerindedir* bir maraz/hastalık175; öyle ki ziyade etti/artırdı onlara* Allah marazı/hastalığı; ve onlaradır elim/acıklı bir azap; yalan söyler** oldukları nedeniyle.

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.

**Kutsal kitaplar dışında dinde hüküm koyan her şey din adına bir yalandır. Kur'an haricinde dinde hüküm koyan her şey din adına bir yalandır.  


(Bakara) 2:11

Ve denildiği zaman onlara*; fesat çıkarmayın/bozgunculuk yapmayın** yerde/yeryüzünde; dediler: “Bizler*** ancak muslihiz/sâlih işler yapanlarız30

30Sâlih işler yapan. Sâlihâtı (düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler) yapan.

*2:8 ayetinde özellikleri iaşret edilen sahte müminlere.

**Anlarız ki sahte müminler her zaman yerde fesat çıkarır. Kendi sahte dinlerini yayma adına her şeyi caiz görürler. Dünyanın başına bela olurlar. Dünyanın şu an kargaşa içinde olması müşrik Yahudiler, müşrik Hristiyanlar ve müşrik Müslümanlar nedeniyledir. Yani sahte imanlılar, sahte müminler yeryüzünde fesat/bozgun çıkarırlar. 

***Sahte müminler yaptıkları bu fesatı/bozgunculuğu aslında kendi uyduruk dinleri adına bir düzeltici olarak görürler. Bunu da samimi olarak yaparlar. Kendisini canlı bomba yaparak masum insanları katleden bir sahte mümin tam olarak bu ayetin tanımına uyar.   



(Bakara) 2:12

Değil mi ki doğrusu onlar*, kendileri fesatçılardır/bozgunculardır; fakat şuurlanmazlar**.

*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.

**Bilinçlenmezler, farkına varmazlar, anlamazlar.


(Bakara) 2:13

Ve denildiği zaman onlara*; iman47 edin iman47 etmiş insanlar** gibi; dediler: “İman47 eder miyiz (hiç) iman47 etmiş ahmaklar/aptallar*** gibi”; değil mi ki doğrusu onlar, kendileri ahmaklardır/aptallardır****; fakat bilmezler.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminlere.

**Gerçek müminler gibi. Tek tanrıcı olan, sadece kutsal kitaplar diyen insanlar gibi. Sadece Kur'an'ın ayetlerine tabi olmuş, sadece Rabbinin kitabına uyan kimseler gibi. 

***Sahte müminlerin bir özelliği de kendi uyduruk dinlerini her şeyin üzerinde görmeleridir. Kendi dinlerine tabi olmayanları ahmak, aptal, anlamaz, kavramaz olarak görmeleridir.  

****Oysa ahmak, aptal, anlamaz, bir şey kavramaz olanlar kendileridir. Sadece kutsal kitaplara uymak varken şirke girerek dinde hüküm koyan şeylere tabi olmaları buna açık bir delildir.  


(Bakara) 2:14

Ve karşılaştıkları* zaman iman47 etmiş** kimselere dediler*: “İman47 ettik”; ve yalnız kaldıkları zaman şeytânlarıyla29 dediler*: “Doğrusu bizler beraberiz sizlerle; ancak bizler alay edenleriz***.”

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.

**Sadece Kur'an'a tabi olmuş tek tanrıcılara.

***Anlarız ki Kur'an'ın inme sürecinde sahte müminler vardır. Kendilerini mümin sanan bu kimseler sadece Kur'an'a tabi olmuş kimselerle alay etmektedirler. Kur'an öğretileri yerine saptırıcılara/şeytânlara tabi olurlar.


(Bakara) 2:15

Allah alay eder onlarla*; ve genişletir/yayar onları* taşkınlıklarında**; şaşkın/abuk sabuk sayıklarlar***.

*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminlerle.

**Sahte müminlerin bir özelliği de uyduruk dinleri konusunda taşkınlık yapmalarıdır. Yüce Allah'ın emri olmayan şeyleri uyduruk hadisleriyle din yapanların uygulamaları her zaman taşkınlık içerir. "Namaz kılmayanı dövün, hapsedin, namaz kılıncaya kadar hapiste tutun, hatta orada ölsün. Zina edeni taşlayarak öldürün. Dinden döneni öldürün. Bir kadın tek başına 80 km uzağa gidemez" gibi sapkın taşkınlıklar sahte müminlerin özelliğidir.

***Bu kimseler bu abuk sabuk taşkınlıklarından samimidirler.   


(Bakara) 2:16

İşte bunlar*, kimselerdir* (ki) satın alıp takas ettiler** dalaleti128 doğru yola kılavuzla***; öyle ki kazanmış değildi ticaretleri; ve olmuş değillerdi muhtedler176.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

176Doğru yola kılavuzlu, hidayetli, dosdoğru yol olan sıratel müstakim üzerinde olanlar. Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam'a yani sadece Kur'an'a tabi olanlar.

*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.

**Kur'an yerine abuk sabuk taşkınlıklara/sapkınlıklara tabi oldular.

***Kur'an'la. 


(Bakara) 2:17

Misali/örneği onların* misali/örneği gibidir kimse (ki) yaktı bir ateş; öyle ki ne zaman aydınlattı (ateş) çevresindekini onun (kimsenin); giderdi/götürdü Allah nurunu/aydınlığını onların; ve terk etti onları karanlıklarda**; göremezler**.

*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminlerin.

**Sahte müminler doğru yolu asla bulamazlar. Yüce Allah onları karanlıklarda bırakır.


(Bakara) 2:18

Sağırlar*; dilsizler*; körler*; öyle ki onlar** dönmezler***.

*Sapkınlıklara karşı sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Tepki vermezler. 

**2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.

***Sahte dinlerinden.


(Bakara) 2:19

Ya da gökten bir yağmur fırtınası gibi; içinde onun (yağmur fırtınasının) karanlıklar; ve gök gürültüsü; ve şimşek261; koyarlar* parmaklarını kulaklarının içine gök gürültüsü sesinden; ölüme hazır; ve Allah kuşatıp sarandır kâfirleri25.

261Bulutlar arasındaki elektrik boşalmalarıdır. Aydınlanma ve gök gürültüsüyle birliktedir. Yere düşmezler. Yere düşen tiplerine yıldırım denir. Yıldırımlar daha tehlikelidir.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.


(Bakara) 2:20

Şimşek261 neredeyse kapar görüşlerini; aydınlattığı (şimşek) zaman onları*, yürüdüler onda (şimşekte); ve karardığı zaman (şimşek) üzerlerine, dikeldiler/ayakta kalakaldılar; eğer dileseydi Allah mutlak giderirdi/götürürdü işitmelerini ve görüşlerini; doğrusu Allah her bir şey üzerine Kadîr'dir177.

261Bulutlar arasındaki elektrik boşalmalarıdır. Aydınlanma ve gök gürültüsüyle birliktedir. Yere düşmezler. Yere düşen tiplerine yıldırım denir. Yıldırımlar daha tehlikelidir.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.

*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminlerin benzeri kimseler.


(Bakara) 2:21

Ey insanlar*! Kulluk46 edin Rabbinize4 ki yarattı sizleri ve sizden önceki kimseleri** belki sizler takvalı21 olursunuz.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

4Efendi, komuta eden.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Homo Sapiens.

**Homo Sapiens öncesi yeryüzünde yaşayan ve soyları kesilen Homo Heidelbergensis, Homo Rudolfensis, Homo Habilis, Homo Floresiensis, Homo Erectus ve Homo Neanderthalensis gibi insan türleri.

Günümüzde dünyaya egemen olan insan türünden (Homo Sapiens) önce yaşamış olan insan türleri


(Bakara) 2:22

Ki yaptı sizlere yeri/yeryüzünü bir döşek/yatak181; ve göğü180* bir bina; ve indirdi gökten180* bir su179; öyle ki çıkardı onunla (suyla) meyvelerden; bir rızık sizlere; öyleyse yapmayın Allah'a eşler/denkler; ve sizler bilirsiniz (de bunu).

181Güneş sistemimiz 4,6 milyar yıl önce oluşurken Dünya gezegenimiz çok sıcak ufak kaya parçalarının bir araya gelmesiyle büyüdü. Çapı arttıkça orantısal olarak yüzey alanı da genişledi ve yayıldı. Yüzey alanı o kadar genişledi ki aslında bir küre olmasına rağmen üzerinde yaşayanların eğimi fark edemeyecekleri bir hal aldı. Kısacası düzmüş gibi oldu. Üzerinden muhteşem bir hayat barındıran düz bir döşek, düz bir yatak gibi oldu.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

179Evrenimizdeki ilk su molekülleri (H2O) Tarık (Nötron) yıldızlarını oluşturan Süpernova patlamalarında yaratıldı. Dünya gezegeninin ilk oluşum evresi olan Hadean döneminde yeryüzünde su yoktu. Bol miktarda donmuş su içeren Jüpiter bölgesi asteroidlerinin yeryüzüne çarpmasıyla Dünya gezegenimiz suya kavuştu. Dünyamızın suyu gökten yani uzaydan inmiştir. Rabbimiz ayrıca bu suyu yağmurlarla yine gökten yere indirmektedir.


* Evren ve Dünya atmosferi.


(Bakara) 2:23

Ve eğer olduysanız şüphe içinde kulumuz* üzerine indirdiğimizden172; öyleyse gelin bir sureyle183 mislinden870 onun**; ve çağırın şahitlerinizi/tanıklarınızı Allah’ın astından; eğer olduysanız sâdıklar182.

172Kur'an.

183On sure getiremezler, bir sure getiremezler meydan okumaları asla boşuna değildir. Şerefli Kur’an 19 matematiksel mucizesiyle kodlanmıştır. Kur’an’ın bir beşer sözü olduğunu, eskilerin masalları olduğunu iddia eden kişiliğe karşı (74:10-25) Kur’an 19 sayısı temelli bir mucizeyi delil olarak sunmaktadır. Kur'an'ın her bir suresi birbiriyle ve Kur'an'ın bütünle 19 sistemiyle bağlantılıdır. Asla ayrılamaz. Aşağıdaki makalede bir örnek gösterilmiştir.  

10 sure getiremezler; 1 sure getiremezler: Sure kelimesinin büyük mucizesi.

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.182Doğrular, dürüstler.

*Resûl Muhammed.

**Kur'an'ın.


(Bakara) 2:24

Öyle ki eğer asla yapmazsınız; ve asla yapamazsınız; öyle ki takvalı21 olun ateşe ki yakıtı onun insanlar ve taşlardır; hazırlandı kâfirler25 için.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Bakara) 2:25

Ve müjdele kimseleri (ki) iman47 ettiler; ve yaptılar sâlihât18 ki onlaradır cennetler; akar altından onun nehirler; her rızıklandırıldıklarında ondan*, meyveden; bir rızık (olarak); dediler: “Bu ki rızıklandırıldığımızdır önceden**”; ve (oysa) verilmişlerdi onun benzeri; ve onlaradır orada* eşler184; temiz kılınmış; ve onlar orada ölümsüzlerdir185.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

184Ezvâcun; ahiret evreninde cinsiyetin mevcut olacağını şerefli Kur'an'dan öğreniyoruz. Cennetlere girmiş olan kimselere verilen, o kimseye özel olan, sadece o kimseyle bağlantı kuran, o kimsenin cinsiyetine uygun olarak verilecek olan varlıklar. Bu varlıklar eşleri olan kimselere sevginin/şefkatin en üst seviyesinde bir bağlantıyla bağlı olacaklardır.      

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Cennetten.

**Selam diyarında/yurdunda verilen rızıklar.


(Bakara) 2:26

Doğrusu Allah çekinmez; ki vurur/ortaya koyar bir misal/örnek; bir sivrisineği186; öyle ki onun üstündekini (de)186; öyle ki ancak iman47 etmiş kimseler; böylece bilirler ki o (örnek) haktır/gerçektir Rablerinden4; ve ancak kâfirlik25 etmiş kimseler; öyle ki derler: “Neyi amaçladı/arzuladı Allah bu misalle/örnekle?”; saptırır (Allah) onunla (örnekle) bir çoğunu; ve doğru yola kılavuzlar onunla (örnekle) bir çoğunu; ve saptırır değildir (Allah) onunla (örnekle); ancak fâsıkları38.

186Sivrisinek Yüce Allah'ın örnek verdiği bir canlıdır. Onun üzerinde olan da örnek verilmiştir. Bilimsel veriler göstermiştir ki küçücük bir sivrisineğin üzerinde çok sayıda bakteri yaşamaktadır. Sıtma mikrobu taşıyan sivrisineğin tek bir ısırığı sıtma hastalığına neden olabilir. Sivrisineğin insanlık tarihinde en çok insanın ölmesine neden olan sıtma hastalığına neden olması nedeniyle örnek olarak gösterilmesi Kur'an'ın büyük bir bilimsel mucizedir.

“Doğrusu Allah çekinmez, ki ortaya koyar bir örnek; bir sivrisineği; onun üstündekini de.”: Sivrisinek ve onun üstündeki bakteriler.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

4Efendi, komuta eden.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.


(Bakara) 2:27

Kimseler (ki) bozdular ahdi/antlaşmayı Allah'a (olan) mîsâkının129 sonrasında; ve kestiler emrettiğini Allah'ın; ki onunla (mîsâkla) birleştirmesini187 (emretti); ve fesat çıkarırlar/bozgunculuk yaparlar yerde/yeryüzünde; işte bunlar; onlardır kaybedenler/zarara uğrayanlar.

129Antlaşma/sözleşme/ahit. İnsan bilincinin hiperuzayda/arşta Yüce Allah'la yaptığı sözleşme. Özü; tek tanrıcı olmak, şirke girmemek, kutsal kitaplara tabi olmak, resullerle kutsal kitapların arasını ayırmamak, şeytanın adımlarını takip etmemek. Kısacası sadece Kur'an'ın emir ve yasaklarına tabi olmak.  

187Resullerle Yüce Allah’ın yani O’nun kutsal kitaplarının arasını ayırmama. Yüce Allah’ın tek dini olan İslam’ı parçalara bölmeme. Resulleri kutsal kitaplardan ayırmama. Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzu's Sâlihîn gibi insan söylentileriyle/hadislerle, zan içeren kitaplar aracılığıyla resulleri kutsal kitaplardan ayırmama. Resullerle Yüce Allah’ın arası ayrılmışsa bunu birleştirme. Sadece kutsal kitaplara dönme. Sadece Kur’an deme.


(Bakara) 2:28

Nasıl kâfirlik25 edersiniz Allah'a; ve olmuştunuz ölüler615; öyle ki canlandırdı/diriltti615 sizleri; sonra öldürür615 sizleri; sonra canlandırır/diriltir615 sizleri; sonra O'na (Allah’a) döndürülürsünüz.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

615İlk cennet evreninde yaşayan insanın öldürülmesi ve cennetten çıkarılması.

İçinde yaşadığımız evrende diriltilmesi/canlandırılması.

İçinde yaşadığımız evrende öldürülmesi ve evrenden çıkarılması.

Ahiret evreninde din günü için diriltilmesi/canlandırılması. 



(Bakara) 2:29

O (Allah) ki yarattı sizlere yerdekini/yeryüzündekini topluca; sonra istiva188 etti göğe180*; öyle ki istiva188 etti onlara; yedi göklere161**; ve O (Allah) her bir şeye bir Alîm'dir8.

188Düzenlemek, dengelemek, seviyelemek, her şeyi uygun olarak, tam yerinde olarak düzenlemek. Her şeyi gerekli olan seviyesinde, dengeli olarak inşa etmek. 

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

161Çoklu gökler. Güneş sistemimiz ve onun benzerleri olan sistemler (çok sayıda gezegen atmosferi/gök içerdikleri için). Paralel evrenler (çok sayıda evren/gök içerdikleri için).

8Bilen.

*Dünya atmosferi işaret edilmiştir. Yer yani Dünya gezegeni yaratıldığında bir atmosfere yani göğe sahip değildi. Dünya atmosferinin oluşumu sonradan gerçekleşmiştir.

**Güneş sistemimizdeki diğer gezegenlerin gökleri de Dünya atmosferimizle aynı zamanda düzenlenmiştir. Çoklu gökler bu ayette Güneş sistemdeki gezegenlerin gökleri için kullanılmıştır.


(Bakara) 2:30

Ve dediği zaman Rabbin4 meleklere48: “Doğrusu ben yapıcıyım yerde/yeryüzünde bir halîfe189*.”; dediler (melekler): “Kimse mi yaparsın orada (yerde)? (ki) fesat çıkarır/bozgunculuk yapar orada (yerde); ve döker kan; ve bizler tesbih57 ederiz seni hamd3 ile; ve takdis ederiz/kutsarız seni”; dedi (Allah): “Doğrusu ben bilirim bilmediğinizi.”

4Efendi, komuta eden.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

189Halef, sonradan gelen, öncekinin yerine geçen, birinin ardından gelip onun makamına geçen kimse; arda, ardıl, selef karşıtı.

57Yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede yüzüp ilerlemek.

3En yüce övgü/methetme.

*Homo Sapiens yani bilge insan diğer insan türlerinin yerine halîfe olmuştur. 2:21 ayetinde işaret edilen insan türlerinin soyu kesilmiş ve onların yerine bilge insan yerin hâkimi yapılmıştır. Homo Sapiens öncesi Dünya gezegeninde yaşayan bu insan türleri takva sahibi değildi. Yaratılış gereği fücurlarıyla hareket ediyorlardı. Bilge insan değillerdi. Hayvansı iç güdülerle hareket ederek yerde kan döküyorlar, birbirlerini öldürüyorlar ve bozgunculuk yapıyorlardı. Melekler bunu gördüleri için Yüce Allah'a soru sormaktadırlar.    

(Bakara) 2:31

Ve öğretti* Âdem'e50 isimleri49; tamamını onun; sonra sundu onları (isimleri) melekler48 üzerine; ve dedi: “Haber verin bana bunların isimlerini49; eğer olduysanız sâdıklar182.”

50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber. Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen, fikir yürütebilen bir varlık olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı kaybetti. 

49İsim; Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel isimler/sıfatlar O'nadır.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

182Doğrular, dürüstler.

*Yüce Allah'ın sıfatları ve nasıl tecelli ettikleri öğretildi. Bu öğretme süreci evrenimiz yaratılmadan önce Yüce Allah'ın arşında bir yerde gerçekleşti.  


(Bakara) 2:32

Dediler: “Subhân'sın7 sen; yoktur bilgi bizlere bize öğrettiğinin dışında; doğrusu sen; sensin Alîm8; Hakîm9."

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Bakara) 2:33

Dedi (Allah): “Ey Âdem50! Haber ver* onlara isimlerini49 onların (Yüce Allah'ın sıfatlarını)”; öyle ki ne zaman haber* verdi (Âdem) onlara (meleklere) isimlerini49 onların (Yüce Allah'ın sıfatlarını) dedi (Allah): “Dedim değil mi sizlere; doğrusu ben bilirim gaybını62 göklerin162 ve yerin; ve bilirim açık ettiğinizi ve gizler olduğunuzu.”

50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber. Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen, fikir yürütebilen bir varlık olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı kaybetti. 

49İsim; Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel isimler/sıfatlar O'nadır.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

*Bilge insan prototipi olan Adem meleklerin yapamadığını yapmıştır. Yüce Allah'ın sıfatlarının isimlerini öğrenmiş ve onların nasıl tecelli ettiklerini şerefli meleklere haber vermiştir. İşte insanı değerli kılan da tam olarak budur. Yüce Allah'ın sıfatlarını kendisine bahşedilen akılla öğrenebilmek.

(Bakara) 2:34

Ve dediğimiz zaman meleklere48: “Secde70 edin Âdem'e50”; öyle ki secde70 ettiler (melekler); iblîs190 dışında; hoşlanmadı/reddetti (iblîs); ve büyüklendi; ve oldu kâfirlerden.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.

50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber. Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen, fikir yürütebilen bir varlık olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı kaybetti. 

190Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan bir varlık. Kendisini daha üstün görerek Yüce Allah’ın Âdem’e yani insanoğluna secde emrine uymamıştır. Bu nedenle kâfir olmuş bir varlıktır. Âdem’e yani insanlığa karşı meydan okuması Yüce Allah tarafından kabul edilmiştir. Bu nedenle Âdemoğlu olarak yani bilge insanlar olarak bir sınavın içindeyiz. Bu sınavın ana konusu insanoğlu olarak Yüce Allah’a, O’nun arşında verdiğimiz mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye uymaktır. İblîs Âdemoğlunun çoğunun bu antlaşmayı bozarak sınavı kaybedeceği varsayımını yapmıştır. Yüce Allah iblîsin zannında doğru çıktığını bildirmektedir. Çoğu insan antlaşmayı bozmuş ve müşrik olmuştur. İnsanların çoğu da bu nedenle cehennemdedir. 


(Bakara) 2:35

Ve dedik: “Ey Âdem50! Mesken edin/otur sen ve eşin cennette*; ve yiyin ikiniz ondan (cennetten) kolaylıkla/rahatlıkla; her neredeyse dilediniz ikiniz; ve yaklaşmayın ikiniz bu ağaca**; öyle ki olursunuz ikiniz zalimlerden257.”

50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber. Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen, fikir yürütebilen bir varlık olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı kaybetti. 

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Âdem, eşi ve tüm insanlar olarak bizler yaşadığımız evrene gönderilmeden önce başka bir cennet evreninde yaşamaktaydık. Kolay ve rahat bir şekilde.

**Tekil gelmiş bir kelimedir. Dallanmış budaklanmış, ağaç dalları gibi ağ oluşturan. Evrenimizin ağacı kozmik ağdır; maddedir. Ayetten anlarız ki Yüce Allah bizlere bu şeye yaklaşmayı yasaklamıştır.  


(Bakara) 2:36

Öyle ki kaydırdı ikisini şeytân29* ondan (cennetten)**; öyle ki çıkardı ikisini içinde olduklarından; ve dedik: “Alçalın193 (insanlar); sizlerin bir kısmı bir kısma bir düşman (olarak); ve sizleredir yerde/yeryüzünde bir kararlı yerleşim; ve bir meta54; bir süreye (kadar).

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

193Bir cennet evreninde bulunan, rahat ve kolaylıkla yaşayan Âdem, eşi ve tüm insanlar olarak bizler işlediğimiz büyük günah nedeniyle topluca cennet evreninden çıkarıldık.

54Sermaye. Yararlanma.

*İblîs

**İblîs cennette bulunan Âdem ve eşine bulunduğu paralel evrenden fısıldayarak onları kandırmış ve cennetten çıkmalarına neden olmuştur.


(Bakara) 2:37

Öyle ki kavuştu/karşılaştı Âdem50 Rabbinden4 kelimelere; öyle ki tevbe33 etti (Allah) ona (Âdem’e); doğrusu O (Allah); O’dur Tevvâb191; Rahîm2.

50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber. Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen, fikir yürütebilen bir varlık olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı kaybetti. 

4Efendi, komuta eden.

33Dönmek, vazgeçmek.

191Yaptıkları hatalardan/günahlardan dönüp vazgeçen kullarına cezayı/karşılığı vermekten vazgeçen, dönen. Kullarına sürekli dönen. Kullarının tevbesini yani vazgeçmelerini çokça kabul eden. Cezadan/karşılıktan vazgeçen.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Bakara) 2:38

Dedik: “Alçalın193 oradan (cennetten) topluca; öyle ki geldiği* zaman sizlere benden doğru yola bir kılavuz192; öyle ki kim tabi oldu doğru yola kılavuzuma192; öyle ki yoktur bir korku onlara; ve onlar hüzünlenmezler.”

193Bir cennet evreninde bulunan, rahat ve kolaylıkla yaşayan Âdem, eşi ve tüm insanlar olarak bizler işlediğimiz büyük günah nedeniyle topluca cennet evreninden çıkarıldık.

192Kur’an. Kutsal kitaplar. Resullerin dini olmaz. Resuller ancak Yüce Allah’ın tek dini olan İslam’ı getirirler. Tüm kutsal kitapların özü İslam’dı. 

*Yüce Allah alçak bir evrene indirilen ve yeniden bir sınava tabi tutulan, 2. bir şans verilen insanları doğru yola kılavuzlayacak olan kutsal kitaplar indireceğini açıkta bildirmektedir. Kim bu kutsal kitaplara uyarsa, tabi olursa 2. şansında hata yapmadan başarılı olur. Cennetlere girmeyi hak eder.   


(Bakara) 2:39

Ve kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler; ve yalanladılar195 ayetlerimizi; işte bunlar; ateş ashâbıdır194; onlar orada* ölümsüzlerdir185.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Cehennemde.

(Bakara) 2:40

Ey İsrâîloğulları197! Hatırlayın nimetimi; ki nimet verdim üzerinize; ve tutun ahdimi187; tutarım (ben) ahdinizi*; ve sadece bana; öyle ki korku474 duyun (sadece) bana.

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

187Resullerle Yüce Allah’ın yani O’nun kutsal kitaplarının arasını ayırmama. Yüce Allah’ın tek dini olan İslam’ı parçalara bölmeme. Resulleri kutsal kitaplardan ayırmama. Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzu's Sâlihîn gibi insan söylentileriyle/hadislerle, zan içeren kitaplar aracılığıyla resulleri kutsal kitaplardan ayırmama. Resullerle Yüce Allah’ın arası ayrılmışsa bunu birleştirme. Sadece kutsal kitaplara dönme. Sadece Kur’an deme.

474Yüce Allah'ın öfkesine neden olacak işlerden/eylemlerden uzak durmak. Yüce Allah'ın gazabının hak edene karşı (kâfirlik etmiş ve müşrik olmuş kimselere) tecelli edebileceğini bilmek.*İnsanlar Yüce Allah'a olan sözlerini tutarlarsa Yüce Allah da mutlak ki onlara olan ahdini yerine getirir; hak edeni cennetlerine sokar.

(Bakara) 2:41

Ve iman47 edin indirdiğime (Kur'an'a); bir musaddıktır140 sizlerin yanındakine (Tevrât’a); ve olmayın ilk kâfir25 ona (Kur’an’a); ve satmayın ayetlerimi az bir bedele; ve sadece bana; öyle ki takvalı21 olun (sadece) bana.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.


(Bakara) 2:42

Ve elbise giydirir gibi örtmeyin/katıştırmayın hakkı/gerçeği batılla199; ve gizlemeyin hakkı/gerçeği; ve sizler bilirsiniz (de bunu).

199Gerçek olmayan, geçersiz, temelsiz, asılsız.


(Bakara) 2:43

Ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve rükû11 edin rükû11 edenlerle birlikte.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

11Beynin (bedenle veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi, baş eğmesi.


(Bakara) 2:44

İnsanlara dürüstlüğü mü emredersiniz200? Ve unutursunuz nefislerinizi201; ve sizler okursunuz (da) kitabı*; öyle ki akletmez562 misiniz?

200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek kavramı zorla bir şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla değildir.  

201Benlik, kişilik, öz varlık.

562İslâm akıl dini değil nakil dinidir diyenlerin vay haline. Yaratılış özelliğimiz olan beyni çalıştırmak, doğruyu yanlıştan ayırmak için beyin hücrelerini bir bilgisayar işlemcisi gibi çalıştırmak, kullanmak. Her şeyi mantık süzgecinden geçirmek. Beynin onayına sunmak. Fikir yürütmek.*Tevrat

(Bakara) 2:45

Ve yardım/destek isteyin sabırla51; ve salâtla5; ve doğrusu o (salât) mutlak bir büyüktür (yüktür); dışındadır haşyetliler/huşulular53 üzerine (olanı).

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.


(Bakara) 2:46

Kimseler (ki) zannederler/varsayarlar ki onlar karşılaşanlardır* Rablerine4; ve ki onlar O'na dönenlerdir.

4Efendi, komuta eden.

*Rablerinin huzuruna çıkacaklarını ve hesap vereceklerini varsayarak sürekli olarak Rablerine dönerler.


(Bakara) 2:47

Ey İsrâîloğulları197! Hatırlayın nimetimi ki nimet verdim üzerinize; ve doğrusu ben faziletli202 kıldım sizleri âlemler203* üzerine.

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  

*Bu ayette dünya hayatının farklı çağları/zamanları işaret edilmiştir. Yoksa İsrâîloğulları evrenin her yerindeki yaşamlara fazlalıklı kılınmıştır demek değildir.  

(Bakara) 2:48

Ve takvalı21 olun bir güne242; ceza/karşılık almaz bir nefis201 bir nefisten201 bir şey; ve kabul edilmez ondan (nefisten) bir şefaat222; ve alınmaz ondan (nefisten) bir telafi/tazmin; ve onlar yardım edilir değillerdir.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

242Dönem, evre, döngü. Dünyamızın kendi etrafında tam bir tur dönmesi bir gün olarak isimlendirilir. Evrenin 6 günde/evrede yaratıldığını, Dünya gezegeninin 2 günde yaratıldığı, Dünya'nın üzerindekilerin oluşması için gereken rızıkların/atomların 4 günde/evrede hazır edildiğini şerefli Kur'an'ımızdan anlıyoruz. 

Kur'an'da tekil olarak 'gün' kelimesi tam olarak 365 kez geçer. Dünyamız Güneş'in etrafından bir turunu tamamladığında kendi etrafında 365 dönmüş olur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir.

Kur'an’da (يوم) (yevm) gün kelimesi 365 defa geçmektedir. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

222Şefaat araya girip müdahale etmek demektir. Şefaat ahiret evreninde yargılamanın yapıldığı esnada olur. Yargılama süreci son derece kesin kurallara göre yapılır. Bu yargılama gününde kitap ortaya konulur, nebiler ve şahitler getirilir (39:69). Herbir kişi tek olarak yargılanır (6:94). Yapılan zerre kadar iyilik getirilir, yapılan zerre kadar kötülük de getirilir. Bir kişi yargılama sonucunda suçlu bulunursa işte tam bu noktada şefaat devreye girer. Yüce Allah yargılama sürecinde araya girerek, direkt olarak müdahale eder ve kişinin günahlarını bağışlar ve cezadan kurtarır. Cennetlere yerleştirir. Yüce Allah yargılama sürecinde araya girmez/şefaat etmez ve bu kişinin günahlarını bağışlamazsa yargılama sonucunda kişinin ceza almasına hükmedilir ve bu kişi cehenneme girdirilir. Yüce Allah kendisine şefaati (yargılamada araya girerek müdahale etmeyi) yazmıştır. Yüce Allah’a sonsuz şükürler olsun ki kendisine şefaati yazmıştır.

Yüce Allah dışında hiçbir kimsenin şefaat yetkisi yoktur. Ayette görüldüğü üzere Muhammed peygamber kendisini koruyacak başka bir kişi aramamaktadır. Zaten de böyle bir kişi asla yoktur. Muhammed peygamber kendisine ancak Yüce Allah’ın şefaat edebileceğini bilmektedir. Müminler de bilmelidir ki şefaat sadece Yüce Allah’a aittir. Muhammed peygamberlerin yada başkalarını şefaat edeceğine iman etmek şirktir ve affı yoktur. Artık kulağı olan işitsin; gözü olan gürsün, kalbi olan akletsin.



(Bakara) 2:49

Ve kurtardığımız zaman sizleri firavun ailesinden/taraftarlarından; uygulamaya koyarlarken sizlere kötü/fena azabı; boğazlarlarken oğullarınızı; ve sağ/canlı bırakırlarken kadınlarınızı; ve bundadır Rabbinizdenbüyük bir bela256.

4Efendi, komuta eden.

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.



(Bakara) 2:50

Ve yardığımız zaman sizlere bol suyu236; böylece kurtardık sizleri; ve batırdık firavun ailesini/taraftarlarını; ve sizler bakarken*.

236Tatlı veya tuzlu fark etmeksizin bol su. Denizler, okyanuslar, yüksek debili nehirler (Nil), göller. 

*Gözlerinizle bakıyordunuz, görüyordunuz, tanık oluyordunuz.

(Bakara) 2:51

Ve vaat ettiğimiz* zaman Musa’ya kırk gece**; sonra tuttunuz/edindiniz buzağıyı258 onun (Musa’nın) ardından; ve sizler zalimlersiniz257.

258Değerli metallerin karıştırılıp eritilerek yapıldığı buzağı şeklinde bir heykel.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Çoğul olarak gelmiştir. Anlarız ki Yüce Allah'ın vaadi Cibrîl benzeri şerefli elçiler tarafından yerine getirilmiştir.

**Musa peygamber 40 gece boyunca yalnız kalmış ve kendisine indirilen vahye odaklanmıştır.


(Bakara) 2:52

Sonra affettik sizleri bunun ardından; belki sizler şükredersiniz43.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.


(Bakara) 2:53

Ve verdiğimiz*zaman Musa'ya kitap** ve furkan259; belki sizler doğru yola kılavuzlanırsınız.

259Ayıran, bölen, yaran. Doğruyu yanlıştan ışın kılıcı gibi ayıran. Kutsal kitapların her biri bir furkandır. Elbette şerefli Kur'an'ımızdır. Kur'an'ı anlayarak okuyanlar ellerine bu ışın kılıcını almış olur.


*Anlaşılır ki Tevrat 40 gecede indirilmiştir.

**Tevrat


(Bakara) 2:54

Ve dediği zaman Musa kavmine: “Ey kavmim! Doğrusu sizler zulmettiniz257 nefislerinize201; tutmanızla/edinmenizle buzağıyı258; öyle ki tevbe33 edin yaratıcınıza doğru; öyle ki katledin35 nefislerinizi201; işte bu; yaratıcınız indinde/katında bir hayırdır sizlere; öyle ki tevbe33 etti (Allah) sizlere; doğrusu O; O’dur Tevvâb191; Rahîm2.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

258Değerli metallerin karıştırılıp eritilerek yapıldığı buzağı şeklinde bir heykel.

33Dönmek, vazgeçmek.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

191Yaptıkları hatalardan/günahlardan dönüp vazgeçen kullarına cezayı/karşılığı vermekten vazgeçen, dönen. Kullarına sürekli dönen. Kullarının tevbesini yani vazgeçmelerini çokça kabul eden. Cezadan/karşılıktan vazgeçen.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Bakara) 2:55

Ve dediğiniz zaman: “Ey Musa! Asla iman etmeyiz sana; ta ki görürüz Allah'ı perdesiz/açıkça; öyle ki yakaladı sizleri yıldırım260; ve sizler bakarken*.

260Yerle bulut arasındaki elektrik boşalmasıdır. Yere düşen/çarpan şimşek olup en tehlikeli şimşek türüdür. Yıldırımın dönüş darbesi yaklaşık 30.000 ampere ve sıcaklığı 30.000 °C'ye ulaşır. Öncül darbe buluttan yere yaklaşık 30 milisaniyede ulaşır ve yerden bulutun merkezine yaklaşık 100 milisaniyede döner.

*Gözlerinizle bakıyordunuz, görüyordunuz, tanık oluyordunuz.

(Bakara) 2:56

Sonra ayılttık* sizleri ölümünüzün/bilinçsizliğinizin** ardından; belki sizler şükredersiniz43.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

*Bayılan kimselerin ayılması, bilinçlerinin kendine gelmesi.

**Yakınlarına yıldırım düşmesi nedeniyle baygınlık geçiren, bilinçlerini kaybeden kimseler.


(Bakara) 2:57

Ve gölgelendirdik üzerinize bulutu264; ve indirdik üzerinize menne262; ve bıldırcın263; yiyin rızıklandırdığımızın güzellerinden sizleri; ve zulmetmiş* değillerdi bize; fakat oldular nefislerine201 zulmederler257.

264Santorini volkanik patlaması (MÖ 1640) Dünya’nın yüksek atmosferine inanılmaz boyutta gaz-toz bulutu püskürtmüştür. Bu bulutlar çevreye yayılmış ve doğuya doğru yol almıştır. Yapılan analizlerde bu bulutlara bağlı güneş ışınlarının tam olarak yeryüzüne ulaşamaması nedeniyle küresel iklim değişikliklerinin olduğu bilimsel olarak gösterilmiştir. Mısır, Orta Doğu, Arabistan gibi çok sıcak olan bölgeler gölgelenme nedeniyle bahar havasına kavuşmuş, ılık hale gelmiş ve bol yağmur alır olmuştur. Bu gölgelenmenin yıllarca sürdüğü bilinmektedir.

262Çöl trüf mantarı (desert truffle’ ‘Terfeziaceae’ ). Kelime anlamı ikram, hediye, faydalı bir şeyin ikramıdır. Ülkemizde dolaman, ak doloman, keme olarak da bilinen mantar türü. İnanılmaz derecede besleyici ve birçok faydası olan bir besindir. %20-27 oranında proteinler, yağlar ve lifler içerir. 2017 yılında yapılan bir çalışmada (Libya) kırmızı-siyah renkli çöl trüfünde %16.3 protein, %6.2 yağ, %67.2 karbonhidrat tespit edilmiştir. Beyaz çöl trüfünde %18.5 protein, %5.9 yağ ve %65 karbonhidrat içeriği bulunmuştur. Muhteşem besleyici bir besindir. Aynı zamanda dengelidir. Trüfler ayrıca vücut için gerekli birçok metalleri (sodyum, potasyum, fosfor, demir, bakır, kalsiyum, kobalt, silikon, çinko, alüminyum ve manganez) içerir.

Santaroni volkanik patlaması (MÖ 1640) tüm dünyayı etkilemiştir. Dünyanın iklimini değiştirmiştir. Kurak ve sıcak olan iklim Musa peygamber ve yanındakilerin bulunduğu bölgede serin ve yağmurlu bir iklim haline gelmiştir. Mineraller içeren bol yağmur çölde çok dengeli bir besin olan çöl trüfünün bolca oluşmasına neden olmuştu

Musa peygamber ve İsrailoğullarına verilen nimetler: Gölgelenme, çöl trüfü ve bıldırcın

263Bıldırcın (Coturnix coturnix L.) tavuklar (Galliformes) takımının, tavuksular (Phasianidae) familyasının en küçük türüdür. Göçmen kuştur. Musa peygamber ve yanındakilerin göçmen kuşların göç yolları üzerinde olduğunu anlarız. Toplu göç zamanlarında meydana gelen ani iklim değişiklikleri, ters esen sert rüzgârlar, fırtınalar ve aşırı yağışlar sonucunda bıldırcınların yere düştükleri bilinmektedir. Santoroni patlaması sonucu gelişen ani iklim değişikliği bıldırcınları da etkilemiştir. Göç yollarında karşılaştıkları olumsuz hava koşulları yere düşmelerine ve kolayca yakalanmalarına neden olmuştur.

Musa peygamber ve İsrailoğullarına verilen nimetler: Gölgelenme, çöl trüfü ve bıldırcın

201Benlik, kişilik, öz varlık.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*İnsan Yüce Allah'a ne zarar verebilir ne de fayda verebilir. Hiçbir etkide bulunamaz. İnsan ne yaparsa kendine yapar. Yüce Allah'a şirk koşarak, O'na ortak koşarak ancak kendine zulmeder.

(Bakara) 2:58

Ve dediğimiz zaman: “Girin şu kente; öyle ki yiyin oradan; her yerde; dilediğiniz (gibi) bolca; ve girin kapıdan secde12 edenler (olarak)”; ve deyin: “Hitta/günahlardan-hatalardan bir arınma”; bağışlarız sizlere hatalarınızı; ve ziyade edeceğiz/artıracağız güzel davrananlara.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(Bakara) 2:59

Öyle ki takas etti zulmetmiş257 kimseler bir sözü/kelamı, onlara denilenden başkasıyla*; öyle ki indirdik zulmetmiş257 kimseler üzerine gökten bir pislik; fâsıklık38 ederler olmuş olmalarından.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*Yüce Allah'ın sözünü başka sözle takas ettiler. Yüce Allah'ın kutsal kitabı olan Tevrat'ı başka sözlere takas ettiler. Böylece saptılar, doğru yol olan Tevrat'tan uzaklaştılar. Bu nedenle üzerlerine gökten pislik yağdı. 

(Bakara) 2:60

Ve su istediği zaman Musa kavmi için; öyle ki dedik: “Vur asanla taşa; öyle ki fışkırdı ondan (taştan) on iki göze/pınar; muhakkak ki bildi insanların hepsi kendi içme yerlerini; yiyin ve için Allah'ın rızkından; ve küstahlaşmayın* yerde/yeryüzünde fesatçılar265 (olarak).

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

*Saygısız, kaba, kural tanımaz, terbiyesiz.

(Bakara) 2:61

Ve dediğiniz zaman: “Ey Musa! Asla sabretmeyiz51 tek bir yemeğe; öyle ki dua80 et bizlere; Rabbine4; çıkarsın bizlere bitirdiğinden yerin baklagilinden; ve hıyarından/kabağından; ve sarımsağından; ve mercimeğinden; ve soğanından onun”; dedi (Musa): “Takas mı edersiniz o ast/aşağı olanı o hayır olanla? İnin bir şehre; öyle ki doğrusu sizleredir sual ettiğiniz/sorduğunuz”; ve vuruldu üzerlerine aşağılık/alçaklık ve miskinlik113; ve maruz kaldılar Allah’tan bir gazaba; işte bu; nedeniyledir ki kâfirlik25 eder oldular Allah'ın ayetlerine; ve katleder35 (oldular) nebileri132 hak değilken; işte bu; nedeniyledir (ki) isyan ettiler ve sınırı aşar oldular.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

80Çağırma.

4Efendi, komuta eden.

113Açlık sınırında yaşayan. Açlıktan hareketleri kısıtlanmış.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.


(Bakara) 2:62

Doğrusu iman47 etmiş kimseler; ve yahudileşmiş267 kimseler; ve Nasârâlılar268; ve Sâbiîler266; kim iman etti Allah'a ve ahiret gününe ve yaptı sâlihât18; öyle ki onlaradır ecirleri820 Rableri4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlar üzerine; ve onlar hüzünlenmezler269.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

267Sadece Tevrat'a tabi olmuş. Tek tanrıcı. Şirke girmemiş. Talmud kitaplarına uyarak sapmamış, müşrik olmamış. Günümüzdeki Yahudilerle uzaktan yakında ilgisi yoktur.

268Sadece İncil'e tabi olmuş Hristiyanlar. Nasârâ'da doğmuş bir elçinin getirdiği kitaba tabi olmuş. İncil sonrası insanların elleriyle yazdıkları masal kitaplarına uyarak sapmamış. Günümüzdeki Hristiyanlarla yakından uzaktan ilgisi yoktur.

266II. Kiros (Zülkarneyn) zamanında Babil Sürgününden Kudüs’e geri dönmeyen Yahudi kabilelerden çoğalanlar (MÖ 538). Zülkarneyn’in etkisiyle Yahudilik dinini terk edip tek tanrıcı Zerdüştlük dinine dönen kimseler. Kelimenin kök anlamı (صبا) ‘dönmek’ demektir. Dinden dönen kimseleri işaret etmek için kullanılır.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

820Ödül, mükafat.

4Efendi, komuta eden.

269Cennetlere girmenin minimum/asgari/en düşük kriterleri/şartları;

Allah'a iman; Yüce Allah'a şirk koşmadan, tek tanrıcı 'monoteist', 'hanif’, 'muhavvid’ olarak iman etmek. Kurtuluşun ilk şartı budur. Bu şartı sağlamayan hiç kimse kurtuluşa eremez. Yüce Allah’a iman etmek tek bir yaratıcının olduğuna, O’nun tüm evreni/evrenleri yarattığına, her şeyin sadece O’nun kontrolünde ve hükmünde olduğuna iman etmektir. Açıktır ki din ve hükümdarlık sadece Yüce Allah’a özgülenmelidir. Yüce Allah’a imanın şirk içermeden olması gerektiğini Kuran’daki yüzlerce ayetten anlıyoruz. Kısacası; Yüce Allah’a iman şirksiz olmalıdır. Yüce Allah’a iman edip de O’nun astlarından O’na ortaklar koşmak Yüce Allah’a iman değildir. Bunun adı şirktir. Şirk de tüm amelleri boşa çıkarır.

Ahiret gününe iman; ahiret evreninde yapılacak olan yargılamaya ve onun kurallarına iman etmek. Kutsal kitaplarda bildirilen yargılama kuralları dışında uyduruk şeylere iman etmek, ondan medet ummak ahiret günü kurallarını yalanlamaktır. Ahiret gününde elçilerin/resullerin şefaat ederek kurtarıcı olacaklarına inanmak en büyük şirktir. Yargılamanın tek olarak yapılacağını, zerre ağırlığında iyiliğin ve kötülüğün getirileceğini bilmek. Yargılama sonucunda sonsuz cennetlere veya sonsuz cehenneme ölümsüzler olarak girileceğine iman etmek. 

Sâlihât yapmak; düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapmak.  

Not: Şirk günahının affı yoktur. Yüce Allah'a ortak koşarak iman eden bir kimse müşriktir. Müşrik olarak vefat eden kimsenin cennetlere girmesi mümkün değildir. Cehenneme girdirilecektir. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucu, tamamı zan olan kitaplar edinmek (Tevrat sonrası Talmud, İncil sonrası insanların kendi elleriyle yazdıkları masallar, Kur'an sonrası hadis/söylenti kitapları) Yüce Allah'a ortak koşmaktır. Yüce Rabbimiz bu günahı asla affetmeyecektir. Bu kimselerin yapıp ettiği tüm ameller boşa çıkacaktır. Şirk günahı her şeyi 0 ile çarpar.   

Not: 2:62, 5:6922:17 ayetleri cennetlere girmenin minimum/asgari/en az şartlarını bildirmektedir. 22:17 ayetinde ayrıca cehenneme girmemenin yolu olan şirke günahına bir vurgu vardır.  


(Bakara) 2:63

Ve aldığımız zaman mîsâkınızı281; ve yükselttik üstünüze turu/dağı; alın verdiğimizi sizlere kuvvetle/güçle; ve hatırlayın ondakini (mîsâkın içindekini); belki sizler takvalı21 olursunuz.

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.


(Bakara) 2:64

Sonra sırt çevirdiniz* bunun ardından; öyle ki eğer olmasaydı fazlı202 Allah'ın sizlere; ve rahmeti271 O’nun; mutlak olurdunuz hüsrana uğrayanlardan.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

*Mîsâka uymadınız.

(Bakara) 2:65

Ve ant olsun bildiniz sınırı aşmış kimseleri sizlerden sebtte272; öyle ki dedik onlara: “Olun maymunlar273; dışlanan/reddedilen*.”

272Sebt/Şabat/Şabbat; Yahudilere dinden bir şeriat olan, onlara özel emredilen bir uygulama. Haftanın bir gününde iş bırakılacak ve o gün Tevrat dersleri yapılacaktır. Günümüz Yahudileri bu günü Cumartesi olarak uygulamaktadırlar. Yüce Allah'ın sebt emri yine şirke kurban gitmiş ve Yahudiler sınırı aşmıştır. Günümüzde Cumartesi günleri elektrik düğmesine bile basmadan tüm günü hiç bir iş yapmadan geçirmektedirler.  

273Maymunların karakterlerine benzeme. Bilgelikten yoksun davranmak. Akılsızca taklit etmek.

*Dışlanan, reddedilen maymunlara işaret de anlamlıdır. Maymunlar topluluk halinde yaşarlar. Hiyerarşi söz konusudur. Bazı maymunlar lider tarafından topluluktan kovulur. Bu reddedilen maymunlarda stres, huzursuzluk çok daha yüksektir. Bir türlü huzur bulamazlar.  

(Bakara) 2:66

Ve yaptık onu (maymunlaşmayı) ibretlik bir ders; önündekini onun* (maymunlaşmanın) ve arkasındakini onun* (maymunlaşmanın); ve bir vaaz653 takva21 sahipleri için.

653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Maymunlaşma sürecinin öncesi ve sonrası. Akılsızca taklit etmenin sonuçları muttakiler için bir vaazdır, tavsiyedir.  

(Bakara) 2:67

Ve dediği zaman Mûsâ kavmine: “Doğrusu Allah emreder sizlere ki kesersiniz bir sığır”; dediler: “Bizleri bir alay konusu mu edinirsin?”; dedi*: “Sığınırım Allah'a cahillerden olmaktan.”

*Mûsâ.

(Bakara) 2:68

Dediler: “Dua80 et bizlere; Rabbine4; beyan226 etsin bizlere nedir o”; dedi*: “Doğrusu O**der ki: “Doğrusu o*** bir sığırdır; değildir bir yaşlı; ve değildir bir körpe****; bir orta yaşlıdır bunun arasında; öyleyse yapın emredildiğinizi.”

80Çağırma.

4Efendi, komuta eden.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

*Mûsâ.

**Allah.

***Dişi sığır.

****Yavruluktan yeni çıkmış.


(Bakara) 2:69

Dediler: “Dua80 et bizlere; Rabbine4; beyan226 etsin bizlere nedir rengi onun*”; dedi*: doğrusu O (Allah) der ki: “Doğrusu o** bir sığırdır; sarı; göz alıcı parlak; rengi onun*** mutluluk/haz verir bakanlara.

80Çağırma.

4Efendi, komuta eden.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

*Mûsâ.

**Dişi sığır.

***Dişi sığırın.


(Bakara) 2:70

Dediler: “Dua80 et bizlere; Rabbine4; beyan226 etsin bizlere nedir o*; doğrusu (o) sığır benzer geldi bizlere; ve doğrusu bizler (ki) eğer dilediyse** Allah; mutlak muhtedleriz.176

80Çağırma.

4Efendi, komuta eden.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

176Doğru yola kılavuzlu, hidayetli, dosdoğru yol olan sıratel müstakim üzerinde olanlar. Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam'a yani sadece Kur'an'a tabi olanlar.

*Dişi sığır.

**İnşAllâh.


(Bakara) 2:71

Dedi (Musa): “Doğrusu O (Allah) der ki: “Doğrusu o* bir sığırdır; boyunduruk altında değildir (ki) sürer yeri; ve sulamaz tarla; kusursuzdur; yoktur alaca/leke/farklı renk onda””; dediler: “Şimdi geldin hakla/gerçekle”; ve boğazladılar onu*; ve olmuş değillerdi yaparlar**.

*Dişi sığır.

**Zorla yaptılar. Yoksa kendiliklerinden yapmayacaklardı.


(Bakara) 2:72

Ve katlettiğiniz35 zaman bir nefsi201; öyle ki püskürttünüz/reddettiniz (suçlamaları) onun (nefsin) hakkındaki; ve Allah çıkarandır gizler olduğunuzu.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Bakara) 2:73

Öyle ki dedik: “Vurun ona274 (ölü adama) bir parçasıyla onun (dişi sığırın)”; işte böyledir; diriltir/canlandırır Allah ölüleri; ve gösterir sizlere ayetlerini*; belki sizler akledersiniz.

274Prekordiyal vuruş 'Precordial thump' nabız alınamayan (ventriküler fibrilasyon veya nabızsız ventriküler taşikardi) durumlarda uygulanan bir canlandırma tekniğidir. 1920 yıllarında geliştirilmiştir. Prekordiyal vuruşta nabız alınamayan kimsenin göğüs kafesinin ortasına yumruğun iç tarafıyla çok sert bir şekilde vurulur. Tek bir darbe yapılır. Bu vuruşun 2 ila 5 joulelük bir elektrik depolarizasyonu ürettiği düşünülmektedir. 1400 yıl önce Kur'an'da bu tekniğin işaret edilmesi büyük bir Kur'an mucizesidir.

*Yüce Allah'ın Kur'an'da prekordiyal vuruşu işaret etmesi de gelecek nesiller için büyük bir ayet/mucize olmuştur. 

(Bakara) 2:74

Sonra katılaştı kalpleriniz bunun* ardından; öyle ki o (kalp) taş gibi ya da daha sert katı; ve doğrusu taştan275; mutlak ki fışkırır ondan (taştan) nehirler; ve doğrusu ondan (taştan) mutlak ki yarılarak ayrılır (su); böylece çıkar ondan su; ve doğrusu ondan (taştan) mutlak ki iner (su); Allah’ın haşyetinden53; ve Allah gâfil/aymaz değildir yaptıklarınızdan.

275Jüpiter bölgesinden yere/yeryüzüne düşen kuyruklu yıldızlar; asteroitler. İçlerinden nehirler gibi bol su çıkar. Suyu yeryüzüne indirirler. 

Öyle bir taş ki; kendisinden nehirler gibi su fışkırır, kendisinden su ayrılarak çıkar, suyu uzaydan indirir: Su içeren asteroitler ve kuyruklu yıldızlar.

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

*Dirilme mucizesi

(Bakara) 2:75

Tamah* mı edersiniz ki iman47 ederler sizlere? Muhakkak ki bir fırka/grup onlardan işitir oldular Allah'ın kelamını/sözünü**; sonra tahrif276 ettiler onu (kelamı/sözü); akletmelerinin562 ardından onu (kelamı/sözü); ve onlar bilenlerdir***.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

276Bir şeyin aslını bozma; değiştirme. Bir kelime veya ibareyi değiştirip bozma, üzerinde oynayarak anlamı değiştirme.

562İslâm akıl dini değil nakil dinidir diyenlerin vay haline. Yaratılış özelliğimiz olan beyni çalıştırmak, doğruyu yanlıştan ayırmak için beyin hücrelerini bir bilgisayar işlemcisi gibi çalıştırmak, kullanmak. Her şeyi mantık süzgecinden geçirmek. Beynin onayına sunmak. Fikir yürütmek.

*Çok istemek.

**Kutsal kitaplar.

***Bilerek tahrif ettiler. Kutsal kitapları anladıkları halde. Yüce Allah'ın kelamını tahrif etmenin yasak olduğunu bilmelerine rağmen. 


(Bakara) 2:76

Ve karşılaştıkları zaman iman47 etmiş kimselere; dediler: ”İman47 ettik”; ve yalnız kaldığı zaman; bazısı onların bazısına doğru dediler: ”Onlara Allah'ın sizlere açtığını* mı söylersiniz**? Tartışarak mağlup etmeleri*** için sizleri onunla (Allah'ın açtığıyla) Rabbinizin indinde/katında”; öyleyse akletmez562 misiniz****?

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

562İslâm akıl dini değil nakil dinidir diyenlerin vay haline. Yaratılış özelliğimiz olan beyni çalıştırmak, doğruyu yanlıştan ayırmak için beyin hücrelerini bir bilgisayar işlemcisi gibi çalıştırmak, kullanmak. Her şeyi mantık süzgecinden geçirmek. Beynin onayına sunmak. Fikir yürütmek.

*Kutsal kitapların ayetleri. Hidayetin yollarını açarlar; cennetlerin yolunu açarlar.

**Ayetleri halkan/toplumdan gizleyelim. Ayetleri açık etmeyelim. Toplum anlamasın ayetleri. Bizim kontrolümüzde olsunlar.  

***Sizler ayetleri onlara açık ederseniz onlar da bu ayetleri Rabbinizin katında sizlere karşı kullanır ve sizlere galip gelirler.

****Yüce Allah bu düşüncenin toptan akılsızlık, beyinsizlik olduğunu vurgulamaktadır.


(Bakara) 2:77

Bilmezler mi ki Allah bilir sırlayıp gizlediklerini; ve alenen açığa vurduklarını?


(Bakara) 2:78

Ve onlardan ümmiler277; bilmezler kitabı*; kuruntular292 dışında; ve değildir onlar (ümmiler) ancak zannederler/varsayarlar.

277Kutsal kitapları anlayarak okumayan ya da okuyamayan. Günümüzde kendilerini müslüman sanan milyarlarca insan kendi dillerinde okuma yazmaya sahip olsalar da Kur'an'a ümmidirler. Kur'an'ı anlamadan yüzünden okuyanların hepsi ümmidir. Kur'an'ın anladığı dilde tercümesini okuyanlar ümmi sınıfına girmezler.  

292Olmayacak bir şeyin olacağını sanma, malihülya, vehim. Kitabı bilmeyen kimseler hurafelere, kuruntulara, zanna, varsayıma tabi olur. Yahudiler Tevrat yerine Talmud'a tabi oldular. Kutsal kitabımız Kur'an diyenlerse Kur'an'a ümmi oldular ve onun yerine tamamı zan olan hadis/söylenti kitaplarına tabi oldular.

*Kutsal kitabı.


(Bakara) 2:79

Öyle ki vay haline kimselerin*; yazarlar kitabı elleriyle; sonra derler: “Bu (kitap) indindendir/katındandır Allah’ın; satmak için onu (kitabı) az bir bedele; öyle ki vay haline onların*; yazdıklarından dolayı ellerinin; ve vay haline onların*; kazandıklarından dolayı.

*Kutsal kitaplar yerine dinde hüküm koyucu kitaplar yazan kimseler. Tevrat yerine Talmud'u yazanlar. İncil yerine masalları/mektupları yazanlar. Kur'an yerine tamamı zan ve insan sözü olan söylenti/hadis kitaplarını yazanlar. Bu kimseler elleriyle yazdıkları kitapların Yüce Allah katından olduğunu iddia ederler. Bu kitapları az bir bedel/ücret karşılığında kutsal kitapmış gibi halka sunarlar; kazanç sağlarlar.   

(Bakara) 2:80

Ve dediler: “Asla dokunmaz bizlere ateş adetli/sayılı günler dışında”; de ki: “Allah’ın indinde/katında bir ahit/antlaşma mı edindiniz?”; öyle ki asla bozmaz Allah ahdini/antlaşmasını; Allah üzerine bilmediğinizi mi söylersiniz?


(Bakara) 2:81

Evet! Kim kazandı bir kötülük; ve kuşattı (kötülük) onu (kimseyi) hatasıyla/yanlışıyla onun; öyle ki işte bunlar; yoldaşlarıdır ateş; onlar orada* ölümsüzlerdir185.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Cehennemde.

(Bakara) 2:82

Ve kimseler (ki) iman47 ettiler ve yaptılar sâlihât18; işte bunlar; yoldaşlarıdır cennet; onlar orada (cennette) ölümsüzlerdir185.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 


(Bakara) 2:83

Ve aldığımız zaman bir mîsâk281 İsrailoğullarından; kulluk46 etmeyesiniz; ancak Allah'a; ve ana babaya bir güzellik; ve yakınlık sahibine130 (de); ve yetimlere131 (de); ve miskinlere113 (de); ve deyin insanlar için güzelliği; ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; sonra biraz dışında sizlerden döndünüz; ve sizler direnç gösterenlersiniz/karşı çıkanlarsınız.

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

130Her türlü yakınlık sahibi. Soy yakınlığı, mekan yakınlığı vb.

131Anne veya babanın en az birisinden yoksun olan. Kendi geçimini sağlayacak güce ve akla henüz ulaşmamış olan çocuk.  

113Açlık sınırında yaşayan. Açlıktan hareketleri kısıtlanmış.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 


(Bakara) 2:84

Ve aldığımız zaman mîsâkınızı281; dökmeyesiniz kanlarınızı; ve çıkarmayasınız nefislerinizi201 diyarlarınızdan/yurtlarınızdan; sonra karara bağladınız; ve sizler şahit/tanık olursunuz.

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Bakara) 2:85

Sonra siz; şunlar; öldürürsünüz nefislerinizi201; ve çıkarırsınız diyarlarından/yurtlarından bir grubu/bir fırkayı sizlerden; dayanışma/destekleşme içinde olursunuz onlara karşı günahla ve ihlalle/sınırı aşmayla/düşmanlıkla; ve eğer gelirlerse sizlere esirler olarak; fidye alırsınız onlara (serbest bırakmak için onları); ve (oysa) o haram/yasak edilendir sizlere; ihracı/çıkarılması (da) onların; iman47 edersiniz bir kısmına kitabın* ve kâfirlik25 edersiniz bir kısmına; öyle mi?  Öyle ki, nedir cezası/karşılığı kimsenin (ki) yapar bunu sizlerden; ancak bir rezalet dünya hayatında ve diriliş gününde; geri döndürülür en şiddetli azaba doğru; ve değildir Allah gâfil310 yaptıklarınızdan.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.

*Kutsal kitap.


(Bakara) 2:86

İşte bunlar; satın alarak takas etmiş kimselerdir dünya hayatını ahiretle; öyle ki hafifletilmez onlardan azap; ve onlara yardım edilmez.


(Bakara) 2:87

Ve ant olsun verdik Musa'ya kitabı*; ve gönderdik resûller418 kafiyeli/ahenkli (olarak)** ardından onun (Musa’nın); ve verdik Meryem oğlu Îsa'ya beyanlar226; ve destekledik onu kutsal ruhla279; öyle (değil) mi? Her ne zaman geldi/ulaştı sizlere bir resûl418, nefislerinizin201 hevâsına278 uymayanla; büyüklendiniz/kibirlendiniz; öyle ki bir fırka/grup yalanlarsınız195; ve bir fırka/grup katledersiniz35.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

279Ruh canlandıran demektir. Evrenimizi bir üst boyuttan saran, 2D zar olan Levh-i Mahfûz'daki bilgiyi evrenin içine ileten, ışık hızında hareket eden mekanizmadır. Evrenin en küçük yapı taşları olan sicimlerin nasıl titreşeceği bilgisini taşır. Levh-i Mahfûz bilgi içeren bir 2D film şeridiyse, onu duvara yansıtan ruhtur. Duvardaki yansıma da evrendir. Anlaşılır ki Cibrîl gibi, Ashab-ı Rakim gibi Levh-i Mahfûz'u yeniden kodlama yetkisi verilen şerefli elçilerin kodladıkları bu bilgiyi evrene yansıtan ruh da mutlak ki kutsaldır. Asla değiştirilemez. Dışardan asla müdahale edilemez. Gerçekleşmesi asla önlenemez. Evrenin dışında bulunan başka varlıklar da bu kutsal canlandıran yansımaya asla müdahale edemez. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

278İstek, heves, meyil, sevme, düşme, ihtiras, rağbet.

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

*Tevrat

**Bir düzene bağlı şekilde.  


(Bakara) 2:88

Ve dediler: "Kalplerimiz örtülenlerdir/sarılanlardır175" evet! mutlak lanetledi280 onları Allah kâfirlikleriyle25; öyle ki pek azdır* iman47 ettikleri.

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Kutsak kitapların ayetlerinin pek azına gerçekten iman ederler. Çoğuna iman etmezler. Kutsal kitaplar yerine Talmud gibi kitaplara iman ederler.

(Bakara) 2:89

Ve ne zaman ki geldi onlara bir kitap* Allah’ın indinden/katından; bir musaddıktır140 yanlarındakine** onların; -ve daha önceden kâfirlik25 etmiş kimselere karşı yardım ister olmuşlardı*** -; öyle ki ne zaman geldi onlara bildikleri/arif oldukları*; kâfirlik25 ettiler ona*; öyleyse laneti280 Allah'ın üzerinedir kâfirlerin25.

140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

*Kur'an.

**Tevrat.

***Kur'an inmeden önce kâfirlere karşı Allah'tan yardım aranırlardı; Yüce Allah'a yardım için çağrıda bulunurlardı. 


(Bakara) 2:90

Ne bedbahtlıktır/perişanlıktır! Satın alıp takas ettiler onu nefisleri201 (için); ki kâfirlik25 ederler Allah'ın indirdiğine; bir sınırı aşmadır/ihlaldir; ki indirir Allah fazlından kullarından dilediği kimse üzerine; öyle ki geri döndüler/oturup kaldılar gazap/öfke üstüne bir gazapla/öfkeyle; ve kâfirler25 içindir yıpratan/çöktüren bir azap.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Bakara) 2:91

Ve denildiği zaman onlara: “İman47 edin indirdiğine Allah'ın”; dediler: “İman47 ederiz üzerimize indirilmişe”; ve kâfirlik25 ederler onun (Tevrât’ın) ardındakine (Kur’an’a); ve o (Kur’an) haktır/gerçektir; bir musaddıktır140 onların yanlarındaki (Tevrât) için; de ki: “Öyleyse neden katledersiniz35 Allah'ın nebilerini132 daha önceden; eğer olduysanız müminler27?”

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici. 

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Bakara) 2:92

Ve ant olsun geldi sizlere Musa beyanlarla226; sonra edindiniz buzağıyı onun (Musa’nın) ardından; ve sizler zalimlersiniz257.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Bakara) 2:93

Ve aldığımız zaman mîsâklarını281; ve yükselttik üstlerine onların turu/dağı; “Tutun/edinin verdiğimizi sizlere bir kuvvetle; ve işitin”; dediler: “İşittik ve isyan ettik”; ve içirildi/emdirildi kalplerine buzağı kâfirlikleriyle25; de ki: “Ne bedbahtlıktır/perişanlıktır; emretti sizlere onu imanınız; eğer olduysanız müminler*.”

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Gerçekten bu şekilde iman etmişseniz, kalpten iman etmişseniz durumunuz vahim demektir. 

(Bakara) 2:94

De ki: “Eğer olduysa sizlere ahiret diyarı/yurdu Allah'ın indinde/katında bir halis* (olarak) insanların dışında**; öyleyse temenni edin ölümü eğer olduysanız sâdıklar182.”

182Doğrular, dürüstler.

*Saf, has, katıksız, karışıksız.

**Diğer insanların haricinde, sadece sizlere özel, halis.


(Bakara) 2:95

Ve asla temenni etmezler onu (ölümü) ebediyen; önceden gönderdiğinden/yolladığından dolayı ellerinin; ve Allah bilendir zalimleri257.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Bakara) 2:96

Ve mutlak bulursun onları insanların en ihtiraslısı* hayata karşı; ve ortak koşmuş kimselerden (bile); ister/arzular her biri onların olsa yaşatılsın bin sene; ve değildir o kıpırdatıp uzaklaştıran onu azaptan; ki uzun yaşatılsa (da); Allah görendir onların yaptıklarını.

*Aşırı, güçlü istekli, tutkulu.


(Bakara) 2:97

De ki: “Kim oldu bir düşman Cibrîl'e282; öyle ki doğrusu o (Cibrîl) indirdi onu (Kur’an’ı) senin kalbine; Allah'ın izniyle”; bir musaddıktır140 onun iki elinin arasındakine*; ve bir doğru yola kılavuzdur; ve bir müjdedir müminlere27.

282Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli bir varlık. Kendisine elçilik görevi verilmiştir. Evrenimizin bir üst boyutunda bulunan arşta bulunur. Kendi iradesi/aklı vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değildir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamaz. İradesiyle oluşturduğu her fikir mutlak ki takva içerir. Levh-i Mahfuz’a (Korunmuş Levha'ya) yani holografik evren prensibi kapsamınsa evrenimizi bir üst boyuttan saran, evrenin zaman dahil tüm kuantum bilgilerini muhafaza eden rakamlanmış/kodlanmış 2D zara/membrana erişim hakkı vardır. Bu nedenle evrenin her zamanında ve her yerinde aynı anda bulunabilir. Matrix filmindeki ajanlar gibidir. Kendisine Yüce Allah tarafından bahşedilen Levh-i Mahfuz’u kodlama yetkisi gereği evren içinde diledikleri şekle dönüşebilir. Evrenimizin en küçük yapı taşı 1.65x10-35 metre uzunluğundaki bir sicimdir/iptir. Her sicimin titreşimi bir müzik aletinin telinin titreşmesi sonucu özel bir ses çıkarması gibi kendine özel atom altı parçacıkları oluşturur. Sicimler titreşim bilgilerini ruh aracılığıyla Levh-i Mahfuz’dan alır. Levh-i Mahfuz rakamlanmış bilgiyi ruh aracılığıyla sicimlere aktarır. Işık hızında yazan bir 3D printer/yazıcı gibi evreni canlandırır. Cibrîl Levh-i Mahfuz’u kodlayarak sicimlerin titreşimini değiştirir ve farklı atom altı parçacıkları oluşturarak farklı atomları oluşturur. Böylece elçiye bir insan şeklinde seslenebilir. Bir ağaç içinden seslenebilir. Bir ateş içinden seslenebilir. Şerefli elçi Cibrîl’in şerefli Kur’an’ı Muhammed peygamberin beyin ve kalpte bulunan sinir hücrelerine indirmesini yine Levh-i Mahfuz’u kodlayarak sicimler üzerinden gerçekleştirdiğini anlarız. Böylece Muhammed peygamber ezberlemek zorunda kalmadan tüm Kur’an’ı bilmiş olmaktadır.

Kur’an’dan Cibrîl benzeri farklı varlıkların da insanlarla temas kurduklarını anlıyoruz. Ashab-ı Kehf (Mağara yoldaşları) gençlerine zaman yolculuğu yaptıran Rakim/rakamlayıcı yoldaşları kendilerine Levh-i Mahfuz’u kodlama yetkisi verilen şerefli varlıklardır. İbrahim peygambere, Lut peygambere ve Meryem’e gelen elçiler de Cibrîl benzeri şerefli varlıklardır.

140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici. 

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Tevrat

(Bakara) 2:98

Kim oldu bir düşman Allah'a; ve meleklerine; ve resûllerine418; ve Cibrîl'e282; ve Mikail'e; öyle ki doğrusu Allah (da) bir düşmandır kâfirlere25.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

282Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli bir varlık. Kendisine elçilik görevi verilmiştir. Evrenimizin bir üst boyutunda bulunan arşta bulunur. Kendi iradesi/aklı vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değildir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamaz. İradesiyle oluşturduğu her fikir mutlak ki takva içerir. Levh-i Mahfuz’a (Korunmuş Levha'ya) yani holografik evren prensibi kapsamınsa evrenimizi bir üst boyuttan saran, evrenin zaman dahil tüm kuantum bilgilerini muhafaza eden rakamlanmış/kodlanmış 2D zara/membrana erişim hakkı vardır. Bu nedenle evrenin her zamanında ve her yerinde aynı anda bulunabilir. Matrix filmindeki ajanlar gibidir. Kendisine Yüce Allah tarafından bahşedilen Levh-i Mahfuz’u kodlama yetkisi gereği evren içinde diledikleri şekle dönüşebilir. Evrenimizin en küçük yapı taşı 1.65x10-35 metre uzunluğundaki bir sicimdir/iptir. Her sicimin titreşimi bir müzik aletinin telinin titreşmesi sonucu özel bir ses çıkarması gibi kendine özel atom altı parçacıkları oluşturur. Sicimler titreşim bilgilerini ruh aracılığıyla Levh-i Mahfuz’dan alır. Levh-i Mahfuz rakamlanmış bilgiyi ruh aracılığıyla sicimlere aktarır. Işık hızında yazan bir 3D printer/yazıcı gibi evreni canlandırır. Cibrîl Levh-i Mahfuz’u kodlayarak sicimlerin titreşimini değiştirir ve farklı atom altı parçacıkları oluşturarak farklı atomları oluşturur. Böylece elçiye bir insan şeklinde seslenebilir. Bir ağaç içinden seslenebilir. Bir ateş içinden seslenebilir. Şerefli elçi Cibrîl’in şerefli Kur’an’ı Muhammed peygamberin beyin ve kalpte bulunan sinir hücrelerine indirmesini yine Levh-i Mahfuz’u kodlayarak sicimler üzerinden gerçekleştirdiğini anlarız. Böylece Muhammed peygamber ezberlemek zorunda kalmadan tüm Kur’an’ı bilmiş olmaktadır.

Kur’an’dan Cibrîl benzeri farklı varlıkların da insanlarla temas kurduklarını anlıyoruz. Ashab-ı Kehf (Mağara yoldaşları) gençlerine zaman yolculuğu yaptıran Rakim/rakamlayıcı yoldaşları kendilerine Levh-i Mahfuz’u kodlama yetkisi verilen şerefli varlıklardır. İbrahim peygambere, Lut peygambere ve Meryem’e gelen elçiler de Cibrîl benzeri şerefli varlıklardır.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Bakara) 2:99

Ve ant olsun indirdik sana ayetler; beyanlı/bildirmeli/deklarasyonlu; ve kâfirlik25 eder değildir ona (ayete) fâsıklar38 dışında.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.


(Bakara) 2:100

Değil mi ki ne zaman ahitleştiler/sözleştiler bir ahde/sözleşmeye; savurup fırlattı onu bir fırka/grup onlardan; evet! Çokları onların iman47 etmezler.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(Bakara) 2:101

Ne zaman ki geldi onlara bir resûl418 Allah'ın indinden/katından; bir musaddıktır140 onların yanındaki* için; savurup fırlattı bir fırka/grup sırtlarının arkasına; kitap* verilmiş kimselerden; Allah'ın kitabını**; sanki onlar bilmezler.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici. 

*Tevrat.

**Kur'an.


(Bakara) 2:102

Ve tabi oldular şeytânların29* okuduğuna; Süleyman'ın mülkü üzerine; ve kâfirlik25 etmiş değildi Süleyman; fakat şeytânlar29* kâfirlik25 ettiler; öğretirler (şeytânlar) insanlara sihri283; ve indirileni/bahşedileni iki melik** üzerine; Babil'de***; Harut284 ve Marut284; ve öğretir değildi o ikisi bir şeyden; ancak der ikisi: “Doğrusu biz bir fitneyiz/bir testiz/bir sınavız****; öyle ki; kâfirlik25 etme”; öyle ki öğrenirler (şeytânlar) ikisinden şeyi ki ayırırlar onunla adam ve eşinin arasını*****; ve değildir onlar (şeytânlar) zarar verenler onunla bir şeyden; ancak Allah’ın izniyle; ve öğrenirler zarar vereni kendilerine; ve yarar vermez kendilerine; ant olsun bildiler; mutlak ki kim satın aldı onu yoktur ona ahirette bir nasipten; ve mutlak kötüdür satın almış oldukları onunla; kendi nefislerine; keşke olmuş olsalardı bilirler.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

283Normal şartlarda gerçekleşmesi imkânsız olan bir şeyi bazı yöntemlerle gerçekmiş gibi gösterip insanları inandırmaktır. Hükümdarın yanındaki sihirbazlar kendilerine göre çok ciddi işler yaparlardı. Gökyüzündeki gezegenlerin ve yıldızların pozisyonuna göre kral için tahminlerde bulunurlardı. Akıllarınca kralları şeytânlardan, cadılarda, kötü ruhlardan koruyacak bazı ritüeller yaparlardı. Savaşlarda başarı sağlamak için sözde tanrılarla bağlantılı ritüeller yaparlardı. Defin merasimlerinde akıllarınca ölen kişinin ruhunu koruyacak tılsımlar yaparlardı. Kralın tahtının bulunduğu mekânın girişlerini koruyan heykeller yaparlardı. Bu heykeller öyle tasarlanırdı ki ışık ve gölge oyunları ile sanki kötü ruhların oraya girmesini engelliyormuş gibi bir izlenim oluştururlardı.
Eğitimli sihirbazların halüsinojen mantar ve bitki yapraklarını kullanarak telkin terapisiyle (hipnoz; ‘mesmerism’) insanların bilinçaltlarını  düşünceler ekebildiğini bilmekteyiz.

284Antik Babil’de MÖ 1300 yıllarında yaşamış olan Babil Kralları. Kur’an’ın büyük mucizesidir ki Babil’de yapılan kazılarda MÖ 1300 yıllarında ‘Marutta’ isimli bir Babil kralının yaşadığı kesin olarak ispatlanmıştır. Kralın isminin çivi yazısıyla yazılı olduğu taş modern arkeolojik kazılarda bulunmuştur.

Babil hükümdarları olan ‘Harut(a)’ ve ‘Marut(a)’ kimdir? Marut(a) Babil kralı ‘Maruttaš’ mı?

*Doğrudan saptırıcı, iyiyi bozucu, iyiden uzaklaştırıcı insanlar.

**Hükümdar, hünkâr, kral.

***Antik Babil. MÖ 1300 yılları. Irak’ın başkenti Bağdat’ın 100 km güneyinde bulunan antik Babil krallığının başkenti. Antik Yahudiya krallığıyla komşu.  

****Öğrenilen telkin ve hipnoz teknikleri iyi ya da kötü yönde kullanılabilir. Öğrenen kimse için büyük bir fitne/test/sınav olacaktır.

*****Telkin hipnoz teknikleri öyle etkilidir ki karı-koca arasındaki sıkı bağı bile koparır. Bir kocaya eşinin kendisini aldattığı yönünde telkin verilirse mutlak ki etkisi çok fazla olur.


(Bakara) 2:103

Ve eğer ki onlar iman47 etselerdi; ve takvalı21 olsalardı; mutlak ki sevaptı* Allah'ın indinden/katından; bir hayır (da); eğer olsaydılar bilirler.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Ödül, karşılık, ecir.

(Bakara) 2:104

*Ey iman47 etmiş kimseler! Demeyin “güt** bizleri”; ve deyin “bak/ilgi göster*** bizlere”; ve işitin; ve kâfirler25 içindir elim/acıklı bir azap.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Gerçek iman etmiş kimseler kimsenin çiftlik hayvanı olmaz. Güdülen bir küçük baş veya büyük baş hayvan asla olmaz. Yüce Allah'ın resulü bile olsa kimseden güdülmek için kendilerine çobanlık yapmasını istemezler. İşlerini şura yani danışmayla birlikte yaparlar.

**Hayvanları merada otlatmak, gütmek, çobanlık yapmak.

***Resulün ilgi göstermesi, onları gözünün önünde bulundurması mutlak ki müminlere dinginlik verir. Sakinlik verir.  


(Bakara) 2:105

Arzular/ister değildir kâfirlik25 etmiş kimseler -kitap ehlinden135 ve müşriklerden36 (de)-; ki indirilir sizlere Rabbinizden4 herhangi bir hayır/iyilik/yarar; ve Allah tahsis eder/özgüler* rahmetini271 dilediği kimseye; ve Allah Zul** Fadlil285 Azîm94dir286.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

4Efendi, komuta eden.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

285Fazlalık, bolluk, çokluk; bunları bolca veren.

94Büyük/azametli.

286Çok azametli/büyük fazlalık, bolluk, çokluk sahibi.  

*Sadece ona özgüler, ona ayırır, sadece ona hususi ve özel yapar.

**Sahibidir.


(Bakara) 2:106

Nesh288 ettiğimizi/sildiğimizi bir ayetten287; ya da unuttururuz onu (ayeti); getiririz hayırlısını ondan (ayetten) ya da mislini870 onun (ayetin); bilmez misin ki Allah her bir şey üzerine Kadîr’dir177?

288Silmek, feshetmek, iptal etmek, yürürlükten kaldırmak. Yüce Allah insanlara farklı zamanlarda ve devirlerde, kendi kapasitelerine göre değişik göstergeler, mucizeler yani ayetler indirir. Eski dönemde insanlar için bir ayet olan mucize unutturulur veya tamamen silinebilir. Onun yerine misli/benzeri yada daha hayırlısı olan bir mucize gösterilir.

Silinen ayetlere örnekler: Musa'nın kamışlı gölü yarması, İsa'nın beşikte konuşması, Musa'nın sihirbazlara gösterdiği mucizeler vb. 

Yeni getirilen ayetlere örnekler: Evrenin genişlemesi, 19 mucizesi, Ashab-ı Kehf'in GPS koordinatları, birçok bilimsel mucize.

Bu kavramın anlamını saptırarak Kur'an'ın bazı ayetlerini başka ayetlerin iptal ettiği, hatta tamamı zan olan insan söylentilerinin/hadislerin Kur'an ayetlerini yürürlükten kaldırdığı iddia edilmiştir. Uysa bu saptırma şeytânın bir tuzağıdır. Kur'an'ın ayetlerinin herbir kelimesinin hükmü kıyamete kadar geçerlidir. Yüce Allah'ın iş ve oluşları gerçekleşmesinde asla bir değişiklik bulunmaz.

Kur'an’da nesh (mensûh-nâsih) diye bir şey yoktur.     

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.


(Bakara) 2:107

Hiç bilmez misin ki Allah’adır; O’nadır göklerin162* ve yerin mülkü; ve yoktur sizlere Allah'ın astından hiçbir veli28; ve de bir yardımcı.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

*Evren.

(Bakara) 2:108

Ya da arzularsınız/istersiniz ki sual edersiniz/sorarsınız resûlünüze418*; Musa’nın sual edildiği/sorulduğu gibi önceden; ve kim değiştirir kâfirliği25 imanla47; öyle ki mutlak saptırdı (o) dümdüz yolu553.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

553Yüce Allah'ın biricik yolu. Tek tanrıcıların yolu. İslam yolu. Sadece Kur'an. Sadece kutsal kitaplar.

*Resul Muhammed.

(Bakara) 2:109

İster kitap ehlinden135 birçoğu; eğer ki geri döndürseler sizleri imanınızdan47 sonra kâfirlere25; bir hasettir208 nefislerinin201 yanından; beyan/deklere226 olandan sonra onlara hak/gerçek; öyleyse affedin; el sıkışın/temas kurun kibarca; ta ki getirir Allah emrini; doğrusu Allah her bir şey üzerine Kadîr’dir177.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

208Kıskanmak, çekememezlik, hınç, garez, kin, kıskanç,

201Benlik, kişilik, öz varlık.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.


(Bakara) 2:110

Ve ikame572 edin salâtı5 ve verin zekâtı10; ve nefisleriniz için hayırdan önceden gönderdiklerinizi; bulursunuz onu Allah'ın indinde/katında; doğrusu Allah yaptıklarınızı görendir.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 


(Bakara) 2:111

Ve dediler: “Asla girmez cennete dışında kimse (ki) oldu (o) bir Yahudi295 ya da Nasârâlı296”; şu (ki); temennileridir onların; de ki: “Verin/getirin burhânınızı293; eğer olduysanız sâdıklar182.

295Sadece Tevrat'a tabi olan kimselerle birlikte sonrasında Tevrat'ı bırakıp da Talmud kitaplarına tabi olmuş tüm Yahudiler. Tek tanrıcı ve müşrik tüm Yahudiler.

296Sadece İncil'e tabi olan kimselerle birlikte sonrasında İncil'i bırakıp da masal/hikaye kitaplarına tabi olmuş tüm Hristiyanlar. Tek tanrıcı ve müşrik tüm Hristiyanlar.

293Delil, kanıt, ispat, gösterim.

182Doğrular, dürüstler.

(Bakara) 2:112

Evet! Kim teslim etti* yüzünü Allah'a; ve o bir muhsindir294; öyle ki onadır ecri/karşılığı onun Rabbinin4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlara; ve onlar hüzünlenmezler.

294Güzel işler yapan, güzelleştiren.

4Efendi, komuta eden.

*İslam oldu. Kutsal kitapların getirdiği İslam dinine teslim olarak Yüce Allah'a yüzünü teslim etti. 

(Bakara) 2:113

Ve dedi Yahudiler295: “Nasârâlılar296 bir şey üzerinde değildir”; ve dedi Nasârâlılar296: “Yahudiler295 bir şey üzerinde değildir”; ve onlar okurlar (da) kitabı*; işte böyledir; bilmeyen kimseler (de) onların söyleminin mislini870 dedi; öyle ki Allah hükmeder aralarında kıyamet148 günü242; kendisinde ihtilafa** düşerler olduklarında.

295Sadece Tevrat'a tabi olan kimselerle birlikte sonrasında Tevrat'ı bırakıp da Talmud kitaplarına tabi olmuş tüm Yahudiler. Tek tanrıcı ve müşrik tüm Yahudiler.

296Sadece İncil'e tabi olan kimselerle birlikte sonrasında İncil'i bırakıp da masal/hikaye kitaplarına tabi olmuş tüm Hristiyanlar. Tek tanrıcı ve müşrik tüm Hristiyanlar.

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

242Dönem, evre, döngü. Dünyamızın kendi etrafında tam bir tur dönmesi bir gün olarak isimlendirilir. Evrenin 6 günde/evrede yaratıldığını, Dünya gezegeninin 2 günde yaratıldığı, Dünya'nın üzerindekilerin oluşması için gereken rızıkların/atomların 4 günde/evrede hazır edildiğini şerefli Kur'an'ımızdan anlıyoruz. 

Kur'an'da tekil olarak 'gün' kelimesi tam olarak 365 kez geçer. Dünyamız Güneş'in etrafından bir turunu tamamladığında kendi etrafında 365 dönmüş olur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir.

Kur'an’da (يوم) (yevm) gün kelimesi 365 defa geçmektedir. 

*Tevrat'ı ve İncil'i.

**Anlaşmazlığa.


(Bakara) 2:114

Ve kim daha zalimdir kimseden (ki) meneder/engel olur (o) Allah'ın mescitlerinde16; ki zikredilir orada* O’nun ismi; ve uğraştı/çabaladı (o) harap olmasında onun*; işte şunlar; olmuş değildir onlara ki girerler ona* ancak korkanlar (olarak); onlaradır dünyada bir hazin/hüzün; ve onlaradır ahirette büyük bir azap.

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.

*Dişil zamirle işaret edilen mescit değildir. Mescitlerde ayağa kaldırılan salattır. Mescitlere salat eylemi gerçekleştirmek için girilir ve Yüce Allah zikredilir.  

(Bakara) 2:115

Ve Allah’adır doğu ve batı*; öyle ki her nereyse döndüğünüz; öyle ki oradadır Allah'ın yüzü; doğrusu Allah Vâsi’dir297; Alîm’dir8.

297Genişleten, enginleştiren, hacim kazandırarak büyüten.

8Bilen.

*Zıt yönlerin birlikte işaret edilmesi her yönü işaret eder. Aşağı-yukarı, az-çok, sabah-akşam gibi.

(Bakara) 2:116

Ve dediler: “Edindi Allah bir çocuk”; Subhân’dır7 O; Evet! O’nadır göklerdeki162* ve yerdeki; hepsi O'na boyun eğenlerdir.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

*Evren.

(Bakara) 2:117

Bedî’sidir298 göklerin162* ve yerin; ve tamamladığı zaman (Allah) bir emri; öyle ki ancak O’nun “Ol” dediği; öyle ki olur.

298Yeni başlatan, ortaya çıkaran, benzersiz/özgün/emsalsiz oluşturan, yeni getiren.


162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

*Evrenin.

(Bakara) 2:118

Ve dedi bilmeyen kimseler: “Eğer konuşmazsa bizlerle Allah; ya da getirmezse bizlere bir ayet287”; işte böyledir; onlardan önceki kimseler (de) onların söylemlerinin mislini870 dedi; benzeşti kalpleri onların; mutlak ki beyan226 ettik ayetleri237 bir kavim için (ki) kesinleşirler299 onlar.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

299Kesin tanık olmak, kesinleşmek, %100 emin olmak, şüphesiz.


(Bakara) 2:119

Doğrusu biz gönderdik seni hakla/gerçekle; bir müjdeci ve bir uyarıcı; ve sual edilmezsin/sorulmazsın (sen) cahîm808 ashâbından194.

808Yangın, yanan, cehennem yangını, cehenneme ait.

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 


(Bakara) 2:120

Ve asla razı olmaz senden Yahudiler295 ve de Nasârâlılar296; ta ki tabi olursun onların milletine301; de ki: “Doğrusu Allah'ın doğru yola kılavuzu; odur (gerçek) doğru yola kılavuz"; ve eğer tabi olursan hevalarına onların, sana gelen ilimden* sonra; olmaz sana Allah'tan hiçbir bir veli28; ve de bir nasîr69.

295Sadece Tevrat'a tabi olan kimselerle birlikte sonrasında Tevrat'ı bırakıp da Talmud kitaplarına tabi olmuş tüm Yahudiler. Tek tanrıcı ve müşrik tüm Yahudiler.

296Sadece İncil'e tabi olan kimselerle birlikte sonrasında İncil'i bırakıp da masal/hikaye kitaplarına tabi olmuş tüm Hristiyanlar. Tek tanrıcı ve müşrik tüm Hristiyanlar.

301Dinî öğreti, dinî inanç, dinî camia, dinî cemiyet, dinî topluluk, dinî cemaat. 

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

69Yardımcı, destekçi, arka çıkan, imdada koşan.

*Kur'an. Kur'an ayetleri.

(Bakara) 2:121

Kimseler (ki) verdik onlara kitap*; okurlar onu*; hak/gerçek** okumayla onu*; işte bunlar; iman47 ederler ona*; ve kim kâfirlik25 eder ona*; öyle ki işte bunlar; onlardır hüsrana uğrayanlar/kaybedenler.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Kur'an

**Anlayarak, derinlemesine düşünerek, aklı ve fikri kullanarak. Şerefli Kur'an ayetlerini anlamdan Arapçasından papağan gibi tekrar ederek okuyanlar ayetleri hak/gerçek okuma yapmamış olur. 


(Bakara) 2:122

Ey İsrâîloğulları!197 Hatırlayın nimetimi; üzerinize bağışladığım nimeti; ve doğrusu ben fazlalıklı kıldım sizleri âlemler203 üzerine.

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  


(Bakara) 2:123

Ve takvalı21 olun bir güne242; ceza/karşılık almaz bir nefis201 bir nefisten201 bir şey; ve kabul edilmez ondan (nefisten) bir telafi/tazmin; ve fayda vermez ona (nefse) bir şefaat222; ve onlar yardım edilir değillerdir.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

242Dönem, evre, döngü. Dünyamızın kendi etrafında tam bir tur dönmesi bir gün olarak isimlendirilir. Evrenin 6 günde/evrede yaratıldığını, Dünya gezegeninin 2 günde yaratıldığı, Dünya'nın üzerindekilerin oluşması için gereken rızıkların/atomların 4 günde/evrede hazır edildiğini şerefli Kur'an'ımızdan anlıyoruz. 

Kur'an'da tekil olarak 'gün' kelimesi tam olarak 365 kez geçer. Dünyamız Güneş'in etrafından bir turunu tamamladığında kendi etrafında 365 dönmüş olur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir.

Kur'an’da (يوم) (yevm) gün kelimesi 365 defa geçmektedir. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

222Şefaat araya girip müdahale etmek demektir. Şefaat ahiret evreninde yargılamanın yapıldığı esnada olur. Yargılama süreci son derece kesin kurallara göre yapılır. Bu yargılama gününde kitap ortaya konulur, nebiler ve şahitler getirilir (39:69). Herbir kişi tek olarak yargılanır (6:94). Yapılan zerre kadar iyilik getirilir, yapılan zerre kadar kötülük de getirilir. Bir kişi yargılama sonucunda suçlu bulunursa işte tam bu noktada şefaat devreye girer. Yüce Allah yargılama sürecinde araya girerek, direkt olarak müdahale eder ve kişinin günahlarını bağışlar ve cezadan kurtarır. Cennetlere yerleştirir. Yüce Allah yargılama sürecinde araya girmez/şefaat etmez ve bu kişinin günahlarını bağışlamazsa yargılama sonucunda kişinin ceza almasına hükmedilir ve bu kişi cehenneme girdirilir. Yüce Allah kendisine şefaati (yargılamada araya girerek müdahale etmeyi) yazmıştır. Yüce Allah’a sonsuz şükürler olsun ki kendisine şefaati yazmıştır.

Yüce Allah dışında hiçbir kimsenin şefaat yetkisi yoktur. Ayette görüldüğü üzere Muhammed peygamber kendisini koruyacak başka bir kişi aramamaktadır. Zaten de böyle bir kişi asla yoktur. Muhammed peygamber kendisine ancak Yüce Allah’ın şefaat edebileceğini bilmektedir. Müminler de bilmelidir ki şefaat sadece Yüce Allah’a aittir. Muhammed peygamberlerin yada başkalarını şefaat edeceğine iman etmek şirktir ve affı yoktur. Artık kulağı olan işitsin; gözü olan gürsün, kalbi olan akletsin.



(Bakara) 2:124

Ve belalandırdığı256 zaman İbrahim'i Rabbi4 kelimelerle; öyle ki tamamladı (Allah) onları (kelimeleri); dedi (Allah): “Doğrusu ben yapıcıyım seni insanlar için bir imam/önder”; dedi (İbrahim): “Ve zürriyetimden* (de)”; dedi (Allah): “Ulaşmaz ahdim/antlaşmam zalimlere.”

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.


4Efendi, komuta eden.

*Soyumdan, sulbümden.


(Bakara) 2:125

Ve yaptığı zaman beyti/evi32 bilinci geri döndürme yeri insanlara; ve bir güvenlik; ve edinin/tutun/alın İbrahim'in dikelme/ayağa kalkma/doğrulma yerinden bir salla13 yeri; ve antlaştık/ahitleştik İbrahim’le ve İsmail'le ki o ikisi temizler evimi32; etrafta dolaşanlar için; ve adananlara/kendini vakfedenlere; ve rükû11 edenlere; secde12 edenlere.

32Topluma ait olan, dini öğretilerin takip edildiği ev, mekân. Kur'an'ın okunup öğrenildiği topluma ait mekân.  

13Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a yani Kur’an’a yüz çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale almak, umursamak, kayıtsız kalmamak, mühimsemek, tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı bir hedef belirleyip, kendisine bahşedilen akıl/fikir kılavuzluğunda takip etmek.

11Beynin (bedenle veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi, baş eğmesi.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(Bakara) 2:126

Ve dediği zaman İbrahim: “Rabbim!4 Yap bunu (bu beldeyi) güvenli bir belde832; ve rızıklandır ahalisini onun; meyvelerden; onlardan Allah'a ve ahiret gününe iman47 etmiş kimseye”; dedi (Allah) “ve kim kâfirlik25 etti öyle ki metalandırırım54 onu biraz; sonra zorlarım onu ateş azabına doğru; ve yıkım (yeri) oldu (o) varış yeri.

4Efendi, komuta eden.

832Kasaba. Şehirden küçük yerleşim alanları.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

54Sermaye. Yararlanma.


(Bakara) 2:127

Ve yükselttiği zaman İbrahim kaidelerini* beytin/evin; ve İsmail (de): “Rabbimiz! Kabul et bizden; doğrusu sen; sensin Semî41; Alîm8

41İşiten.

8Bilen.

*Bir şeyin yere dayanan bölümü veya bir şeyin üzerine oturtulduğu nesne; ayaklık, duraç, taban, tabanlık.


(Bakara) 2:128

Rabbimiz4! Ve yap bizi iki teslim olan sana; ve zürriyetimizden bir ümmet*; teslim olan sana; ve göster bize nusuklarımızı169; ve tevbe33 et bizlere; doğrusu sen; sensin Tevvâb191; Rahîm2.

4Efendi, komuta eden.

169Dine, İslam'a, sadece Kur'an'a adanmış hayat tarzı. Sadece Kur'an'ın emir ve yasaklarına dayanarak yapılan tüm eylemler.

33Dönmek, vazgeçmek.

191Yaptıkları hatalardan/günahlardan dönüp vazgeçen kullarına cezayı/karşılığı vermekten vazgeçen, dönen. Kullarına sürekli dönen. Kullarının tevbesini yani vazgeçmelerini çokça kabul eden. Cezadan/karşılıktan vazgeçen.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Bakara) 2:129

Rabbimiz4! Ve gönder/yolla onlara bir resûl418 onlardan; okur onlara ayetlerini senin; ve bildirir onlara kitabı* ve hikmeti303; ve saflaştırır onları; doğrusu sen; sensin Azîz37; Hakîm9.

4Efendi, komuta eden.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır. Daha detaylı inceleme aşağıdaki makaleden okunabilir.

Hikmetli kitap, hikmet içeren kitap: Kur'an.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Kutsal kitaplar.

(Bakara) 2:130
Ve kim yüz çevirir İbrahim'in milletinden301; ancak kendi nefsine201 sefihlik304 etmiş kimsedir; ve ant olsun saflaştırdık onu (İbrahim’i) dünyada; ve doğrusu o (İbrahim) ahirette mutlak sâlihlerdendir217.

301Dinî öğreti, dinî inanç, dinî camia, dinî cemiyet, dinî topluluk, dinî cemaat. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

304Ahmaklık, aptallık, budalalık.

217Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapanlar.


(Bakara) 2:131
Dediği zaman ona (İbrahim’e) Rabbi4: “İslam218 ol”; dedi (İbrahim): “İslam218 oldum alemlerin Rabbine4

4Efendi, komuta eden.

218Yüce Allah'ın biricik ve tek dini. Ahirette kabul edilecek tek din. İslam teslimiyet demektir; Yüce Allah ile insanın arasında yapılmış olan mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye teslim olmak, uymaktır demektir. Antlaşmayı bozmamaktır. Kutsal kitaplar bizlere işte bu antlaşmayı hatırlatır. Kısacası İslam sadece Kur'an demektir.

Günümüzde milyarlarca insan kendisini müslüman sanmakta ve İslam dininde olduklarını, islam olduklarını iddia etmektedirler. Oysa büyük bir yanılgı içindedirler. Kur'an'la yakından uzaktan ilgisi olmayan, tamamı zan olan söyletilerle/hadislerle uydurulmuş bir din asla ama asla Yüce Allah'ın İslam dini değildir. İslam girmek için ilk şart söylentileri/hadisleri terk etmek ve sadece Kur'an'a tabi olmaktır.     


(Bakara) 2:132
Ve vasiyet etti onu (milleti301) İbrahim kendi oğullarına; ve Yakûp (da): “Ey oğullarım! Doğrusu Allah saflaştırdı sizlere dini*; öyle ki ölmeyin; ancak (ki) ve sizler müslimsiniz.45

301Dinî öğreti, dinî inanç, dinî camia, dinî cemiyet, dinî topluluk, dinî cemaat. 

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

*İslam'ı.

(Bakara) 2:133

Ya da şahitler/tanıklar (mı) oldunuz ulaştığı zaman Yakûb’a ölüm; dediği* zaman oğullarına: “Neye kulluk46 edersiniz benden sonra”; dediler: “Kulluk46 ederiz ilâhına74 senin; ve ilâhına74 ataların İbrahim; ve İsmâîl; ve İshâk'ın; tek bir ilâh74; ve bizler O'na** müslimiz45.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

*Yakûb.

**Allah'a.


(Bakara) 2:134

Şu; bir ümmettir305; muhakkak ki gelip geçti ona (ümmete) kazandığı; ve sizleredir kazandığınız; ve sual edilmezsiniz/sorulmazsınız yapar olduklarından.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.


(Bakara) 2:135

Ve dediler: “Olun bir Yahudi306 veya Nasârâlılar307; doğru yola kılavuzlanırsınız”; de ki: “Evet!* İbrahim'in milleti301 bir hanîftir117; ve olmuş değildi o (İbrahim) müşriklerden36

306Tevrat'ın astından söylenti/hadis kitaplarına (Talmud) tabi olarak müşrikleşen kimse.

307İncil'in astından söylenti/hadis/masal kitaplarına tabi olarak müşrikleşen Hristiyanlar.

301Dinî öğreti, dinî inanç, dinî camia, dinî cemiyet, dinî topluluk, dinî cemaat. 

117Dönen, eğilen. Hakka gerçeğe doğru dönen/eğilen. Çoğunluğun uymuş olduğu atalar dinini terk ederek tek tanrıcı, monoteist, Yüce Allah'a şirksiz iman eden olan. 

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

*Evet evet; siz öyle sanın.

(Bakara) 2:136

Deyin ki: “İman47 ettik Allah'a; ve üzerimize indirilmişe*; ve indirilmişe İbrâhîm'e; ve İsmâîl'e; ve İshâk'a; ve Yakûb'a; ve torunlara; ve verilene Mûsâ'ya; ve Îsâ'ya; ve verilene nebilere132 Rablerinden4; ayırmayız arasını onlardan** birinin308; ve bizler O'na*** müslimiz45.”

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

4Efendi, komuta eden.

308Yüce Allah'ın boyası olan Kur'an'ın ayetleri. Bu boyaya adi/sahte başka boyalar (söylentiler/hadisler) asla karıştırılmamalıdır. Her yerimize bu boyayı sürmemiz gereklidir. Kesintisiz olarak, son nefesimize kadar da sürmeye devam etmeliyiz. Tabiri caizse boyanın içine atlamamız gereklidir. 

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

*Kur’an’a.

**Resûllerden.

***Allah'a.


(Bakara) 2:137

Öyle ki eğer iman47 ettilerse iman47 ettiğinizin misli870 (gibi) ona*; öyle ki muhakkak doğru yola kılavuzlandılar; ve eğer sırt çevirdilerse; öyle ki doğrusu ancak onlar bölünme/parçalanma içindedir; öyle ki kâfi/yeterli gelecektir Allah sana onlara karşı; ve O (Allah) Semî’dir41; Alîm’dir8.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

41İşiten.

8Bilen.

*Kur’an’a.

(Bakara) 2:138

"Allah'ın boyası308; ve kim daha güzeldir Allah’ın bir boyasından308 (boyanmıştan); ve bizler O'na (Allah’a) kulluk46 edenleriz."

308Yüce Allah'ın boyası olan Kur'an'ın ayetleri. Bu boyaya adi/sahte başka boyalar (söylentiler/hadisler) asla karıştırılmamalıdır. Her yerimize bu boyayı sürmemiz gereklidir. Kesintisiz olarak, son nefesimize kadar da sürmeye devam etmeliyiz. Tabiri caizse boyanın içine atlamamız gereklidir. 

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  


(Bakara) 2:139

De ki: “Bizimle Allah’ın hakkında mı tartışırsınız? ; ve O (Allah) Rabbimizdir4; ve Rabbidir4 sizlerin; ve bizedir yaptıklarımız; ve sizedir yaptıklarınız; ve bizleriz O'na muhlis/saflar/katıksızlar309."

4Efendi, komuta eden.

309Halis, saf, katıksız olmuşlar.


(Bakara) 2:140

Ya da söylersiniz ki İbrahim; ve İsmâîl; ve İshâk; ve Yakûb; ve torunlar oldular Yahudi306 ya da Nasârâlılar307; de ki: “Sizler misiniz en iyi bilen yoksa Allah mı?”; ve kim en zalimdir kimseden (ki) gizledi O’nun indinde/katında (olan) bir şahitliği/tanıklığı Allah’tan; ve Allah değildir gâfil310 yaptıklarınızdan.

306Tevrat'ın astından söylenti/hadis kitaplarına (Talmud) tabi olarak müşrikleşen kimse.

307İncil'in astından söylenti/hadis/masal kitaplarına tabi olarak müşrikleşen Hristiyanlar.

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.


(Bakara) 2:141

Şu; bir ümmet305; muhakkak ki gelip geçti ona (ümmete) kazandıkları; ve sizleredir kazandığınız; ve sual edilmezsiniz/sorulmazsınız yapar olduklarından.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.


(Bakara) 2:142

Diyecek insanlardan sefihler304: “Ne çevirdi onları kıblelerinden14 ki olmuştular üzerinde onun?”; de ki: “Allah'adır doğu ve batı; kılavuzlar (Allah) dilediği kimseyi dosdoğru bir yola doğru.”

304Ahmaklık, aptallık, budalalık.

14Tarafın/hedefin belli edilmesi amaçlı yönelme.


(Bakara) 2:143
Ve işte böyledir; yaptık sizleri bir ümmet305; vasat/orta/hayırlı; olmanız için şahitler/tanıklar insanlar üzerine; ve olması için resûlün418 sizlere bir şahit/tanık; ve yapmış değiliz bir kıble14 ki oldunuz üzerinde onun; ancak belli etmek/bilmek için resûle418 tabi olan kimseyi kimseden; döner üzerinde iki topuğu; ve doğrusu oldu o (kıble) mutlak bir büyük (yük); dışında kimseye (ki) kılavuzladı doğru yola Allah; ve olmuş değildir Allah giderir/boşa çıkarır imanınızı47 sizlerin; doğrusu Allah insanlara mutlak Raûf'tur15; Rahîm'dir2.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

14Tarafın/hedefin belli edilmesi amaçlı yönelme.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

15Şefkatli/kibar.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Bakara) 2:144

Muhakkak görürüz yüz çevirmeni göğe; öyle ki döndürürüz seni bir kıbleye14; razı olursun ona; öyleyse döndür yüzünü haram mescit158 tarafına doğru; ve olduğunuz her yerde öyle ki döndürün yüzlerinizi o tarafa doğru; ve doğrusu kimseler; verildiler kitap; mutlak bilirler ki o (kitap) bir hak/gerçek Rablerinden4; ve değildir Allah gâfil310 ne yaparlar onlar.

14Tarafın/hedefin belli edilmesi amaçlı yönelme.

158Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer mescittir. Haram mescitse bulunduğu yerde günah işlemenin, kötülük yapmanın, canlılara zarar vermenin haram edildiği/yasaklandığı topluma ait olan mescittir.

4Efendi, komuta eden.

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.


(Bakara) 2:145
Ve eğer ki kitap verilmiş kimselere gelsen her türlü ayetle; tabi olur değillerdir senin kıblene14; ve sen (de) değilsin bir tabi olan onların kıblesine14; ve bir kısmı onların tabi olan değillerdir bir kısmının kıblesine14; ve eğer ki tabi olursan hevalarına onların sana gelen ilimden sonrasında; doğrusu sen (olursun) o zaman mutlak zalimlerden.

14Tarafın/hedefin belli edilmesi amaçlı yönelme.


(Bakara) 2:146

Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler135; arif olup tanırlar onu arif olup tanıdıkları gibi kendi oğullarını; ve doğrusu bir fırka/grup onlardan mutlak gizlerler hakkı/gerçeği; ve onlar bilirler (de).

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 


(Bakara) 2:147

Hak/gerçek Rabbindendir4; öyle ki sakın olma şüphelenenlerden*.

4Efendi, komuta eden.

*Şüphede direnenler.


(Bakara) 2:148

Ve her birinedir (kimseye) bir yön; o (kimse) dönendir ona (yöne); öyle ki öne geçin hayırlarda olduğunuz her yerde; getirir sizleri Allah topluca; doğrusu Allah her bir şey üzerine Kadîr’dir177.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.


(Bakara) 2:149

Ve her nereden çıktın; öyle ki çevir yüzünü haram mescide158 doğru; ve doğrusu o (Kur’an) mutlak haktır/gerçektir Rabbinden4; ve Allah gâfil310 değildir yapar olduğunuzdan.

158Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer mescittir. Haram mescitse bulunduğu yerde günah işlemenin, kötülük yapmanın, canlılara zarar vermenin haram edildiği/yasaklandığı topluma ait olan mescittir.

4Efendi, komuta eden.

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.



(Bakara) 2:150

Ve her nereden çıktın, öyle ki döndür yüzünü haram mescide158 doğru; ve her nereyse olduğunuz; öyle ki döndürün yüzlerinizi ona (mescide) doğru; olmaması için insanlara aleyhinizde bir tartışma; onlardan (insanlardan) zulmetmiş kimseler dışındadır*; öyle ki haşyet53 duymayın onlara; ve haşyet53 duyun bana; ve tamamlamam için nimetimi sizlere; ve belki sizler doğru yola kılavuzlanırsınız.

158Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer mescittir. Haram mescitse bulunduğu yerde günah işlemenin, kötülük yapmanın, canlılara zarar vermenin haram edildiği/yasaklandığı topluma ait olan mescittir.

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

*Zulmetmiş kimseler haksız yere aleyhinize bir tartışma her daim başlatır.

(Bakara) 2:151

Gönderdiğimiz gibi* içinizden bir resûl418; sizlerden; okur sizlere ayetlerimizi; ve saflaştırır sizleri; ve bilir yapar sizleri; kitabı ve hikmeti303; ve bilir yapar sizleri asla bilir olmadığınızı.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır. Daha detaylı inceleme aşağıdaki makaleden okunabilir.

Hikmetli kitap, hikmet içeren kitap: Kur'an.

*Doğru yola kılavuzlamayı Yüce Allah hikmet içeren kutsal kitaplarla yapar. Bu kitapları da resûller aracılığıyla deklere eder.


(Bakara) 2:152

Öyle ki zikredin/hatırlayın beni; (ki) zikrederim/hatırlarım sizleri; ve şükredin43 bana; ve kâfirlik25 etmeyin bana.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Bakara) 2:153

Ey iman47 etmiş kimseler! Yardım/destek isteyin sabırla51; ve salâtla5; doğrusu Allah birliktedir sabredenlerle51.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).


(Bakara) 2:154

Demeyin Allah yolunda336 katledilmiş35 kimse için; ölülerdir/mevtalardır; evet! dirilerdir; ve lakin/ancak (sizler) anlamazsınız.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.


(Bakara) 2:155

*Ve mutlak belalandırırız256 sizleri bir şeyle; korkudan; ve açlıktan; ve noksanlık/eksilme mallardan ve nefislerden201; ve ürünlerden; ve müjdele sabredenleri51.

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.


201Benlik, kişilik, öz varlık.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

*Detaylı inceleme için;

Musibetler Allah’ın bilgisi ve izni ile gerçekleşir.


(Bakara) 2:156
Kimseler (ki) isabet ettiği zaman onlara bir musibet311 derler: “Doğrusu biz Allah içiniz; ve doğrusu biz O'na dönenleriz.”

311Sıkıntı veren.


(Bakara) 2:157

İşte bunlar; onlaradır salâtlar22 Rablerinden4; ve bir rahmet271; ve işte bunlar; onlardır doğru yola kılavuzlular.

22Yüce Allah’ın kulunu gözünün önünden ayırmaması (52:48); hemen arkasından gözetlemesi/takip etmesi; koruması, kollaması, ilgisiz kalmaması. Yüce Allah’ın kuluna cevap vermesi, değer vermesi.

4Efendi, komuta eden.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   


(Bakara) 2:158
Doğrusu safa ve merve şiarlarındandır312 Allah'ın; öyle ki kim hac etti beyti32 ya da ziyaret etti; öyle ki yoktur günah onun üzerine ki tavaf eder/dolaşır o ikisini (safa ve merve); ve kim gönüllü oldu bir hayra/iyiliğe öyle ki doğrusu Allah Şâkir’dir313; Alîm’dir8.

312Sembol, slogan, amblem, nişan, işaret, soyut bir kavramın somutlaşarak sembol/belirteç haline gelmesi.

32Topluma ait olan, dini öğretilerin takip edildiği ev, mekân. Kur'an'ın okunup öğrenildiği topluma ait mekân.  

313Hayrın/iyiliğin değerini bilen/anlayan, karşılığını hazırlayıp veren, müteşekkir olan.

8Bilen.


(Bakara) 2:159

Doğrusu kimseler; gizlerler indirdiğimizi beyanatlardan226 ve doğru yola kılavuzdan; beyan226 etmemizden sonra onu insanlara kitapta*; işte bunlardır, lanet280 eder onlara Allah; ve lanet280 eder onlara lanet280 edenler.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

*Kutsal kitap.

(Bakara) 2:160
Dışındadır kimseler; tevbe33 ettiler; ve ıslah316 oldular; ve beyan/deklere ettiler*; öyle ki işte bunlardır; tevbe33 ederim onların üzerine; ve benim Tevvâb191; Rahîm2.

33Dönmek, vazgeçmek.

316Düzelmek, iyileşmek.

191Yaptıkları hatalardan/günahlardan dönüp vazgeçen kullarına cezayı/karşılığı vermekten vazgeçen, dönen. Kullarına sürekli dönen. Kullarının tevbesini yani vazgeçmelerini çokça kabul eden. Cezadan/karşılıktan vazgeçen.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*2:159 ayetinde işaret edilen, Yüce Allah'ın indirdiği beyanatları yani kutsal kitapları (Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam'ı) katıksız, halis şekilde deklere ettiler.

(Bakara) 2:161
Doğrusu kimseler; kâfirlik25 ettiler; ve öldüler -ve onlar kâfirler25 (olarak)- işte bunlar; onların üzerinedir Allah'ın laneti280; ve meleklerin (de); ve insanların (da); topluca.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  


(Bakara) 2:162
Ölümsüzler185 orada*; hafifletilmez onlardan azap; ve değildir onlar gözetilirler**.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Cehennemde.

**İlgilenilmez, bakılmaz.


(Bakara) 2:163
Ve ilâhınız bir tek ilâhtır; yoktur ilâh O'nun dışında; Rahmân1; Rahîm2.

1En yüce merhametli.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Bakara) 2:164
Doğrusu yaratılışında göklerin ve yerin; ve halifeliğinde* gece ve gündüzün; ve gemilerde -ki akar bol suda236; faydalı olmasıyla insanlara-; indirdiğinde Allah'ın gökten; bir sudan -öyle ki diriltti onunla (suyla) yeri; ölümü sonrası onun (yerin); ve yaydı orada (yerde) her bir debelenenden-; ve evirip çevirmesinde gök180 ve yer arasındaki emre hazırlanmış rüzgarları ve bulutları; mutlak (vardır) ayetler237 akleden bir kavim için.

236Tatlı veya tuzlu fark etmeksizin bol su. Denizler, okyanuslar, yüksek debili nehirler (Nil), göller. 

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

*Yerine geçmesi.

(Bakara) 2:165
Ve insanlardan kim tutar/edinir Allah'ın astından eşitler/denkler (ki) severler onları sever gibi Allah'ı; ve iman47 etmiş kimseler (ise) şiddetlidir sevgide Allah’a; ancak, görür zulmetmiş kimseler gördükleri zaman azabı ki kuvvet/güç Allah'adır topluca; ve doğrusu Allah şiddetlidir azapta.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(Bakara) 2:166
Serbestleştiği zaman tabi olunmuş kimseler tabi olmuş kimselerden; ve gördüler azabı; ve kesildi onlarla bağlar.

(Bakara) 2:167
Ve dedi tabi olmuş kimseler: “Keşke ki (olsa) bizlere bir dönüş; öyle ki serbestleşiriz onlardan; serbestleştikleri gibi bizden”; işte budur; gösterir onlara Allah eylemlerini/yaptıklarını; hasretler* (vardır) onlara; ve onlar ateşten çıkanlar değildir.
*Dünyaya dönüp tek tanrıcılardan olma arzusu, isteği, hasreti.

(Bakara) 2:168
Ey insanlar! Yiyin yerdekinden/yeryüzündekinden; güzel/iyi bir helaldir; ve tabi olmayın şeytânın29 adımlarına; doğrusu o (şeytân) sizlere apaçık bir düşmandır.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.


(Bakara) 2:169
Ancak emreder (şeytan) onlara kötülüğü ve fâhşayı81; ve ki söylersiniz Allah üzerine bilmediğinizi.

81Vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan.


(Bakara) 2:170
Ve denildiği zaman onlara; tabi olun Allah'ın indirdiğine*; dediler: "Evet! Tabi oluruz atalarımızı üzerinde bulduğumuza317”; şayet ataları onların akletmezler562 bir şey ve doğru yola kılavuzlanmazlar olmuş olsa da mı?

317Tamamı zan olan söylentiler/hadisler temelinde kurulmuş olan din. Mezhepler, tarikatlar vb.    

562İslâm akıl dini değil nakil dinidir diyenlerin vay haline. Yaratılış özelliğimiz olan beyni çalıştırmak, doğruyu yanlıştan ayırmak için beyin hücrelerini bir bilgisayar işlemcisi gibi çalıştırmak, kullanmak. Her şeyi mantık süzgecinden geçirmek. Beynin onayına sunmak. Fikir yürütmek.*Kutsal kitap.

(Bakara) 2:171
Ve kâfirlik25 etmiş kimselerin misali misali gibidir kimse (ki) haykırır işitmeze385; ancak bir çağırmadır ve bir nida/sesleniştir sağırlara, dilsizlere, körlere; öyle ki onlar (kâfirler) akletmezler562.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

385Bir kimse işitmeyen sağır bir kimseye karşı ne kadar haykırsa da, ne kadar seslense de amacına asla ulaşamaz.  Hatta kişi kör ve dilsizse tüm çabalar mutlak ki boşa gider. Kâfirlerin durumu da işte böyledir. Sağır, kör ve dilsiz olan bir kimseye haykıran kimseler gibidirler. Yaptıkları her şey boşunadır. Asla bir fayda sağlamaz. 562İslâm akıl dini değil nakil dinidir diyenlerin vay haline. Yaratılış özelliğimiz olan beyni çalıştırmak, doğruyu yanlıştan ayırmak için beyin hücrelerini bir bilgisayar işlemcisi gibi çalıştırmak, kullanmak. Her şeyi mantık süzgecinden geçirmek. Beynin onayına sunmak. Fikir yürütmek.

(Bakara) 2:172
Ey iman47 etmiş kimseler! Yiyin sizleri rızıklandırdığımızın iyilerinden/güzellerinden; ve şükredin43 Allah'a eğer olduysanız sadece O'na kulluk46 ederler.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  


(Bakara) 2:173
Ancak haram kıldı318 sizlere ölüyü/leşi; ve kanı; ve domuz etini; ve kendisi Allah'tan başkası için adak edilmişi; öyle ki kim zorlandı -aranmaksızın ve sınırı aşmaksızın- öyle ki yoktur günah onun üzerine; doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.

318Yiyecek kapsamında insanoğlu için sadece 4 şey haramdır. Yüce Allah'ın şerefli Kur'an'ında bizlere bildirdiği bu 4 şey haricinde asla bir haram koyulamaz. Bir şeyi sevmemek veya tiksindirici bulmak o şeyin haram olmasını gerektirmez. Bir toplum başka bir toplumun tiksindirici bulduğu bir şeyi çok severek yiyebilir. Helal ve haram koyma yetkisi bütünüyle sadece Kur'an'a aittir. Resullerin haram ve helal koyma yetkisi yoktur.

Haram yiyecekler;

  1. Ne zaman öldüğü bilinmeyen, leş.
  2. Kan.
  3. Domuz eti.
  4. Yüce Allah'tan başkası adına adanan kurbanlar.   

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Bakara) 2:174
Doğrusu kimseler (ki) gizlerler Allah'ın indirdiğini kitaptan*; ve satarlar onu az bir bedele; işte bunlar; yer/tüketir değillerdir karınlarında; ancak ateştir; ve konuşmaz onlara Allah kıyamet günü148; ve arındırmaz onları; ve onlaradır elim/acıklı bir azap.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

*Kutsal kitap.

(Bakara) 2:175
İşte bunlar; kimselerdir (ki) satın aldılar dalaleti128 doğru yola kılavuzla*; ve azabı** (da) mağfiretle319; öyle ki onları ateşe karşı sabrettiren nedir!

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

319Bağışlama, affetme.

*Doğru yolu verip sapkın yol olan dalaleti satın aldılar.

**Mağfireti verip azabı satın aldılar.


(Bakara) 2:176
İşte budur; ki Allah indirdi kitabı* hakla/gerçekle; ve doğrusu kimseler anlaşmazlığa düştüler kitapta*; mutlak uzak bir ayrılık içindedirler.
*Kutsal kitap.

(Bakara) 2:177

Erdem değildir ki çevirirsiniz yüzlerinizi doğu ve batı kıbleye14; fakat erdem kimsededir (ki) iman47 etti Allah'a ve ahiret gününe; ve meleklere; ve kitaba (Kur’an’a); ve nebilere132; ve verdi malını -üzerindedir sevgisi-; yakında olanlara; ve yetimlere; ve açlık sınırında yaşayanlara; ve yolun oğluna/evsize; ve isteyenlere/talep edenlere; ve boyunlardadır (boyunduruğu çözmededir); ve ikame572 etti salâtı5; ve verdi zekâtı10; ve yerine getirenlerdedir antlaşmalarını antlaştıkları zaman; ve sabredenlerdedir51 sefalette/sıkıntıda; ve başı darda/bunalımda; ve seferberlik zamanında; işte bunlar; doğru kimselerdir; ve işte bunlar; onlardır takva sahipleri21.

14Tarafın/hedefin belli edilmesi amaçlı yönelme.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.


(Bakara) 2:178
Ey iman47 etmiş kimseler! Katletmelerde yazıldı üzerinize kısas320 ; hür hüredir; köle köleyedir; kadın kadınadır; öyle ki kim affedildi; kardeşinden ona bir şey (affetme); öyle ki bir tabi* olmadır marufa291; ve bir ödemedir** ona güzellikle; işte bu bir hafifletmedir Rabbinizden; ve rahmettir; öyle ki kim sınırı aşarsa bunun sonrası onadır elim/acıklı bir azap.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

320Tam karşılık, misilleme, tam karşılıklı öç/intikam.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

*Katleden kimse ölüm kısasından affedilirse bile toplumun marufla belirlediği cezaya çekmelidir.

**Katleden kimse tazminat ödemelidir. Bu ödeme güzel bir anlaşmayla yapılmalıdır.  


(Bakara) 2:179
Ve sizleredir kısasta320 bir hayat*; ey mantık sahipleri! Belki sizler takvalı21 olursunuz.
320Tam karşılık, misilleme, tam karşılıklı öç/intikam.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Katletmeye meyilli kimselerin kısasla sayılarının ve genetik geçirgenliklerinin azalması diğer insanlara hayat verir. Diğer insanların yaşama olasılığını artırır. Ayrıca caydırıcı bir ceza olması da insanların suç işleme oranını mutlak ki azaltır.

(Bakara) 2:180
Yazıldı üzerinize; geldiği/ulaştığı/ziyaret ettiği zaman birine sizlerden ölüm; eğer terk ettiyse/bıraktıysa bir hayır; bir haktır* vasiyet321 anaya babaya ve yakınlık sahiplerine marufla291 ; takva sahipleri21 üzerinedir.

321Geride bir hayır/mal/mülk bırakacak olan kimse ölmeden önce şahitler eşliğinde yazılı olarak vasiyet etmelidir. Ana babaya, evlatlara ve yakınlık sahiplerine geride bıraktığı hayrı marufla pay etmelidir. 

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Vasiyet bırakmak engellenemez bir haktır. Ana-babanın ve yakınlık sahiplerinin bu vasiyette hakkı gözetilmelidir.

(Bakara) 2:181
Öyle ki kim değiştirdi onu (vasiyeti) işitmesi sonrası onu; öyle ki günahı onun ancak onu değiştiren kimselerin üzerinedir; doğrusu Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.

41İşiten.

8Bilen.


(Bakara) 2:182
Öyle ki kim korktu vasiyet321 edenden; bir yanlış/sapma/haksızlık veya bir günah (işlemesinden); öyle ki düzeltti aralarını onların*; öyle ki yoktur günah onun** üzerine; doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.

321Geride bir hayır/mal/mülk bırakacak olan kimse ölmeden önce şahitler eşliğinde yazılı olarak vasiyet etmelidir. Ana babaya, evlatlara ve yakınlık sahiplerine geride bıraktığı hayrı marufla pay etmelidir. 

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Vasiyet eden kimseyle vasiyet edilen kimselerin hakkı çiğnemesine engel olup aralarını düzeltti.

**Düzelten kimse.


(Bakara) 2:183
Ey iman etmiş kimseler!* Yazıldı üzerinize siyam/oruç322; yazıldığı gibi sizden önceki kimseler üzerine**; belki sizler takvalı21 olursunuz***.
322İmtina etmek, çekinmek, sakınmak, uzak durmak anlamındadır. Ramazan ayında (30 gün) siyam/oruç tutulur. Şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt olunca -gün ışığı karanlıkta ilk belirginleştiğinde- başlar ve Güneş batınca biter. Siyam yemekten, içmekten ve cinsel yakınlaşmadan uzak durmaktır. Hasta veya seferde olanlar tutamadıkları günleri Ramazan ayı dışında tutarlar. Tâkatını kullanarak tutabilenlerse bir miskini/açlık sınırında yaşayanı doyurarak bir fidye verirler. Siyam/oruç tutmak da hayırlıdır; fidye vermek de hayırlıdır. Birbirlerine üstünlükleri yoktur. Siyam/oruç gecesi cinsel yakınlaşma serbesttir.    

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Siyam/oruç sadece iman etmiş kimselere yazılmıştır. Kur'an'a iman etmemiş kimselere siyam/oruç asla zorlanamaz.

**Geçmiş ümmetlere de siyam/oruç yazılmıştır.

***Siyam/oruç Yüce Allah'ın razı olmayacağı davranışlardan sakınmak olan takvayı artırır.


(Bakara) 2:184
Günlerdir sayılı/adetli; öyle ki kim oldu sizlerden bir hasta ya da sefer üzerinde; öyle ki adetincedir başka günlerden; ve üzerinedir kimselerin -tâkatını kullanırlar- bir fidye; doyurur bir miskini; öyle ki kim gönüllü oldu bir hayra/iyiliğe öyle ki o hayırdır/iyiliktir ona; ve ki siyam/oruç322 tutarsınız; hayırdır/iyiliktir sizlere eğer olduysanız bilirler.
322İmtina etmek, çekinmek, sakınmak, uzak durmak anlamındadır. Ramazan ayında (30 gün) siyam/oruç tutulur. Şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt olunca -gün ışığı karanlıkta ilk belirginleştiğinde- başlar ve Güneş batınca biter. Siyam yemekten, içmekten ve cinsel yakınlaşmadan uzak durmaktır. Hasta veya seferde olanlar tutamadıkları günleri Ramazan ayı dışında tutarlar. Tâkatını kullanarak tutabilenlerse bir miskini/açlık sınırında yaşayanı doyurarak bir fidye verirler. Siyam/oruç tutmak da hayırlıdır; fidye vermek de hayırlıdır. Birbirlerine üstünlükleri yoktur. Siyam/oruç gecesi cinsel yakınlaşma serbesttir.    

(Bakara) 2:185
Ramazan ayı ki indirildi onda Kur'a; bir doğru yola kılavuz insanlara; ve bir beyanat226 doğru yola kılavuzdan; ve furkan259; öyle ki kim tanık/şahit oldu sizlerden o aya; öyle ki siyam/oruç322 tutsun onda; ve kim oldu bir hasta ya da bir sefer üzerinde; öyle ki adetincedir başka günlerden; ister/diler Allah sizlere kolaylık; ve istemez/dilemez sizlere güçlük/zorluk*; ve bütünlemeniz/tamamlamanız içindir adeti/sayıyı; ve yüceltmeniz içindir Allah'ı; sizleri doğru yola kılavuzlamasına karşı; ve belki sizler şükredersiniz43.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

259Ayıran, bölen, yaran. Doğruyu yanlıştan ışın kılıcı gibi ayıran. Kutsal kitapların her biri bir furkandır. Elbette şerefli Kur'an'ımızdır. Kur'an'ı anlayarak okuyanlar ellerine bu ışın kılıcını almış olur.


322İmtina etmek, çekinmek, sakınmak, uzak durmak anlamındadır. Ramazan ayında (30 gün) siyam/oruç tutulur. Şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt olunca -gün ışığı karanlıkta ilk belirginleştiğinde- başlar ve Güneş batınca biter. Siyam yemekten, içmekten ve cinsel yakınlaşmadan uzak durmaktır. Hasta veya seferde olanlar tutamadıkları günleri Ramazan ayı dışında tutarlar. Tâkatını kullanarak tutabilenlerse bir miskini/açlık sınırında yaşayanı doyurarak bir fidye verirler. Siyam/oruç tutmak da hayırlıdır; fidye vermek de hayırlıdır. Birbirlerine üstünlükleri yoktur. Siyam/oruç gecesi cinsel yakınlaşma serbesttir.    

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

*Yüce Allah insanlara nerede bir kolaylık sağlamışsa şeytan o şeyi zorlaştırmaya çalışmıştır. Savm/oruç da böyledir. İnsanlar Yüce Allah'ın kolay kıldığını sorularla, detaylarla zorlaştırmaktadır. Zorlaştırma şeytanın vesvesesidir.

(Bakara) 2:186
Ve sual ettiği/sorduğu zaman sana kullarım benden; öyle ki doğrusu ben yakınım323; cevap veririm duacının/çağırıcının duasına/çağrısına dua ettiği zaman bana; öyleyse cevap versinler324 bana; ve iman47 etsinler bana; belki onlar doğru/olgun yola ulaşırlar.
323Yüce Allah kuluna bir Planck mesafesinden (1.616255×10−35 metre) ve bir Planck zamanından (5.39×10−44 saniye) daha yakındır. 324Yüce Allah'ın indirmiş olduğu, beyanatlar içeren, bir rahmet ve zikir/hatırlatma/öğüt olan kutsal kitaplara kayıtsız kalmamak; kutsal kitaplara tabi olmak. Sadece Kur'an'a tabi olmak.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.



(Bakara) 2:187
Helal kılındı sizlere siyam/oruç322 gecesi cinsellik içeren davranışlar kadınlarınıza karşı; onlardır bir elbise sizlere; ve sizlersiniz bir elbise onlara; bildi Allah ki sizler kandırır/aldatır/hainlik eder oldunuz kendi nefislerinize201; öyle ki tevbe etti33 (Allah) üzerinize; ve affetti (Allah) sizleri; öyle ki şimdi cinsellik içeren ten tene temas kurun onlara; ve arayın/bakının Allah'ın sizlere yazdığına; ve yiyin; ve için; ta ki beyan olur sizlere beyaz iplik siyah iplikten; fecirde*; sonra tamamlayın siyamı/orucu322 geceye doğru; cinsellik içeren ten tene temas kurmayın onlara ve sizler itikâf325 içindeler (-ken) mescitlerde16* işte şu; hudutlarıdır Allah'ın; öyle ki yaklaşmayın ona; işte budur; beyan16 eder Allah ayetlerini insanlara; belki onlar takvalı21 olurlar.
322İmtina etmek, çekinmek, sakınmak, uzak durmak anlamındadır. Ramazan ayında (30 gün) siyam/oruç tutulur. Şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt olunca -gün ışığı karanlıkta ilk belirginleştiğinde- başlar ve Güneş batınca biter. Siyam yemekten, içmekten ve cinsel yakınlaşmadan uzak durmaktır. Hasta veya seferde olanlar tutamadıkları günleri Ramazan ayı dışında tutarlar. Tâkatını kullanarak tutabilenlerse bir miskini/açlık sınırında yaşayanı doyurarak bir fidye verirler. Siyam/oruç tutmak da hayırlıdır; fidye vermek de hayırlıdır. Birbirlerine üstünlükleri yoktur. Siyam/oruç gecesi cinsel yakınlaşma serbesttir.    

201Benlik, kişilik, öz varlık.

33Dönmek, vazgeçmek.

325Odaklanmak ve yoğunlaşmak için bir kenara çekilme.

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Tan yeri ağarmaya başladığında.

**Evin bir bölümünde yoğunlaşmış şekilde Kur'an çalışmak, Kur'an öğrenmek, Yüce Allah'ı çağırmak.


(Bakara) 2:188
Ve yemeyin* mallarınızı aranızda batılla199; ve sarkıtıp sunmayın onu hükmedenlere doğru**; yemeniz için günahla bir fırkasını/kısmını insanların mallarından***; ve sizler bilirsiniz (onu).

199Gerçek olmayan, geçersiz, temelsiz, asılsız.

*Başkasının malına haksız yere çökmeyin.

**Hüküm verme yetkisi olan kimselere rüşvet vermeyin.

***Haksız yere insanların malına çöküp yemek günahtır.


(Bakara) 2:189

Sual ederler/sorarlar sana hilallerden; de ki: "O belirlenmiş vakitlerdir insanlar için ve hac327 için; ve yoktur erdemlilik gelmenizde/varmanızda evlere arkalarından onun (evin)328; velakin erdemlilik takvalı olmuş kimsedir; ve gelin/varın evlere kapılarından onun (evin)328; ve takvalı21 olun Allah'a; belki sizler felaha326 kavuşursunuz.

327Kur'an ayetlerinin delillerle tartışıldığı, öğrenildiği; belirlenmiş bir mekanda ve zamanda gerçekleştirilen, önceden duyurusu yapılan toplanma, bir araya gelme; kongre. 328Arapça bir deyimdir. Türkçedeki 'kulağı ters taraftan göstermek' benzeri bir anlamı vardır. Bir işin kolay yolu varken o işi daha zor ve uzun yollar kullanarak yapmak. Benzer bir deyim 17:13 ayetinde de geçer. Her insanın kuşunun boynuna tutturulması deyim olarak verilmiştir.    

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

326Kurtuluş, başarı.*Benzer bir deyim

(Bakara) 2:190
Ve katledin35 Allah yolunda331 kimseleri (ki) katlederler35 sizleri; ve sınırı aşmayın; doğrusu Allah sevmez sınırı aşanları.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

331Yüce Allah'ın yolu olan tek tanrıcı/monoteist inanca sahip kimseleri haksız yere katleden kimselere karşı tek tanrıcıların yaptığı, sınırı aşmadan yapılan katletme.


(Bakara) 2:191
Ve katledin35 onları bulduğunuz yerde; ve çıkarın onları çıkardıkları yerden sizleri; ve fitne332 daha şiddetlidir katletmekten35; katletmeyin35 onları haram mescit158 yanında; ta ki katlederler35 sizleri orada; öyle ki eğer katlettiler35 sizleri öyle ki katledin35 onları; işte böyledir cezası/karşılığı kâfirlerin25.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.

158Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer mescittir. Haram mescitse bulunduğu yerde günah işlemenin, kötülük yapmanın, canlılara zarar vermenin haram edildiği/yasaklandığı topluma ait olan mescittir.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Bakara) 2:192
Ve eğer geri dururlarsa/sonlandırırlarsa; öyle ki doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Bakara) 2:193

Ve katledin35 onları; ta ki olmaz bir fitne332; ve olur din122 Allah'ın; öyle ki eğer geri dururlarsa/son verirlerse; öyle ki olmaz düşmanlık; dışındadır* zalimler üzerine (olan)334.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

334Zulmedenler her zaman düşmandır. Müslümanlara karşı bir düşmanlık, bir fitne yapmasalar bile düşman bellenmelidirler.

*Zalimlere karşı her daim düşmanlık yapılır.


(Bakara) 2:194
Haram ay34 haram ayladır34; ve hürmetler kısaslıdır/karşılıklıdır335; öyle ki, kim sınırı aştı sizlere; öyle ki sınırı aşın ona; sınırı aştığı misliyle870 sizlere; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki Allah beraberdir takva21 sahipleriyle.

34Kur'an'ın indiği dönemde o bölgede yaşayan insanların belirlemiş olduğu bir kural/antlaşma. Savaşmanın haram olduğu 4 ay.

335Gereğinden fazla hürmet göstermek, gereğinden az hürmet göstermek uygun değildir. Herkese hak ettiği hürmet gösterilir. Hürmette kısas gözetilmelidir.

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.


(Bakara) 2:195
Ve infak6 edin Allah yolunda336; ve atmayın (kendinizi) ellerinizle tehlikeye doğru*; ve iyilik/güzellik yapın**; doğrusu Allah sever iyilik/güzellik yapanları.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

*Göre göre tehlikeye doğru ilerlemek tek tanrıcı inancına uygun değildir. Tek tanrıcılar tehlikelere karşı tedbirli olur.

**Tek tanrıcılar iyilik/güzellik yapar. Bulundukları her yerde ve zamanda iyiliği ve güzelliği hakim kılarlar. Yüce Allah'ın da kendilerini sevdiğini tüm kalpleriyle hissederler. İyilik/güzellik yapanlara Yüce Allah iyilikle/güzellikle cevap verir; karşılık verir.  


(Bakara) 2:196
Ve tamamlayın haccı327 ve umreyi337 Allah için; öyle ki eğer kısıtlanırsanız o durumda kolayınıza gelenidir* hediyeden338; tıraş etmeyin başlarınızı339; ta ki ulaşır hediye338 kendi mahalline/yerine; öyle ki kim oldu sizlerden bir hasta ya da (oldu) onda (kimsede) başından bir rahatsızlık341; öyle ki (vardır) bir fidye siyamdan/oruçtan322 ya da sadakadan342** ya da nusuktan169; öyle ki emin olduğunuz zaman öyle ki kim metalandı/faydalandı umreyle doğru/kadar hacca; öyle ki (vardır) kolayına geldiği* hediyeden338; öyle ki kim asla bulamaz (hediye)340 öyle ki (vardır) bir siyam/oruç üç gün hacta; ve (vardır) yedi döndüğünüz zaman; işte şu (ki) ondur tamamı340; işte bu***; kimseleredir (ki) asla olmaz ahalisi onun hazır (da) haram mescitte; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin; doğrusu Allah şiddetlidir akabinde.
327Kur'an ayetlerinin delillerle tartışıldığı, öğrenildiği; belirlenmiş bir mekanda ve zamanda gerçekleştirilen, önceden duyurusu yapılan toplanma, bir araya gelme; kongre.

337Vizit, ziyaret, amaç edinme, onarmak.

338Hac veya umre için haram mescide gelen kimselerin kendileri ve başkaları için yanlarında getirdikleri ihtiyaç giderici şeyler. Canlı hayvan mantıken en iyi hediyedir. İyi bir besin kaynağı olan et çölde çok hızlı bozulacağı için et verecek olan hayvanın canlı olarak haram mescide getirilmesi en güzelidir. Bu hayvanlar oraya gelen insanların doyurulması içindir. İhtiyaç oluştukça Yüce Allah adına kesilirler. 

339Hac ve umre için gelenlerin haram mescide girmeden önce baş tıraşı oldukları anlaşılmaktadır. Saçların çok kısa kalacak şekilde kesilmesi bit ve pire gibi parazitlerin yayılmasını büyük ölçüde azaltır. Benzer uygulamalar antik uygarlıklarda da mevcuttu. Şehre gelen yabancılar hamamda yıkanmadan şehre giremezlerdi.

Baş tıraşının aynı zamanda damga gibi bir işaret olduğunu da anlıyoruz. Hediye olarak getirilen şey hediyelerin kabul edilerek kayıt altına alındığı alana gelinceye kadar baş tıraşı olunmazdı. Hediye kendi mahalline ulaşıp o kimse adına kayıt yapıldığında artık o kimse baş tıraşı olabilir ve haram mescide girebilirdi. Anlarız ki baş tıraşı sağlık açısından önemli olduğu kadar işaretleme amaçlı da kullanılmıştır. Başları tıraşlı olan kimseler toplum için hediye sunmuş kimselerdir.


341Bir kimse hastaysa ya da başı tıraş edildiğinde başında bir deri hastalığı görülürse o kimseler hac ve umre yapamaz. Haram mescide giremez. Fidye olarak siyamdan/oruçtan ya da sadakadan ya da nusuktan bir karşılık/ödeme verir. Kişinin iyileştiğinden ve başındaki deri hastalığının geçtiğinden emin olunursa o durumda hediyesi kabul edilir ve haram mescide girebilir. Hediyede zorlanırsa kendisine kolay geleni verir.

Rabbimiz bu fidyenin miktarını rahmetinin gereği bildirmemiştir. Bu nedenle bizlere en kolay geleni tercih edebiliriz. Tek günlük bir siyam/oruç tutmak da ayetin tecelli etmesine yeterlidir. Ya da 3. tip bir sadaka verilebilir. Ya da adanılmış hayat tarzında devam edilebilir. Hastalığı nedeniyle mağdur olmuş bir kimseye Yüce Allah asla zorluk yüklemez. Adanmış hayatına devam etmesi bile bir fidye olur.   


322İmtina etmek, çekinmek, sakınmak, uzak durmak anlamındadır. Ramazan ayında (30 gün) siyam/oruç tutulur. Şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt olunca -gün ışığı karanlıkta ilk belirginleştiğinde- başlar ve Güneş batınca biter. Siyam yemekten, içmekten ve cinsel yakınlaşmadan uzak durmaktır. Hasta veya seferde olanlar tutamadıkları günleri Ramazan ayı dışında tutarlar. Tâkatını kullanarak tutabilenlerse bir miskini/açlık sınırında yaşayanı doyurarak bir fidye verirler. Siyam/oruç tutmak da hayırlıdır; fidye vermek de hayırlıdır. Birbirlerine üstünlükleri yoktur. Siyam/oruç gecesi cinsel yakınlaşma serbesttir.    

342Kur’an’da 3 tip sadaka vardır. Bunlar;

1-Sadaka-1: Kamu yönetiminin topladığı bir gelir vergisi türü.

Kamu yönetimini 9:60 ayetinde Rabbimiz tarafından zikredilen gruplar için topladığı özel bir kamu vergisi (9:103, 9:58 ve 9:60).

2-Sadaka-2: Kamudan talepleri olan kişi ve kurumların kamu yönetimi ile görüşmeden önce vermesi gereken sadaka vergisi (Kamu harcı).

58:12 ayeti; bu fonda toplanan harç vergileri Sadaka-1 fonuna aktarılır.

3-Sadaka-3: Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi.

Kamu yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı kazançlardan kişinin kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip sadaka vergisi fakirlere verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha hayırlıdır. Fakirlere verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı olmamalıdır. (2:271 ve 2:263)

Detaylı bilgi için;

Sadaka nedir?

169Dine, İslam'a, sadece Kur'an'a adanmış hayat tarzı. Sadece Kur'an'ın emir ve yasaklarına dayanarak yapılan tüm eylemler.

340Hac ve umrede asla hediye getirme imkanı olmayan kimseler de baş tıraşı olur. Haram mescide girer. Ancak hediye fideye olarak 3 gün hac zamanında, 7 gün de evine döndüğünde olacak şekilde toplam 10 gün siyam/oruç tutar.        

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Gücünüzün yettiğidir.

**Tip 3 sadaka.

***Ayette işaret edilenler haram mescitte oturmayan, kendisinin bakımını sağlayacak olan hazırda akrabaları veya tanıdıkları olmayan kimseler içindir.


(Bakara) 2:197
Hac327 malum343 aylardır*; öyle ki kim farz497 kıldı onlarda (aylarda) haccı327; öyle ki yoktur cinsellik içeren davranışlar; ve yoktur fasıklık38; ve yoktur dalaşma hacta; ve yaptığınızı hayırdan/iyilikten bilir onu Allah; ve ikbal/tedarik/erzak edinin**; öyle ki doğrusu hayırlısı ikbalin/tedarikin/erzakın takvadır21; ve takvalı21 olun bana ey elbab/mantık sahipleri!
327Kur'an ayetlerinin delillerle tartışıldığı, öğrenildiği; belirlenmiş bir mekanda ve zamanda gerçekleştirilen, önceden duyurusu yapılan toplanma, bir araya gelme; kongre. 343Herkesin bildiği, gizli olmayan, herkesin öğrendiği.497Uygulamaya koymak, belirlemek, önceden fikslemek/sabitlemek, zorunlu olarak uygulamaya koymak. 

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Arapça gramer gereği çoğul 3 ve üzerinde başlar.

**Aylar boyunca sürecek olan hac için gerekli erzak hazır edilmelidir.


(Bakara) 2:198
Yoktur üzerinize bir günah ki aranırsınız/bakınırsınız bir fazilet/üstünlük Rabbinizden4; öyle ki taşıp aktığınız* zaman arafattan345; öyle ki zikredin Allah'ı haram meş'ar344 yanında; ve zikredin O’nu (Allah'ı) doğru yola kılavuzladığı gibi sizleri; ve eğer olmuşsanız öncesinde onun mutlak dalalet128 içinde olanlardan.

4Efendi, komuta eden.

345Arafat kelimesi ARF kökünden türemiş bir isim kelimesidir. Bilmek, bilmek için gelmek, deneyimlemek, anons/duyuru yaparak bildirmek, buluşmak-tanışmak, tanımlamak, belirlemek anlamındadır. Hac için dört bir yerden gelen kimselerin haram mescide girmeden önce toplandığı bir yerdir. Bu yer mutlak ki haram mescit dışında bir yerdedir. Burada toplanan kimseler kayıt altına alınır, birbirleriyle tanışırlar, yetkili kimseler bu kimselerin bilgilerini alır. Hasta olup olmadıkları incelenir. Başları tıraş edilenlerin başlarında bir deri hastalığı olup olmadığı öğrenilir. Hac için bir sorun yoksa başları tıraş edilir. Bu kimseler bilgilendirilir. Ne yapacakları anlatılır. Daha sonra haram meş'ara doğru yönlendirilirler.    

344Meş'ar şuur kazanma, şuurlanma, bilinç kazanma, anlama, öğrenme yeri demektir. Haram meş'ar ise bulunduğu yerde günah işlemenin, kötülük yapmanın, canlılara zarar vermenin haram edildiği/yasaklandığı topluma ait olan şuur kazanma, şuurlanma,  anlama, öğrenme yeridir. Arafattan çıkan insanları ilk uğradığı yerdir. Arafat ile haram mescit arasında bir yer olduğu anlaşılır. Hac için gelen kimselerin bu yerde belirli bir süre konakladıkları ortadadır. Artık Kur'an'la tanışma, Kur'an'ın şuuru ile şuurlanma, Kur'an öğrenme süreci başlamıştır. Haram meş'arda Yüce Allah bol bol anılacaktır. Tesbih edilecektir. Salâtlar yapılacaktır. Kur'an öğrenilecektir.  

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*Çok sayıda insanın bir yerden bir yere doğru birlikte akın ettiğini anlarız.

(Bakara) 2:199
Sonra taşıp akın taşıp aktığı yerden insanların; ve istiğfar346 edin Allah'a; doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
346Bağışlanma, af dileme.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Bakara) 2:200
Öyle ki tamamladığınız zaman nusuklarınızı169; öyle ki zikredin/anın Allah'ı zikretmeniz/anmanız gibi atalarınızı; ya da daha şiddetli bir zikir/anma; öyle ki insanlardan kimi der: "Rabbimiz!4 Ver bizlere dünyada”; ve yoktur ona ahirette hiçbir nasip/pay.

169Dine, İslam'a, sadece Kur'an'a adanmış hayat tarzı. Sadece Kur'an'ın emir ve yasaklarına dayanarak yapılan tüm eylemler.

4Efendi, komuta eden.


(Bakara) 2:201
Ve onlardan kimi der: "Rabbimiz!4 Ver bizlere dünyada bir güzellik/iyilik; ahirette (de) bir güzellik/iyilik; ve sakınmış kıl bizleri ateş azabına.

4Efendi, komuta eden.


(Bakara) 2:202
İşte bunlar; onlaradır bir nasip/pay kazandıklarından; ve Allah seridir/çabuktur hesapta*.
*Hesap görme, hesaplaşma.

(Bakara) 2:203
Ve zikredin/hatırlayın78 Allah'ı sayılı/adetli* günlerde; öyle ki kim acele etti iki gündedir; öyle ki yoktur günah onun üzerine; ve kim tehir etti/geriye bıraktı; öyle ki yoktur günah ona (da); takvalı21 olmuş kimse için; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki sizler O'na (Allah'a) haşredilirsiniz556.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

556Toplamak, bir araya getirmek.

*En az 3 gün. Sayısı/adeti belirlenmiş.



(Bakara) 2:204
Ve insanlardan kiminin349 söylemi acayip (etkiler) seni dünya hayatında; ve tanık/şahit eder Allah'ı kalbindekine karşı; ve o en gaddar* hasımdır**.

3492:204-205 ayetinde işaret edilen kimseler müşrik Yahudilerdir. Acayip etkileyici sözler ederek Yüce Allah'ı kalplerindekine haşa yalancı tanık/şahit ederler. Kendi elleriyle yazdıkları uyduruk kitapların Tevrat'tan olduğunu yani Allah katından geldiğini iddia ederler. Bu kimseler yeryüzünde fesat/bozgun çıkaran kimselerdir. Ekini ve ekinin nesli olan tohumu bozarlar. Yüce Allah'ın muhteşem bir mucizesini de bu ayette görmüş oluyoruz. Günümüzde Yahudiler GDO'lu tohumlarla ekini ve onun neslini (tohumu) bozmaya çalışmaktadır. Bu kimseler gaddardır. Acımaları asla yoktur. Düşmanlıkta sınır tanımazlar.

Not: Bir toplumu toptan kötü veya toptan iyi demek Kur'an'ın öğretilerine asla uymaz. Bazı Yahudilerin de Rableri katında üzülmeyecek ve cennetlere girecek olduklarını biliyoruz. Bu nedenle önemli olan insanları bireysel olarak değerlendirmektir. Yüce Allah'ın sünneti de budur. Her insan kendi yapıp ettikleri nedeniyle yargılanır.    

*En acımasız, en azılı.

**Düşman.


(Bakara) 2:205
Ve döndüğü zaman başı çeker/çabalar yerde/yeryüzünde; fesat çıkarmak265 için orada (yerde); ve helak348 eder ekini ve nesli349; ve Allah sevmez fesadı265.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

348Yok etmek, bitkin duruma getirmek.  

3492:204-205 ayetinde işaret edilen kimseler müşrik Yahudilerdir. Acayip etkileyici sözler ederek Yüce Allah'ı kalplerindekine haşa yalancı tanık/şahit ederler. Kendi elleriyle yazdıkları uyduruk kitapların Tevrat'tan olduğunu yani Allah katından geldiğini iddia ederler. Bu kimseler yeryüzünde fesat/bozgun çıkaran kimselerdir. Ekini ve ekinin nesli olan tohumu bozarlar. Yüce Allah'ın muhteşem bir mucizesini de bu ayette görmüş oluyoruz. Günümüzde Yahudiler GDO'lu tohumlarla ekini ve onun neslini (tohumu) bozmaya çalışmaktadır. Bu kimseler gaddardır. Acımaları asla yoktur. Düşmanlıkta sınır tanımazlar.

Not: Bir toplumu toptan kötü veya toptan iyi demek Kur'an'ın öğretilerine asla uymaz. Bazı Yahudilerin de Rableri katında üzülmeyecek ve cennetlere girecek olduklarını biliyoruz. Bu nedenle önemli olan insanları bireysel olarak değerlendirmektir. Yüce Allah'ın sünneti de budur. Her insan kendi yapıp ettikleri nedeniyle yargılanır.    


(Bakara) 2:206
Ve dendiği zaman ona takvalı21 ol Allah'a'; alır onu izzeti614 günaha; öyle ki yeterlidir ona cehennem; ve mutlak ki perişan (bir) yataktır/dinlenme yeridir.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

614Güç, yetki, kudret, asla üstesinden gelinemeyen, asla güç yetirilemeyen, her zaman güç yetiren.

(Bakara) 2:207
Ve insanlardan kimi satar kendi nefsini201; Allah'ın rızasını aramaya; ve Allah Raûf’tur15 kullarına.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

15Şefkatli/kibar.


(Bakara) 2:208
Ey iman47 etmiş kimseler! Girin İslam’a218; istisnasız olarak tümden; ve tabi olmayın şeytânın29* adımlarına; doğrusu o (şeytan) sizlere apaçık bir düşmandır.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

218Yüce Allah'ın biricik ve tek dini. Ahirette kabul edilecek tek din. İslam teslimiyet demektir; Yüce Allah ile insanın arasında yapılmış olan mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye teslim olmak, uymaktır demektir. Antlaşmayı bozmamaktır. Kutsal kitaplar bizlere işte bu antlaşmayı hatırlatır. Kısacası İslam sadece Kur'an demektir.

Günümüzde milyarlarca insan kendisini müslüman sanmakta ve İslam dininde olduklarını, islam olduklarını iddia etmektedirler. Oysa büyük bir yanılgı içindedirler. Kur'an'la yakından uzaktan ilgisi olmayan, tamamı zan olan söyletilerle/hadislerle uydurulmuş bir din asla ama asla Yüce Allah'ın İslam dini değildir. İslam girmek için ilk şart söylentileri/hadisleri terk etmek ve sadece Kur'an'a tabi olmaktır.     

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

*İblîs.

(Bakara) 2:209
Öyle ki eğer kaydıysanız* sizlere gelen beyanatlardan226** sonra; öyle ki bilin ki Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Hataya düşmek.

**Kutsal kitaplar.


(Bakara) 2:210
Allah'ın ve meleklerin buluttan gölgeler içinde onlara gelmesi dışındakine mi bakarlar?; ve (oysa) tamamlandı* emir351; ve Allah'a döndürülür** emirler351.
351İş ve oluş. Levh-i Mahfuzdaki (Holografik evren prensibi kapsamında evrenimizi bir üst boyuttan saran 2D zar) rakamlanmış bilginin sicimlere (bak. sicim teorisi) ruh aracılığıyla iletilmesi. Sicimle aldıkları bilgilerle titreşirler ve atom altı parçacıklar oluşur. Evrenimiz ışık hızında çalışan bir 3D yazıcı gibi bilgiden yaratılır, canlanır.

*Emirde asla değişme olmaz.

**Emir bir üst boyuta yani hiperuzaya/arşa/Yüce Allah'ın indine yükselerek tekrar geri döner.


(Bakara) 2:211
Sual et/sor İsrâîloğullarına197; nice verdik onlara beyanlı352 ayetten353; ve kimi (İsrâîloğullarından) değiştirdi* Allah'ın nimetini** ona gelenin sonrasında; öyle ki doğrusu Allah şiddetlidir akabinde***.

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

352Apaçık deklere edilmiş, bildirilmiş, kanıtlı/delilli olarak ortaya çıkmış.

353Kutsal kitap.

*Kutsal kitapların hükmünü resullere atılan yalan iftiralarla, tamamı zan olan söylentilerle değiştirdi. Tevrat'ın hükümlerini Talmud kitaplarıyla değiştirdi. Müslümanlar İsrâîloğullarının düştüğü hataya düşmemelidir. Kur'an'ın hükümlerini tamamı zan olan hadis kitaplarıyla değiştirmemelidir.

**Kutsal kitabı.

***Sonrasında/ardında.


(Bakara) 2:212
Süslendi kâfirlik25 etmiş kimselere dünya hayatı; ve dudak bükerler (kâfirler) iman47 etmiş kimselerden ve takvalı21 olmuş kimselerden; (oysa) üstündedirler onların (kâfirlerin) kıyamet gününde148; ve Allah rızıklandırır dilediği kimseyi olmadan bir hesap.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 


(Bakara) 2:213
İnsanlar bir tek ümmet305 oldu; öyle ki gönderdi/görevlendirdi nebileri132 Allah; müjdeleyiciler (olarak) ve uyarıcılar (olarak); ve indirdi onlarla beraber kitabı* hakla/gerçekle; hükmetmek için insanlar arasında; kendisinde anlaşmazlığa düştüklerinde; ve anlaşmazlığa düşmüş değildir onda; ancak kimseler (ki) verildiler (kitap); kendilerine gelen beyanatlardan352 sonra; aralarındadır onların baskı/ihlal/yolsuzluk; öyle ki doğru yola kılavuzladı Allah iman47 etmiş kimseleri kendisinde anlaşmazlığa düştüklerinde; (ki) haktandır/gerçektendir;  O'nun (Allah'ın) izniyle; ve Allah doğru yola kılavuzlar dilediği kimseyi; dosdoğru bir yola doğru.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

352Apaçık deklere edilmiş, bildirilmiş, kanıtlı/delilli olarak ortaya çıkmış.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Kutsal kitabı.

(Bakara) 2:214
Ya da hesapladınız/düşündünüz ki girersiniz cennete; ve (sandınız ki) asla gelir değildir sizlere kimselerin misali/örneği/benzeri; geçtiler sizlerden önce; (oysa) dokundu onlara sıkıntı/ıstırap/biçarelik ve darlık; ve sarsıldılar; ta ki der ki resûl418 ve onunla (resûlle) birlikte iman47 etmiş kimseler: "Ne zamandır Allah'ın yardımı”; değil mi (ki) doğrusu Allah'ın yardımı yakındır?
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(Bakara) 2:215
Sual ederler/sorarlar sana neyi infak6 ederler; de ki: "İnfak6 ettiğiniz hayırdan öyle ki ana-baba içindir; ve yakınlık sahipleri130; ve yetimler131; ve miskinler113; ve yolun oğlu354  (içindir); ve hayırdan yaptığınızı öyle ki doğrusu Allah bilendir onu.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

130Her türlü yakınlık sahibi. Soy yakınlığı, mekan yakınlığı vb.

131Anne veya babanın en az birisinden yoksun olan. Kendi geçimini sağlayacak güce ve akla henüz ulaşmamış olan çocuk.  

113Açlık sınırında yaşayan. Açlıktan hareketleri kısıtlanmış.

354Evsiz barksız olan.

(Bakara) 2:216
Yazıldı üzerinize katletme35; ve o (katletme) sevimsizdir sizlere; sevimsiz bulduğunuz bir şey belki de o bir hayırdır/iyidir sizlere; ve sevdiğiniz bir şey belki de o bir şerdir/kötüdür sizlere; ve Allah bilir; ve sizler bilmezsiniz.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.


(Bakara) 2:217
Sual ederler/sorarlar sana haram ay34 hakkında; katletmeyi35 onda (haram ayda); de ki: "Katletme35 onda bir büyüktür (günahtır); ve Allah'ın yolundan alıkoymak ve ona (haram aya) kâfirlik25 etmek (de); ve haram mescid (-e gelince), ve çıkarmak halkını (mescidin) ondan (mescitten) daha büyüktür (günahtır) Allah'ın katında/indinde; ve fitne (-ye gelince), daha büyüktür katletmekten; vazgeçmezler (onlar); katlederler sizleri döndürünceye kadar dininizden sizleri eğer güç yetirseler; ve kim döner sizden dininden; öyle ki ölür (o) ve bir kâfir (olarak o); öyle ki işte bunlardır; boşa çıktı amelleri onların dünyada ve ahirette; ve işte bunlardır yoldaşları ateşin; onlar orada* ölümsüzlerdir185.

34Kur'an'ın indiği dönemde o bölgede yaşayan insanların belirlemiş olduğu bir kural/antlaşma. Savaşmanın haram olduğu 4 ay.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Cehennemde.

(Bakara) 2:218
Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler; ve kimseler (ki) hicret ettiler355; ve cihat356 ettiler Allah yolunda336; işte bunlardır; umarlar rahmetini Allah'ın; ve Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir20.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

355Göç etmek, bırakıp terk etmek, göçmen olmak. 356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

20Bağışlayan.


(Bakara) 2:219
Sual ederler/sorarlar sana hamr138 ve meysir359 hakkında; de ki: "İkisindedir büyük bir günah; ve menfaatler* insanlar için; ve günahı ikisinin daha büyüktür faydasından ikisinin”; ve sual ederler/sorarlar neyi infak6 ederler; de ki: "Af/bağış358”; işte böyledir; beyan226 eder Allah sizlere ayetleri; belki sizler tefekkür357 edersiniz.

138Örten, gizleyen. Mayalı. Aklı devre dışı bırakan her şey. Sadece alkolle kısıtlı değildir.  

359Kumar, şans oyunları. Kelimenin anlamı 'kolay/zor olmayan' olduğu için daha geniş anlamda kolay/emeksiz kazanç getiren her şeyi kapsar. 

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

358Affetmek, bağışlamak.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

357Aklı kullanarak derinlemesine fikir/akıl/mantık yürütmek.

*Faydalar.

(Bakara) 2:220
Ve sual ederler/sorarlar sana yetimler131 hakkında; de ki: "Islah360 onlara bir hayırdır; ve eğer karışırsanız* onlara; öyle ki kardeşlerinizdir386 sizlerin; ve Allah (ayırmayı) bilir fesat265 edeni ıslah360 edenden; ve eğer dileseydi Allah mutlak zora/sıkıntıya sokardı sizleri dünyada ve ahirette*; doğrusu Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.

131Anne veya babanın en az birisinden yoksun olan. Kendi geçimini sağlayacak güce ve akla henüz ulaşmamış olan çocuk.  

360İyileştirme, düzeltme.

386Aileye evlat edinilerek karıştırılan erkekler ya da kızlar artık o ailenin kardeşidir. 4:23 ayetine göre nasıl ki kardeşlerle evlenmek yasaktır bu erkekler ve kadınlarla kardeş statüsünde olan aileden birisi evlenemez. Anne-baba, dede-büyükanne statüsündeki kimseler de evlenemez. Aynı aileye evlat edinilen erkekler ve kızlar birbirlerinin de kardeşi olmuş olacakları için kendi aralarında evlenemezler.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Ailenin bir üyesi yaparsanız, evlat edinirseniz.

**'dünyada ve ahirette' geçişinin 'mutlak zora/sıkıntıya sokardı sizleri ' sonrası olması gerekmektedir. Bu konuyla ilgili detaylı bilgi aşağıdaki makaleden okunabilir.

Mushaftaki 2:220 ayeti ‘dünyada ve ahirette’ geçişi şeklinde mi başlamalı?   


(Bakara) 2:221
Ve nikahlamayın744* müşrik36 kadınları ta ki iman47 ederler; ve hizmetçi mümin27 bir kadın hayırlıdır bir müşrik36 kadından; ve eğer acayip etkilediyse (bile) (o kadın) sizleri; ve nikahlamayın744** müşrik36 erkekleri ta ki iman47 ederler; ve mutlak ki köle mümin27 bir erkek hayırlıdır bir müşrik36 erkekten; ve eğer acayip etkilediyse (bile) (o erkek) sizleri; işte bunlar; çağırırlar ateşe doğru; ve Allah çağırır cennete doğru; ve mağfirete O’nun izniyle; ve beyan eder (Allah) ayetlerini insanlara; belki onlar zikrederler/hatırlarlar.
744Yetişkin bir erkek ve bir kadın arasında gerçekleşen evlilik/izdivaç bağı/sözleşmesi/misâkıdır. Cinselliği de içeren bu bağa, bu bağdan doğacak olan çocukların sorumluluğunu almaya söz vermekdir. Karşılıklı yapılan bu sözleşmeye aykırı olarak başka kimselerle zina etmemektir. Bu sözleşmeden doğacak olan çocukların babasının kesin olarak kadınla nikahlanmış olan erkeğin olacağını insanlara duyurmaktır, deklere etmektir. Kur'an'da nikahlanmak bir ritüele bağlanmamıştır. Nikahlanmak kolaylaştırılmıştır. Bir yere kadar (2 kez) boşanma da kolaylaştırılmıştır. Biricik dinimiz İslam yani sadece Kur'an insanlara asla eziyet etmez. Nikahlanmak isteyenler karşılıklı olarak bu taleplerini birbirlerine iletirler ve aralarında bir bağ/akit yapmaya kadar verirler. Yaptıkları bu bağı/akti topluma duyururlar ki kadının ve erkeğin nikahlı olduğu bilinsin. İmam nikahı diye bir şey Kur'an'da yoktur. İki kişi arasında gerçekleşen bu bağın topluma duyurulması zorunluluğu vardır. Amaç toplumun bu nikahtan haberdar olmasıdır. Boşanma durumunda da topluma bu durumun bildirilme zorunluluğu vardır. 

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Eril çoğul olarak gelmiştir. Müşriklerle yapılan evliliklere toplum olarak engel olun buyurulmaktadır. Ayetin Arapça grameri bizlere toplumsal mesaj verildiğini apaçık gösterir. 

**Eril çoğul olarak gelmiştir. Erkekler erkekleri kendilerine nikahlayamayacağına göre demek ki 'nikahlamayın' uyarısı bireysel değil toplumsaldır.  


(Bakara) 2:222
Ve sual ederler/sorarlar sana menstrüasyon/âdet* hakkında; de ki: “O bir eziyettir**; öyle ki azledin/uzaklaştırın kadınları*** menstrüasyonda/âdette*; yaklaşmayın onlara*** ta ki temizlenirler****; öyle ki temizlendikleri zaman, öyle ki gelin onlara Allah'ın size emrettiği yerden*****”; doğrusu Allah sever tevbe33 edenleri ve sever temizlenenleri.

33Dönmek, vazgeçmek.

*Kadınların ortalama 28 günde bir periyodik olarak yaşadığı, 2-7 gün süren, miktarı 30-80 ml olan vajinal kanaması.

**Adet dönemi kadınlar oldukça fazla kasık ağrısı yaşarlar. Ağrılara ek olarak bulantı, kusma, ishal, baş ağrısı, baş dönmesi-sersemlik, uyum bozukluğu, fenalaşma ve yorgunluk görülebilir. Tam da Yüce Allah’ın ayette bildirdiği gibi; âdet dönemi kadınlar için bir eziyet, bir sıkıntıdır.

Âdet döneminde cinsel ilişki kadında 'endometriosiz' olarak bilinen bir hastalığın oluşma riskini artırır. Ayrıca cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından da riski artırır. Bilimsel veriler âdet döneminde cinsel ilişkiyi asla önermez.

****Âdet döneminin bitmesi.

*****Yüce Allah'ın emrettiği cinsel ilişki yeri kadın vajinasıdır.

Kadınlar için bir eziyet olan adet döneminde cinsel ilişki neden yasaklandı? Endometriosiz, cinsel yolla geçen hastalıklar.


(Bakara) 2:223
Kadınlarınız bir tarladır* sizlere; öyle ki gelin tarlanıza* istediğiniz uygun süre/zaman (da)**; ve önceden gönderin nefisleriniz201 için; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki sizler kavuşanlarsınız O’na; ve müjdele müminleri.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Ürün veren verimli, bereketli toprak. Rahim iç zarı humuslu bir toprak gibidir. Katmanlardan oluşur. Toprağın bir tohuma tüm ihtiyaçlarını sağlaması gibi insan tohumu olan embriyoya her türlü ihtiyaçlarını sağlar.

**Ennâ kelimesi zaman/süre/periyod demektir. Ayrıca olgunlaşmak, uygun olmak, sabırlı olmak, acele etmemek anlamındadır.

"Kadınlarınız ürün veren bir toprak sizlere; öyleyse gelin ürün veren toprağınıza arzu ettiğiniz zaman”; muhteşem bilimsel deliller sunan ve kadınları yücelten ayetler.


(Bakara) 2:224
Ve yapmayın Allah’ı bir gaye/amaç* yeminlerinize; ki (o durumda) erdemli olursunuz; ve takvalı21 olursunuz; ve düzeltirsiniz/iyileştirirsiniz insanların arasını; Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

41İşiten.

8Bilen.

*Alet etmek.

(Bakara) 2:225
Tutmaz (sorumlu) sizleri Allah yeminlerinizdeki diyalektle/jargonla/ağızla; ve lakin tutar (sorumlu) sizleri kalplerinizin kazandığıyla; ve Allah Gafûr’dur20; Halîm’dir58.

20Bağışlayan.

58Yumuşak huylu.


(Bakara) 2:226
Kadınlarından çekilen* kimseler içindir dört ay bekleme dönemi; öyle ki eğer dönerse** (o kimse); öyle ki doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Yemin ederek uzak duran, cinsel ilişkiye girmeyen.

**4 ay bekleme yapamayıp dönerse.


(Bakara) 2:227
Ve eğer azmettilerse* boşanmaya; öyle ki doğrusu Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.

41İşiten.

8Bilen.

*Kesin karar verip arkasında durmak.

(Bakara) 2:228
Ve boşanmışlar (kadınlar) bekletirler nefislerini üç mens/âdet; ve helal olmaz onlara ki gizlerler Allah'ın rahimlerinde yarattığını; eğer olduysalar iman47 ederler Allah'a ve ahiret gününe; ve kocalarına daha haktır döndürmeye onları (kadınları) bunun içinde (bekleme süresinde) eğer istedilerse bir ıslah316; ve onlaradır (kadınlaradır) benzeri (erkeklere verilen hak) ki onlar (kadınlar) üzerine maruf291 (olan); ve adamlar içindir onlar (kadınlar) üzerine bir derece*; ve Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

316Düzelmek, iyileşmek.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Bekleme süresinde eski eşlerle yeniden evlenme konusunda erkeklerin eski eşleri üzerinde bir derecesi vardır. 

(Bakara) 2:229
Boşama iki defadır; öyle ki bir tutmadır marufla291 ya da bir salmadır güzellikle; helal olmaz sizlere ki edinirsiniz/alırsınız verdiğinizden onlara (kadınlara) bir şey*; dışındadır eğer korkarlarsa (iki eş) koruyamazlar diye Allah'ın hudutlarını/sınırlarını; (ya da) öyle ki eğer korktunuz (sizler) koruyamazlar (o iki eş) Allah'ın hudutlarını/sınırlarını diye**; öyle ki (kadının) verdiği fidye*** hakkında ikisine (de) (eşlere) bir günah yoktur****; işte şunlar; hudutlarıdır/sınırlarıdır Allah'ın; öyle ki aşmayın/çiğnemeyin onu; ve kim aşar/çiğner hudutlarını/sınırlarını Allah'ın; öyle ki bunlar; onlardır zalimler.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

*Kadınlara evlilik sürecinde verilen şeyler geri alınmaz. Mehir de dahil.

**Ancak bir hak ihlalinden korkulursa (eşlerin kendisi veya toplum fark ederse) bu durumda hak arama mücadelesine girilir.

***Kadın boşanmak istemişse evliliğin başında almış olduğu mehri boşanacağı kocasına geri vermelidir. Bu fidye ödemesi, evlilikten kendisini kurtarma karşılığıdır.  

****Boşanmak isteyen kadının verdiği fidyeyi erkeğin almasında bir günah yoktur.


(Bakara) 2:230
Öyle ki eğer boşadıysa* (erkek) onu (kadını); öyle ki helal olmaz ona (erkeğe) sonrasında; ta ki nikahlar744 onu** bir eş (başka bir erkek) kendisi dışında; öyle ki eğer boşadıysa (yeni nikahlanmış erkek) onu**; öyle ki yoktur bir günah ikisi (kadın-erkek) üzerine ki geri dönerler; eğer zannederlerse ki korurlar Allah'ın hudutlarını/sınırlarını; ve işte şunlar; hudutlarıdır/sınırlarıdır Allah'ın; beyan eder (Allah) bilen bir kavim/toplum için.
744Yetişkin bir erkek ve bir kadın arasında gerçekleşen evlilik/izdivaç bağı/sözleşmesi/misâkıdır. Cinselliği de içeren bu bağa, bu bağdan doğacak olan çocukların sorumluluğunu almaya söz vermekdir. Karşılıklı yapılan bu sözleşmeye aykırı olarak başka kimselerle zina etmemektir. Bu sözleşmeden doğacak olan çocukların babasının kesin olarak kadınla nikahlanmış olan erkeğin olacağını insanlara duyurmaktır, deklere etmektir. Kur'an'da nikahlanmak bir ritüele bağlanmamıştır. Nikahlanmak kolaylaştırılmıştır. Bir yere kadar (2 kez) boşanma da kolaylaştırılmıştır. Biricik dinimiz İslam yani sadece Kur'an insanlara asla eziyet etmez. Nikahlanmak isteyenler karşılıklı olarak bu taleplerini birbirlerine iletirler ve aralarında bir bağ/akit yapmaya kadar verirler. Yaptıkları bu bağı/akti topluma duyururlar ki kadının ve erkeğin nikahlı olduğu bilinsin. İmam nikahı diye bir şey Kur'an'da yoktur. İki kişi arasında gerçekleşen bu bağın topluma duyurulması zorunluluğu vardır. Amaç toplumun bu nikahtan haberdar olmasıdır. Boşanma durumunda da topluma bu durumun bildirilme zorunluluğu vardır. 

*İki kez boşanma gerçekleşmişse.

**Kadını.


(Bakara) 2:231
Ve boşadığınız zaman kadınları öyle ki ulaştılar (kadınlar) ecellerine*; öyle ki tutun onları marufla291 ya da salın onları marufla291; ve tutmayın onları bir zarar (vererek) sınırı aşmak için; ve kim yapar bunu muhakkak ki zulmetti nefsine201; ve edinmeyin Allah'ın ayetlerini istihza361; ve zikredin/hatırlayın Allah'ın nimetini sizlere; ve indirdiğini sizlere hikmet303 (içeren) kitaptan**; vaaz653 eder onunla** (kitapla); ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki Allah her bir şeyi bilendir.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

361Tiye almak, alay etmek.

Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır. Daha detaylı inceleme aşağıdaki makaleden okunabilir.

Hikmetli kitap, hikmet içeren kitap: Kur'an.

653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*İddet süresinin sonu.

**Kur'an.


(Bakara) 2:232
Ve boşadığınız zaman kadınları; öyle ki ulaştılar ecellerine*; öyle ki engellemeyin onları ki nikahlanırlar744 (kadınlar) eşleriyle**; razı oldukları zaman aralarında marufla291; işte budur; vaaz653 edildi onunla sizlerden iman47 eder olmuş kimseye Allah'a ve ahiret gününe; bu daha uygun/doğrudur sizlere ve daha temizdir; ve Allah bilir; ve sizler bilmezsiniz.
744Yetişkin bir erkek ve bir kadın arasında gerçekleşen evlilik/izdivaç bağı/sözleşmesi/misâkıdır. Cinselliği de içeren bu bağa, bu bağdan doğacak olan çocukların sorumluluğunu almaya söz vermekdir. Karşılıklı yapılan bu sözleşmeye aykırı olarak başka kimselerle zina etmemektir. Bu sözleşmeden doğacak olan çocukların babasının kesin olarak kadınla nikahlanmış olan erkeğin olacağını insanlara duyurmaktır, deklere etmektir. Kur'an'da nikahlanmak bir ritüele bağlanmamıştır. Nikahlanmak kolaylaştırılmıştır. Bir yere kadar (2 kez) boşanma da kolaylaştırılmıştır. Biricik dinimiz İslam yani sadece Kur'an insanlara asla eziyet etmez. Nikahlanmak isteyenler karşılıklı olarak bu taleplerini birbirlerine iletirler ve aralarında bir bağ/akit yapmaya kadar verirler. Yaptıkları bu bağı/akti topluma duyururlar ki kadının ve erkeğin nikahlı olduğu bilinsin. İmam nikahı diye bir şey Kur'an'da yoktur. İki kişi arasında gerçekleşen bu bağın topluma duyurulması zorunluluğu vardır. Amaç toplumun bu nikahtan haberdar olmasıdır. Boşanma durumunda da topluma bu durumun bildirilme zorunluluğu vardır. 

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*İddet süresinin sonu.

**Nikahlanacak olan yeni eş.


(Bakara) 2:233
Ve anneler emzirirler evlatlarını iki tam yıl*; kimse** içindir; istedi ki tamamlar emzirmeyi; ve evlat sahibi (baba) olanadır rızıkları (annelerin) ve giyecekleri (annelerin) marufla291; külfete sokulmaz bir nefis201 kapasitesi dışında; zarara sokulmaz bir anne evladıyla; ve ne de evlat sahibi (baba) olan evladıyla; ve varislerin/mirasçıların üzerinedir misli870 bunun; öyle ki eğer istedilerse (anne-baba) kesmek/ayırmak (sütten) o ikisinden (anne-baba) (olan) bir rızadan ve bir danışmadan (sonra); öyle ki olmaz bir günah o ikisi (anne-baba) üzerine; ve eğer isterseniz ki emzirtmek (süt anneye) evlatlarınızı; öyle ki olmaz bir günah üzerinize; selamladığınız zaman verdiğiniz (-le) (karşılığıyla), marufla291; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki Allah yaptığınızı görendir.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Kur'an'ın 2 yıl emzirmeyi önermesi büyük bir mucizedir. Dünya Sağlık Cemiyeti (WHO) emzirmenin 2 yıl olması gerektiğini bilimsel verilerle önermektedir.

İnsan cenininin ruhu ne zaman veriliyor? Kuran 2 yıl emzirme öneriyor.

**Kimse edatı kadın ve erkek fark etmeksizin kullanılır. Ayette kadınlar için kullanıldığına güzel bir örnek vardır.


(Bakara) 2:234
Ve sizlerden vefat ettirilen kimseler; ve geride bırakırlar eşlerini; beklerler (o kadınlar) kendi nefisleriyle201 dört ay ve on (gün); öyle ki ulaştıkları zaman ecellerine*; öyle ki yoktur bir günah sizlere (erkeklere) (kadınların) kendi nefislerinde201 faal olduklarına, marufla291; ve Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

*Sürenin sonuna.

(Bakara) 2:235
Ve yoktur bir günah sizlere; açık etmenizde/belirginleştirmenizde kadınlara teklifinizden (olanı); ya da gizlemenizde nefislerinizdekini201; bildi Allah ki sizler zikredeceksiniz onları (kadınları); ve lakin vaat etmeyin bir sırla/gizlice; dışındadır ki söylersiniz bir söz marufla291; ve azmetmeyin nikah744 akdine; ta ki ulaşır kitap/yazıt eceline*; ve bilin ki Allah bilir nefislerinizdekini201; öyle ki hazır olun O’na (Allah’a); ve bilin ki Allah Gafûr’dur20; Halîm’dir58.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

744Yetişkin bir erkek ve bir kadın arasında gerçekleşen evlilik/izdivaç bağı/sözleşmesi/misâkıdır. Cinselliği de içeren bu bağa, bu bağdan doğacak olan çocukların sorumluluğunu almaya söz vermekdir. Karşılıklı yapılan bu sözleşmeye aykırı olarak başka kimselerle zina etmemektir. Bu sözleşmeden doğacak olan çocukların babasının kesin olarak kadınla nikahlanmış olan erkeğin olacağını insanlara duyurmaktır, deklere etmektir. Kur'an'da nikahlanmak bir ritüele bağlanmamıştır. Nikahlanmak kolaylaştırılmıştır. Bir yere kadar (2 kez) boşanma da kolaylaştırılmıştır. Biricik dinimiz İslam yani sadece Kur'an insanlara asla eziyet etmez. Nikahlanmak isteyenler karşılıklı olarak bu taleplerini birbirlerine iletirler ve aralarında bir bağ/akit yapmaya kadar verirler. Yaptıkları bu bağı/akti topluma duyururlar ki kadının ve erkeğin nikahlı olduğu bilinsin. İmam nikahı diye bir şey Kur'an'da yoktur. İki kişi arasında gerçekleşen bu bağın topluma duyurulması zorunluluğu vardır. Amaç toplumun bu nikahtan haberdar olmasıdır. Boşanma durumunda da topluma bu durumun bildirilme zorunluluğu vardır. 

20Bağışlayan.

58Yumuşak huylu.

*Sürenin sonuna.

(Bakara) 2:236
Yoktur bir günah üzerinize; eğer boşadıysanız363 kadınları (ki) asla temas etmediğinizi*; ya da belirlediniz onlara (kadınlara) bir farîdah362; ve faydalandırın onları (kadınları) bir maruflu291 faydalandırmayla; üzerine genişlik olana kendi ölçüsüyledir; ve üzerine kıtlık olana kendi ölçüsüyledir; bir haktır muhsinler294 üzerine.
363Evlilik olmuş ancak cinsel temas asla olmamış. Ancak boşanma gerçekleşmiş. Bu durumda erkek kadına verdiği farîdahı geri alabilir. Ancak Yüce Rabbimiz imkanı geniş olanların bu farîdahla kadının marufla faydalandırılmasını istemektedir. Kıtlık üzerinde olan da kendi ölçüsüne göre kadını bu farîdahtan yararlandırmalıdır. Bu muhsinlerin yapması gereken bir davranıştır. 362Belirlenmiş, bir amaç için önceden ayrılmış miktar/tutar/meblağ. Mehir.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

294Güzel işler yapan, güzelleştiren.

*Cinsel temas.


(Bakara) 2:237
Ve eğer boşadıysanız onları (kadınları) ki temas etmeden önce onlara (kadınlara); muhakkak ki belirlemiştiniz onlara bir farîdah362; yarısıdır belirlediğinizin (farîdahın) onlara (kadınlara); dışındadır ki affederler* (erkekler) ya da affeder kimse** (ki) iki elinin arasındadır onun nikah744 akdi***; ve ki affetmeniz daha yakındır takvaya; ve unutmayın fazileti aranızda; doğrusu Allah yaptıklarınızı görendir.
362Belirlenmiş, bir amaç için önceden ayrılmış miktar/tutar/meblağ. Mehir.744Yetişkin bir erkek ve bir kadın arasında gerçekleşen evlilik/izdivaç bağı/sözleşmesi/misâkıdır. Cinselliği de içeren bu bağa, bu bağdan doğacak olan çocukların sorumluluğunu almaya söz vermekdir. Karşılıklı yapılan bu sözleşmeye aykırı olarak başka kimselerle zina etmemektir. Bu sözleşmeden doğacak olan çocukların babasının kesin olarak kadınla nikahlanmış olan erkeğin olacağını insanlara duyurmaktır, deklere etmektir. Kur'an'da nikahlanmak bir ritüele bağlanmamıştır. Nikahlanmak kolaylaştırılmıştır. Bir yere kadar (2 kez) boşanma da kolaylaştırılmıştır. Biricik dinimiz İslam yani sadece Kur'an insanlara asla eziyet etmez. Nikahlanmak isteyenler karşılıklı olarak bu taleplerini birbirlerine iletirler ve aralarında bir bağ/akit yapmaya kadar verirler. Yaptıkları bu bağı/akti topluma duyururlar ki kadının ve erkeğin nikahlı olduğu bilinsin. İmam nikahı diye bir şey Kur'an'da yoktur. İki kişi arasında gerçekleşen bu bağın topluma duyurulması zorunluluğu vardır. Amaç toplumun bu nikahtan haberdar olmasıdır. Boşanma durumunda da topluma bu durumun bildirilme zorunluluğu vardır. 

*Eril 3. şahıs çoğul olarak gelmiştir. Erkekleri işaret eder. Erkekler kendilerine düşen 1/2 kısmı da kadınlara bağışlayabilir.

**Kimse edatı gramer olarak eril olarak kullanılsa da hem erkek hem kadınları kapsar. 

***Nikah akdini elinde tutan kimse (kadın/erkek) boşanmak isteyerek boşanma sürecini aktif olarak ilerleten kimsedir. Akdin akıbeti bu kimseye bağlıdır.  


(Bakara) 2:238

Koruyun/muhafaza edin salâtları23; ve vusta* salâtını24 (da); ve dikelin/ayağa kalkın Allah için; kanaat edenler (olarak).

23Müminlerin her gün belirli vakitlerde (sabah ve akşam) yaptığı iki salât ve her hafta toplantı gününde yaptıkları salât. Salâtlar olarak çoğul. 

24Müminlerin kendi belirledikleri bir toplantı gününde (gündüz vakitlerinde) düzenli olarak her hafta yaptıkları salât.

 *Orta/en iyi. Arapçada orta kelimesi en iyi, en hayırlı şeyi işaret etmek için kullanılır.   


(Bakara) 2:239

Öyle ki eğer korktuysanız; öyle ki yürüyenler ya da binenler (olarak); öyle ki ne zaman emin/güvende oldunuz; öyle ki anın/zikredin* Allah'ı; öğrettiği/bildirdiği gibi** sizlere; asla bilir olmadığınızı.

*Korku durumu varsa emin/güvende oluncaya kadar salâtlarda öğrenilen Kur'an'ın hatırlanması/zikredilmesi ertelenebilir. 238 ayetinde işaret edilen salâtlar asla durdurulamaz. Ancak savaş durumunda kısaltılabilir (4:101-102). Salâtlarda yani vakitli Kur'an derslerinde öğrenilen Kur'an salât sonrası hatırlanacaktır. Yürürken de, binekler üzerindeyken de. Her durumda. Ancak korku varsa Kur'an'ın hatırlanması emin/güvende oluncaya kadar ertelenebilir.    

**Yüce Allah insana Kur'an'ı öğrettiğini, bildirdiğini 55:2 ayetinde açık ve net olarak bildirmiştir. Salâtta öğrettiği Kur'an'daki gibi. 


(Bakara) 2:240
Ve kimseler; vefat ettirilirler sizlerden; ve bırakırlar geride eşler; bir vasiyet (olsun) eşleri için; bir yıla kadar bir meta54; yoktur ihraç/çıkarma; öyle ki eğer çıktılar (kadınlar) (isteyerek); öyle ki yoktur bir günah sizlere faal olduklarından; kendi nefislerindeki201 bir maruftan291; ve Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.

54Sermaye. Yararlanma.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Bakara) 2:241
Ve boşanmışlara (kadınlara) marufla bir meta bir haktır takva21 sahipleri üzerine.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.


(Bakara) 2:242
İşte böyledir; beyan226 eder Allah sizlere ayetlerini389; belki sizler akledersiniz.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

389Şerefli Kur'an'da 112 numarasız besmele (0. ayet olarak) ve 6234 numaralı ayet olarak toplam 6346 ayet vardır.

(Bakara) 2:243
Hiç görmez misin kimseleri (ki) çıktılar diyarlarından?; ve onlar binlercedir; ölüme* hazır; öyle ki dedi onlara Allah: "Ölün*!"; sonra hayat verdi* (Allah) onlara; doğrusu Allah mutlak sahibidir bir fazl/fazilet insanlara karşı; velakin/fakat insanların ekserisi/çoğu/geneli şükretmezler43.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

*Anlarız ki Yüce Allah ölümün eşiğinden bu insanları geri döndürmüştür. Hayatlarını bağışlamıştır.

(Bakara) 2:244
Ve katledin35 Allah yolunda331; ve bilin ki Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

331Yüce Allah'ın yolu olan tek tanrıcı/monoteist inanca sahip kimseleri haksız yere katleden kimselere karşı tek tanrıcıların yaptığı, sınırı aşmadan yapılan katletme.

41İşiten.

8Bilen.


(Bakara) 2:245
Kim (ki) o kimse borç verir123 Allah'a güzel bir borç; öyle ki katlar (Allah) onu (borcun karşılığını) ona (kimseye); çokça katlamalar (-la); ve Allah sıkar/daraltır; ve yayar/genişletir; ve O’na döndürülürsünüz.

123Yüce Allah'ın kendisine yazmış olduğu şeyleri O'nun adına yapmak. Örnek; açlık çeken bir kimseyi Yüce Allah adına doyurmak.   


(Bakara) 2:246
Hiç görmez misin meleyi364 Musa sonrasında îsrailoğullarından197?, dedikleri zaman kendilerinden bir nebiye132; "Görevlendir bizlere bir melik96; katledelim35 Allah yolunda331"; dedi (nebileri): "Olabilir misiniz ki eğer yazılırsa üzerinize katletme35 ki katletmezsiniz35?"; dediler: "ve ne (olmuş) bizlere ki katletmeyiz35 Allah yolunda331; muhakkak ki çıkarıldık365 diyarlarımızdan* ve oğullarımızdan"; öyle ki ne zaman yazıldı üzerlerine katletme35; yüz çevirdiler biraz dışında onlardan; ve Allah bilir zalimleri.
364Toplumun önde gelenleri, yetkinleri.

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

96Hükümdar/hünkâr.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

331Yüce Allah'ın yolu olan tek tanrıcı/monoteist inanca sahip kimseleri haksız yere katleden kimselere karşı tek tanrıcıların yaptığı, sınırı aşmadan yapılan katletme.


**Yahudiye.


(Bakara) 2:247
Ve dedi onlara kendi nebileri132; "Doğrusu Allah muhakkak görevlendirdi sizlere Tâlût'u; bir melik (olarak); dediler: "Nasıl olur ona (Tâlût'a) (bir) mülk/hükümdarlık üzerimize; ve bizlere daha haktır mülk/hükümdarlık ondan (Tâlût'tan); ve asla verilmedi (ona) maldan bir genişlik"; dedi (nebi): "Doğrusu Allah saflaştırıp seçti onu (Tâlût'u) üzerinize; ve artırdı ona (Tâlût'a) bolca, ilimde ve cisimde/vücutta; ve Allah verir kendi mülkünü dilediği kimseye; ve Allah Vâsi’dir297; Alîm’dir8.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

297Genişleten, enginleştiren, hacim kazandırarak büyüten.

8Bilen.


(Bakara) 2:248
Ve dedi onlara nebileri132: "Doğrusu onun hükümdarlığının ayeti287 gelmesidir sizlere tabutun; ondadır bir sakinlik/dinginlik Rabbinizden4; ve bir bakiye/kalan Musa ailesinin ve Harun ailesinin geride bıraktığından; yüklendi onu melekler366; doğrusu bundadır mutlak bir ayet287 sizlere; eğer olduysanız müminler27.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

4Efendi, komuta eden.

366Yetki/güç sahibi varlık.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Bakara) 2:249
Öyle ki ne zaman ayrıldı Tâlût ordularla dedi: "Doğrusu Allah belalandırıcıdır256 sizleri bir nehirle; öyle ki kim içti ondan; öyle ki değildir benden; ve kim asla tatmaz ondan; öyle ki doğrusu o bendendir; dışındadır kim avuçladı bir avuç eliyle"; öyle ki içtiler ondan onlardan biraz dışında; öyle ki ne zaman geçti (Tâlût) onu (nehri), o (Tâlût) ve onun (Tâlût’un) yanındaki iman etmiş kimseler; dediler (nehirden içenler): "Takat yoktur bizlere bugün; Câlût'a ve ordularına (karşı); onların Allah'a kavuşanlar (olduğunu) zanneden/varsayan kimseler dedi: "Nice az bir grup galip geldi çok bir gruba; Allah'ın izniyle; ve Allah yanındadır sabredenlerin."

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.



(Bakara) 2:250
Ve ne zaman barizleşti/ortaya çıktı Câlût ve orduları onun; dediler: "Rabbimiz! Dök/yağdır üzerimize bir sabır51; ve sebat et/sabitle ayaklarımızı; ve yardım et bizlere; kâfirler25 kavmine karşı.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Bakara) 2:251
Öyle ki hezimete uğrattılar onları Allah'ın izniyle; ve katletti Dâvud Câlût'u; ve verdi ona (Dâvud'a) Allah mülk/hükümdarlık ve hikmet367; ve öğretti ona dilediğini; velev/eğer defetmeseydi Allah insanların bir kısmını onların bir kısmıyla; mutlak fesada265 uğrardı yer/yeryüzü; velakin/fakat Allah fazl/fazilet sahibidir alemlere karşı.
367'Kitap ve hikmet' kavramındaki gibi 'mülk/hükümdarlık ve hikmet' kavramında da hikmet kavramı 've' 'vav' bağlacıyla vurgulama amaçlı kullanılmıştır. Hikmetli, hikmet içeren, hikmetle yönetilen mülk/hükümdarlık demektir. Kur'an'dan anlarız ki Dâvud ve Süleyman'ın hükümdarlığı bir diktatörlük değildi. Yazılı hükümler yani kanunlarla yönetiliyordu.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.


(Bakara) 2:252
İş şunlar; ayetleridir Allah'ın; okuruz onu sana hakla/gerçekle; ve doğrusu sen mutlak mürselindensin368.

368Kendisine resûllük verilenler. Gönderilenler. Yüce Allah tarafından bir görev için gönderilenler.


(Bakara) 2:253
İşte şunlar; resûllerdir418; öyle ki faziletli kıldık onların bir kısmını onlardan bir kısma karşı; kimine kelam etti Allah; ve yükseltti (Allah) bir kısmını onların derecelerle; ve verdik Meryem oğlu Îsa'ya beyanatlar; ve destekledik onu (Îsa'yı) kutsal ruhla; velev/eğer dileseydi Allah katletmiş olmazdı onların sonrasında (gelen) kimseler; onlara gelen beyanatlar sonrasında; velakin/fakat ihtilafa düştüler; öyle ki onlardan kimi iman47 etti ve onlardan kimi kâfirlik25 etti; velev/eğer dileseydi Allah katletmiş35 olmazlardı; velakin/fakat Allah faaliyete geçirir dilediğini.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.


(Bakara) 2:254
Ey iman47 etmiş kimseler! İnfak6 edin rızıklandırdığımızdan sizleri; önceden ki gelir bir gün; olmaz bir alışveriş onda; ve (de) bir dostluk; ve (de) bir şefaat114; ve kâfirleredir25; (ki) onlar zalimlerdir.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

114Yargılama esnasında araya girip müdahale etmek. Şefâat kavramı şeytânın en büyük aldatmacasıdır. Şefâatin tamamı Yüce Allah'a aittir. O'nun astından şefâatçiler ummak/beklenti içine girmek şirktir. Müşriklerin yani Yüce Allah'a ortak koşan kimselerin ortak özelliklerinden bir tanesi Yüce Allah'ın katında/indinde Yüce Allah'ın astından şeyleri şefâatçiler olarak beklemektir (10:18). Peygamberlerin, ölmüş insanların, şeyhlerin, imamların ahirette şefâatçiler olacağına iman etmek büyük bir şirktir ve affı yoktur.

Şeytanın en büyük tuzağı: Şefâat aldatmacası

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Bakara) 2:255
Allah (ki) yoktur ilâh74 O'nun dışında; Hayy’dır371; Kayyûm’dur372; tutmaz O’nu bir uyuklama ve de bir uyku; O'nadır göklerdeki ve yerdeki; kimdir ki şefâat114 eder indinde/katında O’nun; izni dışında O'nun; bilir ellerinin arasındakini ve arkalarındakini; ve kuşatmazlar bir şey ilminden O’nun dilediği dışında; kaplar kürsüsü370 O’nun gökleri ve yeri; ağır gelmez O’na koruyup gözetmek ikisini; ve O’dur Aliyy373; Azîm94.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

371Diri, canlı, hayatta, yaşayan, aktif, durağan olmayan. Bu sıfatla yarattıklarına hayat ve dirilik veren.

372Dik, ayakta, eğilmeyen, çökmeyen. Bu sıfatıyla yarattıklarını ayakta tutan.

114Yargılama esnasında araya girip müdahale etmek. Şefâat kavramı şeytânın en büyük aldatmacasıdır. Şefâatin tamamı Yüce Allah'a aittir. O'nun astından şefâatçiler ummak/beklenti içine girmek şirktir. Müşriklerin yani Yüce Allah'a ortak koşan kimselerin ortak özelliklerinden bir tanesi Yüce Allah'ın katında/indinde Yüce Allah'ın astından şeyleri şefâatçiler olarak beklemektir (10:18). Peygamberlerin, ölmüş insanların, şeyhlerin, imamların ahirette şefâatçiler olacağına iman etmek büyük bir şirktir ve affı yoktur.

Şeytanın en büyük tuzağı: Şefâat aldatmacası

370Taht/kürsü. Yüce Allah'ın belirli sıfatlarının tecelli etmesiyle oluşmuş olan, çoklu boyutlara sahip bir kürsü, bir platform. İş ve oluşların gerçekleştiği arena. Bu kürsü içinde evrenler yaratılmaktadır.  

373Aşkın, her şeyden daha üstün, daha yüksek.

94Büyük/azametli.


(Bakara) 2:256
Yoktur ikrâh374 dinde122; muhakkak beyan226 oldu doğruluk sapkınlıktan; öyle ki kim kâfirlik25 eder tâgûta375; ve iman47 eder Allah'a; muhakkak ki kaptı sapasağlam bir kulp; yoktur çatlak ona; ve Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.
374Zorlama, bir kişinin yapmak istemediği bir şeyi zorla yaptırma, baskı yaparak yaptırma, kerhen yapmaya neden olmak.

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

375Taşkınlık, azgınlık, sınır aşmak.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

41İşiten.

8Bilen.


(Bakara) 2:257
Allah velisidir28 iman47 etmiş kimselerin; çıkarır (Allah) onları karanlıklardan nura/aydınlığa doğru; ve kâfirlik25 etmiş kimselerin kendi velileri28 tâgûttur375; çıkarırlar onları nurdan/aydınlıktan karanlıklara doğru; işte bunlar; ateş ashâbıdır194; onlar orada* ölümsüzlerdir185.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

375Taşkınlık, azgınlık, sınır aşmak.

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Cehennemde.

(Bakara) 2:258
Hiç görmez misin İbrahim'e hac376 etmiş kimseyi onun Rabbi4 hakkında; ki verdi ona Allah mülk/hükümdarlık; dediği zaman İbrahim: "Benim Rabbim4 ki yaşatır ve öldürür"; dedi (kimse): "Ben (de) yaşatırım ve öldürürüm"; dedi İbrahim: "Öyle ki doğrusu Allah getirir Güneş’i doğudan; öyle ki sen (de) getir onu (Güneş'i) batıdan; öyle ki afalladı kâfirlik25 etmiş kimse; Allah doğru yola kılavuzlamaz zalimler kavmini/toplumunu.
376Delillerle tartışma.

4Efendi, komuta eden.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Bakara) 2:259
Ya da bir kent üzerine uğramış kimse gibi; ve o (kent) harap/yıkıktır taşıyıcı yapıları üzerine; dedi (o kimse): “Nasıl canlandırır bunu Allah onun (kentin) ölümünden sonra?”; öyle ki öldürdü onu (o kimseyi) Allah bir yüz sene; sonra diriltti onu; dedi: “Ne kadar kaldın?”; dedi: “Kaldım bir gün ya da günün bir parçası; dedi (Allah): “Hayır! Kaldın bir yüz sene; öyle ki bak yiyeceğine ve içeceğine; alsa bozulmaz o; ve bak merkebine/eşeğine; ve yapmamız için seni bir ayet287 insanlar için; ve bak kemiklere nasıl kaldırırız onu; sonra giydiririz ona et”; öyle ki ne zaman beyan226 oldu ona (o kimseye); dedi (o kimse): “Bildim ki doğrusu Allah her bir şey üzerine Kadîr'dir 177.”

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.


(Bakara) 2:260
Ve dediği zaman İbrahim: "Rabbim4! Göster bana; nasıl canlandırırsın ölüleri"; dedi (Allah): "Yoksa asla iman47 etmez misin? "; dedi (İbrahim): "Evet! (iman ettim); velakin/fakat mutmain377 olması içindir kalbimin"; dedi (Allah): "Öyleyse tut dördünü kuştan; öyle ki meylettir* onları (dördünü) kendine; sonra koy her bir dağın üzerine onlardan (dördünden) bir parça/cüz; sonra çağır onları (dördünü); gelirler (dördü) sana bir ivedi hareketlenme (-yle); ve bil ki Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.

4Efendi, komuta eden.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

377Tatmin olan, istenen bir şeyin gerçekleşmesini sağlamış, gönül doygunluğuna eren.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Alıştır.

(Bakara) 2:261
Mallarını Allah yolunda336 infak6 eden kimselerin misali; misali gibidir bir tohum; yetiştirdi yedi başak; her başağındadır yüz tohum; ve Allah katlar dilediği kimseye; ve Allah Vâsi’dir297; Alîm’dir8.
336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

297Genişleten, enginleştiren, hacim kazandırarak büyüten.

8Bilen.


(Bakara) 2:262
Kimseler (ki) infak6 ederler mallarını Allah yolunda336; sonra tabi etmezler infak6 ettiklerini bir minnete ve de bir eziyete; onlaradır ecirleri820 Rableri4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onların üzerine; ve onlar hüzünlenmezler.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri. 820Ödül, mükafat.

4Efendi, komuta eden.



(Bakara) 2:263
Maruf291 bir kelime ve mağfiret* iyidir bir sadakadan378 (ki) tabi olur ona (sadakaya) bir eziyet**; ve Allah Ganiyy’dir106; Halîm’dir58.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

378Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi. Kamu yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı kazançlardan kişinin kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip sadaka vergisi fakirlere verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha hayırlıdır. Fakirlere verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı olmamalıdır. (2:271 ve 2:263)

Detaylı bilgi için;
Sadaka nedir?

106Zengin.

58Yumuşak huylu.

*Bağışlama.

**Sıkıntı, eziyet, huzursuzluk.


(Bakara) 2:264

Ey iman47 etmiş kimseler! Boşa çıkarmayın sadakalarınızı378; minnetle* (minnete neden olarak) ve eziyetle**(eziyete neden olarak); kimse gibi (ki) infak6 eder malını insanlara gösteriş (-le) ; iman47 etmez Allah'a ve ahiret gününe; öyle ki misali onun (kimsenin) misali gibidir saf/düz bir kaya; üzerinde onun (kayanın) turabin/toz; öyle ki isabet eder ona (kayaya) bir sağanak ; öyle ki bırakır onu semsert/yaşamsız; güç yetiremez (o kimse) kazandıklarından bir şey üzerine; ve Allah doğru yola kılavuzlamaz kâfirler25 kavmini/toplumunu.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

378Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi. Kamu yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı kazançlardan kişinin kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip sadaka vergisi fakirlere verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha hayırlıdır. Fakirlere verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı olmamalıdır. (2:271 ve 2:263)

Detaylı bilgi için;
Sadaka nedir?

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Minnet duyulması amacıyla yaparak. Minnet bekleyerek. 

**Sıkıntı, eziyet, huzursuzluk vererek.


(Bakara) 2:265
Ve kimselerin misali (ki) infak6 ederler mallarını Allah'ın rızasını aramaya; ve (rızayı) nefislerinden201 tespitlemeye/tutturmaya; misali gibidir bir cennet379; yüksekte/gelişmiş; isabet etti ona bir sağanak; öyle ki verdi ürününü iki kat; öyle ki eğer asla isabet etmezse bile ona bir sağanak; öyle ki bir nem/bir çiy (bile yeterlidir); ve Allah yaptıklarınızı görendir.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

201Benlik, kişilik, öz varlık.

379Bitki örtüsünün yoğunluğundan örtülmüş, gizlenmiş bahçe.



(Bakara) 2:266
İster mi biriniz ki olur ona bir cennet379; hurmalardan ve üzümlerden; akar onun (cennetin) altından nehirler ona (kimseye); içindedir onun (cennetin) her bir meyveden; ve isabet etti ona (kimseye) yaşlılık/ihtiyarlık; ve ondadır (kimsededir) acizler/güçsüzler (olan) bir zürriyet380; öyle ki isabet etti ona (cennete) bir kasırga/hortum381; ondadır (kasırgadadır/hortumundadır) bir ateş381; öyle ki yaktı kül etti; işte böyledir; beyan eder Allah sizlere ayetleri; belki sizler derinlemesine fikredersiniz868 .
379Bitki örtüsünün yoğunluğundan örtülmüş, gizlenmiş bahçe.380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb. 

381Alev hortumları. Kur'an'ın bu işareti büyük bir mucizedir.

Alev hortumları: Kur'an dışında hiçbir antik kaynakta olmayan bilimsel delil.

868Düşünmek, analitik düşünmek, derinlemesine düşünmek, zihninde tasarlamak, değerlendirmek.

(Bakara) 2:267
Ey iman47 etmiş kimseler! İnfak6 edin iyilerinden kazandıklarınızın; ve çıkardığımızdan sizlere yerden; kalkışmayın/yeltenmeyin kötüsüne ondan (ki) infak6 edersiniz; ve olmayın edinenler onu ancak ki göz kapatırsınız* ona (infak edilene); ve bilin ki doğrusu Allah Ganiyy’dir106; Hamîd’tir107.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

106Zengin.

107En yüce övgüye/methedilmeye değer.

*Kendiniz için gördüğünüzde asla almayacağınız.

(Bakara) 2:268
Şeytân29 vaat eder sizlere fakirliği; ve emreder200 sizlere fahşayı81; ve Allah vaat eder sizlere bir mağfiret319 kendinden; ve bir fazl/fazilet; ve Allah Vâsi’dir297; Alîm’dir8.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek kavramı zorla bir şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla değildir.  

81Vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan.

319Bağışlama, affetme.

297Genişleten, enginleştiren, hacim kazandırarak büyüten.

8Bilen.


(Bakara) 2:269
Verir (Allah) hikmeti382 dilediği kimseye; ve kime verilir hikmet382; öyle ki muhakkak verildi (ona) bir hayır çokça; ve zikreder/hatırlar değildir mantık sahipleri dışında.

382Kur'an'ın içerdiği hikmete sahip olmak. Kur'an'ın hikmeti. Hikmetli Kur'an'ın içerdiği hükümlerle hikmetlenmek.


(Bakara) 2:270
Ve infak6 ettiğiniz bir infaktan6 ya da adarsınız bir adaktan; öyle ki doğrusu Allah bilir onu; ve yoktur zalimlere hiçbir yardımcı.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  


(Bakara) 2:271
Eğer açık ederseniz sadakaları378; öyle ki nimettir/hoştur o; ve eğer gizlerseniz onu ve verirseniz onu fakirlere; öyle ki o bir hayırdır sizlere; ve kâfirlik25 eder* (Allah) sizden (bir kısmınıza), günahlarınızdan (bir kısmına); ve Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

378Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi. Kamu yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı kazançlardan kişinin kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip sadaka vergisi fakirlere verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha hayırlıdır. Fakirlere verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı olmamalıdır. (2:271 ve 2:263)

Detaylı bilgi için;
Sadaka nedir?

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Örter, gizler.

(Bakara) 2:272
Yoktur (senin) üzerine doğru yola kılavuzlamak onları; velakin/fakat Allah doğru yola kılavuzlar dilediği kimseyi; ve infak6 ettiğiniz bir hayırdan; öyle ki nefisleriniz201 içindir; ve infak6 eder değilsiniz Allah'ın yüzünü arama/bakınma dışında; ve bir hayırdan infak6 ettiğiniz, tamamlanır sizlere; ve sizler zulmedilmezsiniz.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Bakara) 2:273
Fakirler/fukaralar içindir (infak); Allah yolunda336 kuşatılmış* kimseyedir; tabi olmazlar bir darba (ayakları vurmaya yere/seyahate) yerde; sanır cahil (onları) zengin; iffetlerinden (dolayı); tanırsın onları simalarıyla; sual etmezler/sormazlar insanlara sırnaşıkça; ve infak6 ettiğiniz bir hayırdan öyle ki doğrusu Allah bilendir onu.
336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

*Baskı ve zulümle rızkını arayamaz, kazanamaz olmuş; fakirleştirilmiş. Eli ayağı bağlanmış.

(Bakara) 2:274
Kimseler (ki) infak6 ederler mallarını gece ve gündüz; sırlı/gizli ve alenen/açıkça; öyle ki onlaradır ecirleri820 Rableri4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlar üzerine; ve onlar hüzünlenmezler.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

820Ödül, mükafat.

4Efendi, komuta eden.


(Bakara) 2:275
Kimseler (ki) yerler riba383; kalkmazlar (onlar) ancak kalkan kimse gibi; çarptı onu şeytan temasından; işte bu onların "Doğrusu (ki) satış neyse riba383 (da) mislidir870" demelerindendir; ve helal kıldı Allah satışı; ve haram etti ribayı383; öyle ki kim getirdi  kendine bir vaaz653 Rabbinden; öyle ki engelledi (o); öyle ki önceden geçeni ona; ve emri/işi onun Allah'adır; ve kim geri döndü; öyle ki işte bunlar ateş ashâbıdır194; onlar orada* ölümsüzlerdir185.
383Artırmak, büyütmek, ilave etmek. Borç olarak verilen bir malın artarak, çoğalarak geri alınmasıdır. Örneğin; 10 ekmek borç verildiyse ve süre sonunda geriye 11 ekmek alındıysa bu durumda artan, çoğalan, ilave olan o 1 ekmek riba olur. Dönen mal artmamalıdır. Günümüzde mal yerine çoğunlukla değeri değişken olan para kullanıldığı için kafa karışıklığı yaşanmaktadır. Örnek; 10 ekmek değerinde olan para süre sonunda yine aynı para olarak geri alınırsa enflasyon nedeniyle paranın değer kaybetmesi sonucu borç veren geri aldığı parayla 10 ekmek alamayacaktır. Örneğin 9 ekmek alabilecektir. Borç verenin 1 ekmek hakkı yenmiş olacaktır. Merkez bankaları yıllık enflasyonun değerini belirler yani paranın değer kaybını belirlerler. O durumda borç para olarak verilecekse enflasyon değerinde paranın artarak geri alınması asla riba olmaz. Aslında malın artması değil korunması söz konusu olur. Ancak enflasyonun üstündeki her değer riba olacaktır. Enflasyon değerinde faiz kesinlikle riba değildir. Ancak faizin ribalaşma durumuna dikkat edilmelidir. Enflasyon üstünde gelir getiren faizlerin enflasyon üstü getirisi riba olmaktadır. 870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Cehennemde.

(Bakara) 2:276
Siler Allah ribayı383; ve riba383 eder sadakaları342*; ve Allah sevmez hiçbir günahkar kâfiri25.
383Artırmak, büyütmek, ilave etmek. Borç olarak verilen bir malın artarak, çoğalarak geri alınmasıdır. Örneğin; 10 ekmek borç verildiyse ve süre sonunda geriye 11 ekmek alındıysa bu durumda artan, çoğalan, ilave olan o 1 ekmek riba olur. Dönen mal artmamalıdır. Günümüzde mal yerine çoğunlukla değeri değişken olan para kullanıldığı için kafa karışıklığı yaşanmaktadır. Örnek; 10 ekmek değerinde olan para süre sonunda yine aynı para olarak geri alınırsa enflasyon nedeniyle paranın değer kaybetmesi sonucu borç veren geri aldığı parayla 10 ekmek alamayacaktır. Örneğin 9 ekmek alabilecektir. Borç verenin 1 ekmek hakkı yenmiş olacaktır. Merkez bankaları yıllık enflasyonun değerini belirler yani paranın değer kaybını belirlerler. O durumda borç para olarak verilecekse enflasyon değerinde paranın artarak geri alınması asla riba olmaz. Aslında malın artması değil korunması söz konusu olur. Ancak enflasyonun üstündeki her değer riba olacaktır. Enflasyon değerinde faiz kesinlikle riba değildir. Ancak faizin ribalaşma durumuna dikkat edilmelidir. Enflasyon üstünde gelir getiren faizlerin enflasyon üstü getirisi riba olmaktadır. 

342Kur’an’da 3 tip sadaka vardır. Bunlar;

1-Sadaka-1: Kamu yönetiminin topladığı bir gelir vergisi türü.

Kamu yönetimini 9:60 ayetinde Rabbimiz tarafından zikredilen gruplar için topladığı özel bir kamu vergisi (9:103, 9:58 ve 9:60).

2-Sadaka-2: Kamudan talepleri olan kişi ve kurumların kamu yönetimi ile görüşmeden önce vermesi gereken sadaka vergisi (Kamu harcı).

58:12 ayeti; bu fonda toplanan harç vergileri Sadaka-1 fonuna aktarılır.

3-Sadaka-3: Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi.

Kamu yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı kazançlardan kişinin kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip sadaka vergisi fakirlere verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha hayırlıdır. Fakirlere verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı olmamalıdır. (2:271 ve 2:263)

Detaylı bilgi için;

Sadaka nedir?

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Çoğul olarak gelmesi dikkat çekicidir.

(Bakara) 2:277

Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler; ve yaptılar sâlihât18; ve ikame572 ettiler salâtı5; ve verdiler zekâtı10; onlaradır ecirleri820 Rablerinin4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlara; ve onlar hüzünlenmezler.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

820Ödül, mükafat.

4Efendi, komuta eden.


(Bakara) 2:278

Ey iman47 etmiş kimseler! Takvalı21 olun Allah’a; ve bırakın* neyse bakiye ribadan383; eğer olduysanız müminler.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

383Artırmak, büyütmek, ilave etmek. Borç olarak verilen bir malın artarak, çoğalarak geri alınmasıdır. Örneğin; 10 ekmek borç verildiyse ve süre sonunda geriye 11 ekmek alındıysa bu durumda artan, çoğalan, ilave olan o 1 ekmek riba olur. Dönen mal artmamalıdır. Günümüzde mal yerine çoğunlukla değeri değişken olan para kullanıldığı için kafa karışıklığı yaşanmaktadır. Örnek; 10 ekmek değerinde olan para süre sonunda yine aynı para olarak geri alınırsa enflasyon nedeniyle paranın değer kaybetmesi sonucu borç veren geri aldığı parayla 10 ekmek alamayacaktır. Örneğin 9 ekmek alabilecektir. Borç verenin 1 ekmek hakkı yenmiş olacaktır. Merkez bankaları yıllık enflasyonun değerini belirler yani paranın değer kaybını belirlerler. O durumda borç para olarak verilecekse enflasyon değerinde paranın artarak geri alınması asla riba olmaz. Aslında malın artması değil korunması söz konusu olur. Ancak enflasyonun üstündeki her değer riba olacaktır. Enflasyon değerinde faiz kesinlikle riba değildir. Ancak faizin ribalaşma durumuna dikkat edilmelidir. Enflasyon üstünde gelir getiren faizlerin enflasyon üstü getirisi riba olmaktadır. 

*Riba olmayan kısım alın, riba olan kısmı bırakın, terk edin.


(Bakara) 2:279
Öyle ki eğer asla faaliyete geçmezseniz; öyle ki farkına varın bir harbin Allah’tan ve resûlünden418*; ve eğer tevbe33 ederseniz; öyle ki sizleredir malınızın başlangıcı; haksızlık etmezsiniz; haksızlık edilmezsiniz.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

33Dönmek, vazgeçmek.

*Kamu gücü ribaya savaş açar.

(Bakara) 2:280
Ve eğer oldu (o borç alan) bir zorluk sahibi; öyle ki bakıp beklemedir bir kolaylığa doğru; ve ki sadaka378 ederseniz bir hayırdır sizlere; eğer olduysanız bilirler.

378Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi. Kamu yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı kazançlardan kişinin kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip sadaka vergisi fakirlere verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha hayırlıdır. Fakirlere verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı olmamalıdır. (2:271 ve 2:263)

Detaylı bilgi için;
Sadaka nedir?


(Bakara) 2:281
Ve takvalı21 olun bir güne; döndürülürsünüz onda Allah'a; sonra tamamlanır her bir nefse201 kazandığı; ve onlara zulmedilmez.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Bakara) 2:282
Ey iman47 etmiş kimseler! Borçlandığınız zaman borç; belirlenmiş bir ecele/süreye kadar; öyle ki yazın onu (borcu); ve yazsın aranızdan bir kâtip/yazıcı adaletle680; geri çevirmesin/reddetmesin kâtip/yazıcı; ki yazsın Allah'ın ona öğrettiği gibi*; öyle ki yazsın ve dikte etsin** (borçlu) kimse (ki) üzerindedir hak (borçlu); ve takvalı21 olsun (borçlu) Allah’a; Rabbine; ve azaltmasın (borçlu) ondan (borçtan) bir şey; öyle ki eğer üzerinde hak olmuş olan (borçlu) kimse bir aklı ermezse ya da bir zayıfsa/acizse ya da o tabi olamazsa/güç yetiremezse dikte etmeye**; öyle ki dikte etsin** velisi onun adaletle680; ve şahit/tanık edin iki şahidi/tanığı adamlarınızdan/erkeklerinizden; öyle ki eğer asla olmazsa iki adam/erkek; öyle ki bir adam/erkek ve iki kadın384 şahitlerden; razı olduğunuz kimseden; ki dalalete düşer o ikisinin biri (bir kadın); öyle ki hatırlatır o ikisinin biri (kadın) diğerine384; ve geri çevirmesin/reddetmesin şahitler davet edildikleri zaman; üşenmeyin yazmaya onu (borcu); az ya da çok; eceline kadar onun (borcun); işte bu; daha eşittir Allah’ın indinde/katında; ve daha diktir/ayaktadır/kıyamdadır şahitliğe/tanıklığa; ve daha yakındır kuşkulanmamamıza; dışındadır ki olur hazır bir ticaret***; değiş tokuş edersiniz onu aranızda; öyle ki yoktur üzerinize bir günah ki yazmazsınız onu; ve şahit/tanık tutun alışveriş ettiğiniz**** zaman; ve de zarara uğratılmasın kâtip/yazan; ve de şahit/tanık; ve eğer faaliyet içinde olursanız (zarara uğratmaya); öyle ki doğrusu o (faaliyet) bir fâsıktır38 sizlere; ve takvalı21 olun Allah’a; ve öğretir sizlere Allah; ve Allah her bir şeyi bilendir.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

384Borçlanma tanıklığında/şahitliğinde 1 erkek tanıklığı 2 kadın tanıklığına eşittir. Kadınların bir başkası tarafından baskı altına alınması, tehdit edilmesi ve zorlanması her dönemde erkeklere göre daha olasıdır. Tanık/şahit olan bir kadının erkekler tarafından (kocası vb.) baskı altına alınarak şahitlik/tanıklık konusunda dalalete sürüklenmesinin engellenmesi için destek olarak bir başka kadın da sigorta olarak istenmektedir. Ayetten 'kadınların aklı kıttır, şaşırırlar' gibi bir anlam asla çıkarılamaz.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*Yüce Allah'ın kendisine verdiği okuma yazma nimetini kullanarak ayette belirtildiği gibi yazsın.

**Yazıyı takip etsin. Gerekirse sesli olarak okusun.

***Borçlanmadan yapılan peşin alışveriş.

****Borçlanarak yapılan alışveriş.


(Bakara) 2:283

Ve eğer olduysanız bir sefer üzerinde; ve asla bulamazsanız bir kâtip/yazıcı; öyle ki tutulan/alınan rehinelerdir (ipotek olarak); öyle ki eğer güvenirse bir kısmınız bir kısma öyle ki ödesin güvenilmiş kimse* emanetini**; ve takvalı21 olsun (güvenilmiş kimse) Allah’a; Rabbine4; gizlemeyin şahitliği/tanıklığı; ve kim gizledi onu; öyle ki doğrusu o (kimse); bir günahkardır onun kalbi; Allah yaptıklarınızı bilendir.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

4Efendi, komuta eden.

*Kefil olan kimse.

**Kefil olduğunu.


(Bakara) 2:284
Allah’adır göklerdeki162 ve yerdeki; ve eğer açık ederseniz nefislerinizdekini201 ya da gizlerseniz onu; hesaba çeker sizleri onunla Allah; öyle ki mağfiret eder dilediği kimseye; ve azapta bırakır dilediği kimseyi; ve Allah her bir şey üzerine Kadîr'dir177.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.


(Bakara) 2:285
İman47 etti resûl418 Rabbinden4 kendisine indirilmişe; ve müminler27; hepsi iman47 etti Allah'a; ve meleklerine; ve kitaplarına; ve resûllerine418; "ayırmayız resûllerinden418 birinin arasını"; ve dediler: "İşittik; ve itaat ettik; senin mağfiretin319. Rabbimiz4!; ve sanadır dönüş yeri."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

4Efendi, komuta eden.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

319Bağışlama, affetme.


(Bakara) 2:286
Mükellef kılmaz Allah bir nefse201 kendi kapasitesi dışında; onadır (o nefsedir) kazandığı; ve aleyhinedir (o nefsin) kazandığı; "Rabbimiz! Tutma bizleri (mükellef) eğer unutursak ya da hata edersek; Rabbimiz! Ve yükleme üzerimize bir ağırlık; bizden öncekilerden kimselerin üzerine yüklediğin gibi; Rabbimiz! Ve yükleme bizlere, kendisine takat/dayanma gücü olmayanı bizlere; ve affet bizleri; ve mağfiret et bizlere; ve rahmet et bizlere; sensin Mevlâmız68; öyle ki yardım et bizlere kâfirler kavmine/toplumuna karşı."

201Benlik, kişilik, öz varlık.

68Sahip


(Âl-i İmrân) 3:1
A L M44*

44Kesik harfler olarak tanımlanır. On dört (14) harfin tekli, ikili, üçlü, dörtlü ve beşli kombinasyonlarından oluşurlar. Yirmi dokuz (29) surenin başında yer alarak surenin açılışını yaparlar. Yedi (7) grup oluştururlar. İlgili gruplarda ve alt gruplarda anahtar harflerin geçiş sayısı on dokuzun (19) tam katıdır. On dokuz (19) mucizesinin tecelli edişinin çok güzel örneklerini sunarlar. Kur'an'ın bir beşer sözü olamayacağına en büyük delillerdendirler. 

Hurûf-u Mukataa  (Anahtar Harfler) Mucizesi.

*Elif, Lam, Mim.

(Âl-i İmrân) 3:2
Allah’tır; yoktur ilâh74 O’nun dışında; Hayy’dır371; Kayyûm’dur372.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

371Diri, canlı, hayatta, yaşayan, aktif, durağan olmayan. Bu sıfatla yarattıklarına hayat ve dirilik veren.

372Dik, ayakta, eğilmeyen, çökmeyen. Bu sıfatıyla yarattıklarını ayakta tutan.


(Âl-i İmrân) 3:3
İndirdi sana kitabı* hakla/gerçekle; bir musaddıktır140 iki ellerinin arasındakine; ve indirdi Tevrât’ı; ve İncîl’i.

140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici. 

*Kur'an'ı.

(Âl-i İmrân) 3:4
Önceden (de) insanlar için bir doğru yola kılavuzu (da); ve indirmişti furkanı259; doğrusu kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler Allah'ın ayetlerine400; onlaradır şiddetli bir azap; ve Allah bir Azîz’dir37; bir Zuntikâm’dır390.

259Ayıran, bölen, yaran. Doğruyu yanlıştan ışın kılıcı gibi ayıran. Kutsal kitapların her biri bir furkandır. Elbette şerefli Kur'an'ımızdır. Kur'an'ı anlayarak okuyanlar ellerine bu ışın kılıcını almış olur.


25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

400Yüce Allah'ın ayetlerini örtmek, gizlemek.  Ayetleri kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek de kâfirlik etmektir. Kutsal kitapların hükümlerini örten hadis/söylenti kitaplarına tabi olanlar Yüce Allah'ın ayetlerine kâfirlik etmiş olur.  

37Güç yetiren.

390İntikam sahibi, öç sahibi.

(Âl-i İmrân) 3:5
Doğrusu Allah'a; gizli kalmaz ona bir şey yerde ve ne de gökte180.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 


(Âl-i İmrân) 3:6
O'dur* ki şekillendirir sizleri rahimlerde391 nasılsa dilediği; yoktur ilâh74 O’nun dışında ; Azîz’dir37; Hakîm’dir9.
391Babadan DNA taşıyan sperm ve anneden DNA taşıyan yumurtanın birleşmesiyle oluşan, gözle görülemeyen zigottan bir bebeğin şekillenmesi embriyoloji biliminin konusudur. DNA bir bilgi bankası olarak okunur ve mitoz bölünmelerle hücreler çoğalır. Her bir hücre hangi organı oluşturacağının bilgisini Rabbinin kendi içine yerleştirdiği DNA'dan alır. Her bir organ yaratıcının dilediği kadar büyür. Ne çok ne az. Birleşmeden 280 gün sonra rahim içindeki şekillenmiş bebeği doğumla dışarı çıkarır. Anne rahmi Yüce Allah'ın Rahîm sıfatına en güzel örnektir.  

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Allah


(Âl-i İmrân) 3:7

O ki indirdi sana kitabı*; ondan (kitaptan) ayetler muhkemlenmiştir392; onlar (muhkemlenmiş ayetler) anasıdır** kitabın*; ve diğerleri (diğer ayetler) müteşabihlerdir90; öyle ki ancak kalplerinde bir eğrilik (olan) kimseler; öyle ki tabi olurlar ondan (kitaptan) müteşabihleşene90; aranandır (o kimse) fitne332; ve (fitneyi) aranandır (o kimse) onun (kitabın) tevilinde401; ve bilir değildir onun (kitabın) tevilini401 Allah ve ilimde derinleşenler/sağlam kök salanlar dışında; derler: "İman47 ettik ona* (kitaba); hepsi Rabbimiz4 katındandır/indindendir"; zikreder/hatırlar değildir mantık sahipleri haricinde.

392Belirli bir hüküm içeren, tevili apaçık ortada olacak şekilde tek bir anlamı işaret eden ayetler.

90Birbirine benzer.

332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.401Yorumlamak, mana vermek, anlamlandırmak.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

4Efendi, komuta eden.

*Kur'an.

**Ana yasasıdır. Omurgasıdır.  


(Âl-i İmrân) 3:8
"Rabbimiz4! Saptırma kalplerimizi, bizleri doğru yola kılavuzladığın zaman sonrası; ve bahşet bizlere yanından bir rahmet271; doğrusu sen; sensin Vehhâb394."

4Efendi, komuta eden.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

394Bahşeden, bağışlayarak veren.

(Âl-i İmrân) 3:9
"Rabbimiz4! Doğrusu sen bir araya getirensin insanları bir gün* için; şüphe yoktur onda**; doğrusu Allah bozmaz mîâdı395."

4Efendi, komuta eden.

395Bir şeyin yapılması için tanınan süre. Vaat edilen süre. 

*Din günü. Yargılamanın konusunun din olacağı gün/evre/dönem.

**Şüphesiz olarak, kesin olarak gelecektir o gün.


(Âl-i İmrân) 3:10
Doğrusu kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler; asla yarar sağlamaz onlara malları; ne de evlatları Allah’tan bir şey; ve işte bunlar; onlardır ateşin yakıtı.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Âl-i İmrân) 3:11
Huyu/alışkanlığı gibidir firavun ailesinin/taraftarlarının ; ve onlardan önceki kimselerin (de); yalanladılar onlar ayetlerimizi195; öyle ki tuttu/yakaladı onları Allah günahlarıyla; ve Allah şiddetlidir akabinde*.

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

*Arkasında, ardında.

(Âl-i İmrân) 3:12
Kâfirlik25 etmiş kimselere de ki : "Mağlup olacaksınız; ve sürülerek haşredilirsiniz556 cehenneme doğru"; ve ne uğursuz/perişan dinlenme yeridir.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

556Toplamak, bir araya getirmek.

(Âl-i İmrân) 3:13
Muhakkak ki oldu sizlere bir ayet287 karşılaşan iki grupta; bir grup katleder Allah yolunda331; ve diğer (grup) kâfirdir25; göz bakışı (-yla) görürler (kâfirler) onları (Allah yolunda olanları) kendilerinin iki misli870; ve Allah destekler/arka çıkar kendi yardımıyla dilediği kimseye; doğrusu bundadır mutlak bir ibret; görüş sahipleri için.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

331Yüce Allah'ın yolu olan tek tanrıcı/monoteist inanca sahip kimseleri haksız yere katleden kimselere karşı tek tanrıcıların yaptığı, sınırı aşmadan yapılan katletme.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

(Âl-i İmrân) 3:14
Süslendi insanlara şehvetlerin/aşırı arzulamaların sevgisi; kadınlardan ve oğullardan; ve kantarlardan/yığınlardan kantarlı/yığınlı altından ve gümüşten; ve cins atlardan; ve en'âmdan645; ve ekinlerden; işte bunlar; metasıdır54 dünya hayatının; ve Allah'ın indindedir/katındadır güzel geri dönüş yeri.
645Koyun, keçi, deve ve sığır türleri. Eşli olarak sekiz çiftlerdir. Bak. 6:143-144.  

54Sermaye. Yararlanma.


(Âl-i İmrân) 3:15
De ki: "Haber vereyim mi sizlere bunlardan hayırlısını? Rablerinin4 indinde/katında takvalı21 olmuş kimseleredir cennetler; akar onun (cennetin) altından nehirler; ölümsüzlerdir185 orada (cennette); ve (vardır) tertemiz eşler184; ve Allah’tan bir rıza; ve Allah görendir kullarını."

4Efendi, komuta eden.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

184Ezvâcun; ahiret evreninde cinsiyetin mevcut olacağını şerefli Kur'an'dan öğreniyoruz. Cennetlere girmiş olan kimselere verilen, o kimseye özel olan, sadece o kimseyle bağlantı kuran, o kimsenin cinsiyetine uygun olarak verilecek olan varlıklar. Bu varlıklar eşleri olan kimselere sevginin/şefkatin en üst seviyesinde bir bağlantıyla bağlı olacaklardır.      


(Âl-i İmrân) 3:16
Kimseler (ki) derler: "Rabbimiz4! Doğrusu bizler iman47 ettik; öyle ki mağfiret319 et bizlere günahlarımızı; ve sakındır bizleri ateş azabından."

4Efendi, komuta eden.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

319Bağışlama, affetme.


(Âl-i İmrân) 3:17
Sabredenlerdir51; ve sâdıklardır182; ve kanaat398 edenlerdir; ve infak6 edenlerdir; ve istiğfar396 edenlerdir seherlerde397.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

182Doğrular, dürüstler.398Yetinmek. Yüce Allah'ın fazlından/lütfundan aranma/bakınma sonrası Yüce Allah'ın bahşettikleriyle yetinmek. Elindekinden hoşnut olma durumu, yeter bulmak.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

396Mağfiret dilemek, suçlarının bağışlanmasını dilemek.397Fecr, tan yeri, şafak, tam karanlığın Güneş'in ilk ışıklarıyla aydınlanmaya başlamasından Güneş'in kendisinin doğması öncesine kadar geçen zaman. Seher vakti sabah salatı vaktidir. Salat bitiminde Yüce Allah'tan bağışlanma dilemek gereklidir.



(Âl-i İmrân) 3:18
Şahit/tanık oldu Allah ki O'dur; yoktur ilâh74 O’nun dışında; ve melekler (de); ve eşitliği ayağa diken/kaldıran ilim sahipleri (de)*; (ki) yoktur ilâh74 O’nun dışında; Azîz’dir37; Hakîm’dir9.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Şahit/tanık oldular.

(Âl-i İmrân) 3:19
Doğrusu Allah'ın indinde/katında din122 İslam’dır218; ve ayrılığa düşmüş değildir kimseler (ki) verildiler kitap*; ancak onlara gelen ilim** sonrasında aralarında bir sınırı aşmadır/ihlaldir; ve kim kâfirlik25 eder Allah'ın ayetlerine353; öyle ki doğrusu Allah seridir/çabuktur hesapta***.

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

218Yüce Allah'ın biricik ve tek dini. Ahirette kabul edilecek tek din. İslam teslimiyet demektir; Yüce Allah ile insanın arasında yapılmış olan mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye teslim olmak, uymaktır demektir. Antlaşmayı bozmamaktır. Kutsal kitaplar bizlere işte bu antlaşmayı hatırlatır. Kısacası İslam sadece Kur'an demektir.

Günümüzde milyarlarca insan kendisini müslüman sanmakta ve İslam dininde olduklarını, islam olduklarını iddia etmektedirler. Oysa büyük bir yanılgı içindedirler. Kur'an'la yakından uzaktan ilgisi olmayan, tamamı zan olan söyletilerle/hadislerle uydurulmuş bir din asla ama asla Yüce Allah'ın İslam dini değildir. İslam girmek için ilk şart söylentileri/hadisleri terk etmek ve sadece Kur'an'a tabi olmaktır.     

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

353Kutsal kitap.

*Kutsal kitap.

**Kutsal kitabın ilmi, bilimi.

***Hesaplaşmada, hesap görmede.


(Âl-i İmrân) 3:20
Öyle ki eğer hac376 ederlerse sana; öyleyse de ki: "Teslim ettim yüzümü Allah'a; ve bana tabi olmuş kimse (de teslim etti yüzünü Allah'a)"; ve de ki kendilerine kitap verilmişlere135 ve ümmilere277: "Teslim oldunuz mu sizler?"; öyle ki eğer teslim oldularsa öyle ki muhakkak doğru yola kılavuzlandılar; ve eğer yüz çevirdilerse öyle ki sanadır ancak belagat/duyurma399; ve Allah kullarını görendir.
376Delillerle tartışma.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

277Kutsal kitapları anlayarak okumayan ya da okuyamayan. Günümüzde kendilerini müslüman sanan milyarlarca insan kendi dillerinde okuma yazmaya sahip olsalar da Kur'an'a ümmidirler. Kur'an'ı anlamadan yüzünden okuyanların hepsi ümmidir. Kur'an'ın anladığı dilde tercümesini okuyanlar ümmi sınıfına girmezler.  

399Tartışma/hac ancak delillerle yapılır. Dileyen iman eder, dileyen inkar eder. İman etmeyerek sırtını dönenlere yani kâfirlere ya da müşriklere hiçbir şey yapılmaz. Gerçek Kur'an müminlerine düşen ancak bir duyurmadır. Daha fazlası asla değildir. Duyurma dışında insanları zorlamak Kur'an ayetlerini örtmek, ayetlere uymamak, ayetleri yalanlamak demektir.

(Âl-i İmrân) 3:21
Doğrusu kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler Allah'ın ayetlerine400; ve katlettiler35 nebileri132 olmaksızın bir hak; ve katlederler35 kimseleri (ki) emrederler eşitliği insanlardan; öyle ki müjdele onlara elim/acıklı bir azabı.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

400Yüce Allah'ın ayetlerini örtmek, gizlemek.  Ayetleri kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek de kâfirlik etmektir. Kutsal kitapların hükümlerini örten hadis/söylenti kitaplarına tabi olanlar Yüce Allah'ın ayetlerine kâfirlik etmiş olur.  

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.


(Âl-i İmrân) 3:22
İşte bunlar; kimselerdir (ki) boşa çıktı amelleri/yaptıkları onların dünyada ve ahirette; ve olmaz onlara yardım edenlerden.

(Âl-i İmrân) 3:23
Hiç görmez misin kimseleri (ki) verildiler kitaptan bir nasip*; davet ederler/çağırırlar Allah'ın kitabına**; hükmetmesi için (kitabın) aralarında; sonra yüz çevirir bir fırka/grup onlardan; ve onlardır karşı çıkanlar.

*Kitabı anlayarak okumak, kitaptan bilgi edinmek.

**Kutsal kitaba. Sadece Yüce Allah'ın kutsal kitabına. O'nun astından tamamı zan olan Talmud/Hadis/Söylenti kitaplarına asla!


(Âl-i İmrân) 3:24
İşte bu; onların "Asla temas etmez bizlere ateş adetli/sayılı günler403 dışında" dediklerinden dolayıdır; ve aldattı onları dinlerinde* iftira atar883 olmuş olmaları.
403Ehli kitabın Yüce Allah'a ve resûllerine yapmış oldukları iftirayı kendilerini müslüman sanan ehli sünnet de yapmıştır. Muhammed peygamberin ümmetinden olup da günahlarından dolayı cehenneme girenlerin belirli bir süre sonra cehennemden çıkarak cennete geçecekleri yalanı 'resûl buyurdu ki' yalanıyla uydurulmuştur. Oysa Kur'an tamamen aksini buyurmaktadır. Bir kişi ya cennete girer ya da cehenneme girer. Arası yoktur. Bu evrenlerde ölümsüzler olarak yaşarlar. Cehennemden çıkmak/kaçmak isteyenlerin olacağını ancak dışarı çıkmalarına asla izin verilmeyeceğini şerefli Kur'an'dan öğreniyoruz.883Yalan uydurmak, düzmece bir şey üretmek, karalamak, çamur atmak. Din konusunda ise Yüce Allah indinden/katından olmadığı halde bir metne/kelama bu Yüce Allah katındandır demek.

*İftira, zan, yalan, söylenti/hadis temelli uydurulmuş din.


(Âl-i İmrân) 3:25
Öyle ki nasıl (olur halleri) bir araya getirdiğimiz zaman onları bir gün için; yoktur şüphe onda; ve tastamam verilir her bir nefsin201 kazandığı; ve zulmedilmez onlara.

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Âl-i İmrân) 3:26
De ki: "Allah'ım! Mülkün mâliki/sahibi! Verirsin mülkü dilediğin kimseye; ve çeker alırsın mülkü dilediğin kimseden; ve zenginleştirirsin/güçlendirirsin/yüceltirsin dilediğin kimseyi; ve zillette* bırakırsın dilediğin kimseyi; elindedir senin hayır/iyilik; doğrusu sen; her bir şey üzerine Kadîr’sin177."

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.

*Hor görülmek. Aşağıda olmak.

(Âl-i İmrân) 3:27
Sokarsın geceyi gündüze404; ve sokarsın gündüzü geceye404; ve çıkarırsın diriyi/hayatı ölüden; ve çıkarırsın ölüyü diriden/hayattan405; ve rızıklandırırsın dilediğin kimseyi olmaksızın bir hesap.

404Gündüz ve gecenin ardışık olarak birbirine sokulması Dünya'nın yuvarlak olduğunun ve kendi etrafında döndüğünün bir işaretidir.

Kur'an Dünya’nın yuvarlak olduğunu ve döndüğünü 1400 sene önceden haber veriyor.

Cansız/ölü olan 31 adet temel atom altı parçacıktan canlı/diri, düşünen, akleden canlılar/varlıklar yaratırsın. Canlı/diri olan varlıkları ölü/cansız olan 31 adet temel atom altı parçacığa geri döndürürsün.


(Âl-i İmrân) 3:28
Edinmez müminler27 kâfirleri25 müminlerin27 astından evliya212; ve kim yapar bunu; öyle ki olmaz (o kimse) Allah’tan bir şeyde*; dışındadır ki sakınırsınız onlardan bir sakınma (-yla); ve hazırlar/uyarır sizleri Allah kendi nefsine406; ve Allah'adır dönüş yeri.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

406Yüce Allah'ın bizzat kendisi, varlığı. Bir uyku veya uyuklama yaşamayan, yorulmayan, sonu ve başı olmayan, daima diri/canlı olan bilinç, varlık.*Allah o kimsenin yanında olmaz.

(Âl-i İmrân) 3:29
De ki: "Eğer gizlerseniz göğüslerinizdekini209 ya da açığa vurursanız onu; bilir onu Allah; ve bilir göklerdekini162 ve yerdekini; Allah her bir şey üzerine Kadîr’dir177.
209Göğüs kafesi içinde bulunan kalpte.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.


(Âl-i İmrân) 3:30
Gün (ki) bulur her bir nefis201 yaptığını hayırdan; hazırlanmış/sunulmuş (olarak); ve kötülükten yaptığını (da); ister (o nefis) keşke olsa onun (nefsinin) arası ve onun (kötülüğün) arasında uzak bir zaman periyodu/dönemi; ve hazırlar/uyarır sizleri Allah kendi nefsine406 (karşı); ve Allah Raûf’tur15 kullarına.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

406Yüce Allah'ın bizzat kendisi, varlığı. Bir uyku veya uyuklama yaşamayan, yorulmayan, sonu ve başı olmayan, daima diri/canlı olan bilinç, varlık.

15Şefkatli/kibar.


(Âl-i İmrân) 3:31
De ki: "Eğer olduysanız (ki) seversiniz Allah'ı; öyle ki tabi olun bana408; sever sizleri Allah; ve bağışlar sizlere günahlarınızı"; ve Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
408Resûle itaat etmek kavramıyla aynı paralellikte bir kavramdır. Resûl=Kur'an'dır. Kur'an=Resûl'dür. Bu ikisinin arası asla ayrılamaz. Resûl sadece Kur'an'a tabi olmuştur. Bir Kur'an vardır bir de peygamberin sünneti vardır demek Yüce Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini ayırmaktır.  

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Âl-i İmrân) 3:32
De ki: "İtaat76 edin Allah'a ve resûle418"; öyle ki eğer yüz çevirdilerse; öyle ki doğrusu Allah sevmez kâfirleri25.

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Âl-i İmrân) 3:33
Doğrusu Allah saflaştırdı409 Âdem'i; ve Nûh'u; ve İbrahîm ailesini/taraftarlarını; ve İmrân ailesini/taraftarlarını alemler203 üzerine.

409Katıksız, saf, halis hale getirme. Hanif yani tek tanrıcı hale gelmek. Yüce Allah'ın katıksız tek tanrıcı dini olan İslam'a tabi olmak. 2:132 ayetinde "Allah saflaştırdı sizlere dini" buyrulmuştur.

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  



(Âl-i İmrân) 3:34
Zürriyet380 (ki) bir kısmı onun bir kısımdandır; Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.
380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb. 

41İşiten.

8Bilen.


(Âl-i İmrân) 3:35
Dediği zaman İmrân'ın karısı; "Rabbim4! Doğrusu ben adadım sana karnımdakini; bir hür/serbest (edilmiş olarak); öyle ki kabul et benden; doğrusu sen; sensin Semî41; Alîm8."

4Efendi, komuta eden.

41İşiten.

8Bilen.


(Âl-i İmrân) 3:36
Öyle ki ne zaman bıraktı/doğurdu onu* dedi: "Rabbim4! Doğrusu ben bıraktım/doğurdum bir kız*"; -ve Allah bilendir bıraktığını/doğurduğunu (onun)**- "ve olmaz erkek kız gibi; ve doğrusu ben Meryem ismini verdim ona; ve doğrusu ben sığındırırım onu* sana; ve zürriyetini380 (de) onun* racîm411 şeytândan29 "

4Efendi, komuta eden.

380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb. 411Fırlamış, taş gibi fırlatılmış, fırlatılan taş gibi uzaklaşmış.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

*Dişil zamir ve kız işareti. Meryem'in annesinden doğduğunda dış cinsiyet organlarının tamamen dişil şeklinde görüldüğünü anlarız.

**Yüce Allah'ın büyük bir işaretidir. Yüce Allah tabiri caizse; "siz Meryem'i dıştan kız gibi görseniz de durum sizin sandığınız gibi değil. Meryem genetik olarak 46 XX/46 XY'ye sahiptir. Vücudunda Y kromozomuna sahip hücreler de vardır. Erkek özelliği de taşımaktadır. Ben bilirim onu." buyurmaktadır. 


(Âl-i İmrân) 3:37
Kabul etti onu (Meryem'i) Rabbi4 güzel bir kabulle; ve yetiştirdi (Rabbi) onu (Meryem'i) güzel bir bitki (olarak)*; ve kefil oldu ona (Meryem'e) Zekeriyyâ; her ne zaman girdi onun (Meryem'in) yanına Zekeriyyâ; mihraba/özel alana; buldu (Zekeriyyâ) indinde/yanında onun (Meryem'in) bir rızık; dedi (Zekeriyyâ): "Ey Meryem! Neredendir sana bu?"; dedi (Meryem): "O indinden/katındandır Allah'ın; doğrusu Allah rızıklandırır dilediği kimseyi; olmaksızın bir hesap."

4Efendi, komuta eden.

*Meryem'in bitkiye benzetilmesi onun hem dişil (46 XX) hem de eril (46 XY) kromozomlu hücreleri vücudunda bulundurması nedeniyledir. Bitkiler çiçeklerinde dişil ve eril üreme hücrelerini birlikte bulundurabilir. Meryem'in dış cinsiyet organlarının dişi olduğu gerçek bir hermafrodit olduğunun delilleri Kur'an'da işaret edilmiştir.


(Âl-i İmrân) 3:38
Orada dua80 etti Zekeriyyâ Rabbine4; dedi: "Rabbim4! Bahşet bana yanından iyi bir zürriyet380; doğrusu sen işitensin duayı80.

80Çağırma.

4Efendi, komuta eden.

380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb. 

(Âl-i İmrân) 3:39

Öyle ki nida etti/seslendi ona melekler133; -ve o (Zekeriyyâ) kıyamken143; salât5 ederken mihrapta/özel alanda-; “Doğrusu Allah müjdeler sana Yahyâ'yı; musaddıktır140 Allah’tan bir kelimeye416; ve bir liderdir/önderdir; ve bir kısıtlayandır/sınırlayandır*; ve bir nebidir132 ; iyilerdendir/salihlerdendir.”

133Yüce Allah'ın indinde/katında olan; Levh-i Mahfuz'un tamamına erişim yetkisi olan Cibrîl benzeri şerefli varlıklar. Diledikleri şekle dönüşerek Yüce Allah'ın emrini yerine getirirler. Mağara yoldaşlarına zaman yolculuğu yaptıran Rakim yoldaşları; İbrahim, Lut, Zekeriyyâ peygambere ve Meryem'e gelen elçilerdir. 

143Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için ayaklanması/hareketlenmesi.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici. 

416Buyruğu, emri, hükmü, kararı, 'ol' demesi.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

*Nefsini.

(Âl-i İmrân) 3:40
Dedi (Zekeriyyâ): "Rabbim4! Nasıl olur bana bir gılmân412; ve muhakkak geldi/ulaştı bana ihtiyarlık; ve karım (da) bir kısırdır"; dedi (Allah) "İşte böyledir; Allah faaliyete geçirir dilediğini"

4Efendi, komuta eden.

412Delikanlı. Oğlan.

(Âl-i İmrân) 3:41
Dedi (Zekeriyyâ): "Rabbim4! Yap bana bir ayet287"; dedi (Allah): "Senin ayetin287 konuşmamamdır insanlara üç gün414; haricindedir bir işaret*"; ve zikret/an Rabbini4 çokça; ve tesbih57 et akşamla/aşiyyle ve sabahla/ilk aydınlanmayla/seherle/ibkârla413."

4Efendi, komuta eden.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

414Yaşlı (3:40) olan Zekeriyyâ peygamberin geçici iskemik atak ‘transient ischaemic attack’ (TIA) olayına maruz kaldığını anlıyoruz. Boyundaki şah damarındaki bir pıhtının beyindeki bazı damarları geçici olarak tıkamasına bağlı geçici bir felç durumu gelişir. TIA geçiren bir kişide farklı belirtiler olur. Bunlardan bir tanesi de konuşmanın bozulması veya hiç konuşamamaktır. Ancak TIA geçiren kimselerin bilinci açık olur; el-kol hareketleri ile insanlarla anlaşabilirler. Belirli bir süre sonra damar açılır ve hasta normale döner.

Zekeriyyâ peygamber 3 gün boyunca neden konuşamadı? TIA ‘geçici iskemik atak’ ‘Transient ischaemic attack’ ile verilen bir ders.

57Yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede yüzüp ilerlemek.

413Zamana bağlı insanın tesbihi aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. Hemen görülür ki tablo insanın uykuda olmadığı her anı kapsar. Böylece anlarız ki Yüce Allah bizlere muhteşem bir şekilde tesbihin her an yapılması gerektiğini bildirmiştir. Evrendeki her şey yaratılış özelliğine göre kendi tesbihini nasıl ki her an yapıyorsa insan da kendi yaratılış özelliği olan beyni kullanarak kendi tesbihi olan Rabbini arayıp bulma eylemini her an yapmalıdır.

Ayet

Tesbih zamanı

24:36

Gün doğumu sonrasında ve gün batımı öncesinde.

33:42

Sabahla/ilk aydınlanmayla/seherle ve gün batımı öncesinde.

19:11

Sabahla/ilk aydınlanmayla/seherle ve akşamla/Güneş’in batmasıyla.

40:55

Sabahla/ilk aydınlanmayla/seherle ve akşamla/gün batımı sonrasında.

20:130

Güneş’in doğuşu öncesinde ve batışı öncesinde;

20:130

Gece vakitlerinde

20:130

Gündüzün iki yanında

50:39

Güneş’in doğuşu öncesinde ve batışı öncesinde

24:36

Gün doğumu sonrasında ve gün batımı öncesinde

*İşaret ederek, göstererek.


(Âl-i İmrân) 3:42
Ve dediği zaman melekler133: "Ey Meryem! Doğrusu Allah saflaştırdı409 seni; ve temizledi415 seni; ve saflaştırdı409 seni alemlerin203 kadınları üzerine."

133Yüce Allah'ın indinde/katında olan; Levh-i Mahfuz'un tamamına erişim yetkisi olan Cibrîl benzeri şerefli varlıklar. Diledikleri şekle dönüşerek Yüce Allah'ın emrini yerine getirirler. Mağara yoldaşlarına zaman yolculuğu yaptıran Rakim yoldaşları; İbrahim, Lut, Zekeriyyâ peygambere ve Meryem'e gelen elçilerdir. 

409Katıksız, saf, halis hale getirme. Hanif yani tek tanrıcı hale gelmek. Yüce Allah'ın katıksız tek tanrıcı dini olan İslam'a tabi olmak. 2:132 ayetinde "Allah saflaştırdı sizlere dini" buyrulmuştur.

415Pislik olan müşrik dinlerden temizleyerek tek tanrıcı hale getirmesi.

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  


(Âl-i İmrân) 3:43

"Ey Meryem! Alçak gönüllü ol/uysal ol Rabbine4; ve secde12 et; ve rükû11 et rükû11 edenlerle birlikte."

4Efendi, komuta eden.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

11Beynin (bedenle veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi, baş eğmesi.


(Âl-i İmrân) 3:44
İşte bu; haberlerindendir gaybın/bilinmeyenin; vahyettik603 onu sana; ve olmuş değildin onların yanında attıkları zaman kalemlerini hangisi onların kefil olur (diye) Meryem'e; ve olmuş değildin onların yanında hasımlaştıkları/tartıştıkları zaman.
603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.

(Âl-i İmrân) 3:45
Dediği zaman melekler133: "Ey Meryem! Doğrusu Allah müjdeler seni kendisinden bir kelimeyle416; ismi onun Mesîh'tir; Meryem oğlu Îsâ; seçkindir dünyada ve ahirette; ve yakınlaştırılanlardandır."

133Yüce Allah'ın indinde/katında olan; Levh-i Mahfuz'un tamamına erişim yetkisi olan Cibrîl benzeri şerefli varlıklar. Diledikleri şekle dönüşerek Yüce Allah'ın emrini yerine getirirler. Mağara yoldaşlarına zaman yolculuğu yaptıran Rakim yoldaşları; İbrahim, Lut, Zekeriyyâ peygambere ve Meryem'e gelen elçilerdir. 

416Buyruğu, emri, hükmü, kararı, 'ol' demesi.



(Âl-i İmrân) 3:46
"Ve kelam eder/konuşur insanlara beşikte417 ve orta/olgunluk yaşında; sâlihlerdendir217."

417Îsâ peygamberi doğuran Meryem onu yüklenerek/kucaklayarak toplumuna getirdi. Meryem'in toplumu önünde Îsâ'yı konuşmadan işaret etmesinden anlarız ki Meryem halen doğumda adamış olduğu konuşmama savmında/orucundadır. Bu da bizlere Îsâ peygamberin doğumunun üzerinden henüz sayılı günlerin geçtiğini gösterir. Anlarız ki Îsâ peygamber bir mucize olarak beşikte gerçek anlamda konuşmuştur. 

217Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapanlar.


(Âl-i İmrân) 3:47
Dedi (Meryem): "Rabbim4! Nasıl olur bana bir çocuk; ve asla temas etmez* bana bir beşer"; dedi: "İşte böyledir; Allah yaratır dilediğini; karara bağladığı zaman bir emri; öyle ki ancak der ona: "ol!"; öyle ki olur o."

4Efendi, komuta eden.

*Gramer olarak geniş zaman geldiği için öncesi ve sonrasını da kapsar. Meryem'e bir beşer dokunmadan gebe kalacaktır.

(Âl-i İmrân) 3:48
Ve bildirir* ona (Îsâ'ya) kitabı ve hikmeti303; ve Tevrât'ı** ve İncîl'i**

Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır. Daha detaylı inceleme aşağıdaki makaleden okunabilir.

Hikmetli kitap, hikmet içeren kitap: Kur'an.

*Bilir yapar onu.

**Tevrât, İncîl ve Kur'an'ın özü Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam'dır. Resûllerin dini olmaz.


(Âl-i İmrân) 3:49
Ve bir resûldür418 İsrâîloğullarına197; (der) "ki ben muhakkak geldim sizlere Rabbinizden4 bir ayetle287; ki ben yaratırım sizlere ıslak topraktan kuş şekli gibi (bir şey); öyle ki üflerim onun içine; öyle ki olur bir kuş419 Allah'ın izniyle; ve iyileştiririm doğuştan körü ve cüzzamı/leprayı419; ve diriltirim/canlandırırım ölüleri419 Allah'ın izniyle; ve haber veririm sizlere yediğinizi ve depoladığınızı evlerinizde419; doğrusu bundadır mutlak ayetler237 sizlere; eğer olduysanız müminler27."
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

4Efendi, komuta eden.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

419Îsâ peygamberin göstermiş olduğu mucizeleri.

Îsâ'ya verilen bu mucizeler mutlak ki Yüce Allah'ın izni ve yetkisiyle gerçekleşmiştir.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Âl-i İmrân) 3:50
"Ve bir musaddık140 (olarak) Tevrât’tan iki eliniz arasındakine; ve helal kılmak için sizlere bazısını ki haram kılındı üzerinize421; ve geldim sizlere Rabbinizden4 bir ayetle287; ve takvalı21 olun Allah’a; ve itaat edin bana420."

140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici. 

421Resûllerin kendi dinleri olmaz. Kendi helalleri ve kendi haramları olamaz. Nasıl ki kendi mucizeleri olamayacağı gibi. Yüce Allah'ın İslam dini asla değişmez. Ancak dinden şeriat değişebilir. Yahudilere hayvanların iç yağı haram edilmişti. Kur'an bu haramı helal kıldı. Haram ve helal etme yetkisi sadece Yüce Allah'ın uhdesindedir. Sadece kutsal kitapların uhdesindedir. Yüce Allah tarafından tamamı zan olan hadislerin/söylentilere bir yetki verilmemiştir.   

4Efendi, komuta eden.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

420Yüce Allah resûllerin getirdiğine yani kutsal kitaplara itaat etmemizi emretmiştir. Kendilerine değil. Îsâ'ya itaat etmemiz de emredilmiştir. Demek ki resûl Muhammed'e itaat etmek onun adına uydurulmuş, tamamı zan olan söylentilere/hadislere itaat etmek değildir. Ehli sünnete tabi olmuş kimseler şunu iyice düşünsün; resûle itaat etmeyi kutsal kitaplar haricinde söylentilere/hadislere itaat olarak algılıyorlarsa Îsâ'nın sünnetine de tabi olmaları gerektiğini bilsinler. Hristiyanlıkta Îsâ adına uydurulmuş birçok söylenti/hadis mevcuttur. Mûsâ adına uydurulmuş Talmud kitabına uymaları gerektiğini bilsinler.     

(Âl-i İmrân) 3:51
"Doğrusu Allah Rabbimdir4; ve Rabbinizdir4; öyle ki kulluk46 edin ona; budur dosdoğru yol."

4Efendi, komuta eden.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  


(Âl-i İmrân) 3:52
Öyle ki ne zaman hissetti Îsâ onlardan küfrü422; dedi: "Kimdir yardımcılar bana; Allah’a doğru423; dediler havariler: "Bizleriz yardımcılar423 Allah’a; iman47 ettik Allah'a; ve şahit/tanık ol (sen) ki bizler müslimiz45."
422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  423Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam dinine yardım etmek. İslam'ı insanlara anlatmak, yaymak, duyurmak, bilgilendirmek. Sadece Kur'an deyip bu yolda yine kitapla yani Kur'an'la mücadele etmek.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     


(Âl-i İmrân) 3:53
"Rabbimiz4! İman47 ettik indirdiğine*; ve tabi424 olduk resûle (Îsâ'ya); öyle ki yaz bizi şahitlerle/tanıklarla** birlikte."

4Efendi, komuta eden.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

424Resûllere tabi olmak onların getirmiş olduğu kutsal kitaplara tabi olmaktır. Kutsal kitapların astından tamamı zan olan söylenti/hadis kitaplarına tabi olmak resûllere tabi olmak değildir. Yahudiler Tevrât'ın astından Talmud söylentilerine tabi oldular. Hristiyanlar da İncîl'i bırakıp hikayelere tabi oldular. Kendilerini müslüman zanneden milyarlarca insan da şerefli Kur'an'ı terk edip onun astından hadis/söylenti kitaplarına tabi olarak müşrik oldular.  

*İncîl'e

**Kutsal kitapların Yüce Allah katından olduğuna ve resûllerin de O'nun elçisi olduğuna tanık olanlar/şahit olanlar.



(Âl-i İmrân) 3:54
Ve yanılttılar/aldattılar; ve yanılttı/aldattı Allah (da) (onların yanıltmasını/aldatmasını); ve Allah hayırlısıdır/iyisidir yanıltanların/aldatanların425.
425Kötüye yönelik aldatmaları/yanıltmaları zıt yanıltmalar/aldatmalar yaparak hayra ve iyiliğe dönüştürmesi. Yüce Allah asla kötülük etmez, planlamaz. Her zaman hayır ve iyiliğin kaynağıdır. Aldatma ve yanıltmalara karşı da tepkisiz kalmaz. Onları herkesin (aldatanların ve yanıltanları da) hayrına/iyiliğine olacak şekle dönüştürür.  



(Âl-i İmrân) 3:55
Dediği zaman Allah: "Ey Îsâ! Doğrusu ben vefat ettirenim seni; ve yükseltenim seni bana doğru; ve temizleyenim seni kâfirlik25 etmiş kimselerden; ve yapanım sana tabi olmuş kimseleri kâfirlik25 etmiş kimselerin üstünde, kıyamet gününe148 kadar; sonra banadır dönüşünüz; öyle ki hükmederim aranızda kendisinde ihtilafa düşer olduğunuzda."

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 


(Âl-i İmrân) 3:56
Öyle ki kâfirlik25 etmiş kimselere gelince; öyle ki azap ederim426 onlara şiddetli bir azap (-la) dünyada ve ahirette*; ve yoktur onlara hiçbir yardımcı.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

426Yüce Allah azabı hak etmiş nefsi azaptan kurtarmayarak azap eder. Nefis kendine zulmetmiş ve kendine azap etmiştir. Yüce Allah durup dururken bir nefse azap edici asla değildir.  

*Kâfirlik etmiş kimselerin azabı dünyada başlar. Ahirette devam eder.

(Âl-i İmrân) 3:57
Ve iman47 etmiş; ve sâlihâtı18 yapmış kimselere gelince; tastamam verir (Allah) onlara ecirlerini820; ve Allah sevmez zalimleri257.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

820Ödül, mükafat.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Âl-i İmrân) 3:58
İşte böyledir; okuruz onu sana ayetlerden* ve hikmetli427 zikirden78**.

427Hüküm içeren zikir. Hikmetli Kur'an. Kur'an'ın hikmetli olduğunu, hüküm içeren ayetler içerdiğini işaret eder.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Kur'an ayetlerinden. Hikmetli zikirle arasındaki 'vav' bağlacı vurgulama amaçlıdır.

**Hikmetli Kur'an'dan.


(Âl-i İmrân) 3:59
Doğrusu Îsâ’nın misali Allah'ın indinde/katında; misali gibidir Âdem'in429; yarattı onu (Âdem'i) turâbinden428; sonra dedi ona: "Ol*!"; ve olur** o.

429Meryem Îsâ'ya bir baba olmadan gebe kalmıştı. Bu durum Meryem'in gerçek bir hermafrodit birey olmasıyla gerçekleşmiştir. Meryem hem 46 XX hem de 46XY hücrelerine sahip bir bireydi. Ayetten anlarız ki Âdem de benzer durumda doğmuştur. Âdem'i doğuran kadının Meryem gibi gerçek bir hermafrodit birey olduğu net bir şekilde anlaşılır.

Îsâ ve Âdem benzeşmesinin matematiksel bir mucizesi daha vardır. Kur'an'da 25 kez Âdem, 25 kez Îsâ kelimesi geçer. Bu da Rabbimizin bir mucizesidir.

Âdem ve Îsâ’nın durumu: 25 Âdem-25 Îsâ

428Toz. Yıldız tozu. Nötron/Pulsar yani Tarık yıldızlarını oluşturan süpernova patlamalarında uzaya saçılan gaz ve toz bulutları. İnsan yaratılışı için gerekli tüm atomları içeren bu turâbin Güneş sistemimizi oluşturacaktır.

İnsanın topraktan yaratılması; ‘tînin’, ‘turâbin’, ‘salsâlin’ geçişleri; karbon (C12) ve azot (N14) atomları; çıngırdayan/tıngırdayan moleküller; 'turâbin' yıldız tozu.


*Meryem'in gebe kalmasında da Yüce Allah 'Ol!' demişti. Îsâ Yüce Allah'ın bir kelimesidir. 'Ol!'

**Geniş zaman gelmesi sürecin sürekliliğine bir işaret olabilir.


(Âl-i İmrân) 3:60
Hak/gerçek Rabbindendir4; öyle ki olma kuşkulananlardan.

4Efendi, komuta eden.


(Âl-i İmrân) 3:61
Öyle ki kim hac376 etti sana onda (Kur’an’da) ilimden sana gelenden sonrasında; öyleyse de ki: "Gelin davet edelim oğullarımızı ve oğullarınızı; ve kadınlarımızı ve kadınlarınızı; ve nefislerimizi201 ve nefislerinizi201; sonra beddua edelim; öyle ki yapalım Allah'ın lanetini yalancıların üstüne."
376Delillerle tartışma.

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Âl-i İmrân) 3:62
Doğrusu bu mutlak ki onun (Îsâ'nın) hak/gerçek kıssasıdır430; ve yoktur hiçbir ilâh74 Allah dışında; ve doğrusu Allah; O’dur Azîz37; Hakîm9.
430Anlatı, öykü.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Âl-i İmrân) 3:63
Ve eğer yüz çevirdilerse; öyle ki doğrusu Allah bilendir fesatçıları265.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.


(Âl-i İmrân) 3:64
De ki: "Ey kitap ehli135! Yapışalım bir kelimeye* (ki) aynı seviyededir/farksızdır bizim aramızda ve sizin aranızda; ki kulluk etmeyelim Allah dışında; ve ortak koşmayalım O'na bir şey; edinmesin bir kısmımız bir kısmı Allah'ın astından rabler4; öyle ki eğer yüz çevirdilerse öyle ki deyin: "Şahit/tanık olun ki bizler müslimiz45."

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

4Efendi, komuta eden.

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

*Tek tanrıcı, monoteist, haniflik öğretisi.

(Âl-i İmrân) 3:65
Ey kitap ehli135! Neden hac376 edersiniz İbrahim hakkında; ve indirilmiş değildi Tevrât ve İncîl; ancak ondan (İbrahim’den) sonradır; öyle ki akletmez562 misiniz?

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

376Delillerle tartışma.562İslâm akıl dini değil nakil dinidir diyenlerin vay haline. Yaratılış özelliğimiz olan beyni çalıştırmak, doğruyu yanlıştan ayırmak için beyin hücrelerini bir bilgisayar işlemcisi gibi çalıştırmak, kullanmak. Her şeyi mantık süzgecinden geçirmek. Beynin onayına sunmak. Fikir yürütmek.

(Âl-i İmrân) 3:66
Hadi ki sizler; şunlar (ki) hac376 ettiniz onun (İbrahim’in) hakkında sizlerdeki bir ilim/bilgi (-yle); öyle ki neden hac376 edersiniz onun (İbrahim’in) hakkında sizlere bir ilim/bilgi olmayanda; ve Allah bilir; ve sizler bilmezsiniz.
376Delillerle tartışma.

(Âl-i İmrân) 3:67
Olmuş değildi İbrahim bir Yahudi; ne de bir Hristiyan; velakin/fakat olmuştu hanîf117 bir Müslüman431; ve olmuş değildi müşriklerden36.

117Dönen, eğilen. Hakka gerçeğe doğru dönen/eğilen. Çoğunluğun uymuş olduğu atalar dinini terk ederek tek tanrıcı, monoteist, Yüce Allah'a şirksiz iman eden olan. 

431Müslim (Müslümanlar) kelimesinin tekil hali. Yüce Allah'ın gerçek İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) tabi olmuş olan. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah ile arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.


(Âl-i İmrân) 3:68
Doğrusu insanların İbrahim'e daha yakını mutlak kimselerdir (ki) tabi oldular ona (İbrahim’e); ve bu nebidir132 (Muhammed); ve kimselerdir (ki) iman47 ettiler; ve Allah velisidir28 müminlerin27.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Âl-i İmrân) 3:69
İstedi kitap ehlinden135 bir tayfa; keşke dalalete128 sürüklesinler* sizleri; ve dalalete128 sürükler değillerdir kendi nefisleri201** dışında; ve değillerdir farkına varırlar/anlarlar**.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Sadece Kur'an demekten uzaklaştırıp kendi Talmud benzeri kitaplara tabi etmek. Kendi sapkın yolları olan müşrikliğe sürüklemek.

**Kendi nefislerini saptırırlar. Bu sapkınlıklarının da farkında değillerdir. Talmud kitaplarına gönülden iman ederler. Sapkınlıklarında samimidirler.


(Âl-i İmrân) 3:70
Ey kitap ehli135! Neden kâfirlik25 edersiniz Allah'ın ayetlerine; ve sizler şahit/tanık olursunuz* (da buna).

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Yüce Allah'ın ayetleri olan Tevrât'a tanık/şahit de oldunuz. Helen de oluyorsunuz.

(Âl-i İmrân) 3:71
Ey kitap ehli135! Neden giydirirsiniz hakka/gerçeğe batılı199; ve gizlersiniz hakkı/gerçeği; ve sizler bilirsiniz (de).

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

199Gerçek olmayan, geçersiz, temelsiz, asılsız.


(Âl-i İmrân) 3:72
Ve dedi bir tayfa kitap ehlinden135: "İndirilmişe* iman47 edin; iman47 etmiş kimselere karşı gündüzün yüzünde; ve kâfirlik25 edin sonunda (gündüzün); belki onlar dönerler."

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Kur'an.

(Âl-i İmrân) 3:73
"Ve iman47 etmeyin kimse dışında (ki) tabi oldu sizin dininize122"; de ki: "Doğrusu doğru yola kılavuz Allah'ın doğru yola kılavuzlamasıdır"; ki verilir birine misli870 sizlere verilenin* ya da hac376 ederler sizlere Rabbinizin4 indinde/katında; de ki: "Doğrusu fazl202 Allah'ın elindedir; verir onu dilediği kimseye; ve Allah Vâsi’dir297; Alîm’dir8."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.376Delillerle tartışma.

4Efendi, komuta eden.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

297Genişleten, enginleştiren, hacim kazandırarak büyüten.

8Bilen.

*Tevrat ve İncîl'in.

(Âl-i İmrân) 3:74
Has kılar* rahmetini271 (Allah) dilediği kimseye; ve Allah Zul** Fadlil285 Azîm94'dir286.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

285Fazlalık, bolluk, çokluk; bunları bolca veren.

94Büyük/azametli.

286Çok azametli/büyük fazlalık, bolluk, çokluk sahibi.  

*Özgüler.

**Sahibidir.


(Âl-i İmrân) 3:75
Ve kitap ehlinden135 kimse (ki) eğer emanet edersen ona kantarla/yığınla; getirir/ulaştırır onu sana; ve onlardan kimse (ki) eğer emanet edersen bir dinar; getirmez/ulaştırmaz sana ancak daima/sürekli durursun üzerine onun bir dikilme (-yle); işte bu onların demelerindendir (ki) "yoktur bizlere ümmilerde277* bir yol**"; ve derler Allah'a karşı yalan; ve onlar bilirler (de).

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

277Kutsal kitapları anlayarak okumayan ya da okuyamayan. Günümüzde kendilerini müslüman sanan milyarlarca insan kendi dillerinde okuma yazmaya sahip olsalar da Kur'an'a ümmidirler. Kur'an'ı anlamadan yüzünden okuyanların hepsi ümmidir. Kur'an'ın anladığı dilde tercümesini okuyanlar ümmi sınıfına girmezler.  

*Tevrat ve İncîl'e ümmi olanlar. Yahudiler Yahudi olmayanları 'Goy, Goyim' olarak tanımlamıştır. Akılsız, donuk, aptal, kalpsiz, kaba anlamına gelen aşağılayıcı bir terimdir. 

**Onlarla ortak bir yolumuz olmaz. Allah bizleri onlara karşı yaptıklarımızdan sorumlu tutmaz.


(Âl-i İmrân) 3:76
Evet! Kim tastamam yerine getirdi ahdini187; ve takvalı21 oldu; öyle ki doğrusu Allah sever takva21 sahiplerini.

187Resullerle Yüce Allah’ın yani O’nun kutsal kitaplarının arasını ayırmama. Yüce Allah’ın tek dini olan İslam’ı parçalara bölmeme. Resulleri kutsal kitaplardan ayırmama. Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzu's Sâlihîn gibi insan söylentileriyle/hadislerle, zan içeren kitaplar aracılığıyla resulleri kutsal kitaplardan ayırmama. Resullerle Yüce Allah’ın arası ayrılmışsa bunu birleştirme. Sadece kutsal kitaplara dönme. Sadece Kur’an deme.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.


(Âl-i İmrân) 3:77
Doğrusu kimseler (ki) satarlar Allah'a (olan) ahitlerini198 ve yeminlerini az bir ücrete; işte bunlar; yoktur bir pay onlara ahirette; kelam etmez* onlara Allah; bakmaz** onlara doğru kıyamet günü; ve artırmaz/saflaştırmaz onları; ve onlaradır elim/acıklı bir azap.

198Resullerle Yüce Allah’ın yani O’nun kutsal kitaplarının arasını ayırmama. Yüce Allah’ın tek dini olan İslam’ı parçalara bölmeme. Resulleri kutsal kitaplardan ayırmama. Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzu's Sâlihîn gibi insan söylentileriyle/hadislerle, zan içeren kitaplar aracılığıyla resulleri kutsal kitaplardan ayırmama. Resullerle Yüce Allah’ın arası ayrılmışsa bunu birleştirme. Sadece kutsal kitaplara dönme. Sadece Kur’an deme.

*Konuşmaz, iletişim kurmaz. Resûller göndermez.

**Çağrılarına/dualarına cevap vermez.


(Âl-i İmrân) 3:78
Ve doğrusu onlardan mutlak bir fırka/grup eğip bükerler dillerini* kitaba**; sanmanız için onu (sözü/hadisi) kitaptan**; ve o (söz/hadis) değildir kitaptan**; ve derler o (söz/hadis) Allah'ın indinden/katındandır ; ve (oysa) değildir o (söz/hadis) Allah'ın indinden/katından; ve derler (o sözle/hadisle) Allah'a karşı yalan; ve onlar bilirler (de).

*Dilleriyle söz/hadis söylerler. Kutsal kitaplara alternatif olarak kendi elleriyle yazdıkları sözleri/hadisleri (Talmud vb.) söylerler. Allah adına yalanlar içeren, Allah'ın katındandır dedikleri uyduruk kitapları söylerler. Kendilerine Kur'an verilen kimseler de bu ayete direkt olarak muhataptır. Kur'an'a tabi olduklarını düşünen çoğu kimse Kur'an yerine hadis/söylenti kitaplarını Kur'an'la eş tutmuşlar ve müşrik olmuşlardır. 

**Tevrât'a ve/veya İncîl'e.


(Âl-i İmrân) 3:79
Olmuş değildir bir beşer432 için ki verir ona Allah kitap ve hikmet303; ve nebilik132; sonra der (o beşer) insanlara: "Olun kullar46 bana Allah’ın astından"; velakin/ancak (der o beşer) "Olun Rabbe4 kullar; kitaba* talim433 eder/öğretim yapar olduğunuzla; ve ders434 yapar olduğunuzla"
432İnsanoğlu.

Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır. Daha detaylı inceleme aşağıdaki makaleden okunabilir.

Hikmetli kitap, hikmet içeren kitap: Kur'an.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

4Efendi, komuta eden.

433Kur'an öğretmek, Kur'an öğrenmek. Yüce Allah bizlere Kur'an'ı öğrenip öğretmemizi emretmiştir. Bak. 3:79. Kur'an'a talim etmek onun ayetlerini anlamakla olur. Arapçasını yüzünden anlamadan okumak ve sevap beklemek şeytanın büyük bir tuzağıdır. Kur'an'ı öğretip öğrenmek Yüce Allah'a nasıl kulluk edileceğini öğretir. Bak. 3:79

434Yüce Allah'ın bir emridir. Bak. 3:79. Kur'an ayetlerini analitik olarak incelemek. Ayetler üzerinde derinlemesine düşünmek. Kur'an'ı bir bütün olarak çalışmak. Bir okulda matematik dersi yapar gibi Kur'an dersleri yapmak. Bu derslerde Kur'an öğrenmek, öğretmek. Kur'an çalışmak ayetlerin anlamlarını idrak etmekle olur. Anlamadan Arapçasından yüzünden okumak şeytanın büyük bir tuzağıdır. Kur'an'ı ders olarak çalışmak Yüce Allah'a nasıl kulluk edileceğini öğretir. Bak. 3:79

6:105 ayetinde ayetler üzerinde ders çalışmamız gerektiği resûl Muhammed üzerinden işaretle verilmiştir. Resûl Muhammed'in kalp ve beyin sinir hücrelerine Kur'an indirildi. Bizler ise Kur'an'ı ders çalışarak kalbimize ve beynimize yazmalıyız. 


*Kur'an'a.

(Âl-i İmrân) 3:80
Ve emretmez (o beşer) sizlere ki edinin melekleri133 ve nebileri132 rabler435; emreder mi size küfrü422 sizlerin müslim45 olmasından sonra?

133Yüce Allah'ın indinde/katında olan; Levh-i Mahfuz'un tamamına erişim yetkisi olan Cibrîl benzeri şerefli varlıklar. Diledikleri şekle dönüşerek Yüce Allah'ın emrini yerine getirirler. Mağara yoldaşlarına zaman yolculuğu yaptıran Rakim yoldaşları; İbrahim, Lut, Zekeriyyâ peygambere ve Meryem'e gelen elçilerdir. 

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

435Yüce Allah'ın uyarısı asla boşuna değildir. İnsanların nebileri bir zaman Rabler edineceğini bilen Rabbimiz bizleri uyarmaktadır. Îsâ'yı Rab edinen Hristiyanlar olacağını, Muhammedi Rab edinen kimseler olacağına Rabbimiz bilmiştir. Günümüzde sadece Kur'an demeyen, sadece Kur'an'a teslim olmayan ancak kendisine müslümanım diyen herkes müşriktir. Rab kelime anlamı olarak 'efendi' demektir. Peygamber efendimiz/rabbimiz buyurduk ki diye başlayan, tamamı zan olan söylentilere/hadislere tabi olanların tamamı kâfir olmuştur, küfretmiştir.   422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     


(Âl-i İmrân) 3:81
Ve aldığı zaman Allah nebilerin132 mîsâkını281; (dedi Allah): "Mutlak verdiğime sizlere kitaptan ve hikmetten303; sonra geldi sizlere musaddık140 bir resûl418 yanınızdakine*; mutlak iman47 edersiniz ona (resûle); ve mutlak yardım edersiniz ona (resûle)"; dedi (Allah): "İkrar/kabul ettiniz mi ve aldınız mı üzerinize bunu, antlaşmamı?"; dediler: "İkrar/kabul ettik"; dedi (Allah): "Öyleyse tanık/şahit olun; ve ben (de) yanınızdayım şahit/tanık olanlardan."

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır. Daha detaylı inceleme aşağıdaki makaleden okunabilir.

Hikmetli kitap, hikmet içeren kitap: Kur'an.

140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici. 

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Verilen hikmetli kutsal kitaba.


(Âl-i İmrân) 3:82
Öyle ki kim yüz çevirdi sonrasında bunun; öyle ki işte bunlar; onlardır fâsıklar38.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.


(Âl-i İmrân) 3:83
Öyle ki Allah'ın dininden437 gayrisine/başkasına mı bakınırlar? Teslim oldu kimse436 göklerdeki162 ve yerdeki; gönüllü* ve kerhen697; ve O'na döndürülürler.

437İslam. Sadece kutsal kitaplara teslim olma. Kutsal kitaplar haricinde dinde kaynak kabul etmemek. Kutsal kitaplarda ne varsa uymak. Kutsal kitapların astından hadis/söylenti kitapları edinmemek. Kur'an'ı terk edilmiş bırakmamak.  

436Şerefli Kur'an'da akıllı/bilinçli uzaylı varlıkların/canlıların mevcut olduğu 1400 yıl öncesinden bildirilmiştir. Bu varlıklar öte gezegenlerde 'exoplanets' yaşarlar. Kendi Güneşleri vardır. Sabah ve akşamları vardır. Gölgeleri de vardır. Bu da bizlere maddeden yaratıldıklarını net bir şekilde gösterir.  

‘Men’ ‘مَن’ zamirinin bilinçleri olan, akıllı varlıkları işaret etmesi üzerine yapılan bir analiz: Evrenimizde bizden başka yaşayan akıllı/bilinçli varlıklar var mı? Yüce Allah'ın katındaki kimseler kim?

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

697İstemeyerek, istemeye istemeye, gönülsüz olarak, tiksinerek, iğrenerek.

*İsteyerek.


(Âl-i İmrân) 3:84
De ki: "İman47 ettik Allah'a; ve üzerimize indirilmişe* ; ve indirilmişe İbrahim'e; ve İsmâîl’e; ve İshâk'a; ve Yakûb'a; ve torunlara; ve verilmişe Mûsâ’ya**; ve Îsâ’ya***; ve nebilere Rablerinden4; fırkalara bölmeyiz/ayırmayız438 arasını birinin onlardan; ve bizler O'na müslimiz45.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

4Efendi, komuta eden.

438Müşrikliği en belirgin ayırıcı tanı testi müşriklerin nebilerden birisinin arasını diğerlerinden ayırmasıdır. Yüce Allah'ın apaçık emri varken bu kimseler nebileri yarıştırırlar. Hristiyanlar Îsâ peygamberi haşa Yüce Allah'ın oğlu hatta kendisi kabul ederler. Meryem'e tanrıyı doğuran unvanı vermeye kalkarlar. Kendilerini müslüman sanan ancak müşrik olan çoğunluksa Muhammed peygamberi haşa Yüce Allah'ın sevgilisi yaparlar. Kur'an'ı anlayarak okumamak ne büyük bir gaflettir.

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

*Kur'an'a.

**Tevrat.

***İncîl.


(Âl-i İmrân) 3:85
Ve kim bakındı/aradı İslam'dan218 gayri/başka bir din122; öyle ki asla kabul edilmez ondan; ve o (kimse) ahirette hüsrana uğrayanlardandır.

218Yüce Allah'ın biricik ve tek dini. Ahirette kabul edilecek tek din. İslam teslimiyet demektir; Yüce Allah ile insanın arasında yapılmış olan mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye teslim olmak, uymaktır demektir. Antlaşmayı bozmamaktır. Kutsal kitaplar bizlere işte bu antlaşmayı hatırlatır. Kısacası İslam sadece Kur'an demektir.

Günümüzde milyarlarca insan kendisini müslüman sanmakta ve İslam dininde olduklarını, islam olduklarını iddia etmektedirler. Oysa büyük bir yanılgı içindedirler. Kur'an'la yakından uzaktan ilgisi olmayan, tamamı zan olan söyletilerle/hadislerle uydurulmuş bir din asla ama asla Yüce Allah'ın İslam dini değildir. İslam girmek için ilk şart söylentileri/hadisleri terk etmek ve sadece Kur'an'a tabi olmaktır.     

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.


(Âl-i İmrân) 3:86
Nasıl doğru yola kılavuzlar Allah bir kavmi/toplumu? (ki) kâfirlik25 ettiler imanları47 sonrası; ve şahit/tanık oldular ki resûl418 bir haktır/gerçektir; ve geldi onlara beyanatlar226; ve Allah doğru yola kılavuzlamaz zalimler257 kavmini/toplumunu.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Âl-i İmrân) 3:87

İşte bunlar; cezasıdır onların ki üzerlerinedir laneti280 Allah'ın; ve meleklerin48; ve insanların; topluca.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.


(Âl-i İmrân) 3:88
Ölümsüzlerdir185 orada*; hafifletilmez onlardan azap; ve onlar gözetilmezler**.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Cehennemde.

**İlgilenilmez onlarla.


(Âl-i İmrân) 3:89
Dışındadır kimseler (ki) tevbe33 ettiler bunun sonrasında; ve ıslah316 oldular; öyle ki doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.

33Dönmek, vazgeçmek.

316Düzelmek, iyileşmek.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Âl-i İmrân) 3:90
Doğrusu kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler imanları47 sonrası; sonra ziyade ettiler/artırdılar küfrü422; asla kabul edilmez tevbeleri33 onların; ve işte bunlar; onlardır dalalet128 içinde olanlar.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

33Dönmek, vazgeçmek.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.


(Âl-i İmrân) 3:91
Doğrusu kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler; ve öldüler; ve onlar kâfirler25 (olarak); öyle ki asla kabul edilmez birisinden dünya dolusu altın; ve eğer fidye verse bile onu; işte bunlar; onlaradır elim/acıklı bir azap; ve yoktur onlara hiçbir yardımcı.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Âl-i İmrân) 3:92
Asla nail* olmazsınız erdemliliğe444 ta ki infak6 edersiniz sevdiğinizden; ve infak6 ettiğinizi bir şeyden öyle ki doğrusu Allah bilendir onu.
444İnsanın ruhsal olgunluğu, iyi ahlaklı, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk vb. niteliklerin genel adı; fazilet.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

*Erişmiş, ele geçirmiş, başarmış, kazanmış, ulaşmış.

(Âl-i İmrân) 3:93
Yiyeceklerin hepsi helal olmuştu İsrâîloğullarına197 -dışındadır haram kılmış olduğu İsrâîl'in445 kendi nefsine201- önceden ki indirildi Tevrât*; de ki: "Öyle ki gelin Tevrât’la; öyle ki okuyun onu**; eğer olduysanız sâdıklar182."

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

445Resûl de olsa bir kimsenin Yüce Allah adına haram ve/veya helal koyma yetkisi asla yoktur. 3:93 ayeti bir delildir.  Yüce Allah'ın Tevrât öncesi İsrâîloğullarına tüm yiyecekleri helal kıldığını anlıyoruz. İsrâîl'in (Yakûb'un) kendi nefsi (sadece kendisi) adına bir şeyi yemediğini, bir şeyi haram kıldığını anlıyoruz.  İsrâîl'in (Yakûb'un) kendisine neyi haram ettiğini ve neden haram ettiğini bilmemiz tam olarak mümkün değildir. Ancak bilmemiz gereken şey vahye muhatap olan insanların İsrâîl'in (Yakûb'un) uygulamasına tabi olmak zorunda olmamalarıdır. İnsanlar sadece vahye muhataptır. Vahy ne emrettiyse ona uyarlar. Tevrât öncesi İsrâîloğulları  tüm yiyecekleri helal olarak yemiştir. İsrâîl'in (Yakûb'un) yaşlı ve hastalıklı olduğunu Kur'an'dan anlıyoruz. Belki de sağlığına kötü geldiği düşündüğü bir şeyi kendisine haram kılmıştır. Bizi ilgilendiren bir şey değildir.  

201Benlik, kişilik, öz varlık.

182Doğrular, dürüstler.

*Tevrât yiyeceklerin tümünün helal olması hükmünü değiştirmiştir. Tevrât'la birlikte yiyeceklerde Yüce Allah tarafından haram kılınanlar olmuştur. Hayvanların iç yağlarının haram edilmesi gibi. Haram-helal kılma yetkisi sadece kutsal kitaplardadır.

**Tevrât'ta İsrâîloğullarına önceden tüm yiyeceklerin helal kılınmış olduğu yazmaktadır. 


(Âl-i İmrân) 3:94

Öyle ki kim uydurdu/türetti402 Allah'a karşı yalan*; sonrasında bunun**; öyle ki işte bunlar; onlardır zalimler257.

402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Helal-haram konusunda kutsal kitaplarda olmayan hükümleri peygamberin sünneti adı altında Yüce Allah'ın emir ve yasaklarıymış gibi sunmak. 

**Kutsal kitapların inmesinden sonra.


(Âl-i İmrân) 3:95
De ki: "Doğru söyledi Allah"; öyleyse tabi olun bir hanîf117 (olan) İbrahim'in milletine; ve olmuş değildi (o) müşriklerden.

117Dönen, eğilen. Hakka gerçeğe doğru dönen/eğilen. Çoğunluğun uymuş olduğu atalar dinini terk ederek tek tanrıcı, monoteist, Yüce Allah'a şirksiz iman eden olan. 


(Âl-i İmrân) 3:96
Doğrusu evveli/ilki evin446 (ki) kuruldu insanlara Bekke'dekidir; mübarek139 kılınmış ve bir doğru yola kılavuzdur alemlere.

446Kur'an'a göre kendisine kitap indirilen ilk nebi İbrahim'dir. İbrahim'e indirilen bu kutsal kitabın öğrenilmesi ve öğretilmesi için inşa edilen ilk ev. Bu evde insanlar salât ettiler. Vakitli bir şekilde (sabah-akşam) İbrahim'e indirilen kitabı çalıştılar. Ders yaptılar. Tek tanrıcı oldular.  

  

139Bereketli, uğurlu.


(Âl-i İmrân) 3:97
Ondadır beyanlı352 ayetler237; İbrahim'in makamı448 (-nda); ve kim girdi ona (makama), olmuştur o (kimse) emin447; ve Allah’adır (Allah içindir) insanlar üzerine beyt/ev446 haccı327* kimseye (ki) güç yetirebildi onun üzerine bir yol**; ve kim kâfirlik25 etti; öyle ki doğrusu Allah alemlerden Ganiyy’dir106.

352Apaçık deklere edilmiş, bildirilmiş, kanıtlı/delilli olarak ortaya çıkmış.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

448İbrahim'in dini öğretisi olan tek tanrıcı din için yaratılış özelliği olan beynin ayağa kalkma/dikelme yeri. Bilincin ayağa kalktığı, dik durduğu yer.

447Emin kelimesi şüphenin ortadan kalktığı durumları işaret eder. Türkçede 'Bunun doğru olduğuna emin misin?' deriz. Sadece kutsal kitap öğretilerinin yapıldığı bu evde olanlar delillerle yapılan hac/tartışma sonrası ikna olarak tek tanrıcı olurlar. Yüce Allah'ın varlığı ve birliği konusunda emin olurlar. Şüpheleri kaybolur. Kutsal kitapların Yüce Allah katından geldiğine kesin emin olurlar. 

446Kur'an'a göre kendisine kitap indirilen ilk nebi İbrahim'dir. İbrahim'e indirilen bu kutsal kitabın öğrenilmesi ve öğretilmesi için inşa edilen ilk ev. Bu evde insanlar salât ettiler. Vakitli bir şekilde (sabah-akşam) İbrahim'e indirilen kitabı çalıştılar. Ders yaptılar. Tek tanrıcı oldular.  

  

327Kur'an ayetlerinin delillerle tartışıldığı, öğrenildiği; belirlenmiş bir mekanda ve zamanda gerçekleştirilen, önceden duyurusu yapılan toplanma, bir araya gelme; kongre.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

106Zengin.

*İbrahim'e indirilen kutsal kitapla. Kur'an'ın özünü içeren.

**Yöntem, ilerleyiş şekli.


(Âl-i İmrân) 3:98
De ki: "Ey kitap ehli135! Niçin kâfirlik25 edersiniz Allah'ın ayetlerine? Ve Allah bir tanıktır/şahittir yaptığınız üzerine."

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Âl-i İmrân) 3:99
De ki: "Ey kitap ehli135! Niçin engellersiniz Allah’ın yolundan336 iman47 etmiş kimseyi? Aranırsınız/bakınırsınız bir eğriliğe; ve sizler şahitlersiniz tanıklarsınız (da); ve Allah gâfil310 değildir yaptıklarınızdan."

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.


(Âl-i İmrân) 3:100
Ey iman47 etmiş kimseler! Eğer tabi olursanız bir fırkaya kimselerden (ki) verildiler kitap*; geri çevirirler sizleri imanınızdan47 sonra kâfirlere25.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Kitap ehli.

(Âl-i İmrân) 3:101
Ve nasıl kâfirlik25 edersiniz? Ve sizlere, okunur üzerinize Allah'ın ayetleri389; ve içinizdedir O'nun resûlü*; ve kim tutundu Allah'a; öyle ki muhakkak doğru yola kılavuzlandı; dosdoğru bir yola doğru.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

389Şerefli Kur'an'da 112 numarasız besmele (0. ayet olarak) ve 6234 numaralı ayet olarak toplam 6346 ayet vardır.

*Muhammed.


(Âl-i İmrân) 3:102
Ey iman47 etmiş kimseler! Takvalı21 olun Allah’a; O’nun takvasının21 hakkı (-yla); ölmeyin dışında (ki) ve sizler müslimsiniz45.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     


(Âl-i İmrân) 3:103
Ve tutunun Allah'ın ipine topluca; ve fırkalaşmayın/gruplaşmayın; ve hatırlayın Allah'ın üzerinize (olan) nimetini; olduğunuz zaman düşmanlar/hasımlar; öyle ki birleştirdi (Allah) kalblerinizin arasını; öyle ki sabaha ulaştınız O’nun nimetiyle kardeşler (olarak); ve olmuştunuz ateşten bir hafriyatın/kazının kenarında; kurtardı sizleri (Allah) ondan; işte böyledir; beyan226 eder Allah sizlere ayetlerini389; belki sizler doğru yola kılavuzlanırsınız.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

389Şerefli Kur'an'da 112 numarasız besmele (0. ayet olarak) ve 6234 numaralı ayet olarak toplam 6346 ayet vardır.

(Âl-i İmrân) 3:104
Ve olsun sizlerden bir ümmet/topluluk (ki) davet ederler/çağırırlar hayra doğru; ve emrederler200 marufla291; ve menederler münkerden82; ve işte bunlar; onlardır felaha326 ulaşanlar.

200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek kavramı zorla bir şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla değildir.  

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

82İğrençleştirilmiş, çirkinleştirilmiş. Pasif gelen bir kelimedir. Evrenin kabullerini yani işleyişini bozan uygulamalar mutlak ki çirkinlikle ve iğrençlikle sona erer.  

326Kurtuluş, başarı.

(Âl-i İmrân) 3:105
Ve olmayın kimseler* gibi (ki) fırkalara/gruplara bölündüler450; ve ihtilafa450 düştüler onlara gelen beyanatlar352 sonrasında; ve işte bunlar; mutlak onlaradır büyük bir azap.
450Kendilerine apaçık beyanlı kutsal kitaplar gelmiş olmasına rağmen onları bırakıp hadis/söylenti kitaplarına tabi olanlar. Yahudiler Tevrât yerine Talmud'a, Hristiyanlar İncîl yerine Pavlov'un eliyle yazdığı masallara, kendilerini müslüman sanan çok sayıda insan da şerefli Kur'an yerine hadis kitaplarına tabi olarak mezheplere bölündüler.

352Apaçık deklere edilmiş, bildirilmiş, kanıtlı/delilli olarak ortaya çıkmış.

*Kitap ehlinden kimseler.

(Âl-i İmrân) 3:106

Gündür (ki) ağarır yüzler; ve kararır yüzler; öyle ki yüzleri kararmış kimselere gelince; (denir:) "Kâfirlik25 mi ettiniz imanınızdan47 sonra?; öyleyse tadın azabı kâfirlik25 eder olduğunuzla."

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(Âl-i İmrân) 3:107
Ve yüzleri ağarmış kimselere gelince; öyle ki Allah'ın rahmeti271 içindedirler; onlar orada (cennette) ölümsüzlerdir185.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 


(Âl-i İmrân) 3:108
İşte şunlar; ayetleridir389 Allah’ın; okuruz onu sana hakla/gerçekle; ve Allah arzular/amaçlar değildir alemlere bir zulüm* .
389Şerefli Kur'an'da 112 numarasız besmele (0. ayet olarak) ve 6234 numaralı ayet olarak toplam 6346 ayet vardır. *Acımasızlık, haksızlık.  

(Âl-i İmrân) 3:109
Allah’adır göklerdeki162 ve yerdeki; ve Allah'a doğru döndürülür* emirler351.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

351İş ve oluş. Levh-i Mahfuzdaki (Holografik evren prensibi kapsamında evrenimizi bir üst boyuttan saran 2D zar) rakamlanmış bilginin sicimlere (bak. sicim teorisi) ruh aracılığıyla iletilmesi. Sicimle aldıkları bilgilerle titreşirler ve atom altı parçacıklar oluşur. Evrenimiz ışık hızında çalışan bir 3D yazıcı gibi bilgiden yaratılır, canlanır. *Bir üst boyuttan evrene inen emir/iş ve oluşlar yine bir üst boyuta (Yüce Allah'ın arşına) yükselir. Emir ışık hızındadır.

(Âl-i İmrân) 3:110
Oldunuz insanlar için çıkarılmış hayırlı/iyi bir ümmet305; emredersiniz200 marufla291; ve menedersiniz münkerden82; ve iman47 edesiniz Allah'a; ve eğer iman47 etseydi kitap ehli135; mutlak olurdu bir hayır onlara; onlardandır müminler451; ve ekserisi/çoğu onların fâsıklardır38.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek kavramı zorla bir şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla değildir.  

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

82İğrençleştirilmiş, çirkinleştirilmiş. Pasif gelen bir kelimedir. Evrenin kabullerini yani işleyişini bozan uygulamalar mutlak ki çirkinlikle ve iğrençlikle sona erer.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

451İman etmiş kimselere mümin denir. İman sahibi kimseler demektir. Anlarız ki bu kavram resûllere isnat edilemez. Kişilere isnat edilemez. Sadece kutsal kitaplara tabi olarak tek tanrıcı olmuş kimseler gerçek mümindir. Yüce Allah 3:110 ayetinde bunu işaretini vermiştir. Şerefli Kur'an'a göre kitap ehlinden (başta Yahudiler ve Hristiyanlar olmak üzere kendilerine Kur'an öncesi kitap verilenlerden) azınlık olan kimseler de mümindir. Mümin olmak bir nebiyi ya da resûlü takip etmek değildir. Sadece kutsal kitapları takip etmektir.  

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.


(Âl-i İmrân) 3:111
Asla zarar vermezler sizlere bir eziyet dışında; ve eğer katletseler35 sizleri dönerler sizlere sırtlarını*; sonra yardım edilmezler.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

*Savaşın zorluğuna gelemezler. Sırtlarını dönüp kaçarlar.

(Âl-i İmrân) 3:112
Darbedildi/vuruldu üzerlerine zillet452 bulundukları her nereyse; dışındadır Allah’tan bir ipe453 (tutunmaları) ve insanlardan bir ipe453 (tutunmaları); ve uğradılar Allah’tan bir gazaba; ve darbedildi/vuruldu üzerlerine miskinlik*; işte böyledir**; onların kâfirlik25 eder olmuş olmalarındandır Allah'ın ayetlerine; ve katletmelerindendir35 nebileri132 olmaksızın bir hak; işte böyledir; isyan etmelerindendir; ve sınır aşar olmuş olmalarındandır.
452Alçaklık, aşağılık, hor görülmek.453Yüce Allah'ın ipi onun biricik dini olan İslâm'dır. Sadece kutsal kitaplar demek. Sadece Kur'an demektir. Yüce Allah'ın ipine tutunmuş olan insanlara kulak vermek. Yüce Allah'ın ipine tutunmuş kişileri yönetici belirlemek. Onları hüküm sahibi etmek. Toplumu Yüce Allah'ın ipine tutunmuş kişilerin yönetmesini sağlamak. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

*İmkansızlıktan hareketi kısıtlanmış.

**Yüce Allah'ın kutsal kitaplarına (ayetlerine) kâfirlik etmek, nebileri öldürmek, haksız yere isyan etmek, sınırı aşmak mutlak ki zillet ve miskinlik getirir. 


(Âl-i İmrân) 3:113

Kitap ehlinden135 kıyamda143 bir ümmet305 (ki) olmadılar aynı seviyede/farksız (kitap ehlinden diğerleriyle); okurlar (onlar) ayetlerini454 Allah'ın gece zamanları455; ve onlar secde12 ederler.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

143Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için ayaklanması/hareketlenmesi.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  

455Kur'an'a göre Güneş'in kendisinin ufukta kaybolmasıyla gündüz biter ve gece başlar. Kur'an'da gece kavramı akşamı da içeren bir kavramdır. Güneş'in batması sonrası henüz tam karanlığın çökmediği zaman dilimi akşam olarak işaret edilir. Tam karanlığın çökmesi ise 'gasıkıl leyl' olarak tanımlanır. Akşam salâtı Güneş'in ufuktan kaybolmasıyla başlar ve tam karanlık çökünce biter. Vakitlenmiş salât emrinin ehli kitap için de verildiğini anlamaktayız. Kitap ehlinden bazı müminler Güneş battıktan sonra tam karanlığa kadar (gecenin zamanları) Tevrât'ın ya da İncîl'in ayetlerini anlayarak okumuş, anlayarak çalışmıştır.  

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(Âl-i İmrân) 3:114
İman47 ederler* Allah'a ve ahiret gününe; ve emrederler200 marufla291; ve menederler münkerden82; ve seri/çabuk olurlar hayırda; ve işte onlar456; sâlihlerdendir217.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek kavramı zorla bir şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla değildir.  

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

82İğrençleştirilmiş, çirkinleştirilmiş. Pasif gelen bir kelimedir. Evrenin kabullerini yani işleyişini bozan uygulamalar mutlak ki çirkinlikle ve iğrençlikle sona erer.  

456Kitap ehlinden şirke bulaşmamış, müşrik olmamış yani sadece kutsal kitaplar diyen tek tanrıcı kimseler de vardır.   

217Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapanlar.

*Kitap ehlinden bazı kimseler.


(Âl-i İmrân) 3:115
Ve hayırdan/iyilikten faaliyet yaptıklarına; öyle ki asla kâfirlik* edilmez ona**; ve Allah bilendir muttakileri17.

17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden sakınanlar.

*Örtmek, gizlemek, saklamak.

**Yapılan hayra/iyiliğe.


(Âl-i İmrân) 3:116
Doğrusu kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler; asla kazandırmaz onlara malları ve ne de evlatları Allah’tan bir şey; ve işte onlar; ateş ashâbıdır194; onlar orada* ölümsüzlerdir185.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Cehennemde.

(Âl-i İmrân) 3:117
Bu dünya hayatındaki infak6 ettiklerinin misali/benzeri misali/benzeri gibidir bir rüzgar; içindedir onun bir dondurucu; isabet etti (rüzgar) ekinine bir kavmin/toplumun (ki) zulmettiler kendi nefislerine; öyle ki helak etti (rüzgar) onu (ekini); ve zulmetmiş değildir Allah; velakin/fakat kendi nefislerine zulmederler (onlar).

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  


(Âl-i İmrân) 3:118
Ey iman47 etmiş kimseler! Edinmeyin astınızdan (kimseleri) sırdaş; geri durmazlar onlar bir karıştırmaya*; isterler zorlanmanızı/sıkıntıya düşmenizi; muhakkak ortaya çıktı ağızlarından bir nefret; ve göğüslerinde gizlenen daha büyüktür; muhakkak beyan ettik sizlere ayetleri389; eğer olduysanız akleder.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

389Şerefli Kur'an'da 112 numarasız besmele (0. ayet olarak) ve 6234 numaralı ayet olarak toplam 6346 ayet vardır.*Kafa karıştırma. Akıl bulanıklığına neden olma.

(Âl-i İmrân) 3:119
Hadi ki sizler; şunlar (ki) seversiniz onları; ve (oysa) sevmez onlar sizleri*; ve (sizler) iman456 edersiniz kitaba**; hepsine onun (kitabın)***; ve karşılaştıkları zaman dediler (onlar): "İman456 ettik"; ve boş kaldıkları zaman öfkeden ısırdılar sizlere karşı parmak uçlarını; de ki: "Ölün öfkenizle"; doğrusu Allah bilendir göğüslerin zatîne/özüne.

456Kitap ehlinden şirke bulaşmamış, müşrik olmamış yani sadece kutsal kitaplar diyen tek tanrıcı kimseler de vardır.   

*Sizler sevseniz de onlar sizi sevmezler.

**Kutsal kitaba.

***Tüm kutsal kitaplara.


(Âl-i İmrân) 3:120
Eğer dokunsa sizlere bir güzellik; kötülük verir (güzellik) onlara; ve eğer dokunsa sizlere bir kötülük; ferahlarlar onunla; ve eğer sabrederseniz51 ve takvalı21 olursanız; zarar vermez sizlere onların tezgâhları bir şey (-le); doğrusu Allah (onların) yaptıklarını kuşatandır.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.


(Âl-i İmrân) 3:121
Ve sabah erkenden ayrıldığın zaman (sen) ahalinden/ailenden (ki) yerleştirirken müminleri27 mekanlara* katletme35 için**; ve Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

41İşiten.

8Bilen.

*Mevzilere.

**Savaş başlatanlara karşı savaşmak için. 


(Âl-i İmrân) 3:122
Sizlerden iki tayfanın* cesaretlerini kaybetmeye yüz tuttuğu zaman; ve Allah velisidir28 (velisiydi) ikisinin; Allah’a; öyle ki tevekkül79 etsin müminler27.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Aynı işi yapmak için bir araya gelen insan topluluğu.

(Âl-i İmrân) 3:123
Ant olsun yardım etti sizlere Allah Bedir'de457; ve sizler zillet452 içindeydiniz*; öyle ki takvalı21 olun Allah’a; belki sizler şükredersiniz43.

457Müslümanları katletmek için gelen düşmana karşı yapılan savaşın yapıldığı yerin ismi. Yüce Allah perişan haldeki müslümanlara yardım etmiştir.

452Alçaklık, aşağılık, hor görülmek.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

*Zayıf, perişan.

(Âl-i İmrân) 3:124
Dediğin zaman müminlere27; "Asla kâfi gelmez mi sizlere Rabbinizin4  desteklemesi sizleri indirilmiş meleklerden458 üç binle."

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

4Efendi, komuta eden.

468Bu meleklerin evrenimizin bir üst boyutu olan hiperuzayda bulunan şerefli varlıklar olmadıkları anlaşılır. İbrahim peygambere gelen 2 melek Lût kavmini toptan helak edecek felaketi getirmişti. Rakim ashabı/yoldaşları gibi şerefli melekler Levh-i Mahfuz'u kodlayarak mağara yoldaşlarına 3000 Güneş senesi (309 ay senesi) zaman yolculuğu yaptırabilmişti. Bu tarz meleklerin bir tanesi bile Bedir'de düşmanları yerle bir edebilecekken neden binlercesi gereksin? Oysa Bedir savaşında müminleri destekleyen meleklerin sayısını Rabbimiz binlerle ifade etmişti. Bu da bizlere bu meleklerin evrenimiz içindeki melekler olduğunu düşündürür. Evrenimiz içinde sicim 'string' meleklerinin oluşturduğu her şey melek olarak ifade edilebilir. Örneğin bir rüzgar melek olabilir. Bir hortum melek olabilir. Bir yağmur damlası melek olabilir. Bir virüs melek olabilir.


(Âl-i İmrân) 3:125
Evet! Eğer sabrederseniz51 ve takvalı21 olursanız; ve gelseler (bile) sizlere birdenbire/fevrice şu (anda); destekler sizleri Rabbiniz4 nişanlı meleklerden beş binle.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

4Efendi, komuta eden.


(Âl-i İmrân) 3:126
Ve yapmış değildir onu Allah; ancak (bir) müjdedir sizlere; ve tatmin olması içindir kalplerinizin onunla; ve yoktur yardım Allah'ın indinden/katından başka; Azîz’dir37; Hakîm’dir9.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Âl-i İmrân) 3:127
Kesmesi içindir kâfirlik25 etmiş kimselerden bir tarafı/kısmı; ya da bastırır onları; öyle ki geri dönerler umutsuzca.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Âl-i İmrân) 3:128
Olmaz sana emirden bir şey459; ya tevbe33 eder (Allah) onlara ya da azap426 eder onlara; öyle ki doğrusu onlar zalimlerdir257.
459Resûllerin emre/işlere müdahale yetkisi asla yoktur. Şefaat yetkisi yoktur. Araya girerek bağışlatma veya affettirme gibi bir yetkileri asla olamaz. Azaptan kurtarma gibi bir yetkileri yada talepleri asla olamaz. 3:128 ayetinde Yüce Allah tevbe etmenin de azap etmeninde sadece kendi uhdesinde olduğunu açık ve net olarak bizlere bildirmektedir.

33Dönmek, vazgeçmek.

426Yüce Allah azabı hak etmiş nefsi azaptan kurtarmayarak azap eder. Nefis kendine zulmetmiş ve kendine azap etmiştir. Yüce Allah durup dururken bir nefse azap edici asla değildir.  

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Âl-i İmrân) 3:129
Ve Allah’adır göklerdeki161 ve yerdeki; mağfiret319 eder dilediği kimseye; ve azap eder dilediği kimseye; ve Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.

161Çoklu gökler. Güneş sistemimiz ve onun benzerleri olan sistemler (çok sayıda gezegen atmosferi/gök içerdikleri için). Paralel evrenler (çok sayıda evren/gök içerdikleri için).

319Bağışlama, affetme.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Âl-i İmrân) 3:130
Ey iman47 etmiş kimseler! Yemeyin kat kat katmerli riba383; ve takvalı21 olun Allah’a; belki sizler felaha326 ulaşırsınız.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

383Artırmak, büyütmek, ilave etmek. Borç olarak verilen bir malın artarak, çoğalarak geri alınmasıdır. Örneğin; 10 ekmek borç verildiyse ve süre sonunda geriye 11 ekmek alındıysa bu durumda artan, çoğalan, ilave olan o 1 ekmek riba olur. Dönen mal artmamalıdır. Günümüzde mal yerine çoğunlukla değeri değişken olan para kullanıldığı için kafa karışıklığı yaşanmaktadır. Örnek; 10 ekmek değerinde olan para süre sonunda yine aynı para olarak geri alınırsa enflasyon nedeniyle paranın değer kaybetmesi sonucu borç veren geri aldığı parayla 10 ekmek alamayacaktır. Örneğin 9 ekmek alabilecektir. Borç verenin 1 ekmek hakkı yenmiş olacaktır. Merkez bankaları yıllık enflasyonun değerini belirler yani paranın değer kaybını belirlerler. O durumda borç para olarak verilecekse enflasyon değerinde paranın artarak geri alınması asla riba olmaz. Aslında malın artması değil korunması söz konusu olur. Ancak enflasyonun üstündeki her değer riba olacaktır. Enflasyon değerinde faiz kesinlikle riba değildir. Ancak faizin ribalaşma durumuna dikkat edilmelidir. Enflasyon üstünde gelir getiren faizlerin enflasyon üstü getirisi riba olmaktadır. 

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

326Kurtuluş, başarı.

(Âl-i İmrân) 3:131
Ve takvalı21 olun ateşe; ki hazırlandı kâfirler için25.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Âl-i İmrân) 3:132
Ve itaat* edin Allah'a ve resûlüne76; belki sizler rahmet271 edilirsiniz.

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

*İndirilen kutsal kitaba. Kur'an'a. Allah'a itaat etmek O'nun emir ve yasaklarını içeren Kur'an dışında asla bir şey değildir. Resûl sadece Kur'an demekteydi.

(Âl-i İmrân) 3:133
Ve seri/çabuk olun Rabbinizden4 bir mağfirete319 doğru; ve bir cennete; genişliği460 onun (cennetin) gökler162 ve yerdir; hazırlandı muttakiler17 için.

4Efendi, komuta eden.

319Bağışlama, affetme.

460Büyük sıçrama 'Big Bounce' teorisine göre içinde bulunduğumuz evren (gökler ve yer) içine çökerek tekillik hali olan saf enerji haline tekrar dönecektir. Bu saf enerjiden yeni bir büyük patlama 'Big Bang' gerçekleşecek ve yeni paralel evrenler yaratılacaktır. Bu evrenlerden bazıları cennet evrenleri olacaktır. Bir tanesi de cehennem evreni olacaktır. Eşit saf enerji nedeniyle yeni evrenlerin genişliği şu an içinde bulunduğumuz evren kadar olacaktır. Fizikle tam uyumlu bir kavram.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden sakınanlar.


(Âl-i İmrân) 3:134
Kimseler (ki) infak6 ederler mutlulukta/refahta ve darlıkta; ve yutarlar öfkeyi; ve affederler insanları; ve Allah sever muhsini294.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

294Güzel işler yapan, güzelleştiren.


(Âl-i İmrân) 3:135
Ve kimseler (ki) faaliyet yaptıkları zaman bir fahşâ81 ya da zulmettiler257 kendi nefislerine; hatırladılar (onlar) Allah'ı; öyle ki mağfiret319 dilediler günahlarına; "Ve kimdir Allah’ın dışında (ki) mağfiret319 eder günahlara!"; ve asla ısrar etmezler (onlar) faaliyet yaptıkları üzerine; ve onlar bilirler*.

81Vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

319Bağışlama, affetme.

*Bile bile fahşâ içinde olmazlar, bile bile kendilerine zulmetmezler.

(Âl-i İmrân) 3:136
İşte bunlar; cezaları/karşılıkları63 onların bir mağfirettir319 Rablerinden4; ve cennetlerdir (ki) akar altından onu (cennetin) nehirler; ölümsüzlerdir185 orada (cennette); ve ne muhteşemdir ecri/ücreti yapanların*.

63Karşılık, hak edilen.

319Bağışlama, affetme.

4Efendi, komuta eden.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Sâlihâtı yapanlar.


(Âl-i İmrân) 3:137
Muhakkak geçti sizlerden önce yasalar/kanunlar*; öyleyse dolaşın461 yeryüzünde; öyle ki bakın461 nasıl oldu yalancıların akıbeti892.
4613:137 ayetinde "...geçti sizlerden önce yasalar/kanunlar; öyleyse dolaşın yeryüzünde; öyle ki bakın nasıl oldu yalancıların akıbeti" buyrulmuştur.  Yüce Allah yeryüzünde yaşamış olan eski insanların nasıl tarzlarda yaşadığını görmemiz için yeryüzünde dolaşmamızı emretmektedir. Bu da ancak arkeoloji bilimiyle olur. Arkeoloji, arkeolojik yöntemlerle ortaya çıkarılmış kültürleri, sosyoloji, coğrafya, tarih, etnoloji, antropoloji, nümizmatik, filoloji, gibi birçok bilim dalından yararlanarak araştıran ve inceleyen bilim dalıdır. Sadece kazı yapmak asla değildir. Yüce Allah'ın onların sosyal yaşantılarını da inceleyin buyurması biz gerçek müminler için bir emirdir. Gerçek müminler bilime ilgisiz kalmaz. Her türlü bilimle az çok ilgilenir. Kendisi arkeolog olmasa da arkeologların yapmış olduğu kazılardan çıkan delilleri gezip görür.  892Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam.

*İnsanoğlu yalan yanlış birçok yasa/kanun uyguladı.


(Âl-i İmrân) 3:138
Bu* bir beyandır226** insanlara; ve doğru yola kılavuzdur***; ve vaazdır653**** muttakiler17 için.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden sakınanlar.

*Arkeolojik çalışmalardan elde edilen bilgiler.

**Delil.

***Eski insanların kalıntılarını incelemek derinlemesine düşünen bir insan için doğru yola kılavuz olur.

****Takva sahipleri için arkeolojik deliller/beyanlar bir derstir, tavsiyedir.  


(Âl-i İmrân) 3:139
Ve gevşemeyin; hüzünlenmeyin; ve sizlersiniz âlâlar/daha üstünler; eğer olduysanız müminler27.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Âl-i İmrân) 3:140
Eğer dokunsa sizlere bir yara; öyle ki muhakkak dokundu (o) kavme/topluma (da) onun misli870 bir yara; ve işte şu; günlerdir (ki) döndürürüz* onu** periyodik olarak insanlar arasında; ve bilindik kılması içindir Allah'ın iman47 etmiş kimseleri; ve edinmesi (içindir) sizlerden şahitler/tanıklar***; ve Allah sevmez zalimleri257.
870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Sınav gereği toplumlar dalgalanma yaşar. Bazı günler sıkıntı çeker, bazı günler refah içinde olur.  

**Sıkıntılı günü.

***Kendinizin tanık/şahit olması için.


(Âl-i İmrân) 3:141
Ve damıtması/berraklaştırması* içindir Allah'ın iman47 etmiş kimseleri; ve silip gidermesi** (içindir) kâfirleri25.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Fitne/test/deneme/sınav aracılığıyla iman etmiş kimseleri daha da saflaştırmak, damıtmak. Öz haline getirmek.

**Kâfirler bu testi/sınavı/fitneyi geçemez. Başarısız olur. Silinir ve yok olup gider.


(Âl-i İmrân) 3:142
Ya da sandınız (mı) ki girersiniz cennete*; ve bilindik etmeden Allah sizlerden cihat356 etmiş kimseleri; ve bilindik etmeden sabredenleri51.
356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

*Cennete girmek mücadele gerektirir; eylem gerektirir. Zorluklara karşı metanetle direnme gerektirir.

(Âl-i İmrân) 3:143
Ant olsun kavuşmanızdan önce ona (ölüme) temenni eder oldunuz ölümü; öyle ki muhakkak gördünüz onu (ölümü); ve sizler bakarsınız*.
*Ölüm anında gözlerin odaklanması kaybolur. Gözler uzaklara boş boş bakar bir hal alır.

(Âl-i İmrân) 3:144
Ve Muhammed değildir bir resûl418 dışında; muhakkak geçti onun öncesinden* resûller418; öyle ki eğer ölür ya da katledilirse geri mi dönersiniz topuklarınız üzerinde?; ve kim geri döner iki topuğu üzerinde; öyle ki asla zarar vermez Allah'a bir şey; ve karşılığını verecek Allah şükredenlerin43.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

*Kur'an'da Muhammed nebi öncesinde yaşamış olan 26 nebinin ismi zikredilir. Bu resûller de bir insandı. Yaşadılar ve öldüler. Bâki olan kutsal kitaplar ve Yüce Allah'tır. 


(Âl-i İmrân) 3:145
Ve olmuş değildir bir nefse201 ki ölür (o nefis) Allah'ın izni dışında; ecellenmiş* bir kitaptır/yazıttır; ve kim ister dünya sevabını464 veririz ona ondan; ve kim ister ahiret sevabını464 veririz ona ondan; ve karşılığını veririz şükredenlerin43.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

464Ödül, mükâfat, karşılık.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

*Belirlenmiş bir süre.

**Karşılığını vermek.



(Âl-i İmrân) 3:146
Ve nicedir bir nebiden (ki) katletti35 (o); onun (nebinin) yanındadır birçok rabbânî462; öyle ki gevşemiş değillerdi isabet edene onlara Allah yolunda336; ve zaafa* kapılmış değillerdi; ve boyun eğmiş değillerdi; ve Allah sever sabredenleri51.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

462Sadece Rabba kulluk/kölelik edenler.  336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

*İrade kaybı, güçsüzlük, eksiklik, düşkünlük.

(Âl-i İmrân) 3:147
Ve olmuş değildi onların sözleri; dışında ki dediler: "Rabbimiz! Mağfiret319 et bizlere günahlarımızı ve israfımızı463 emrimizde/işimizde; ve sabitle ayaklarımızı; ve yardım et bizlere kâfirler25 kavmine/toplumuna karşı.

319Bağışlama, affetme.

463Sınır aşmak, normal çizgileri aşmak, savurganlık yapmak, ölçüsüz/dengesiz/uygunsuz aşırılık, haddinden fazla, abartmak. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  



(Âl-i İmrân) 3:148
Öyle ki verdi onlara Allah dünya sevabını464; ve güzel ahiret sevabını464; ve Allah sever muhsini294.

464Ödül, mükâfat, karşılık.

294Güzel işler yapan, güzelleştiren.


(Âl-i İmrân) 3:149
Ey iman47 etmiş kimseler! Eğer itaat ederseniz kimselere (ki) kâfirlik25 ettiler; döndürürler sizleri topuklarınız üzere; öyle ki dönersiniz hüsrana uğrayanlara.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Âl-i İmrân) 3:150
Evet! Allah Mevlâ'nızdır68; ve O hayırlısıdır yardımcıların.

68Sahip


(Âl-i İmrân) 3:151
Atacağız kalplerine kâfirlik25 etmiş kimselerin terör/korku/panik; şirk71 koştuklarından (dolayı) Allah'a; kendisine* bir sultân660 asla indirmediği (-yle); ve sığınakları onların ateştir; ve ne perişandır zalimlerin257 meskeni.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

660Yetki, salahiyet, otorite.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Kutsal kitaplar haricinde dinde hüküm koyucu her şey. Talmud, Pavlus'un yazıları, Kütüb-i Sitte, Riyâzu's Sâlihîn, Kütüb-i Erba’a vb. Yetki sadece Kur'an'dadır.



(Âl-i İmrân) 3:152
Ant olsun sadık kaldı sizlere Allah; ve vaadinde (de); süpürüp bozguna uğratıyorken onları O’nun izniyle; ta ki cesaretinizi kaybettiğiniz zamana kadar; ve çekiştiniz emirde; ve isyan ettiniz sizlere gösterdiği sonrasında (Allah'ın) sevdiğinizi; sizlerden kimi arzuluyordu dünyayı; ve sizlerden kimi arzuluyordu ahireti; sonra uzaklaştırdı/çevirdi sizleri onlardan; belalandırmak256 için sizleri; ant olsun affetti sizlerden; Allah Zû Fadli'dir465 müminlere27 karşı.

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.


465Fazlalık, bolluk, çokluk sahibi.  

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Âl-i İmrân) 3:153
Yükseliyorken* sizler; ve dönmüyordunuz** birine; ve resûl çağırıyordu sizleri arkanızdan; öyle ki geri döndü sizlere gam üstüne bir gam; ki (bu) hüzünlenmemeniz içindir sizlerden geçip giden/kayıp kaçan üzerine; ve isabet edene sizlere; ve Allah Habîr'dir466 yaptıklarınıza.
466Haberdar.

*Tepeye, yamaca.

**Yardım etmeye.


(Âl-i İmrân) 3:154

Sonra indirdi sizlere o gamın/o kederin ardından bir güven, bir uyuklama; örttü/sardı bir tayfayı/bir grubu sizden; ve bir tayfa/bir grup, muhakkak ki kaygıyla/endişeyle doldu onların nefisleri201; zanda/varsayımda bulunurlar Allah'a hak/gerçek haricinde; cahiliye zannı; derler: “Var mı bize işimizden bir şey? De ki: “Doğrusu emrin/işin tamamı Allah'adır”; gizlerler sana açık etmediklerini nefislerinde; derler: “Şayet olsaydı bize o işten/emirden bir şey, katledilmiş35 olmazdık burada”; de ki: “Şayet olsaydınız evlerinizde; mutlak ortaya çıkardı onlar üzerine yazılmış olan katledilme35 onların yatma yerlerine doğru”; ve test etmesi içindir Allah'ın göğüslerinizdekini; ve berraklaştırıp açığa kavuşturur kalplerinizdekini; ve Allah bilendir göğüslerin zatîni/özünü.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.


(Âl-i İmrân) 3:155
Doğrusu kimseler (ki) yüz çevirdiler* sizlerden; toplanmış iki grubun karşılaştığı gün; ancak zillete452 düşürdüğüdür şeytânın29 (onların) kazandıklarının bir kısmıyla; ant olsun affetti Allah onlardan; doğrusu Allah Gafûr’dur20; Halîm’dir58.
452Alçaklık, aşağılık, hor görülmek.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

20Bağışlayan.

58Yumuşak huylu.

*Sizlere katılmadılar. Sırt çevirdiler.

(Âl-i İmrân) 3:156
Ey iman47 etmiş kimseler! Olmayın kâfirlik25 etmiş kimseler gibi; ve (kardeşleri onların) darbettikleri/vurdukları zaman (ayakları) yerde ya da savaşanlar olan kardeşleri için: "Eğer olsalardı bizim yanımızda ölmüş olmazlardı; ve katledilmiş35 olmazlardı" diyenler (gibi); yapması içindir Allah'ın bunu kalplerinde bir hasret**; ve Allah yaşatır; ve öldürür; ve Allah yaptıklarınız görendir.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

*Sefere çıktıkları.

**Tasa.


(Âl-i İmrân) 3:157
Ve eğer katledilirseniz35 Allah'ın yolunda336 ya da ölürseniz; Allah’tan mutlak bir mağfiret319 ve rahmet271; hayırlıdır topladıklarından.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

319Bağışlama, affetme.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   


(Âl-i İmrân) 3:158
Ve eğer öldüyseniz ya da katledildiyseniz35; mutlak ki  Allah'a karşı haşredilirsiniz556.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

556Toplamak, bir araya getirmek.

(Âl-i İmrân) 3:159
Öyle ki Allah’tan bir rahmetle271 yumuşak davrandın onlara; velev/fakat olsaydın kaba, haşin kalpli; mutlak saçılır/dağılırlardı çevrenden; öyle ki affet onlardan; ve mağfiret319 dile onlara; ve danış467 onlara emirde/işte; öyle ki azmettiğin zaman; öyle ki tevekkül79 et Allah'a doğru; doğrusu Allah sever tevekkül79 edenleri.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

319Bağışlama, affetme.

467Kur'an müminlere şura/danışma temelli bir sistem önermektedir. Diktatör bir adamın kendi seçtiği 3-5 danışmanla toplumu yönetmesi asla işaret edilmemiştir. İlgili ayetlerde 'onlara' zamiri geçtiği için, 'onlara' zamiri içine toplumda yaşayan tek bir birey bile dahil olmak zorunda olduğu için Yüce Allah'ın emrine uyarak toplumdaki her bir bireyin katkı sağlayabileceği bir sistem kurulmalıdır.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.


(Âl-i İmrân) 3:160
Eğer yardım ederse sizlere Allah; öyle ki olmaz galipler* sizlere; ve eğer terk ederse sizleri; öyle ki kimdir kimse ki yardım eder sizlere O’nun sonrasında; ve Allah'ın üzerine öyleyse tevekkül79 etsinler müminler27.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Yenen, üstün gelen, başarı kazanan.

(Âl-i İmrân) 3:161
Ve olmuş değildir bir nebiye132 ki aldatır; ve kim aldatırsa gelir aldattığıyla kıyamet günü148; sonra tamamlanır her bir nefse201 kazandığı; ve onlar zulme257 uğratılmazlar.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Âl-i İmrân) 3:162
Öyle ki Allah'ın rızasına tabi olmuş kimse, kimse gibi midir (ki) geri döndü Allah'tan bir hoşnutsuzlukla/öfkeyle; ve sığınağı onun cehennemdir; ne perişan bir varış yeridir.

(Âl-i İmrân) 3:163
Onlar* derece derecedir Allah’ın indinde/katında; ve Allah görendir onların yaptıklarını.
*İnsanlar.

(Âl-i İmrân) 3:164
Ant olsun minnet* etti Allah müminlere27 karşı; gönderdiği zaman içlerine bir resûl kendi nefislerinden201; okur onlara O’nun (Allah'ın) ayetlerini; ve arındırır/saflaştırır onları; ve bilindik471 yapar onlara kitabı** ve hikmeti303; ve eğer olmuş olsalar (da) önceden mutlak apaçık bir dalalet128 içinde.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

201Benlik, kişilik, öz varlık.

471Resûller kutsal kitapları bilir yapar; okuyup deklere ederek ayetleri bildirir, ortaya koyar. Bu geçişleri 'öğretir' olarak Türkçeye çevirmek yanlış anlaşılmaya neden olur. Sanki Kur'an ayetleri bilinemez, öğrenilemez, anlaşılamaz olup da ancak resûller onu açıklar gibi bir yanlış anlam ortaya çıkabilir. Bu nedenle kelimenin gerçek anlamı olan 'bilindik yapar' olarak çevrilmesi daha isabetlidir.

Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır. Daha detaylı inceleme aşağıdaki makaleden okunabilir.

Hikmetli kitap, hikmet içeren kitap: Kur'an.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*Yapılana karşı kendini borçlu sayma. Bu borca karşılık gereğini yapma.  

**Kutsal kitap.



(Âl-i İmrân) 3:165
Ya da ne zaman isabet etti sizlere bir musibet311 (ki) muhakkak isabet ettirdiniz onlara iki mislini870 onun*; dediniz: "Neredendir bu**?"; de ki o** nefisleriniz201 indindendir/yanındandır; doğrusu Allah her bir şey üzerine Kadîr’dir177.

311Sıkıntı veren.

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.

*Musibetin.

**Musibet.


(Âl-i İmrân) 3:166
Ve iki toplanmışın* karşılaştığı gün isabet eden** sizlere; öyle ki izniyledir Allah'ın; ve bilindik kılması içindir (Allah'ın) müminleri.

*Bir araya gelmiş iki grup, ordu.

**Musibet.


(Âl-i İmrân) 3:167
Ve bilindik kılması içindir kimseleri (ki) münafıklık26 ettiler; ve denildi onlara: "Gelin; katledin35 Allah yolunda331 ya da defedin/savın*"; dediler: "Eğer bilseydik bir katletmeyi35; mutlak tabi olurduk sizlere"; onlar o gün küfre422 daha yakındılar; onlarda (olan) imandan47; kalplerinde olmayanı ağızlarıyla diyorlardı; ve Allah daha iyi bilendir gizlediklerini.

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

331Yüce Allah'ın yolu olan tek tanrıcı/monoteist inanca sahip kimseleri haksız yere katleden kimselere karşı tek tanrıcıların yaptığı, sınırı aşmadan yapılan katletme.

422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Savunmada görev alın.

(Âl-i İmrân) 3:168
Kimseler (ki) dediler kardeşleri için ve oturmuşlar (-ken) onlar: "Eğer itaat etselerdi bizlere katledilmiş35 olmazlardı"; de ki: "Öyleyse defedin/savın kendi nefsinizden201 ölümü; eğer olduysanız sâdıklar182."

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

182Doğrular, dürüstler.

(Âl-i İmrân) 3:169
Ve sanma kimseleri ölüler (ki) katledildiler Allah yolunda336; evet! Diridirler; Rableri4 indinde/katında rızıklandırılırlar472.
336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

4Efendi, komuta eden.

472Tek tanrıcılık yolunda katledilenlerin vefat sürecinden hemen sonra Cibrîl gibi, Rakîm yoldaşları gibi elçilerin de bulunduğu Yüce Allah'ın indinde/katında canlanması, orada rızıklandırılması. Bu kimselerin ahiret evreninde gerçekleşecek olan diriliş gününden önce uyandırıldıkları, bilinçlerinin aktif edildiğini anlarız.

(Âl-i İmrân) 3:170
Ferahlayanlardır Allah'ın onlara fazlından202 verdiğine; ve müjdelerler473 kendilerine asla ulaşmamış arkalarından kimseleri ki yoktur bir korku onlara (diye); ve onlar hüzünlenmezler (diye).

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

473Allah yolunda katledilen kimselerin Yüce Allah'ın indinde rızıklandırıldığını, diri olduğunu biliyoruz. Anlarız ki bu kimselere henüz kendilerine katılmamış kimseleri müjdeleme yetkisi verilmiştir. Müjdeleme yönteminin nasıl olduğunu ancak Yüce Rabbimiz bilir. Ancak tahmin edebiliriz. Yüce Allah bu kimselerin müjdeli sözlerini henüz vefat etmemiş kimselere bir şekilde bildirmektedir. Görüntü şeklinde, ses duyma şeklinde, hissetme şeklinde olabilir. Bu demek değildir ki bu kimselere Cibrîl gibi, Rakîm ashabı gibi Levh-i Mahfuz'u tekrar kodlama yetkisi verilmiştir.


(Âl-i İmrân) 3:171
Müjdelerler473 Allah’tan bir nimeti ve fazlı202; ve ki Allah zayi* etmez müminlerin27 ecrini (diye).

473Allah yolunda katledilen kimselerin Yüce Allah'ın indinde rızıklandırıldığını, diri olduğunu biliyoruz. Anlarız ki bu kimselere henüz kendilerine katılmamış kimseleri müjdeleme yetkisi verilmiştir. Müjdeleme yönteminin nasıl olduğunu ancak Yüce Rabbimiz bilir. Ancak tahmin edebiliriz. Yüce Allah bu kimselerin müjdeli sözlerini henüz vefat etmemiş kimselere bir şekilde bildirmektedir. Görüntü şeklinde, ses duyma şeklinde, hissetme şeklinde olabilir. Bu demek değildir ki bu kimselere Cibrîl gibi, Rakîm ashabı gibi Levh-i Mahfuz'u tekrar kodlama yetkisi verilmiştir.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Yitirmek, kaybetmek.

(Âl-i İmrân) 3:172
Kimseler (ki) cevap verdiler Allah’a ve resûle418; onlara isabet eden yara* sonrasında; onlardan kimseleredir büyük bir ecir820 (ki) güzelleştirdiler** ve takvalı21 oldular.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  820Ödül, mükafat.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Bere, incinme, yaralanma.

**Güzel yaptılar.


(Âl-i İmrân) 3:173
Kimselere (ki) dedi onlara insanlar: "Doğrusu insanlar muhakkak ki bir araya geldiler sizlere (karşı); öyleyse haşyet duyun onlara"; öyle ki artırdı (dedikleri) onlara* imanı; ve dediler**: "Yeterlidir Allah bizlere; ve ne muhteşem Vekil’dir."

*Müminlere.

**Müminler.


(Âl-i İmrân) 3:174
Öyle ki geri döndüler bir nimetle Allah’tan ve bir fazl202 ile; asla temas etmiyordu onlara bir kötülük; ve tabi oldular Allah'ın rızasına; ve Allah Zûl Fadlîl Azîm'dir286.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

286Çok azametli/büyük fazlalık, bolluk, çokluk sahibi.  


(Âl-i İmrân) 3:175
Doğrusu işte bundadır (ki) şeytân29 korku/çekince verir475 kendi evliyasına212; öyle ki korku/çekince duymayın onlara; ve korku/çekince duyun474 bana eğer olduysanız müminler27.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

475Kutsal kitapları terk ederek onun astından şeytân öğretileri olan Talmud'a, Pavlus'un el yazmalarına ve Kutubi Sitte benzeri hadis kitaplarına tabi olanlar Yüce Allah'tan değil o öğretilerden korkarlar. O öğretileri harfiyen yerine getirirler. En ufacık bir sapma yapmak istemezler. Aksi durumda derin bir korku ve endişe duyarlar. Oysa Yüce Allah'ın şerefli kutsal kitapları ne diyor diye anlayarak okumazlar bile.

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

474Yüce Allah'ın öfkesine neden olacak işlerden/eylemlerden uzak durmak. Yüce Allah'ın gazabının hak edene karşı (kâfirlik etmiş ve müşrik olmuş kimselere) tecelli edebileceğini bilmek.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   



(Âl-i İmrân) 3:176
Ve hüzünlendirmesin seni kimseler (ki) acele ederler küfürde422; doğrusu onlar asla zarar vermezler Allah'a bir şey; yapmamak ister Allah onlara ahirette bir pay; ve onlaradır büyük bir azap.
422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

(Âl-i İmrân) 3:177
Doğrusu kimseler (ki) satın aldılar küfrü422 imanla47; asla zarar vermezler Allah'a bir şey; ve onlaradır elim/acıklı bir azap.
422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(Âl-i İmrân) 3:178
Sanmasın kâfirlik25 etmiş kimseler ki verdiğimiz uzunca bir süre onlara bir hayırdır nefisleri201 için; doğrusu verdiğimiz uzunca bir süre onlara ziyade etmesi/artırması içindir günahı; ve onlaradır alçaltıcı bir azap.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Âl-i İmrân) 3:179
Olmuş değildir Allah bırakmak için müminleri27 sizlerin üzerinde (olduğunuza) karşı; ta ki ayırır kötüyü iyiden; ve olmuş değildir Allah (ki) görünür eder sizlere gaybı; velakin/fakat Allah seçer resûllerinden418 dilediği kimseyi; öyle ki iman47 edin Allah'a ve resûllerine418 O'nun; ve eğer iman47 ederseniz ve takvalı21 olursanız, öyle ki sizleredir büyük bir ecir820.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

820Ödül, mükafat.

(Âl-i İmrân) 3:180
Ve sanmasın kimseler (ki) cimrilik ederler Allah’ın onlara verdiğine kendi fazlından202 (ki) o hayırdır onlara; evet! o (cimrilik ettikleri) şerdir onlara; kıyamet günü148 takılacak boyunlarına onların kendisiyle cimrilik ettikleri; ve Allah’adır göklerin162 ve yerin mirası; ve Allah yaptıklarınıza haberdardır.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 


(Âl-i İmrân) 3:181
Ant olsun işitti Allah kimselerin sözünü (ki) dediler: 'Doğrusu Allah fakirdir; ve bizler ganileriz/zenginleriz'; yazacağız dediklerini ve katletmelerini nebileri olmaksızın bir hak; ve deriz: 'Tadın harlı yanan azabı.'

(Âl-i İmrân) 3:182
İşte bu; kademe/kıdem kazandığıdır ellerinizin; ve ki Allah zalim257 olmaz kullarına46.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  


(Âl-i İmrân) 3:183
Kimseler (ki) dediler: 'Doğrusu Allah ahdetti* bizlere ki iman47 etmeyiz bir resûle418; ta ki gelir bizlere bir kurbanla476 (ki) yer onu (kurbanı) ateş'; de ki: 'Muhakkak geldi sizlere resûller418 benden önce; beyanatlarla352 ve dediğinizle**; öyleyse niçin katlettiniz35 onları eğer olduysanız sâdıklar182.'

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  476Yakınlaşma amaçlı sunu, feda edilen.

352Apaçık deklere edilmiş, bildirilmiş, kanıtlı/delilli olarak ortaya çıkmış.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

182Doğrular, dürüstler.

*Söz vermek, antlaşma yapmak.

**Sunulan kurbanın yağının yakılarak tüketildiği  tarafından yenildiği bir durumun daha önceden gerçekleşmiş olduğunu anlarız.


(Âl-i İmrân) 3:184
Öyle ki eğer yalanladılarsa seni; öyle ki muhakkak yalanlandı resûller418 senden önce (ki) geldiler beyanatlarla352; ve zeburla477; ve nurlu* kitapla**.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

352Apaçık deklere edilmiş, bildirilmiş, kanıtlı/delilli olarak ortaya çıkmış.

477Taş/kil yazıt. Kil tabletler. Üzerine çivi yazısı yazılmış ve sonrası pişirilerek taş haline getirilmiş yazıtlar. Anlarız ki kutsal kitaplar öncesi Yüce Allah insanlara üzerinde çivi yazısı olan tabletler göndermiş. Resûller Yüce Allah'tan aldıkları vahyi taş tabletler üzerine yazmışlar. 3:184 ayetinde nurlu kitap öncesi zikredilmesi taş yazıtların parşömenlerden oluşan kitaplardan daha önce gönderildiğini düşündürür.

*Aydınlık veren.

**Kutsal kitaplar.


(Âl-i İmrân) 3:185
Her bir nefis201 tadıcıdır ölümü; ve ancak ki tamamlanır ecirleriniz820 kıyamet günü148; öyle ki kim itilip uzaklaştırıldı ateşten; ve sokuldu cennete; öyle ki muhakkak başardı (o); ve değildir dünya hayatı aldatan/illüzyon* (bir) meta54 dışında.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

820Ödül, mükafat.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

54Sermaye. Yararlanma.

*Holografik evren prensibi kapsamında evrenimiz Levh-i Mahfuz'dan yani evrenimizi bir üst boyuttan saran 2D zardan/membrandan gelen bilginin ışık hızında çalışan bir 3D yazıcı gibi canlanmasıyla gerçek hale gelir. Anlarız ki dünya hayatı, içinde yaşadığımız evren bir illüzyondur.   

(Âl-i İmrân) 3:186
Mutlak belalandırılırsınız256 mallarınızda ve nefislerinizde201; mutlak işitirsiniz çokça bir eziyet/inciten kimselerden (ki) verildiler kitap135 sizlerden önce ve kimselerden (ki) şirk koşarlar71; ve eğer sabrederseniz51; ve takvalı21 olursanız öyle ki doğrusu işte budur azmi gerektiren emirler/işler.

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.


201Benlik, kişilik, öz varlık.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.


(Âl-i İmrân) 3:187

Ve aldığı zaman Allah kitap verilmiş kimselerin mîsâkını281; "mutlak beyan edersiniz onu insanlara ve gizlemezsiniz onu" (diye) öyle ki attılar onu sırtlarının ardına; ve sattılar onu az bir bedele; öyle ki ne perişandır satın aldıkları.

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.


(Âl-i İmrân) 3:188

Sanma kimseleri (ki) ferahlarlar* verildikleriyle/kavuşturulduklarıyla; ve (onlar) severler** ki övülsünler asla faaliyet içinde olmadıklarıyla; öyle ki sanma onları zaferle çıkanlar azaptan; ve onlaradır elim/acıklı bir azap.

*Kendilerine verilen şeylerle asla bir ferahlığa, huzura, başarıya ulaşamazlar.

**İsterler/arzularlar.


(Âl-i İmrân) 3:189
Ve Allah'adır mülkü göklerin162 ve yerin; ve Allah her bir şey üzerine Kadîr’dir177.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.


(Âl-i İmrân) 3:190
Doğrusu göklerin162 ve yerin yaratılışında; ve halife65 olmasında gecenin ve gündüzün (birbirine); mutlak (vardır) ayetler elbâb88 için.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

65Sonrası gelen, halef.

88Akıl ve mantık. Analitik/rasyonel düşünme.


(Âl-i İmrân) 3:191

Kimseler (ki) anarlar Allah'ı dikelenler/ayaktalar (olarak); ve oturan (olarak); ve yanlarına üzerine (olarak); ve fikrederler868 göklerin162 ve yerin yaratılışına; Rabbimiz4! Yaratmış değilsin bunu boşuna; Subhân'sın7 sen; öyle ki sakındır bizleri ateş azabından.

868Düşünmek, analitik düşünmek, derinlemesine düşünmek, zihninde tasarlamak, değerlendirmek.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

4Efendi, komuta eden.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.


(Âl-i İmrân) 3:192
Rabbimiz!4 Doğrusu sen kimi girdirirsin ateşe; öyle ki muhakkak perişan ettin onu; ve yoktur zalimlere257 hiçbir yardımcı.

4Efendi, komuta eden.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Âl-i İmrân) 3:193
Rabbimiz!4 Doğrusu bizler işittik bir nida* edeni (ki) nida* eder imana47 ki iman47 edin Rabbinize4 (diye); öyleyse iman47 ettik Rabbimize4; öyleyse mağfiret319 et bizlere günahlarımızı; ve kâfirlik** et kötülüklerimizi bizlerden; ve vefat ettir bizleri erdemlilerle birlikte.

4Efendi, komuta eden.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

319Bağışlama, affetme.

*Seslenme, çağrı.

**Ört, kapat, gizle.


(Âl-i İmrân) 3:194
Rabbimiz!4 Ve ver vaat ettiğini bizlere; resûllerinin418 üzerine; ve perişan etme bizleri kıyamet148 günü; doğrusu sen bozmazsın vaadi.

4Efendi, komuta eden.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 


(Âl-i İmrân) 3:195
Ve cevap verdi onlara Rableri4 ki ben zayi etmem sizlerden erkek ya da dişi yapanın yaptığını; bir kısmınız bir kısımdandır; öyle ki kimseler (ki) hicret ettiler; ve çıkarıldılar diyarlarından; ve eziyet edildiler benim yolumda336; ve katlettiler35; ve katledildiler35; mutlak kâfirlik25 ederim onlardan kötülüklerine; ve mutlak sokarım onları cennetlere (ki) akar altından nehirler; bir sevaptır464 Allah’ın indinden/katından; ve Allah’ın kendi katındadır güzel sevaplar464.

4Efendi, komuta eden.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

464Ödül, mükâfat, karşılık.


(Âl-i İmrân) 3:196
Aldatmasın seni kâfirlik25 etmiş kimselerin beldelerde832 (gezip) dolaşması.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

832Kasaba. Şehirden küçük yerleşim alanları.

(Âl-i İmrân) 3:197
Az bir metadır54; sonra sığınağı onların cehennemdir; ve ne perişan yataktır/dinlenme yeridir.

54Sermaye. Yararlanma.


(Âl-i İmrân) 3:198
Lakin/fakat kimseler (ki) takvalı21 oldular Rablerine4; onlaradır cennetler (ki) akar altından onun nehirler; ölümsüzlerdir185 orada (cennette); bir indirmedir478 Allah’ın indinden/katından; ve Allah indindeki/katındaki bir hayırdır erdemlilere.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

4Efendi, komuta eden.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

478Holografik evren prensibi kapsamında evrenimizin bir üst boyutunda bulunan 2D zardaki/membrandaki bilgi 3D kuantum bilgileri aracılığıyla evreni ışık hızında çalışan bir 3D yazıcı gibi canlandırır. Evreni canlandıran ruh ve emir ışık hızında bir üst boyuttan alt boyuta yani evrene indirilir. Her şey üst boyutlarda bulunan Yüce Allah'ın indinden/katından iner. Anlarız ki 'Big Bounce' Büyük Sıçramayla oluşacak olan cennetler ve cehennem evrenleri paralel evrenler olacak ve yine aynı mekanizmayla yaratılacaklar. Yeni oluşan Levh-i Mahfuz'dan indirilen bilgilerle yaratılacaklar. 



(Âl-i İmrân) 3:199
Ve doğrusu kitap ehlinden135 mutlak (vardır) kimseler (ki) iman47 ederler Allah'a; ve sizlere indirilmişe*; ve kendilerine indirilmişe**; haşyet53 duyanlardır Allah'a; satmazlar Allah'ın ayetlerini454 az bir bedele; işte bunlar; onlaradır ecirleri820 Rableri4 indinde/katında; doğrusu Allah seridir hesapta.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  820Ödül, mükafat.

4Efendi, komuta eden.

*Kur'an'a.

**Tevrat'a ve İncil'e.


(Âl-i İmrân) 3:200
Ey iman47 etmiş kimseler! Sabredin51; ve yarışın sabırda51; ve bağlanın*; ve takvalı21 olun Allah’a; belki sizler felaha326 ulaşırsınız.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

326Kurtuluş, başarı.*Tutunmak, ayakları yere sağlam basmak.

(Nisâ) 4:1
Ey insanlar! Takvalı21 olun Rabbinize4 O ki yarattı sizleri bir tek nefisten201; ve yarattı ondan* eşini** onun*; ve yaydı ikisinden birçok erkekler ve kadınlar; ve takvalı21 olun Allah’a -O ki sorarsınız/istersiniz O’nunla (adıyla)- ve rahimlere479 (de takvalı olun); doğrusu Allah oldu üzerinize bir Rakîb484.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

4Efendi, komuta eden.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

4794:1 ayetinde Yüce Allah kendisine takvalı olunmasını emretmiştir. Ayette ayrıca rahimlere de takvalı olunması gerektiği net bir şekilde bildirilmiştir. Rahim kelimesine 'akrabalar' gibi anlamlar verilmeye çalışılsa da kelimenin anlamı apaçık ortadadır. Türkçeye de geçmiş olan bu kelimenin anlamı direkt olarak kadınlarda bulunan üreme organı rahimdir. Rahimlere takvalı olmak kadınlara takvalı olmaktır. Kadınlar ve erkekler birbirlerinin giysileridir. Birbirlerini tamamlarlar. Yüce Allah tüm insanlara rahim sahipleri olan kadınların hoşnut olmayacağı işleri yapmamalarını emretmektedir.  484Gözetleyen.

*Dişil zamirle geldiği için ilk yaratılan nefsin dişi olduğu anlaşılır.

**Dişil olan ilk nefisten yaratılan eş de mutlak ki erildir.


(Nisâ) 4:2
Ve verin yetimlere131 mallarını; ve değişmeyin kötüyü iyiyle; yemeyin onların mallarını mallarınıza doğru (katarak); doğrusu o oldu büyük bir günah.

131Anne veya babanın en az birisinden yoksun olan. Kendi geçimini sağlayacak güce ve akla henüz ulaşmamış olan çocuk.  


(Nisâ) 4:3
Ve eğer korktunuzsa ki eşitliği sağlayamazsınız yetimlerde*; öyle ki nikâhlayın483 iyi olmuş olanı sizlere kadınlardan** ikişer ve üçer ve dörder***; öyle ki eğer korktunuzsa ki adaleti680 sağlayamazsınız öyle ki tektir483 ya da malik/sahip olduğudur sağ77 ellerinizin483; işte bu; daha yakındır ki doğru yoldan sapmazsınız.

483Konu 4:3 ayetinde karşımıza çıkar. Ayetin ana konusu nikâh değildir. Ana konu yetimler ve onların eşit bir şekilde ayağa kaldırılmasıdır.  Bu konuya vurguyu 4:129 ayetinde de görürüz. Anlarız ki özel bir durum oluşmuştur. Toplumdaki yetim sayısı muhtemel ki bir savaş sonrası çok sayıda babanın ölmesi sonrası artmıştır. Yetimlerin kadınları olan anneler de geçimlerini sağlayamaz olmuşlardır. Topluma düşen görev bu yetimlerin eşit şekilde ayağa kaldırılmasıdır. Ancak yetimler konusunda eşitliği sağlayamama durumu varsa, bu nedenle bir korku oluşmuşsa şunlar yapılabilir. Dikkat: Şartların oluşması gereklidir.

1. Yetimlerin anneleri olan kadınların ikişer, üçer ve dörder şeklinde nikâhlanması

Yüce Allah 4:129 ayetinde bir erkeğin kadınlar arasında adaleti asla gözetemeyeceğini açık ve net olarak bildirmiştir. Yüce Allah adil olmayacak, adaletsizliğe neden olacak bir şeyi asla emretmez. Çok kadınla evlenmek mutlak ki adaletsizliğe neden olacaktır. Anlarız ki çok özel bir durum söz konusudur. Eşlerini kaybeden, yetim çocuklarıyla ortada kalmış kadınların bir şekilde topluma sağlıkla tekrar kavuşturulması gereklidir. Şüphe yoktur ki en iyi yöntem kadınların kendi rızasıyla tekrar nikâhlanmalarıdır. Ancak ayetten anlarız ki yetimlerin annelerine yetecek sayıda nikâhlanmaya uygun erkek yoktur. Bu nedenle Yüce Allah'ın bu çok özel durumun çözümü için bir erkeğin iki, üç veya dört kadınla aynı anda nikâhlanabilmesine izin verdiği rahatlıkla görülür. Bu demek değildir ki Yüce Allah genel şartlarda çoklu evliliği emretmiştir. Asıl amaç evlenmek olmayıp yetimlere maddi ve manevi destek sağlayacak bir babaya kavuşmaktır.

Mutlak ki bu nikâhlanmalar karşılıklı kabulle olmalıdır. Aksi düşünülemez. 

2. Yetimlerin anneleri olan kadınların tek şekilde nikâhlanması

Özel şartlar altında da olsa çoklu evliliklerin kadınlar açısından adaletsizliğe yok açacağı ortadadır. Bazı erkekler bu adaletsizlik ortamına girmek istemeyebilir. Yüce Allah bu erkeklere sadece bir tek kadınla nikâhlanmalarını tavsiye etmektedir.

3. Yetimlerin anneleri olan kadınları bir antlaşmayla sağ elin malik olduğu kimseler yapmak.

'Mâ meleket eymân' 'Sağ elin malik/sahip olduğu' geçişi asla cariye demek değildir. Seks kölesi anlamına gelen cariye kelimesi Kur'an'da geçmez. Sonradan uydurulmuş bir tanımdır. Bu vezin antlaşmayla/sözleşmeyle üzerinde hak sahibi olunan kimseleri kapsar. Erkek veya kadın olabilir. Örneğin; evsiz barksız kalan göçmen kadınlar ve erkeklerin bir aile yanına bir antlaşmayla/sözleşmeyle verilmesi durumunda o göçmen kimseler 'mâ meleket eymân' olur. Ya da bir antlaşma gereği evde çalıştırılan kadın ve erkekler 'mâ meleket eymân' olur. Özetle; karşılıklı bir antlaşmayla üzerinde hak sahibi olunan kimse demektir. Bu antlaşma bir nikâh/evlilik ahdi asla değildir. Ayetten anlaşılır ki çoklu veya tekli olarak yetimlerin annelerini nikâhlamak istemeyen erkeklere bir başka yol Rableri tarafından önerilmiştir. Bu da bu kadınları yetim evlatlarıyla birlikte bir sözleşmeyle/antlaşmayla evlerine almak ve onların geçimlerini sağlamaktır.

 

680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.

77Sözle/antlaşmayla bir başkasının kısmî kontrolüne giren kadın ve erkek. Örnek; bir savaş nedeniyle mülteci konumuna düşmüş evsiz kadın ve erkeklerin bir kamu yönetimi aracılığıyla belirli kişilerin kısmî kontrolüne bir sözleşmeyle/antlaşmayla verilmesi. Örnek; evde ya da iş yerinde çalışmak için iş ahdi yapmış olan çalışanlar. 

*Ayetin ana konusu yetimlerdir. Nikâh değildir. Yetimlerin hakları ve ayağa kaldırılmaları konusunda eşitlik esastır.  

**Yetimlerin anneleri olan dul kadınlar.

***Üleştirme, gruplaştırma vezini (mesnâ ve sulâse ve rubâa).


(Nisâ) 4:4
Ve verin kadınlara sadakalarını/mehirlerini485 bir (meşru) hediye (olarak); öyle ki eğer iyilik yaptılarsa sizlere ki bir şey ondan (sadakadan/mehirden); (kendi) nefis201 (-lerinden); öyle ki yiyin onu afiyet (-le); lezzet (-le).

485Kadınların nikâh öncesi kocalarından aldıkları bir güvence niteliğinde değer/karşılık. Günümüzdeki başlık parasına benzetilebilir. Yüce Allah kadınlara bunu bir hak olarak yazmıştır. Kadının kendi isteğiyle mehirden vazgeçme hakkı da vardır.

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Nisâ) 4:5
Vermeyin ahmaklara480 mallarınızı ki yaptı Allah sizlere bir kıyam*; ve rızıklandırın onları onda; ve giydirin onları; ve deyin onlara maruf291 bir söz.

480Aklı ermez. Akıl ve bilgi kapasitesi olarak yetersiz.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

*Ayakta/dik durmanızı sağlayan mal.


(Nisâ) 4:6
Belalandırın* yetimleri ta ki ulaştıkları zaman nikâha**; öyle ki eğer farkına varırsanız onlardan bir reşitlik/olgunluk/doğruluk; öyle ki savuşturun*** onlara doğru mallarını; yemeyin onu bir israf (-la) ve bir telaş (-la) ki büyürler (diye); ve kim oldu bir gani/zengin; öyle ki tutsun kendini/sakınsın**** ve kim oldu bir fakir; öyle ki yesin marufla291; öyle ki savurduğunuz*** zaman onlar üzerine mallarını; öyle ki şahit tutun üzerlerine; ve kâfi geldi/yetti Allah bir Hasîb486 olarak.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

486Hesap gören. Hesaplayan.

*Test etmek, denemek.

**Nikâh yaşına geldiklerinde.

***İtmek, uzaklaştırmak.

****Yetimlerin malından uzak dursun.


(Nisâ) 4:7
Erkekleredir bir nasip terk ettiğinden* ana babanın ve akrabaların; ve kadınlaradır bir nasip terk ettiğinden* ana babanın ve akrabaların; azından ondan ya da çoğundan; önceden belirli bir nasip.

*Ölüm nedeniyle kalan miras.



(Nisâ) 4:8
Ve hazır olduğu zaman kısmeti yakınlık sahibinin130 ve yetimlerin131 ve miskinlerin113; rızıklandırın onları ondan*; ve deyin onlara maruf291 bir söz.

130Her türlü yakınlık sahibi. Soy yakınlığı, mekan yakınlığı vb.

131Anne veya babanın en az birisinden yoksun olan. Kendi geçimini sağlayacak güce ve akla henüz ulaşmamış olan çocuk.  

113Açlık sınırında yaşayan. Açlıktan hareketleri kısıtlanmış.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

*Mirastan.

(Nisâ) 4:9
Ve haşyet53 duysun kimseler (ki) eğer terk etselerdi* kendilerinin ardından gelen zayıf/perişan bir zürriyet380; korkarlardı onlar üzerine; öyleyse takvalı21 olsunlar Allah’a; ve desinler hedefi tam vuran bir söz.

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb. 

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Ölüp gitseler.

(Nisâ) 4:10
Doğrusu kimseler (ki) yediler mallarını yetimlerin131 bir zulüm (-le)257; doğrusu yedikleri karınlarında bir ateştir; ve yanacaklar (onlar) bir seîrde809.

131Anne veya babanın en az birisinden yoksun olan. Kendi geçimini sağlayacak güce ve akla henüz ulaşmamış olan çocuk.  

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

809Çılgın ateş.

(Nisâ) 4:11
Vasiyet* eder481 Allah sizlere evlatlarınızda; erkeğedir misli870 iki kadın payı**; öyle ki eğer oldularsa kadınlar iki üzerinde öyle ki onlaradır (kadınlaradır) üçte ikisi (2/3) terk ettiğinin (ölenin); ve eğer olduysa (kadın) tek öyle ki onadır yarısı (1/2); ve ana babasınadır onun (ölenin) ikisinden (ana-baba) her bir tekine altıda biri (1/6) terk ettiğinden (ölenin) eğer olduysa ona (ölene) bir evlat***; öyle ki eğer asla olmazsa ona (ölene) bir evlat**** ve varis oldu ana babası onun (ölenin) öyle ki anasınadır (ölenin) üçte bir (1/3); öyle ki eğer olduysa ona kardeşler öyle ki anasınadır altıda bir (1/6); sonrasındadır bir vasiyetten***** (ki) vasiyet eder (kimse) onunla ya da (sonrasındadır) borç*****; babalarınızı ve oğullarınızı (ki) bilmezsiniz hangisi daha yakındır sizlere faydada/yararda; bir farzdır497 Allah’tan; doğrusu Allah oldu bir Alîm8; bir Hakîm9.

481Kur'an'ın mucizelerindendir. Yüce Allah'ın 4:11, 4:12 ve 4:176 ayetlerinde verdiği veriler üzerinden mirasla ilgili tüm olasılıklar eksiksiz bir şekilde tespit edilir.

Kur'an’da miras paylaşımı

Kur'an'a göre miras paylaşımı yapan yazılım için;

Miras Hesapla

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

3En yüce övgü/methetme.

1En yüce merhametli.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

497Uygulamaya koymak, belirlemek, önceden fikslemek/sabitlemek, zorunlu olarak uygulamaya koymak. 

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Tavsiye eder.

**Erkek kadının payının iki katı oranda pay alır.

***Sadece tek evlat varlığında. Ateistlerin miras ayetlerinde çelişki var diye bilip bilmeden konuşmaları bu kelimeye yanlış anlam veren mealler yüzündendir. Tek evlat varlığında ölenin anne ve babasına 1/6 pay düşer. Evlat sayısı birden fazlaysa bu oran 1/6 olmaz.

****Hiç evladı olmamış. Çocuksuz.

*****Öncelikle borç varsa ödenir. Bir vasiyet bırakılmışsa o da yerine getirilir. Bunlardan sonra kalan miras Yüce Allah'ın tavsiyesine uygun olarak taksim edilir.



(Nisâ) 4:12
Ve sizleredir yarısı (1/2) eşlerinizin (ölen kadınların) terk ettiğinin eğer asla olmazsa onlara (kadınlara) bir evlat; öyle ki eğer olduysa onlara (kadınlara) bir evlat öyle ki sizleredir dörtte biri (1/4) bıraktıklarından (kadınların); sonrasındadır bir vasiyet (ki) vasiyet ederler (kadınlar) onunla ya da borç (sonrasında); ve onlaradır (kadınlaradır) dörtte biri (1/4) terk ettiğinizden eğer asla olmazsa sizlere bir evlat*; öyle ki eğer olduysa sizlere bir evlat** öyle ki onlaradır (kadınlaradır) sekizde biri (1/8) terk ettiğinizin; sonrasındadır bir vasiyet (ki) vasiyet edersiniz onunla ya da borç (sonrasında); ve eğer olduysa bir erkek (ki) miras bıraktı (ve o) bir kelâle482 ya da bir kadın (ki miras bıraktı ve o bir kelâle); bir erkek ya da bir kız kardeşe (sahipse) öyle ki her bir tekine onlardan (bir erkek ve bir kız kardeşe) altıda birdir (1/6); öyle ki eğer oldularsa bundan çok*** (bir erkek ve bir kız kardeşten daha fazla sayıda erkek ve kız kardeşler) öyle ki onlaradır bir ortaklık üçte birde (1/3); sonrasındadır bir vasiyetten (ki) yapıldı onunla ya da bir borç (sonrasında); dara/sıkıntıya sokmayan bir vasiyettir481 Allah’tan; ve Allah Alîm’dir8; Halîm’dir58.

1En yüce merhametli.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

4Efendi, komuta eden.

8Bilen.

482Hiç bir evladı olmamış, alt nesillerde mirasçısı olmayan aynı zamanda eşi, annesi veya babasının en az birisinin de olmaması durumu.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

3En yüce övgü/methetme.

481Kur'an'ın mucizelerindendir. Yüce Allah'ın 4:11, 4:12 ve 4:176 ayetlerinde verdiği veriler üzerinden mirasla ilgili tüm olasılıklar eksiksiz bir şekilde tespit edilir.

Kur'an’da miras paylaşımı

Kur'an'a göre miras paylaşımı yapan yazılım için;

Miras Hesapla

58Yumuşak huylu.

*Hiç evladı olmamış.

**Sadece bir evlat.

***Bir erkek ya da bir kız kardeş kelimelerinin sadece bir erkek kardeş ya da sadece bir kız kardeşi işaret ettiğine en büyük delildir. Bu nedenle 'veledun' kelimesi kesinlikle sadece bir evlat olarak anlaşılmalıdır. Evlat sayısı arttığı zaman 'veladun' 'sadece bir evlat' için verilen oranlar kullanılamaz. 


 


(Nisâ) 4:13
İşte şu (ki) hudutlarıdır/sınırlarıdır Allah'ın; ve kim itaat eder Allah'a ve resûlüne76; sokar onu (Allah) cennetlere; akar altından nehirler; ölümsüzlerdir185 orada (cennette); ve işte budur büyük başarı/zafer.

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 


(Nisâ) 4:14
Ve kim isyan eder Allah'a ve resûlüne418; ve aşar hudutlarını O’nun (Allah'ın); sokar onu (Allah) bir ateşe; ölümsüzlerdir185 orada*; ve onadır alçaltıcı/perişan eden bir azap.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Cehennemde.

(Nisâ) 4:15
Ve kimseler (ki) işlerler fuhuş/fahişelik* kadınlarınızdan487; öyle ki dört şahit getirin onlara karşı sizlerden; öyle ki eğer şahitlik ettilerse; öyle ki tutun/geri durdurun488 onları evlerde**; ta ki tamamlar buluşmasını onlara ölüm***; ya da yapar Allah onlara bir yol****.

487Eş cinsel (lezbiyenlik) fahişeliğini işleyenler. Ayette kadınlarınızdan buyrulduğuna göre muhatap Kur'an'a iman etmiş kimseler ve onların kadınlarıdır. Şahitler için de 'sizlerden' buyrulduğuna göre mutlak ki bu şahitler Kur'an'a iman etmiş 4 kimseden olmalıdır.  Dört şahitle durum tespit edilirse bu kadınlar evlerinde yada özel olarak belirlenen evlerde ev hapsinde tutulur. Yüce Allah'ın onlara bir yol açması olan psikolojik ve tıbbi tedavi yöntemleri uygulanır. Bu tedaviyi istemezlerse ölünceye kadar ev hapsinde kalırlar. Tedaviyi kabul ederlerse ev hapsi sonlandırılır. 

488Kadınlar için; 

Ev hapsi. Psikolojik ve tıbbi tedaviyi (Yüce Allah'ın yolu) kabul etmezlerse ölünceye kadar ev hapsi devam eder.

Yüce Allah'ın yolu olan bilimsel tedaviyi kabul ederlerse ev hapsi sonlanır.

Erkekler için;

Hayatlarını zorlaştırıcı eziyet faaliyetleriyle bilimsel tedaviye zorlamak.

Tedaviyi kabul ederlerse faaliyetlere son vermek.

Kadın ve erkeklerin eş cinsel fahişeliklerine karşı verilen önlemler neden farklı?

Eş cinsellik erkeklerde kadınlarda olduğundan çok daha sıktır. Bunun nedeni anne karnında bulunan erkek bebeğin annenin hormonlarından daha fazla oranda olumsuz etkilenmesindendir. Kız bebeklerde bu durum bir soruna neden olmaz. Kadınların eş cinsel fahişeliği erkeklerin eş cinsel faaliyetlerine göre daha fazla sınırı aşmadır. Çünkü organik ve hormonsal olarak eş cinsel olmalarını gerektirecek hiç bir hormonsal neden yoktur. Tamamen psikolojik bir hastalıktır. Oysa eş cinsel erkeklerde durum daha farklıdır. Hormonsal etkilerin de rolü vardır. Psikolojik etki daha azdır. Bu nedenle eş cinsel erkeklere sadece 'eziyet uygulaması' verilirken eş cinsel kadınlara daha büyük bir ceza olan ölünceye kadar ev hapsi verilmiştir. 


*Eş cinsel (lezbiyenlik) fahişeliği.

**Ev hapsi uygulaması yapın.

***Eş cinsel (lezbiyenlik) fahişeliğini bırakma niyetleri yoksa ölünceye kadar ev hapsinde kalırlar. Hiç kimse bunu yapmayacağı için eş cinsel (lezbiyenlik) fahişeliğinden vazgeçmek tek yoldur. Psikolojik ve tıbbi tedaviyle Yüce Allah onlara bir tedavi yolu açabilir.

***Tevbe ederek eş cinsel (lezbiyenlik) fahişeliği açısından tedavi olurlarsa ev hapsi sonlandırılır.  


(Nisâ) 4:16

Ve iki erkek kimse (ki) işledi ikisi onu (eş cinsel fahişeliğini) sizlerden; öyleyse eziyet edin* ikisine488; öyle ki eğer tevbe33 ettilerse ikisi; ve düzelttilerse** ikisi; öyle ki dönün ikisinden; doğrusu Allah oldu bir Tevvâb191; bir Rahîm2.

488Kadınlar için; 

Ev hapsi. Psikolojik ve tıbbi tedaviyi (Yüce Allah'ın yolu) kabul etmezlerse ölünceye kadar ev hapsi devam eder.

Yüce Allah'ın yolu olan bilimsel tedaviyi kabul ederlerse ev hapsi sonlanır.

Erkekler için;

Hayatlarını zorlaştırıcı eziyet faaliyetleriyle bilimsel tedaviye zorlamak.

Tedaviyi kabul ederlerse faaliyetlere son vermek.

Kadın ve erkeklerin eş cinsel fahişeliklerine karşı verilen önlemler neden farklı?

Eş cinsellik erkeklerde kadınlarda olduğundan çok daha sıktır. Bunun nedeni anne karnında bulunan erkek bebeğin annenin hormonlarından daha fazla oranda olumsuz etkilenmesindendir. Kız bebeklerde bu durum bir soruna neden olmaz. Kadınların eş cinsel fahişeliği erkeklerin eş cinsel faaliyetlerine göre daha fazla sınırı aşmadır. Çünkü organik ve hormonsal olarak eş cinsel olmalarını gerektirecek hiç bir hormonsal neden yoktur. Tamamen psikolojik bir hastalıktır. Oysa eş cinsel erkeklerde durum daha farklıdır. Hormonsal etkilerin de rolü vardır. Psikolojik etki daha azdır. Bu nedenle eş cinsel erkeklere sadece 'eziyet uygulaması' verilirken eş cinsel kadınlara daha büyük bir ceza olan ölünceye kadar ev hapsi verilmiştir. 


33Dönmek, vazgeçmek.

191Yaptıkları hatalardan/günahlardan dönüp vazgeçen kullarına cezayı/karşılığı vermekten vazgeçen, dönen. Kullarına sürekli dönen. Kullarının tevbesini yani vazgeçmelerini çokça kabul eden. Cezadan/karşılıktan vazgeçen.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Hayatlarını zorlaştıracak, sıkıntıya sokacak önlemler alın.

**Psikoloji ve tıbbi tedaviyle düzelme.


(Nisâ) 4:17
Ancak Allah'ın üzerine (olan) tevbe33 kimseler içindir (ki) yaparlar kötülük cahillikle489; sonra tevbe33 ederler yakından*; öyle ki işte bunlar; tevbe33 eder Allah onların üzerine; ve oldu Allah bir Alîm8; bir Hakîm9.

33Dönmek, vazgeçmek.

489Bilgisiz, bihaber, bilinçsizlik, farkındalığı olmayan.

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*İçtenlikle, yakın bir zamanda. 


(Nisâ) 4:18
Ve olmadı kimseler için tevbe33 (ki) yaparlar kötülükler; ta ki hazır olduğu zaman birine onlardan ölüm; dedi: "Doğrusu ben tevbe33 ettim şu anda"; ve olmaz (bir tevbe) kimselere (ki) ölürler ve onlar kâfirlerdir25; işte bunlar; hazırladık onlara elim/acıklı bir azap.

33Dönmek, vazgeçmek.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Nisâ) 4:19
Ey iman47 etmiş kimseler! Helal olmaz sizlere ki varis olursunuz kadınlara bir zorlama (-yla)*; zorlaştırmanız/sorun yaratmanız (da) onlara (helal olmaz); alıp gitmek için bir kısmıyla kendilerine verdiğinizi**; dışındadır ki işlerler apaçık fahişelik; ve iç içe geçmiş/müşterek şekilde geçinin onlarla marufla291; öyle ki eğer hoşlanmadınızsa onlardan*** öyle ki belki de ki hoşlanmadığınız bir şeyi; ve yapmıştır Allah onda çokça bir hayır.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

*Kadınların mallarına zorla varis olunamaz. Haramdır. Erkekler gibi kadınlar da ölmeden önce diledikleri şekilde vasiyet bırakma hakkına sahiptir. Vasiyet bırakmadan vefat gerçekleşirse 4:11, 4:12 ve 4:118 ayetleri devreye girer. Şüphesiz ki erkeklerde de durum aynıdır. 

**2:229 ayetinden anlarız ki kadın boşanmak istemişse evliliğin başında almış olduğu mehri boşanacağı kocasına geri vermelidir. Bu fidye ödemesi, evlilikten kendisini kurtarma karşılığıdır. Boşanmak isteyen kadının verdiği fidyeyi erkeğin almasında bir günah yoktur. İşte kadınların evlilik hakkı olarak verilen sadakaların/mehirlerin bir kısmını geri almak için geçimsizlik yaratarak kadınları kendi istekleriyle boşanmaya zorlamak helal değildir.

***Fahişelik haricindeki hoşa gitmeyen durumlarda bile geçinmek için her türlü özveri gösterilmelidir. Yüce Allah hoşa gitmeyen şeylere de çokça bir hayır, iyilik koymuş olduğunu bildirmektedir.  



(Nisâ) 4:20
Ve eğer kastettinizse/amaçladınızsa bir eş değişikliğine bir eş yerine*; ve vermiş (olsanız da) birine onlardan kantar (-la)**; öyle ki edinmeyin ondan** bir şey; edinir misiniz (ondan) kara çalarak*** ve (edinir misiniz) apaçık bir günah****?

*Boşanılacak olan eş.

**Yığınla. Çok miktarda sadaka/mehir.

***Fahişelik yaptığı iftirasında bulunarak kadınlardan verilen sadaka/mehirleri geri istemek.

****Bir kadına iftira atmak apaçık bir günahtır.


(Nisâ) 4:21
Ve nasıl edinirsiniz onu*; ant olsun sıkı fıkı oldunuz bir kısmınız bir kısma karşı; ve edindiler (kadınlar) sizlerden bir misak/söz/antlaşma** kalın bir bağlama (-yla)***.

*Kadına verilmiş olan sadaka/mehir.

**Evlilik sözleşmesi/antlaşması.

***Anlarız ki bir kadın ve erkeğin nikâhlanması her iki tarafı da bağlayan güçlü/sağlam bir bağla olmalıdır. Mut'a nikâhı gibi ücret karşılığı bir günlük ilişkileri meşru hale getirenler fahişeliği Yüce Allah'ın tertemiz bağı olan nikâhla karıştırmaktadırlar.


(Nisâ) 4:22
Nikâhlamayın491 nikâhladığını* babalarınızın/atalarınızın** kadınlardan; dışındadır geçmişte olan***; doğrusu o oldu bir fahişelik490; ve nefret; ve kötü bir yol.

4914:22, 4:23 ve 220 ayetlerinde Yüce Rabbimiz bizlere açık ve net olarak nikâhlanmanın haram olduğu durumları açık ve net olarak bildirmiştir.

4:22'de; bir erkek için nikâh şunlara haramdır;

  1. Kadınlara ki (erkeğin) öz olarak babasının, baba tarafından dedesinin (ve bu şekilde eski nesillere ilerletilebilir) daha önceden karıları olmuşlar; kadınlara ki (erkeğin) öz olarak ana tarafından dedesinin (ve bu şekilde eski nesillere ilerletilebilir) karıları olmuşlar.

4:23'de; nikâh şunlara haramdır;

  1. Öz anaya, öz ana tarafından anneanneye (ve bu şekilde eski nesillere ilerletilebilir), öz baba tarafından babaanneye (ve bu şekilde eski nesillere ilerletilebilir).
  2. Öz kızlara; öz kız torunlara (ve bu şekilde yeni nesillere ilerletilebilir).
  3. Kız kardeşlere.
  4. Halalara ve teyzelere.
  5. Öz kız yeğenlere.
  6. Süt analara.
  7. Süt ananın kızlarına, süt kardeşlere.
  8. Kadının önceki evliliğinden olan ve yeni kocanın himayesine giren üvey kızlara. Kadınla cinsel birleşme olmadan bir boşanma gerçekleşmişse bu kızlarla evlenmek haram değildir.
  9. Öz oğulların, öz torunların (ve bu şekilde yeni nesillere ilerletilebilir) daha önceden karıları olmuş kadınlara.
  10. Kız kardeşlerle aynı anda evli olmak.

2:220'de nikâh şunlara haramdır;

Ailenin bir üyesi olarak aileye karışan yani evlat edinilen kızlara. Rabbimiz evlatlık edinilen kız ve erkeklerin artık kardeş olduklarını açıkça bildirmiştir. 4:23'de bildirildiği üzere kardeşlerle evlenmek haramdır. 

490Sınırı aşmak. Evrensel kabuller olan marufun dışına çıkmak.

*Geçmiş zaman kipiyle geldiği için bir kez bile nikâhlanma yasağı aktif hale getirir. 

**Öz babanın, öz baba tarafından dedenin (ve bu şekilde eski nesillere ilerletilebilir) daha önceden karıları olmuş olanlar. Öz ana tarafından dedenin (ve bu şekilde eski nesillere ilerletilebilir) daha önceden karıları olmuş olanlar.

***Ayet inmeden önce böyle bir yasağın olmadığı anlaşılmaktadır. Ayet öncesi gerçekleşmiş bu tarz nikâhlar aynen devam edecektir.


(Nisâ) 4:23
Haram kılındı491 sizlere analarınız; ve kızlarınız; ve kız kardeşleriniz; ve halalarınız; ve teyzeleriniz; ve erkek kardeş kızları; ve kız kardeş kızları; ve sizleri emzirmiş (olan) analarınız; ve sütten (olan) kız kardeşleriniz; ve karılarınızın anaları; ve kendileriyle duhul/cinsel birleşme gerçekleştirdiğiniz karılarınızdan (gelen) himayenizdeki üvey kızlarınız; öyle ki eğer asla olmazsanız duhul/cinsel birleşme yaşamış onlarla*; öyle ki olmaz bir günah üzerinize; ve helalleri oğullarınızın kimselerdir (ki) sulblerinizdendir**; ve ki bir araya getirmeniz iki kız kardeş arasını; dışındadır mutlak geçen; doğrusu Allah oldu bir Gafûr20; bir Rahîm2.

4914:22, 4:23 ve 220 ayetlerinde Yüce Rabbimiz bizlere açık ve net olarak nikâhlanmanın haram olduğu durumları açık ve net olarak bildirmiştir.

4:22'de; bir erkek için nikâh şunlara haramdır;

  1. Kadınlara ki (erkeğin) öz olarak babasının, baba tarafından dedesinin (ve bu şekilde eski nesillere ilerletilebilir) daha önceden karıları olmuşlar; kadınlara ki (erkeğin) öz olarak ana tarafından dedesinin (ve bu şekilde eski nesillere ilerletilebilir) karıları olmuşlar.

4:23'de; nikâh şunlara haramdır;

  1. Öz anaya, öz ana tarafından anneanneye (ve bu şekilde eski nesillere ilerletilebilir), öz baba tarafından babaanneye (ve bu şekilde eski nesillere ilerletilebilir).
  2. Öz kızlara; öz kız torunlara (ve bu şekilde yeni nesillere ilerletilebilir).
  3. Kız kardeşlere.
  4. Halalara ve teyzelere.
  5. Öz kız yeğenlere.
  6. Süt analara.
  7. Süt ananın kızlarına, süt kardeşlere.
  8. Kadının önceki evliliğinden olan ve yeni kocanın himayesine giren üvey kızlara. Kadınla cinsel birleşme olmadan bir boşanma gerçekleşmişse bu kızlarla evlenmek haram değildir.
  9. Öz oğulların, öz torunların (ve bu şekilde yeni nesillere ilerletilebilir) daha önceden karıları olmuş kadınlara.
  10. Kız kardeşlerle aynı anda evli olmak.

2:220'de nikâh şunlara haramdır;

Ailenin bir üyesi olarak aileye karışan yani evlat edinilen kızlara. Rabbimiz evlatlık edinilen kız ve erkeklerin artık kardeş olduklarını açıkça bildirmiştir. 4:23'de bildirildiği üzere kardeşlerle evlenmek haramdır. 

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Nikâh olmuş ancak cinsel birleşme olmadan boşanma olmuşsa.

**Soy bağı olan oğullar. Zürriyet.


(Nisâ) 4:24
Ve muhsanât492 kadınlardan (nikâh) (ki) -dışındadır* sağ ellerinizin malik/sahip77 olduğu- Allah'ın kitabıdır/yazgısıdır üzerine*; ve helal kılındı sizlere bunların ötesi/arkası (da) ki bakınırsınız mallarınızla** muhsinîn496 (olmaya), olmaksızın musâfihin494; öyle ki metalanmanızdır54*** onunla (nikâhla) onlardan (sağ ellerinizin malik/sahip olduklarından); öyle ki verin ecirlerini**** bir farz497 (olarak); ve farz497 (olan) sonrasında olmaz bir günah üzerinize onunla (nikâhla) razı olduğunuzdakinde*****; doğrusu Allah oldu bir Alîm8; bir Hakîm9.

492İffeti sağlam, güçlendirilmiş kadınlar.  İffetini korumuş, korunmuş kadınlar. Sağlam ve güçlü iffeti nedeniyle ulaşılmaz/erişilmez olmuş kadınlar. 

77Sözle/antlaşmayla bir başkasının kısmî kontrolüne giren kadın ve erkek. Örnek; bir savaş nedeniyle mülteci konumuna düşmüş evsiz kadın ve erkeklerin bir kamu yönetimi aracılığıyla belirli kişilerin kısmî kontrolüne bir sözleşmeyle/antlaşmayla verilmesi. Örnek; evde ya da iş yerinde çalışmak için iş ahdi yapmış olan çalışanlar. 

496İffeti sağlam, güçlendirilmiş erkekler.  İffetini korumuş, korunmuş erkekler. Sağlam ve güçlü iffeti nedeniyle ulaşılmaz/erişilmez olmuş erkekler. 

494Nikâh olmadan bekâr erkeklerle cinsel ilişkiye giren bekâr kadınlar.  

54Sermaye. Yararlanma.

497Uygulamaya koymak, belirlemek, önceden fikslemek/sabitlemek, zorunlu olarak uygulamaya koymak. 

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Müslüman erkeklere muhsanât kadınlarla nikâh yazılmıştır. Müminlerin ilk hedefi öncelikle müminât muhsanât kadınlarla nikâhlanmak olmalıdır. Müminât muhsanât kadınlarla nikâhlanma çabalamasına rağmen asla güç yetiremeyenler varsa sağ ellerin malik/sahip olduğu kadınlardan birisiyle nikâhlanabilir. Elbette karşılıklı rızayla. 4:25 ayetinde sağ ellerin malik/sahip olduğu genç kadınlardan müminât (iman etmiş) olanların tercih edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Sağ ellerin malik/sahip olduğu kadınlarla yapılan bu nikâh da çiftleri birbirine bağlayan bir nikâhtır (4:21). Geçici bir nikâh asla değildir. Çünkü bu nikâhtan çocuklar doğabilir. Çiftler nikâhın tüm sorumluluklarını ve şartlarını kabul etmiş sayılır. Boşanma şartları da mutlak ki Kur'an'da bildirilen kurallara tabidir.

**Nikâhlanarak bir ev geçindirme gücünüz, kuvvetiniz ve malınız varsa. 

***Bir kadınla evlilik hayatı paylaşarak geçimlik sağlama.

****Muhsanât kadınlarla evlenmek için sadaka/mehir verilir. Sağ ellerin malik/sahip olduğu kadınlar için de nikâha bir karşılık/ecir bir farz/zorunluluk olarak verilmelidir.

*****Farz olan ecir/karşılık tamamlanırsa nikâh şekli çiftlerin dilediği gibi yapılabilir.


(Nisâ) 4:25
Ve kim asla güç yetiremez sizlerden bir uzanıp ulaşmaya ki nikâhlar müminât493 muhsanât492; öyle ki müminât493 fettanlarınızdan*, sağ ellerinizin malik/sahip77 olduğundandır; ve Allah daha iyi bilir imanlarınızı; bir kısmınız bir kısımdandır; öyle ki nikâhlayın onları (sağ ellerinizin malik/sahip olduklarını) ehlinin/ahalisinin** izniyle; ve verin ecirlerini*** marufla291; muhsanât291 (olsunlar) olmaksızın musâfihât494; ve edinmeyenler (olsunlar) gizli/saklı arkadaş; öyle ki muhsanât492 oldukları zaman; öyle ki (sonrası) eğer işlerlerse bir fahişelik490 öyle ki onlar üzerinedir yarısı muhsanât492 üzerine (olan) azaptan; işte bu kimse içindir (ki) haşyet duyar zorluğa/strese sizlerden; ve ki sabretmeniz**** bir hayırdır sizlere; ve Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
493Mümin kadınlar. İman etmiş kadınlar.

492İffeti sağlam, güçlendirilmiş kadınlar.  İffetini korumuş, korunmuş kadınlar. Sağlam ve güçlü iffeti nedeniyle ulaşılmaz/erişilmez olmuş kadınlar. 

77Sözle/antlaşmayla bir başkasının kısmî kontrolüne giren kadın ve erkek. Örnek; bir savaş nedeniyle mülteci konumuna düşmüş evsiz kadın ve erkeklerin bir kamu yönetimi aracılığıyla belirli kişilerin kısmî kontrolüne bir sözleşmeyle/antlaşmayla verilmesi. Örnek; evde ya da iş yerinde çalışmak için iş ahdi yapmış olan çalışanlar. 

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

494Nikâh olmadan bekâr erkeklerle cinsel ilişkiye giren bekâr kadınlar.  490Sınırı aşmak. Evrensel kabuller olan marufun dışına çıkmak.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Gençler.

**Onlardan sorumlu olan ilgili kimselerin. 

***Muhsanât kadınlarla evlenmek için sadaka/mehir verilir. Sağ ellerin malik/sahip olduğu kadınlar için de nikâha bir karşılık/ecir bir farz/zorunluluk olarak verilmelidir.

****Müminât muhsanât kadınlarla evlenmek için gereken mücadeleyi sabırla devam etmek.  


(Nisâ) 4:26
İster Allah beyan226 etmek sizlere; ve doğru yola kılavuzlamak sizleri sizden öncekilerden kimselerin yasalarına/yollarına*; ve tevbe33 etmek (ister) üzerinize; ve Allah Alîm’dir8; Hakîm’dir9.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

33Dönmek, vazgeçmek.

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Sadece kutsal kitaplar demiş olan kimselerin yasalarına yani kutsal kitapların yasalarına.

(Nisâ) 4:27
Ve Allah ister ki tevbe33 etsin sizlere; ve (oysa) şehvetlere tabi olan kimseler ister ki meyledersiniz (yanlışa) büyük bir meyil (-le).

33Dönmek, vazgeçmek.


(Nisâ) 4:28
İster Allah ki hafifletsin* sizlerden; ve yaratıldı insan zayıf/güçsüz (olarak).
*Yüce Allah kullarına kaldıramayacağından ağır yük asla yüklemez. Yükü hafifletmek ister. İnsan ise Rabbinin reçetesi olan Kur'an'ı terk eder. Kur'an'ın hükümlerini hayatına geçirmez.

(Nisâ) 4:29
Ey iman47 etmiş kimseler! Yemeyin mallarınızı aranızda batılla199; dışındadır ki oldu bir ticaret ki kendiniz razı oldunuz; ve katletmeyin199 kendi nefislerinizi201; doğrusu Allah oldu sizlere bir Rahîm2.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

199Gerçek olmayan, geçersiz, temelsiz, asılsız.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Nisâ) 4:30
Ve kim faaliyet içinde olur buna bir düşmanlık (-la) ve bir zulüm (-le); öyle ki yakında yanması için sunacağız onu bir ateşe; ve oldu bu Allah'a karşı kolay (bir olay) .

(Nisâ) 4:31
Eğer uzak durursanız kendisinden yasaklandığınızın büyüklerine (karşı); kâfirlik498 ederiz sizlerden kötülüklerinize; ve sokarız sizleri cömert* bir girişe**.
498Dilediği kulları için günahları, kötülükleri örtmesi, gizlemesi.

*Kerim.

**Dünya hayatında ve ahiret hayatında cömert/bereketli bir girişe girerler.


(Nisâ) 4:32
Ve temenni* etmeyin fazlalıklı kıldığına Allah'ın kendisiyle bir kısmınızı bir kısma karşı; erkekleredir bir nasip kazandıklarından; ve kadınlaradır bir nasip kazandıklarından; ve sorun/sual edin Allah’a fazlından/lütfundan202 O’nun; doğrusu Allah oldu her bir şeye bir Alîm8.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

8Bilen.

*Arzulama, isteme.

(Nisâ) 4:33
Ve her bir (kimse) için yaptık ardından gelen varisler* terk ettiğinden** ana babanın ve yakınlık sahiplerinin; ve kimselere (ki) bağladı/bağıtladı sağ elleriniz77; öyle ki verin nasiplerini onların (sağ ellerinizin bağladığı kimselerin); doğrusu Allah oldu her bir şey üzerine bir Şehîd499.

77Sözle/antlaşmayla bir başkasının kısmî kontrolüne giren kadın ve erkek. Örnek; bir savaş nedeniyle mülteci konumuna düşmüş evsiz kadın ve erkeklerin bir kamu yönetimi aracılığıyla belirli kişilerin kısmî kontrolüne bir sözleşmeyle/antlaşmayla verilmesi. Örnek; evde ya da iş yerinde çalışmak için iş ahdi yapmış olan çalışanlar. 

499Tanık olan, şahit olan.

*Yakın koruyucular.

**Bıraktığı mirastan.


(Nisâ) 4:34
Erkekler kavvamdır501 kadınlara karşı; fazlalıklı kılmasıyla Allah'ın bir kısmı onlardan (insanlardan) bir kısma karşı ve mallarından infak6 ettikleriyle; öyle ki sâlih777 kadınlar kanaatkarlardır398; koruyanlardır gizliyi Allah'ın koruduğuyla (Allah'ın korunmasına hükmettiğiyle); ve o (kadınlardan) ki (eğer) korkarsanız kalkışmalar (dan)/yüksekten bakmalar (dan); öyle ki vaaz653 edin onlara; ve terk edin (kendiniz terk ederek) onları/ hicret edin onlardan yataklarda*; ve darbeyi vurun500 onlara; öyle ki itaat** ederlerse sizlere; öyle ki aramayın/bakınmayın onların aleyhine bir yol; doğrusu Allah oldu bir Aliyy373; bir Kebîr502.
501Ayakta duran, dikelip kol kanat geren, evin direği. 

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

777Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik.

398Yetinmek. Yüce Allah'ın fazlından/lütfundan aranma/bakınma sonrası Yüce Allah'ın bahşettikleriyle yetinmek. Elindekinden hoşnut olma durumu, yeter bulmak.653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

500Boşanma darbesini vurun. Boşanma darbesini öne sürün.

'Darp' 'vurmak' kelimesi Arapçada en çok anlama gelen kelimelerden bir tanesidir. Türkçeye de benzer örnekler geçmiştir. Birine vurulmak (aşık olmak). pişkinliğe vurmak (çıkarı için kötü bir davranışa veya söze aldırmamak), dem vurmak (o konuya atıfta bulunmak ) gibi örnekler verilebilir. Yüce Allah şerefli Kur'an'da bir misal/benzer örnek vermeyi/öne sürmeyi de 'bir misal darp etmek' olarak bildirmektedir. Anlarız ki kadına bir darbe vurulacaktır; kadına bir darbe öne sürülecektir.  Bu da artık son çare/darbe olan boşanma darbesidir.  

373Aşkın, her şeyden daha üstün, daha yüksek.

502Her şeyin ötesinde büyük.

*Yatağı ayırın. Cinsel ilişki kurmayın.

**Boşanma darbesinin öne sürülmesiyle itaat ederlerse boşanmaktan vazgeçilir.


(Nisâ) 4:35
Ve eğer korktunuzsa yarılması (-ndan) ikisinin* arasının; öyle ki gönderin bir hakem onun (erkeğin) ehlinden; ve bir hakem (de) onun (kadının) ehlinden; eğer razı olurlarsa ikisi* ıslaha/düzelmeye; uygunlaştırır Allah ikisinin* arasını; doğrusu Allah oldu bir Alîm8; bir Habîr466.

8Bilen.

466Haberdar.*Karı koca.

(Nisâ) 4:36
Ve kulluk46 edin Allah'a; ve şirk koşmayın71 O'na bir şeyi; ve ana babayadır bir ihsân250 ve yakınlık sahibine; ve yetimlere131; ve miskinlere113; ve yakınlık sahibi komşuya; ve uzak komşuya; ve (aynı) taraf/yönde yoldaşa; ve yolun oğluna354; ve malik/sahip olduğuna sağ ellerinizin77; doğrusu Allah sevmez kimseyi (ki) oldu (o) bir kurumlanan*; bir gururlanan.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

250İyilik etme, iyi davranma, dürüstlük, doğruluk.

131Anne veya babanın en az birisinden yoksun olan. Kendi geçimini sağlayacak güce ve akla henüz ulaşmamış olan çocuk.  

113Açlık sınırında yaşayan. Açlıktan hareketleri kısıtlanmış.

354Evsiz barksız olan.

77Sözle/antlaşmayla bir başkasının kısmî kontrolüne giren kadın ve erkek. Örnek; bir savaş nedeniyle mülteci konumuna düşmüş evsiz kadın ve erkeklerin bir kamu yönetimi aracılığıyla belirli kişilerin kısmî kontrolüne bir sözleşmeyle/antlaşmayla verilmesi. Örnek; evde ya da iş yerinde çalışmak için iş ahdi yapmış olan çalışanlar. 

*Kendini büyük ve önemli gösterme davranışı.

(Nisâ) 4:37
Kimseler (ki) cimrilik/pintilik ederler; ve emrederler insanlara cimriliği/pintiliği; ve gizlerler verdiğini onlara Allah'ın kendi fazlından202; ve hazırladık kâfirler25 için yıpratan/çöktüren bir azap.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Nisâ) 4:38
Ve kimseler (ki) infak6 ederler mallarını insanlara göstermeye; ve iman47 etmezler Allah'a ve ahiret gününe; kime (ki) olur şeytân29 ona birleşik/bağlantılı; öyle ki ne kötü (bir) birleşmedir/bağlanmadır.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.


(Nisâ) 4:39
Ve nedir onların üzerlerine (olan)*; eğer (ki) iman47 etselerdi Allah'a ve ahiret gününe ve infak6 etselerdi rızıklandırdığından onları Allah'ın; ve oldu Allah onlara bir Alîm8.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

8Bilen.

*Ne oluyor onlara ki?

(Nisâ) 4:40
Doğrusu Allah zulmetmez bir zerre503 ağırlığınca; ve eğer (ki) olur bir güzellik/iyilik katlar onu; ve verir kendi yanından büyük bir ecir820.

503Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. Zerre atomu işaret der. Atomların ağırlıkları mevcuttur. Yüce Allah Kur'an'da evrenin en küçük yapıtaşı olan sicimleri (Sicim Teorisi) de fitil/fatil olarak işaret etmektedir. Bir fitil ve onun titreşimi işaret edilmiştir. Fitil işaretinin geçtiği ayetlerde ağırlık vurgulanmazken zerre geçen ayetlerde ağırlığa vurgu yapılmıştır. Sicimlerin herhangi bir ağırlığa sahip olmadıkları bilinmektedir. 

Bir atomdan daha küçük olanlar: Sicimler. Atomun ağırlığı varken sicimlerin ağırlığı yoktur.

820Ödül, mükafat.

(Nisâ) 4:41
Öyle ki nasıl (olur) getirdiğimiz zaman her bir ümmetten305 bir şahit/tanık; ve getirdiğimizde seni bunlar* üzerine bir şahit/tanık.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

*Kendilerini Muhammed peygamberin ümmeti olarak kabul eden, dinlerini parça parça etmiş, mezheplere bölmüş olanlara karşı Muhammed peygamberin bir tanık/şahit olarak dinleneceği anlaşılmaktadır. 25:30 ayetinde Muhammed peygamberin nasıl bir tanıklık ettiği bildirilmiştir. Muhammed peygamber ümmetinin Kur'an'ı terk edilmiş bir şekilde tuttuklarını, Kur'an'a gerçek anlamda tabi olmadıklarını deklere etmiştir.

(Nisâ) 4:42
O gün ister kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler ve isyan* ettiler resûle**; şayet/keşke aynı seviyede olsa onlarla yer***; ve gizleyemezler Allah’a bir hadis/söz504.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

504Kur'an'ı terk ederek Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûlü olan Muhammed peygambere iftiralar içeren kitaplara tabi oldular; böylece resûle isyan ettiler. Mahşerde bu uydurdukları hadisleri/söylentileri/sözleri Yüce Allah'tan gizleyemeyeceklerdir. Kendisini Muhammed peygamberin ümmeti kabul etmesine rağmen sadece Kur'an demeyen herkes 4:42 ayetine direkt olarak muhataptır.

*Muhammed peygamberin getirdiği Kur'an'a isyan ettiler. Kur'an'ın ayetlerine isyan ettiler. Ayetleri yok saydılar. Ayetleri hadislerin hükmüyle yok ettiler. 

**Muhammed peygambere.

***Yerin dibine geçseler.



(Nisâ) 4:43

Ey iman47 etmiş kimseler! Yaklaşmayın salâta5; ve sizler sarhoşlar/aklı örtmüşler (olarak); ta ki bilersiniz dediğinizi; ve de bir cünüp136 (-ken) -dışındadır bir yol gelip geçenler- ta ki guslederler/yıkanırlar/banyo yaparlar533; ve eğer oldunuz hastalar ya da bir sefer üzerine; ya da geldi biriniz sizden gaitadan/dışkılamaktan533 ya da dokundunuz/cinsel ilişkiye girdiniz kadınlara533; öyle ki asla bulamadınız bir su; öyle ki teyemmüm edin/sürün iyi/hoş/yumuşak toprağa/kuma; öyle ki sıvazlayın yüzlerinize ve ellerinize; doğrusu Allah oldu bir Afuv710; bir Gafûr20.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

136Temizlikten uzak kalmak, kopmak. 

533Salâta başlamadan önce bedenin ve ruhun temizlenmesi amacıyla su veya toprakla yapılan temizlik.

Abdesti Kur’an’a göre iki şey bozar.
 Cinsel ilişki.
 Dışkılama yani gaita çıkışı.

Aklınıza gelen başka hiçbir şey abdesti bozmaz. Nokta. Bunun dışında şeyler uydurmak Kur'an'a ortak koşmaktır.  
Abdest gerekirse.
Su varsa; eller dirseklere kadar yıkanır. Yüz yıkanır. Baş mesh edilir. Ayaklar
mesh edilir. Su yoksa ya da hastalık varsa ya da sefer hali varsa temiz ve yumuşak
bir toprakla/kumla eller ovuşturulur ve yüze sürülür.
Şema olarak gösterilmesi;
Abdest gerektiren şartlar.

Abdest Süreci;


710Affeden.

20Bağışlayan.


(Nisâ) 4:44
Hiç görmez misin kimseleri (ki) verildiler bir nasip kitaptan*; satın alırlar (onlar) dalaleti128 ve isterler ki dalalete128 düşün yolda.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*Kitap ehli.

(Nisâ) 4:45
Ve Allah daha iyi bilendir düşmanlarınızı; ve kâfi geldi/yetti Allah bir Veli28 (olarak); kâfi geldi/yetti Allah bir Nasîr69 (olarak).

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

69Yardımcı, destekçi, arka çıkan, imdada koşan.


(Nisâ) 4:46
Yahudileşmiş kimselerden (ki) tahrif ederler kelimeyi kendi yerlerinden; ve derler: "İşittik ve isyan ettik"; -ve işit olmaksızın işiten!- ve (derler) "Güt300 bizi”; eğip bükme (-yle) dillerini ve ta’an* (-la) dinde; ve şayet ki onlar deselerdi: "İşittik ve itaat ettik" ve "İşit ve gözet300 bizleri"; mutlak olurdu bir hayır onlara ve (olurdu) daha dik/ayakta/kıyamda; fakat mutlak lanetledi280 onları Allah küfürleriyle25; öyle ki iman47 etmezler bir az dışında.

300Yüce Allah'ın resûlü de olsa hiç kimseye bir koyunun çobana teslim olduğu gibi teslim olunmaz, olunamaz. Bireylerden başlayarak toplumu da koyun sürüsüne dönüştürmek müşriklerin özelliğidir. Bir koyun gibi güdülmek istemek müşrikliğin bir göstergesidir. Günümüzde tarikat liderleri, mezhep liderleri, hadis kitaplarının sözde alimleri toplumu gütmektedir. İnsanlar kendi akıllarını bir kenara bırakıp bu kimselere kiraya vermiş ve koyunlaşmışlardır.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*İftiralarla delmek, hücum ederek delmek, delik deşik etmek.

(Nisâ) 4:47
Ey kitap verilmiş kimseler135! İman47 edin indirdiğimize (Kur’an’a); bir musaddıktır140 yanınızdakine; önceden ki sileriz yüzleri öyle ki döndürürüz onu arkası üzerine506; ya da lanetleriz280 onları lanetlediğimiz273* gibi sebt/şabat272 yoldaşlarını; ve oldu emri Allah'ın faaliyete geçen.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici. 

506Ahiret evreninde ya da cehennemde olan kimselerin yaratılış özelliği olarak yüzlerinin arkalarında olduğunu anlarız. Normal bir insan olarak yaratılmayacaklardır.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

273Maymunların karakterlerine benzeme. Bilgelikten yoksun davranmak. Akılsızca taklit etmek.

272Sebt/Şabat/Şabbat; Yahudilere dinden bir şeriat olan, onlara özel emredilen bir uygulama. Haftanın bir gününde iş bırakılacak ve o gün Tevrat dersleri yapılacaktır. Günümüz Yahudileri bu günü Cumartesi olarak uygulamaktadırlar. Yüce Allah'ın sebt emri yine şirke kurban gitmiş ve Yahudiler sınırı aşmıştır. Günümüzde Cumartesi günleri elektrik düğmesine bile basmadan tüm günü hiç bir iş yapmadan geçirmektedirler.  

*Maymunlaşma.

(Nisâ) 4:48
Doğrusu Allah mağfiret319 etmez ki şirk71 koşulur O’na; ve mağfiret319 eder bunun astına/aşağısına dilediği kimse için; ve kim şirk71 koşar Allah'a; öyle ki iftira883 attı büyük bir günah.

319Bağışlama, affetme.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

883Yalan uydurmak, düzmece bir şey üretmek, karalamak, çamur atmak. Din konusunda ise Yüce Allah indinden/katından olmadığı halde bir metne/kelama bu Yüce Allah katındandır demek.

(Nisâ) 4:49
Hiç görmez misin kimseleri saflaştırırlar/büyütürler/yüceltirler kendi nefislerini201; evet! Allah saflaştırır/büyütür/yüceltir dilediği kimseyi; ve zulmedilmez onlara bir fitil137* (kadar).

201Benlik, kişilik, öz varlık.

137Evrenimizin en küçük yapıtaşı 1.6x10-35 metre uzunluğunda, ipliksi, fitil benzeri titreşen bir sicimdir. İpliksi, fitil benzeri yapılardır.

Kur'an’da yüce Allah evrendeki en küçük yapının sicim (kıvrılmış-fitil, ‘string’) olduğunu işaret etmektedir.

*Evrenin en küçük yapısı olan sicime/fitile/ipliksiye işaret büyük bir mucizedir.



(Nisâ) 4:50
Bak nasıl iftira atarlar402 Allah'a karşı yalan (-la); ve kâfi gelir/yeter ona apaçık bir günah (olarak).
402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      

(Nisâ) 4:51
Hiç görmez misin kitaptan bir nasip verilmiş kimseleri135 (ki) iman47 ederler cibte507 ve tâğûta442; ve derler kâfirlik25 etmiş kimseler için: "Bunlar* iman47 etmiş kimselerden** daha doğru bir yola kılavuzludur."

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

507İdol. Örnek alınan, en çok hayranlık duyulan kimse/şey. Tarikat liderleri, mezhep imamları,  şeyhler, sözde hadis/söylenti alimleri. Kutsal kitaplar haricide dinde idol asla edinilmez. 442Azgınlık, sınırı aşma, sınırı çiğneme, taşkınlık, tiranlık, despotluk. Din konusunda ise kutsal kitapların hükümlerinin dışına çıkma, kutsal kitaplardan taşma, kutsal kitapların çizdiği hükümleri çiğnemedir. Tevrat'ın tâğûtu Talmud'tur. Kur'an'ın tâğûtu ise hadis kitaplarıdır.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Kâfirlik etmiş kimseler.

**Kur'an'a tabi olmuş.


(Nisâ) 4:52
İşte bunlar kimselerdir (ki) mutlak lanetledi280 Allah; ve kimi lanetlerse280 Allah öyle ki asla bulamazsın ona bir yardımcı.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  


(Nisâ) 4:53
Yoksa onlara mı bir nasip mülkten; öyle ki (bir nasip olsa onlara) vermezler insanlara bir nakîr508.
508Kelime anlamı olarak 'parmak şıklatma ile ortaya çıkan hafif ses’ ve ‘hurma çekirdeğinin üstündeki küçük kabartı’ demektir. Müteşabih anlam düşündüğünde nakîrin evrenin en küçük yapı taşı olan fitilin/fatilin/ipliksinin tek bir titreşimi olduğu görülür. 

(Nisâ) 4:54
Ya da haset mi ederler insanlara, Allah'ın onlara verdiğine karşı kendi fazlından202; öyle ki muhakkak verdik İbrahim ailesine/taraftarlarına kitap ve hikmet303* ; ve verdik onlara büyük bir mülk**.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır. Daha detaylı inceleme aşağıdaki makaleden okunabilir.

Hikmetli kitap, hikmet içeren kitap: Kur'an.

*İbrahim peygambere ve ailesine hikmet/hüküm içeren kitabın verildi açıktır.

**İbrahim peygambere ve/veya ailesine hükümdarlık verildiği açıktır.


(Nisâ) 4:55
Öyle ki onlardan kimi iman47 etti ona (kitaba); ve onlardan kimi yüz çevirdi/engelledi* ondan (kitaptan); öyle ki kâfi geldi/yetti (ona) bir seîr809 (-li) cehennem.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

809Çılgın ateş.*Mani oldu, hüküm içeren kitabın hükümlerine engel oldu.

(Nisâ) 4:56
Doğrusu kimseleri (ki) kâfirlik ettiler ayetlerimize400; yakında yakacağız onları bir ateş (-le); her piştiğinde ciltleri/derileri509 onların; değiştirdik onları* (kimseleri) onun (cildin/derinin) başkası (olan) ciltler (-le)/deriler (-le); tatmaları için azabı; doğrusu Allah oldu bir Azîz37; bir Hakîm9.

400Yüce Allah'ın ayetlerini örtmek, gizlemek.  Ayetleri kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek de kâfirlik etmektir. Kutsal kitapların hükümlerini örten hadis/söylenti kitaplarına tabi olanlar Yüce Allah'ın ayetlerine kâfirlik etmiş olur.  

5094:46 ayeti büyük bir mucize sunar. Ayetten anlarız ki cehennemde (Sekar) olan kimselerin derileri radyasyon benzeri bir ışımayla sürekli olarak yanmaktadır. Ancak deri hiçbir zaman bitmemektedir. Yandıkça altından yeni deriler gelmektedir. Bunun amacının acıyı tekrar tekrar tatmaları için olduğu bildirilmiştir. Yüce Allah acaba neden bu işareti bizlere sunmuştur? Bilimsel çalışmalardan biliyoruz ki derinin üst kısmında ağrıyı algılayan sinir uçları vardır. Bu sinir uçları yanarak yok olduğunda artık acı hissi kaybolmaktadır. Demek ki Kur'an'ın sahibi bu detayı 1400 yıl önceden bilmekteymiş.  

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Gramere göre değişen insanlardır. Demek ki her cilt değişimi birbirinin aynısı olmamaktadır. Yeni gelen cilt/deri o insanı farklılaştırmaktadır.

(Nisâ) 4:57
Ve kimseleri (ki) iman47 ettiler ve yaptılar sâlihât18; sokacağız onları cennetlere; akar altından onun nehirler; ölümsüzler185 orada ebediyen; onlaradır orada temizlenmiş eşler184; ve sokarız onları korunaklı* bir korunağa.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

184Ezvâcun; ahiret evreninde cinsiyetin mevcut olacağını şerefli Kur'an'dan öğreniyoruz. Cennetlere girmiş olan kimselere verilen, o kimseye özel olan, sadece o kimseyle bağlantı kuran, o kimsenin cinsiyetine uygun olarak verilecek olan varlıklar. Bu varlıklar eşleri olan kimselere sevginin/şefkatin en üst seviyesinde bir bağlantıyla bağlı olacaklardır.      

*Gölgeli olarak çevrilen bu kelimenin anlamı daha geniştir. Korunaklı, siperli anlamındadır. 

(Nisâ) 4:58
Doğrusu Allah emreder200 sizlere ki eriştirin/aktarın emanetleri ehline onun511; ve hükmettiğiniz zaman insanlar arasında ki hükmedersiniz512 adaletle680 (diye); doğrusu Allah ne muhteşem vaaz653 eder sizlere onunla; doğrusu Allah oldu bir Semî41; bir Basîr513.

200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek kavramı zorla bir şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla değildir.  

511Ehil kelimesi uygun, kalifiye, kompetan, hakkını veren demektir. Emanet ise mükellefiyet, sorumluluk anlamındadır. Her iki kelime de Türkçeye geçmiş kelimelerdir. Yüce Allah 4:58 ayetinde emanetlerin onun ehli olan kimselere aktarılması gerektiğini bildirmiştir. İnsanlar arasında hükmederken de adaletle hükmedilmesi gerektiğini bildirmiştir. Kur'an'ın tek bir ayeti bile insanlığı içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtarır.  

512Hüküm sahibi olanlar insanlarla ilgili verdikleri hükümlerde adaleti gözetmelidir. Hüküm sahibi demek başka insanları bağlayan kararlar veren insanlar demektir. Örneğin bir başhekim hastanede hüküm verendir. Bir yönetici hüküm verendir. Elbette ki hakimler ve savcılar hüküm verenlerdir. Örnekler artırılabilir. İnsanlık Yüce Allah'ın 4:58 ayetindeki gibi bu emrine uysa mutlak ki dünyamız çok daha güzel bir yer olacaktır.

680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

41İşiten.

513Gören.



(Nisâ) 4:59
Ey iman47 etmiş kimseler! İtaat edin Allah'a; ve itaat edin76 resûle; ve sizlerden emir sahiplerine514; öyle ki eğer çekişirseniz bir şeyde; öyle ki döndürün onu Allah ve resûl700 üzerine*; eğer olduysanız iman47 ederler Allah'a ve ahiret gününe; işte bu; bir hayırdır ve daha güzel bir tevildir401.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 

514Yüce Allah 4:59 ayetinde emir sahiplerine yani insanları bağlayıcı hükümler veren kimselere/kurumlara itaat etmemizi emretmektedir. Mutlak ki emir sahiplerine itaat etmek toplumsal huzur içinde yaşamak için gereklidir. Ancak emir sahiplerine itaat etmek koşulsuz, şartsız asla değildir. Verdikleri ve uyguladıkları emir konusunda çekişme/anlaşmazlık ortaya çıkarsa emre itaat edilmez. Anlaşmazlık konusu hüküm verici olarak Yüce Allah ve resûl döndürülür. Bu da bizzat Kur'an demektir. Kur'an'a uygunsa o emir uygulanır. Kur'an'a uymuyorsa asla uygulanmaz.

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

401Yorumlamak, mana vermek, anlamlandırmak.*Kur'an'a.

(Nisâ) 4:60
Görmez misin kimseleri (ki) iddia ederler ki onlar iman47 ettiler sana indirilene (Kur'an'a) ve senden önce indirilene (Tevrât'a ve İncîl'e); isterler ki hakem edinsinler tâğûtu442; ve (o tâğûtla) muhakkak emredildiler ki kâfirlik etsinler ona (Kur’an’a); ve ister şeytan ki saptırsın onları uzak bir sapkınlığa.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

442Azgınlık, sınırı aşma, sınırı çiğneme, taşkınlık, tiranlık, despotluk. Din konusunda ise kutsal kitapların hükümlerinin dışına çıkma, kutsal kitaplardan taşma, kutsal kitapların çizdiği hükümleri çiğnemedir. Tevrat'ın tâğûtu Talmud'tur. Kur'an'ın tâğûtu ise hadis kitaplarıdır.

(Nisâ) 4:61
Ve dendiği zaman onlara: "Yükselin/yücelin* Allah'ın indirdiğine** doğru; ve resûle (de)"; görürsün münâfıkları26 yüz çevirirler senden büsbütün bir yüz çevirme (-yle)

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

*Kelimenin ilk anlamı yücelmek, yükselmektir. Kur'an'a ve resûle itaat eden Yüce Allah'ın katında kademe olarak yükselir.

**Kur'an'a.


(Nisâ) 4:62
Öyle ki nasıldır; isabet ettiği zaman onlara bir musibet311 kendi ellerinin kazandığı kademeyle/kıdemle; sonra geldiler sana (ki) yemin ederler Allah'a; "ki istedik ancak bir ihsan/iyilik ve bir uzlaşı."

311Sıkıntı veren.


(Nisâ) 4:63
İşte bunlar; kimselerdir (ki) bilir Allah kalplerindekini onların; öyle ki ilgini/alakanı çek onlardan; ve vaaz653 et onlara; ve de/söyle nefislerindekine201 onların bir söz; bir belagat515.
653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

515Bilgilendirme, mesaj, raporlama, duyuru, ilan, deklarasyon.

(Nisâ) 4:64
Ve göndermiş değiliz hiç bir resûlü418 itaat76 edilmesi dışında Allah'ın izniyle; velev (şayet) ki onlar zulmettikleri257 zaman kendi nefislerine201 gelseydiler sana; öyle ki mağfiret319 sunsalardı Allah'a; ve mağfiret319 isteseydi onlara resûl; mutlak bulurlardı Allah'ı bir Tevvâb191; bir Rahîm2.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

319Bağışlama, affetme.

191Yaptıkları hatalardan/günahlardan dönüp vazgeçen kullarına cezayı/karşılığı vermekten vazgeçen, dönen. Kullarına sürekli dönen. Kullarının tevbesini yani vazgeçmelerini çokça kabul eden. Cezadan/karşılıktan vazgeçen.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Nisâ) 4:65
Öyle ki olmaz! Ve (senin) Rabbine4 iman47 etmezler; ta ki (onlar) hakem belirlerler seni kendi aralarındaki dallanmış/budaklanmışa; sonra bulmazlar/hissetmezler nefislerinde201 bir darlık/sıkılık (senin) sonuca bağladığından; ve teslim olurlar (sonuca bağladığına) bir teslim (-el).

4Efendi, komuta eden.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Nisâ) 4:66
Velev (şayet) ki yazsaydık üzerlerine ki katledin35 nefislerinizi201 ya da çıkın diyarlarınızdan; faaliyet içinde olmazlardı ona onlardan bir az dışında; eğer ki onlar faaliyet içinde olsalardı kendisiyle vaaz653 edilene; mutlak olurdu bir hayır onlara; ve (ki bu) daha şiddetli sebattır/sağlam basmadır.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

(Nisâ) 4:67
Ve o zaman mutlak verirdik onlara yanımızdan büyük bir ecir820.
820Ödül, mükafat.

(Nisâ) 4:68
Ve mutlak doğru yola kılavuzlardık onları; dosdoğru/kıyamda/ayakta bir yola124.

124Sırâtel mustakîm. Tek ve dosdoğru yol; sadece Kur'an.


(Nisâ) 4:69
Ve kim itaat eder Allah'a ve resûle76; işte bunlar; yanındadır kimselerin (ki) nimetlendirdi Allah onları nebilerden132 ve sıddıklardan/doğrulardan ve şahitlerden* ve sâlihlerden217; ve bunlar ne iyileşmiş arkadaşlıktır.

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

217Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapanlar.

*Yüce Allah'ın kutsal kitaplarına tanık olmuş, şahit olmuşlar.


(Nisâ) 4:70
İşte bu; fazldır202 Allah’tan; ve kâfi geldi/yetti Allah bir Alîm (olarak)8.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

8Bilen.


(Nisâ) 4:71
Ey iman47 etmiş kimseler! Edinin hazırlıklarınızı; öyle ki savaşırsınız/çatışırsınız* bölük bölük ya da savaşırsınız/çatışırsınız* topluca.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Savaşmak, çatışmak, anlaşamama, savaşa gitmek.

(Nisâ) 4:72
Ve doğrusu sizlerden mutlak (bir) kimse (ki) muhakkak ağırdan alır/ayak sürer*; öyle ki eğer isabet ettiyse sizlere bir musibet311; dedi: "Muhakkak nimet** vermiş Allah üzerime; asla olmadığım zaman onlarla beraber şahit/tanık."

311Sıkıntı veren.

*Çatışmaya/savaşmaya gitmemek için yollar arar; elinden geleni yapar.

**Onlarla birlikte olmamak Allah'ın bir nimetidir sanmaktadır.


(Nisâ) 4:73
Ve mutlak ki eğer isabet etse sizlere bir fazl202 Allah’tan; muhakkak der (o kimse) -sanki asla olmaz* sizin aranızda ve onun arasında bir sevgi/dostluk-: "Ah! Keşke ben olsaydım onlarla beraber; öyle ki başarsaydım büyük bir başarı."

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

*Daha önce asla olmamış gibi, daha sonra da asla olmayacak gibi.

(Nisâ) 4:74
Öyle ki katletsin35 (o kimse) Allah yolunda331; (o) kimseler (ki) satıp değişirler dünya hayatını ahiretle; ve kim katleder Allah yolunda331; öyle ki katledilir35 ya da galip gelir; öyle ki yakında vereceğiz ona büyük bir ecir820.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

331Yüce Allah'ın yolu olan tek tanrıcı/monoteist inanca sahip kimseleri haksız yere katleden kimselere karşı tek tanrıcıların yaptığı, sınırı aşmadan yapılan katletme.

820Ödül, mükafat.

(Nisâ) 4:75
Ve nedir sizlere olan (ki) katletmezsiniz35 Allah yolunda331; ve zaaflılar (olan) erkeklerden ve kadınlardan ve çocuklardan kimseler derler (ki): "Rabbimiz! Çıkar bizi şu kentten; zalimdir257 ahalisi onun; ve yap bize yanından bir veli28; ve yap bize yanından bir nasîr69."

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

331Yüce Allah'ın yolu olan tek tanrıcı/monoteist inanca sahip kimseleri haksız yere katleden kimselere karşı tek tanrıcıların yaptığı, sınırı aşmadan yapılan katletme.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

69Yardımcı, destekçi, arka çıkan, imdada koşan.


(Nisâ) 4:76

İman47 etmiş kimseler (ki) katlederler35 Allah yolunda331; ve kâfirlik25 etmiş kimseler (ki) katlederler35 tâğût442 yolunda; öyle ki katledin35 şeytânın29 evliyasını212; doğrusu şeytânın29 hilesi/taktiği oldu bir zaaflı.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

331Yüce Allah'ın yolu olan tek tanrıcı/monoteist inanca sahip kimseleri haksız yere katleden kimselere karşı tek tanrıcıların yaptığı, sınırı aşmadan yapılan katletme.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

442Azgınlık, sınırı aşma, sınırı çiğneme, taşkınlık, tiranlık, despotluk. Din konusunda ise kutsal kitapların hükümlerinin dışına çıkma, kutsal kitaplardan taşma, kutsal kitapların çizdiği hükümleri çiğnemedir. Tevrat'ın tâğûtu Talmud'tur. Kur'an'ın tâğûtu ise hadis kitaplarıdır.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 


(Nisâ) 4:77

Hiç görmez misin kimseleri (ki) denildi onlara: "Çekin ellerinizi; ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10"; öyle ki ne zaman yazıldı onlara savaş; o zaman bir fırka/bir bölük onlardan haşyet53 duyar insanlara; haşyet53 duyar gibi Allah'a; ya da daha şiddetli bir haşyet53 duyma; ve dediler: “Rabbimiz4! Niçin yazdın bize savaş? Keşke tehir etseydin/erteleseydin bizi yakın bir ecele/bir süreye”; de ki: “Dünya metası54 azdır; ve ahiret hayırlıdır; kimse için; takvalı21 oldu; ve zulmedilmez sizlere bir fitil/bir sicim137 (kadar).

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

4Efendi, komuta eden.

54Sermaye. Yararlanma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

137Evrenimizin en küçük yapıtaşı 1.6x10-35 metre uzunluğunda, ipliksi, fitil benzeri titreşen bir sicimdir. İpliksi, fitil benzeri yapılardır.

Kur'an’da yüce Allah evrendeki en küçük yapının sicim (kıvrılmış-fitil, ‘string’) olduğunu işaret etmektedir.


(Nisâ) 4:78
Nerede olursanız ulaşıp yakalar sizleri ölüm; ve eğer olmuş olsanız da heybetli yüksek burçlarda; ve eğer isabet etse onlara bir iyilik derler: "Bu indinden/katındandır Allah'ın"; ve eğer isabet etse onlara bir kötülük derler: "Bu indinden/yanındandır senin"; de ki hepsi indinden/katındandır Allah'ın; öyle ki nedir bunlara (olan), (bu) kavme/topluma; yanaşmazlar onlar anlamaya bir hadis/söz.

(Nisâ) 4:79
İsabet eden sana bir iyilikten öyle ki Allah'tandır516; ve isabet eden sana kötülükten öyle ki kendi516 nefsindendir201; ve gönderdik seni insanlara bir resûl (olarak); ve kâfi geldi/yetti Allah bir Şehîd499 (olarak).
5164:78 ayetiyle 4:79 ayeti arasında çok önemli bir fark vardır. 4:78 ayetinde Yüce Allah'ın indi/katı işaret edilirken 4:79 ayetinde bizzat Yüce Allah'ın kendisi yani nefsi işaret edilmiştir. Anlarız ki hiçbir kötülük Yüce Allah'ın bizzat kendisinden gelmez. İyilikler Yüce Allah'tan gelir. Ancak insanın kendi nefsinden çıkan kötülükler Yüce Allah'ın indinde/katında olan bazı kurallar gereği ortaya çıkar. Yüce Allah'ın indinde bulunan bu kötülük mekanizması harekete geçiren insanın kendi nefsidir.  Yüce Allah asla değildir.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

499Tanık olan, şahit olan.



(Nisâ) 4:80
Kim itaat76 eder resûle418; öyle ki muhakkak itaat etti Allah'a; ve kim yüz çevirirdi; öyle ki göndermiş değiliz seni üzerlerine bir koruyucu/gardiyan.

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  



(Nisâ) 4:81
Ve derler: "İtaattır"; öyle ki dışarıya adımladıkları zaman senin yanından; geceleyin kurdu/kuluçkaya yatırdı fikirlerini868 onlardan bir tayfa/grup; ki senin dediğin olmaksızın; ve Allah yazar geceleyin kurduklarını/kuluçkaya yatırdıklarını onların; öyle ki ilgini çek onlardan; ve tevekkül79 et Allah üzerine; ve kâfi geldi/yetti Allah bir Vekîl517 (olarak).
868Düşünmek, analitik düşünmek, derinlemesine düşünmek, zihninde tasarlamak, değerlendirmek.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

517Vekalet verilen, birinin işini görmesi için kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği.

(Nisâ) 4:82
Öyle ki derinlemesine tartıp ele almazlar mı/düşünüp taşınmazlar* mı Kur'an'ı; ve eğer olmasaydı Allah'ın indinden/katından; mutlak bulurlardı onda (Kur’an'da) çokça ihtilaf**.

*Kur'an derinlemesine incelendiğinde 6234 ayetin birbiriyle tam uyumlu olduğu görülür. Asla bir çelişki, uyumsuzluk görülmez.

**Uyuşmazlık.


(Nisâ) 4:83
Ve geldiği zaman onlara bir emir/iş güvenden ya da korkudan; yaydılar onu; şayet döndürselerdi onu resûle ve kendilerinden (olan) emir sahiplerine; mutlak bilirdi onu (emrin/işin iç yüzünü) kendilerinden kimseler (ki) derinlemesine araştırırlar onu (emri/işi); şayet olmasa fazlı Allah'ın üzerinize; ve rahmeti (de); mutlak tabi olurdunuz şeytâna29 bir az dışında.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.


(Nisâ) 4:84
Öyle ki katlet35 Allah yolunda; mükellef edilmezsin kendi nefsin201 dışında; ve teşvik et müminleri27; belki Allah ki kısıtlar/sınırlar kâfirlik25 etmiş kimselerin gücünü/kuvvetini; ve Allah daha şiddetlidir güçte/kuvvette; ve daha şiddetlidir tenkîlde518.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

518Herkese örnek olacak bir ceza verme. Uzağa gönderme, uzaklaştırma. 



(Nisâ) 4:85
Kim şefâat* eder iyi/güzel bir şefâate*; olur ona bir nasip ondan; ve kim şefâat* eder kötü bir şefâate*; olur ona bir kefillik** ondan; ve oldu Allah her bir şey üzerine bir Mukît519.
519Besleyen, her şeyin var olması ve varlığını devam ettirmesi için gereken her şeyi kesintisiz şekilde sağlayan, sunan.

*Araya girip müdahale etmek, aracı olmak.

**Sorumluluk, mükellefiyet.


(Nisâ) 4:86
Ne zaman esenlendiniz* bir esenlikle*; öyle ki esenleyin* daha iyisiyle ondan ya da geri döndürün onu; doğrusu Allah oldu her şey üzerine bir Hasîb486.
486Hesap gören. Hesaplayan. *Sağlıklı, huzurlu, sıkıntısız hayat/yaşam temenni etmek, bu amaca yönelik uygulamalar yapmak. Sadece sözle değil uygulamayla da esenlemek gereklidir. 

(Nisâ) 4:87
Allah'tır; yoktur ilâh74  O’nun dışında; mutlak bir araya getirir sizleri kıyamet gününde148 (ki) olmaz bir şüphe onda; ve kimdir daha sâdık182 Allah’tan; bir hadiste/bir sözde*.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

182Doğrular, dürüstler.*Yüce Allah'ın sözü/hadisi olan Kur'an'dan başka sözleri/hadisleri dinde değişmez doğrular kabul etmek şirktir. Sadece Kur'an demeyen, Kur'an harici dinde hüküm koyan  şeylere de Kur'an'ın astından iman edenlerin tamamı müşrik olmuştur.

(Nisâ) 4:88
Öyle ki nedir (olan) sizlere; münâfıklar26 hakkında iki grup (oldunuz); ve Allah geri bıraktı/indirdi onları kazandıklarıyla; ister misiniz ki doğru yola iletirsiniz kimseyi (ki) dalalette128 bıraktı Allah? Ve kimi dalalete128 bırakırsa Allah; öyle ki asla bulamazsın ona bir yol.

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.


(Nisâ) 4:89
İstediler (ki) şayet kâfirlik25 ederseniz kâfirlik25 ettikleri gibi; öyle ki olursunuz onlarla aynı seviyeli/farksız; öyle ki edinmeyin/tutmayın onlardan evliya212 ta ki hicret ederler Allah yoluna; öyle ki eğer yüz çevirdilerse* öyle ki edinin/tutun onları ve katledin35 onları nerede bulursanız**; ve edinmeyin/tutmayın onlardan bir veli28 ne de bir yardımcı.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

*Katletmeye devam ederlerse. Barışa yanaşmazlarsa.

**4:90 ayeti incelendiğinde bu kimselerin müminleri katlettikleri görülmektedir. Anlaşılır ki karşılıklı bir savaş durumu vardır. Müslümanlar bir kurtuluş savaşı vermektedir. Kâfirler, müşrikler ve münâfıklar az sayıda olan müminleri yok etmek için katletmektedir. Yüce Allah savaş durumunda yapılması gerekeni bildirmiştir. Düşman askerleri aranıp bulunacak ve katledilecektir. Bu ayetleri bağlamından cımbız gibi çekerek kopararak "bakın Kur'an kendisine iman etmeyenleri nerede bulursanız katledin emri vermiş" diyenlerin yatacak yeri yoktur. Ayetler açıkça bizlere bir kurtuluş savaşı durumunu işaret etmektedir.    


(Nisâ) 4:90
Dışındadır kimseler (ki) birleştiler/katıldılar* bir kavme/topluma (ki) sizlerin arasında ve onların arasında (vardır) bir misak/anlaşma ya da geldiler sizlere sarılmış** (olarak) sudurları/göğüsleri ki katletmekten35 sizleri ya da katletmekten35 kendi kavimlerini/toplumlarını; ve şayet dileseydi*** Allah mutlak güçlendirip atardı onları üzerinize; öyle ki mutlak katledelerdi35 sizleri; öyleyse eğer ki azlettilerse/ayırdılarsa sizleri; öyle ki asla katletmezler35 (artık) sizleri; ve bulunurlar üzerinize selamet/barış/güven; öyleyse yapmış değildir Allah sizlere onlar aleyhine bir yol****.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

*Arada bir antlaşma bulunan bir kavme katıldıklarında artık o kavmin kurallarına uymak zorunda oldukları için katletmeye bir son vermek zorunda kalacaklardır.

**Katletmekten göğüsleri sarılmış, sıkışmış, bunalmış olarak teslim olurlarsa, sizleri katletmeyi bıraktılarsa artık onlara karşı bir katletme asla yapamazsınız. Barış içinde geçinip gidin. 

***Yüce Allah dilemediği için onlar teslim oldular. İşleri ve oluşları ancak Yüce Allah yönetir.

****Onların aleyhine olacak bir yol aramayın.


(Nisâ) 4:91
Bulacaksınız başkalarını; isterler ki emin olsunlar sizlere (karşı) ve emin olsunlar kendi kavimlerine (karşı); her bir döndürüldüklerinde fitneye332; geri bırakılırlar/indirilirler* onda; öyle ki eğer asla azletmezler/bırakmazlar sizleri; ve bulunmazlar üzerinize selamet**; ve sınırlamazlar/geri durdurmazlar ellerini***; öyle ki edinin/tutun onları; ve katledin35 onları nerede bulursanız****; ve işte sizlersiniz; yaptık sizlere onlara karşı bir yetki/güç apaçık.
332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

*Alçaltılırlar.

**Barış.

***4:90 ayetindeki işaret edilen yaptıkları şeyi yani katletmeyi durdurmazlar.

****Savaşı durdurma niyeti olmayan, barışa yanaşma niyeti olmayan bu kimseleri arayıp bulun ve nerede bulursanız katledin.


(Nisâ) 4:92
Ve olmuş değildir bir mümin27 için ki katleder35 bir mümini27; dışındadır bir hata (-yla olması); ve kim katletti35 bir mümini27 bir hata (-yla); öyle ki serbestleştirmektir mümin bir rakabe520; ve bir diyettir teslim edilen onun (katledilenin) ehline*; dışındadır ki sadaka378 ederler (katledilenin ehli); öyle ki eğer olduysa sizlere bir düşman kavimden**; ve o (katledilen) bir müminse27; öyle ki serbestleştirmektir mümin bir rakabe520; ve eğer olduysa bir kavimden (ki) sizlerin arasında ve onların arasında (vardır) bir misak/antlaşma***; öyle ki bir diyettir teslim edilen onun (katledilenin) ehline; ve serbestleştirmektir mümin bir rakabe520; öyle ki kim asla bulamaz; öyle ki siyamdır322 mütemadiyen**** iki ay; bir tevbedir33 Allah’tan; ve oldu Allah bir Alîm8; bir Hakîm9.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

520Bağlı boyunlar. Boyunduruk altına girmiş kimseler.

378Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi. Kamu yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı kazançlardan kişinin kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip sadaka vergisi fakirlere verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha hayırlıdır. Fakirlere verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı olmamalıdır. (2:271 ve 2:263)

Detaylı bilgi için;
Sadaka nedir?

322İmtina etmek, çekinmek, sakınmak, uzak durmak anlamındadır. Ramazan ayında (30 gün) siyam/oruç tutulur. Şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt olunca -gün ışığı karanlıkta ilk belirginleştiğinde- başlar ve Güneş batınca biter. Siyam yemekten, içmekten ve cinsel yakınlaşmadan uzak durmaktır. Hasta veya seferde olanlar tutamadıkları günleri Ramazan ayı dışında tutarlar. Tâkatını kullanarak tutabilenlerse bir miskini/açlık sınırında yaşayanı doyurarak bir fidye verirler. Siyam/oruç tutmak da hayırlıdır; fidye vermek de hayırlıdır. Birbirlerine üstünlükleri yoktur. Siyam/oruç gecesi cinsel yakınlaşma serbesttir.    

33Dönmek, vazgeçmek.

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Ailesine.

**Düşman bir kavimdense diyet verilmez.

***Antlaşma olan bir kavimdense diyet verilir.

****Ardışık. Aralıksız.


(Nisâ) 4:93
Ve kim katleder35 bir mümini27 kasıtlı/amaçlı (olarak); öyle ki cezası/karşılığı onun cehennemdir; ölümsüzdür orada*; ve gazap etti Allah ona; ve lanetledi280 onu; ve hazırladı ona büyük bir azap.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

*Cehennemde.

(Nisâ) 4:94
Ey iman47 etmiş kimseler! Darbettiğiniz/vurduğunuz* zaman (ayakları) Allah yolunda331; öyle ki apaçık beyan üzerinde olun**; ve demeyin kimseye (ki) attı/fırlattı üzerinize selam/selamet; "Olmadın sen bir mümin27"; bakınırsınız dünya hayatının sunumuma/arzına; öyle ki indindedir Allah'ın çokça ganimetler; işte bu gibidir; olmuştunuz sizler (de) önceden (böyle); öyle ki minnet etti Allah üzerinize; öyle ki apaçık beyan üzerinde olun**; doğrusu Allah oldu yaptıklarınıza bir Habîr466.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

331Yüce Allah'ın yolu olan tek tanrıcı/monoteist inanca sahip kimseleri haksız yere katleden kimselere karşı tek tanrıcıların yaptığı, sınırı aşmadan yapılan katletme.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

466Haberdar.

*Ayakları yere vurduğunuz zaman yani sefere çıktığınız zaman.

**Her zaman apaçık deliller üzerinden ilerleyin. Zanla, şüpheyle hareket etmeyin.


(Nisâ) 4:95
Aynı seviyede olmaz müminlerden27 oturanlar* -dışındadır hasar/zarar** sahipleri- ve Allah yolunda mallarıyla ve nefisleriyle201 (cihat eden) mücâhitler521; faziletli kıldı Allah mücâhitleri521 mallarıyla ve nefisleriyle201 oturanlar üzerine bir derece; ve hepsine vadetti Allah iyilik; ve faziletli kıldı Allah mücâhitleri521 oturanlara* (karşı) büyük bir ecir820 (-le).

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

201Benlik, kişilik, öz varlık.

521Yüce Allah'ın yolunda cihat eden. Mücadele eden. Yüce Allah'ın yolu olan tek tanrıcılık yolunda her türlü uğraşıyı gösteren.

820Ödül, mükafat.

*Sefere çıkmayan, mücadele için sefere çıkmayan. Sefere katılmak yerine evinde oturan. 

**Sefere çıkamayacak kadar özürlü olan.


(Nisâ) 4:96
Bir derece O’ndan (Allah'tan); ve bir mağfiret319 ve bir rahmet271; ve oldu Allah bir Gafûr20; bir Rahîm2.

319Bağışlama, affetme.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Nisâ) 4:97
Doğrusu kimseler (ki) vefat ettirdi onları melekler522; (ki o kimseler) zalimlerdir257 kendi nefislerine201; dediler (melekler): "İçinde olduğunuz nedir ki"; dediler (kimseler): "Olduk zaafa düşürülenler yeryüzünde"; dediler (melekler) : "Asla olamaz mıydı Allah'ın arzı/yeri bir genişlik (olarak); öyle ki hicret ederdiniz orada (yerde)"; öyle ki işte bunlar; sığınağı onların cehennemdir; ve ne kötü varış yeridir.

522Ölümün hemen öncesi bilinci beyinden ayıran şerefli elçiler. Kendilerine verilen görevleri eksiksiz yaparlar. Ölüm melekleridirler. Kur'an'dan anlarız ki vefat eden kimse bu meleklerle konuşmaktadır. Cibrîl benzeri şerefli elçiler olan bu melekler evrenin bir üst boyunda bulunurlar. Evrenin her noktasına ve anına/zamanına kendilerine verilen görevi gerçekleştirmek için ulaşabilirler.  

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Nisâ) 4:98
Dışındadır zaaflı* bırakılanlar erkeklerden; ve kadınlardan; ve çocuklardan; (ki) itaat edemezler bir hale/duruma/değişime; ve doğru bir yola kılavuzlanamazlar.
*Güçsüz, zayıf.

(Nisâ) 4:99
Öyle ki işte bunlardır; Allah belki mağfiret319 eder onlardan; ve oldu Allah bir Afuv19; bir Gafûr20.

319Bağışlama, affetme.

19Allah kelimesi Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam'da ilâh'ın/tanrı'nın özel adıdır. "Allah" kelimesi Arapça'da "al-" (belirli çekim eki) ve "ilâh" (tanrı) kelimelerinin birleşmesinden ("al-" + "ilâh" (tanrı) → "al-ilâh" → "Allah" türemiştir.

Allah kelimesi Türkçede "O ilâh/tanrı", "İlâh denilince bilinen, akla gelen ilâh olarak anlaşılabilir. İslam'ın Allah'ı gerçek ilâhtır. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

20Bağışlayan.


(Nisâ) 4:100
Ve kim hicret355 eder Allah yolunda; bulur yeryüzünde zorlanarak/baskı yapılarak gidilen çokça (yer); ve genişlik/bolluk (da); ve kim hicret355 eder evinden bir muhacir/göçmen (olarak) Allah'a doğru ve O’nun resûlüne (doğru), sonra ulaşıp yakalar onu ölüm; öyle ki muhakkak vuku bulur onun ecri/karşılığı Allah'a doğru; ve oldu Allah bir Gafûr20; bir Rahîm2.
355Göç etmek, bırakıp terk etmek, göçmen olmak.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Nisâ) 4:101

Ve darbettiğiniz/vurduğunuz zaman (ayakları) yerde/yeryüzünde; öyle ki yoktur sizlere bir günah ki kısarsınız salâttan5; eğer korkarsanız/tedirgin olursanız ki işkence ederler kâfirlik25 etmiş kimseler; doğrusu kâfirler25 oldular sizlere apaçık bir düşman.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Nisâ) 4:102

Ve olduğun zaman onların içinde; öyle ki ikame572 et onlara salâtı5; öyle ki doğrulsun/dikelsin/ayağa kalksın bir tayfa/bir bölük onlardan seninle birlikte; ve tutsunlar/alsınlar silahlarını; öyle ki secde12 ettikleri zaman; öyle ki olsunlar onlar sizlerin arkasından/ötesinden; gelsin diğer bir tayfa/bir bölük; asla salla13 etmeyen; öyle ki salla13 etsinler seninle birlikte; ve tutsunlar/alsınlar savunma tedbirlerini ve silahlarını; isterler kâfirlik25 etmiş kimseler keşke gaflet/aymazlık içinde olsanız silahlarınızdan ve metalarınızdan/eşyalarınızdan; öyle ki meyletseler üzerinize tek bir meyille; ve yoktur bir günah sizlere; eğer oldu sizlerle bir eziyet yağmurdan ya da oldunuz marazlılar/hastalar ki bırakın/koyun silahlarınızı; ve tutun/alın savunma tedbirlerinizi; doğrusu Allah hazırladı kâfirler25 için yıpratan/çöktüren bir azap.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

13Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a yani Kur’an’a yüz çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale almak, umursamak, kayıtsız kalmamak, mühimsemek, tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı bir hedef belirleyip, kendisine bahşedilen akıl/fikir kılavuzluğunda takip etmek.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Nisâ) 4:103

Öyle ki, tamamladığınız zaman salâtı5; öyle ki zikredin/hatırlayın Allah'ı kıyam143 halindeler (olarak) ve oturan (olarak) ve yanlarınız üzerine (yatar halde); öyle ki sakinleştiğiniz zaman; öyle ki ikame572 edin salâtı5; doğrusu salât5 oldu müminler27 üzerine vakitli* bir kitap**.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

143Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için ayaklanması/hareketlenmesi.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Vakitli (sabah ve akşam) salat ve haftalık salat sadece müminlerin yapacağı bir iştir.

**Yazgı, kitap, üzerinde bilgiler olan yazılı şey.    


(Nisâ) 4:104
Gevşemeyin aranmada/bakınmada* (düşman) kavmi/toplumunu; eğer olursanız elem/keder çekenler; öyle ki doğrusu onlar (da) elem/keder çekerler; sizlerin elem/keder çektiği gibi; ve umarsınız Allah'tan (onların) ummadıklarını**; ve oldu Allah bir Alîm8; bir Hakîm9.

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Takip etmede, gözetlemede, istihbaratta.

**Siz Yüce Allah'a karşı bir umma/beklenti içinde olursunuz. Onlar sa bunu yapmazlar.


(Nisâ) 4:105
Doğrusu biz indirdik sana kitabı (Kur'an'ı) hakla/gerçekle; hükmetmen için insanlar arasında; gösterdiği gibi sana Allah'ın; ve olma hainler524 için (onların tarafında) bir hasım*.
524Hıyanet eden kimse. Kutsal kitaplara hainlik yapan kimseler. Kutsal kitaplara karşı yalan yanlış, tamamı zan olan hadis/söylentilerle el uzatma, kötülük etme veya karşı davranma. Kur'an'ın astından dinde hüküm koyucu kitap edinenlerin tamamı haindir. Kur'an'a hainlik etmektedirler.*Münakaşa eden, tartışan, savunan

(Nisâ) 4:106
Ve mağfiret319 sun Allah’a; doğrusu Allah oldu bir Gafûr20; bir Rahîm2.

319Bağışlama, affetme.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Nisâ) 4:107
Ve tartışma/savunma kimselerden (yana) (ki) hainlik523 ederler kendi nefislerine201; doğrusu Allah sevmez kimseyi (ki) oldu (o) bir hain524; bir günahkar.

523Kendi nefsine hıyanet eden kimse. Sadece kutsal kitaplara iman edeceği yerde yalan yanlış, tamamı zan olan hadis/söylentilere (Kutubi Sitte, Yahudiler için Talmud, Hristiyanlar için Pavlus'un kendi eliyle yazdıkları) iman ederek bizzat kendi nefsine hıyanet eden kimse. Kur'an'ın helal saydığı şeyleri kendi nefislerine haram kılarak, nefislerinin hakkı olan şeyi vermeyerek kendi nefislerine hainlik ederler. Kur'an haricinde dinde hüküm koyan yetkisiz kitapların uyduruk hükümlerine bizzat kendi nefislerini köle ederler. Büyük bir hainliktir.  

201Benlik, kişilik, öz varlık.

524Hıyanet eden kimse. Kutsal kitaplara hainlik yapan kimseler. Kutsal kitaplara karşı yalan yanlış, tamamı zan olan hadis/söylentilerle el uzatma, kötülük etme veya karşı davranma. Kur'an'ın astından dinde hüküm koyucu kitap edinenlerin tamamı haindir. Kur'an'a hainlik etmektedirler.

(Nisâ) 4:108
Hafilik* ederler insanlardan; ve hafilik* ederler Allah'tan; ve O (Allah) onlarla beraberdir geceleyin kurdukları/kuluçkaya yatırdıkları zaman fikirlerini868 -O’nun istemediğini sözden- ve oldu Allah yaptıklarına onların bir Muhît525.
868Düşünmek, analitik düşünmek, derinlemesine düşünmek, zihninde tasarlamak, değerlendirmek. 525Gözetleyen, kuşatan, saran, himaye eden.*Gizlemek, örtmek, saklamak, ajanlık faaliyetinde bulunmak.

(Nisâ) 4:109
Haydi ki sizler; şunlarsınız ki tartıştınız/savundunuz onlardan (yana) dünya hayatında; öyle ki kim tartışır/savunur Allah'a karşı onlardan (yana) kıyamet günü ya da kim olur onlara bir vekil.



(Nisâ) 4:110
Ve kim yapar bir kötülük ya da zulmeder257 kendi nefsine201; sonra mağfiret319 sunar Allah’a; bulur (o) Allah'ı bir Gafûr20 ve bir Rahîm2.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

319Bağışlama, affetme.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Nisâ) 4:111
Ve kim kazanır bir günah; öyle ki ancak kazandığıdır kendi nefsine201 karşı; ve oldu Allah bir Alîm8; bir Hakîm9.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Nisâ) 4:112
Ve kim kazanır bir hata ya da bir günah; sonra atar onu bir masuma/suçsuza; öyle ki muhakkak yüklenir bir suçlama; ve apaçık bir günah.

(Nisâ) 4:113
Şayet olmasa (-ydı) fazlı202 Allah'ın senin üzerine; ve (de) rahmeti271; mutlak niyetlenmişti bir tayfa onlardan ki dalalete128 düşürürler seni; ve dalalete128 düşürür değillerdir kendi nefisleri201 dışında; ve zarar verir değillerdir sana hiçbir şeyde; ve indirdi Allah sana kitabı* ve hikmeti303; ve öğretti sana asla olmazsın bilir; ve oldu fazlı202 Allah'ın senin üzerine bir büyük** (şey).

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır. Daha detaylı inceleme aşağıdaki makaleden okunabilir.

Hikmetli kitap, hikmet içeren kitap: Kur'an.

*Hüküm içeren kitabı indirerek sana öğretti ki asla dalalete düşmezsin.  

**Kur'an'ın hükümlerine tabi olabilmek bir insan için Yüce Allah'ın büyük bir faziletidir. Her şeyin üzerinde büyük bir fazilettir. 


(Nisâ) 4:114
Onların gizli konuşmalarından çoğunda olmaz (bir) hayır; dışındadır kimse (ki) emretti sadakayı342 ya da marufu291 ya da ıslahı360 insanlar arasında; ve kim faaliyet içinde olursa buna aranarak/bakınarak Allah'ın rızasını; öyle ki yakında vereceğiz ona büyük bir ecir820.

342Kur’an’da 3 tip sadaka vardır. Bunlar;

1-Sadaka-1: Kamu yönetiminin topladığı bir gelir vergisi türü.

Kamu yönetimini 9:60 ayetinde Rabbimiz tarafından zikredilen gruplar için topladığı özel bir kamu vergisi (9:103, 9:58 ve 9:60).

2-Sadaka-2: Kamudan talepleri olan kişi ve kurumların kamu yönetimi ile görüşmeden önce vermesi gereken sadaka vergisi (Kamu harcı).

58:12 ayeti; bu fonda toplanan harç vergileri Sadaka-1 fonuna aktarılır.

3-Sadaka-3: Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi.

Kamu yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı kazançlardan kişinin kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip sadaka vergisi fakirlere verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha hayırlıdır. Fakirlere verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı olmamalıdır. (2:271 ve 2:263)

Detaylı bilgi için;

Sadaka nedir?

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

360İyileştirme, düzeltme.820Ödül, mükafat.

(Nisâ) 4:115
Ve kim baskı yapar/ağırlaştırır resûle418 ona (kimseye) beyan olan doğru yola kılavuz sonrasında; ve tabi olur müminlerin27 yolu haricinde (başka bir yola); çeviririz yüzünü onun yüz çevirdiğine*; ve yanması için sunarız onu cehenneme; ve ne kötü bir varış yeridir.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Dilediği gibi sapmasına izin veririz.

(Nisâ) 4:116
Doğrusu Allah mağfiret319 etmez ki şirk71 koşulur O’na; ve mağfiret319 eder bundan astındakine dilediği kimse için; ve kim şirk71 koşar Allah'a; öyle ki muhakkak dalalette128 düştü (o); uzak bir dalalete128.

319Bağışlama, affetme.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.


(Nisâ) 4:117
Ki çağırırlar O'nu astından ancak (bazı) dişileri526; ve ki çağırırlar ancak dirençli/inatçı/asi bir şeytânı29.

526Kur'an'ın indiği dönemde Yüce Allah'a şirk koşarak iman eden kimselerin aracı ettikleri objeler, semboller, idoller. O dönem için Lat, Menat ve Uzza.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.


(Nisâ) 4:118
Mutlak lanet280 etti ona Allah; ve dedi (şeytân): "Mutlak tutarım/edinirim senin kullarından önceden belirli* bir nasip."

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

*Yüce Allah izin verdiği belirli bir nasip.

(Nisâ) 4:119

"Ve mutlak dalalete128 düşürürüm onları; ve mutlak temenniye* sokarım onları; ve mutlak emrederim200 onlara öyle ki mutlak keserler kulaklarını çiftlik hayvanlarının; ve mutlak emrederim200 öyle ki mutlak değiştirirler Allah'ın yaratışını"; ve kim tutar/edinir şeytânı29 bir veli28 astından Allah'ın; öyle ki muhakkak hüsrana uğrar; apaçık bir hüsrana.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek kavramı zorla bir şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla değildir.  

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

*Bitmez tükenmez beklentiler.  

(Nisâ) 4:120
Vaat eder (şeytân) onlara; ve temenni ettirir (şeytân) onlara; ve vaat eder değildir onlara şeytân29 bir aldatma dışında.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.


(Nisâ) 4:121
İşte bunlar; sığınağı onların cehennemdir; ve bulamazlar ondan bir kaçış.

(Nisâ) 4:122
Ve kimseleri (ki) iman47 ettiler ve yaptılar sâlihât18; sokacağız onları cennetlere; akar altından onun (cennetin) nehirler; ölümsüzlerdir185 orada ebediyen; hak/gerçek vaadidir Allah'ın; ve kim daha sâdıktır182 Allah’tan bir söz/kelam (bakımından).

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

182Doğrular, dürüstler.

(Nisâ) 4:123
Olmaz sizlerin temennileri ve (de) kitap ehlinin135 temennileri*; kim yapar bir kötülük; cezalandırılır onunla; ve bulamaz kendisine astından Allah’ın bir veli28 ne de bir yardımcı.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

*İşler ve oluşlar temenni ederek olmaz. Gerçek neyse o olur.

(Nisâ) 4:124
Ve kim yapar sâlihâttan18; erkekten veya kadından; ve O bir mümindir27; öyle ki işte bunlar; girerler cennete; zulmedilmezler bir nakîr508 (kadar).

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

508Kelime anlamı olarak 'parmak şıklatma ile ortaya çıkan hafif ses’ ve ‘hurma çekirdeğinin üstündeki küçük kabartı’ demektir. Müteşabih anlam düşündüğünde nakîrin evrenin en küçük yapı taşı olan fitilin/fatilin/ipliksinin tek bir titreşimi olduğu görülür. 

(Nisâ) 4:125
Ve kim daha iyidir bir din (olarak); kimseden (ki) teslim* etti yüzünü Allah'a; ve O bir muhsindir294; ve tabi oldu bir hanîf117 (olan) İbrahim'in milletine301; ve edindi/tuttu Allah İbrahim'i bir halîl/dost**.

294Güzel işler yapan, güzelleştiren.

117Dönen, eğilen. Hakka gerçeğe doğru dönen/eğilen. Çoğunluğun uymuş olduğu atalar dinini terk ederek tek tanrıcı, monoteist, Yüce Allah'a şirksiz iman eden olan. 

301Dinî öğreti, dinî inanç, dinî camia, dinî cemiyet, dinî topluluk, dinî cemaat. 

*İslam oldu.

**Bir dost/arkadaş kıdemine yükseltti.


(Nisâ) 4:126
Ve Allah’adır göklerdeki162 ve yerdeki; ve oldu Allah her bir şeye bir Muhît525.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

525Gözetleyen, kuşatan, saran, himaye eden.

(Nisâ) 4:127

Ve fetva isterler senden kadınlar hakkında; de ki: "Allah fetva verir* sizlere onlar hakkında; ve okunandır sizlere kitapta* yetimlerin131 kadınları** hakkında -ki onlara (yetimlerin kadınlarına) vermezsiniz kendilerine yazılanı*** ve (yine de) rağbet edersiniz nikâh kıymaya onlara-; ve zaaflı/zayıf çocuklardan**** ve ki ayağa kaldırırsınız yetimleri131 eşitlikle****; ve faaliyet içinde olduğunuzu bir hayırdan; öyle ki doğrusu Allah oldu ona bir Alîm8."

131Anne veya babanın en az birisinden yoksun olan. Kendi geçimini sağlayacak güce ve akla henüz ulaşmamış olan çocuk.  

8Bilen.

*Fetva verme yetkisi sadece Yüce Allah'tadır. Bu fetva da sadece kitaptadır; yani Kur'an'dadır. Kur'an harici kitaplarda fetva aramak şirktir.

**Yetim kadınlar değil! Kadın yetimler değil! İki isim kelimesi bir arada gelmiştir. 'Yetimler kadınları' yani 'yetimlerin kadınları'; yetim çocukların anneleri olan kadınlar.'

***Mehir hakları. Yetimlerin anneleri olan dul kadınlarla evlenenlerin mehir vermeden evlenmek istedikleri anlaşılır.

****Kur'an'ın birçok yerinde verilen emir bir fetva olarak tekrar verilmiştir. Zaaflı/zayıf çocuklardan başlayarak tüm yetimler kıyam haline getirilecektir. Tüm yetimler ayağa kaldırılacaktır. Eşit bir şekilde. Ayette Yüce Allah yetim sahibi dul kadınlarla evlenmeden daha önemli olanın yetimlerin ayağa kaldırılması olduğunu işaret etmektedir.



(Nisâ) 4:128
Ve eğer bir kadın korktuysa kendi kocasından bir uyuşmazlığa/geçimsizliğe ya da bir yüz çevirmeye/bırakmaya; öyle ki olmaz günah ikisine ki düzeltir ikisi* aralarını bir sulh** (-le); ve sulh** bir hayırdır; ve hazırlandı nefisler cimriliğe***; ve eğer güzelleştirir**** ve takvalı21 olursanız öyle ki doğrusu Allah oldu yaptıklarınıza bir Habîr466.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

466Haberdar.

*Mevcut kötü gidişe bir dur derler ve aralarını düzeltirler. Aralarını düzelterek barış içinde geçinip giderler ya da barış içinde boşanarak aralarını düzeltirler.

**Barış. Geçimsizlik ya da evliliğin sonlanması durumları mutlaka barışla gerçekleşmelidir. Barışla evliliğe devam edilmeli ya da barışla ayrılma gerçekleşmelidir.

***Ayrılma sürecinde eşler birbirlerine karşı cimrilik etmeye meyillidir. Yüce Allah bunun yapılmaması gerektiğini bildirmektedir.

****Eşler birbirlerine karşı takvalı olursa (birbirlerini incitmekten sakınırlarsa) ve boşanma durumunda bile güzellikle boşanma gerçekleşirse bu durum onlar için hayırlıdır. Her ikisine de bir günah yoktur.


(Nisâ) 4:129

Ve asla tabi olamazsınız ki adaleti680 sağlamaya kadınlar arasında; velev/fakat arzulasanız da (bir eşi) öyleyse meyletmeyin hepten (o eşe) meyil (-le); öyle ki bırakırsınız yalnız onu (diğer eşi) asılmış gibi; ve eğer düzeltirseniz ve takvalı21* olursanız öyle ki doğrusu Allah oldu bir Gafûr20; bir Rahîm2.

680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*4:1 ayetinde Yüce Allah toplumun kadınlara takvalı olması gerektiğini bildirmiştir. Kadınları incitmekten, zora sokmaktan sakınmak gereklidir.

(Nisâ) 4:130
Ve eğer ayrılırsa ikisi; zengin eder Allah her birini kendi genişliğiyle; ve oldu Allah bir Vâsi297; bir Hakîm9.

297Genişleten, enginleştiren, hacim kazandırarak büyüten.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Nisâ) 4:131
Allah'adır göklerdeki162 ve yerdeki; ve ant olsun vasiyet ettik kimselere (ki) verildiler kitap sizlerden önce; ve sizlere ki takvalı olun Allah'a; ve eğer kâfirlik ederseniz; öyle ki doğrusu Allah'adır göklerdeki ve yerdeki; ve oldu Allah bir Ganiyy106; bir Hamîd107.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

106Zengin.

107En yüce övgüye/methedilmeye değer.


(Nisâ) 4:132
Allah'adır göklerdeki162 ve yerdeki; ve kâfi geldi/yetti Allah bir Vekîl517 (olarak).

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

517Vekalet verilen, birinin işini görmesi için kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği.

(Nisâ) 4:133
Eğer dilerse (Allah) giderir/yok eder sizleri ey insanlar! Ve getirir başkalarını; ve oldu Allah bunun üzerine bir Kadîr177.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.


(Nisâ) 4:134
Kim oldu (ki) ister dünya sevabını; öyle ki indindedir/katındadır Allah’ın dünya ve ahiret sevabı; ve oldu Allah bir Semî41, bir Basîr513.

41İşiten.

513Gören.

(Nisâ) 4:135
Ey iman47 etmiş kimseler! Olun ayakta/kıyamda tutanlar eşitliği şahitler/tanıklar (olarak) Allah için; şayet kendi nefisleriniz201 üzerine/aleyhine ya da ana babaya ve yakınlık sahiplerine (olsa bile); eğer olursa (o kimse) bir ganiyy/zengin ya da bir fakir; öyle ki Allah daha yakındır ikisine; öyle ki tabi olmayın hevaya ki saparsınız; ve eğer eğip bükerseniz ya da karşı koyarsanız; öyle ki doğrusu Allah oldu yaptıklarınıza bir Habîr466.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

466Haberdar.

(Nisâ) 4:136
Ey iman47 etmiş kimseler! İman47 edin Allah'a ve resûlüne418*; ve kitabı** indirendir resûlüne*; ve kitabı** indirendir daha önceden; ve kim kâfirlik25 eder Allah’a; ve meleklerine; ve kitaplarına***; ve resûllerine****; ve ahiret gününü muhakkak dalalete128 düştü (o kimse); uzak bir dalalete128.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*Muhammed peygamber.

**Kur'an'a.

**Tevrat ve İncil'e.

***Tüm kutsal kitaplara.

****Tüm resûllere.


(Nisâ) 4:137
Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler; sonra kâfirlik25 ettiler; sonra iman47 ettiler; sonra kâfirlik25 ettiler; sonra ziyade* ettiler küfrü422; asla olmaz Allah mağfiret319 etmeye onlara; ve doğru bir yola kılavuzlamaya.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

319Bağışlama, affetme.

*Artırmak.

(Nisâ) 4:138
Müjdele münâfıkları26 ki onlaradır elim/acıklı bir azap.

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 


(Nisâ) 4:139
Kimseler (ki) tutarlar/edinirler kâfirleri25 müminlerin27 astından evliya212; bakınırlar/ararlar onların yanında izzet614; öyle ki doğrusu izzet614 topluca Allah’adır.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

614Güç, yetki, kudret, asla üstesinden gelinemeyen, asla güç yetirilemeyen, her zaman güç yetiren.

(Nisâ) 4:140
Ve muhakkak indirdi üzerinize kitapta* ki işittiğiniz zaman Allah'ın ayetlerini (ki) kâfirlik25 ederler ona (ayete) ve maskaralık** ederler ona (ayete); öyle ki kalmayın/oturmayın onlarla beraber ta ki dalarlar bir başka hadise/söze; doğrusu sizler (olursunuz) o zaman onların misli870; doğrusu Allah münâfıkları26 ve kâfirleri25 topluca cehennemde bir toplayandır/bir araya getirendir .

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

*Kur'an.

**Kendileri maskaradır.


(Nisâ) 4:141
Kimseler (ki) gözetleyip beklerler sizleri; öyle ki eğer olduysa sizlere bir fetih527 Allah'tan; dediler: "Olmuyor muyuz asla sizlerle birlikte?"; ve eğer olduysa kâfirlere25 bir nasip; dediler (kâfirlere): "Asla cesaret vermiyor muyuz üzerinize ve geri durdurmuyor muyuz sizleri müminlerden27?" öyle ki Allah hükmeder aranızda kıyamet148 günü; ve asla yapmaz Allah kâfirler25 için müminlere27 karşı bir yol*.
527Açmak, yol açmak, anahtarı açmak, başarı kazanmak, galebe çalmak, kazanmak, bir savaşı/mücadeleyi kazanmak. Bir kurtuluş savaşını kazanmak. Kelimenin geniş anlamı yerine haksız yere savaş çıkararak başka toprakları almak olarak anlamak asla doğru değildir. Türkçeye geçmesi daha çok yabancı toprakları ele geçirmek olarak olmuştur.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

*Kâfirler gerçek müminlere karşı asla zafer kazanamaz. Hiç bir yol/çıkış edinemezler.

(Nisâ) 4:142

Doğrusu münâfıklar26 aldatmaya bakarlar Allah'ı; ve (oysa) O'dur (Allah'tır) aldatan425 onları; ve dikeldikleri/ayağa kalktıkları zaman salâta5; dikeldiler/ayağa kalktılar üşengeç/umursamaz; gösterirler* insanlara; ve anmazlar Allah'ı; ancak biraz.

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

425Kötüye yönelik aldatmaları/yanıltmaları zıt yanıltmalar/aldatmalar yaparak hayra ve iyiliğe dönüştürmesi. Yüce Allah asla kötülük etmez, planlamaz. Her zaman hayır ve iyiliğin kaynağıdır. Aldatma ve yanıltmalara karşı da tepkisiz kalmaz. Onları herkesin (aldatanların ve yanıltanları da) hayrına/iyiliğine olacak şekle dönüştürür.  

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

*Yaptıkları sadece gösteride/görünüşte/görüntüde bir salâttır.

(Nisâ) 4:143
Yalpalayanlardır bunun arasında; ne bunlara karşı ve ne de bunlara karşı; ve kimi dalalette128 bıraktı Allah; öyle ki asla bulamazsın ona bir yol*.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*Bir çıkış, bir doğru yola kılavuz.

(Nisâ) 4:144
Ey iman47 etmiş kimseler! Tutmayın/edinmeyin kâfirleri25 evliya212 müminlerin27 astından; ister misiniz ki yaparsınız Allah’a (karşı) aleyhinizde apaçık bir yetki/delil/güç.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Nisâ) 4:145
Doğrusu münâfıklar26 daha sefil aşağı seviyededir ateşten834*; ve asla bulamazsın onlara bir yardımcı.

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


*Ateşe karşı daha kötü bir yerleşim yerindedirler.

(Nisâ) 4:146
Dışındadır kimseler (ki) tevbe33 ettiler; ve ıslah316 oldular; ve yapıştılar Allah'a; ve has kıldılar528 dinlerini Allah'a; öyle ki işte bunlar; birliktedir müminlerle27; ve yakında verecek Allah müminlere27 büyük bir ecir820.

33Dönmek, vazgeçmek.

316Düzelmek, iyileşmek.

528Tek tanrıcı/monoteist olmak. Sadece kutsal kitaplara tabi olmak. Kutsal kitaplar haricinde dinde hüküm koyucu kabul etmemek. Sadece Yüce Allah'ı çağırmak. O'nun astından hiçbir varlıktan şefaat aldatmacası gibi aracılık beklememek. Dini sadece Yüce Allah için yaşamak.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

820Ödül, mükafat.

(Nisâ) 4:147
Niye faaliyete geçirsin Allah azap etmeyi sizlere eğer şükrederseniz43 ve iman47 ederseniz; ve oldu Allah bir Şâkir313; bir Alîm8.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

313Hayrın/iyiliğin değerini bilen/anlayan, karşılığını hazırlayıp veren, müteşekkir olan.

8Bilen.


(Nisâ) 4:148
Sevmez* Allah açık etmeyi kötülüğü (bir) söylemden**; dışındadır kimse (ki) zulme*** uğradı; ve oldu Allah bir Semî41; bir Alîm8.

41İşiten.

8Bilen.

*Kötü sözlerin/söylemlerin topluma yayılmasını, duyurulmasını, anons edilmesini.

**Yapılan kötülüğün değil de söylemin/sözün işaret edilmesi anlamlıdır. Ortada kötü bir eylem varsa durum değişebilir. Toplumun bu kötü eylemden haberdar edilmesi gerekebilir.

***Kötü söz/söylem nedeniyle zulme uğrayan kimse hariçtir.


(Nisâ) 4:149
Eğer açık ederseniz bir hayrı/iyiliği; ya da gizlerseniz onu (hayrı/iyiliği); ya da affederseniz* bir kötülükten; öyle ki doğrusu Allah oldu bir Afuv19; bir Kadîr177.

19Allah kelimesi Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam'da ilâh'ın/tanrı'nın özel adıdır. "Allah" kelimesi Arapça'da "al-" (belirli çekim eki) ve "ilâh" (tanrı) kelimelerinin birleşmesinden ("al-" + "ilâh" (tanrı) → "al-ilâh" → "Allah" türemiştir.

Allah kelimesi Türkçede "O ilâh/tanrı", "İlâh denilince bilinen, akla gelen ilâh olarak anlaşılabilir. İslam'ın Allah'ı gerçek ilâhtır. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.

*Affedici olmak Yüce Allah'ın sevdiği, hoşnut olduğu bir davranıştır. Karşılığını da elbette affederek verir.

(Nisâ) 4:150
Doğrusu kimseler (ki) kâfirlik25 ederler Allah’a ve resûlüne; ve isterler ki ayırsınlar Allah ve resûllerinin arasını; ve derler: "İman ederiz bir kısma; ve kâfirlik ederiz bir kısma; ve isterler ki tutsunlar/edinsinler bunun arasında bir yol.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Nisâ) 4:151
İşte bunlar; onlar kâfirlerdir25 bir hak/gerçek (olarak); ve hazırladık kâfirlere25 yıpratan/çöktüren bir azap.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Nisâ) 4:152
Ve kimseler (ki) iman47 ettiler Allah'a ve resûllerine418; ve asla ayırmazlar* onlardan birinin arasını; işte bunlardır; yakında verecek (Allah) ecirlerini820 onların; ve oldu Allah bir Gafûr20; bir Rahîm2.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  820Ödül, mükafat.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Hem resûllerin arasını hem de Yüce Allah ile resûllerin arasını ayırmazlar.

(Nisâ) 4:153
Sual ederler* sana kitap ehli135 ki indirirsin üzerlerine bir kitap gökten180 (diye); öyle ki muhakkak sual* etmişlerdi Musa'ya daha büyüğünü bundan; öyle ki dediler: "Göster bize Allah'ı açıkça"; öyle ki yakaladı/tuttu onları yıldırım260 zulümleriyle257; sonra tuttular/edindiler buzağıyı258 onlara gelen beyanlar226 sonrasında; öyle ki affettik bundan**; ve verdik Musa'ya apaçık bir yetki/güç.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

260Yerle bulut arasındaki elektrik boşalmasıdır. Yere düşen/çarpan şimşek olup en tehlikeli şimşek türüdür. Yıldırımın dönüş darbesi yaklaşık 30.000 ampere ve sıcaklığı 30.000 °C'ye ulaşır. Öncül darbe buluttan yere yaklaşık 30 milisaniyede ulaşır ve yerden bulutun merkezine yaklaşık 100 milisaniyede döner.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

258Değerli metallerin karıştırılıp eritilerek yapıldığı buzağı şeklinde bir heykel.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

*Sorarlar, isterler, talep ederler.

**Anlaşılır ki müşrik hale gelen kimseler vefatlarından önce tevbe ederlerse ve ıslah olurlarsa Yüce Allah onları affedebilir.


(Nisâ) 4:154

Ve kaldırdık/yükselttik üzerlerine onların turu/dağı; mîsâkları281 (gereği) onların; ve dedik onlara: “Girin kapıdan secde12 edenler (olarak)”; ve dedik onlara: “Sınırı aşmayın şabatta/dinlenme döneminde”; ve aldık onlardan sağlam bir mîsâk281.

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(Nisâ) 4:155
Öyle ki mîsâklarını281 bozmaları; ve Allah'ın ayetlerine kâfirlik25 etmeleri; ve enbiyayı* bir hak olmaksızın katletmeleri35 ; ve "kalplerimiz kılıflıdır" sözlemleri nedeniyledir; evet! mühürledi175 Allah üzerini onun (kalbin) küfürleriyle**; öyle ki iman47 etmezler (onlar) biraz dışında.

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Nebileri.

**Kendi yaptıkları nedeniyle kalp mühürlenir. Yüce Allah sürece sadece izin verir. İnsanın kazandığı kendi yaptıkları nedeniyledir. 


(Nisâ) 4:156
Ve kâfirlik25 etmeleri; ve Meryem'e karşı büyük bir yalan itham/suçlama söylemleri (nedeniyledir).

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Nisâ) 4:157
Ve "Doğrusu biz katlettik35 Meryem oğlu Îsâ Mesih'i, Allah'ın resûlünü418" söylemleri (nedeniyledir); ve katletmiş35 değillerdi onu; ve asmış değillerdi onu; fakat benzeştirildi530 onlara; ve doğrusu kimseler (ki) ihtilaf ettiler onda; mutlak içindedirler tam bir kuşku/şüphe ondan; yoktur onlara onda hiçbir ilim; ancak tabi olmadır zanna314; ve katletmiş35 değillerdi onu kesin (olarak).

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  530Nisa 157. ayetinden anlaşılır ki Îsâ Mesih asla asılmamış ve asla katledilmemiştir. Ancak bu olaylar yaşanmıştır. Îsâ Mesih'e benzeştirilen bir kişinin (mutlak ki bunu hak eden bir kimsedir) asılarak öldürüldüğü anlaşılır. Bu konuda bir tartışmanın o dönemde bile ortaya çıkmış olması bunu destekler. Îsâ Mesih'i gerçekten asıp öldürdükleri konusunda ihtilafa düşmüşlerdir. Yüce Allah gerçeği bizlere kesin olarak Kur'an'da bildirmiştir. Asılan ve öldürülen kimse Îsâ Mesih asla değildir. Ona benzeştirilen başka bir kimsedir.

314Varsayım, sanı, töhmet, elde somut veriler olmamasına karşın, birisi ya da bir olay hakkında hükme varmak ya da sonuca ulaşmak.


(Nisâ) 4:158
Evet! Yükseltti onu Allah kendisine doğru; ve oldu Allah bir Azîz37; bir Hakîm9.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Nisâ) 4:159
Ve ki kitap ehlinden135 (kimse) dışındadır* (ki) mutlak iman47 eder** ona (Îsâ) kendi ölümü öncesinde***; ve kıyamet günü148 olur (Îsâ) aleyhlerinde**** bir şahit/tanık.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

*4:155, 4:156 ve 4:157 ayetlerindeki kimseler gibi olmazlar.

**Îsâ'nın başına gelenlere hak/gerçek olan Kur'an'ın bildirdiği şekilde iman ederler.

***Ölmeden önce bu imana sahip olmalıdır.

****Îsâ bu imana sahip olmadan ölen kimselere karşı diriliş gününde olumsuz olarak şahitlik/tanıklık edecektir.


(Nisâ) 4:160
Öyle ki zulümle*; kimselerden (ki) yahudileştiler306; haram ettik** aleyhlerine onların iyileri (ki) helal kılındı*** onlara; ve yüz çevirmeleriyle/engellemeleriyle**** Allah yolundan336 çokça.

306Tevrat'ın astından söylenti/hadis kitaplarına (Talmud) tabi olarak müşrikleşen kimse.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

*En büyük zulüm insanın kendi nefsine yaptığı zulüm olan şirk koşmaktır. Müşrik olmaktır. Bu da Tevrât'ın astından hadis/söylenti kitabı olan Talmud kitabını edinmeleriyle olmuştur. 

**Tevrât'ta helal olan iyi/güzel şeyleri uyduruk Talmud kitabıyla kendilerine haram ettiler. Kendi aleyhlerine işler yaptılar. Yüce Allah buna sadece izin vermiştir. Sapmalarına izin vermiştir.

***Tevrât'ta helal kılınmıştı.

****Tevrât'a giden yolun üzerine şeytan öğretileri olan Talmud kitabıyla.



(Nisâ) 4:161
Ve riba383 edinmeleri (ki) muhakkak men edildiler/yasaklandılar ondan; ve insanların mallarının batılla* yemeleri; ve hazırladık kâfirlere25 kendilerinden** elem/acıklı bir azap***.
383Artırmak, büyütmek, ilave etmek. Borç olarak verilen bir malın artarak, çoğalarak geri alınmasıdır. Örneğin; 10 ekmek borç verildiyse ve süre sonunda geriye 11 ekmek alındıysa bu durumda artan, çoğalan, ilave olan o 1 ekmek riba olur. Dönen mal artmamalıdır. Günümüzde mal yerine çoğunlukla değeri değişken olan para kullanıldığı için kafa karışıklığı yaşanmaktadır. Örnek; 10 ekmek değerinde olan para süre sonunda yine aynı para olarak geri alınırsa enflasyon nedeniyle paranın değer kaybetmesi sonucu borç veren geri aldığı parayla 10 ekmek alamayacaktır. Örneğin 9 ekmek alabilecektir. Borç verenin 1 ekmek hakkı yenmiş olacaktır. Merkez bankaları yıllık enflasyonun değerini belirler yani paranın değer kaybını belirlerler. O durumda borç para olarak verilecekse enflasyon değerinde paranın artarak geri alınması asla riba olmaz. Aslında malın artması değil korunması söz konusu olur. Ancak enflasyonun üstündeki her değer riba olacaktır. Enflasyon değerinde faiz kesinlikle riba değildir. Ancak faizin ribalaşma durumuna dikkat edilmelidir. Enflasyon üstünde gelir getiren faizlerin enflasyon üstü getirisi riba olmaktadır. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Gerçek olmayan, uydurulmuş söylenti/hadislerle din sömürüsü yaparak. Tarikatlar bu duruma çok güzel bir örnektir. 

**Azap yine kendi içlerinden çıkan kimseler veya şeylerle gerçekleşecektir.

***Anlarız ki ayette işaret edilen azap dünya hayatında gerçekleşecek olan büyük bir azaptır.


(Nisâ) 4:162

Fakat onlardan* ilimde kök salanlar/ilimde derinleşenler; ve müminler27; iman47 ederler sana indirilmişe** ve senden önce indirilmişe***; ve ikame572 edenlerdir salâtı5; ve verenlerdir zekâtı10; ve iman47 edenlerdir Allah'a ve ahiret gününe; işte bunlar; getireceğiz/vereceğiz onlara bir büyük ecir820.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

820Ödül, mükafat.

*Kitap ehlinden.

**Kur'an'a.

***Tevrât ve İncîl.


(Nisâ) 4:163
Doğrusu biz vahyettik603 sana; vahyettiğimiz603 gibi Nûh'a; ve ondan (Nûh'tan) sonraki nebilere132; ve vahyettik603 İbrâhîm'e; ve İsmâîl'e; ve İshâk'a; ve Yakûb'a; ve sıbtlara*; ve Îsâ’ya; ve Eyyûb'a; ve Yûnûs'a; ve Hârun'a; ve Süleymân'a; ve verdik Dâvûd'a zeburu477.
603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

477Taş/kil yazıt. Kil tabletler. Üzerine çivi yazısı yazılmış ve sonrası pişirilerek taş haline getirilmiş yazıtlar. Anlarız ki kutsal kitaplar öncesi Yüce Allah insanlara üzerinde çivi yazısı olan tabletler göndermiş. Resûller Yüce Allah'tan aldıkları vahyi taş tabletler üzerine yazmışlar. 3:184 ayetinde nurlu kitap öncesi zikredilmesi taş yazıtların parşömenlerden oluşan kitaplardan daha önce gönderildiğini düşündürür.

*Yahudilerden bir grup/klan.

(Nisâ) 4:164
Ve resûller418 (ki) muhakkak kıssalaştırdık430 onları sana önceden; ve resûller (ki) asla kıssalaştırmadık430 sana; ve kelam531 etti Allah Mûsâ'ya bir kelam (-la).
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  430Anlatı, öykü.

53142:51 ayetinde Yüce Allah bir beşere doğrudan kelam etmesinin asla olmayacağını bildirmiştir. Kelam 3 yöntemle olur.

Kişiye doğrudan vahiyle; Mûsâ'nın annesine yapılan vahiy.

Bir perde arkasından;  ağaç yada ateş gibi ara bir madde/perde arkasından. Mûsâ'nın Tur dağında ateş üzerinden vahiy alması. Muhammed'in ise ağaç üzerinden vahiy alması. 

Şerefli bir elçi göndererek; evrenimizin bir üst boyutundan bulunan Cibrîl, Rakim yoldaşları gibi varlıklar Yüce Allah'ın vahyini beşere yine O'nun izniyle vahy ederler.



(Nisâ) 4:165
Resûller418 (ki) müjdeleyicilerdir ve uyarıcılardır; olmaması içindir insanlara bir hüccet/hac376 Allah'a karşı; resûller sonrası; ve oldu Allah bir Azîz37; bir Hakîm9.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  376Delillerle tartışma.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Nisâ) 4:166
Oysa Allah şahitlik/tanıklık eder indirdiğine* sana; indirdi onu* kendi ilmiyle; ve melekler48 (de) şahitlik/tanıklık eder; ve kâfi geldi/yetti Allah bir tanık/şahit (olarak).

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

*Kur'an.


(Nisâ) 4:167
Doğrusu kimseler (ki) kâfirlik25 ederler ve yüz çevirirler/engellerler Allah’ın yolundan336; muhakkak dalalete128 düştüler; uzak bir dalalete128.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.


(Nisâ) 4:168
Doğrusu kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler; ve zulmettiler257; asla olmaz Allah mağfiret319 etmeye onlara; ve bir doğru tarîkata532 kılavuzlamaya.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

319Bağışlama, affetme.

532Tarik, yol, patika, metot, rota.

(Nisâ) 4:169
Dışındadır tarîkat532 (ki) cehenneme; ölümsüzler185 orada ebediyen; ve olur bu Allah'a bir kolay (oluş).
532Tarik, yol, patika, metot, rota.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 


(Nisâ) 4:170

Ey insanlar! Muhakkak geldi sizlere resûl418; hakla/gerçekle Rabbinizden4; öyle ki iman47 edin; bir hayırdır sizlere; ve eğer kâfirlik25 ederseniz; öyle ki doğrusu Allah’adır göklerdeki162 ve yerdeki; ve oldu Allah bir Alîm8; bir Hakîm9.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

4Efendi, komuta eden.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Nisâ) 4:171

Ey ehli kitap135! Sınırı aşmayın dininizde; ve demeyin Allah üzerine hak/gerçek dışında; ancak ki Mesih Îsâ; Meryem oğlu; resûlüdür418 Allah'ın; ve kelimesidir416 O’nun (Allah’ın); attı onu Meryem'e doğru; ve bir ruh O'ndan (Allah’tan); öyle ki iman47 edin Allah'a ve resûllerine418 O’nun; ve demeyin "üç"; yasaklayın/engelleyin bir hayır/iyilik (olarak) sizlere; ancak ki Allah bir tek ilâhtır74; Subhân'dır7 O; ki olmaz O’na bir çocuk; O'nadır göklerde olan ve yerde olan; ve kafî geldi/yetti Allah bir vekîl (olarak).

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  416Buyruğu, emri, hükmü, kararı, 'ol' demesi.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.


(Nisâ) 4:172
Asla geri durmaz Mesih* ki olur bir kul46 Allah'a; ve yakınlaştırılmış melekler48 (de); ve kim geri durur onun kulluğundan46 ve büyüklenir; öyle ki haşreder556 onları kendine topluca.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

556Toplamak, bir araya getirmek. *Meryem oğlu Îsâ

(Nisâ) 4:173
Öyle ki iman47 etmiş ve sâlihâtı18 yapmış kimselere gelince; öyle ki tamamlanır ecirleri820; ve ziyade eder/artırır (Allah) fazlından202; ve geri durmuş ve büyüklenmiş kimselere gelince; öyle ki azap eder (Allah) onlara bir elim/acıklı (azapla); ve bulamazlar kendilerine Allah'ın astından bir veli28; ve ne de bir yardımcı.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

820Ödül, mükafat.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.


(Nisâ) 4:174
Ey insanlar! Muhakkak ki geldi sizlere bir delil/kanıt Rabbinizden4; ve indirdik üzerinize apaçık bir nur*.

4Efendi, komuta eden.

*Kur'an.

(Nisâ) 4:175
Öyle ki Allah’a iman47 etmiş ve O'na yapışmış kimselere gelince; öyle ki sokacak (Allah) onları kendinden bir rahmete271 ve bir fazilete202; ve kılavuzlar onları kendisine; dosdoğru bir yola.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   


(Nisâ) 4:176
Fetva isterler senden; de ki: "Allah fetva verir sizlere kelâle482 hakkında; eğer bir kişi helak* olduysa; yoksa ona bir evlat**; ve onaysa bir kız kardeş; öyle ki onadır (kız kardeşedir) yarısı (1/2) terk ettiğinin (ölen erkeğin); ve o (ölen erkek) miras bırakır ona (kız kardeşe) eğer asla olmazsa ona (kız kardeşe) bir evlat***; öyle ki eğer olduysa ikiler (kız kardeş) öyle ki o ikisinedir üçte ikisi (2/3) bıraktığından (ölen erkeğin); ve eğer oldularsa kardeşler; erkekler ve kadınlar; öyle ki erkeğin payı iki kadın**** mislidir870; beyan eder Allah sizlere dalalete128 düşersiniz diye; ve Allah her bir şeye bir Alîm’dir8.

482Hiç bir evladı olmamış, alt nesillerde mirasçısı olmayan aynı zamanda eşi, annesi veya babasının en az birisinin de olmaması durumu.

1En yüce merhametli.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

3En yüce övgü/methetme.

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

8Bilen.

*Öldüyse.

**Bir tek evlat. Kişi zaten kelale olduğu için birden fazla evladı da olamaz. Demek ki hiç evladı olmamış bir kimse tarif edilmektedir.

***Kız kardeşin hiç evladı olmamışsa.

****Miras paylaşımlarında ölen kimse bir vasiyet bırakmamışsa erkeğin payı her zaman iki kadın mislidir.


(Mâide) 5:1
Ey iman47 etmiş kimseler! Tamamlayın akitleri207; helal kılındı sizlere dört ayaklı çiftlik hayvanları; dışındadır üzerinize okunan (ki) "helal edilmiş değillerdir avlanma* (-yla elde ettikleriniz) ve sizler ihramlılar534 (-ken)"; doğrusu Allah hükmeder razı olduğuna.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

207Bağıtlar, bağıtlaşmalar, bağlar, antlaşmalar, sözleşmeler, birliktelikler, söz vererek birleşmeler.

534Hac döneminde yapılması haram edilen şeyleri yapmamak. Haram emrine uymak. *Hac/hüccet döneminde avlanmak haramdır. Ancak Yüce Rabbimiz bizlere dört ayaklı çiftlik hayvanlarını yemeği kendi fazlından bu dönemde de helal kılmıştır.

(Mâide) 5:2
Ey iman47 etmiş kimseler! Halel getirmeyin* Allah'ın şiarlarına312; ve ne de haram aya34; ve ne de hediyeye338; ve ne de gerdanlara**; ve ne de haram eve535 gelenlere (ki) bakınırlar bir fazilete202 Rablerinden4 ve bir rızaya; ve sonlandırdığınız zaman ihramı534 öyle ki avlanın; cürüm işletmesin sizlere bir kavme (olan) nefret/kin ki engellediler sizleri haram mescitten158 ki (o durumda) sınırı aşarsınız; ve yardımlaşın erdem ve takva21 üzerine; ve yardımlaşmayın günah üzerine; ve sınırı aşmayın; ve takvalı21 olun Allah’a; doğrusu Allah Şedîd'tir536 akabinde***.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

312Sembol, slogan, amblem, nişan, işaret, soyut bir kavramın somutlaşarak sembol/belirteç haline gelmesi.

34Kur'an'ın indiği dönemde o bölgede yaşayan insanların belirlemiş olduğu bir kural/antlaşma. Savaşmanın haram olduğu 4 ay.

338Hac veya umre için haram mescide gelen kimselerin kendileri ve başkaları için yanlarında getirdikleri ihtiyaç giderici şeyler. Canlı hayvan mantıken en iyi hediyedir. İyi bir besin kaynağı olan et çölde çok hızlı bozulacağı için et verecek olan hayvanın canlı olarak haram mescide getirilmesi en güzelidir. Bu hayvanlar oraya gelen insanların doyurulması içindir. İhtiyaç oluştukça Yüce Allah adına kesilirler. 

535Bulunduğu yerde günah işlemenin, kötülük yapmanın, canlılara zarar vermenin haram edildiği/yasaklandığı topluma ait olan ev.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

4Efendi, komuta eden.

534Hac döneminde yapılması haram edilen şeyleri yapmamak. Haram emrine uymak.

158Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer mescittir. Haram mescitse bulunduğu yerde günah işlemenin, kötülük yapmanın, canlılara zarar vermenin haram edildiği/yasaklandığı topluma ait olan mescittir.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

536Şiddetli.

*Bozmak.

**Hediye olarak gönderilmiş hayvanlara işaretleme amacıyla takılan gerdanlıklar. 

***Ardında.


(Mâide) 5:3
Haram kılındı üzerinize ölmüş; ve kan; ve hınzır/domuz eti; ve kendisine Allah’ın dışında başkasının (ismi) adanan/sunulan; ve boğulan (ölen); ve ağır darbeyle/hastalıkla (ölen); ve düşen (ölen); ve boynuzlanmış (ölen); ve yırtıcıların yediği; dışındadır boğazladığınız/kestiğiniz; ve (haram kılındı) boğazlanan/kesilen dikilmişler* üzerine -ve ki kısmet ararsınız fal oklarıyla**-; işte bunlar; bir fısktır38; gündür (ki) umudu kesti kâfirlik25 etmiş kimseler dininizden122; öyle ki haşyet53 duymayın onlara; ve haşyet53 duyun bana; bugün (ki) kemale erdirdim/tamamladım sizlere dininizi122; ve kemale erdirdim/tamamladım üzerinize nimetimi; ve razı oldum sizlere İslam’ı218 bir din122 (olarak); öyle ki kim daraldı açlıkta meyletmeksizindir günaha; öyle ki doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

218Yüce Allah'ın biricik ve tek dini. Ahirette kabul edilecek tek din. İslam teslimiyet demektir; Yüce Allah ile insanın arasında yapılmış olan mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye teslim olmak, uymaktır demektir. Antlaşmayı bozmamaktır. Kutsal kitaplar bizlere işte bu antlaşmayı hatırlatır. Kısacası İslam sadece Kur'an demektir.

Günümüzde milyarlarca insan kendisini müslüman sanmakta ve İslam dininde olduklarını, islam olduklarını iddia etmektedirler. Oysa büyük bir yanılgı içindedirler. Kur'an'la yakından uzaktan ilgisi olmayan, tamamı zan olan söyletilerle/hadislerle uydurulmuş bir din asla ama asla Yüce Allah'ın İslam dini değildir. İslam girmek için ilk şart söylentileri/hadisleri terk etmek ve sadece Kur'an'a tabi olmaktır.     

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Kutsallık için dikilmiş, inşa edilmiş her şey. Tekkeler, türbeler, idoller, tapınaklar, sözde evliyaların mezar taşları vb. 

**Anlaşılır ki bu yerlerde fal okları atılarak bir kısmet aranmaktadır. Büyük bir hurafe ve aldatmacadır. Günümüzde tekke ve türbelerde bazı ritüeller yaparak kısmet arayan kimseler vardır. Ağaçlara bezler bağlayanlar, mezarlarda mum yakanlar buna örnek verilebilir.


(Mâide) 5:4
Sual ederler/sorarlar sana neyin helal kılındığını onlara; de ki: "Helal kılındı sizlere iyiler; ve avcı hayvanlardan* öğrettiğiniz (şey); avcı hayvanları eğitenler (ki) öğretirsiniz onları (avcı hayvanları) sizlere öğrettiğinden** Allah'ın; öyle ki yiyin tuttuklarından sizlere; ve anın/zikredin78 Allah'ın ismini49 onun (avın) üzerine; ve takvalı21 olun Allah’a; doğrusu Allah seridir/çabuktur hesapta.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

49İsim; Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel isimler/sıfatlar O'nadır.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Tazı, köpek, şahin, doğan, kartal gibi avcı hayvanlar.

**Avcı hayvanların eğitilebilmesi mutlak ki Yüce Allah'ın bilgisi ve izniyle olmaktadır. İnsana kalemle yazmayı öğreten Rabbimiz bizlere başka şeyler de öğretti. 


(Mâide) 5:5
Bugün (ki) helal kılındı sizlere iyiler; ve kitap verilmiş kimselerin135 yiyeceği bir helaldir sizlere; sizin yiyeceğiniz bir helaldir onlara; ve (helaldir) (kendinizden olan) müminâtlardan493 muhsanât492 kadınlar; ve sizden önce kitap verilmiş kimseler135 (olan) muhsanât492 kadınlar; verdiğiniz zaman onlara (kadınlara) ecirlerini* muhsinler294 (olarak); olmaksızın musâfihin495; ve edinmeyin gizli dost; ve kim kâfirlik25 eder imana47; öyle ki muhakkak boşa çıktı ameli** onun; ve o ahirette hüsrana uğrayanlardandır.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

493Mümin kadınlar. İman etmiş kadınlar.

492İffeti sağlam, güçlendirilmiş kadınlar.  İffetini korumuş, korunmuş kadınlar. Sağlam ve güçlü iffeti nedeniyle ulaşılmaz/erişilmez olmuş kadınlar. 

294Güzel işler yapan, güzelleştiren.

494Nikâh olmadan bekâr kadınlarla cinsel ilişkiye giren bekâr erkekler.  

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Mehirlerini.

**Yaptığı.


(Mâide) 5:6

Ey iman47 etmiş kimseler! Dikeldiğiniz/ayağa kalktığınız zaman salâta5; öyle ki533 gusledin/yıkayın yüzlerinizi ve ellerinizi dirseğe doğru; ve mesh edin/sıvazlayın başlarınızı ve ayaklarınızı iki topuğa doğru; ve eğer olduysanız bir cünüp136; öyle ki temizlenin/yıkanın; ve eğer olduysanız hastalar; ya da bir sefer üzerinde; ya da geldi biriniz sizden gaitadan/dışkılamaktan; ya da dokundunuz/cinsel ilişkiye girdiniz kadınlara; ve asla bulamadınız bir su; öyle ki teyemmüm edin/sürün iyi/hoş/yumuşak toprağa/kuma; öyle ki sıvazlayın yüzlerinize ve ellerinize ondan (topraktan/kumdan); razı olur değildir Allah yapmaya sizlere zorluktan/darlıktan; fakat razı olur/arzular temizlemeye sizleri ve tamamlamaya kendi nimetini sizlere; belki sizler şükredersiniz43.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

533Salâta başlamadan önce bedenin ve ruhun temizlenmesi amacıyla su veya toprakla yapılan temizlik.

Abdesti Kur’an’a göre iki şey bozar.
 Cinsel ilişki.
 Dışkılama yani gaita çıkışı.

Aklınıza gelen başka hiçbir şey abdesti bozmaz. Nokta. Bunun dışında şeyler uydurmak Kur'an'a ortak koşmaktır.  
Abdest gerekirse.
Su varsa; eller dirseklere kadar yıkanır. Yüz yıkanır. Baş mesh edilir. Ayaklar
mesh edilir. Su yoksa ya da hastalık varsa ya da sefer hali varsa temiz ve yumuşak
bir toprakla/kumla eller ovuşturulur ve yüze sürülür.
Şema olarak gösterilmesi;
Abdest gerektiren şartlar.

Abdest Süreci;


136Temizlikten uzak kalmak, kopmak. 

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.


(Mâide) 5:7
Ve anın/zikredin78 nimetini Allah'ın sizlere; ve mîsâkını281 (da); O (Allah) ki ve mîsâkladı281 sizleri onunla dediğiniz zaman "İşittik ve itaat ettik"; ve takvalı21 olun Allah’a; doğrusu Allah bir Alîm’dir8 göğüslerin zatîne/özüne.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

8Bilen.


(Mâide) 5:8
Ey iman47 etmiş kimseler! Olun kavvamlar501 Allah için eşitliğe şahitler/tanıklar; ve cürüm işletmesin sizlere nefret/kin bir kavme karşı ki (o durumda) adaleti gözetmez (olursunuz); adil680 olun; o daha yakındır takvaya21; ve takvalı21 olun Allah’a; doğrusu Allah bir Habîr’dir466 yaptıklarınıza.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

501Ayakta duran, dikelip kol kanat geren, evin direği. 680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

466Haberdar.

(Mâide) 5:9
Vaat etti Allah iman47 etmiş kimselere ve sâlihâtı18 yapmışlara; onlaradır bir mağfiret319 ve büyük bir ecir820.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

319Bağışlama, affetme.

820Ödül, mükafat.

(Mâide) 5:10
Ve kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler ve yalanladılar ayetlerimizi; işte bunlar; cahîm808 ashâbıdır194.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

808Yangın, yanan, cehennem yangını, cehenneme ait.

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 


(Mâide) 5:11
Ey iman47 etmiş kimseler! Anın/zikredin78 Allah'ın üzerinize (olan) nimetini; yeltendiği zaman bir kavim/topluluk (ki) uzatmaya sizlere ellerini; öyle ki geri bıraktırdı (Allah) sizden ellerini onların ; ve takvalı21 olun Allah’a; ve Allah'a karşı öyle ki tevekkül79 etsinler müminler27.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Mâide) 5:12

Ve ant olsun aldı Allah bir mîsâk281 İsrailoğullarından; ve gönderdik onlardan on iki lider; ve dedi Allah; doğrusu ben sizinle birlikteyim; eğer ikame ettiniz salâtı5; ve verdiniz zekâtı10; ve iman47 ettiniz resûllerime418; ve desteklediniz onları; ve borç123 verdiniz Allah'a güzel bir borç123; mutlak kâfirlik25 ederim*; ve mutlak sokarım sizleri cennetlere; akar altından onun nehirler; öyle ki kim kâfirlik25 etti bundan sonra sizlerden; öyle ki muhakkak dalalet128 içinde oldu/saptı dümdüz yoldan553.

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

123Yüce Allah'ın kendisine yazmış olduğu şeyleri O'nun adına yapmak. Örnek; açlık çeken bir kimseyi Yüce Allah adına doyurmak.   

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

553Yüce Allah'ın biricik yolu. Tek tanrıcıların yolu. İslam yolu. Sadece Kur'an. Sadece kutsal kitaplar.

*Yüce Allah'ın mümin kimselerin bazı günahlarına kâfirlik edeceği yani örtüp gizleyeceği bu ayette bildirilir.


(Mâide) 5:13
Öyle ki mîsâklarını281 bozmaları nedeniyledir; mutlak lanetledik280 onları ve yaptık kalplerini kaskatı175; tahrif ederler kelimeleri yerlerinden; ve unuttular bir payı zikredildiklerinden kendisiyle* (Tevrât'la); ve daima karşılaşırsın onlardan bir hainlik üzerine; dışındadır onlardan bir azı ; öyle ki affet onlardan; ve el sıkış/dokun kibarca; doğrusu Allah sever muhsinleri294.

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


294Güzel işler yapan, güzelleştiren.

*Kendilerine verilen Tevrât'tan bir pay alamadılar. Onun yerine kendi elleriyle yazdıkları uyduruk anlatılar olan Talmud'a tabi oldular.

(Mâide) 5:14
Ve kimselerden (ki) dediler: "Doğrusu bizler Nasârâlıyız268"; aldık mîsâklarını281 onların ; öyle ki unuttular kendisiyle (İncîl'le) zikredildiklerinden bir payı*; öyle ki yapıştırdık aralarına onların düşmanlık ve nefret/kin kıyamet gününe kadar; ve yakında haber verecek onlara Allah üretirler olduklarını.

268Sadece İncil'e tabi olmuş Hristiyanlar. Nasârâ'da doğmuş bir elçinin getirdiği kitaba tabi olmuş. İncil sonrası insanların elleriyle yazdıkları masal kitaplarına uyarak sapmamış. Günümüzdeki Hristiyanlarla yakından uzaktan ilgisi yoktur.

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

*Kendilerine verilen İncîl'den bir pay alamadılar. Onun yerine kendi elleriyle yazdıkları uyduruk anlatılara tabi oldular.

(Mâide) 5:15
Ey kitap ehli135! Muhakkak geldi sizlere resûlümüz* (ki) beyan226 eder sizlere kitaptan** gizler olduğunuzdan çoğunu***; ve affeder çoğundan****; muhakkak geldi sizlere Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap*****.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

*Muhammed peygamber.

**Tevrât ve İncîl.

***Kutsal kitapta yer almasına rağmen örterek unutturduğunuz, hükmünü uydurmalarla yok ettiğiniz hükümlerin çoğunu sizlere Kur'an ile tekrar deklere eder.

****Kutsal kitapla sizlere indirilen dinden şeriat hükümlerinin çoğundan Yüce Allah vazgeçmiştir. Affetmiştir. Bunları da Kur'an'la deklere eder.

*****Kur'an. Alemler için bir nurdur, aydınlıktır. Bir deniz fenerinin nur üstüne nur olan ışığı gibi, evrendeki Quasarlar gibi yol gösterir. 


(Mâide) 5:16
Kılavuzlar onunla* (kitapla) Allah kendi (Allah'ın) rızasına tabi olmuş kimseyi esenlik/selam yollarına; ve çıkarır onları karanlıklardan nura doğru kendi izniyle; ve kılavuzlar onları dosdoğru bir yola.
*Kur'an'la.

(Mâide) 5:17
Ant olsun kâfirlik25 etti kimseler (ki) dediler: "Doğrusu Allah (ki) O Meryem oğlu Mesih'tir"; de ki: "Öyle ki kim mülk/hükümdarlık sahibi olur Allah’a karşı bir şey eğer helak etmek istediyse (Allah) Meryem oğlu Mesih'i ve annesini onun ve yeryüzündeki kimseleri topluca; ve Allah’adır mülkü hükümdarlığı göklerin162 ve yerin ve ikisi arasındakinin; yaratır dilediğini; ve Allah her bir şey üzerine bir Kadîr’dir177.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.


(Mâide) 5:18
Ve dediler Yahudiler306 ve Hristiyanlar296: "Bizler Allah'ın oğullarıyız; ve sevdikleriyiz O’nun"; de ki: "Öyleyse niçin azap eder sizlere günahlarınızla?"; Evet! Sizler (de) bir beşersiniz yarattığı kimseden; mağfiret319 eder dilediği kimseye; ve azap eder dilediği kimseye; ve Allah’adır mülkü göklerin162 ve yerin ve ikisi arasındakinin; ve O’nadır dönüş yeri.

306Tevrat'ın astından söylenti/hadis kitaplarına (Talmud) tabi olarak müşrikleşen kimse.

296Sadece İncil'e tabi olan kimselerle birlikte sonrasında İncil'i bırakıp da masal/hikaye kitaplarına tabi olmuş tüm Hristiyanlar. Tek tanrıcı ve müşrik tüm Hristiyanlar.

319Bağışlama, affetme.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 


(Mâide) 5:19
Ey kitap ehli! Muhakkak geldi sizlere resûlümüz418 (ki) beyan eder sizlere; (önceki) resûllerden418 yarılmaya/açılmaya karşı ki dersiniz: "Gelmiş değildi bizlere bir müjdeciden ve ne de bir uyarıcıdan"; öyle ki muhakkak geldi sizlere bir müjdeci ve uyarıcı; ve Allah her bir şey üzerine bir Kadîr’dir.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

(Mâide) 5:20
Ve dediği zaman Musa kavmine/toplumuna: "Ey kavmim/toplumum! Anın/zikredin78 Allah'ın üzerinize (olan) nimetini; zira yaptı içinizde enbiya/nebiler132 ve yaptı sizlere bir mülk/hükümdarlık; ve verdi sizlere alemlerden203 birine asla vermediğini."

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  


(Mâide) 5:21

Ey kavmim! Girin mukaddes537 yere/arza* ki yazdı Allah sizlere; ve dönmeyin arkanıza doğru; öyle ki dönersiniz hüsrana uğrayanlara.

537Takdis edilmiş, kutsanmış, adanmış,

*Evrende hiçbir yerin, hiçbir mekânın kendisi kutsal değildir. Bir yeri kutsal yapan o yerde Yüce Allah'a yapılan kulluktur. Anlaşılır ki Yüce Allah Musa'nın kavmine bir yeri  yurt olarak adamıştır, göstermiştir. O yerde tek tanrıcı inanç hakimdir.  


(Mâide) 5:22
Dediler: "Ey Musa! Doğrusu oradadır cabbâr538 bir kavim ; ve doğrusu bizler asla girmeyiz oraya; ta ki çıkar onlar oradan; öyle ki eğer çıkarlarsa oradan; öyle ki doğrusu bizler (oluruz) girenler.
538Zorla/güçle/kuvvetle düzelten, gücünü kuvvetini ortaya koymada geri durmayan.

(Mâide) 5:23
Dedi iki adam korkan kimselerden (ki) nimet verdi Allah ikisi üzerine: "Girin onların üzerine kapıdan; öyle ki girdiğiniz zaman oraya; öyle ki doğrusu sizler galiplersiniz; ve Allah'a karşı; öyle ki tevekkül edin eğer olduysanız müminler."

(Mâide) 5:24
Dediler: "Ey Musa! Doğrusu bizler asla girmeyiz ona ebediyen onlar orada olduğu sürece; kalkış sen ve Rabbin4; öyle ki katledin35 ikiniz; doğrusu bizler ha burada oturanlarız."

4Efendi, komuta eden.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.


(Mâide) 5:25
Dedi (Musa): "Rabbim! Doğrusu ben malik* değilim nefsim201 ve kardeşim dışında; öyle ki ayır/yar aramızı ve arasını fâsıklar38 kavminin/toplumunun.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*Sahip.

(Mâide) 5:26
Dedi (Allah): "Öyle ki doğrusu o (yer) haram edildi üzerlerine kırk sene*; başı boş/şaşkın/amaçsız dolaşırlar yerde/arzda; öyle ki tasalanma fâsıklar38 kavmi/toplumu üzerine.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*Yüce Allah'ın emrine itaat etmeyen bu kavim 40 yıl boyunca yurtsuz barksız, bir oraya bir buraya göç etmiştir. Bunun nedeni kendi yurtları için mücadele vermeyi reddetmeleridir. 

(Mâide) 5:27
Oku onlara iki Âdem oğlunun haberini hakla/gerçekle; yakınlaştıran/kurban sunduğu/teklif ettiği zaman ikisi bir yakınlaştıran/kurban; öyle ki kabul edildi ikisinin birinden; ve asla kabul edilmez diğerinden; dedi (kabul edilmeyen): "Mutlak katlederim35 seni"; dedi (kabul edilen): "Allah ancak muttakilerden17 kabul eder."

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden sakınanlar.


(Mâide) 5:28
Mutlak ki eğer katletmek35 için uzatsan bana elini; sana elimi uzatan olmam ben katletmek35 için (seni); doğrusu ben korku474 duyarım Allah’a; alemlerin203 Rabbine4.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

474Yüce Allah'ın öfkesine neden olacak işlerden/eylemlerden uzak durmak. Yüce Allah'ın gazabının hak edene karşı (kâfirlik etmiş ve müşrik olmuş kimselere) tecelli edebileceğini bilmek.

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  

4Efendi, komuta eden.


(Mâide) 5:29
Doğrusu ben isterim ki dönersin benim günahımla ve kendi günahınla; öyle ki olursun ateş834 ashâbından194; ve işte budur cezası63 zalimlerin257.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

63Karşılık, hak edilen.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Mâide) 5:30
Öyle ki nefsi201 itaat etti ona (ki) katletmeyi35 kardeşini; ve katletti35 onu; öyle ki sabahladı hüsrana uğrayanlardan (olarak).

201Benlik, kişilik, öz varlık.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.


(Mâide) 5:31
Öyle ki gönderdi Allah yerde aranır/bakınır bir karga (ki) göstermek için ona nasıl örter/gizler ayıp yerini/cinsel organı* kardeşinin; dedi: "Eyvah bana! Aciz miyim ki olurum şu karga benzeri; öyle ki örterim/gizlerim ayıp yerini/cinsel organı* kardeşimin"; öyle ki sabahladı nedamet/pişmanlık duyanlardan (olarak).
*Anlaşılır ki ölü kişinin cinsel organı, ayıp yerleri açıktadır. Kardeşinin ölü bedeninin görüntüsünden (ayıp yerlerin görünmesi) rahatsız olmuş olmalı ki bundan bir an önce kurtulmak istemiştir.

(Mâide) 5:32
İşte bundan dolayıdır; yazdık İsrâîloğulları197 üzerine; ki o; kim katletti35 bir nefsi201 olmaksızın* bir nefse201 ya da (olmaksızın) yeryüzünde bir fesada265; öyle ki sanki katletmiş35 gibidir insanları topluca; ve kim yaşattı (bir nefsi) öyle ki sanki yaşatmış gibidir insanları topluca; ve ant olsun geldiler resûllerimiz418 beyanlarla352; sonra doğrusu (ki) çoğu onlardan sonrasında bunun mutlak müsriflerdir yeryüzünde.

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

352Apaçık deklere edilmiş, bildirilmiş, kanıtlı/delilli olarak ortaya çıkmış.

*Bir nefsi ölümden korumak için ancak başka bir nefis öldürülebilir. Yeryüzünde fesat çıkaran nefisler de öldürülebilir. 

(Mâide) 5:33
Ancak cezası63 kimselerin (ki) harp ederler Allah’a ve resûlüne*; ve çalışırlar yerde bir fesada; (o ceza) ki katledilirler539 ya da asılırlar539 ya da kesilir elleri ve ayakları çaprazdan539 ya da sürülürler/sınır dışı edilirler539 yerden; işte bu; onlara bir hazin/hüzündür dünyada; ve onlaradır ahirette büyük bir azap.

63Karşılık, hak edilen.

5395:33 ayetinin öncesi incelendiğinde Yüce Allah'ın firavun döneminde uygulanan bir cezayı işaret ettiği anlaşılır. Yüce Allah'a ve Mûsâ peygambere savaş açıp da fesat çıkaranlar özgürlüklerine kavuşmak yerine firavunun bu korkunç uygulamalarına maruz kalmıştır. Onlara bu ceza müstahak olmuştur. 5:33 ayetinde asla bir emir yoktur. Durum bildirme vardır. 

Eller ve ayakların çaprazlama kesilmesi: Musa peygamber döneminde yaşamış olan İsrailoğulları.

*Mûsâ peygamber.


(Mâide) 5:34
Dışındadır* kimseler (ki) tevbe33 ettiler önceden ki güç yetirirsiniz üzerlerine; öyle ki bilin ki Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.

33Dönmek, vazgeçmek.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*İsrâîloğullarından 5:33 ayetinin işaret ettiği firavun döneminde uygulanan cezaya müstahak olmayan kimseler de vardır. Bu kimseler tevbe etmiş kimselerdir. Kendiliğinden tevbe eden kimseler firavun döneminde yaşamış olsalardı uygulanan bu cezaya o dönemde muhatap olmazlardı.

(Mâide) 5:35
Ey iman47 etmiş kimseler! Takvalı21 olun Allah’a; ve arayın/bakının O'na vesile/fırsat/sebep; ve cihat356 edin O'nun yolunda336; belki sizler felaha326 ulaşırsınız.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri. 326Kurtuluş, başarı.

(Mâide) 5:36
Doğrusu kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler; şayet ki onlara (olsa) yerdekini topluca ve misli870 onun* onunla** beraber; mutlak fidye verirler onu kıyamet günü148 azaptan (kurtulmaya); kabul edilmiş değildir onlardan; ve onlaradır elim/acıklı bir azap.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

*Yerin.

**Yerle.


(Mâide) 5:37
İsterler ki çıksınlar ateşten834; ve onlar oradan* çıkanlar değillerdir; ve onlaradır kıyam olmuş/dikelmiş/ayakta bir azap.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


*Ateşten.

(Mâide) 5:38

Ve (erkek) hırsızın541; ve (kadın) hırsızın541; öyle ki kesin ellerini540 (ikisinin) kazandıklarına (ikisinin) bir ceza (olarak); ibretlik bir ders (olarak) Allah’tan; ve Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.

541Çalan, başkalarına ait olanı haksız yere kendisinin yaparak insanlara zulmeden. Çalınan şey maddi ve manevi her şey olabilir. Büyük günahlardandır. Hırsızın elinin kesilmesi konusu 5:38 ayetinde incelenmiştir. 540Hırsız kadın ve erkeğin ellerinin kesilmesi gerektiğini net bir şekilde ayetten anlarız. Bu kesilme mutlak ki fiziksel bir kesme olmalıdır. Çünkü uygulanan bu işlem bir ceza statüsünde olmalı ve aynı zamanda Allah’tan ibretlik bir ders olmalıdır. Hem hırsızlık yapan kimseye hem de başka insanlara. Ancak şu durum karşımıza çıkar. El nasıl ve nereden kesilecektir? Elin ön koldan bağlantısı mı kesilecektir? Rabbimiz ayette buna bir işaret vermemiştir. Ancak Yüce Allah Kur’an’da asla bir eksiklik bırakmaz. Gerekli olanı gerektiği kadar verir. Kur’an’da yer almayan konularda ise marufla hükmetmemizi emreder. Yapmamız gereken ilk şey Kur’an’ın bütününe bakmaktır. Eller ve kesmek kelimelerini 7:124, 12:31, 20:71 ve 26:49 ayetlerinde geçtiğini görürüz.
7:124, 20:71 ve 26:49 ayetlerinde ellerin kesilmesi ayakların kesilmesiyle birlikte zikredilmiş ve firavunun bir ceza yöntemi olarak işaret edilmiştir. Bu 3 ayette ayrıca çapraz asılma eylemi de işaret edilmiştir. Sadece eller ve kesmek kelimeleri 5:31 ve 12:31 ayetlerinde zikredilmiştir. Bu nedenle 5:31 ayetinde ellerin nasıl kesilmesi gerektiğini Yüce Allah 12:31 ayetinde biz kullarına bildirmiş olmalıdır. Ayet şöyledir;
12:31 Ne zaman ki işitti (kadın) hilelerini/dalaverelerini onların(kadınların); gönderdi üzerlerine onların (kadınların); ve hazırladı onlara bir dayanaklı oturak; ve verdi her birine onlardan bir bıçak; ve dedi: "Çık karşılarına onların"; öyle ki ne zaman gördüler onu; büyüttüler onu; ve kestiler ellerini; ve dediler: "Haşa/geri durma/engelleme Allah için; bu bir beşer değildir; ki bu ancak kerîm bir melektir."
Çok net anlarız ki bu kadınlar Yusuf peygamberi görünce ellerini ön koldan itibaren tam olarak keserek ayırmamışlardır, koparmamışlardır. Ellerindeki bıçak ellerinde bir kesiye neden olmuştur. Yüce Rabbimiz bu durumu ellerin kesilmesi olarak bizlere bildiriyorsa bize düşen görev de 5:31 ayetinde ellerin kesilmesini de aynı şekilde anlamak olmalıdır. Durum aslında bu kadar basittir. Hırsız erkek ve kadının elleri başkalarının hırsızlık yaptıklarını anlayacakları şekilde keskin bir bıçakla iz bırakacak şekilde kesilmelidir. Elma soyarken elini ortalama düzeyde kesen bir kimsenin sahip olduğu kesi kadar elin görünür yüzüne kesi yapılmalıdır. Acil servislere başvuran bıçakla gerçekleşen hatayla el kesme kesilerinin ortalaması alınabilir.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Mâide) 5:39
Öyle ki kim tevbe33 etti zulmü257* sonrasında; ve ıslah316 oldu; öyle ki doğrusu Allah tevbe33 eder onun üzerine; doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.

33Dönmek, vazgeçmek.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

316Düzelmek, iyileşmek.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Hırsızlığın büyük günahlardan olduğunu anlarız. Şirk koşmak da bir zulümdür. Demek ki tevbe edilmez ve ıslah olunmazsa cehenneme götürme durumu olasılığı vardır. 

(Mâide) 5:40
Hiç bilmez misin ki Allah’adır; O’nadır mülkü göklerin162 ve yerin; azap eder dilediği kimseye; ve mağfiret319 eder dilediği kimse için; ve Allah her bir şey üzerine Kadîr’dir177.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

319Bağışlama, affetme.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.


(Mâide) 5:41

Ey resûl418!* Hüzünlendirmesin seni kimseler (ki) koşarlar küfürde422; kimselerden (ki) dediler: "İman47 ettik"; ağızlarıyladır; ve asla iman47 etmez kalpleri onların; ve kimselerden (ki) yahudileştiler295; kulak verenlerdir yalana; kulak verenlerdir başka bir kavme (ki) asla gelmezler sana; tahrif276 ederler kelimelerin yerlerini sonradan; derler: "Eğer verilirse sizlere bu; öyle ki tutun/edinin onu; ve eğer asla verilmezse sizlere; öyle ki hazırlıklı olun"; ve kime diledi Allah (bir) fitne332 ona; öyle ki asla malik** olamazsın ona Allah’tan bir şeye; işte bunlar; kimselerdir (ki) asla dilemez Allah ki temizler kalplerini; onlaradır dünyada bir hüzün; ve onlaradır ahirette büyük bir azap.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

295Sadece Tevrat'a tabi olan kimselerle birlikte sonrasında Tevrat'ı bırakıp da Talmud kitaplarına tabi olmuş tüm Yahudiler. Tek tanrıcı ve müşrik tüm Yahudiler.

276Bir şeyin aslını bozma; değiştirme. Bir kelime veya ibareyi değiştirip bozma, üzerinde oynayarak anlamı değiştirme.

332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.

*Muhammed peygamber.

**Sahip.


(Mâide) 5:42
Kulak verenlerdir yalana; yiyenlerdir suht542; öyle ki eğer gelirlerse sana; öyle ki hükmet aralarında ya da yüz çevir onlardan; ve eğer yüz çevirirsen onlardan öyle ki asla zarar veremezler sana bir şey; ve eğer hakemlik edersen öyle ki hükmet aralarında eşitlikle; doğrusu Allah sever eşitliği gözetenleri.

542Evrensel kabullere göre illegal, hukuksuz, haksız elde edilen her türlü kazanç, getiri, mal.


(Mâide) 5:43
Ve nasıl hakem ederler seni; ve (oysa) yanlarındandır onların Tevrât*; içindedir onun (Tevrât'ın) Allah'ın hükmü*; sonra yüz çevirirler sonrasında bunun; ve işte bunlar; değillerdir müminler27.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Anlaşılır ki Kur'an'ın indiği dönemde Tevrât Yüce Allah'ın hükümlerini eksiksiz içermektedir. Ancak Kur'an'ın başına gelen Tevrât'ın da başına önceden gelmiştir. Talmud kitaplarıyla Tevrât'ın hükümleri yok hükmüne getirilmiştir. Günümüzde hadis/söylenti kitapları da Kur'an'ı hükümlerini yok hükmüne getirmiştir.

(Mâide) 5:44
Doğrusu indirdik Tevrât'ı (ki) ondadır* bir doğru yola kılavuz ve bir nur; hükmeder onunla* nebiler132 -İslam218 olmuş kimseler-; yahudileşmiş267 kimselere ve Rabbânîlere462 ve bilginlere; hafızlık etmeleriyle/korumalarıyla** Allah'ın kitabından*; ve oldular onun* üzerine şahitler/tanıklar; öyle ki haşyet53 duymayın insanlara543; haşyet53 duyun bana543; ve satmayın ayetlerimi az bir bedele; ve kim asla hükmetmez indirdiğiyle Allah'ın544; öyle ki işte bunlar; onlardır kâfirler25.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

218Yüce Allah'ın biricik ve tek dini. Ahirette kabul edilecek tek din. İslam teslimiyet demektir; Yüce Allah ile insanın arasında yapılmış olan mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye teslim olmak, uymaktır demektir. Antlaşmayı bozmamaktır. Kutsal kitaplar bizlere işte bu antlaşmayı hatırlatır. Kısacası İslam sadece Kur'an demektir.

Günümüzde milyarlarca insan kendisini müslüman sanmakta ve İslam dininde olduklarını, islam olduklarını iddia etmektedirler. Oysa büyük bir yanılgı içindedirler. Kur'an'la yakından uzaktan ilgisi olmayan, tamamı zan olan söyletilerle/hadislerle uydurulmuş bir din asla ama asla Yüce Allah'ın İslam dini değildir. İslam girmek için ilk şart söylentileri/hadisleri terk etmek ve sadece Kur'an'a tabi olmaktır.     

267Sadece Tevrat'a tabi olmuş. Tek tanrıcı. Şirke girmemiş. Talmud kitaplarına uyarak sapmamış, müşrik olmamış. Günümüzdeki Yahudilerle uzaktan yakında ilgisi yoktur.

462Sadece Rabba kulluk/kölelik edenler.  

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

543Haşyet huşu, derin saygıdan yüreğin ürpermesi, bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma demektir. Yüce Allah insanlara haşyet duyulmaması gerektiğini bildirmiştir. Haşyet sadece Yüce Allah'a duyulur. Ancak günümüzde tarikat şeyhlerine, mezhep imamlarına, peygamberlere, sözde hadis/söylenti alimlerine Yüce Allah'a duyulan haşyetten daha fazla haşyet duyulmaktadır.

544Sadece kutsal kitaplar demeyip onun yanında tamamı zan olan hadis/söylenti/Talmud uydurmalarıyla hükmederek kitabın ayetlerine kâfirlik edenler.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Tevrât.

**Ezberleyerek, yazarak, zikrederek Tevrât'ın ayetlerinin sözlerle/hadislerle kontamine olmasına engel olarak. Sadece Tevrât diyerek ayetlerin hükümlerini koruyarak. 


(Mâide) 5:45
Ve yazdık üzerlerine onda (Tevrât’ta) ki nefis201 nefsedir201; ve göz gözedir; ve burun burunadır; ve kulak kulağadır; ve diş dişedir; ve yaralara (da) bir kısas320; öyle ki kim sadaka378 etti bunu öyle ki o bir kefarettir* ona; ve kim asla hükmetmez Allah'ın indirdiğiyle544; öyle ki işte bunlar; onlardır zalimler257.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

320Tam karşılık, misilleme, tam karşılıklı öç/intikam.

378Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi. Kamu yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı kazançlardan kişinin kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip sadaka vergisi fakirlere verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha hayırlıdır. Fakirlere verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı olmamalıdır. (2:271 ve 2:263)

Detaylı bilgi için;
Sadaka nedir?

544Sadece kutsal kitaplar demeyip onun yanında tamamı zan olan hadis/söylenti/Talmud uydurmalarıyla hükmederek kitabın ayetlerine kâfirlik edenler.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*İşlenmiş bir günah, suç veya kabahatin bağışlanması.

(Mâide) 5:46
Ve ardından gönderdik izleri üzerine onların Meryem oğlu Îsâ'yı (ki) bir musaddıktır140 iki eli arasındakine Tevrât’tan; ve verdik ona İncîl'i; içindedir bir doğru yol kılavuz ve bir nur (ki) bir musaddıktır140 iki eli arasındakine Tevrât’tan; ve bir doğru yola kılavuz; ve bir vaaz653 muttakiler için.

140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici. 

653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

(Mâide) 5:47
Ve hükmetsin İncîl ehli Allah'ın indirdiğiyle onda (İncîl'de); ve kim asla hükmetmez544 Allah'ın indirdiğiyle; öyle ki işte bunlar; onlardır fâsıklardır38.

544Sadece kutsal kitaplar demeyip onun yanında tamamı zan olan hadis/söylenti/Talmud uydurmalarıyla hükmederek kitabın ayetlerine kâfirlik edenler.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.


(Mâide) 5:48
Ve indirdik sana kitabı (Kur'an'ı) hakla/gerçekle (ki) bir musaddıktır140 (onun) iki elinin arasındakine kitaptan (Tevrât'tan); ve bir tanık/şahit olup hamilik* edendir (Kur'an) onun (Tevrât'ın) üzerine; öyle ki hükmet aralarında onların Allah'ın indirdiğiyle (Kur'an'la); ve tabi olma hevalarına sana gelen hakkında haktan/gerçekten; her birinize yaptık kendinizden bir şeriat546 ve bir metot/yöntem; şayet dileseydi Allah mutlak yapardı sizleri tek bir ümmet; fakat belalandırmak256 içindir sizleri sizlere verdiğinde; öyleyse koşun hayırlara; Allah'a karşıdır dönüş yeri topluca; öyle ki haber verir sizlere (Allah) kendisinde ihtilaf içinde olduğunuzu.

140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici. 

546Yasa, kanun. Yüce Allah her bir ümmete farklı bir şeriat koyduğunu bildirmiştir. Yüce Allah'ın dini tektir; o da İslam'dır. Tüm nebiler ancak İslâm'ı getirir. Dinin özü asla değişmez. Ancak dinden şeriat farklı olabilir. Örneğin; Tevrât'ta hayvanların iç yağları haram edilmişken Kur'an bunu kaldırmıştır. 5:48 ayetinde Yüce Allah dileseydi insanlığı tek bir ümmet yapacağını bildirmiştir. Oysa böyle yapmadı. Şeriatın farklı olması sınama amaçlıdır. Tarafın belli edilmesi amaçlıdır. 

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.


*Koruyan, gözeten.

(Mâide) 5:49
Ve ki hükmet aralarında Allah'ın indirdiğiyle (Kur'an'la); ve tabi olma hevalarına; ve hazırlıklı ol onlara ki ayartırlar547 seni Allah'ın senin üzerine indirdiğinin (Kur'an'ın) bir kısmından; öyle ki eğer yüz çevirdilerse; öyle ki bil ki ancak diler Allah ki vurur/çarpar onları günahlarının bir kısmıyla; ve doğrusu insanlardan bir çoğu mutlak fâsıktır38.
5475:49 ayetinden anlaşılır ki daha Kur'an inerken bile bazı ayetlerin hükümlerini bozmaya çalışan, Muhammed peygamberi bile ayartmaya çalışan insanlar vardır. Kur'an'ın ayetlerine kâfirlik etme, ayetlerin anlamını örtme, gizleme çabası her daim olacaktır. Nebiyi bile ayartmaya çalışan bu insanlar nebi vefat edince boş durmadı. Kur'an'ın ayetlerini hükümsüz kılmak için uyduruk Talmud kitaplarındaki sayısız söylentiyi/hadisi Muhammed peygamber buyurdu ki diyerek dine soktular. Kur'an'ı dinin tek kaynağı olmaktan çıkardılar. Emellerine de ulaştılar. 5:49 ayetinden anlarız ki çoğu insan bu uyduruk dinlere tabi olarak fâsıklardan yani sapkınlardan olacaktır.    

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.



(Mâide) 5:50
Öyle ki cahiliye489 hükmüne mi bakınırlar/aranırlar; ve kim daha güzeldir Allah’tan bir hüküm (de) yakınlaşan/kesinleşen bir toplum için.
489Bilgisiz, bihaber, bilinçsizlik, farkındalığı olmayan.

(Mâide) 5:51
Ey iman47 etmiş kimseler! Edinmeyin/tutmayın Yahudileri295 ve Nasârâlıları268 evliya212; bir kısmı onların evliyasıdır212 bir kısmın; ve kim veli28 edinir onları sizlerden; öyle ki doğrusu o onlardandır; doğrusu Allah doğruya kılavuzlamaz zalim257 toplumu.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

295Sadece Tevrat'a tabi olan kimselerle birlikte sonrasında Tevrat'ı bırakıp da Talmud kitaplarına tabi olmuş tüm Yahudiler. Tek tanrıcı ve müşrik tüm Yahudiler.

268Sadece İncil'e tabi olmuş Hristiyanlar. Nasârâ'da doğmuş bir elçinin getirdiği kitaba tabi olmuş. İncil sonrası insanların elleriyle yazdıkları masal kitaplarına uyarak sapmamış. Günümüzdeki Hristiyanlarla yakından uzaktan ilgisi yoktur.

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Mâide) 5:52
Öyle ki görürsün kimseleri (ki) kalplerindedir bir maraz175; koşarlar onların içlerine (ki) derler: "Haşyet duyarız ki isabet eder bizlere bir darlık; öyle ki belki Allah ki verir fetih527 ya da bir emir/iş kendi katından" ; öyle ki sabahlarlar sırlaştırdıkları/gizledikleri üzerine nefislerinde201 bir nedamet (-le)/pişmanlık (-la).

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


527Açmak, yol açmak, anahtarı açmak, başarı kazanmak, galebe çalmak, kazanmak, bir savaşı/mücadeleyi kazanmak. Bir kurtuluş savaşını kazanmak. Kelimenin geniş anlamı yerine haksız yere savaş çıkararak başka toprakları almak olarak anlamak asla doğru değildir. Türkçeye geçmesi daha çok yabancı toprakları ele geçirmek olarak olmuştur.

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Mâide) 5:53
Ve der iman47 etmiş kimseler: "Bunlar mı (o) kimseler (ki) kasem548 ettiler Allah'a güçlü yeminleriyle; doğrusu onlar (kendileri) mutlak sizlerle birliktedir (diye)"; boşa çıktı yaptıkları onların; öyle ki sabahladılar hüsrana uğrayanlar (olarak).

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

548Ant içmek, yemin, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek.

(Mâide) 5:54
Ey iman47 etmiş kimseler! Kim dönerse sizlerden dininden122; öyle ki yakında getirecek Allah bir kavmi/toplumu; sever (Allah) onları; ve sever onlar O’nu (Allah'ı); kibar/alçak gönüllüdürler müminlere27 karşı; azametlidirler* kâfirlere25 karşı; cihat356 ederler Allah yolunda336; ve korkmazlar ayıplama (-sından) bir ayıplayanın; işte bu; bir fazlıdır202 Allah'ın; verir dilediği kimseye; ve Allah Vâsi’dir297; Alîm’dir8.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

297Genişleten, enginleştiren, hacim kazandırarak büyüten.

8Bilen.

*Kurumlu, görkemli.

(Mâide) 5:55

Veliniz28 sizin ancak Allah’tır; ve resûlüdür418 O'nun; ve iman47 etmiş kimselerdir; kimseler (ki) ikame572 ederler salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar rükû11 edenlerdir.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

11Beynin (bedenle veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi, baş eğmesi.


(Mâide) 5:56
Ve kim veli28 edinir Allah'ı ve resûlünü418 ve iman47 etmiş kimseleri; öyle ki doğrusu taraftarıdır/partizanıdır Allah'ın; onlardır galip gelenler.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(Mâide) 5:57
Ey iman47 etmiş kimseler! Edinmeyin/tutmayın kimseleri evliya212 (ki) edindiler/tuttular dininizi122 maskaraca* ve laubalice**; kimseleri135 (de ki) verildiler kitap sizden önce ve kâfirleri25 (de); ve takvalı21 olun Allah'a eğer olduysanız müminler21.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Şerefsizce, onursuzca, haysiyetsizce, rezilce (kimse); şebekçe.

**Davranışları ölçüsüz, olgun olmayan; ciddiyetsiz, gayriciddi.


(Mâide) 5:58

Ve davet/çağrı aldıkları zaman salâta5; edindiler/tuttular onu (salâtı) maskaraca* ve laubalice**; işte bu; olmalarıyladır onların akletmez562 bir kavim/topluluk.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

562İslâm akıl dini değil nakil dinidir diyenlerin vay haline. Yaratılış özelliğimiz olan beyni çalıştırmak, doğruyu yanlıştan ayırmak için beyin hücrelerini bir bilgisayar işlemcisi gibi çalıştırmak, kullanmak. Her şeyi mantık süzgecinden geçirmek. Beynin onayına sunmak. Fikir yürütmek.

*Şerefsizce, onursuzca, haysiyetsizce, rezilce (kimse); şebekçe.

**Davranışları ölçüsüz, olgun olmayan; ciddiyetsiz, gayriciddi.


(Mâide) 5:59
De ki: "Ey kitap ehli! Düşmanca intikam alma peşinde misiniz bizden; ancak ki (bizler) iman47 ettik Allah'a ve üzerimize indirilmişe*; ve bizden önce indirilmişe**; ve ki çoğunluğunuz fâsıklardır38."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*Kur'an'a.

**Tevrât'a ve İncîl'e.



(Mâide) 5:60
De ki: "Haber vereyim mi sizlere bundan şerrini/kötüsünü bir karşılık (olarak) Allah'ın indinde/katında; kime lanet280 etti Allah ve gazap127 etti onun üzerine; ve yaptı onlardan maymunlar273 ve domuzlar549; ve kul oldu (o kimse) tâğûta442; işte bunlar; bir şerdir/kötüdür bir mekan/yer (olarak) ve daha dalalettedir128 dümdüz yoldan553.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

127Yüce Allah'ın öfkesinin üzerlerine hak olduğu kimseler.

273Maymunların karakterlerine benzeme. Bilgelikten yoksun davranmak. Akılsızca taklit etmek.

549Savajizim ‘savaging’ (Barbarlık, Vahşilik) annenin yavrularına karşı sergilediği saldırgan davranışları ifade eden bir terimdir. Saldırgan davranışlar arasında kendi yavrusuna kaba davranma, yaralama, ısırma, saldırma, ezme ve öldürme (annenin bebek öldürmesi) yer alır. Savajizim birçok türde görülmekle birlikte, açık ara ağırlıklı olarak evcil domuzlarda (Sus scrofa domesticus) sergilenmektedir.
Görüldüğü üzere Yüce Allah bir örnek veriyorsa akıl sahipleri olan bilim insanları bunu detaylı olarak incelemelidir. Domuz örnek verildiğine göre domuzu diğer hayvanlardan ayıran özel bir özelliğinin işaret edildiğini anlarız. Bu da mutlak ki evcil domuzlarda görülen savajizimdir. Müşrik insanların bir özeliği de domuzlaşmalarıdır. Yani domuzlardaki savajizim özelliğini göstermeleridir. Nerede bir savajizim varsa, barbarlık varsa, vahşilik varsa bilin ki orada müşrik bir din inancı hakimdir. Tek tanrıcılarda ise savajizim asla görülmez.

442Azgınlık, sınırı aşma, sınırı çiğneme, taşkınlık, tiranlık, despotluk. Din konusunda ise kutsal kitapların hükümlerinin dışına çıkma, kutsal kitaplardan taşma, kutsal kitapların çizdiği hükümleri çiğnemedir. Tevrat'ın tâğûtu Talmud'tur. Kur'an'ın tâğûtu ise hadis kitaplarıdır.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

553Yüce Allah'ın biricik yolu. Tek tanrıcıların yolu. İslam yolu. Sadece Kur'an. Sadece kutsal kitaplar.


(Mâide) 5:61
Ve geldikleri zaman dediler: "İman47 ettik"; ve muhakkak girdiler küfürle422 ve onlar muhakkak çıktılar onunla (küfürle); ve Allah daha iyi bilendir gizler olduklarını.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

(Mâide) 5:62
Ve görürsün çoğunu onlardan (ki) koşarlar günaha ve taşkınlığa ve suht542 yemeğe; ne perişandır yapar oldukları.

542Evrensel kabullere göre illegal, hukuksuz, haksız elde edilen her türlü kazanç, getiri, mal.


(Mâide) 5:63
Keşke meneder* olsalardı onları Rabbânîler462 ve bilginler; onların günah söylemlerinden ve suht542 yemelerinden; ne perişandır üretir oldukları.
462Sadece Rabba kulluk/kölelik edenler.  

542Evrensel kabullere göre illegal, hukuksuz, haksız elde edilen her türlü kazanç, getiri, mal.

*Engel olmak.

(Mâide) 5:64
Ve dediler Yahudiler295: "Allah'ın eli bağlanmıştır/zincirlenmiştir"; (oysa) bağlandı/zincirlendi kendi elleri ve lanetlendiler280 dedikleriyle; evet! İki eli O’nun (Allah'ın) genişlemiştir/yayılmıştır; infak* eder nasıl dilerse; ve Rabbinden4 sana indirilen (Kur'an) mutlak ziyade** eder çoğuna onlardan bir tûğyânı442 ve bir küfrü422; ve attık aralarına taşkınlık ve nefret kıyamet gününe148 kadar; her ne zaman yaktılar bir ateş harp için; söndürdü onu Allah; ve koşarlar yeryüzünde fesada265; ve Allah sevmez fesatçıları265.

295Sadece Tevrat'a tabi olan kimselerle birlikte sonrasında Tevrat'ı bırakıp da Talmud kitaplarına tabi olmuş tüm Yahudiler. Tek tanrıcı ve müşrik tüm Yahudiler.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

4Efendi, komuta eden.

442Azgınlık, sınırı aşma, sınırı çiğneme, taşkınlık, tiranlık, despotluk. Din konusunda ise kutsal kitapların hükümlerinin dışına çıkma, kutsal kitaplardan taşma, kutsal kitapların çizdiği hükümleri çiğnemedir. Tevrat'ın tâğûtu Talmud'tur. Kur'an'ın tâğûtu ise hadis kitaplarıdır. 422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

*Harcar.

**Artırır.


(Mâide) 5:65
Şayet ki kitap ehli135 iman47 etselerdi ve takvalı21 olsalardı; mutlak kâfirlik25 ederdik onlardan kötülüklerini; ve mutlak sokardık onları nimetli cennetlere.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Mâide) 5:66
Şayet ki onlar kıyam etselerdi/dikselerdi Tevrât'ı ve İncîl'i; ve* Rablerinden4 üzerlerine indirileni; mutlak yerlerdi üstlerinden ve ayaklarının altından**; onlardandır muktesit550 bir ümmet305; ve onlardan çoğunun yaptıkları ne kötüdür.

4Efendi, komuta eden.

550İktisatlı olan, tutumlu, ekonomide orta yolda ilerleyen, azla da yetinebilen/geçinebilen.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

*Ve ('Vav') bağlacı vurgulama amaçlıdır.

**Rızıklanırlardı nimetlerden.


(Mâide) 5:67
Ey resûl!418* Belagat et/anons et/duyur sana indirileni Rabbinden4; ve eğer asla faaliyet içinde olmazsan öyle ki belagat etmiş/anons etmiş/duyurmuş olmazsın O'nun risâletini223; ve Allah korur seni insanlardan**; doğrusu Allah doğru yola kılavuzlamaz kâfirler25 kavmini/toplumunu.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

4Efendi, komuta eden.

223Yüce Allah tarafından gönderilen mesaj, bilgi. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Muhammed peygamber.

**Sadece Kur'an diyen insanlar asla boş duramaz. Kur'an'ın mesajını yani Yüce Allah'ın risâletini tüm dünyaya nota verir gibi deklere etmelidirler. Bu eylemleri nedeniyle insanlardan asla bir korku duymamalıdırlar. Çünkü Yüce Allah onları koruyacaktır.


(Mâide) 5:68
De ki: "Ey kitap ehli!135 Olmadınız bir şey üzerinde; ta ki kıyam229 edersiniz/dikersiniz Tevrât'ı ve İncîl'i; ve* indirileni sizlere Rabbinizden4; ve Rabbinden4 sana indirilen (Kur'an) mutlak ziyade eder** onlardan çoğuna tûğyânı442 ve küfrü422; öyle ki tasalanma kâfirler25 kavmine/toplumuna karşı.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

229İşaret ettiği şeyi ayağa kaldırmak, işler hale getirmek, aktifleştirmek, uyandırmak, canlandırmak, işlevsel hale getirmek, yürürlüğe sokmak, devam ettirmek, dikmek, dikili halde tutmak.

4Efendi, komuta eden.

442Azgınlık, sınırı aşma, sınırı çiğneme, taşkınlık, tiranlık, despotluk. Din konusunda ise kutsal kitapların hükümlerinin dışına çıkma, kutsal kitaplardan taşma, kutsal kitapların çizdiği hükümleri çiğnemedir. Tevrat'ın tâğûtu Talmud'tur. Kur'an'ın tâğûtu ise hadis kitaplarıdır. 422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Ve 'Vav' bağlacı vurgulama amaçlıdır.

**Artırır.


(Mâide) 5:69

Doğrusu iman47 etmiş kimseler; ve yahudileşmiş267 kimseler; ve Sâbiîler266; ve Nasârâlılar268; kim iman47 etti Allah'a ve ahiret gününe ve yaptı sâlihât18; öyle ki yoktur bir korku onlar üzerine; ve onlar hüzünlenmezler269.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

267Sadece Tevrat'a tabi olmuş. Tek tanrıcı. Şirke girmemiş. Talmud kitaplarına uyarak sapmamış, müşrik olmamış. Günümüzdeki Yahudilerle uzaktan yakında ilgisi yoktur.

266II. Kiros (Zülkarneyn) zamanında Babil Sürgününden Kudüs’e geri dönmeyen Yahudi kabilelerden çoğalanlar (MÖ 538). Zülkarneyn’in etkisiyle Yahudilik dinini terk edip tek tanrıcı Zerdüştlük dinine dönen kimseler. Kelimenin kök anlamı (صبا) ‘dönmek’ demektir. Dinden dönen kimseleri işaret etmek için kullanılır.

268Sadece İncil'e tabi olmuş Hristiyanlar. Nasârâ'da doğmuş bir elçinin getirdiği kitaba tabi olmuş. İncil sonrası insanların elleriyle yazdıkları masal kitaplarına uyarak sapmamış. Günümüzdeki Hristiyanlarla yakından uzaktan ilgisi yoktur.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

269Cennetlere girmenin minimum/asgari/en düşük kriterleri/şartları;

Allah'a iman; Yüce Allah'a şirk koşmadan, tek tanrıcı 'monoteist', 'hanif’, 'muhavvid’ olarak iman etmek. Kurtuluşun ilk şartı budur. Bu şartı sağlamayan hiç kimse kurtuluşa eremez. Yüce Allah’a iman etmek tek bir yaratıcının olduğuna, O’nun tüm evreni/evrenleri yarattığına, her şeyin sadece O’nun kontrolünde ve hükmünde olduğuna iman etmektir. Açıktır ki din ve hükümdarlık sadece Yüce Allah’a özgülenmelidir. Yüce Allah’a imanın şirk içermeden olması gerektiğini Kuran’daki yüzlerce ayetten anlıyoruz. Kısacası; Yüce Allah’a iman şirksiz olmalıdır. Yüce Allah’a iman edip de O’nun astlarından O’na ortaklar koşmak Yüce Allah’a iman değildir. Bunun adı şirktir. Şirk de tüm amelleri boşa çıkarır.

Ahiret gününe iman; ahiret evreninde yapılacak olan yargılamaya ve onun kurallarına iman etmek. Kutsal kitaplarda bildirilen yargılama kuralları dışında uyduruk şeylere iman etmek, ondan medet ummak ahiret günü kurallarını yalanlamaktır. Ahiret gününde elçilerin/resullerin şefaat ederek kurtarıcı olacaklarına inanmak en büyük şirktir. Yargılamanın tek olarak yapılacağını, zerre ağırlığında iyiliğin ve kötülüğün getirileceğini bilmek. Yargılama sonucunda sonsuz cennetlere veya sonsuz cehenneme ölümsüzler olarak girileceğine iman etmek. 

Sâlihât yapmak; düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapmak.  

Not: Şirk günahının affı yoktur. Yüce Allah'a ortak koşarak iman eden bir kimse müşriktir. Müşrik olarak vefat eden kimsenin cennetlere girmesi mümkün değildir. Cehenneme girdirilecektir. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucu, tamamı zan olan kitaplar edinmek (Tevrat sonrası Talmud, İncil sonrası insanların kendi elleriyle yazdıkları masallar, Kur'an sonrası hadis/söylenti kitapları) Yüce Allah'a ortak koşmaktır. Yüce Rabbimiz bu günahı asla affetmeyecektir. Bu kimselerin yapıp ettiği tüm ameller boşa çıkacaktır. Şirk günahı her şeyi 0 ile çarpar.   

Not: 2:62, 5:6922:17 ayetleri cennetlere girmenin minimum/asgari/en az şartlarını bildirmektedir. 22:17 ayetinde ayrıca cehenneme girmemenin yolu olan şirke günahına bir vurgu vardır.  


(Mâide) 5:70
Ant olsun aldık bir mîsâk281 İsrâîloğullarından197; ve gönderdik onlara resûller418; her ne zaman geldi onlara bir resûl418 bir şey (-le) (ki) nefislerinin hevasına uymayan; bir fırka/grup (ki) yalanladılar; ve bir fırka/grup (ki) katlettiler35.

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.


(Mâide) 5:71
Ve sandılar ki olmaz bir fitne332; öyle ki âmâ/kör oldular ve sağır kesildiler; sonra tevbe33 etti Allah üzerlerine; sonra âmâ/kör oldular (tekrar) ve sağır kesildiler çoğu onlardan; ve Allah Basîr’dir513 yaptıklarına.
332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.

33Dönmek, vazgeçmek.

513Gören.

(Mâide) 5:72
Ant olsun (ki) kâfirlik25 etmiş kimseler dediler: "Doğrusu Allah (ki) O Meryem oğlu Mesih'tir"; ve dedi Mesih: "Ey İsrâîloğulları!197 Kulluk edin Allah'a; Rabbime4 ve Rabbinize4"; doğrusu O’dur (ki) kim şirk koşar71 Allah'a; öyle ki muhakkak haram etti Allah ona cenneti; ve sığınağı onun ateştir834; ve yoktur zalimler257 için hiçbir yardımcı.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

4Efendi, komuta eden.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 



(Mâide) 5:73
Ant olsun kâfirlik25 etmiş kimseler dediler: "Doğrusu Allah üçüncüsüdür bir üçün"; ve yoktur hiçbir ilâh74 tek bir ilâh74 dışında; ve eğer asla menetmezlerse* dediklerinden; mutlak temas eder kâfirlik2 etmiş kimselere onlardan elim/acıklı bir azap

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Yasaklamak, geri durmak/durdurmak.

(Mâide) 5:74
Öyle ki tevbe33 etmezler mi Allah'a karşı ve mağfiret319 dilemezler mi O’na?; ve Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.

33Dönmek, vazgeçmek.

319Bağışlama, affetme.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Mâide) 5:75
Meryem oğlu Mesih değildir bir resûl418 dışında; muhakkak gelip geçti onun öncesinden resûller418; ve annesi bir sıddıktır551; oldu ikisi yemek yer*; bak! nasıl beyan226 ederiz onlara ayetleri; sonra bak ki (nasıl) ters yüz edilirler.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  551Her zaman  doğruyu onaylayan, söyleyen, yapan.  

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

*Yemek yemeğe ihtiyaç duyan bir varlık nasıl bir ilâh olur?

(Mâide) 5:76
De ki: "Kulluk mu edersiniz Allah'ı astından sizlere bir zarara ve bir faydaya/yarara malik olmayana?"; ve Allah (ki) O’dur Semî41; Alîm8.

41İşiten.

8Bilen.



(Mâide) 5:77
De ki: "Ey kitap ehli!135 Aşmayın/taşmayın552 siz ikiniz* dininizde; olmaksızın hak/gerçek"; ve tabi olmayın hevâlarına278 bir kavmin/toplumun (ki) muhakkak dalalete128 düştüler önceden; ve dalalete128 düştüler bir çoğu; ve dalalete128 düştüler dümdüz yoldan553.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

552Hakka yani gerçeğe dayanmadan dinde yapılan tüm eylemler sınırı aşmadır, taşmadır. Kendilerine yetki verilmiş kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan kitaplara tabi olmak kesinlikle haktan bir şey getirmez. Resûl buyurdu ki şeklinde başlayan şeytan öğretilerinin tamamı zandır. Din konusunda sınırı aşmamak sadece kutsal kitaplar demekle olur. Sadece Kur'an demekle olur. 

278İstek, heves, meyil, sevme, düşme, ihtiras, rağbet.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

553Yüce Allah'ın biricik yolu. Tek tanrıcıların yolu. İslam yolu. Sadece Kur'an. Sadece kutsal kitaplar.

*Fiilin 2. şahıs tesniye ile gelmesi iki grubu işaret eder. Yahudiler ve Hristiyanlar.


(Mâide) 5:78
Lanet280 edildi kâfirlik25 etmiş kimselere İsrâîloğullarından197; Dâvûd ve Meryem oğlu Îsâ'ya karşı dillerinden* (dolayı); işte budur; asilik etmiş ve haddi aşmış oldukları nedeniyledir.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

*Onlar hakkında uyduruk, yalan yanlış, şeytânî bir dil kullandıklarından.


(Mâide) 5:79
Oldular men etmezler/engellemezler münkerden290; faaliyet içindedirler ona (münkere); ne kötüdür faaliyet içinde oldukları.



(Mâide) 5:80
Görürsün çoğunu onlardan (ki) veli28 edinirler kâfirlik25 etmiş kimseleri; ne kötüdür kademe aldıkları/kıdem kazandıkları kendi nefislerine201; ki hışma/gadaba uğrattı Allah onları; ve azapta onlar ölümsüzlerdir.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Mâide) 5:81
Şayet iman47 eder olsalardı Allah'a ve nebiye132 ve ona indirilene*; edinmiş olmazlardı onları evliya212; ve fakat çoğu onlardan fâsıklardır38.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*Kutsal kitaplara gerçek anlamda iman edenler tek tanrıcı olurlar. Her zaman doğru yolda olurlar.


(Mâide) 5:82
Mutlak bulursun Yahudileri295 ve şirk koşmuş71 kimseleri iman47 etmiş kimselere (karşı) düşmanlıkta daha şiddetli insanlar (olarak); ve mutlak bulursun "bizler Nasâralıyız268" diyen kimseleri daha yakın onlara; iman etmiş kimselere; sevgice/arkadaşça; işte budur; ki onlardandır keşişler555 ve ruhbanlar/rahipler554; ve onlar büyüklenmezler.

295Sadece Tevrat'a tabi olan kimselerle birlikte sonrasında Tevrat'ı bırakıp da Talmud kitaplarına tabi olmuş tüm Yahudiler. Tek tanrıcı ve müşrik tüm Yahudiler.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

268Sadece İncil'e tabi olmuş Hristiyanlar. Nasârâ'da doğmuş bir elçinin getirdiği kitaba tabi olmuş. İncil sonrası insanların elleriyle yazdıkları masal kitaplarına uyarak sapmamış. Günümüzdeki Hristiyanlarla yakından uzaktan ilgisi yoktur.

555Dinleyen, öğrenen, sorgulayan, bilge, âkil, bilgi aranan kimseler.554Yüce Allah'a karşı korkan, çekinen, huşu içinde olan, ürken, köle olan. Ancak Kur'an'da sözde, uyduruk din adamları, özellikle Hıristiyan din görevlilerini (papaz, keşiş, rahip vb.) de işaret eder. Bu kimselerin gerçek ruhbanlıkla ilgileri yoktur.

(Mâide) 5:83
Ve işittikleri zaman indirileni resûle418; görürsün gözlerini onların taşar akar göz yaşından; arif olmalarındandır/bilmelerindendir haktan/gerçekten; derler: "Rabbimiz!4 İman47 ettik; öyle ki yaz bizleri şahitlerle/tanıklarla birlikte"
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

4Efendi, komuta eden.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(Mâide) 5:84
Ve nedir bizlere (ki) iman47 etmeyiz Allah'a; ve haktan/gerçekten bizlere gelmişe; ve umarız ki sokar bizleri Rabbimiz sâlihler217 kavmi (-yle)/toplumu (-yla) beraber.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

217Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapanlar.


(Mâide) 5:85
Öyle ki sevaplandırdı464 onları Allah söylemleri/demeleri nedeniyle; cennetler (-le) (ki) akar altından nehirler; ölümsüzler185 orada; ve işte bu; cezasıdır63 muhsinlerin294.

464Ödül, mükâfat, karşılık.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

63Karşılık, hak edilen.

294Güzel işler yapan, güzelleştiren.


(Mâide) 5:86
Ve kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler ve yalanladılar195 ayetlerimizi; işte bunlar; cahîm808 ashâbıdır194.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

808Yangın, yanan, cehennem yangını, cehenneme ait.

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 


(Mâide) 5:87
Ey iman47 etmiş kimseler! Haram etmeyin* iyileri; helal kıldığını Allah’ın sizlere*; ve sınırı aşmayın552; doğrusu Allah sevmez sınırı aşanları.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

552Hakka yani gerçeğe dayanmadan dinde yapılan tüm eylemler sınırı aşmadır, taşmadır. Kendilerine yetki verilmiş kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan kitaplara tabi olmak kesinlikle haktan bir şey getirmez. Resûl buyurdu ki şeklinde başlayan şeytan öğretilerinin tamamı zandır. Din konusunda sınırı aşmamak sadece kutsal kitaplar demekle olur. Sadece Kur'an demekle olur. *Kutsal kitaplarda helal edilmiş bir şeyi uyduruk hadislerle/sözlerle haram etmeyin. Peygamber buyurdu ki diye başlayan, resûle iftira olan söylenti/hadislere itibar etmeyin. Örnek: Midyeyi kendinize haram etmeyin. Kur'an size yiyecek konusunda neyin haram edildiğini bildirdi. Midye yemeği seven bir kimseye siz bu haramdır demeyin. Allah adına hüküm vermeyin.

(Mâide) 5:88
Ve yiyin rızıklandırdığından Allah'ın bir helal (olarak); bir iyi (olarak); ve takvalı21 olun Allah’a O ki sizler O’na müminlersiniz27.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Kur'an'da belirtilen haram yiyecekler dışında Yüce Allah'ın rızık olarak verdiği yiyeceklerden sizlere iyi geleni, sevdiğinizi rahatlıkla yiyin.

(Mâide) 5:89
Tutmaz (sorumlu) sizleri Allah yeminlerinizdeki diyalektle/jargonla/ağızla; velakin/fakat tutar (sorumlu) sizleri akitlediğiniz207 yeminler nedeniyle; öyle ki kefareti onun yedirmedir on miskinki113 vasattan/ortadan/en iyisinden (ki) yedirirsiniz ehlinize/ailenize ya da giydirmedir onları ya da hürriyetine kavuşturmadır rakabeyi520; öyle ki kim asla bulamaz öyle ki oruç tutar üç gün; işte budur; kefaretidir yeminlerinizin yemin ettiğiniz zaman; ve koruyun yeminlerinizi; işte böyledir; beyan226 eder Allah sizlere ayetlerini454; belki sizler şükredersiniz43.

207Bağıtlar, bağıtlaşmalar, bağlar, antlaşmalar, sözleşmeler, birliktelikler, söz vererek birleşmeler.

113Açlık sınırında yaşayan. Açlıktan hareketleri kısıtlanmış.

520Bağlı boyunlar. Boyunduruk altına girmiş kimseler.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.


(Mâide) 5:90
Ey iman47 etmiş kimseler! Doğrusu hamr138; ve meysir359; ve anıtlar/abideler/idoller*; ve şans okları bir pisliktir şeytânın29 amelinden/işinden; öyle ki uzak kalın ona; belki sizler felaha326 ulaşırsınız.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

138Örten, gizleyen. Mayalı. Aklı devre dışı bırakan her şey. Sadece alkolle kısıtlı değildir.  

359Kumar, şans oyunları. Kelimenin anlamı 'kolay/zor olmayan' olduğu için daha geniş anlamda kolay/emeksiz kazanç getiren her şeyi kapsar. 

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

326Kurtuluş, başarı.*Tekkeler, türbeler, putlar, ölmüş insanların mezarları vb.

(Mâide) 5:91

Ancak arzu eder şeytân29 ki düşürsün aranıza husumet/düşmanlık ve nefret; hamr138 içinde; ve meysir359 (içinde); ve uzaklaştırmak/alıkoymak Allah'ın zikrinden78 ve salâttan5; öyleyse sizler nehy edenler/geri duranlar/dizginleyenler misiniz?

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

138Örten, gizleyen. Mayalı. Aklı devre dışı bırakan her şey. Sadece alkolle kısıtlı değildir.  

359Kumar, şans oyunları. Kelimenin anlamı 'kolay/zor olmayan' olduğu için daha geniş anlamda kolay/emeksiz kazanç getiren her şeyi kapsar. 

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).


(Mâide) 5:92
Ve itaat edin Allah'a; ve itaat edin76 resûle418; ve hazırlıklı olun; öyle ki eğer sırt çevirirseniz öyle ki bilin (ki) resûlümüz418 üzerine (olan) ancak apaçık belâgattır221.

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

221Belâg; tebligat, komünikasyon, temas, iletişim, bildiri, raporlama, ültimatom, mesaj, duyuru, anons.


(Mâide) 5:93
Yoktur iman47 etmiş ve sâlihât18 yapmış kimseler üzerine bir günah yediklerindekinde; zaman ki takvalı21 oldular ve iman47 ettiler ve yaptılar sâlihât18; sonra (da) takvalı21 oldular ve iman47 ettiler; sonra (da) takvalı21 oldular; ve (bu) daha güzeldir; ve Allah sever muhsinleri294.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

294Güzel işler yapan, güzelleştiren.


(Mâide) 5:94
Ey iman47 etmiş kimseler! Mutlak belalandırır256 Allah avlanmadan şeyle (ki) erişir elleriniz ve mızraklarınız/zıpkınlarınız; bilindik kılması içindir Allah'ın (ki) kim korku474 duyar O'na gaybta62; öyle ki kim sınırı aştı/taştı bunun sonrası öyle ki onadır elim/acıklı bir azaptır.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.


474Yüce Allah'ın öfkesine neden olacak işlerden/eylemlerden uzak durmak. Yüce Allah'ın gazabının hak edene karşı (kâfirlik etmiş ve müşrik olmuş kimselere) tecelli edebileceğini bilmek.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.



(Mâide) 5:95
Ey iman47 etmiş kimseler! Katletmeyin35 avı; ve sizler ihramlı534 (olarak); ve kim katletti35 onu (avı) sizlerden kasıtlı/kasten; öyle ki bir cezadır misli870 katlettiğinin35 çiftlik hayvanlarından (ki) hükmeder ona sizlerden iki adalet680 sahibi; Kabe'ye ulaşan bir hediye (olarak); ya da bir kefaret (olarak) yedirmedir miskine113; ya da buna adil/eşit/denk bir oruçtur; tatması içindir vebalini (o kimsenin) emrini/işini; affetti Allah geçeni; ve kim taştı/sınırı aştı; intikam alır Allah ondan; ve Allah Azîz’dir37; Zuntikâmdır390.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

534Hac döneminde yapılması haram edilen şeyleri yapmamak. Haram emrine uymak. 870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.

113Açlık sınırında yaşayan. Açlıktan hareketleri kısıtlanmış.

37Güç yetiren.

390İntikam sahibi, öç sahibi.

(Mâide) 5:96
Helal kılındı sizlere bol su236 avı ve yiyeceği onun; bir metadır54 sizlere ve seyir halinde olanlara; ve haram edildi üzerinize kara avı daim olduğunuzda ihrama534; ve takvalı21 olun Allah’a; O ki O’na doğru haşredilirsiniz.

236Tatlı veya tuzlu fark etmeksizin bol su. Denizler, okyanuslar, yüksek debili nehirler (Nil), göller. 

54Sermaye. Yararlanma.

534Hac döneminde yapılması haram edilen şeyleri yapmamak. Haram emrine uymak.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.


(Mâide) 5:97
Yaptı Allah Kabe'yi557; haram evi535 bir kıyam143 insanlar için; ve haram ayı34 (da) ve hediyeyi (de) ve gerdanlıkları (da); işte bu; bilmeniz içindir ki Allah bilir göklerdekini162 ve yerdekini; ve ki Allah her bir şeye Alîm’dir8.
557Küp şeklinde olan.535Bulunduğu yerde günah işlemenin, kötülük yapmanın, canlılara zarar vermenin haram edildiği/yasaklandığı topluma ait olan ev.

143Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için ayaklanması/hareketlenmesi.

34Kur'an'ın indiği dönemde o bölgede yaşayan insanların belirlemiş olduğu bir kural/antlaşma. Savaşmanın haram olduğu 4 ay.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

8Bilen.


(Mâide) 5:98
Bilin ki Allah şiddetlidir akabinde*; ve ki Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Ardında.

(Mâide) 5:99
Yoktur resûl418 üzerine belagat399 dışında; ve Allah bilir açık ettiğinizi ve gizlediğinizi.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  399Tartışma/hac ancak delillerle yapılır. Dileyen iman eder, dileyen inkar eder. İman etmeyerek sırtını dönenlere yani kâfirlere ya da müşriklere hiçbir şey yapılmaz. Gerçek Kur'an müminlerine düşen ancak bir duyurmadır. Daha fazlası asla değildir. Duyurma dışında insanları zorlamak Kur'an ayetlerini örtmek, ayetlere uymamak, ayetleri yalanlamak demektir.

(Mâide) 5:100
De ki: "Olmaz aynı seviyede habis/kötülük ve iyilik; şayet hayranlık/şaşkınlık uyandırsa (da) sana çokluğu habisin/kötülüğün; öyle ki takvalı21 olun Allah’a ey elbâb88 sahipleri!; belki sizler felaha326 ulaşırsınız.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

88Akıl ve mantık. Analitik/rasyonel düşünme.

326Kurtuluş, başarı.

(Mâide) 5:101
Ey iman47 etmiş kimseler! Sormayın şeylerden (ki) eğer ortaya çıkarılırsa sizlere kötü eder/huzursuz eder sizleri; ve eğer sorarsanız ondan indirilirken Kur'an; ortaya çıkarılır sizlere; affetti Allah ondan; ve Allah Gafûr’dur20; Halîm’dir58.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

20Bağışlayan.

58Yumuşak huylu.


(Mâide) 5:102
Muhakkak sordu onu bir kavim/toplum sizlerden önce; sonra sabahladılar onunla kâfirler25 (olarak).

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Mâide) 5:103
Yapmış değildir Allah bir bahîreden558; ve ne de bir sâibeden559; ve ne de bir vasîleden560; ve ne de bir hâmdan561; velakin/fakat kâfirlik25 etmiş kimseler uydururlar402 Allah'a karşı yalan; ve çokları onların akletmezler562.
558Belirli şartları sağlayan hayvanların kulaklarını uyduruk bir dini ritüel olarak kesip yararak hayvanı işaretleme. Hayvana özel bir dini kutsiyet vermek. Bu dini ritüelin Allah'a yakınlaşma sağladığına inanmak. Mutlak ki bu uyduruk dini ritüelleri şeytân emretmiştir. Elbette kutsal kitaplar dışındaki şeytân öğretileri olan hadis/söz/talmud kitaplarıyla.559Belirli şartları sağlayan hayvanları uyduruk bir dini ritüel olarak salıvermek. Başı boş bırakmak. Bu dini ritüeli Yüce Allah'a yaklaşma amaçlı yapmak.560Belirli şartları sağlayan birbirine bağlantılı/bağlı hayvanları (ikiz eşleri) uyduruk bir dini ritüel olarak kutsal saymak. Yüce Allah'a yaklaştırma amaçlı bu hayvanlar üzerinden eylemler yapmak. 561Belirli şartları sağlayan hayvanların uyduruk bir dini ritüel olarak koruma altına alınması.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      562İslâm akıl dini değil nakil dinidir diyenlerin vay haline. Yaratılış özelliğimiz olan beyni çalıştırmak, doğruyu yanlıştan ayırmak için beyin hücrelerini bir bilgisayar işlemcisi gibi çalıştırmak, kullanmak. Her şeyi mantık süzgecinden geçirmek. Beynin onayına sunmak. Fikir yürütmek.

(Mâide) 5:104
Ve denildiği zaman onlara; "Gelin Allah'ın indirdiğine* doğru ve resûle408 doğru**"; derler: "Yeterlidir bizlere atalarımızı/babalarımızı üzerinde bulduğumuz317"; şayet olmuş olsa da mı ataları/babaları onların (ki) bilmezler bir şey ve doğru yola kılavuzlanmazlar.
408Resûle itaat etmek kavramıyla aynı paralellikte bir kavramdır. Resûl=Kur'an'dır. Kur'an=Resûl'dür. Bu ikisinin arası asla ayrılamaz. Resûl sadece Kur'an'a tabi olmuştur. Bir Kur'an vardır bir de peygamberin sünneti vardır demek Yüce Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini ayırmaktır.  

317Tamamı zan olan söylentiler/hadisler temelinde kurulmuş olan din. Mezhepler, tarikatlar vb.    

*Kur'an.

**Kur'an eşittir Resûl; Resûl eşittir Kur'an. Resûl eşit değildir hadisler/söylentiler. Hadisler/söylentiler eşit değildir resûl. Resûle gelmek eşittir Kur'an'a gelmek. Hadislere/söylentilere gelmek eşit değildir resûle gelmek.


(Mâide) 5:105
Ey iman47 etmiş kimseler! Kendi nefisleriniz201 (kendi) üzerinizedir; zarar veremez sizlere dalalete128 düşmüş kimse doğruya kılavuzlandığınız zaman sizler; Allah'a doğrudur dönüş yeriniz sizlerin topluca; öyle ki haber verir sizlere yapmakta olduğunuzu.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.


(Mâide) 5:106

Ey iman47 etmiş kimseler! Şahitlik/tanıklık (olsun) aranızda; geldiği/ulaştığı/ziyaret ettiği zaman sizlerden birine ölüm; vasiyet esnasında adil iki kişi (olsun) sizlerden; ya da başka iki kişi sizlerden olmayan; eğer sizler darbettiyseniz/vurduysanız (ayakları) yerde/yeryüzünde; o durumda isabet etti size ölüm musibeti311; tutun o ikisini salâttan5 sonra; öyle ki yemin etsin o ikisi Allah'a eğer şüphelendiyseniz; satmayız onu (yemini) bir bedele; ve eğer olsa (da) yakınlık sahibi ve de gizlemeyiz şahitliğini Allah'ın; doğrusu biz o zaman mutlak günahkâr kimselerdeniz (diye).

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

311Sıkıntı veren.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).


(Mâide) 5:107
Öyle ki eğer fark edilirse ki hak oldu ikisi üzerine bir günah; öyle ki başka ikisidir; kıyam eder/dikelir ikisi kendi kıyam/dikilme yerlerine; kimselerdendir (ki) hak oldu üzerlerine onların (tanıklık/şahitlik) daha layık; öyle ki kasem548 etsin ikisi Allah'a; "Mutlak ki bizim şahitliğimiz/tanıklığımız daha haktır/doğrudur (önceki) ikisinin şahitliğinden/tanıklığından; ve sınırı aşmış/taşmış değiliz; doğrusu bizler o zaman mutlak zalimlerdeniz257." (diye)
548Ant içmek, yemin, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Mâide) 5:108
İşte bu; daha yakındır ki gelirler şahitlikle/tanıklıkla yüzü üzerine (şahitliğin) ya da korkarlar ki reddedilir onların yeminleri yeminler sonrasında; ve takvalı21 olun Allah'a; ve işitin; ve Allah doğru yola kılavuzlamaz fâsıklar38 kavmini/toplumunu.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.


(Mâide) 5:109
Gündür (ki) bir araya getirir Allah resûlleri418; öyle ki der (Allah): "Ne cevap verildi sizlere?"; derler: "Yoktur ilim/bilgi bizlere563; doğrusu sen; sensin Alîm8 (olan) gayba62.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

5635:109 ayetinde Yüce Allah'ın ahiret evreninde resûlleri bir araya getireceği bildirilmiştir. Resûllere Yüce Allah gaybla ilgili bir soru sormaktadır. Resûller kendi kavimlerinin Yüce Allah'ın mesajına cevaplarının ne olduğunu bilmediklerini açık ve net olarak söylemektedirler. Bu da bizlere gösterir ki resûller de birer beşerdir; insandır. Vefat ettirildiklerinde içinde yaşadığımız evrenle bağlantıları kopar.

8Bilen.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.


(Mâide) 5:110
Dediği zaman Allah: "Ey Meryem oğlu Îsâ! Zikret/an senin üzerine ve validene/annene karşı (olan) nimetimi desteklediğim zaman seni kutsal ruhla279; kelam ediyordun insanlara beşikte417 ve yetişkinlikte; ve bilir yaptığım zaman seni kitabı ve hikmeti564 ve Tevrât'ı ve İncîl'i; ve yaratıyordun419 ıslak topraktan kuş şekli gibi (bir şey) iznimle419; öyle ki üflüyordun419 içine onun (kuş şekli gibi şeyin); öyle ki oluyordu bir kuş iznimle; ve iyileştiriyordun419 doğuştan körü ve cüzzamı/leprayı iznimle; ve çıkarıyorken419 ölüleri iznimle; ve kısıtladığım/sınırladığım zaman İsrâîloğullarını197 senden"; geldiğin zaman onlara beyanlarla226; öyle ki dedi kâfirlik25 etmiş kimseler onlardan: "Değildir bu apaçık bir sihir dışında."
279Ruh canlandıran demektir. Evrenimizi bir üst boyuttan saran, 2D zar olan Levh-i Mahfûz'daki bilgiyi evrenin içine ileten, ışık hızında hareket eden mekanizmadır. Evrenin en küçük yapı taşları olan sicimlerin nasıl titreşeceği bilgisini taşır. Levh-i Mahfûz bilgi içeren bir 2D film şeridiyse, onu duvara yansıtan ruhtur. Duvardaki yansıma da evrendir. Anlaşılır ki Cibrîl gibi, Ashab-ı Rakim gibi Levh-i Mahfûz'u yeniden kodlama yetkisi verilen şerefli elçilerin kodladıkları bu bilgiyi evrene yansıtan ruh da mutlak ki kutsaldır. Asla değiştirilemez. Dışardan asla müdahale edilemez. Gerçekleşmesi asla önlenemez. Evrenin dışında bulunan başka varlıklar da bu kutsal canlandıran yansımaya asla müdahale edemez. 

417Îsâ peygamberi doğuran Meryem onu yüklenerek/kucaklayarak toplumuna getirdi. Meryem'in toplumu önünde Îsâ'yı konuşmadan işaret etmesinden anlarız ki Meryem halen doğumda adamış olduğu konuşmama savmında/orucundadır. Bu da bizlere Îsâ peygamberin doğumunun üzerinden henüz sayılı günlerin geçtiğini gösterir. Anlarız ki Îsâ peygamber bir mucize olarak beşikte gerçek anlamda konuşmuştur. 

5645:110 ayetinde '...bilir yaptık seni kitabı ve hikmeti ve Tevrât'ı ve İncîl'i.." buyrulmuştur. Açık ve nettir ki Îsâ peygambere sadece İncîl verilmiştir. Demek ki amaç hikmek içeren, hikmetli kitabı vurgulamaktır. Tevrât ve İncîl'in hikmet açısından aynı olduğunu, farklı olmadığını vurgulamak içindir. Her ikisinin hikmetli olduğunu vurgulamak içindir.  

419Îsâ peygamberin göstermiş olduğu mucizeleri.

Îsâ'ya verilen bu mucizeler mutlak ki Yüce Allah'ın izni ve yetkisiyle gerçekleşmiştir.

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Mâide) 5:111
Ve vahyettiğim603 zaman havârilere565 ki iman47 edin bana ve resûlüme418*; dediler: "İman47 ettik; ve şahit ol bizlere ki (bizler) müslimiz45.
603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.

565Kelimenin kök (حور) anlamları ışığında; bir kimseyle birlikte olan, ona bağlı olan, o kimseyle yakından iletişim/diyalog halinde olan, o kimseye geri dönen, o kimsenin sürekli  çevresinde olup onu saran kimseleri işaret eder. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

*Îsâ peygamber.

(Mâide) 5:112
Dedikleri zaman havâriler565: "Ey Meryem oğlu Îsâ! Güç yetirir mi senin Rabbin4 ki indirir üzerimize bir sofra gökten?"; dedi (Îsâ): "Takvalı21 olun Allah’a eğer olduysanız müminler27."

565Kelimenin kök (حور) anlamları ışığında; bir kimseyle birlikte olan, ona bağlı olan, o kimseyle yakından iletişim/diyalog halinde olan, o kimseye geri dönen, o kimsenin sürekli  çevresinde olup onu saran kimseleri işaret eder. 

4Efendi, komuta eden.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Mâide) 5:113
Dediler: "İsteriz ki yeriz ondan; ve tatmin olur kalplerimiz; ve biliriz ki muhakkak doğru oldun bizlere; ve oluruz onun üzerine şahitlerden/tanıklardan."

(Mâide) 5:114
Dedi Meryem oğlu Îsâ: "Allah'ım! Rabbimiz4! İndir üzerimize bir sofra gökten; olur bizlere bir festival öncemiz için ve sonramız için; ve bir ayet senden; rızıklandır bizleri; ve sensin hayırlısı rızıklandıranların."

4Efendi, komuta eden.


(Mâide) 5:115
Dedi Allah: "Doğrusu ben indiriciyim onu üzerinize; öyle ki kim kâfirlik25 eder sonrasında sizden; öyle ki ben; azap ederim ona bir azapla (ki) azap etmem ona (olan azap gibi) başkasına alemlerden."

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Mâide) 5:116
Ve dediği zaman Allah: "Ey Meryem oğlu Îsâ! Sen mi dedin insanlara (ki) edinin beni ve annemi iki ilâh Allah’ın astından?"; Dedi (Îsâ): "Subhân’sın7 sen; olmuş değildir bana ki derim olmayanı bana bir hakla/gerçekle; eğer demiş olsaydım onu; öyle ki muhakkak bilirdin onu; bilirsin sen nefsimdekini; ve bilmem ben senin nefsindekini; doğrusu sen; sensin Alîm (olan) gayba."

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.


(Mâide) 5:117
"Söylemiş değilim onlara kendisini emrettiğinin dışında ki kulluk edin Allah'a; Rabbime4 ve Rabbinize4; ve oldum üzerlerine bir şahit/tanık olduğum sürece onların içinde; öyle ki ne zaman vefat ettirdin beni; oldun sen bir gözetleyen onları; ve sensin her bir şey üzerine bir şahit/tanık."

4Efendi, komuta eden.


(Mâide) 5:118
Eğer azap edersen onlara; öyle ki doğrusu onlar kullarındır46 senin; ve eğer mağfiret319 edersen onlara; öyle ki doğrusu sen; sensin Azîz37; Hakîm9.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

319Bağışlama, affetme.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Mâide) 5:119

Dedi Allah: "Bu gündür (ki) fayda sağlar sâdıklara182 sâdıklıkları182 onların; onlaradır cennetler; akar altından nehirler; ölümsüzler185 orada ebediyen"; razı oldu Allah onlardan; ve razı oldular onlar O'ndan; işte budur büyük fazilet/fazlalık.

182Doğrular, dürüstler.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 


(Mâide) 5:120
Allah'adır mülkü göklerin162 ve yerin; ve onlardakinin; ve O (Allah) her bir şey üzerine Kadîr’dir177.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.


(En'âm) 6:1
Hamd3 Allah’adır; O ki yarattı gökleri162 ve yeri; ve yaptı karanlıklar581 ve nur581; sonra kâfirlik25 etmiş kimseler Rablerine4.
eşitlerler*.

3En yüce övgü/methetme.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

581Evrenimizin ilk yaratılış evresinde tek bir foton bile mevcut değildi. Mutlak bir karanlık söz konusuydu. Evrenin soğumasıyla birlikte atomlar ve elektronlar oluştu; elektronlar atomlarında yörünge atlamaları yaptılar. Bu atlamalar evrenin ilk fotonlarını oluşturdu. Rabbimiz nuru ile evreni aydınlattı. Ayrıca engin denizlerin altında da Rabbimiz karanlıklar yaratmıştır.

Karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah: Evrenin karanlık ve aydınlık dönemleri.

Muazzam derin bir denizdeki katmanlı karanlıklar, elini çıkarsa onu neredeyse göremez, bir dalga üstüne bir dalga, daha üstünde bir bulut.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

4Efendi, komuta eden.

*Rablerini inkar etmezler ancak O'na ortaklar koşarlar. Şirk koşarlar. Sözde O'na denk/eşit sözde başka ilahlar edinirler. Kutsal kitapların astından kitapları Yüce Allah'ın ayetleriyle eşit tutarlar.  


(En'âm) 6:2
O ki yarattı sizleri tinden582; sonra tamamladı bir ecele; ve bir ecele (ki) belirlenmiştir O’nun indinde/katında; sonra sizler kuşkulanıp çekişirsiniz.
582Islak toprak. Suyla karışık toprak.

(En'âm) 6:3
Ve O Allah’tır göklerde162 ve yerde; bilir sırlarınızı ve açıklarınızı; ve bilir kazandığınızı.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 


(En'âm) 6:4
Ve gelmiş değildir onlara hiçbir ayet353 Rablerinin435 ayetlerinden353; ancak oldular ondan yüz çevirenler*.
353Kutsal kitap.435Yüce Allah'ın uyarısı asla boşuna değildir. İnsanların nebileri bir zaman Rabler edineceğini bilen Rabbimiz bizleri uyarmaktadır. Îsâ'yı Rab edinen Hristiyanlar olacağını, Muhammedi Rab edinen kimseler olacağına Rabbimiz bilmiştir. Günümüzde sadece Kur'an demeyen, sadece Kur'an'a teslim olmayan ancak kendisine müslümanım diyen herkes müşriktir. Rab kelime anlamı olarak 'efendi' demektir. Peygamber efendimiz/rabbimiz buyurduk ki diye başlayan, tamamı zan olan söylentilere/hadislere tabi olanların tamamı kâfir olmuştur, küfretmiştir.   *İnsanların çoğu Rablerinin ayetleri olan kutsal kitaplara yüz çevirmiştir. 

(En'âm) 6:5
Öyle ki muhakkak yalanladılar hakkı/gerçeği ne zaman ki geldi o (hak/gerçek/) onlara; öyle ki yakında gelir onlara kendisiyle alay ederler olduklarının haberleri.

(En'âm) 6:6
Hiç görmezler mi (ki) nicesini helak ettik nesilden onlardan önce; imkanlar verdik onlara yerde; asla sağlamadığımız imkanı sizlere; ve serbest bıraktık/gönderdik göğü üzerlerine bir bol akan/yağmur (olarak); ve yaptık nehirler (ki) akar altlarından; öyle ki helak ettik onları günahlarıyla; ve inşa ettik onların ardından başka bir nesil.

(En'âm) 6:7
Şayet indirseydik sana bir kitap, bir kırtasiye583 (olarak); ve dokunsalardı ona elleriyle; mutlak derdi kâfirlik25 etmiş kimseler ki bu ancak apaçık bir sihirdir.
583Yüce Allah 6:7 ayetinde Kur'an'ın gökten kırtasiye olarak yani yazılı ve iki kapak arasına alınmış defter/kitap şeklinde bir anda indirilmediğini bildirmiştir. Anlarız ki Kur'an belirli bir süre içinde resulün aracılığıyla parşömenlere yazılmıştır. Kırtasiye şekline getirilmesi vahyin tamamlanması sonrası bizzat Cibrîl vasıtasıyla Muhammed peygambere yaptırılmıştır. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(En'âm) 6:8
Ve dediler: "İndirilmeli değil miydi ona bir melek48?"; şayet indirseydik bir melek48 mutlak tamamlanırdı emir/iş*; sonra göz açtırılmazlardı.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

*Hiperuzayda bulunan bu şerefli elçiler kendilerine verilen görevleri/emirleri/işleri yerine getirirler. Levh-i Mahfuz'u tekrar kodlama yetkisi verilen bu elçiler Rabblerinin emriyle dünya gezegenini ışık hızında aniden yok edebilirler. Yok etme süresi ışık hızında olduğu için göz açıp kapama süre bile çok uzun bir süre halinde gelir.

(En'âm) 6:9
Şayet yapsaydık onu bir melek48; mutlak yapardık onu bir adam; ve mutlak elbise giydirirdik üzerlerine onların (meleklerin) giydikleriyle onların (insanların).

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.


(En'âm) 6:10
Ve muhakkak alay edildi resûllerle senden önce; öyle ki sardı/kuşattı eğlence edinmiş/dalga geçmiş onlardan kimseleri kendisiyle alay eder oldukları.

(En'âm) 6:11
De ki: "Dolaşın yerde; sonra bakın nasıl oldu yalanlayanların195 akıbeti892."

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

892Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam.

(En'âm) 6:12
De ki: "Kimedir göklerdeki162 ve yerdeki"; de ki: "Allah’adır"; yazdı kendi nefsi406 üzerine rahmeti271; mutlak bir araya getirir sizleri kıyamet gününde; yoktur şüphe onda; kimseler (ki) hüsrana uğrattılar kendi nefislerini201; öyle ki onlar iman47 etmezler.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

406Yüce Allah'ın bizzat kendisi, varlığı. Bir uyku veya uyuklama yaşamayan, yorulmayan, sonu ve başı olmayan, daima diri/canlı olan bilinç, varlık.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

201Benlik, kişilik, öz varlık.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(En'âm) 6:13
Ve O’nadır iskan eden/barınan gecede ve gündüzde; ve O Semî’dir41; Alîm’dir8.

41İşiten.

8Bilen.


(En'âm) 6:14
De ki: "Allah’ın dışında bir veli28 mi edinirim/tutarım ? Yarandır592 gökleri162 ve yeri; ve O besler*; ve beslenmez* (O)"; de ki: "Doğrusu ben emredildim ki olurum İslam218 olmuş kimsenin evveli**; ve sakın olma (sen) müşriklerden36 (diye***)."

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

592Evrenimizi oluşturan her şey 13.8 milyar yıl önce tekillik noktasında bitişik halde çok büyük tek bir enerjiydi. 'Big Bang' yani büyük patlama gerçekleşti. Enerji 4 temel kuvvete yarıldı. Tek bir boyut oluştu. Bu boyut yarılarak toplam 11 boyuta ulaştı. 1 zaman boyutu, hissedebildiğimiz 3 uzay boyutu ve 7 adet sicim seviyesinde iç içe kıvrılmış boyut. Evren yarılarak yani tek bir bütünün yarılmaları sonucu oluşmuştur. Tek bir enerjinin. Evrendeki her atom altı parçacık bu tek enerjinin yarılmalarıyla kendi üzerine düşen enerji payıyla oluşmuştur. 

Not: Fizikçiler için; muhtemeldir ki bu tek enerji hiperuzayda (membranlar arası) bulunan tek bir sicimdi. Bu muhteşem büyüklükteki enerjiyi tutan bu sicim yarılarak şu an evrenin en temel yapıtaşı olan, 1.65x10-35 cm uzunluğunda olan sicimleri oluşturmuştur.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

218Yüce Allah'ın biricik ve tek dini. Ahirette kabul edilecek tek din. İslam teslimiyet demektir; Yüce Allah ile insanın arasında yapılmış olan mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye teslim olmak, uymaktır demektir. Antlaşmayı bozmamaktır. Kutsal kitaplar bizlere işte bu antlaşmayı hatırlatır. Kısacası İslam sadece Kur'an demektir.

Günümüzde milyarlarca insan kendisini müslüman sanmakta ve İslam dininde olduklarını, islam olduklarını iddia etmektedirler. Oysa büyük bir yanılgı içindedirler. Kur'an'la yakından uzaktan ilgisi olmayan, tamamı zan olan söyletilerle/hadislerle uydurulmuş bir din asla ama asla Yüce Allah'ın İslam dini değildir. İslam girmek için ilk şart söylentileri/hadisleri terk etmek ve sadece Kur'an'a tabi olmaktır.     

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

*Enerjisini/gıdasını/besinini verir. Enerjiye/gıdaya/besine asla ihtiyaç duymaz.

**İlki, önderi.

***Bir sonraki ayet "de ki" ile başladığı için; "ve sakın olma (sen) müşriklerden36 (diye) de ki..."


(En'âm) 6:15
De ki: "Doğrusu ben korkarım eğer isyan ettiysem Rabbime4; büyük bir günün azabına."

4Efendi, komuta eden.


(En'âm) 6:16
Kim çevrilip savılır ondan* o gün; öyle ki muhakkak rahmet271 etti (Allah) ona; ve işte budur apaçık fazl202.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

*Azaptan.

(En'âm) 6:17
Ve eğer temas ettirirse sana Allah bir zararı; öyle ki yoktur açan/keşfeden* onu O’nun dışında; ve eğer temas ettirirse sana bir hayrı; öyle ki O her bir şey üzerine bir Kadîr’dir177.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.

*Zararı uzaklaştıracak yolları keşfetmek.


(En'âm) 6:18
Ve O Kâhir’dir593 kullarının üstüne; ve O Hakîm’dir9; Habîr’dir466.
593Dilediğini zorla yaptırma gücü olan, her şeye güç yetiren, zapt eden, zafer kazanan, kahreden, zorla hizaya getiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

466Haberdar.

(En'âm) 6:19
De ki: "Hangi şey daha büyüktür bir tanıklık/şahitlik (olarak)?"; de ki: "Allah bir Şehîd’tir499 benim aramla ve sizlerin arasında; ve vahyolundu603 bana bu Kur'an; uyarmam için sizleri onunla* ve kimseyi (ki) ulaştı/vardı594 o**; doğrusu sizler mi mutlak şahitlik/tanıklık edersiniz ki Allah’la birlikte başka ilâhlara74?"; de ki: "Şahitlik etmem/tanıklık etmem"; de ki: "Doğrusu O (Allah) tek bir ilâhtır74; ve doğrusu ben bir beriyim/serbestim/temizim şirk71 koştuklarınızdan."
499Tanık olan, şahit olan. 603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz. 5946:19 ayetinde Yüce Allah Kur'an'ın ulaştığı kimselere bir uyarıcı olduğunu bildirmiştir. Mutlak ki bu durum diğer kutsal kitaplar için de geçerlidir. Elçilerin ya da kutsal kitapların ulaşmadığı kimselerin ahirette sorumlu tutulmayacağını Kur'an'ın bütününden anlayabiliriz.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

*Kur'an'la.

**Kur'an.


(En'âm) 6:20
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler135 tanırlar onu* tanıdıkları gibi kendi oğullarını; kimselerdirler (ki) hüsrana uğrattılar kendi nefislerini; öyle ki onlar iman47 etmezler.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Kur'an'ı ya da Muhammed peygamberi.

(En'âm) 6:21
Ve kim daha zalimdir257 kimseden (ki) iftira402 attı Allah'a karşı bir yalanı ya da yalanladı195 O'nun ayetlerini; doğrusu O (Allah) felaha326 ulaştırmaz zalimleri257.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

326Kurtuluş, başarı.

(En'âm) 6:22
Ve gündür (ki) haşrederiz556 onları topluca; sonra deriz şirk71 koşmuş kimselere: "Nerede şirk71 koştuklarınız; liderlik iddia eder/ileri sürer* olduğunuz kimseler**?"
556Toplamak, bir araya getirmek.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

*"Ümmetin/tarikatın/mezhebin lideri bizlere şefaat eder ve günahlarımızı bağışlar" inanışı külliyen yanlıştır. Buhari'nin tamamı zan olan kitabını Yüce Allah'ın kitabına ortak edenler Buhari'yi ahirette yanlarında bulamayacaklardır. Resûlleri şefaat için çağıranlar onları yanlarında bulamayacaktır.

**Kimseler kelimesi bilinçli varlıklar için kullanılır. Demek ki müşrik insanlar Yüce Allah'a kendileri de ancak bir kul olan insanları ortak koşmaktadır.


(En'âm) 6:23
Sonra asla olmaz fitneleri332 onların dışında ki derler: "Ve Allah'a!; Rabbimize!4 Olmuş değildik müşrikler36."
332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.

4Efendi, komuta eden.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.


(En'âm) 6:24
Bak nasıl yalanladılar595 kendi nefislerine201 karşı; ve sapıp gitti onlardan uydurur* oldukları.

595Kendi nefisine yalan söyleyerek bizzat kendisine en büyük zulmü yapan insan. Kendi nefislerini kendi yalanlarıyla aldatan insanlar. Müşriklerin çoğu kendilerinin doğru yolda olduğuna inanmaktadır. Kendi nefislerine yalan söylemektedirler. Yüce Allah'ın kendilerine bahşettiği aklı kullanmayarak tamamı zan olan Talmud ve Kutubu Sitte vb. gibi hadis kitaplarıyla kendi kendilerini kandırmaktadırlar. Uyduruk din oluşturup ona tabi olurlar.  

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Dinde esas sadece kutsal kitaplardır. Sadece Kur'an'dır. Resûl buyurdu ki diye başlayan uydurmalarla şeytân Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan Kur'an'ın üzerine oturmuştur.


(En'âm) 6:25
Ve onlardan kimse (ki) işitir seni; ve yaptık kalplerinin üzerine bir saklayan/gizleyen siper ki (farklı) fıkıh eder/anlar onu*; ve kulaklarına bir ağırlık; ve eğer görseler her bir ayeti287 iman47 etmezler ona; ta ki geldikleri zaman sana mücadeleye girişirler sana; kâfirlik25 etmiş kimseler dedi ki: "Bu ancak evvelkilerin** satırlarıdır/hikayeleridir."

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Risâleti. Yüce Allah'ın mesajını (Kur'an'ı) resûlün ağzından işitirler. Ancak kalplerindeki siper, hastalık, perde, paslanma nedeniyle Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını doğru anlayamazlar. Farklı anlarlar. Bozuk numaralı bir gözlük takmış bir insan gibi gerçeği göremezler. Kalplerindeki bu siper de doğru anlamayı imkansızlaştırır. Kulaklarındaki ağırlık, uyuşukluk da doğru anlamalarına engeldir. 

**İlklerin.


(En'âm) 6:26
Ve onlar men ederler/engellerler ondan*; uzaklaşırlar ondan*; ve ki helak ederler ancak kendi nefislerini201; ve değillerdir şuurlanırlar**.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Kur'an'dan. Kur'an'dan uzaklaşmak nefsi helak eder. "Sadece Kur'an demek kâfirliktir, Kur'an'ı anlayamazsınız, Kur'an sünnet olmadan yetmez, anlaşılmaz." diyenler bu ayetin doğrudan muhatabıdır.

**Bilinçlenme.


(En'âm) 6:27
Şayet görsen getirilip durduruldukları zaman onları ateşe834 karşı; öyle ki dediler: "Ey! Keşke bizler geri döndürülsek; ve yalanlamayız195 Rabbimizin4 ayetlerini; ve oluruz müminlerden27."

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

4Efendi, komuta eden.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   



(En'âm) 6:28
Evet! Ortaya çıktı/göründü onlara önceden hafiyelik* yapar oldukları; şayet geri döndürülseler mutlak dönerler  kendisinden menedildiklerine**; ve doğrusu onlar mutlak yalancılardır.

*Gizlemek, örtmek, saklamak, gizli saklı işler yapmak.

**Yasaklandıklarına. Yüce Allah'a verilen sözü yani misâkı bozmak.


(En'âm) 6:29
Ve dediler: "Ki O ancak dünya hayatımızdır; ve değiliz bizler diriltilenler."

(En'âm) 6:30
Şayet görsen getirilip durduruldukları zaman Rablerine4 karşı; dedi (Allah): "Değil miymiş bu hak/gerçek"; dediler596: "Evet! Ve Rabbimize!"; dedi (Allah): "Öyle ki tadın azabı kâfirlik25 eder olduğunuzla."

4Efendi, komuta eden.

596Ahiret hayatına iman etmek Yüce Rabbimizin çok önem verdiği bir konudur. Cennetlere gitmenin olmazsa olmaz 3 minimum şartı vardır.

6:29 ve 6:30 ayetlerinden anlarız ki bu şartları sağlamayanlar azaba sunulur.

Ateist, deist her neyse; kim "ahiret hayatı yoktur, bizler için sadece bu evren vardır. Atomlarımız yok olup gidecek, tekrar dirilme falan yok" derse bilsin ki kâfir olmuştur.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(En'âm) 6:31
Muhakkak hüsrana uğradı kimseler (ki) yalanladılar Allah (-la) karşılaşmayı; ta ki geldiği zaman onlara sâat470 ansızın; dediler: "Ey! Hüsranımızdır; ilgisizliğimize/ihmalimize karşı orada*"; ve onlar yüklenirler günahlarını sırtlarına; kötü olmadı mı taşıdıkları?
470Kıyamet. Evrenin uzay zaman kumaşının karanlık enerjinin aşırı üflemesi sonucu yırtılması ve evrenin hızla şişirilen (Sur'a üfleme) bir balonun patlaması gibi parçalanması. Yırtıklar ışık hızında tüm evrene yayılacaktır. Parçalanan evren yerçekimi kuvvetiyle tekrar tekillik haline dönecektir. *Dişil zamir yere/yeryüzüne (Dünya hayatına) gider.

(En'âm) 6:32
Ve değildir dünya hayatı bir aldatıcı oyun ve bir oyalayıcı dışında; ve mutlak ki ahiret diyarı hayırlıdır kimselere (ki) takvalı21 olurlar; öyle ki akletmez562 misiniz?

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

562İslâm akıl dini değil nakil dinidir diyenlerin vay haline. Yaratılış özelliğimiz olan beyni çalıştırmak, doğruyu yanlıştan ayırmak için beyin hücrelerini bir bilgisayar işlemcisi gibi çalıştırmak, kullanmak. Her şeyi mantık süzgecinden geçirmek. Beynin onayına sunmak. Fikir yürütmek.

(En'âm) 6:33
Muhakkak biliriz ki o dedikleri mutlak hüzünlendirir seni; öyle ki doğrusu onlar yalanlamazlar seni; velakin/fakat zalimler257 Allah'ın ayetleriyle454 mücadele/cihat ederler.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  

(En'âm) 6:34
Ve ant olsun yalanlandı resûller418 senden önce; öyle ki sabrettiler51 yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine karşı; ta ki geldi onlara yardımımız; ve olmaz bir mübadele/değişim* Allah'ın kelimelerine; ve ant olsun geldi sana gönderilmişlerin haberinden.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

*Tüm resûller Yüce Allah'ın tek dini olan İslam'ı getirmiştir.

(En'âm) 6:35
Ve eğer olduysa sana yüz çevirmeleri büyük (bir şey); öyle ki eğer tabi olabilirsen ki ara/bakın* bir delik yerde ya da bir merdiven gökte; öyle ki gelirsin onlara bir ayetle287; şayet dileseydi* Allah (ki) mutlak bir araya getirirdi onları hidayet üzerine; öyle ki sakın olma cahillerden*.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

*Anlaşılır ki resûl Muhammed yüz çeviren kimseleri ikna etmek için Yüce Allah'tan mucize istemiştir. Yüce Allah mucizelerin kendi indinden geldiğini, şayet dileseydi insanların tamamını iman eder olarak bir araya toplayabileceğini bildirmiştir. Ayrıca bilmediğimiz konularda, bilmediğimiz şeylerde Yüce Allah'tan ısrarla bir şeyler dilemenin de cahillik olacağını Yüce Rabbimiz bizlere bildirmiştir.

(En'âm) 6:36
Ancak işiten kimseler icabet eder; ve mevtalar/ölüler (ki) diriltir onları Allah; sonra O'na (Allah'a) döndürülürler.

(En'âm) 6:37
Ve dediler: "Değil miydi indirilmeli ona bir ayet287 Rabbinden4!"; de ki: "Doğrusu Allah bir Kâdir’dir598 üzerine ki indirir bir ayet287; velakin/fakat çokları onların bilmezler.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

4Efendi, komuta eden.

598Güç kudret üstünlük sahibi; başarmaya/yapmaya yetkin. Her şeyin üstesinden gelen.

(En'âm) 6:38
Ve olmaz hiçbir dâbbeden599 yerde; ve hiçbir kuş (ki) uçar iki kanadıyla; ancak bir ümmettir305 sizlerin misalleri/örnekleri*; ihmal etmiş değiliz kitapta** hiçbir şeyi; sonra Rablerine4 karşı haşredilirler556***.

599Hareket eden, debelenen, canlı her şey.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

4Efendi, komuta eden.

556Toplamak, bir araya getirmek.

*Çoğul gelmesi önemlidir. Anlarız ki insanların içinde de misaller/örnekler vardır. İnsanların farklı alt ümmetlere ayrılması gibi diğer canlılar da kendi içlerinde farklı ümmetlere/kategorilere ayrılır. Farklı tip maymunların olması gibi.

**Evrenin geçmiş gelecek tüm kuantum bilgilerini içeren korunmuş, 2D (2 boyutlu) kitap/yazıt. Levh-i Mahfûz.

***Onlar. Eril çoğul. Muhatap insanlar olduğu için insanların hasredilmesinin işaret edildiğini anlarız.   


(En'âm) 6:39
Ve kimseler (ki) yalanladılar195 ayetlerimizi; sağırlardır ve dilsizlerdir karanlıklarda; kimi diler Allah dalalette128 bırakır onu; ve kimi diler yapar onu dosdoğru bir yol üzerine124.

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

124Sırâtel mustakîm. Tek ve dosdoğru yol; sadece Kur'an.


(En'âm) 6:40
De ki: "Gördünüz mü? Eğer gelse sizlere Allah'ın azabı ya da gelse sizlere o sâat470; Allah’tan başkasını mı çağırırsınız?"; eğer olduysanız* sâdıklar182.
470Kıyamet. Evrenin uzay zaman kumaşının karanlık enerjinin aşırı üflemesi sonucu yırtılması ve evrenin hızla şişirilen (Sur'a üfleme) bir balonun patlaması gibi parçalanması. Yırtıklar ışık hızında tüm evrene yayılacaktır. Parçalanan evren yerçekimi kuvvetiyle tekrar tekillik haline dönecektir. 182Doğrular, dürüstler.*Sâdıklar olmuş olsaydınız görürdünüz.

(En'âm) 6:41
Evet! O’nu (Allah'ı) çağırırsınız; öyle ki keşfeder/kaldırır* çağırdığınız üzerine** eğer dilediyse; ve unutursunuz ortak koştuklarınızı.

*Keşfetmek. Kaldırıp görünür yapmak. Zorlukları kolaylığa çeviren yolları ortaya çıkarmak.

**Çağırdığınız şey üzerine.


(En'âm) 6:42
Ve ant olsun gönderdik ümmetlere305 senden önce; öyle ki tuttuk onları ızdırapla/sıkıntıyla/zorlukla ve darlıkla; belki onlar alçak gönüllü olurlar.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.


(En'âm) 6:43
Öyle ki neden olmadı; geldiği zaman onlara ızdırabımız/sıkıntımız/zorluğumuz alçak gönüllü olsalardı; velakin/fakat katılaştı kalpleri175; ve süsledi onlara şeytân29 yapar olduklarını.

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.


(En'âm) 6:44
Ne zaman ki unuttular kendisiyle zikredildiklerini/hatırlatıldıklarını; öyle ki açtık üzerlerine her bir şeyin kapılarını*; ta ki ferahladıkları zaman verildikleriyle tuttuk onları ansızın; öyle ki (o) zaman onlar umutsuzlardı/biçarelerdi.
*Her yönden bereket/rahmet kapılarının açılması.

(En'âm) 6:45
Öyle ki kesildi arkası kavmin/toplumun; zulmetmiş257 kimselerin; ve hamd3 Allah’adır; Rabbidir4 alemlerin.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

3En yüce övgü/methetme.

4Efendi, komuta eden.


(En'âm) 6:46
De ki: "Gördünüz mü? Eğer tutsa/alsa Allah işitmenizi ve bakışınızı; ve mühürlese175 kalbinizin üzerini; kimdir bir ilâh74 Allah’ın dışında (ki) gelir sizlere onunla"; bak! Nasıl dikkat çekeriz ayetlere237; sonra onlar yüz çevirirler.

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  


(En'âm) 6:47
De ki: "Gördünüz mü? Eğer gelse sizlere Allah'ın azabı ansızın ya da açıkça; helak edilir mi zalimler257 kavmi/toplumu dışında?"

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(En'âm) 6:48
Ve gönderir değiliz murselîni619 ancak müjdecilerdir ve uyarıcılardır; öyle ki kim iman47 etti ve ıslah316 etti; öyle ki olmaz bir korku üzerlerine ve onlar hüzünlenmezler.
619Gönderilmiş olan elçiler. Uyarıcılar, müjdeleyiciler.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

316Düzelmek, iyileşmek.


(En'âm) 6:49

Ve kimseler (ki) yalanladılar195 ayetlerimizi; temas eder onlara azap; fâsıklık38 ederler olduklarıyla.

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.


(En'âm) 6:50
De ki: "Demem sizlere (ki) indimdedir/yanımdadır Allah'ın hazineleri; ve bilmem gaybı62; ve demem sizlere (ki) ben bir meleğim48; tabi olur değilim üzerime vahyedilen* dışında"; de ki: "Aynı seviyede olur mu âmâ/kör ve gören; öyle ki tefekkür357 etmez misiniz?"

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

357Aklı kullanarak derinlemesine fikir/akıl/mantık yürütmek.

*Kur'an.

(En'âm) 6:51
Ve uyar onunla* kimseleri (ki) korkarlar ki haşredilirler556 Rablerine4 karşı; olmaz onlara O’nun astından bir veli28 ne de bir şefâat114; belki onlar takvalı21 olurlar.
556Toplamak, bir araya getirmek.

4Efendi, komuta eden.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

114Yargılama esnasında araya girip müdahale etmek. Şefâat kavramı şeytânın en büyük aldatmacasıdır. Şefâatin tamamı Yüce Allah'a aittir. O'nun astından şefâatçiler ummak/beklenti içine girmek şirktir. Müşriklerin yani Yüce Allah'a ortak koşan kimselerin ortak özelliklerinden bir tanesi Yüce Allah'ın katında/indinde Yüce Allah'ın astından şeyleri şefâatçiler olarak beklemektir (10:18). Peygamberlerin, ölmüş insanların, şeyhlerin, imamların ahirette şefâatçiler olacağına iman etmek büyük bir şirktir ve affı yoktur.

Şeytanın en büyük tuzağı: Şefâat aldatmacası

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Kur'an'la.

(En'âm) 6:52
Uzaklaştırma kimseleri (ki) çağırırlar Rablerini4 sabahla ve akşam (-la); isterler/arzularlar O'nun yüzünü; yoktur senin üzerine onların hesabından hiçbir şey; ve yoktur senin hesabından onlar üzerine hiçbir şey; öyle ki uzaklaştırdığında onları öyle ki olursun zalimlerden257.

4Efendi, komuta eden.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(En'âm) 6:53
Ve işte böyledir; fitnelendirdik610 bir kısmını onların bir kısımla; demeleri için "Şunlara mı minnet etti Allah aramızdan onların üzerine? Olmaz mı Allah daha iyi bilen şükredenleri43.
610Test, deneme, sınav, yanlışla doğruyu ayırt edebilme yetisinin ölçülmesi.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.


(En'âm) 6:54
Ve geldikleri zaman sana ayetlerimize454 iman47 etmiş kimseler; öyle ki de ki: "Bir selâm98 sizlere; yazdı Rabbiniz4 kendi nefsi406 üzerine rahmeti271; o kimse ki yaptı sizden bir kötülük cahillikle489; sonra tevbe33 etti sonrasında onun*; ve ıslah316 etti; öyle ki doğrusu O (Allah) bir Gafûr’dur20; bir Rahîm’dir2.
454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

98Esenlik-güven bahşeden.

4Efendi, komuta eden.

406Yüce Allah'ın bizzat kendisi, varlığı. Bir uyku veya uyuklama yaşamayan, yorulmayan, sonu ve başı olmayan, daima diri/canlı olan bilinç, varlık.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

489Bilgisiz, bihaber, bilinçsizlik, farkındalığı olmayan.

33Dönmek, vazgeçmek.

316Düzelmek, iyileşmek.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Kötülüğün.

(En'âm) 6:55
Ve işte böyledir; detaylandırırız ayetleri454; ve beyan olması içindir yolun mücrimlere674.
454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  674Cürüm işleyenler, suçlular.

(En'âm) 6:56
De ki: "Doğrusu ben yasaklandım kulluk46 etmekten kimselere (ki) çağırırsınız Allah’ın astından"; de ki: "Tabi olmam heveslerinize; muhakkak dalalete128 düşmüş (olurum) o zaman; ve ben doğru yola kılavuzlulardan olmamış (olurum)."

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.


(En'âm) 6:57
De ki: "Doğrusu ben bir beyanat620 üzerindeyim Rabbimden4; ve (sizler) yalanladınız onu*; indimde/yanımda değildir kendisine acele ettiğiniz**; ki hükmü ancak Allah'adır; kıssalaştırır (Allah) hakkı/gerçeği; ve O (Allah) hayırlısıdır ayıranların."

620Gizli saklı olmadan açıkça deklere edilmiş, apaçık bildirilmiş, belli edilmiş, apaçık ifade edilmiş.

4Efendi, komuta eden.

*Kur'an'ı.

**Biz haksızsak azabı bize hemen indir.


(En'âm) 6:58
De ki: "Şayet ki indimde/yanımda (olsaydı) kendisine acele ettiğiniz; mutlak kadere bağlanmıştı emir/iş benim aram ve sizlerin arasında; ve Allah daha iyi bilendir zalimleri257.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(En'âm) 6:59
Ve O’nun (Allah'ın) indindedir/yanındadır gaybın62 anahtarları/açıcıları; bilmez (kimse) onu O’nun dışında; ve bilir (O) karadakini ve denizdekini; ve düşer değildir hiçbir bir varak/yaprak ancak bilir (O) onu; ve olmaz bir habbe/tahıl tanesi yerin karanlıklarında; ve olmaz bir nem ve ne de bir kuru; ancak apaçık bir kitaptadır.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.


(En'âm) 6:60
Ve O'dur ki vefat621 ettirir sizleri geceyle; ve bilir işlediğiniz cürümü* gündüzle; sonra diriltir sizleri orada**; tamamlanması içindir bir belirlenmiş eceli; sonra O’na karşıdır dönüşünüz; sonra haber verir sizlere yapar olduğunuzu.

621Vefat ölümden farklıdır. Bilincin aktif olduğu beynin korteks kısmının işlevlerinin talamus tarafından devreden çıkarılmasıdır. İlkel işlevler devam eder. Soluma, kalp atışı vb. Yüce Allah uykunun bir vefat olduğunu bizlere bildirmiştir. Ölüm gerçekleşmeden önce mutlaka vefat gerçekleşir. Her vefat ölümle sonlanmaz. Yüce Allah yolunda katledilenlerin ve müminlerin ölmeden vefat ettirildiği Kur'an'ımızda bizlere bildirilmiştir. Resûl Îsâ'nın da vefat ettirildiği ancak ölmediği ortadadır. Bu kimseler Rableri indinde rızıklandırılırlar.  

6:60 ayetinde "...sonra diriltir sizleri orada.." buyrulmuştur. Orada kelimesi yeri/arzı/yeryüzünü işaret eder. Anlaşılır ki uykudaki vefat sürecinde bilincin kaybolmasını ve geri yüklenmesini sağlayan talamus bölgesi kuantum seviyesinde yeri de kapsayan evrenle direkt olarak ilişkilidir.  

*Suçu.

**Yerde, Dünya gezegeninde. İçinde bulunduğunuz evrende. 


(En'âm) 6:61
Ve O kâhirdir622 kullarının üstüne; ve gönderir üzerinize koruyucuları; ta ki geldiği zaman birinize ölüm; vefat621 ettirdi onu resûllerimiz522 (ki) onlar aldırmazlık etmezler.
622Zorlu, baskın, karşı koyulamaz, güç yetiren.

621Vefat ölümden farklıdır. Bilincin aktif olduğu beynin korteks kısmının işlevlerinin talamus tarafından devreden çıkarılmasıdır. İlkel işlevler devam eder. Soluma, kalp atışı vb. Yüce Allah uykunun bir vefat olduğunu bizlere bildirmiştir. Ölüm gerçekleşmeden önce mutlaka vefat gerçekleşir. Her vefat ölümle sonlanmaz. Yüce Allah yolunda katledilenlerin ve müminlerin ölmeden vefat ettirildiği Kur'an'ımızda bizlere bildirilmiştir. Resûl Îsâ'nın da vefat ettirildiği ancak ölmediği ortadadır. Bu kimseler Rableri indinde rızıklandırılırlar.  

6:60 ayetinde "...sonra diriltir sizleri orada.." buyrulmuştur. Orada kelimesi yeri/arzı/yeryüzünü işaret eder. Anlaşılır ki uykudaki vefat sürecinde bilincin kaybolmasını ve geri yüklenmesini sağlayan talamus bölgesi kuantum seviyesinde yeri de kapsayan evrenle direkt olarak ilişkilidir.  

522Ölümün hemen öncesi bilinci beyinden ayıran şerefli elçiler. Kendilerine verilen görevleri eksiksiz yaparlar. Ölüm melekleridirler. Kur'an'dan anlarız ki vefat eden kimse bu meleklerle konuşmaktadır. Cibrîl benzeri şerefli elçiler olan bu melekler evrenin bir üst boyunda bulunurlar. Evrenin her noktasına ve anına/zamanına kendilerine verilen görevi gerçekleştirmek için ulaşabilirler.  


(En'âm) 6:62
Sonra döndürüldüler Allah'a; hak/gerçek mevlâlarına68; olmaz mı O’na (Allah'a) hüküm? ve O (Allah) daha seridir hesapta.

68Sahip


(En'âm) 6:63
De ki: "Kim kurtarır sizleri karanlıklarından karanın ve denizin*; çağırırsınız O’nu alçak gönüllü (olarak) ve gizli (olarak); "Mutlak ki eğer kurtarırsa (Allah) bizleri bundan; mutlak oluruz şükredenlerden43." (diye).

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

*Bahr. Bol su. Tuzlu ve tatlı bol suları içerir.

(En'âm) 6:64
De ki: "Allah kurtarır sizleri ondan; ve her bir endişeden/dertten/kaygıdan; sonra sizler şirk71 koşarsınız."

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.


(En'âm) 6:65
De ki: "O kadirdir üzerine ki gönderir üzerinize bir azap üstünüzden* ya da ayaklarınızın altından** ya da karıştırır/ambale*** eder sizleri partizanlar/takipçiler**** (olarak) ve tattırır bir kısmınızın yıkımını bir kısma"; bak nasıl yönlendiririz ayetlere; belki onlar fıkıh ederler/anlarlar.

*Gökten. Atmosferik olaylar, göktaşı düşmesi, gökten gelen kozmik radyasyon vb.

**Yerin altından. Yer altı olayları. Deprem, volkanik patlamalar, zemin sıvılaşması vb. 

***Düşünemez hale getirir. Partizanlık etmekten sağlıklı düşünemez.

****Partizanlıktan uzak durmak gerekir. Her zaman Yüce Allah'ın tek doğru yolu olan sadece Kur'an demek gerekir.  


(En'âm) 6:66
Ve yalanladı onu* (senin) kavmin623 ve o* haktır/gerçektir; de ki: "Olmadım üzerinize bir vekil**."
6236:66 ve 25:30 ayetleri birlikte okunmalıdır. Kur'an'ı terk edilmiş olarak ellerinde tutan bu kavim aslında Kur'an'ı yalanlamıştır. Yüce Allah'ın ayetleri her zamana ve mekana hitap eder. Günümüzde de durum aynıdır. Resûl Muhammed'i takip ediyoruz diyen kimseler Kur'an'dan sapmıştır. İblîse tabi olmuşlardır. Tek bir kurtuluş yolu vardır. O da saflaşmak ve sadece Kur'an demektir.  

*Kur'an'ı.

*Resûl Muhammed'ten ahiret evreninde şefaat bekleyen kavmi şoka girecektir. Yüce Allah Resûl Muhammed'e bu kavme vekil olmaması gerektiğini emretmektedir. Kur'an'ı terk ederek ellerinde tutan ve yalanlayan bu kavme hiç bir vekil bulunmaz. Şefaat sadece Yüce Allah'a aittir.  


(En'âm) 6:67
Her bir haber* içindir kararlı yerleşim yeri/zamanı; ve yakında bileceksiniz**.

*Resûl Muhammed'in kavminin/toplumunun Kur'an'ı yalanlayacağı haberi.

**Kur'an'ın inişi tamamlandıktan sonra yeri ve zamanı geldiğinde bunu bileceksiniz.


(En'âm) 6:68
Ve gördüğün zaman kimseleri (ki) dalarlar* ayetlerimize; yüz çevir onlardan**; ta ki dalarlar* onun başkası bir söze***; ve unutturursa**** sana şeytân29; öyle ki oturma zikir/hatırlama sonrası zalimler257 kavmiyle/topluluğuyla birlikte.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Kur'an ayetleri hakkında ileri-geri, laubali, ciddiyetsiz şekilde sokak ağzıyla konuşmak.

**Görüldüğü üzere "Kur'an ayetlerine iman etmeyenleri öldürün, kesin, doğrayın, savaş açın onlara" gibi bir emir yoktur. Sadece yüz çevrilir. 

***Kur'an ayetleri sıradan sözler değildir. Laubali şekilde dalınabilecek diğer sözler gibi değildir.

****Anlarız ki resûller de diğer insanlar gibi en büyük şeytân olan iblîs ve soyunun vesvesesinden/fısıldamasından münezzeh değildir.


(En'âm) 6:69
Ve yoktur takvalı21 olan kimseler üzerine onların* hesabından hiçbir şey; velakin/fakat bir zikirdir/hatırlatmadır78; belki onlar** takvalı21 olurlar.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Kur'an ayetleri hakkında laubali konuşanlar.

**Bu kimselere Kur'an ayetleri sadece hatırlatılır. Zorlama yoktur.  


(En'âm) 6:70
Ve bırak kimseleri (ki) edindiler dinlerini bir laubali* ve bir eğlence/oyun; ve aldattı onları dünya hayatı; ve zikret/hatırlat onunla (Kur’an’la); ki tutuklanır bir nefis201 kazandığıyla; olmaz ona (nefse) Allah’ın astından bir veli28; ve ne de bir şefâatçi114; ve eğer adil olsa/eşitlese (o nefis) her bir adaleti680; alınmaz ondan (nefisten); işte bunlar; kimselerdir (ki) tutuklandılar kazandıklarıyla; onlaradır kaynardan bir içecek; ve acıklı bir azap kâfirlik25 ederler olduklarıyla.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

114Yargılama esnasında araya girip müdahale etmek. Şefâat kavramı şeytânın en büyük aldatmacasıdır. Şefâatin tamamı Yüce Allah'a aittir. O'nun astından şefâatçiler ummak/beklenti içine girmek şirktir. Müşriklerin yani Yüce Allah'a ortak koşan kimselerin ortak özelliklerinden bir tanesi Yüce Allah'ın katında/indinde Yüce Allah'ın astından şeyleri şefâatçiler olarak beklemektir (10:18). Peygamberlerin, ölmüş insanların, şeyhlerin, imamların ahirette şefâatçiler olacağına iman etmek büyük bir şirktir ve affı yoktur.

Şeytanın en büyük tuzağı: Şefâat aldatmacası

680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Davranışları ölçülü, olgun olmayan; ciddiyetsiz, gayriciddi.

(En'âm) 6:71
De ki: "Çağırır mıyız Allah’ın astından menfaat sağlamayanı bizlere ve zarar vermeyeni bizlere; ve döner (miyiz) topuklarımız üzerine, doğru yola kılavuzladığı zaman sonrası Allah'ın bizleri; kimse gibi (ki) kılavuzluk etti ona şeytânlar29 yerde bir şaşkınlığa ona; arkadaşları çağırır onu doğru kılavuza doğru; "Gel bizlere" (diye)"; de ki: "Doğrusu Allah'ın kılavuzu (ki) odur doğru kılavuz; ve emredildi bizlere İslam218 olmamız alemlerin203 Rabbine4."

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

218Yüce Allah'ın biricik ve tek dini. Ahirette kabul edilecek tek din. İslam teslimiyet demektir; Yüce Allah ile insanın arasında yapılmış olan mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye teslim olmak, uymaktır demektir. Antlaşmayı bozmamaktır. Kutsal kitaplar bizlere işte bu antlaşmayı hatırlatır. Kısacası İslam sadece Kur'an demektir.

Günümüzde milyarlarca insan kendisini müslüman sanmakta ve İslam dininde olduklarını, islam olduklarını iddia etmektedirler. Oysa büyük bir yanılgı içindedirler. Kur'an'la yakından uzaktan ilgisi olmayan, tamamı zan olan söyletilerle/hadislerle uydurulmuş bir din asla ama asla Yüce Allah'ın İslam dini değildir. İslam girmek için ilk şart söylentileri/hadisleri terk etmek ve sadece Kur'an'a tabi olmaktır.     

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  

4Efendi, komuta eden.


(En'âm) 6:72

Ve ki ikame572 edin salâtı5; ve takvalı21 olun O’na (Allah'a); ve O ki; O’na haşredilirsiniz556.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

556Toplamak, bir araya getirmek.

(En'âm) 6:73
Ve O; O ki yarattı gökleri162 ve yeri hakla/gerçekle; ve gün (ki) der: "Ol!"; öyle ki olur (o); O’nun hak/gerçek kavli/sözü; ve O’nadır mülk; gün (ki) üfürülür Sur'a64; bilendir gaybı62 ve şahitliyi/tanıklıyı*; ve O Hakîm'dir9; Habîr'dir466.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

64Borazan. Evrenimiz borazan şeklinde bir yapının yüzeyindedir. Borazan içine karanlık enerji üflenir. Bu üfleme evreni hızlanarak genişletir.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

466Haberdar.*Tanık olunmuş, görünmüş, tespit edilmiş.

(En'âm) 6:74
Ve dediği zaman İbrahim babasına; Azer'e: "Edinir misin idolleri624 ilâhlar74?"; Doğrusu ben görürüm seni ve (senin) kavmini/toplumunu apaçık bir dalalet128 içinde."

624İlâhlık payesi verilecek kadar değer verilen obje. Canlı cansız her şey idol olabilir. Güneş, Ay, Sirius yıldızı, timsah, insanların kendi elleriyle yonttukları objeler, şeyhler, tarikat liderleri, mezhep imamları, hadis/söylenti alimleri, resûllerin bizzat kendileri Yüce Allah'ın astından ilâhlar edinilmiş idollerdir.   

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.


(En'âm) 6:75

Ve işte bu gibidir/böyledir; gösteririz İbrahim'e melekûtunu685 göklerin162 ve yerin; ve olması için onun kesinlerden/eminlerden.

685Uçsuz bucaksız mülk.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 


(En'âm) 6:76
Öyle ki ne zaman kapladı/örttü üzerini onun (İbrahim'in) gece; gördü (İbrahim) bir kevkeb159; dedi: "Budur Rabbim!"; öyle ki ne zaman battı (kevkeb) dedi: "Sevmem batanları".

159Kendi ışığını yıldızlar gibi füzyon reaksiyonuyla üretmeyen parlak gök cisimleri. Gezegenler, asteroidler, kuyruklu yıldızlar, kuasarlar vb.


(En'âm) 6:77
Öyle ki ne zaman gördü (İbrahim) Ay'ı bir görünüp yükselen (olarak) dedi (İbrahim): "Budur Rabbim4!"; öyle ki ne zaman battı (Ay) dedi (İbrahim): "Mutlak ki eğer asla doğru yola kılavuzlamazsa beni Rabbim4; mutlak olurum dalalete düşmüş kavimden/toplumdan.

4Efendi, komuta eden.


(En'âm) 6:78
Öyle ki ne zaman gördü Güneş'i bir görünüp yükselen (olarak) dedi: "Budur Rabbim4! Bu daha büyüktür"; öyle ki ne zaman battı (Güneş) dedi: "Ey kavmim/toplumum! Doğrusu ben uzağım şirk71 koştuklarınızdan."

4Efendi, komuta eden.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.


(En'âm) 6:79
"Doğrusu ben çevirdim yüzümü yararak/ayırarak meydana getirene gökleri162 ve yeri; bir hanîf117 (olarak); ve değilim ben müşriklerden36."

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

117Dönen, eğilen. Hakka gerçeğe doğru dönen/eğilen. Çoğunluğun uymuş olduğu atalar dinini terk ederek tek tanrıcı, monoteist, Yüce Allah'a şirksiz iman eden olan. 

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.


(En'âm) 6:80
Ve hacc376 etti ona (İbrahim'e) kavmi/toplumu onun (İbrahim'in); dedi (İbrahim): "Hacc376 mı edersiniz Allah hakkında? Muhakkak doğru yola kılavuzladı (Allah) beni; ve korkmam O'na (Allah'a) şirk71 koştuğunuzdan; dışındadır* ki diler Rabbim4 bir şey; kuşatır Rabbim4 her bir şeyi bir ilim/bilim (-le); öyle ki zikretmez78 misiniz?"
376Delillerle tartışma.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

4Efendi, komuta eden.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Rabbim'den gelen bir şeyden korkarım ancak.  

(En'âm) 6:81
"Ve nasıl* korkarım şirk71 koştuğunuzdan; ve korkmazsınız ki sizler şirk71 koştunuz Allah’a; asla indirmediğine kendisiyle üzerinize bir sultân660; öyle ki hangisi iki fırkadan/gruptan daha haktır/gerçektir emin/güvenli (olmada); eğer olduysanız bilirler."

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

660Yetki, salahiyet, otorite.*Korkmam söz konusu bile olmaz.

(En'âm) 6:82
Kimseler (ki) iman47 ettiler ve asla giymezler/örtmezler/karıştırmazlar (onlar) imanlarını47 zulümle257; işte bunlar; onlaradır eminlik/güvenlik; ve onlar doğru yola kılavuzlananlardır.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(En'âm) 6:83
İşte şunlar (ki) hüccetlerimizdir625; verdik onu İbrahim'e kavmine/toplumuna karşı; yükseltiriz derecelere dilediğimiz kimseyi; doğrusu (senin) Rabbin4 Hakîm’dir; Alîm’dir.
625Hacc kelimesinin isim hali. Doğru yönelişi kanıtlayan delil. Bir önermenin doğruluğunu ispat etmeye yarayan önerme, tanıt.

4Efendi, komuta eden.


(En'âm) 6:84
Ve armağan ettik ona (İbrâhîm'e) İshâk’ı ve Yakûb’u; hepsini doğru yola kılavuzladık; ve Nûh'u (ki) doğru yola kılavuzlamıştık önceden; ve zürriyetinden380 onun (Nûh'un) Dâvûd'u; ve Süleymân'ı; ve Eyyûb'u; ve Yûsuf'u; ve Mûsâ'yı; ve Hârûn'u; ve işte böyledir; cezalandırırız63 muhsinleri294.
380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb. 

63Karşılık, hak edilen.

294Güzel işler yapan, güzelleştiren.


(En'âm) 6:85

Ve Zekeriyyâ’yı ve Yahyâ'yı ve Îsâ'yı ve İlyâs'ı; hepsi sâlihlerdendi217.

217Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapanlar.


(En'âm) 6:86
Ve İsmâîl’i; ve Elyesâ’ı; ve Yûnus’u; ve Lût’u; ve hepsini faziletli202 kıldık alemler203 üzerine.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  


(En'âm) 6:87
Ve babalarından*; ve zürriyetlerinden380; ve kardeşlerinden; seçtik** onları; ve doğru yola kılavuzladık onları; dosdoğru yola124 doğru.
380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb. 

124Sırâtel mustakîm. Tek ve dosdoğru yol; sadece Kur'an.

*Anlarız ki Nûh'un babalarından da resûller gönderilmiştir.

**Resûl olarak.


(En'âm) 6:88
İşte bu; doğru yola kılavuzudur Allah'ın; doğru yola kılavuzlar onunla kullarından dilediği kimseyi; velev/fakat şirk71 koşsalardı onlar*; mutlak boşa çıkardı** onlardan yapar oldukları.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

*Önceki ayetlerde sayılan resûller.

**Şirk her şeyi boşa çıkarır. Affı yoktur. Her şeyi 0'la çarpar.


(En'âm) 6:89
Bunlar kimselerdir (ki) verdik onlara kitap ve hikmet303 ve nübüvvet626; öyle ki eğer kâfirlik25 ederse* ona**; işte şunlardır; öyle ki muhakkak vekil*** olduk ona**; bir kavme/topluma**** (ki) olmaz ona** kâfirlik25 edenler.

Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır. Daha detaylı inceleme aşağıdaki makaleden okunabilir.

Hikmetli kitap, hikmet içeren kitap: Kur'an.

626Nebilik. Nebilik görevi. Nebi kendisine kitap verilen resûl/elçi demektir. Her resûl/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Kendisine nübüvvet verdiğimiz kimse. Tekil geniş zaman eril gelmiştir.

**Dişil zamir nübüvvete gider. İşaret edilen nübüvvettir.

***Nübüvvet aracılığıyla Yüce Allah'ın risâletinin tamamlanması mutlaka gerçekleşir. Çünkü onun vekaleti Yüce Allah'ın bizzat kendisindedir.

****Nübüvvette kâfirlik etmeyen bir kavimden/toplumdan nübüvvete kâfirlik etmeyecek bir kimse çıkarırız.


(En'âm) 6:90
Bunlar kimselerdir* (ki) doğru yola kılavuzladı Allah; öyle ki onların* doğru kılavuzunu** takip et/örnek al (sen***); de ki: "Sual etmem/sormam üzerine onun**** bir ecir820 ki o**** ancak bir zikirdir78 alemlere203."
820Ödül, mükafat.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  

*Önceki nebiler.

**Dikkat edilirse takip edilecek, örnek alınacak şey nebiler değildir; onların tabi olduğu Yüce Allah'ın doğru yola kılavuzudur.

***Resûl Muhammed.

****Kur'an. Kur'an'ın mesajını iletme. Risâleti gerçekleştirmek. 


(En'âm) 6:91
Ve kadrini* ölçebilmiş değillerdi Allah'ın; O'nun hak/gerçek kadrini*; dedikleri zaman: "İndirmiş değildir Allah bir beşer432 üzerine hiçbir şey"; de ki: "Kim indirdi Mûsâ’nın kendisiyle geldiği kitabı**; bir nur (olarak) ve bir doğru yola kılavuz (olarak) insanlara; yaparsınız onu** kırtasiyeler***; gösterirsiniz onu**; ve gizlersiniz bir çoğunu; ve öğretildi sizlere sizlerin asla bilmediği; ve ne de babalarınızın"; de ki: "Allah'tır"; sonra bırak onları daldıkları içinde; laubalilik ederler.
432İnsanoğlu.

*Ölçeklendirme, değerini ölçme.

**Tevrât.

***Kağıttan, parşömenden yazıtlar/defterler haline getirmek.


(En'âm) 6:92

Ve bu; bir kitaptır*; indirdik onu*; bir mübarektir139; bir musaddıktır140 iki elleri arasında olana; ve uyarman içindir kentlerin anasını; ve kimseyi (ki) çevresindedir onun; ve kimseleri (ki) iman47 ederler ahirete; iman47 ederler buna (kitaba); ve onlar salâtlarını23 korurlar.

139Bereketli, uğurlu.

140Doğrulayıp tasdik edici. Sadece tasdik edici değil; aynı zamanda yanlış olanın doğrusunu tasdik edici. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

23Müminlerin her gün belirli vakitlerde (sabah ve akşam) yaptığı iki salât ve her hafta toplantı gününde yaptıkları salât. Salâtlar olarak çoğul. 

*Kur'an.

(En'âm) 6:93
Ve kim daha zalimdir257 kimseden (ki) iftira402 attı Allah'a karşı bir yalan402 ya da dedi: "Vahyolundu üzerime; ve (oysa) asla vahyedilmez onun üzerine bir şey" ve kimse (ki) dedi: "İndireceğim Allah'ın indirdiğinin misli870"; velev/fakat görsen o zaman zalimleri257 ölümün taşmaları/kabarmaları/baskınları içinde; ve melekler522 (ki) yayanlardır/genişletenlerdir ellerini; (derler) "Çıkarın kendi nefislerinizi201; bugün cezalandırılırsınız63 alçaltan/aşağılayan bir azap (-la); Allah'a hak/gerçek olmayanı diyenler olduğunuza karşı; ve O’nun ayetlerine454 büyüklenirler663 olmanızdan.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

522Ölümün hemen öncesi bilinci beyinden ayıran şerefli elçiler. Kendilerine verilen görevleri eksiksiz yaparlar. Ölüm melekleridirler. Kur'an'dan anlarız ki vefat eden kimse bu meleklerle konuşmaktadır. Cibrîl benzeri şerefli elçiler olan bu melekler evrenin bir üst boyunda bulunurlar. Evrenin her noktasına ve anına/zamanına kendilerine verilen görevi gerçekleştirmek için ulaşabilirler.  

201Benlik, kişilik, öz varlık.

63Karşılık, hak edilen.

454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  663Kutsal kitaplarda bulunan ayetlere karşı kibirli olmak, büyüklenmek. Ayetlerin hükümlerini bazı söylentilerle/hadislerle yok sayanlar da; yok hükmüne çıkaranlar da bu gruptadır.

(En'âm) 6:94
Ve ant olsun geldiniz bize yalnız* (olarak); evvelki** kez yarattığımız627 gibi sizleri; ve terk ettiniz sizlere bağışladıklarımızı sırtlarınız arkasında; ve görür değiliz sizinle birlikte şefâatçilerinizi114; kimseleri (ki) iddia ettiniz ki onlar içinizden ortaklarınızdır; ant olsun kesti (Allah) sizlerin arasını; ve saptırdı (Allah) sizlerden iddia eder olduğunuzu.

627Şerefli Kur'an bütün olarak okunduğunda (6:94 ve 18:48) anlaşılır ki; bu evrene gelmeden önce Rabbimizin huzurunda yine bedenlerimizle yalnız olarak durmuşuz. Dikelmişiz. O'nun huzuruna gelmişiz. 17:51 ayetinde buna ek bir işaret vardır. 17:51 ayetinde dünya hayatında henüz ölmemiş insanlar konuşmaktadır. Resûl Muhammed de onlara cevap vermektedir. Bu ayette geçen 'evvelki kez' yaratılış mutlak ki bu evrene gelmeden önce bedenlerimizle var olduğumuza kesin kanıt oluşturur.  

114Yargılama esnasında araya girip müdahale etmek. Şefâat kavramı şeytânın en büyük aldatmacasıdır. Şefâatin tamamı Yüce Allah'a aittir. O'nun astından şefâatçiler ummak/beklenti içine girmek şirktir. Müşriklerin yani Yüce Allah'a ortak koşan kimselerin ortak özelliklerinden bir tanesi Yüce Allah'ın katında/indinde Yüce Allah'ın astından şeyleri şefâatçiler olarak beklemektir (10:18). Peygamberlerin, ölmüş insanların, şeyhlerin, imamların ahirette şefâatçiler olacağına iman etmek büyük bir şirktir ve affı yoktur.

Şeytanın en büyük tuzağı: Şefâat aldatmacası

*İnsan Rabbinin huzurunda bedeniyle birlikte yalnız olarak duracaktır. Rabbinin huzuruna yalnız olarak gelecektir.

**Anlarız ki bu evrene/dünyaya gelmeden önce evvelki/ilk yaratılmış olan bir bedenle Rabbimizin huzurunda durmuşuz. Rabbimizin huzuruna gelmişiz.


(En'âm) 6:95
Doğrusu Allah yarandır/ayırandır taneyi ve çekirdeği; çıkarır canlıyı/diriyi ölüden ve çıkarandır ölüyü canlıdan/diriden; işte sizlere Allah; öyle ki nasıl yalana saptırılırsınız.

(En'âm) 6:96
Yarandır/ayırandır sabahı; ve yaptı (Allah) geceyi bir sakinlik; ve Güneş’i ve Ay’ı bir hesap; işte bu takdiridir Azîz'in37; Alîm'im8.

37Güç yetiren.

8Bilen.


(En'âm) 6:97
Ve O; yapandır sizlere yıldızları628 kılavuzlamanız* için onunla** karanlıklarında karanın ve denizin; muhakkak ayırdık/detaylandırdık ayetleri454 bilir bir kavim/toplum için.
628Yüce Allah 6:97 ayetinde yıldızları bir kılavuzlama/navigasyon/yol bulma için yaptığını bildirmiştir. Gerçekten de böyledir. Yıldızlar takip edilerek yön bulunabilir. Kuzey yarım kürede polaris yani kutup yıldızı her zaman kuzey yönünü gösterir. Orion kuşağının 3 yıldızları her zaman gerçek doğudan doğar. Bu 3 yıldızdan ilk doğanı (Mintaka) her zaman mutlak gerçek doğuyu gösterir. Bu 3 yıldızın battığı yer gerçek batıyı gösterir.  454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  

*Kendinizi.

**Tekil zamir tek bir yıldızı işaret eder. Tek bir yıldızı takip ederek bile yol bulunabilir. Örneğin kutup yıldızı.


(En'âm) 6:98
Ve O'dur inşa* eden sizleri bir tek nefisten201; öyle ki bir kararlı yer** ve bir veda/bırakma yeri**; muhakkak ayırdık/detaylandırdık ayetleri454 fikreder868 bir kavim/toplum için.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  868Düşünmek, analitik düşünmek, derinlemesine düşünmek, zihninde tasarlamak, değerlendirmek.

*İnşaat yapmak. İnşa etmek fiili/eylemi bizlere gözle görülemeyen tek bir hücreden insanın bedeninin yaratılmasının işaret edildiğini düşündürür.

**İnsan bedeninin inşası işaret edildiği için hem kararlı yer olan hem de veda/terk etme yeri olan şey anne rahmidir. İnsan 280 günde annesinin rahminde kararlı bir yerde inşa edilir. Sonra bu yer terk etme/veda yeri olur. Doğumla birlikte insan bu kararlı yere veda eder.  


(En'âm) 6:99

Ve O'dur indiren gökten bir su179; öyle ki çıkardık onunla (suyla) bitkiyi; her bir şeyi; öyle ki çıkardık ondan (şeyden) yeşili; çıkarırız ondan (şeyden) binmiş (birbiri üzerine) taneyi; hurmadan (da); öncüsünden/tomurcuğundan onun (bitkinin) sarkık salkımlar; ve cennetler/bahçeler üzümlerden ve zeytin (-den) ve nar (-dan); benzeşir ve benzeşir olmayan; bakın meyvesine onun (şeyin) meyve verdiği zaman ve olgunlaştığı (zaman); doğrusu bundadır mutlak ayetler237 iman47 eder bir kavim/toplum için.

179Evrenimizdeki ilk su molekülleri (H2O) Tarık (Nötron) yıldızlarını oluşturan Süpernova patlamalarında yaratıldı. Dünya gezegeninin ilk oluşum evresi olan Hadean döneminde yeryüzünde su yoktu. Bol miktarda donmuş su içeren Jüpiter bölgesi asteroidlerinin yeryüzüne çarpmasıyla Dünya gezegenimiz suya kavuştu. Dünyamızın suyu gökten yani uzaydan inmiştir. Rabbimiz ayrıca bu suyu yağmurlarla yine gökten yere indirmektedir.


237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(En'âm) 6:100

Ve yaptılar Allah'a ortaklar cinni210; ve (oysa) yarattı (Allah) onları; ve yalan uydurdular O'na (Allah’a) oğullar ve kızlar olmaksızın bir ilim/bilgi; Subhân'dır7 O; ve yüceldi/üstün oldu (Allah) vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden.

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.         

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.


(En'âm) 6:101
Bedî'dir298 göklere162 ve yere; nasıl olur O’na bir çocuk!; ve asla olmaz O’na bir arkadaş/eşlik eden; ve yarattı her bir şeyi; ve O her bir şeye bir Alîm’dir8.

298Yeni başlatan, ortaya çıkaran, benzersiz/özgün/emsalsiz oluşturan, yeni getiren.


162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

8Bilen.


(En'âm) 6:102
İşte sizlere Allah; Rabbiniz4; yoktur ilâh74 O’nun dışında; yaratandır her bir şeyi; öyle ki kulluk46 edin O’na; ve O her bir şey üzerine bir Vekîl’dir517.

4Efendi, komuta eden.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

517Vekalet verilen, birinin işini görmesi için kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği.

(En'âm) 6:103
İdrak edemez O’nu bakışlar; ve O idrak eder bakışları; ve O Latîf’tir40; Habîr’dir466.

40Kibar, ince, yumuşak.

466Haberdar.

(En'âm) 6:104
Muhakkak geldi sizlere basiretler/bakışlar Rabbinizden4; öyle ki kim baktı/gördü öyle ki mutlak kendi nefsinedir201; ve kim âmâ* oldu öyle ki aleyhinedir onu (nefsinin); ve değilim ben** üzerinize bir hafız***.

4Efendi, komuta eden.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Kör.

**Yüce Allah.

***Yüce Allah kendisinden gelen mesajlara âmâ olanlara bir hafız/koruyucu/muhafız olmayacağını bildirmektedir. Benzer geçiş 50:29 ayetinde de karşımıza çıkar.

En’âm 104. ayette Yüce Allah haşa ‘de ki’, ‘قُلْ’, ‘qul’ kelimesini unutmuş mu? Kur'an’da hata mı var?




(En'âm) 6:105
Ve işte böyledir; dikkat çekeriz ayetlere454; ve demeleri için: "Ders434 yaptın sen"; ve beyan etmek için onu* bilir bir kavim/toplum için.
454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  

434Yüce Allah'ın bir emridir. Bak. 3:79. Kur'an ayetlerini analitik olarak incelemek. Ayetler üzerinde derinlemesine düşünmek. Kur'an'ı bir bütün olarak çalışmak. Bir okulda matematik dersi yapar gibi Kur'an dersleri yapmak. Bu derslerde Kur'an öğrenmek, öğretmek. Kur'an çalışmak ayetlerin anlamlarını idrak etmekle olur. Anlamadan Arapçasından yüzünden okumak şeytanın büyük bir tuzağıdır. Kur'an'ı ders olarak çalışmak Yüce Allah'a nasıl kulluk edileceğini öğretir. Bak. 3:79

6:105 ayetinde ayetler üzerinde ders çalışmamız gerektiği resûl Muhammed üzerinden işaretle verilmiştir. Resûl Muhammed'in kalp ve beyin sinir hücrelerine Kur'an indirildi. Bizler ise Kur'an'ı ders çalışarak kalbimize ve beynimize yazmalıyız. 


*Kur'an'ı.

(En'âm) 6:106
Tabi ol vahyolunana* üzerine Rabbinden4; yoktur ilâh74 O’nun dışında; ve yüz çevir** müşriklerden36.

4Efendi, komuta eden.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

*Kur'an'a. Bizler de sadece Kur'an'a tabi olmalıyız.

**Müşriklerden yüz çevirmeliyiz.


(En'âm) 6:107
Velev/fakat dileseydi* Allah şirk71 koşmuş olmazlardı; ve yapmış değiliz seni üzerlerine bir hafız**; ve değilsin sen onlara vekil***.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

*Yüce Allah dileseydi asla şirk koşamazlardı. Anlarız ki müşriklerin şirk koşarak sapmalarına izin verilmiştir.

**Koruyucu. Muhafız.

***Vekalet verilen.


(En'âm) 6:108
Hakaret etmeyin kimselere* (ki) çağırırlar Allah’ın astından; öyle ki hakaret ederler** Allah'a bir taşkınlık*** (-la) olmaksızın bir ilim/bilim; işte böyledir; süsledik her bir ümmet305 için amellerini/yaptıklarını; sonra Rablerine4 karşıdır dönüş yerleri; öyle ki haber verir (Allah) onlara yapar olduklarını.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

4Efendi, komuta eden.

*Müşriklere. Yüce Allah'ın astından kimseleri ilâhi bir kazanç/fayda sağlamak için çağıranların tamamı müşriktir.

**Yüce Allah'ın bizzat kendisine iftira olan, Yüce Allah'a hakaret içeren, tamamı zan olan, ilimden ve bilimden yoksun olan şeyleri söylerler, dile getirirler.

***Taşma. Taşkın. Selin taşması. Suyun taşması. Tâğyâna, tâğûta uyma.    


(En'âm) 6:109
Ve kasem548 ettiler Allah'a en güçlü yeminleriyle; ki eğer gelseydi onlara bir ayet287 mutlak iman47 ederler ona* (diye); de ki: "Doğrusu ayetler237 Allah’ın indindedir/katındadır; ve (Allah) şuurlandırır** sizleri; ki o* geldiği zaman iman47 etmezler.
548Ant içmek, yemin, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

*Ayete, ayet.

*Bilinçlendirir, farkındalık verir.


(En'âm) 6:110
Ve ters çeviririz gönüllerini* ve bakışlarını**; asla iman47 etmedikleri gibi ona*** evvel kez****; ve bırakırız onları tûğyânlarında442; şaşkına dönerler.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

442Azgınlık, sınırı aşma, sınırı çiğneme, taşkınlık, tiranlık, despotluk. Din konusunda ise kutsal kitapların hükümlerinin dışına çıkma, kutsal kitaplardan taşma, kutsal kitapların çizdiği hükümleri çiğnemedir. Tevrat'ın tâğûtu Talmud'tur. Kur'an'ın tâğûtu ise hadis kitaplarıdır.

*Akıllarını, anlayışlarını.

**Basiretlerini. Bakar kör olurlar. Baktıklarının iç yüzünü göremezler.

***Kur'an'a.

****Evvel kez geçişi ilk cennet evrenindeki durumumuzu işaret etmektedir.  


(En'âm) 6:111
Şayet ki biz indirseydik üzerlerine melekleri; ve kelam* etseydi onlara ölüler; ve haşretseydik556 onlara her bir şeyi önde (önlerinde); olmuş değillerdi (yine de) iman47 etmeye; dışında ki diler Allah; velakin/fakat çokları onların cahillik489 ederler.
556Toplamak, bir araya getirmek.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

489Bilgisiz, bihaber, bilinçsizlik, farkındalığı olmayan.*Konuşsaydı.

(En'âm) 6:112
Ve işte böyledir; yaptık her bir nebiye132 bir düşman; şeytânlar29, insan ve cin210 (-den); fısıldar bir kısmı onların bir kısım üzerine süslü sözler; bir aldatma/kandırmadır; ve eğer dileseydi Rabbin yapamazlardı onu; öyleyse bırak/terk et onları ve uydurdukları yalanları.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.         


(En'âm) 6:113
Ve meyletmesi için ona (şeytâna) ahirete iman47 etmez kimselerin gönüllerinin; ve razı olmaları için ona (şeytâna); ve işlemeye (devam etmeleri) için kendi işlediklerini (suçlarını).

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(En'âm) 6:114

Öyle ki Allah'tan gayri/başka bir hakem mi ararım?; Ve O* indirendir sizlere mufassal166 edilen kitabı; ve kimseler (ki) verdik onlara kitap; bilirler ki o** indirilendir (senin) Rabbindendir4 hakla/gerçekle; öyle ki sakın olma şüphelenenlerden***.

166Detaylı, tafsilatlı, ayrıntılı, analitik. 

4Efendi, komuta eden.

*Allah.

**Kur'an.

***Şüphede direnenler.


(En'âm) 6:115
Ve tamamladı kelamı/sözü640 (senin) Rabbin4 bir doğruluk (-la); ve bir adalet680 (-le); yoktur değiştiren O'nun kelimelerini; ve O Semî’dir41; Alîm’dir8.
640Yüce Rabbimiz şerefli Kur'an'la kelamı/sözü hakla/gerçekle tamamladığını 6:115 ayetinde bildirmektedir. Ayrıca adalete de bir vurgu vardır. Kur'an alemlere bir rahmet ve doğru yola kılavuzdur. Mutlak ki adaleti ve gerçeği de içerir. Batıl ve zan asla içermez. Bize verilen mesaj açık ve nettir ki Kur'an Yüce Allah'ın tamamlanmış sözüdür. Bu nedenle Kur'an dışında dinde kılavuz asla aranmaz. Kur'an detaylıdır, apaçıktır; yeterlidir. İnsanlar Yüce Allah'ın bu tamamlanmış sözünü anladığı dilde okumalı ve anladığına uymalıdır. Şerefli Kur'an herkesin bilgi ve kapasitesine göre mesajı hakkıyla verecektir. Sadece Kur'an diyenlerin dinleri tastamam olur. 

4Efendi, komuta eden.

680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.

41İşiten.

8Bilen.


(En'âm) 6:116
Ve eğer itaat etsen yerdeki kimselerin çoğuna*; dalalete128 düşürür seni Allah'ın yolundan ki tabi olurlar ancak zanna ve ki onlar ancak tahmin ederler.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*Çoğunluk sapkınlık içindedir. Çoğunluğa değil hakka/gerçeğe itaat etmek/tabi olmak gerekir.

(En'âm) 6:117
Doğrusu (senin) Rabbin4 (ki) O en iyi bilendir kimseleri (ki) dalalete128 saparlar O’nun yolundan; ve O en iyi bilendir doğru yola kılavuzlananları.

4Efendi, komuta eden.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.


(En'âm) 6:118
Öyle ki yiyin üzerine Allah'ın ismi zikredilenden641; eğer olduysanız O’nun ayetlerine müminler27.

641Yüce Allah'a yaklaşma amacı güdülerek (kurbanlık) ihtiyaç sahiplerinin faydalanması için kesilen her türlü hayvan (mutlak ki domuz dışında). Üzerine Yüce Allah'ın ismi anılarak dağıtılan her şey de bu tanıma girer.

Not: Günlük yemek için marketlerde, kasaplarda satılan hayvanların üzerine Allah'ın isminin zikredilmiş olması aranmaz. 6:118 ayetinde işaret edilen hayvanlar kurbanlık hayvanlardır.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(En'âm) 6:119
Ve nedir sizlere (olan) ki yemezsiniz* kendisi üzerine Allah'ın isminin zikredilmişinden; ve muhakkak detaylandırdı/ayırdı** (Allah) sizlere haram kıldığını** (Allah'ın) üzerinize; dışındadır kendisine zaruri*** kaldığınız; ve doğrusu bir çoğu**** mutlak dalalete128 düşer hevalarıyla olmaksızın bir ilim; doğrusu (senin) Rabbin4 (ki) O en iyi bilendir taşkınlık edenleri.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

4Efendi, komuta eden.

*Hurafelere, söylentilere uyarak Yüce Allah adına kurban edilen hayvanların etlerini kendilerine haram eden müşrik kimseler.

**Yüce Allah'ın haram kıldıkları apaçık bildirilmişken.

***Zorunlu, gerekli.

****Yeryüzündeki insanların çoğu müşriktir. Hevalarına uyarak, bir ilime dayanmadan (Kur'an'a) kendilerine Yüce Allah'ın helal kıldığı şeyleri haram ederler.


(En'âm) 6:120
Ve bırakın açığını günahın ve gizlisini onun; doğrusu günah kazanan kimseler cezalandırılacaklar yalan işler/uygular* olduklarıyla.
*Tamamı zan olan, yalan dolan söylentilerle/hadislerle Yüce Allah adına helal-haram koymak günahtır. Mutlaka bir karşılığı olacaktır.

(En'âm) 6:121
Ve yemeyin üzerine Allah'ın isminin asla zikredilmeyeninden*; ve doğrusu o mutlak bir fısktır38; ve doğrusu şeytânlar29 fısıldarlar evliyalarına212 karşı sizlerle mücadele etmeye; ve eğer tabi olursanız; doğrusu sizler (de) mutlak müşriklerdensiniz36.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

*Sözde başka ilahlar adına kurban edilenden. Yüce Allah'a yaklaştırır sapkın inancıyla başka kimseler adına kesilen kurbanlar.

(En'âm) 6:122
Ve kimse (ki) olmuştu615 bir ölü/mevta*?; öyle ki dirilttik/canlandırdık onu ve verdik ona bir nur; yürür onunla insanlar içinde; misali onun** kendisinden bir çıkışı olmayan karanlıklar içindeki kimse gibidir midir?; işte öyledir; süslendi kâfirlere25 yapar oldukları.

615İlk cennet evreninde yaşayan insanın öldürülmesi ve cennetten çıkarılması.

İçinde yaşadığımız evrende diriltilmesi/canlandırılması.

İçinde yaşadığımız evrende öldürülmesi ve evrenden çıkarılması.

Ahiret evreninde din günü için diriltilmesi/canlandırılması. 


25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*İlk cennet evreninden öldürülerek çıkarıldık. İlk ölüm budur.

**Kimsenin.


(En'âm) 6:123
Ve işte böyledir; yaptık her bir kentte büyükler*; suçluları** (olarak) onun (kentin); ayartmaları*** için orada (kentte); ve ayartır*** değillerdir kendi nefisleri201 dışında; ve şuurlanır**** değillerdir.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Kentin/ülkenin ileri gelenleri. Kentin diğer bireylerine kıyasla hüküm verme, mal sahibi olma gibi hususlarda yükselmiş, büyükleşmiş.

**Bir kentin/ülkenin ileri gelenlerinin çoğunluğu mutlak ki suçludur.

***Haram yiyerek, haksızlık yaparak yükselirler ancak toplumu ayarttıkları/kandırdıkları/aldattıkları için toplum onların bu suçlarını göremez. 

****Bilinçlenir.


(En'âm) 6:124
Ve geldiği zaman onlara bir ayet353 dediler: "Asla iman47 etmeyiz; ta ki veriliriz misli870 Allah'ın resûllerine418 verilenin"; Allah daha iyi bilendir nereye koyar kendi risâletini223; isabet edecektir suç işlemiş kimselere bir aşağılama/alçalma Allah’ın indinde/katında; ve şiddetli bir azap; ayartır* olduklarıyla.
353Kutsal kitap.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

223Yüce Allah tarafından gönderilen mesaj, bilgi. 

*Haram yiyerek, haksızlık yaparak yükselirler ancak toplumu ayarttıkları/kandırdıkları/aldattıkları için toplum onların bu suçlarını göremez. 


(En'âm) 6:125
Öyle ki kimi dilerse Allah ki doğru yola kılavuzlar; açar* onun göğsünü İslam'a218; ve kimi dilerse ki dalalette128 bırakır; yapar onun göğsünü sıkı/sınırlı/kısıtlı; dar; gibi sanki (o) yükselir gökte**; işte böyledir; yapar/koyar Allah ricsi*** kimselerin üstün (ki) iman etmezler.

218Yüce Allah'ın biricik ve tek dini. Ahirette kabul edilecek tek din. İslam teslimiyet demektir; Yüce Allah ile insanın arasında yapılmış olan mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye teslim olmak, uymaktır demektir. Antlaşmayı bozmamaktır. Kutsal kitaplar bizlere işte bu antlaşmayı hatırlatır. Kısacası İslam sadece Kur'an demektir.

Günümüzde milyarlarca insan kendisini müslüman sanmakta ve İslam dininde olduklarını, islam olduklarını iddia etmektedirler. Oysa büyük bir yanılgı içindedirler. Kur'an'la yakından uzaktan ilgisi olmayan, tamamı zan olan söyletilerle/hadislerle uydurulmuş bir din asla ama asla Yüce Allah'ın İslam dini değildir. İslam girmek için ilk şart söylentileri/hadisleri terk etmek ve sadece Kur'an'a tabi olmaktır.     

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*Göğsün fiziksel olarak bir açılması söz konusu değildir. Göğsü koruyan iskelet sistemi nasıl ki ameliyatlarda açılıyor, İslam ile şereflenecek olan göğsü koruyan manevi korumalar da Yüce Allah'ın izniyle açılır.

**Büyük bir Kur'an mucizesidir. Gökte yükselen insanların göğüslerinde gerçekleşen daralma, sertleşme, kısıtlanma ayette işaret edilmiştir.

Onun göğsünü sıkı, daraltılmış yapar. Sanki yükselir o gökte. 

***Pisliği.


(En'âm) 6:126
Ve budur (senin) Rabbinin4 dosdoğru yolu124; muhakkak ki detaylandırdık/ayırdık ayetleri454 zikreder78 bir kavim için.

4Efendi, komuta eden.

124Sırâtel mustakîm. Tek ve dosdoğru yol; sadece Kur'an.

454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.


(En'âm) 6:127
Onlaradır* selâm98 diyarı/yurdu Rableri4 indinde/katında; ve O (Allah) velisidir28 onların yapar olduklarıyla.

98Esenlik-güven bahşeden.

4Efendi, komuta eden.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

*Göğüsleri İslam'a açılan kimseler.

(En'âm) 6:128

Ve haşrettiği556 gün* onları (Allah) topluca; “Ey cin210 klanı/kabilesi! Muhakkak çoğaldınız sayıca insandan”; ve dedi** evliyası212 onların insandan; “Rabbimiz4! Yararlandık bir kısmımız bir kısımdan; ve ulaştık ecelimize ki tayin ettin/erteledin bize”; dedi (Allah): “Ateştir meskenleriniz"; ölümsüzlerdir orada*** dışındadır808 Allah'ın dilediği; doğrusu (senin) Rabbin4 bir Hakîm’dir9; bir Alîm’dir8.

556Toplamak, bir araya getirmek.

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.         

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

4Efendi, komuta eden.

808Yangın, yanan, cehennem yangını, cehenneme ait.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

8Bilen.

*Bir önceki ayette geçen selâm diyarının/yurdunu haşrediliş gününden önce olduğu anlaşılır.

**Diğer insanlara ve cinlere evliya/veliler olmuş olan insanlar konuşmaktadır.

***Cehennemde.


(En'âm) 6:129
İşte böyledir; bitiştiririz/yanaştırırız bir kısmını zalimlerin257 bir kısma kazanır olduklarıyla.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(En'âm) 6:130

Ey cin210 ve insan klanı/kabilesi! "Asla gelmez mi (oldu) sizlere kendinizden resûller418? Naklederler sizlere ayetlerimi; ve uyarırlar sizleri karşılaşma gününüze; buna (bu güne)"; dediler*: “Şahit olduk/tanık olduk nefislerimiz201 üzerine”; ve aldattı onları dünya hayatı; ve şahit oldular/tanık oldular kendi nefisleri201 üzerine; doğrusu onlar oldular kâfirler25.

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.         

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

201Benlik, kişilik, öz varlık.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Cinler ve insanlar.

(En'âm) 6:131
Böyledir; ki asla olmaz (senin) Rabbin4 helak edici kentleri zulümle*; ve ahalisi onun gâfiller310 (-ken).

4Efendi, komuta eden.

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.

*Bu şekilde yaparsa bir zulüm olur. Ancak Allah asla zulmetmez.

(En'âm) 6:132
Ve hepsi içindir dereceler* yaptıklarından; ve değildir (senin) Rabbin4 gâfil310 yaptıkları hakkında.

4Efendi, komuta eden.

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.

*Herkesin ayrı ayrı, farklı dereceleri vardır. 'Hepsi için' geçişi derecelerin asla aynı olamayacağını gösterir. 

(En'âm) 6:133
Ve (senin) Rabbin Ganiyy’dir106; rahmet271 sahibidir; eğer dilerse giderir sizleri; ve halife65 eder sizlerin ardından dilediğini; inşa* ettiği gibi sizleri son bir kavimin/toplumun** zürriyetinden380.

106Zengin.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

65Sonrası gelen, halef.

380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb. 

*İnşa kelimesinin kullanılması önemlidir. Bilge insan olan Homo Sapiens kendisinden önce yeryüzünde yaşamış olan başka insan kavimlerinin DNA'sı üzerine inşa edilmiştir.

**Kendi türü yok olan ancak zürriyetinden/neslinden Homo Sapiens olan bilge insanın türediği Homo türleri.


(En'âm) 6:134
Doğrusu vaat edildiğiniz mutlak gelicidir; ve sizler aciz bırakanlar değilsiniz.

(En'âm) 6:135
De ki: "Ey kavmim/toplumum! Yapın* imkanınıza göre; doğrusu ben bir yapıcıyım*; öyle ki yakında bileceksiniz kimseyi (ki) olur ona akıbeti892 diyarın/yurdun; doğrusu o (kimse) iflah** olmaz; zalimlerdir257."
892Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Elden ne geliyorsa.

**Feraha/başarıya ulaşamaz.


(En'âm) 6:136
Ve yaptılar Allah’a bir nasip646 (O'nun) ziraat ettiğinden; ekinden ve en’âmdan645; öyle ki dediler zanlarıyla "bu Allah’adır; ve bu ortaklarımızadır"; öyle ki ortaklarına olmuş olanı öyle ki ulaşmaz Allah'a; ve Allah'a olmuş olanı öyle ki o ulaşır ortaklarına; ne kötüdür hükmettikleri.

646Yüce Allah'a olan nasip/pay bireysel olarak hiç kimseye ait olmayan, sadece topluma ait olan nasip/pay demektir. Yüce Allah'ın evi gibi. Yüce Allah'ın devesi gibi. Kamuya ait olan bir nasip/pay demektir. Bu nasip mutlak ki topluma aittir ve topluma ulaştırılır. 6:136 ayetinden anlarız ki Yüce Allah adına ayrılan bu pay Yüce Allah'a ulaştırılmamış yani kamunun/toplumun faydalanması için verilmemiştir. Bunun aksine Yüce Allah'ın payı şirk koşma aracı olan sözde ilâhi aracılara ulaştırılmıştır. Mutlak ki bakım masrafları vb. yalanlarıyla topluma ulaşması gereken pay da iç edilmiştir. Ayetten bu ortaklara zaten bir pay ayrılmış olduğunu da anlarız.

645Koyun, keçi, deve ve sığır türleri. Eşli olarak sekiz çiftlerdir. Bak. 6:143-144.  

(En'âm) 6:137
Ve işte böyledir; ortakları süsledi müşriklerden36 çoğuna katletmeyi35 evlatlarını; mahvetmeleri/perişan etmeleri için onları; ve konfüze etmek/karıştırmak için onlar üzerine kendi dinlerini; velev/şayet dileseydi Allah; olmazlardı faaliyet içinde; öyle ki bırak onları; ve uydurduklarını.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.


(En'âm) 6:138
Ve dediler zanlarınla: "Bu en’âma645 ve ekinedir bir engel; yiyemez onu dilediğimiz kimse dışında"; ve en’âm645 (ki) haram edildi* sırtları onun; ve en’âm645 (ki) zikredilmez Allah’ın ismi üzerine; bir iftiradır402 O’na (Allah’a); cezalandıracak onları (Allah) iftira883 atar olduklarıyla.
645Koyun, keçi, deve ve sığır türleri. Eşli olarak sekiz çiftlerdir. Bak. 6:143-144.  402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      883Yalan uydurmak, düzmece bir şey üretmek, karalamak, çamur atmak. Din konusunda ise Yüce Allah indinden/katından olmadığı halde bir metne/kelama bu Yüce Allah katındandır demek. *Sırtlarına binmeyi ya da yük taşımayı kendilerine haram ettiler.

(En'âm) 6:139
Ve dediler: "Bu en’âmın645 karınlarındaki* bir halis** olarak erkeklerimizedir; ve bir haram edilendir eşlerimiz*** üzerine; ve eğer olursa (o) bir ölü/mevta****; öyle ki onlaradır (eşlere) onda ortaktır"; cezalandıracak (Allah) onları vasıflandırma (-syla) onların; doğrusu O (Allah) Hakîm’dir9; Alîm’dir8.
645Koyun, keçi, deve ve sığır türleri. Eşli olarak sekiz çiftlerdir. Bak. 6:143-144.  

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

8Bilen.

*Karınları içinde taşıdıkları. Rahimde bulunan ceninler. Bu gebe hayvanların bir dini ritüel olarak seçildiği ve doğum yaptıklarında yavrularının erkekler arasında dağıtılarak yenildiği anlaşılmaktadır. 

**Saf olarak, katıksız, ortaksız.

***Kadınlar.

****Yavru ölü doğarsa ancak kadınlar yavrunun etinden yiyebilir. 


(En'âm) 6:140
Muhakkak hüsrana uğradı kimseler (ki) katlettiler35 kendi evlatlarını ahmakça; olmaksızın bir ilim; ve haramlaştırdılar Allah'ın kendilerini rızıklandırdığını iftira402 atarak Allah'a karşı; muhakkak dalalete128 düştüler; ve olmuş değillerdi muhted176.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

176Doğru yola kılavuzlu, hidayetli, dosdoğru yol olan sıratel müstakim üzerinde olanlar. Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam'a yani sadece Kur'an'a tabi olanlar.


(En'âm) 6:141
Ve O'dur (Allah'tır) inşa eden cennetleri*; çardaklı ve olmaksızın çardaklı; ve hurma; ve zirai**; muhtelif besinleri onun; ve zeytin; ve nar; benzeşir ve olmaksızın benzeşir; yiyin ürününden onun ürün verdiği zaman; ve verin hakkını onun hasat günü***; ve israf463 etmeyin; doğrusu O (Allah) sevmez müsrifleri463.
463Sınır aşmak, normal çizgileri aşmak, savurganlık yapmak, ölçüsüz/dengesiz/uygunsuz aşırılık, haddinden fazla, abartmak. 

*Bahçeleri.

**Zirai ürünler.

***Elde edilen ürünün hakkı olanı ürünün hasat edildiği gün/dönem/evre verilmesi gereklidir.  


(En'âm) 6:142
Ve en'âmdandır645 yüklenen* ve serilen**; yiyin rızıklandırdığından sizleri Allah'ın; tabi olmayın şeytânın29 adımlara; doğrusu o sizlere apaçık bir düşmandır.
645Koyun, keçi, deve ve sığır türleri. Eşli olarak sekiz çiftlerdir. Bak. 6:143-144.  

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

*Yük taşıyan; deve vb.

**Serilen postları. 


(En'âm) 6:143
Sekiz çiftlerdir*; koyundan iki ve keçiden iki; de ki: "İki erkeği mi (erkek koyunu ve erkek keçiyi) haram kıldı (Allah) yoksa iki dişiyi (dişi koyunu ve dişi keçiyi) mi? Yoksa iki dişinin (dişi koyunun ve dişi keçinin) rahimlerinin üzerini sarıp kapsadığını** mı? Haber verin bana bir ilimle; eğer olduysanız sadıklar.

*En'âmın tanımı.

**Yavruları.


(En'âm) 6:144

Ve deveden iki; ve sığırdan iki; de ki: "İki erkeği (erkek deveyi ve erkek sığırı) mi haram kıldı (Allah) yoksa iki dişiyi (dişi deveyi ve dişi sığırı) mi? yoksa iki dişinin (dişi devenin ve dişi sığırın) rahimlerinin üzerini sarıp kapsadığını mı? Yoksa oldunuz (mu) sizler şahitler/tanıklar vasiyet ettiği zaman Allah'ın bunu*; öyle ki kimdir daha zalim257 kimseden (ki) iftira attı402 Allah'a karşı bir yalan; dalalete128 düşürmek için insanları olmaksızın bir ilim**; doğrusu Allah doğru yola kılavuzlamaz*** zalimler257 kavmini/toplumunu.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*Haram etmesine tanık mı oldunuz?

**Uyduruk, tamamı zan olan hadislerle Yüce Allah'a iftira attılar. İnsanları saptırdılar. Müşriklerin yani şirk koşanların tamamı zalimdir.

***Müşriklerin hakim olduğu bir topluma asla doğru yola kılavuzlanmaz. Her daim sefillik içindelerdir. Refaha asla kavuşamazlar.


(En'âm) 6:145
De ki: "Bulamıyorum üzerime vahyedilmiş* (olan) içinde bir haram318 edilen; bir yiyen üzerine (ki) yer onu; dışındadır ki olur (o) bir ölü; ya da akan bir kan**; ya da bir domuz eti öyle ki doğrusu o bir ricstir***; ya da bir fısk38 (olarak) kendisiyle Allah'tan başkasına adanma yapılmış; öyle ki kim zaruri kalırsa aranır/bakınır olmaksızındır ve ne de taşkınlık yapmaksızındır; öyle ki doğrusu (senin) Rabbin Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.

318Yiyecek kapsamında insanoğlu için sadece 4 şey haramdır. Yüce Allah'ın şerefli Kur'an'ında bizlere bildirdiği bu 4 şey haricinde asla bir haram koyulamaz. Bir şeyi sevmemek veya tiksindirici bulmak o şeyin haram olmasını gerektirmez. Bir toplum başka bir toplumun tiksindirici bulduğu bir şeyi çok severek yiyebilir. Helal ve haram koyma yetkisi bütünüyle sadece Kur'an'a aittir. Resullerin haram ve helal koyma yetkisi yoktur.

Haram yiyecekler;

  1. Ne zaman öldüğü bilinmeyen, leş.
  2. Kan.
  3. Domuz eti.
  4. Yüce Allah'tan başkası adına adanan kurbanlar.   

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Kur'an.

**Kan bulaşmış ya da etin içindeki kan değildir. Direkt olarak sıvı halde akan kan işaret edilmiştir.

***Pislik. Rabbimiz domuz etini bir pislik olarak nitelendirmişse mutlak ki insan sağlığı için sakıncalı olduğu içindir.


(En'âm) 6:146
Ve yahudileşmiş267 kimselerin üzerine haram kıldık her bir tek tırnak* sahibini; sığırdan ve koyundan haram kıldık** üzerlerine ikisinin yağlarını; dışındadır ikisinin sırtlarının taşıdıkları ya da bağırsakların (taşıdıkları) ya da kemikle karışanı; böyledir; cezalandırdık onları taşkınlıklarıyla; ve doğrusu biz mutlak sadıklarız.

267Sadece Tevrat'a tabi olmuş. Tek tanrıcı. Şirke girmemiş. Talmud kitaplarına uyarak sapmamış, müşrik olmamış. Günümüzdeki Yahudilerle uzaktan yakında ilgisi yoktur.

*Tekil olarak gelmiştir. Tek tırnaklı hayvanlar tırnak yapısı bir bütün parçadan oluşmuş hayvanlardır. Eşek, at, katır, zebra gibi hayvanlar bu guruba girer.

**Yüce Allah'ın dini olan İslam yani dinin omurgası asla değişmez. Test/deneme amaçlı dinden şeriat olan küçük haram ve helaller değişebilir.  


(En'âm) 6:147
Öyle ki eğer yalanladılarsa seni; öyle ki de ki: "Rabbiniz4 geniş bir rahmet271 sahibidir; ve reddetmez/geri döndürmez kendi yıkımını suçlular kavminden/toplumundan."

4Efendi, komuta eden.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   


(En'âm) 6:148
Diyecekler şirk71 koşmuş kimseler: "Şayet dileseydi Allah şirk71 koşmuş olmazdık; ve ne de babalarımız/atalarımız; ve ne de haram kılmazdık hiçbir şeyi"; işte böyledir; yalanladı kimseler onlardan önce; ta ki tattılar yıkımımızı; de ki: "İndinizde/yanınızda (var) mı hiç bir ilim*; öyle ki çıkarırsınız onu bize; ki tabi olursunuz ancak zanna314; ve ki sizler ancak varsayarsınız**."

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

314Varsayım, sanı, töhmet, elde somut veriler olmamasına karşın, birisi ya da bir olay hakkında hükme varmak ya da sonuca ulaşmak.

*Gerçek/hak ilme dayandırılmayan şeyler zandır; varsayımdır.

**Müşriklerin özelliğini Rabbimiz bizlere göstermektedir. Zan içeren şeyleri din sanan, din varsayan kimselerin tamamı müşriktir. Sadece Kur'an demeyen ancak kendini Muhammedî sanan herkes müşriktir.


(En'âm) 6:149
De ki: "Öyle ki Allah’adır belagatla647 hüccet625; öyle ki şayet dileseydi mutlak doğru yolu kılavuzlardı sizleri topluca."
647Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak hiçbir yanlış ve eksik anlayışa yer bırakmayan, yorum gerektirmeyen düzgün anlatma sanatıyla yapılan hüccet (deliller sunma).625Hacc kelimesinin isim hali. Doğru yönelişi kanıtlayan delil. Bir önermenin doğruluğunu ispat etmeye yarayan önerme, tanıt.

(En'âm) 6:150
De ki: "Haydi bir araya getirin şahitlerinizi/tanıklarınızı ki onlar şahitlik/tanıklık ederler ki 'Allah haram kıldı bunu' (diye); öyle ki eğer şahitlik/tanıklık ettilerse; öyle ki şahitlik/tanıklık etme onlarla birlikte; ve tabi olma hevalarına kimselerin (ki) yalanladırlar195 ayetlerimizi; ve kimselerin (ki) iman etmezler ahirete648"; ve onlar Rablerine4 denk* tutarlar.

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

648Kur'an'ın tanımlamış olduğu ahirete iman etmeyen kimselerdir. Din gününü yalanlayan kimselerdir. "Sadece bu evren vardır. Sonrası yoktur." diyen herkes bu tanıma girer. Ancak kafasına göre Kur'an'a aykırı olarak ahiret inancı geliştirenler de aslında Kur'an'ın ahiretine iman etmemiş olurlar.  "Ahiret evreni/evrenleri vardır. Orada yargılanacağız. Cennetler ve cehenneme vardır" derken aynı zamanda ahiret evrenini Kur'an'da belirtilen kurallarını kabul etmeyip yalan yanlış hadislere iman edenler de aslında ahirete iman etmemiş olur. Ahireti yalanlamış olurlar.

4Efendi, komuta eden.

*Uyduruk, tamamı zan olan hadisleri (Yahudiler için Talmud) Yüce Allah'ın Kur'an'ı ile denk tutarlar. Yüce Allah'ın haram kılmadığı şeyleri haram ederler. Midyenin haram edilmesi en güzel örnektir. Midyeyi haram diye yemeyenler (sevmediği için yemiyorsa sorun yoktur) bu ayetin tam olarak muhatabıdır.

(En'âm) 6:151
De ki: "Gelin; okuyayım Rabbinizin4 haram kıldığını üzerinize; ki şirk71 koşmayın O’na bir şeyi; ve ana babayadır bir ihsan/güzellik; ve katletmeyin35 evlatlarınızı yoksulluktan; biz rızıklandırırız onları; onlaradır (o rızık); yaklaşmayın fahişeliklere490 açılmışa ondan ve gizlenmişe; ve katletmeyin35 nefsi201 ki (o) haram ettiğidir649 Allah'ın hakla* (olması) dışında; işte sizleredir; vasiyet etti (Allah) sizlere bunu; belki sizler akledersiniz.

4Efendi, komuta eden.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

490Sınırı aşmak. Evrensel kabuller olan marufun dışına çıkmak.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

649Yüce Allah bir nefsi haksız yere katletmeyi haram kılmıştır. Zorunlu şartlar 5:32 ayetinde göre şunlardır.



(En'âm) 6:152
Ve yaklaşmayın yetimin131 malına dışında ki ona daha güzeliyle (olursa) ta ki ulaşır kendi şiddetli* (zamanına); ve tamamlayın ölçüyü650 ve mizanı650 eşitlikle; mükellef kılmayız bir nefsi201 kuşattığının (nefsin) dışında; ve söylediğiniz zaman öyle ki adaletli680 olun; şayet olduysa (o) yakınlık sahibi; ve Allah'a (olan) ahdinizi tamamlayın; işte sizleredir; vasiyet etti (Allah) sizlere bunu; belki sizler zikredersiniz78.

131Anne veya babanın en az birisinden yoksun olan. Kendi geçimini sağlayacak güce ve akla henüz ulaşmamış olan çocuk.  

650Mizan tartı/terazi demektir. Sadece fiziksel tartıları değil beyinde gerçekleşen her türlü tartıyı da işaret eder. Beyinde kurulan tartıda/terazide her zaman eşitlik gözetilmelidir. Ölçü de eşitlikle yapılmalıdır. Yine beyinde yapılan her türlü ölçme, değerini belirleme işlemi eşitlikle yapılmalıdır.    

201Benlik, kişilik, öz varlık.

680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Akıl ve beden olarak güçlü evre.



(En'âm) 6:153
Ve ki budur dosdoğru yolum124; öyle ki tabi olun ona*; tabi olmayın yollara**; öyle ki fırkalara*** böler sizleri O'nun (Allah'ın) yolundan124; işte sizleredir; vasiyet etti (Allah) sizlere onunla; öyle ki belki sizler takvalı21 olursunuz.

124Sırâtel mustakîm. Tek ve dosdoğru yol; sadece Kur'an.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Yola. Sadece kutsal kitaplar. Sadece Kur'an.

**Çoğul gelmesi önemlidir. Bir yerde farklı yollar varsa onların tamamı sapkınlık içindedir. Tek yol vardır. O da Yüce Allah'ın yoludur.

***Kendilerini müslüman sanan kimselerin durumu ortadadır. Dinlerini parça parça edip fırkalara bölünmüşlerdir.


(En'âm) 6:154
Sonra verdik Mûsâ'ya kitabı*; bir tamamlama güzelleştirmiş** kimse üzerine; ve bir tefsîl651 her bir şeye; ve bir doğru yola kılavuz; ve bir rahmet271; belki onlar Rablerine4 kavuşmaya iman47 ederler.
651Detaylandırmak; detaylı, ayrılmış.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

4Efendi, komuta eden.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Tevrât.

**İhsan yapmış.


(En'âm) 6:155
Ve bu bir kitaptır* (ki) indirdik onu* bir mübarek271 (olarak); öyle ki tabi olun ona*; ve takvalı479 olun; belki sizler rahmet271 edilirsiniz.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

4794:1 ayetinde Yüce Allah kendisine takvalı olunmasını emretmiştir. Ayette ayrıca rahimlere de takvalı olunması gerektiği net bir şekilde bildirilmiştir. Rahim kelimesine 'akrabalar' gibi anlamlar verilmeye çalışılsa da kelimenin anlamı apaçık ortadadır. Türkçeye de geçmiş olan bu kelimenin anlamı direkt olarak kadınlarda bulunan üreme organı rahimdir. Rahimlere takvalı olmak kadınlara takvalı olmaktır. Kadınlar ve erkekler birbirlerinin giysileridir. Birbirlerini tamamlarlar. Yüce Allah tüm insanlara rahim sahipleri olan kadınların hoşnut olmayacağı işleri yapmamalarını emretmektedir.  *Kur'an.

(En'âm) 6:156
Ki dersiniz*: "Ancak; indirildi kitap** bizden önceki iki tayfa/grup*** üzerine; ve ki (bizler) olduk onların dersi**** hakkında mutlak gâfiller310."

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.

***Diyecek olanlar Kur'an'ın inişine tanık olan kimselerdir. O kimselerin bulunduğu bölgede daha önceden kendilerine kutsal kitap indirilmiş iki grup vardı.

**Kutsal kitap.

***Yahudiler ve Hristiyanlar.

****Çalışma, öğrenme.


(En'âm) 6:157
Ya da dersiniz: "Şayet ki bize; indirilseydi bize kitap*; mutlak olurduk onlardan daha doğru yola kılavuzlu; öyle ki muhakkak geldi sizlere bir beyanat620 Rabbinizden4; ve bir doğru yola kılavuz ve bir rahmet271; öyle ki kim daha zalimdir257 kimseden (ki) yalanladı Allah'ın ayetlerini454 ve yüz çevirdi/kaçındı ondan**; cezalandıracağız ayetlerimizden454 yüz çeviren/kaçınan kimseleri kötü bir azap (-la); yüz çevirir/kaçınır olduklarıyla.

620Gizli saklı olmadan açıkça deklere edilmiş, apaçık bildirilmiş, belli edilmiş, apaçık ifade edilmiş.

4Efendi, komuta eden.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  

*Kutsal kitap.

**Ayetten.


(En'âm) 6:158
Bakarlar mı (onlar) dışında ki gelir onlara melekler48 ya da gelir (senin) Rabbin4 ya da gelir (senin) Rabbinin4 bazıları ayetleri237?; gündür (ki) gelir bazı ayetleri237 (senin) Rabbinin; menfaat sağlamaz bir nefse201 iman47 etmesi onun (nefsin); asla olmaz (-sa) (o nefis) iman47 etmiş önceden ya da kazanmamış (-sa) (o nefis) kendi imanında47 bir hayır; de ki: "Bakın! Doğrusu bizler (de) bakanlarız.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

4Efendi, komuta eden.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

201Benlik, kişilik, öz varlık.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(En'âm) 6:159
Doğrusu kimseler* (ki) fırkalara böldüler/ayırdılar450 dinlerini122; ve oldular partizanlar/taraftalar; olmadın (sen) onlardan bir şeyde; onların emri/işi ancak Allah’a karşıdır; sonra haber verir (Allah) onlara faaliyet eder olduklarıyla.
450Kendilerine apaçık beyanlı kutsal kitaplar gelmiş olmasına rağmen onları bırakıp hadis/söylenti kitaplarına tabi olanlar. Yahudiler Tevrât yerine Talmud'a, Hristiyanlar İncîl yerine Pavlov'un eliyle yazdığı masallara, kendilerini müslüman sanan çok sayıda insan da şerefli Kur'an yerine hadis kitaplarına tabi olarak mezheplere bölündüler.

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

*Yüce Allah kendilerini Muhammedî sanan kimselerin aslında resûl Muhammed ile hiçbir alakalarının olmadığını açık ve net olarak bildirmektedir. Müşrikliğin özelliğini Rabbimiz bizlere bildirmiştir. Yüce Allah'ın biricik bölünmez dinini bırakıp dinlerini mezheplere bölenler tam olarak bu ayetin muhataplarıdırlar. İşleri/emirleri Yüce Allah'a kalmıştır.

(En'âm) 6:160
Kim geldi bir ihsanla/güzellikle; on* (kattır) misali870 onun; ve kim geldi bir kötülükle öyle ki cezalandırılmaz onun misli/benzeri dışında**; ve onlar zulmedilmezler257.
870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Rabbimiz bir güzelliği/iyiliği 10 güzellik/iyilik yapacaktır.

**Kötülüğe karşı bir artış veya azalış söz konusu değildir. Misli neyse odur.


(En'âm) 6:161
De ki: "Doğrusu beni; doğru yola kılavuzladı beni Rabbim4; dosdoğru bir yola124 doğru; kıyam/dikili/doğru bir dine122*; bir hanîf117 (olan) İbrahim'in milletine301 ve olmuş değildi (İbrahim) müşriklerden36.

4Efendi, komuta eden.

124Sırâtel mustakîm. Tek ve dosdoğru yol; sadece Kur'an.

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

117Dönen, eğilen. Hakka gerçeğe doğru dönen/eğilen. Çoğunluğun uymuş olduğu atalar dinini terk ederek tek tanrıcı, monoteist, Yüce Allah'a şirksiz iman eden olan. 

301Dinî öğreti, dinî inanç, dinî camia, dinî cemiyet, dinî topluluk, dinî cemaat. 

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.


(En'âm) 6:162

De ki: “Doğrusu benim salâtım5; ve adanmış tarzım; ve hayatım; ve ölümüm643*; Allah içindir; alemlerin Rabbi4.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

643Ölüm genel anlamda bilincin, nefsin, varlığın/bedenin farkındalığın tamamen ortadan kalkmasıdır. Vefatla aynı değildir. Vefat bilincin bedenden çekilme sürecidir. Yüce Allah dilerse vefatı ölümle sonuçlandırmayabilir. Resûl Îsâ'nın durumu gibi. Vefat gerçekleşir. Ancak ölüm gerçekleşmez. Bilinç asla kaybolmaz. Vefat melekleri bu kimseyi Yüce Allah'ın indine/katında bulunan selam diyarına/yurduna davet ederler. Ahiret yurduna/diyarına kadar bu kimse selam diyarında/yurdunda Rabbi tarafından rızıklandırılır. Tam bilinç kaybını yani ölümü tatmamış olur.

2:259 ayetinde 100 sene öldürülüp tekrar diriltilen kişi. Bu kimse mutlak ki ayrıcalıklı bir kimsedir. 2. ölümü tadıp tekrar hayat verilen bir kimsedir. Bu nedenle tek olarak analiz edilmelidir. 

Yıldırım düşmesi sonrası bilinçlerini kaybeden kimseler için kullanılması.

6:162 ayetinde geçen resûl Muhammed'in ölmesinin işaret edilmesi illaki resûl Muhammed'in mutlaka öleceği ya da öldürüleceği anlamına gelmez. 'Öleceksem de, ölürsem de' anlamı vardır. Çünkü cennete girenler bu dünyada ölüm tatmazlar. Mutlak ki resûl Îsâ gibi, tüm resûller gibi resûl Muhammed de ölmemiştir. Sadece vefat ettirilmiştir. Selam yurdunda/diyarında rızıklandırılmaktadırlar. Her nefis ölümü tadıcıdır. Her nefis 1. ölümü yani ilk cennetten çıkış anındaki ölümü zaten tatmıştır. Resûller de dahil.   

4Efendi, komuta eden.

*Ölümün işaret edilmesi illaki resûl Muhammed'in öleceği yada öldürüleceği anlamına gelmez. 'Öleceksem de, ölürsem de' anlamı vardır. Çünkü cennete girenler bu dünyada ölüm tatmazlar. Mutlak ki resûl Îsâ gibi, tüm resûller gibi resûl Muhammed de ölmemiştir. Sadece vefat ettirilmiştir. Selam yurdunda/diyarında rızıklandırılmaktadırlar. Her nefis ölümü tadıcıdır. Her nefis 1. ölümü yani ilk cennetten çıkış anındaki ölümü zaten tatmıştır. Resûller de dahil.   


(En'âm) 6:163
Olmaz şirk/ortak71 O’na (Allah'a); ve işte böyle emredildim; ve ben evveliyim* müslimin45.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

*Öncüsüyüm.

(En'âm) 6:164
De ki: "Allah'tan başkasını mı ararım bir Rab4 (olarak)?; ve O Rabbidir4 her bir şeyin; ve kazanmaz hiç bir nefis201 kendi üzerine (olan) dışında; ve yüklenmez bir yüklenici bir başkasının yükünü; sonra Rabbinize4 doğrudur dönüş yeriniz; öyle ki haber verir sizlere kendisinde ihtilaf içinde olduğunuzla."

4Efendi, komuta eden.

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(En'âm) 6:165
Ve O'dur yapan sizleri yere halifeler65*;ve yükseltti bir kısmınızı bir kısım üzerine dereceler (-le); belalandırmak256 için sizleri sizlere verdiğinde; doğrusu (senin) Rabbin4 seridir akabinde**; ve doğrusu O (Allah) mutlak bir Gafûr’dur20; bir Rahîm’dir2.

65Sonrası gelen, halef.

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.


4Efendi, komuta eden.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Homo Sapiensin (bilge insan) kendisinden önceki Homo türlerinin yerini alması.

**Ardında.


(A'râf) 7:1
A L M S44

44Kesik harfler olarak tanımlanır. On dört (14) harfin tekli, ikili, üçlü, dörtlü ve beşli kombinasyonlarından oluşurlar. Yirmi dokuz (29) surenin başında yer alarak surenin açılışını yaparlar. Yedi (7) grup oluştururlar. İlgili gruplarda ve alt gruplarda anahtar harflerin geçiş sayısı on dokuzun (19) tam katıdır. On dokuz (19) mucizesinin tecelli edişinin çok güzel örneklerini sunarlar. Kur'an'ın bir beşer sözü olamayacağına en büyük delillerdendirler. 

Hurûf-u Mukataa  (Anahtar Harfler) Mucizesi.

*Elif, Lâm, Mim, Sâd.


(A'râf) 7:2
Bir kitaptır* (ki) indirildi (senin) üzerine; öyle ki olmaz** göğsünde bir darlık/sıkılık ondan*; uyarman içindir onunla*; ve bir zikirdir78 müminlere27.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Kur'an, Kur'an'dan, Kur'an'la.

**Geniş zaman kipinde gelmiş bir fiildir. Kur'an göğüslerde asla sıkıntı/sıkılık ve darlığa neden olmaz.


(A'râf) 7:3
Tabi olun Rabbinizden4 üzerinize indirilene* ; ve tabi olmayın O’nun** astından evliyaya212; ne azdır zikrettiğiniz78.

4Efendi, komuta eden.

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Kur'an'a.

**Allah'ın.


(A'râf) 7:4
Ve nicedir bir kentten (ki) helak ettik onu*; öyle ki geldi ona* perişanlığımız/ızdırabımız** geceleyin ya da onlar gündüz kestirenler*** (-ken).

*Kenti, kente.

**Izdırap, perişanlık veren bir helakımız.

***Gündüz vakti uyuklarlarken.


(A'râf) 7:5
Öyle ki olmuş değildi çağrısı onların geldiği zaman ızdırabımız*; ancak ki dediler: "Doğrusu bizler olmuşuz zalimler257."

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Izdırap, perişanlık veren bir helakımız.


(A'râf) 7:6
Öyle ki mutlak sual ederiz/sorarız onlara; kimselerdir (ki) gönderildi (resûl) üzerlerine; ve mutlak sual ederiz/sorarız gönderilenlere (resûllere) (de).

(A'râf) 7:7
Öyle ki mutlak kıssalaştırırız430 onlara bir ilimle*; ve gayb62 olmuş değiliz.
430Anlatı, öykü.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.

*Kıssalaştırma mutlak ki bir ilimle/bilimle olur.

(A'râf) 7:8
Ve o gün hak/gerçek mizandır658; öyle ki kime ağırlaştı onun mizanları658*; öyle ki işte bunlar; onlardır felaha326 kavuşanlar.
658Tartı/terazi/ölçen mekanizma.326Kurtuluş, başarı.*Çoğul olarak gelmiş olması önemlidir. Anlaşılır ki bir çok mizan olacaktır. Bu mizanların ağır gelmesi kurtuluş için gereklidir.

(A'râf) 7:9
Ve kime hafifledi mizanları658*; onun; öyle ki işte bunlar; kimselerdir (ki) hüsrana uğrattılar kendi nefislerin201, ayetlerimize zulmederler659 olmuş olduklarıyla.
658Tartı/terazi/ölçen mekanizma.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

659Yüce Allah'ın kutsal kitaplarla gönderdiği ayetlere zulmetmek onlara zarar vermekle olur. Şeytânın uyduruk dinine göre tamamı zan olan, uyduruk sözler/söylentiler/hadisler Yüce Allah'ın ayetlerinin hükmünü kaldırmaktadır. Ayetlerin hükmü üstüne hüküm kurmaktadırlar ki bu da ayetlere en büyük zulümdür. Kitap ehli bu zulmü kendi kitapları olan İncil ve Tevrât'a yaptı. Kendilerini müslüman sanan ancak şeytânın dinine tabi olduğunun farkında bile olmayan milyarlarca kimse de biricik Kur'an'ın ayetlerine bunu yaptılar. Kur'an'a zulmettiler. *Çoğul olarak gelmiş olması önemlidir. Anlaşılır ki bir çok mizan olacaktır. Bu mizanların hafif gelmesi perişanlıktır, pişmanlıktır, cehennemlik olmaktır.

(A'râf) 7:10
Ve ant olsun mesken* edindirdik sizleri yerde; ve yaptık sizlere orada yaşamlar; ne azdır şükrettiğiniz43.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

*Sakini haline getirmek.

(A'râf) 7:11
Ve ant olsun yarattık sizleri*; sonra biçimlendirdik sizleri**; sonra dedik*** meleklere48: "Secde70 edin Âdem'e50"; öyle ki secde12 ettiler dışında iblîs190 (ki) asla olmuyordu secde70 edenlerden.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.

50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber. Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen, fikir yürütebilen bir varlık olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı kaybetti. 

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

190Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan bir varlık. Kendisini daha üstün görerek Yüce Allah’ın Âdem’e yani insanoğluna secde emrine uymamıştır. Bu nedenle kâfir olmuş bir varlıktır. Âdem’e yani insanlığa karşı meydan okuması Yüce Allah tarafından kabul edilmiştir. Bu nedenle Âdemoğlu olarak yani bilge insanlar olarak bir sınavın içindeyiz. Bu sınavın ana konusu insanoğlu olarak Yüce Allah’a, O’nun arşında verdiğimiz mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye uymaktır. İblîs Âdemoğlunun çoğunun bu antlaşmayı bozarak sınavı kaybedeceği varsayımını yapmıştır. Yüce Allah iblîsin zannında doğru çıktığını bildirmektedir. Çoğu insan antlaşmayı bozmuş ve müşrik olmuştur. İnsanların çoğu da bu nedenle cehennemdedir. 

*İnsanların bilinçlerinin yaratılması. Çoğul eril olarak gelmişltir.

**İnsanların bedenlerinin şekillendirilmesi.

***Anlarız ki Âdem'in meleklere sunulması ve iblîsle yaşanan durumu tüm insanlar Âdem'in yaşadığı gibi fiziksel bir bedene sahip olarak yaşamıştır. Anlarız ki insanlar olarak bizler bilinçlerimiz ve bedenlerimizle daha önceden yaratılmışızdır.   


(A'râf) 7:12
Dedi (Allah): "Nedir mani olan sana ki secde70 etmezsin emrettiğim zaman sana!"; dedi (iblîs): "Ben hayırlıyım ondan*; beni yarattın ateşten**; ve yarattın onu tinden582."

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.

582Islak toprak. Suyla karışık toprak.

*Âdem'den.

**Radyasyon, yakan ışıma.


(A'râf) 7:13
Dedi (Allah): "Öyle ki in/alçal607 aşağıya oradan*; öyle ki olur değildir sana ki büyüklenirsin orada*; öyle ki çık607; doğrusu sen alçalanlardansın**.
6077:13 ayetinden anlarız ki Yüce Allah'ın emrine isyan eden iblîs önceden Âdem gibi bir cennetteymiş. Âdem ve eşinin temsil ettiği maddeden yaratılan insanların yaşadığı bir cennet evreni vardır. İblîs ve temsil ettiği türünün yaşadığı bir başka cennet evreni vardır. Bu iki evren birbirine paraleldir. İsyan eden iblis ve türü yaşadıkları yüksek cennetten indirilmiş ve çıkarılmıştır.  

*İblîs ve türünün yaşadığı cennet evreni.

**Küçülenlerdensin/azalanlardansın.


(A'râf) 7:14
Dedi (iblîs): "Gözetle beni; güne* doğru (ki) diriltilirler."

*Ahiret evrenindeki kıyam/dikilme gününe.  


(A'râf) 7:15
Dedi (Allah): "Doğrusu sen gözetlenenlerdensin."

(A'râf) 7:16
Dedi (iblîs): "Öyle ki doğru yoldan ayırmış olmanla beni mutlak otururum onlara*; senin dosdoğru yoluna124."

124Sırâtel mustakîm. Tek ve dosdoğru yol; sadece Kur'an.

*İnsanlara.

(A'râf) 7:17
"Sonra mutlak gelirim* elleri arasından; ve arkalarından; ve sağlarından; ve sollarından; ve bulamazsın çoklarını şükredenler43."

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

*Tavaf ederim, dolaşırım, turlarım.

(A'râf) 7:18
Dedi (Allah): "Çık oradan607;bir kovulmuş, bir yenilmiş (olarak); mutlak ki kim tabi oldu sana onlardan mutlak doldururum cehennemi sizlerden topluca."
6077:13 ayetinden anlarız ki Yüce Allah'ın emrine isyan eden iblîs önceden Âdem gibi bir cennetteymiş. Âdem ve eşinin temsil ettiği maddeden yaratılan insanların yaşadığı bir cennet evreni vardır. İblîs ve temsil ettiği türünün yaşadığı bir başka cennet evreni vardır. Bu iki evren birbirine paraleldir. İsyan eden iblis ve türü yaşadıkları yüksek cennetten indirilmiş ve çıkarılmıştır.  

(A'râf) 7:19
"Ve ey Âdem50! Mesken edin sen ve eşin cennette*; öyle ki yiyin ikiniz dilediğiniz yerden; ve yaklaşmayın ikiniz şu ağaca691; öyle ki olursunuz ikiniz zalimlerden257."

50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber. Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen, fikir yürütebilen bir varlık olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı kaybetti. 

691İlk cennet evrenimizde iblisin kandırmasıyla Yüce Allah'ın ilâhlık sıfatına ortak koştuğumuz ağaç. İblis bu ağaçtan tattığımızda ölümsüzler olacağımız yalanıyla hepimizi kandırdı ve ilk cennet evreninden çıkmamıza neden oldu. Bizler Yüce Allah'ı çağırmak yerine bir ağaca bel bağladık. Ağacın bizlere ilâhi yardım edeceğine inandık. Bu günahın bedelini ilk cennetten öldürülerek çıkarılmayla ödedik. Ancak Rabbimiz yine bizim tevbemizi kabul etti ve bizlere 2. bir şans verdi. Daha alçak olan bir evrene gönderildik. İblisle olan sınavın 2. periyodunu şu an yaşamaktayız.  

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*İblîs'e verilen izin sonrası Âdem ve eşinin bir cennet evrenine yerleştirilmesi. Erkek ve kadın tüm insanlar bir cennet evrenine yerleştirilmiştir. Şu an içinde yaşadığımız evren değildir.    

(A'râf) 7:20
Öyle ki vesvese verdi* ikisine şeytân29; ortaya çıkarması için ikisine çirkinliklerinden** kendilerine gizlenmişi/saklanmışı; dedi (şeytân): "Men etmiş değildir ikinizi Rabbiniz4 şu ağaçtan691 dışında ki olursunuz ikiniz iki melek48; ya da olursunuz ikiniz ölümsüzlerden185."

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

4Efendi, komuta eden.

691İlk cennet evrenimizde iblisin kandırmasıyla Yüce Allah'ın ilâhlık sıfatına ortak koştuğumuz ağaç. İblis bu ağaçtan tattığımızda ölümsüzler olacağımız yalanıyla hepimizi kandırdı ve ilk cennet evreninden çıkmamıza neden oldu. Bizler Yüce Allah'ı çağırmak yerine bir ağaca bel bağladık. Ağacın bizlere ilâhi yardım edeceğine inandık. Bu günahın bedelini ilk cennetten öldürülerek çıkarılmayla ödedik. Ancak Rabbimiz yine bizim tevbemizi kabul etti ve bizlere 2. bir şans verdi. Daha alçak olan bir evrene gönderildik. İblisle olan sınavın 2. periyodunu şu an yaşamaktayız.  

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Olay kendisine izin verilen en büyük şeytân olan İblîs'in bir cennet evreninde mesken edinen Âdem ve eşine fısıldamasıdır. İblîs kendi cennetinden indirilmiş ve kovulmuştur. İzin gereği Âdem ve eşinin bulunduğu cennet evrenine dışardan (mutlak ki başka bir paralel evrenden) fısıldama yapmaktadır. Âdem ve eşinin (tüm kadın erkek insanların) yaşadığı bu cennet bizlerin ilk cennetidir. Anlarız ki bu cennette ölümsüzlük yoktur. 

**Cinsel organ bölgeleri. 


(A'râf) 7:21
Ve kasem548 etti ikisine*; "doğrusu ben ikinize* mutlak nasihat** edenlerdenim."
548Ant içmek, yemin, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek.

*Âdem ve eşine. Erkek insana ve kadın insana.

**Öğüt verenlerdenim. Şeytân sanki iyileştiriyormuş/güzelleştiriyormuş gibi davranarak insanları aldatmaktadır. Güvenebileceğimiz tek kaynak şeytânın yaklaşmasının mümkün olmadığı Yüce Allah'ın kelamı olan Kur'an'dır.   


(A'râf) 7:22

Öyle ki kılavuzluk/delalet etti* ikisine** kandırmayla/aldatmayla; öyle ki ne zaman tattı ikisi ağacı691; göründü ikisine çirkin yerleri***; ve hemen başladı ikisi ilmikleyip/bağlayıp örtmeye üzerlerine cennet**** yapraklarından; ve nida etti/seslendi ikisine** Rableri4: "Asla men etmedim mi ikinizi** şu ağaçtan691; ve demedim mi ikinize** doğrusu şeytân29 ikinize apaçık bir düşmandır."

691İlk cennet evrenimizde iblisin kandırmasıyla Yüce Allah'ın ilâhlık sıfatına ortak koştuğumuz ağaç. İblis bu ağaçtan tattığımızda ölümsüzler olacağımız yalanıyla hepimizi kandırdı ve ilk cennet evreninden çıkmamıza neden oldu. Bizler Yüce Allah'ı çağırmak yerine bir ağaca bel bağladık. Ağacın bizlere ilâhi yardım edeceğine inandık. Bu günahın bedelini ilk cennetten öldürülerek çıkarılmayla ödedik. Ancak Rabbimiz yine bizim tevbemizi kabul etti ve bizlere 2. bir şans verdi. Daha alçak olan bir evrene gönderildik. İblisle olan sınavın 2. periyodunu şu an yaşamaktayız.  

4Efendi, komuta eden.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

*Şeytân.

**Âdem ve eşine. Erkek insana ve kadın insana.

***Cinsel organ bölgeleri.

****İlk cennetimiz.


(A'râf) 7:23

Dedi ikisi*: "Rabbimiz4! Zulmettik257** kendi nefislerimize201**; ve eğer asla mağfiret319 etmezsen bizlere**; ve rahmet271 etmezsen bizlere**; mutlak oluruz** hüsrana uğrayanlardan."

4Efendi, komuta eden.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

319Bağışlama, affetme.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

*Âdem ve eş. Erkek insan ve kadın insan.

**Çoğul eril olarak gelmiştir. Başka insanları da kapsayan bir sesleniş söz konusudur.


(A'râf) 7:24
Dedi (Allah): "İnin/alçalın* bir kısmınız** bir kısma** bir düşman (olarak); ve sizleredir* yerde*** bir kalma/yerleşme yeri; ve bir meta54 bir süreye kadar."

54Sermaye. Yararlanma.

*Çoğul eril gelmiştir. Hitap insanlaradır.

**Mutlak ki çoğul grupları işaret etmektedir.

**Dünya gezegeni. Cennetten çıkarılan insan daha alçak bir evrene gönderilecektir.


(A'râf) 7:25
Dedi: "Orada* hayat yaşarsınız ve orada* ölürsünüz; ve oradan* çıkarılırsınız**."

*Şu an içinde bulunduğunuz evren, evrenden.  

**İlk cennet evreninden nasıl çıkarıldıysanız, şu an içinde yaşadığınız evreninizden de öldüğünüzde çıkarılırsınız.


(A'râf) 7:26

Ey âdemoğulları692! Muhakkak indirdik sizlere bir elbise; örter ayıp olan cinsel organ bölgelerinizi; ve bir rîşâ*; ve takva21 elbisesi; işte bu**; hayırlıdır; işte bu; ayetlerindendir237 Allah'ın; belki onlar zikrederler78.

692Homo Sapiens türünün bilgelik kazandırılmış insan çocukları. Erkek insanlar, kadın insanlar.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Süslü, gösterişli elbiseler, süslü donatılar. Ziynet kelimesinden farklıdır.

**Takva elbisesi.


(A'râf) 7:27

Ey âdemoğulları692! Baştan çıkarmasın sizi şeytân29; çıkardığı gibi ebeveynlerinizi* cennetten**; soyarak ikisinden* elbiselerini; göstermek için ikisine* çirkinliklerini; doğrusu o (şeytân) görür sizleri; o ve onun kabilesi; yerden (ki) görmezsiniz onları; doğrusu biz; yaptık şeytânları29 evliya/veliler28; iman47 etmez kimseler için.

692Homo Sapiens türünün bilgelik kazandırılmış insan çocukları. Erkek insanlar, kadın insanlar.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Ana, baba. Bir üst soy. Bir katman üst soy. Bir önceki soy. İlk cennet evreninde bilinçlerimizi taşıyan bir üst soy erkek ve kadın bedenlerimiz.

**İlk cennet evreni.  


(A'râf) 7:28

Ve öyle ki yaptıkları zaman çirkin/kötü bir aşırılık; dediler: “Bulduk693 babalarımızı/atalarımızı onun üzerinde; ve Allah emretti bize onu”; de ki: “Doğrusu Allah emretmez çirkin/kötü aşırılığı; Allah'a karşı bilmediklerinizi mi söylersiniz?”

6937:28 ayetinde müşriklerin bir özelliği işaret edilmektedir. Müşrikler yaptıkları çirkin aşırılıklara karşı "Bulduk babalarımızı/atalarımızı onun üzerinde; ve Allah emretti bize onu" demektedirler. Anlaşılır ki bu kimseler uyduruk atalar/babalar dinini Yüce Allah'ın emrettiğini, bu uyduruk dinin Yüce Allah'tan geldiğine iman etmektedir. Tıpkı günümüzde uyduruk, tamamı zana olan, çirkin aşırılıklar içeren mezheplere bölünmüş müşrikler gibi.

(A'râf) 7:29

De ki: “Emretti Rabbim eşitliği; ve kaldırıp doğrultun yüzlerinizi her bir mescitte16; ve çağırın O’nu (Allah’ı); halis/saf/katıksız kılanlar olarak O'na dini; başladığı gibi sizleri (yaratmaya); dönersiniz.

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.


(A'râf) 7:30

Bir fırka/grup (ki) kılavuzladı doğru yola (Allah); ve bir fırka/grup (ki) hak oldu onlar üzerine dalalet/sapkınlık; doğrusu onlar tuttular/edindiler şeytânları29 Allah'ın astından evliya/veliler28; ve hesaplarlar/düşünürler ki onlar doğru yola kılavuzlular.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.


(A'râf) 7:31

Ey Âdemoğulları692! Alın ziynetlerinizi* her bir mescit16 yanında; ve yiyin; ve için; ve israf etmeyin; doğrusu O (Allah) sevmez müsrifleri/israf edenleri.

692Homo Sapiens türünün bilgelik kazandırılmış insan çocukları. Erkek insanlar, kadın insanlar.

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.

*Süslerinizi.

(A'râf) 7:32
De ki: "Kim haram etti Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti*; ve iyileri rızıklarından?"; de ki: "İman47 etmiş kimselerindir o** dünya hayatında; bir halis*** (olarak) kıyamet gününde148"; işte böyledir; tefsil651 ederiz ayetleri454 bilir bir kavim/toplum için.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

651Detaylandırmak; detaylı, ayrılmış.454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  

*Süsü.

**Dişil zamir yine dişil olan ziynet ve iyileri işaret eder.

***Saf, sadece iman etmiş kimselere.


(A'râf) 7:33
De ki: "Ancak haram etti Rabbim4 fahşaları81; açığını ondan ve gizlisini; ve günahı; ve bir hak/gerçek olmaksızın taşmayı552; ve ki şirk71 koşmayı Allah'a kendisiyle bir sultân660 asla indirmediğini*; ve ki Allah'a karşı bilmediğinizi söylemenizi661."

4Efendi, komuta eden.

81Vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan.

552Hakka yani gerçeğe dayanmadan dinde yapılan tüm eylemler sınırı aşmadır, taşmadır. Kendilerine yetki verilmiş kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan kitaplara tabi olmak kesinlikle haktan bir şey getirmez. Resûl buyurdu ki şeklinde başlayan şeytan öğretilerinin tamamı zandır. Din konusunda sınırı aşmamak sadece kutsal kitaplar demekle olur. Sadece Kur'an demekle olur. 

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

660Yetki, salahiyet, otorite.

661Yüce Allah adına hakkı/gerçeği bilmedikleri halde ileri geri konuşmaları. Yüce Allah'ın kendisine hiçbir yetki indirmediği hadis/söylenti kitaplarıyla Yüce Allah'a karşı sanki O'nun emriymiş gibi şeylerin uydurulması.

*Kutsal kitaplar haricinde Allah'ın ve resûlünün adını kullanarak uydurulan, tamamı zan olan, hiçbir sultanları olmayan kitaplar.

(A'râf) 7:34
Ve her bir ümmet305 içindir bir ecel*; öyle ki geldiği zaman ecelleri* onların erteleyemezler bir sâat662; ve ne de kıdemlenemezler/kademe alamazlar.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

662An, bir zaman periyodu. *Süre, süreleri.

(A'râf) 7:35
Ey Âdemoğulları692! Bu esnada mutlak gelir sizlere bir resûl418 sizlerden; kıssalaştırır430 sizlere ayetlerimi454; öyle ki kim takvalı21 oldu ve ıslah316 oldu; öyle ki olmaz bir korku üzerlerine; ve olmaz onlar hüzünlenirler.

692Homo Sapiens türünün bilgelik kazandırılmış insan çocukları. Erkek insanlar, kadın insanlar.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  430Anlatı, öykü.454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

316Düzelmek, iyileşmek.


(A'râf) 7:36
Ve kimseler (ki) yalanladılar195 ayetlerimizi; ve büyüklendiler663 ona*; işte bunlar; ashâbıdır194 ateş834; onlar orada ölümsüzlerdir185.

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

663Kutsal kitaplarda bulunan ayetlere karşı kibirli olmak, büyüklenmek. Ayetlerin hükümlerini bazı söylentilerle/hadislerle yok sayanlar da; yok hükmüne çıkaranlar da bu gruptadır.

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Ayete.

(A'râf) 7:37
Öyle ki kim daha zalimdir257 kimseden (ki) iftira402 attı Allah'a karşı bir yalan ya da yalanladı195 ayetlerini O’nun (Allah'ın); işte bunlar; kavuşur nasipleri onların kitaptan*; ta ki geldiği zaman onlara resûllerimiz418; vefat ettirirken onları; dediler (resûl melekler): "Hani nerede Allah’ın astından çağırmış olduklarınız?"; dediler (vefat eden kimseler): "Saptılar bizden"; ve şahidlik/tanıklık ettiler kendi nefislerine201 karşı ki onlar oldular kâfirler25.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

201Benlik, kişilik, öz varlık.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Yapıp ettikleri kitaptan/kayıttan gösterilir. Bu kayda bakan kimse kendi nefsine zulmettiğini, kâfirlerden olduğunu anlar; buna tanıklık/şahitlik eder.

(A'râf) 7:38

Dedi (Allah): “Girin ümmetlere/topluluklara; muhakkak ki halife65 oldu sizlerden önce ateşe; cinden91 ve insandan”; ne zaman girdi bir ümmet305; lanet etti (ümmet) kız kardeşine; ta ki yakaladıkları/yetiştikleri* zaman orada** topluca; dedi sonraki (ümmet) onların önceki (ümmeti) için: “Rabbimiz4! Bunlar dalalete128 sürüklediler bizleri; öyle ki ver onlara bir kat (daha) azap ateşten; dedi (Allah): “Hepsi içindir bir kat; fakat (sizler) bilmezsiniz.”

65Sonrası gelen, halef.

91Görünmeyen, gizli, örtülü. Anne rahminde yaratılan fetüs dışardan görülemediği için cenin olarak işaret edilir. Mecnun da aklı örtülmüş, gizlenmiş kimseler için kullanılır. Yeşilliklerle örtülü olması nedeniyle cennet kelimesi de aynı kökten türemiştir. Cin kelimesinin işaret ettiği şey/şeyler Rabbimizin ayette işaret ettiği şeye göre değişir. Bunlar;

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

4Efendi, komuta eden.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*Birbirlerini, birbirlerine.

**Cehennemde.


(A'râf) 7:39
Ve dedi onların ilkleri onların sonrakilerine: "Öyle ki olmuş değildir üzerimize sizlerin hiçbir fazlı202; öyle ki tadın azabı kazanır olduğunuzla."

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   


(A'râf) 7:40
Doğrusu kimseler (ki) yalanladılar195 ayetlerimizi; ve büyüklendiler663 ondan*; açılmaz onlara gök kapıları664 ve giremezler cennete ta ki geçer halat/deve665 boşluğundan sicimin/iğnenin665; ve işte böyledir; cezalandırırız mücrimleri674.

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

663Kutsal kitaplarda bulunan ayetlere karşı kibirli olmak, büyüklenmek. Ayetlerin hükümlerini bazı söylentilerle/hadislerle yok sayanlar da; yok hükmüne çıkaranlar da bu gruptadır.664Paralel evrenler arasındaki portaller. Anlarız ki cennetler ve cehennem evrenleri birbirine paralel evrenlerdir. Cehennem evreninde olan kimselerin cennet evrenlerine geçişi engellenmiştir.  

665Yüce Allah cehennem evreninde olan kimselerin cennet evrenlerine girmesini engelleyen bir mekanizma olduğunu bizlere 7:40 ayetinde bildirmiştir. 7:40 ayetinde geçen işaretin müteşabih bir ayet olduğu ortadadır. Bir devenin ya da bir halatın bir iğne deliğinden geçmesi işaret edilmiş olabilir. Ancak ayetin başka bir bilimsel yansıması daha vardır. Kelime anlamları incelendiğinde aşağıdaki anlam çıkar; "...ta ki geçer halat/deve boşluğundan/deliğinden/açıklığından ipliğin/sicimin/iğnenin...". Anlarız ki bu cehennem evreni cennet evrenlerine paraleldir. Sicim teorisine göre paralel evrenler arasındaki mesafe 1.65x10-35 metredir. Yani bir sicim/iplik uzunluğundadır. Ancak bu sicimler farklı boşluklarda, deliklerde titreştikleri için paralel evrenler bu kadar yakın mesafede olmasına rağmen birbirleriyle etkileşemezler. Ayette halat işaret edildiğinde göre anlarız ki cehennem evrenini oluşturan sicimler cennet evrenlerini oluşturan sicimlere göre daha kalındır.

674Cürüm işleyenler, suçlular. *Ayetten.

(A'râf) 7:41
Onlaradır cehennemden bir döşek/yatak/beşik*; ve üstlerinden bir örtü*; ve işte böyledir; cezalandırırız zalimleri334.
334Zulmedenler her zaman düşmandır. Müslümanlara karşı bir düşmanlık, bir fitne yapmasalar bile düşman bellenmelidirler. *Yatak ve örtünün birlikte işaret edilmesi de çok anlamlıdır. 

(A'râf) 7:42
Ve kimseler (ki) iman47 ettiler ve yaptılar sâlihât18; mükellef kılmayız bir nefsi201 kuşattığının dışında; işte bunlar; cennet ashâbıdır194; onlar orada ölümsüzlerdir185.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 


(A'râf) 7:43
Ve soyarız göğüslerindekini nefretten/hınçtan; akar* altından onların** nehirler; ve dediler**: "Hamd3 Allah’adır; doğru yola kılavuzlayandır bizleri buraya***; ve olmuş değildik doğru yola kılavuzlanmaya şayet ki doğru yola kılavuzlamasaydı bizleri Allah; muhakkak gelmiş Rabbimizin4 resûlleri418 hakla/gerçekle; ve nida**** edildiler ki işte şusunuz (ki) cennete; varis kılındınız ona***** yapar olduğunuzla.

3En yüce övgü/methetme.

4Efendi, komuta eden.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

*Durum bildirir fiil. Akacak.

**Din günü cennetlere girecek olan ancak henüz girmemiş olan kimseler.

***Bu noktaya. Cennetlere girme pozisyonuna.

****Seslenildiler. Zaten cennette olan kimselere neden tekrar seslenilsin? Anlarız ki nida edilmeyle cennetlere henüz girmemiş ancak girecek olan grup çağrılmaktadır. 

*****Cennete.


(A'râf) 7:44
Ve nida* etti cennet** ashâbı194 ateş*** ashâbına194 ki "Muhakkak bulduk**** vaat ettiğini bizlere Rabbimizin4 bir hak/gerçek (olarak); öyle ki buldunuz***** mu vaat ettiğini Rabbinizin4 bir hak/gerçek (olarak)?"; dediler: "Evet"; öyle ki ünledi bir ünleyici666 aralarında ki "Allah'ın laneti280 zalimlerin257 üzerinedir."

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

4Efendi, komuta eden.

6667:44 ayetinde Rabbimiz bizlere önemli bir işaret vermiştir. Din gününde cennet ashâbıyla cehennem ashâbı arasında bir seslenişli konuşma gerçekleşmektedir. Bu konuşma cennet ve cehennem evrenleri arasında değildir. Olay din gününde gerçekleşmektedir. Bu iki insan topluluğu arasında bir engel olduğunu net bir şekilde anlıyoruz. Bu engel bölgesinde bazı görevli varlıkların olduğunu da anlıyoruz. Bu varlıkların ünleyiciler/anons ediciler oldukları ortadadır.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Seslendi.

**Cennetlere henüz girmemiş ancak girecek olan.

***Cehenneme henüz girmemiş ancak girecek olan.

****Gerçeği bulduk. Cennetlere gireceğimizi anladık.

*****Gerçeği bulduk. Cehenneme gireceğimizi anladık.


(A'râf) 7:45
Kimselerdir (ki) engellerler Allah'ın yolundan336; ve aranırlar/bakınırlar ona* bir eğme/bükme**; ve onlar ahirete kâfirlerdir667.
336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri. 667Ahirete ve ahirete gerçekleşecek hakikatları/gerçekleri örtmek, gizlemek. Ahirete iman etmeyen herkesin yanında ahirete iman ediyormuş gibi gözükse de Kur'an'da bildirilen ahiret hakikatları yerine tamamı zan olan hadislere iman edenler de bu gruba girer. Örneğin; ahirette resûllerin insanlara şefaat edeceğine iman etmek ahirete kâfirlik etmektir.

*Dişil zamir Yüce Allah'ın biricik yolu olan Kur'an ayetlerine gider.

**Ayetin gerçek anlamını uyduruk, tamamı zan olan söylentilerle eğerler, bükerler. Ayetler yerine eğip büken hadislere bakınırlar.


(A'râf) 7:46
Ve ikisi* arasındadır bir hicab/engel; ve a’râfa668 karşı** (olan) erkekler arif olurlar/farkına varırlar her birinin*** nişanlarıyla/işaretleriyle onların; ve nida**** ettiler cennet***** ashâbına194 ki "bir selâmdır98 üzerinize" (diye); (kimselere ki) asla girmeyen ona****** ve onlar (girmeyi) tamah ederler/şiddetli arzularlar.

668Bir üst boyutlarda bulunan cennet evrenlerine yükselme yerleri. Kelime anlamı olarak bir yerdeki en yüksek tepe, en yüksek yer anlamındadır. Din günündeki yerin en yüksek yeri de mutlak ki oradaki başka bir yer değildir. Anlarız ki daha üst boyutta bulunan, daha yüksek pozisyonda olan cennet evrenlerine yükselme portalleri, kapıları vardır. Cennet ashâbı din gününde a’râf bölgesine girer ve o yükselme yerinden cennete evrenine yükselir. 

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

98Esenlik-güven bahşeden.

*Din gününde cennetlere girecek olan kimselerle cehenneme girecek olan kimseler.

**A’râf bölgesini karşıdan görenler.

***A’râf bölgesine giren kimselerde bir değişiklik olur. Bir nişan, belirti, iz, işaret sahibi olurlar. Bu durumu henüz a’râfa girmemiş ancak onu karşıdan gören kimseler fark eder. 

****Seslendiler.

*****Cennete henüz girmemiş ancak girecek olan, a’râf bölgesini henüz görmemiş ancak görecek olan kimseler.

******Cennete. Bu noktada kesin olarak anlarız ki Yüce Allah henüz cennetlere girmemiş olan ancak girecek olan kimseleri cennet ashâbı olarak nitelemektedir.



(A'râf) 7:47
Çevirdikleri zaman bakışlarını* karşılaştırmaya ateş** ashâbına194 (doğru); dediler: "Rabbimiz4! Yapma*** bizleri zalim257 kavimle/toplulukla birlikte."

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

4Efendi, komuta eden.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*A'râfı karşıdan gören, kendileri de oraya gidecek olan, arkalarında olan ancak henüz a'râfı görmeyen kimseleri gördükleriyle müjdeleyen kimseler.

**Cehenneme girmek için bekleşen kimseleri.

***Anlarız ki bu kimseler zaten cennete gideceklerdir. Ancak cehennem ashâbının durumunu görünce Rabblerine seslenmişlerdir.   


(A'râf) 7:48
Ve nida* etti a’râf668 ashâbı194 nişanlarıyla** arif oldukları/fark ettikleri adamlara***; dediler****: "İhtiyaçtan kurtarmış değildir sizlerden toplanmanız ve değilsiniz olmuş büyüklenenler*****."

668Bir üst boyutlarda bulunan cennet evrenlerine yükselme yerleri. Kelime anlamı olarak bir yerdeki en yüksek tepe, en yüksek yer anlamındadır. Din günündeki yerin en yüksek yeri de mutlak ki oradaki başka bir yer değildir. Anlarız ki daha üst boyutta bulunan, daha yüksek pozisyonda olan cennet evrenlerine yükselme portalleri, kapıları vardır. Cennet ashâbı din gününde a’râf bölgesine girer ve o yükselme yerinden cennete evrenine yükselir. 

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

*Seslendi.

**Cehenneme girecek olan kimselerin tıpkı cennetlere girecek kimselerdeki gibi bir nişanları vardır. Mutlak ki bu nişan alçaltıcı bir işarettir.

***Cehenneme girecek kimseler.

****A'râf ashâbındaki kimseler.

*****Alçaltılmış durumdasınız.


(A'râf) 7:49
(A’râf ashâbı nida eder): "Bunlar* mı kimseler* (ki) kasem548 ettiniz** erdirmez/ulaştırmaz Allah (o kimseleri*) bir rahmete (diye)"; "Girin* cennete; yoktur bir korku üzerinize*; ve sizler*" hüzünlenir değilsiniz."
548Ant içmek, yemin, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek.

*Cennete girecek olan kimseler.

**Cehenneme girecek kimseler.


(A'râf) 7:50
Ve nida* etti ateş** ashâbı194 cennet*** ashâbına194 ki "Akıtın**** üzerimize suyunuzdan veya Allah'ın rızıklandırdığından" (diye); dediler***: "Doğrusu Allah haram etti ikisini kâfirler25 üzerine."

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Seslendi.

**Cehenneme girecek olan henüz girmemiş olan kimseler.

***Cennete girecek olan henüz girmemiş olan kimseler.

****Anlarız ki cehennem ashâbı cennet ashâbının bulunduğu yerden daha aşağıda bir yerlerdedir.


(A'râf) 7:51
Kimselerdir (ki) edindiler dinlerini122 bir oyun/oyalanma ve bir laubalilik669; ve aldattı onları dünya hayatı; ve o gün unuturuz onları unuttukları gibi karşılaşmayı bu* günlerine; ve ayetlerimizle454 cihat/mücadele eder olduklarına (karşı)."

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

669Saygısız, çekinmesi olmayan, davranışları ölçüsüz, olgun olmayan; ciddiyetsiz, gayriciddi.

454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  *Din günündeki durumları.

(A'râf) 7:52
Ant olsun geldik sizlere bir kitapla*; tefsîl651 ettik onu** bir ilim*** üzerine; bir doğru yola kılavuzdur**** ve bir rahmettir271 iman47 eder bir kavim/toplum için.
651Detaylandırmak; detaylı, ayrılmış.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Kur'an'la. Sadece Kur'an'la.

*Kur'an'ı.

***İlim sahipleri Kur'an'ın tefsîlini anlar.

****Kur'an'a teslim olanlar doğru yola kılavuzlanırlar. Sadece Kur'an'a.


(A'râf) 7:53
Onun* tevili401 dışındakine** mi bakarlar? Gün*** (ki) gelir onun tevili401; der onu önceden nesh etmiş/unutmuş**** kimseler: "Muhakkak gelmiş Rabbimizin4 resûlleri418 hakla/gerçekle; öyle ki olur mu bizlere şefâatçiler114? Öyle ki şefâat114 ederler bizlere ya da geri döndürülürüz*****; öyle ki yaparız olmaksızın yapar olmuş olduğumuzu"; muhakkak hüsrana uğrattılar kendi nefislerini201 ve saptı****** onlardan iftira883 atar oldukları.
401Yorumlamak, mana vermek, anlamlandırmak.

4Efendi, komuta eden.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

114Yargılama esnasında araya girip müdahale etmek. Şefâat kavramı şeytânın en büyük aldatmacasıdır. Şefâatin tamamı Yüce Allah'a aittir. O'nun astından şefâatçiler ummak/beklenti içine girmek şirktir. Müşriklerin yani Yüce Allah'a ortak koşan kimselerin ortak özelliklerinden bir tanesi Yüce Allah'ın katında/indinde Yüce Allah'ın astından şeyleri şefâatçiler olarak beklemektir (10:18). Peygamberlerin, ölmüş insanların, şeyhlerin, imamların ahirette şefâatçiler olacağına iman etmek büyük bir şirktir ve affı yoktur.

Şeytanın en büyük tuzağı: Şefâat aldatmacası

201Benlik, kişilik, öz varlık.

883Yalan uydurmak, düzmece bir şey üretmek, karalamak, çamur atmak. Din konusunda ise Yüce Allah indinden/katından olmadığı halde bir metne/kelama bu Yüce Allah katındandır demek.

*Kur'an'ın.

**Kur'an ayetleri ortadayken onun tevilini ilimle/bilimle yapacaklarına tamamı zan olan, uyduruk, şeytân öğretileri olan söylentilere/hadislerle bakınırlar.

***Din günü Kur'an'ın gerçek tevili gelir ve hata yaptıklarını anlarlar.

****Ayetleri söylentilerle/hadislerle nesh edenler/unutanlar.

*****Dünya hayatına döndürülsek.

******Yüce Allah'a ve resûllerine karşı uydurulan binlerce hadisin/söylentinin doğru olmadığı ortaya çıktı.


(A'râf) 7:54
Doğrusu Rabbiniz4 Allah’tır; yaratandır gökleri162 ve yeri altı günde*; sonra istiva188 etti Arş66 üzerine; örter (Allah) geceyi gündüze; talep** eder (gündüz) onu (geceyi) aniden/çok çabuk; ve Güneş’i; ve Ay’ı; ve yıldızları; boyun eğdirilenlerdir O’nun emriyle; yaratma ve emir O'na değil midir?; Mübarek139 oldu Allah; alemlerin203 Rabbi4.

4Efendi, komuta eden.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

188Düzenlemek, dengelemek, seviyelemek, her şeyi uygun olarak, tam yerinde olarak düzenlemek. Her şeyi gerekli olan seviyesinde, dengeli olarak inşa etmek. 

66Taht/kürsü. Yüce Allah'ın belirli sıfatlarının tecelli etmesiyle oluşmuş olan, çoklu boyutlara sahip bir kürsü, bir platform. Bu kürsü içinde evrenler yaratılmaktadır. Şu an içinde bulunduğumuz evrenimiz de bu kürsünün içindedir. Yargılamanın yapılacağı ahiret evreni, cennet evrenleri ve cehennem evreni yine bu kürsü içinde yaratılacaktır. 

139Bereketli, uğurlu.

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  

*Evrede, dönemde.

**Gündüzün geceyi talep etmesinin işaret edilmesi de büyük bir Kur'an mucizesidir. Güneş sistemimizde gündüz her yere hakimdir. Tabiri caizse patron gündüzdür. Gece ise sadece gezegenlerin gölgesi olarak az bir yer tutar. Gündüz domine eden olarak geceleri ışık hızında yok etmek ister. Onu ele geçirip kendi hakimiyetini sokmak ister. 

Gecenin onu çok çabuk almak isteyen gündüze örtülmesi



(A'râf) 7:55
Çağırın Rabbinizi4 alçak gönüllü (olarak) ve gizlice; doğrusu O sevmez taşanları/sınır aşanları.

4Efendi, komuta eden.


(A'râf) 7:56
Fesat265 çıkarmayın yerde onun (yerin) ıslahı316 sonrasında; ve çağırın O’nu (Allah’ı) bir korku (-yla) ve bir tamah* (-la); doğrusu Allah'ın rahmeti271 bir yakındır muhsinlere294.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

316Düzelmek, iyileşmek.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

294Güzel işler yapan, güzelleştiren.

*Aşırı istek, arzu.

(A'râf) 7:57
Ve O (Allah) gönderendir rüzgarları* bir müjdeci (olarak) kendi rahmetinin271 iki eli arasında; ta ki kaldırdığı zaman (rüzgar) ağır** bulutu; sevk ettik onu (bulutu) ölü bir beldeye832; öyle ki indirdik onunla (bulutla) su; öyle ki çıkarırız onunla (suyla) her bir meyveden; işte böyledir; çıkarırız ölüleri; belki sizler zikredersiniz78.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

832Kasaba. Şehirden küçük yerleşim alanları.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Rüzgarların bulut oluşumundaki önemi Kur'an'da özellikle vurgulanmıştır.

Ve gönderdik rüzgârları; aşılayıcılar/dölleyiciler; öyle ki indirdik gökten su; böylece verdik onu size içmeniz için/sulamanız için; ve değilsiniz siz onu depolayanlar.

**Bulutların ağırlığı; yağmur bırakan ve içinde şimşekler çakan bulutların daha da ağır olması.


(A'râf) 7:58
Ve iyi/hoş belde (ki) çıkar onun bitkisi onun (beldenin) Rabbinin4 izniyle; ve habisin/kötünün (ise) çıkmaz az veren/haşin (olan) dışında; işte böyledir; yönlendiririz ayetleri287 şükreder43 bir kavme/topluma.

4Efendi, komuta eden.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.


(A'râf) 7:59
Ant olsun gönderdik Nûh'u kavmine; öyle ki dedi: "Ey kavmim/toplumum! Kulluk edin Allah'a; yoktur sizlere hiçbir ilâh74 O’nun dışında; doğrusu ben korkarım (ki) üzerinizedir büyük bir günün azabı.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.


(A'râf) 7:60
Dedi kavminden/toplumundan (Nûh'un) melesi364: "Doğrusu bizler mutlak görürüz seni apaçık bir dalalette128."
364Toplumun önde gelenleri, yetkinleri.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.


(A'râf) 7:61
Dedi (Nûh): "Ey kavmim/toplumum! Olmadı bende bir dalalet128; velakin/fakat bir resûlüm418 alemlerin203 Rabbinden4."

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  

4Efendi, komuta eden.


(A'râf) 7:62
"Belâgat221 ederim sizlere Rabbimin4 risâletini223; ve nasihat* ederim sizlere; ve bilirim Allah’tan sizlerin bilmediklerini."

221Belâg; tebligat, komünikasyon, temas, iletişim, bildiri, raporlama, ültimatom, mesaj, duyuru, anons.

4Efendi, komuta eden.

223Yüce Allah tarafından gönderilen mesaj, bilgi. 

*Öğüt veririm.

(A'râf) 7:63
"Acayip mi oldunuz ki geldi sizlere bir zikir78 Rabbinizden4; sizlerden bir adam üzerine; uyarması için (onun) sizleri; ve takvalı21 olmanız için; ve belki sizler rahmet271 edilirsiniz."

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

4Efendi, komuta eden.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   


(A'râf) 7:64
Öyle ki yalanladılar onu (Nûh'u); öyle ki kurtardık onu (Nûh'u) ve gemide onunla birlikte (olan) kimseleri; ve boğduk kimseleri (ki) yalanladılar195 ayetlerimizi; doğrusu onlar oldular âmâ/kör bir kavim/toplum.

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 


(A'râf) 7:65
Ve Âd’a* (da) kardeşleri Hûd'u; dedi: "Ey kavmim/toplumum! Kulluk edin Allah'a; yoktur sizlere hiçbir ilâh74 O’dan başka; öyle ki takvalı21 olmaz mısınız?"

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Âd kavmi.

(A'râf) 7:66
Dedi mele364 (ki) (Hûd'un) kavminden/toplumundan kâfirlik etmiş kimselerdendir: "Doğrusu biz mutlak görürüz seni bir sefâhat670 içinde; ve doğrusu biz mutlak zannederiz seni yalancılardan."
364Toplumun önde gelenleri, yetkinleri. 670Aptal, ahmak, saçmalayan kimse.

(A'râf) 7:67
Dedi (Hûd): "Ey kavmim/toplumum! Olmadı bende bir sefâhat670; velakin/fakat bir resûlüm418 alemlerin203 Rabbinden4."
670Aptal, ahmak, saçmalayan kimse.418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  

4Efendi, komuta eden.


(A'râf) 7:68
"Belagat515 ederim sizlere risâletini223 Rabbimin4; ve benimdir sizlere emin* bir nasihat** (eden)."
515Bilgilendirme, mesaj, raporlama, duyuru, ilan, deklarasyon.

223Yüce Allah tarafından gönderilen mesaj, bilgi. 

4Efendi, komuta eden.

*Güvenilir, sağlam.

**Öğüt veren.


(A'râf) 7:69
Acayip mi karşıladınız ki geldi sizlere bir zikir78 Rabbinizden4; bir adam* üzerine sizlerden; uyarması içindir sizleri; ve zikredin78 yaptığı zaman sizleri halifeler65 Nûh kavmi sonrasında; ve ziyade etti sizlere yaratılışta bir genişliği/uzatmayı671; öyle ki zikredin78 nimetlerini Allah'ın; belki sizler felaha326 ulaşırsınız.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

4Efendi, komuta eden.

65Sonrası gelen, halef.

671Nûh kavminin antik Sümerliler olduğunu Kur'an'ın işaretiyle rahatlıkla söyleyebiliriz. Antik Sümerlilerin fiziksel özellikleri, özellikle boy ve ağırlık açısından, arkeolojik buluntular ve antropolojik analizlerle kısmen aydınlatılmıştır. Erkeklerin ortalama boyu yaklaşık 164,5 cm, kadınların ortalama boyu yaklaşık 153,5 cm olarak bulunmuştur. Ağırlık, yaklaşık 60 kg (erkekler) ve 55 kg (kadınlar) olarak tahmin edilmiştir, ancak bu değerler kesin değildir. En (genişlik) ile ilgili spesifik veriler mevcut değildir, ancak "ince ve kaslı bedenler" tanımı, ortalama veya biraz daha küçük vücut ölçülerini işaret edebilir. Bu bilgiler, Sümerlilerin modern insanlara göre daha kısa ve muhtemelen daha hafif olduklarını, ancak fiziksel olarak aktif bir yaşam tarzına sahip olduklarını göstermektedir. Bir insanın yüzey alanı boy ve kilosuyla direkt olarak ilgili olduğu için anlarız ki yeryüzüne Nûh kavmi sonrası insanların yüzey alanları genişlemiştir; yayılmıştır, artmıştır.326Kurtuluş, başarı.

*Resûl Muhammed.



(A'râf) 7:70
Dediler: "Geldin mi (sen) bizlere (ki) kulluk46 etmemiz için Allah'a ve tek O’na*; ve bırakalım atalarımızın/babalarımızın kulluk46 eder olduğunu?; öyle ki ver vaat ettiğini eğer olduysan sâdıklardan182."

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

182Doğrular, dürüstler.*Tek Allah'a kulluk etmeye bir itirazın olduğuna lütfen dikkat edin. Tek bir ilâh asla kabul etmiyorlar. Allah'la birlikte mutlaka birçok sözde ilâha da kulluk etmek istiyorlar.

(A'râf) 7:71
Dedi (Hûd): "Muhakkak vuku buldu üzerinize Rabbinizden4 bir rics* ve bir gazab**; mücadele mi edersiniz benimle isimlerde (ki) isimlendirdiniz onu sizler ve atalarınız/babalarınız; indirmiş değildir Allah onunla hiçbir bir sultân660; öyle ki bakın/gözetleyin; doğrusu ben (de) sizinle birlikte bakanlardanım/gözetleyenlerdenim."

4Efendi, komuta eden.

660Yetki, salahiyet, otorite.

*Pislik.

**Azaba neden olacak öfke.


(A'râf) 7:72
Öyle ki kurtardık onu (Hûd'u) ve onunla beraber kimseleri bizden bir rahmetle271; ve kestik arkasını* kimselerin (ki) yalanladılar195 ayetlerimizi; ve olmuş değillerdi müminler27.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Kökünü.

(A'râf) 7:73
Ve Semûd’a kardeşleri Sâlih'i; dedi: "Ey kavmim/toplumum! Kulluk46 edin Allah'a; yoktur sizlere hiçbir ilâh74 O'ndan başka; muhakkak geldi sizlere bir beyanat74 Rabbinizden4; bu dişi devesi672 Allah'ın sizlere bir ayetidir287; öyle ki bırakın onu (dişi deveyi) yesin Allah'ın yerinde; ve temas etmeyin ona (dişi deveye) bir kötülükle; öyle ki yakalar sizleri elim bir azap."

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

4Efendi, komuta eden.

672Semûd kavmine verilen bir ayettir; mucizedir. Allah'ın bir malı, bir evi, bir hayvanı asla olmaz. Evrenin her şeyi zaten O'nundur. Anlarız ki bir şeyin Yüce Allah'a ait olduğunun vurgulanması onun kamuya, topluma ait olmasındandır. Hiç kimseye, hiçbir şahsa ait olmayan şey demektir. Allah'ın evi, Allah'ın dişi devesi, Allah'a ait olan ganimetler bu şekilde okunmalıdır.

Anlarız ki bu dişi deve bir mucizedir. Muhtemel ki kendi başına gezinen, Yüce Allah'ın yeri olan kamuya ait arazilerde beslenen bu dişi deve ihtiyaç sahipleri için bol miktarda süt vermektedir. 7:73 ayetinde deveye kötülükle temas edilmemesi vurgulanmıştır. Anlarız ki bu deveye iyilik amaçlı olarak temas edilmektedir. Belirli aralıklarla sütü alınıp dağıtılmaktadır.  

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.


(A'râf) 7:74
"Ve zikredin78 yaptığı zaman sizleri (Allah) Âd sonrasında halifeler65; ve yerleştirdi sizleri yerde; edinirsiniz yumuşak düzlüklerinden onun kasırlar*; ve yontarsınız694 dağları evler (olarak); öyle ki zikredin78 nimetlerini Allah'ın; ve asi gelmeyin yerde fesat265 çıkaranlar (olarak)."

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

65Sonrası gelen, halef.

694Semûd kavminin dişi deve ile sınandığını şerefli Kur'an'ımız bizlere bildirmiştir. Bu kavmin tipik bir özelliği olarak dağlardaki kayaları yontarak evler yaptıkları da işaret edilmiştir.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

*Köşkler.

(A'râf) 7:75
Dedi büyüklenmiş/kibirlenmiş kimseler (olan) mele364; onun (Sâlih’in) kavminden/toplumundan zaaf içinde bırakılmış kimselere; onlardan iman47 etmiş kimseye: "Bilir misiniz sizler ki Sâlih gönderilendir Rabbinden4?"; dediler: "Doğrusu bizler  onunla gönderilene müminleriz27.
364Toplumun önde gelenleri, yetkinleri.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

4Efendi, komuta eden.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(A'râf) 7:76
Dedi büyüklenmiş/kibirlenmiş kimseler: "Doğrusu bizler onunla iman47 ettiğinize kâfirleriz25."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(A'râf) 7:77
Öyle ki yaraladılar/kısırlaştırdılar dişi deveyi; ve küstahlaştılar Rablerinin4 emrine; ve dediler: "Ey Sâlih! Ver bizlere vaat ettiğini eğer olduysan gönderilmişlerden*."

4Efendi, komuta eden.

*Mürselin.

(A'râf) 7:78
Öyle ki yakaladı onları sarsıntı*; öyle ki sabahladılar kendi diyarlarında diz673 üstü.
 6737:78 ayetinden anlarız ki Rablerinin emrine küstahlık edip dişi deveyi yaralayıp kısırlaştıranlar depremle sarsılmış ve kendi diyarlarında diz üstü sabahlamışlardır. Diz üstü pozisyonunun işaret edilmesi de Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. Deprem kurbanlarının ölü bedenleri incelendiğinde en yaygın pozisyonlardan bir tanesinin cenin pozisyonu şekli olduğu görülmüştür. Sarsıntıyla bir şeyin altına girerek küçülme ve cenin pozisyonunu alma içgüdüsel olarak gerçekleşmektedir. *Deprem, zelzele.

(A'râf) 7:79
Öyle ki yüz çevirdi (Sâlih) onlardan; ve dedi: "Ey kavmim/toplumum! Muhakkak belagat515 ettim sizlere risâletini223 Rabbimin4; ve nasihat ettim sizlere; velakin/fakat sevmezsiniz nasihat edenleri."
515Bilgilendirme, mesaj, raporlama, duyuru, ilan, deklarasyon.

223Yüce Allah tarafından gönderilen mesaj, bilgi. 

4Efendi, komuta eden.


(A'râf) 7:80
Ve Lût’u (da); dediği zaman (Lût) kavmine/toplumuna: "İşliyorsunuz fahşâyı81; sizlerden önce gelmiş değildir onunla* alemlerden hiç birisi."

81Vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan.

*Fahşâyla.

(A'râf) 7:81
Doğrusu sizler gelirsiniz erkeklere bir şehvet (-le) kadınların astından; doğrusu sizler müsrif463 bir kavimsiniz/toplumsunuz.
463Sınır aşmak, normal çizgileri aşmak, savurganlık yapmak, ölçüsüz/dengesiz/uygunsuz aşırılık, haddinden fazla, abartmak. 

(A'râf) 7:82
Ve olmuş değildi onun (Lût'un) kavminin/toplumunun cevabı dışında ki dediler: "Çıkarın onları kentinizden; doğrusu onlar temizlenir insanlardır."

(A'râf) 7:83
Öyle ki kurtardık onu* ve ahalisini568 karısı/kadını dışında; oldu (karısı/kadını) geride kalanlardan.
568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. *Lût'u.

(A'râf) 7:84
Ve boşalttık yağmuru üzerlerine bir boşalmış yağmur (-la); öyle ki bak nasıl oldu akıbeti892 mücrimlerin674.
892Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam.674Cürüm işleyenler, suçlular.

(A'râf) 7:85
Ve Medyen'e kardeşleri Şuayb'i; dedi: "Ey kavmim/toplumum! Kulluk46 edin Allah'a; yoktur sizlere hiçbir ilâh74 O'ndan başka; muhakkak geldi sizlere bir beyanat620 Rabbinizden4; öyle ki tamamlayın ölçüyü650 ve mizanı650; ve eksiltmeyin insanların eşyalarını; fesat265 çıkarmayın yerde onun ıslahı360 sonrasında; işte sizleredir; bir hayırdır sizlere; eğer olduysanız müminler27."

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

620Gizli saklı olmadan açıkça deklere edilmiş, apaçık bildirilmiş, belli edilmiş, apaçık ifade edilmiş.

4Efendi, komuta eden.

650Mizan tartı/terazi demektir. Sadece fiziksel tartıları değil beyinde gerçekleşen her türlü tartıyı da işaret eder. Beyinde kurulan tartıda/terazide her zaman eşitlik gözetilmelidir. Ölçü de eşitlikle yapılmalıdır. Yine beyinde yapılan her türlü ölçme, değerini belirleme işlemi eşitlikle yapılmalıdır.    

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

360İyileştirme, düzeltme.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(A'râf) 7:86
Ve oturmayın her bir yola (ki) vaat edersiniz ve engelleyip çevirirsiniz Allah'ın yolundan336 onunla iman47 etmiş kimseyi; ve aranırsınız/bakınırsınız ona* bir eğrilik; ve zikredin78 biraz/az olduğunuz zamanı; öyle ki çoğalttı sizleri; ve bakın nasıl oldu akıbetleri892 fesat265 çıkaranların.
336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

892Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

*Yüce Allah'ın ayetine. Kutsal kitaplarda bulunan ayetler.



(A'râf) 7:87
"Ve eğer olduysa sizlerden bir tayfa* (ki) iman47 ettiler kendisiyle gönderildiğime; ve bir tayfa* (ki) asla iman47 etmezler; öyle ki sabredin51; ta ki hükmeder Allah aramızda; ve O hayırlısıdır hükmedenlerin."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

*Grup.

(A'râf) 7:88
Dedi mele (ki) büyüklenmiş/kibirlenmiş kimselerdir onun (Şuayb’ın) kavminden/toplumundan: "Mutlak çıkarırız675 seni ey Şuayb! Ve iman47 etmiş kimseleri (de) seninle beraber kentimizden; ya da mutlak dönersiniz675 milletimize301"; dedi (Şuayb): "Şayet kerhen697 olduysak da mı?"

675Kur'an'ın bütününe baktığımızda açık ve net olarak görürüz ki müşrikler kendilerine zulmettikleri gibi kendi milletlerinden yani dinî öğretilerine tabi olmayan kimselere de zulmederler. Tehditle kendi öğretilerine girmeye zorlarlar. Kabul etmeyenleri yurtlarından çıkarırlar. Sadece Kur'an demeyen ve kendini Muhammedî sanarak mezheplere tabi olan herkes müşriktir. Bu müşriklerin milleti de yani dinî öğretileri de aynıdır. Kendisine tabi olmayanları dövmek, hapsetmek. Namaz kılmayanı dövmek ve hapsetmek. Namaz kılıncaya kadar hapiste tutmak. Sözde dinlerinden çıkanları mürted ilan edip öldürmek.   

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

301Dinî öğreti, dinî inanç, dinî camia, dinî cemiyet, dinî topluluk, dinî cemaat. 

697İstemeyerek, istemeye istemeye, gönülsüz olarak, tiksinerek, iğrenerek.



(A'râf) 7:89
"Muhakkak iftira402 atmış (oluruz) Allah’a karşı bir yalan244 eğer dönersek sizin milletinize301; zaman sonrası (ki) Allah kurtardı bizleri ondan*; olur değildir bizlere ki döneriz ona*; dışında ki diler Allah; Rabbimiz4!; kuşattı Rabbimiz4 her bir şeyi bir ilim (-le); Allah'a karşı tevekkül79 ederiz; Rabbimiz4! Aç aramızı ve arasını kavmimizin hakla/gerçekle; ve sen hayırlısısın açanların."
402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      

244Yanıltmak, aldatmak, kandırmak, hakkında yalan söylemek, yanlış yönlendirmek, onaylamamak, inkâr etmek.

İşaret edilen şeyi inkâr etmemekle birlikte onun hakkında yanıltıcı, gerçek dışı uyduruk şeylere tabi olmak da tam olarak aynı kelimeyle işaret edilir.

301Dinî öğreti, dinî inanç, dinî camia, dinî cemiyet, dinî topluluk, dinî cemaat. 

4Efendi, komuta eden.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

*Milletten.

(A'râf) 7:90
Ve dedi mele364 (ki) kâfirlik25 etmiş kimselerdir kavminden/toplumundan onun (Şuayb’ın): "Mutlak ki eğer tabi olursanız Şuayb'e; doğrusu sizler o durumda mutlak hüsrana uğrayanlarsınız."
364Toplumun önde gelenleri, yetkinleri.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(A'râf) 7:91
Öyle ki yakaladı onları sarsıntı*; öyle ki sabahladılar kendi diyarlarında diz676 üstü
 6767:91 ayetinden anlarız ki dinde zorlama yapan müşrikler depremle sarsılmış ve kendi diyarlarında diz üstü sabahlamışlardır. Diz üstü pozisyonunun işaret edilmesi de Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. Deprem kurbanlarının ölü bedenleri incelendiğinde en yaygın pozisyonlardan bir tanesinin cenin pozisyonu şekli olduğu görülmüştür. Sarsıntıyla bir şeyin altına girerek küçülme ve cenin pozisyonunu alma içgüdüsel olarak gerçekleşmektedir. *Deprem.

(A'râf) 7:92
Kimseler (ki) yalanladılar Şuayb'i; sanki asla geçinmediler orada*; kimseler (ki) yalanladılar Şuayb'i; oldular onlar hüsrana uğrayanlar.
*Diyarlarında.

(A'râf) 7:93
Öyle ki yüz çevirdi (Şuayb) onlardan; ve dedi: "Ey kavmim/toplumum! Ant olsun belagat399 ettim risâletini223 Rabbimin4; ve nasihat ettim sizlere; öyle ki nasıl acırım/üzülürüm kâfirler25 (olan) bir kavme/topluma karşı."
399Tartışma/hac ancak delillerle yapılır. Dileyen iman eder, dileyen inkar eder. İman etmeyerek sırtını dönenlere yani kâfirlere ya da müşriklere hiçbir şey yapılmaz. Gerçek Kur'an müminlerine düşen ancak bir duyurmadır. Daha fazlası asla değildir. Duyurma dışında insanları zorlamak Kur'an ayetlerini örtmek, ayetlere uymamak, ayetleri yalanlamak demektir.

223Yüce Allah tarafından gönderilen mesaj, bilgi. 

4Efendi, komuta eden.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(A'râf) 7:94
Ve göndermiş değiliz bir kente hiçbir nebi132 (ki) tuttuk ahalisini568 onun (kentin) ızdırapla/sıkıntıyla/zorlukla ve darlıkla; belki onlar alçak gönüllü* olurlar.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 

*Kendilerine nebi gelmiş olan kentlere özel bir durum vardır. Rabbimiz nebiye itaat edilmesini istediği için o kentin ahalisini alçak gönüllü olmaya zorlamaktadır. 


(A'râf) 7:95
Sonra değiştirdik kötülük mekanını güzelliğe; ta ki hızla geliştiler; ve dediler: "Muhakkak temas etti atalarımıza/babalarımıza darlık; ve haz/sevinç (-de)"; öyle ki yakaladık onları ansızın ve onlar şuurlanmıyorlardı.

(A'râf) 7:96
Ve şayet ki kentlerin ehli568 (olanlar) iman47 etselerdi ve takvalı21 olsalardı; öyle ki açardık üzerlerine bereketler gökten180 ve yerden; velakin/fakat yalanladılar244; öyle ki tuttuk onları kazanır olduklarıyla.
568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

244Yanıltmak, aldatmak, kandırmak, hakkında yalan söylemek, yanlış yönlendirmek, onaylamamak, inkâr etmek.

İşaret edilen şeyi inkâr etmemekle birlikte onun hakkında yanıltıcı, gerçek dışı uyduruk şeylere tabi olmak da tam olarak aynı kelimeyle işaret edilir.


(A'râf) 7:97
Öyle ki emin mi oldu kentlerin ehli568 ki gelir perişanlığımız/ızdırabımız geceleyin; ve onlar uyuyanlar (-ken)?
568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 

(A'râf) 7:98
Ya da emin mi oldu kentlerin ehli568 ki gelir onlara perişanlığımız/ızdırabımız aydınlıkken ve onlar laubalilik ederler (-ken)?
568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 

(A'râf) 7:99
Öyle ki emin mi oldular Allah'ın tertibine/düzenine (karşı)? Öyle ki emin olmaz Allah'ın tertibine/düzenine hüsrana uğrayan kavim/toplum dışında.

(A'râf) 7:100
Ve hiç doğru yola kılavuzlamaz mı kimseleri (ki) varis olurlar yere onun* ehli568 sonrasında? Ki şayet dilersek isabet ettirirdik** onlara günahlarıyla; ve mühürleriz175 kalplerinin üzerini; öyle ki onlar işitmezler.
568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


*Kentin.

**Perişanlığı, ızdırabı.


(A'râf) 7:101
İşte şudur; kentler (ki) kıssalaştırırız sana onun* haberlerinden; ve ant olsun geldi onlara onların resûlleri418 beyanatlarla620; öyle ki olmuş değillerdi iman47 etmeye öncesinde yalanladıkları nedeniyle; işte böyledir; mühürler175 Allah kâfirlerin25 kalplerinin üzerini.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

620Gizli saklı olmadan açıkça deklere edilmiş, apaçık bildirilmiş, belli edilmiş, apaçık ifade edilmiş.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Kentin.

(A'râf) 7:102
Ve bulmuş değildik onların çoğunda hiçbir ahit/ant198; ve ancak bulduk çoğunu onların mutlak fâsıklar38.

198Resullerle Yüce Allah’ın yani O’nun kutsal kitaplarının arasını ayırmama. Yüce Allah’ın tek dini olan İslam’ı parçalara bölmeme. Resulleri kutsal kitaplardan ayırmama. Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzu's Sâlihîn gibi insan söylentileriyle/hadislerle, zan içeren kitaplar aracılığıyla resulleri kutsal kitaplardan ayırmama. Resullerle Yüce Allah’ın arası ayrılmışsa bunu birleştirme. Sadece kutsal kitaplara dönme. Sadece Kur’an deme.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.



(A'râf) 7:103
Sonra gönderdik onların sonrasında Mûsâ'yı ayetlerimizle287 firavuna ve onun* melesine364; öyle ki zulmettiler257 ona**; öyle ki bak nasıl oldu akıbeti892 fesat265 çıkaranların.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

364Toplumun önde gelenleri, yetkinleri.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

892Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

*Firavunun.

**Ayete.


(A'râf) 7:104
Ve dedi Mûsâ: "Ey firavun! Doğrusu ben bir resûlüm418 alemlerin203 Rabbinden4."
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  

4Efendi, komuta eden.


(A'râf) 7:105
Bir hak/gerçek üzerinedir ki demem Allah'a karşı hak/gerçek dışında; muhakkak geldim sizlere Rabbinizden4 bir beyanla226 ; öyle ki gönder İsrâîloğullarını197 benimle.

4Efendi, komuta eden.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 


(A'râf) 7:106
Dedi (firavun): "Eğer olduysan (ki) geldin bir ayetle287; getir onu*; eğer olduysan sâdıklardan182."

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

182Doğrular, dürüstler.*Ayeti.

(A'râf) 7:107
Öyle ki fırlattı (Mûsâ) asasını; öyle ki o zaman o* bir apaçık yılandı677.

677Yüce Allah Resûl Mûsâ'ya ve Harun'a firavun ve melesine karşı göstermesi için 9 ayet verdiğini açık ve net olarak bildirmiştir. Bunlardan bazılarını Rabbimiz bizlere bildirmiştir.

1. Mûsâ'nın elini koynuna sokup çıkardığında beyaz ve hasarsız/kusursuz olarak çıkması.

2. Mûsâ'nın elini koynuna sokup çıkardığında elin herkese dehşet veren bir kanada dönüşmesi.

3. Fırlattığı asasının yılana dönüşmesi.

*Asa.

(A'râf) 7:108
Ve çıkardı/soydu (Mûsâ) elini; öyle ki o zaman o beyazdı677 bakanlara.

677Yüce Allah Resûl Mûsâ'ya ve Harun'a firavun ve melesine karşı göstermesi için 9 ayet verdiğini açık ve net olarak bildirmiştir. Bunlardan bazılarını Rabbimiz bizlere bildirmiştir.

1. Mûsâ'nın elini koynuna sokup çıkardığında beyaz ve hasarsız/kusursuz olarak çıkması.

2. Mûsâ'nın elini koynuna sokup çıkardığında elin herkese dehşet veren bir kanada dönüşmesi.

3. Fırlattığı asasının yılana dönüşmesi.


(A'râf) 7:109
Dedi mele firavunun kavminden/toplumundan: "Doğrusu bu mutlak âlim bir sihirbazdır."

(A'râf) 7:110
İster (Mûsâ) ki çıkarsın sizleri arzınızdan/ülkenizden; o durumda ne emredersiniz?"

(A'râf) 7:111
Dediler: "Beklet onu* ve kardeşini; ve gönder şehirlere haşrediciler."
*Mûsâ'yı.

(A'râf) 7:112
"Gelsinler sana her bir âlim sihirbazla."

(A'râf) 7:113
Ve geldi sihirbazlar firavuna; dediler: "Doğrusu bizedir mutlak bir ecir820 eğer olursak bizler galipler."
820Ödül, mükafat.

(A'râf) 7:114
Dedi: "Evet; ve doğrusu sizlersiniz mutlak yakınlaştırılanlardan."

(A'râf) 7:115
Dediler (sihirbazlar): "Ey Mûsâ! Ya ki (sen) atarsın ve ya ki oluruz bizler atanlar."

(A'râf) 7:116
Dedi (Mûsâ): "Atın"; öyle ki ne zaman attılar*; sihre bürüdüler* insanların gözlerini; ve ürküttüler* onları**; ve geldiler* büyük bir sihirle.

*Sihirbazlar.

**İnsanları.


(A'râf) 7:117
Ve vahyettik603 Mûsâ’ya ki "At asanı" (diye); öyle ki o zaman o* yakalayıp kapıyordu sahte** uydurduklarını.
603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.

*Yılana dönüşen asa.

**Anlarız ki sihirbazların gösterdikleri sadece etkileyici bir gösteriden ibarettir. Gerçekle yakından uzaktan ilgisi yoktur.


(A'râf) 7:118
Öyle ki vuku buldu hak/gerçek ve yapar oldukları batıl199.

199Gerçek olmayan, geçersiz, temelsiz, asılsız.


(A'râf) 7:119
Öyle ki yenilgiye uğradılar orada/o anda; ve döndüler küçükler (olarak).

(A'râf) 7:120

Ve atıldılar/kapandılar sihirbazlar secde edenler12 (olarak).

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(A'râf) 7:121
Dediler (sihirbazlar): "İman47 ettik alemlerin203 Rabbine4."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  

4Efendi, komuta eden.


(A'râf) 7:122
Rabbine4 Mûsâ'nın ve Hârûn'un.

4Efendi, komuta eden.


(A'râf) 7:123
Dedi firavun: "İman47 ettiniz ona öncesi ki izin veririm sizlere; doğrusu bu mutlak bir terkiptir/düzendir (ki) terkip ettiniz/düzenlediniz onu şehirde; çıkarmak için ondan* ehlini568 onun*; öyle ki yakında bileceksiniz."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. *Şehirden.

(A'râf) 7:124
"Mutlak keserim ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazdan539; sonra mutlak asarım sizleri topluca."

5395:33 ayetinin öncesi incelendiğinde Yüce Allah'ın firavun döneminde uygulanan bir cezayı işaret ettiği anlaşılır. Yüce Allah'a ve Mûsâ peygambere savaş açıp da fesat çıkaranlar özgürlüklerine kavuşmak yerine firavunun bu korkunç uygulamalarına maruz kalmıştır. Onlara bu ceza müstahak olmuştur. 5:33 ayetinde asla bir emir yoktur. Durum bildirme vardır. 

Eller ve ayakların çaprazlama kesilmesi: Musa peygamber döneminde yaşamış olan İsrailoğulları.


(A'râf) 7:125
Dediler: "Doğrusu bizler Rabbimize4 karşı dönenleriz."

4Efendi, komuta eden.


(A'râf) 7:126

"Ve intikam alır değilsin bizden dışında ki iman47 ettik Rabbimizin4 ayetlerine237 geldiğinde o* bizlere; Rabbimiz4! Boşalt üzerimize bir sabır51; ve vefat621 ettir bizleri müslim45 (olarak)."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

4Efendi, komuta eden.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

621Vefat ölümden farklıdır. Bilincin aktif olduğu beynin korteks kısmının işlevlerinin talamus tarafından devreden çıkarılmasıdır. İlkel işlevler devam eder. Soluma, kalp atışı vb. Yüce Allah uykunun bir vefat olduğunu bizlere bildirmiştir. Ölüm gerçekleşmeden önce mutlaka vefat gerçekleşir. Her vefat ölümle sonlanmaz. Yüce Allah yolunda katledilenlerin ve müminlerin ölmeden vefat ettirildiği Kur'an'ımızda bizlere bildirilmiştir. Resûl Îsâ'nın da vefat ettirildiği ancak ölmediği ortadadır. Bu kimseler Rableri indinde rızıklandırılırlar.  

6:60 ayetinde "...sonra diriltir sizleri orada.." buyrulmuştur. Orada kelimesi yeri/arzı/yeryüzünü işaret eder. Anlaşılır ki uykudaki vefat sürecinde bilincin kaybolmasını ve geri yüklenmesini sağlayan talamus bölgesi kuantum seviyesinde yeri de kapsayan evrenle direkt olarak ilişkilidir.  

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

*Ayet.

(A'râf) 7:127
Ve dedi mele364 firavunun kavminden/toplumundan: "Bırakır mısın Mûsâ’yı ve onun kavmini/toplumunu fesat265 çıkarmaları için yerde?; ve bırakır (Mûsâ) seni ve senin ilâhlarını"; dedi (firavun): "Katledeceğiz onların oğullarını ve hayatta bırakacağız onların kadınlarını; ve doğrusu biz üstünüyüz onların kâhirler* (olarak)."
364Toplumun önde gelenleri, yetkinleri.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

*Dilediğini zorla yaptırma gücü olan, güç yetiren, zapt eden, zafer kazanan, kahreden, zorla hizaya getiren.

(A'râf) 7:128
Dedi Mûsâ kavmine/toplumuna: "Çağırın Allah’ı; ve sabredin51; doğrusu yer Allah’adır; varis eder onu* kullarından dilediği kimseye; ve akıbet892 muttakileredir17."

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

892Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam.

17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden sakınanlar.

*Yer.



(A'râf) 7:129
Dediler*: "Eziyet edildik öncesinde ki geldin bizlere; ve gelmen sonrasında (da) bizlere"; dedi (Mûsâ): "Belki Rabbiniz4 ki helak eder düşmanınızı; ve halife65 kılar sizleri yere; öyle ki bakar nasıl yaparsınız."

4Efendi, komuta eden.

65Sonrası gelen, halef.

*Mûsâ'nın kavmi.

(A'râf) 7:130
Ve ant olsun tuttuk firavun ailesini senelerle* ve bir eksiltme (-yle) ürünlerden; belki onlar zikrederler78.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Her sene gerçekleşen Nil'in taşma döngüsünün en az 3 sene veya daha fazla sene gerçekleşmemesi.

(A'râf) 7:131
Öyle ki geldiği zaman onlara bir güzellik dediler: "Bizedir bu"; ve eğer isabet ederse onlara bir kötülük uğursuz sayıyorlardı Mûsâ’yı ve onunla (Mûsâ'yla) beraber kimseleri; onların uğursuzluğu ancak Allah'ın indindedir/katındadır değil mi?; fakat çokları onların bilmezler.

(A'râf) 7:132
Ve dediler: "Ne kadar gelsen de bizlere kendisiyle bir ayetten287; sihirle büyülemek için bizleri onunla; öyle ki değiliz bizler sana iman47 edenler."

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(A'râf) 7:133
Öyle ki gönderdik üzerlerine678 tufan; ve çekirge; ve bit; ve kurbağalar; ve kan; ayrılmış bir ayet (olarak); öyle ki kibirlendiler; ve oldular mücrim674 bir kavim/toplum.

678Kur'an'ın işaretlerine göre Mûsâ'nın Mısır'dan çıkış firavununun MÖ 1645–1629 yılları arasında yukarı Mısır'da (Teb bölgesi, Luksor) hüküm süren Sobekhotep VIII (Sekhemre Seusertawy Sobekhotep VIII) olduğunu söyleyebiliriz. Karnak tapınağının 3. pilonunda bulunan bir taş stelde Kur'an'ın işaret ettiği tayfun/taşma olağan üstü bir olay olarak tasvir edilmiştir. Nil suyunun tapınağı bastığı, firavunun suyu durdurmak için tapınağa gittiği ve tapınağın avlusunda suya girerek yürüdüğü ve suya çekilmesini emrettiği tasvir edilir. Firavun bu taşmadan ders alacağına aksine kibirlenmiş ve kendisini diğer firavunlardan farklı bir konuma getirmiştir. Kendisini tanrılaştırmıştır. Bunu yine stelden anlıyoruz. Stelde bu tür eserler için alışılmadık bir durum olan firavunun kendisini yarı ilahi bir formda, Nil tanrısı Hapi’den faydalar alırken tasvir etmektedir. 7:133 ayetinde Rabbimiz firavunun ve ailesinin kibirlediğini, büyüklendiğini işaret etmiştir. Normal bir insan musibetlere karşı Rabbine yakarır. Firavun ise kendisine tanrı rolü vermeyi tercih etmiştir. Ne büyük bir sapkınlık. 

Sobekhotep VIII'in başına gelen musibetler;

1. En az 3 veya daha fazla sene kuraklık ve ürünlerden eksiltme (7:130).

2. Tufan.

3. Çekirge

4. Bit

5. Kurbağalar

5. Kan

7:130 ayetinde Yüce Allah'ın firavunu kuraklık seneleriyle ve ürünlerden eksiltmeyle sınadığını anlıyoruz. En az 3 ve daha fazla süren bir kuraklık sonrası tufanın geldiğini de anlarız. Tufan sonrası gelişen çekirge salgını önceki kuraklık yıllarıyla direkt olarak ilgilidir. Uzun kuraklık sonrası boş yağış çekirgelerin üreme döngüsünü tetiklemiş ve büyük bir çekirge salgını olmuştur. Ardından büyük bir bit/pire salgını baş göstermiştir. Bitler epidemik tifüs ‘Epidemic typhus’ denilen bir hastalığa neden olurlar. ‘Rickettsia prowazekii’ isimli çok küçük bir bakteri bitlerden insana geçer ve tedavi edilmediğinde (ki eski Mısır’da tedavisi mümkün olan bir hastalık değildi) ciltten-deriden kanamaya neden olurlar. İnsanın tüm vücudunu kaplayan beneklerden-deri yaralarından kanama olur. İnsanların vücudunun her yerinde kanamalı yaralar oluşur ve beyin fonksiyonları bozulur. ‘delirium’ denilen korkulu hallusinasyonlarının eşlik ettiği aklını kaçırma benzeri karmaşık bir durum gelişir ve sonunda ölüm gerçekleşir. Bit salgınından sonra ayrıca kurbağa istilasının da gerçekleştiğini görmekteyiz. Tufan düşük hava basıncı ve bol su getirmektedir. Uzun süreli düşük hava basıncı ve bol su dişi kurbağaların yumurtlamasına neden olur. Yine düşük hava basıncı ve aşırı sel erkek kurbağalarını da cinsel olarak uyarır.

Firavun ve hanedanlığına gönderilen musibetler: Tufan, çekirge, bit, kurbağalar ve kan


674Cürüm işleyenler, suçlular.

(A'râf) 7:134
Ve ne zaman ki vuku buldu üzerlerine cezalandırma dediler: "Ey Mûsâ! Çağır bizlere (senin) Rabbini4; ahitleştiğiyle (O'nun) senin indinde/yanında; eğer çıkış keşfedersen (sen) bizden cezalandırmaya; mutlak iman ederiz sana; ve mutlak göndeririz seninle birlikte (olan) İsrâîloğullarını197."

4Efendi, komuta eden.

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 


(A'râf) 7:135
Öyle ki ne zaman (bir çıkış/kurtuluş) keşfetsek onlara cezalandırmadan; bir ecele* kadar (ki) onlar ulaşanlardır ona*; o zaman onlar bozarlar**.

*Süreye.

**Ahitlerini, sözleşmelerini, antlaşmalarını.


(A'râf) 7:136
Öyle ki intikam aldık onlardan; öyle ki boğduk onları bol suda; nedeniyle ki onlar yalanladılar ayetlerimizi237; ve oldular ondan* gâfiller310.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.

*Ayetten.

(A'râf) 7:137
Ve varis kıldık kavmi/toplumu* -kimselerdir (ki) oldular zaaflı bırakılanlar- doğularına yerin** ve batılarına onun** (ki) bereketlendirdiğimizdir*** orada**; ve tamamlandı kelimesi**** (senin) Rabbinin4 güzellik (-le) İsrâîloğulları üzerine sabretmeleriyle; ve darmadağın ettik üretir olduklarını firavun ve onun kavminin; ve diker***** olduklarını.

4Efendi, komuta eden.

*Hiksoslular. Nil'in doğularına ve batınlarına hakim olan ezilmiş, hor görülmüş, zaaflı bırakılmış kavim/toplum.

**Nil'in doğuları ve batıları.

***Nil'in doğuları ve batıları bol akan suyla bereketlendirilmiştir.

****Firavunun kölesi olmaktan kurtulmaları.

*****Her türlü dikilen yapılar olabilir. Çadır direkleri, ağaçları dik tutmak için kullanılan kazıklar vb.


(A'râf) 7:138
Ve geçmesine cevaz verdik İsrâîloğullarının197 bol sudan; öyle ki vardılar bir kavim üzerine (ki) yapışıyorlardı* kendilerinin idollerine624 karşı; dediler: "Ey Mûsâ! Yap bizlere bir ilâh74 onların ilâhları74 gibi"; dedi (Mûsâ): "Doğrusu sizler cahil489 bir kavimsiniz/toplumsunuz."

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

624İlâhlık payesi verilecek kadar değer verilen obje. Canlı cansız her şey idol olabilir. Güneş, Ay, Sirius yıldızı, timsah, insanların kendi elleriyle yonttukları objeler, şeyhler, tarikat liderleri, mezhep imamları, hadis/söylenti alimleri, resûllerin bizzat kendileri Yüce Allah'ın astından ilâhlar edinilmiş idollerdir.   

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

489Bilgisiz, bihaber, bilinçsizlik, farkındalığı olmayan.*Tapınmak için yapışıyorlardı.

(A'râf) 7:139
"Doğrusu şunlar; paramparça/toz duman edilendir* onların** kendisi içinde (oldukları); ve bir batıldır199 yapar oldukları."

199Gerçek olmayan, geçersiz, temelsiz, asılsız.

*Yaptıkları batıl inanç.

**İdollere yapışanlar.


(A'râf) 7:140
Dedi (Mûsâ): "Allah'tan başkasını mı ararım sizlere bir ilâh (olarak); ve O (Allah) faziletlendirdi202 sizleri alemlere203 karşı?"

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  


(A'râf) 7:141
Ve kurtardığımız zaman sizleri firavun ailesinden; dayatıyorlardı sizlere azabın kötülüsünü; katlediyorlardı35 oğullarınızı; ve hayatta bırakıyorlardı kadınlarınızı; ve işte sizlereydi bir bela Azîm94 (olan) Rabbinizden4.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

94Büyük/azametli.

4Efendi, komuta eden.


(A'râf) 7:142

Ve vaat ettik Mûsâ’ya otuz geceyi; ve tamamladık onu* onla (on geceyle); öyle ki tamamladı onun (Mûsâ'nın) Rabbi4 vakti kırk geceye; ve dedi Mûsâ kardeşi Hârûn'a: "Halife65** ol kavmin/toplumun içinde; ve ıslah360 et ve tabi olma fesat265 çıkaranların yoluna.

4Efendi, komuta eden.

65Sonrası gelen, halef.

360İyileştirme, düzeltme.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

*30  geceyi.

**Benim ardımdan.


(A'râf) 7:143
Ve ne zaman ki geldi Mûsâ vaktimize; ve kelam369 etti ona Rabbi4: dedi (Mûsâ): "Rabbim4! Görün bana; bakarım sana"; dedi (Allah): "Asla göremezsin beni; velakin/fakat bak dağa doğru; öyle ki eğer kararlı kalırsa o makamında; öyle ki yakında göreceksin beni"; öyle ki ne zaman tecelli etti onun Rabbi4 dağa; yaptı (Allah) onu dümdüz; ve düştü Mûsâ bayılma (-yla); ne zaman ki ayıldı dedi (Mûsâ): "Subhânsın7 sen! Tevbe33 ettim sana; ve ben evveliyim/öncüsüyüm müminlerin27."

36942:51 ayetinde Yüce Allah bir beşere doğrudan kelam etmesinin asla olmayacağını bildirmiştir. Kelam 3 yöntemle olur.

Kişiye doğrudan vahiyle; Mûsâ'nın annesine yapılan vahiy.

Bir perde arkasından;  ağaç yada ateş gibi ara bir madde/perde arkasından. Mûsâ'nın Tur dağında ateş üzerinden vahiy alması. Muhammed'in ise ağaç üzerinden vahiy alması. 

Şerefli bir elçi göndererek; evrenimizin bir üst boyutundan bulunan Cibrîl, Rakim yoldaşları gibi varlıklar Yüce Allah'ın vahyini beşere yine O'nun izniyle vahy ederler.

4Efendi, komuta eden.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

33Dönmek, vazgeçmek.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(A'râf) 7:144
Dedi (Allah): "Ey Mûsâ! Doğrusu ben saflaştırdım seni insanlara karşı; risâletimle223 ve kelamımla369; öyle ki tut/edin verdiğimi* sana; ve ol şükredenlerden."

223Yüce Allah tarafından gönderilen mesaj, bilgi. 

36942:51 ayetinde Yüce Allah bir beşere doğrudan kelam etmesinin asla olmayacağını bildirmiştir. Kelam 3 yöntemle olur.

Kişiye doğrudan vahiyle; Mûsâ'nın annesine yapılan vahiy.

Bir perde arkasından;  ağaç yada ateş gibi ara bir madde/perde arkasından. Mûsâ'nın Tur dağında ateş üzerinden vahiy alması. Muhammed'in ise ağaç üzerinden vahiy alması. 

Şerefli bir elçi göndererek; evrenimizin bir üst boyutundan bulunan Cibrîl, Rakim yoldaşları gibi varlıklar Yüce Allah'ın vahyini beşere yine O'nun izniyle vahy ederler.

*Taş levhalara/tabletlere yazılan Tevrât'ı.

(A'râf) 7:145
Ve yazdık ona (Mûsâ'ya) levhalarda* her bir şeyden; bir vaaza dair ve her bir şeyi bir tefsîl651 (olarak); öyle ki tut/edin onu* kuvvetle; ve emret kavmine/toplumuna (ki) tutsunlar/edinsinler daha güzeliyle** onun*; göstereceğim sizlere fâsıkların38 diyarını."
651Detaylandırmak; detaylı, ayrılmış.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*Taş tabletler halinde olan Tevrât.

**Tevrât'ın hükümlerini hayatlarına geçirmeleri daha güzeldir.


(A'râf) 7:146
Uzak tutacağım ayetlerimden454 kimseleri (ki) kibirlenirler/büyüklenirler yerde olmaksızın hak/gerçek; ve eğer görseler her bir ayeti287 iman47 etmezler ona*; ve eğer görseler reşit/doğru/olgun yolu edinmezler/tutmazlar onu** bir yol (olarak); ve eğer görseler sapkınlık yolunu edinirler/tutarlar onu** bir yol (olarak); işte böyledir; ki ayetlerimizi yalanladıklarındandır195; ve ondan gâfil310 olduklarındandır.
454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.

*Ayete.

**Yolu.


(A'râf) 7:147
Ve kimseleri (ki) yalanladılar196 ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı; boşa çıktı yaptıkları; cezalandırılırlar63 mı (ki) yapar oldukları dışında?

196Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

63Karşılık, hak edilen.


(A'râf) 7:148
Ve edindi/tuttu Mûsâ'nın kavmi/toplumu onun* sonrasında süs donatılarından bir buzağı; bir ceset (olarak); onadır** böğürme; asla görmezler mi ki o** kelam etmez onlara; ve doğru bir yola kılavuzlamaz; edindiler/tuttular onu**; ve oldular zalimler257.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Mûsâ'nın 30+10 gece gitmesi sonrasında.

**Buzağıya.


(A'râf) 7:149
Ne zaman ki düşürüldü* ellerine onların (başları); ve gördüler ki onlar muhakkak dalalete128 düşmüşler; dediler: "Eğer asla rahmet271 etmezse bizlere Rabbimiz4; ve mağfiret319 etmezse bizlere; mutlak oluruz hüsrana uğrayanlardan."

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

4Efendi, komuta eden.

319Bağışlama, affetme.

*Baş. Başlarını elleri arasında almak.

(A'râf) 7:150
Ve ne zaman döndü Mûsâ kavmine gazab (-la) ve bir üzgünlük (-le); dedi (Mûsâ): "Ne kötü oldu ardımdan halifeliğiniz65 bana; acele mi ettiniz Rabbinizin4 emrine?"; ve attı/fırlattı levhaları; ve tuttu başını kardeşinin; çekiyordu onu kendine doğru; dedi (Mûsâ'nın kardeşi): "Anamın oğlu; doğrusu (o) kavim/toplum zaaflı bıraktılar beni; ve neredeyse katlediyorlardı beni; öyle ki sevindirme bana (karşı) düşmanları; asla koyma beni  zalimler kavmiyle birlikte."

65Sonrası gelen, halef.

4Efendi, komuta eden.


(A'râf) 7:151
Dedi (Mûsâ): "Rabbim4! Mağfiret319 et bana ve kardeşime; ve sok bizleri rahmetine271; ve sensin en rahîm2 (olan) Rahîm2."

4Efendi, komuta eden.

319Bağışlama, affetme.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(A'râf) 7:152
Doğrusu kimseler (ki) edindiler/tuttular buzağıyı258; nail* olacak onlara bir gazap Rablerinden4; ve bir zillet dünya hayatında; ve işte böyledir; cezalandırırız iftiracıları883.

258Değerli metallerin karıştırılıp eritilerek yapıldığı buzağı şeklinde bir heykel.

4Efendi, komuta eden.

883Yalan uydurmak, düzmece bir şey üretmek, karalamak, çamur atmak. Din konusunda ise Yüce Allah indinden/katından olmadığı halde bir metne/kelama bu Yüce Allah katındandır demek. *Erişmiş, ele geçirmiş, başarmış, kazanmış, ulaşmış.

(A'râf) 7:153
Ve kimseler (ki) yaptılar kötülükler; sonra tevbe33 ettiler onun* ardından; ve iman47 ettiler; doğrusu (senin) Rabbin4 onun* ardından mutlak Gafûr20’dur; Rahîm2’dir.

33Dönmek, vazgeçmek.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

4Efendi, komuta eden.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Kötülüğün.

(A'râf) 7:154
Ve ne zaman ki sukut etti/sustu Mûsâ’dan gazap; tuttu levhaları; ve onun* nüshasındadır/kopyasındadır679 bir doğru yola kılavuz ve bir rahmet271; kimselere (ki) onlar Rablerinden4 korkarlar.
679Yüce Allah'ın ayetleri asla ama asla değişmez. İslam asla değişmez. Yüce Allah'ın insanlara gönderdiği kutsal kitapların özü olan ayetler Levh-i Mahfûz'da kayıtlıdır. Resûlün dili neyse ayetlerin bir kopyası/nüshası resûle indirilir. 7:154 ayetinde resûl Mûsâ'ya verilen taş tabletlerin ayetlerin bir kopyası/nüshası olduğunu rahatlıkla anlarız. Kur'an da Yüce Allah'ın ayetlerinin yazılı bir kopyasıdır aslında.  

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

4Efendi, komuta eden.

*Dişil tekil zamir Yüce Allah'ın ayetini/ayetlerini işaret eder.  

(A'râf) 7:155
Ve seçti Mûsâ vaktimiz için kendi kavmine/toplumuna yetmiş adam; öyle ki ne zaman tuttu onları sarsıntı* dedi (Mûsâ): "Rabbim4! Şayet dileseydin helak ederdin onları öncesinde; ve beni (de); helak mı edersin bizleri faaliyet içinde olduğuyla bizden ahmakların; değildir o (senin) fitnen610 dışında; dalalette128 bırakırsın onunla** dilediğin kimseyi; ve doğru yola kılavuzlarsın dilediğin kimseyi; sen velimizsin28; öyle ki mağfiret319 et bizlere; ve rahmet271 et bizlere; ve sen hayırlısısın mağfiret319 edenlerin."

4Efendi, komuta eden.

610Test, deneme, sınav, yanlışla doğruyu ayırt edebilme yetisinin ölçülmesi.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

319Bağışlama, affetme.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

*Deprem.

**Fitnenle.


(A'râf) 7:156
Ve yaz bizlere bu dünyada bir iyilik/güzellik ve ahirette (de); doğrusu bizler kılavuzlandık sana; dedi (Allah) : "Azabım (ki) isabet ettiririm onu dilediğim kimseye; ve rahmetim271 (ki) kuşattı her bir şeyi; öyle ki yazarım onu kimselere (ki) takvalı21 olurlar; ve verirler zekâtı10; ve kimselerdir (ki) onlar ayetlerimize iman47 ederler.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(A'râf) 7:157
Kimselerdir (ki) tabi olurlar resûle*; ümmi277 nebiye*; kimsedir (ki) bulurlar onu* yanlarındaki Tevrât’taki ve İncil’deki bir mektup/yazıt (-la); emreder* onlara marufla; ve men eder* onları çirkinleştirilmişten; ve helal kılar* onlara iyileri; ve haram kılar* üzerlerine kötüleri; ve kaldırır* onlardan bağlarını onların ve prangaları ki oldu (o) üzerlerinde; öyle ki kimselerdir (ki) iman ederler ona*; ve azarlarlar** kendilerini ona* ve yardım ederler ona*; ve tabi olurlar onunla* beraber indirilen nura***; işte bunlar; onlardır felaha326 erenler.

277Kutsal kitapları anlayarak okumayan ya da okuyamayan. Günümüzde kendilerini müslüman sanan milyarlarca insan kendi dillerinde okuma yazmaya sahip olsalar da Kur'an'a ümmidirler. Kur'an'ı anlamadan yüzünden okuyanların hepsi ümmidir. Kur'an'ın anladığı dilde tercümesini okuyanlar ümmi sınıfına girmezler.  

326Kurtuluş, başarı.

*Resûl, nebi Muhammed.

**Zapt ederler, tutarlar.

***Kur'an'a. 


(A'râf) 7:158
De ki: "Ey insanlar! Doğrusu ben* resûlüyüm Allah'ın üzerinize topluca; ki O’nadır mülkü göklerin ve yerin; yoktur ilâh74 O’nun dışında; hayat verir ve öldürür"; öyle ki iman47 edin Allah'a ve resûlüne O’nun; ümmi277 nebiye132 ki iman47 eder* Allah'a; ve O'nun kelimelerine*; ve tabi408 olun ona* belki sizler; doğru yola kılavuzlanırsınız.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

277Kutsal kitapları anlayarak okumayan ya da okuyamayan. Günümüzde kendilerini müslüman sanan milyarlarca insan kendi dillerinde okuma yazmaya sahip olsalar da Kur'an'a ümmidirler. Kur'an'ı anlamadan yüzünden okuyanların hepsi ümmidir. Kur'an'ın anladığı dilde tercümesini okuyanlar ümmi sınıfına girmezler.  

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

408Resûle itaat etmek kavramıyla aynı paralellikte bir kavramdır. Resûl=Kur'an'dır. Kur'an=Resûl'dür. Bu ikisinin arası asla ayrılamaz. Resûl sadece Kur'an'a tabi olmuştur. Bir Kur'an vardır bir de peygamberin sünneti vardır demek Yüce Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini ayırmaktır.  

*Resûl, ümmi nebi Muhammed.

**Kur'an'a.


(A'râf) 7:159
Ve Mûsâ’nın kavmindendir/toplumundandır bir ümmet305 (ki) doğru yola kılavuzlar hakla/gerçekle; ve onunla* adaleti680 yerine getirirler.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.*Hakla/gerçekle.

(A'râf) 7:160
Ve kestik onları on iki kabileye/boya/oymağa ümmetler (olarak); ve vahyettik Mûsâ'ya su istediği zaman onun* kavmi/toplumu ki "Darbet/vur asanla taşa" (diye); ve fışkırdı ondan** on iki göze; muhakkak bildi her insan kendi içeceği yeri; ve gölgelendirdik üzerlerine bulutu264; ve indirdik üzerlerine menneyi262 ve bıldırcını263; "Yiyin sizleri rızıklandırdığımız iyilerden"; ve zulmetmiş257 değillerdi bize; velakin/fakat onlar kendi nefislerine201 zulmediyorlardı257.

264Santorini volkanik patlaması (MÖ 1640) Dünya’nın yüksek atmosferine inanılmaz boyutta gaz-toz bulutu püskürtmüştür. Bu bulutlar çevreye yayılmış ve doğuya doğru yol almıştır. Yapılan analizlerde bu bulutlara bağlı güneş ışınlarının tam olarak yeryüzüne ulaşamaması nedeniyle küresel iklim değişikliklerinin olduğu bilimsel olarak gösterilmiştir. Mısır, Orta Doğu, Arabistan gibi çok sıcak olan bölgeler gölgelenme nedeniyle bahar havasına kavuşmuş, ılık hale gelmiş ve bol yağmur alır olmuştur. Bu gölgelenmenin yıllarca sürdüğü bilinmektedir.

262Çöl trüf mantarı (desert truffle’ ‘Terfeziaceae’ ). Kelime anlamı ikram, hediye, faydalı bir şeyin ikramıdır. Ülkemizde dolaman, ak doloman, keme olarak da bilinen mantar türü. İnanılmaz derecede besleyici ve birçok faydası olan bir besindir. %20-27 oranında proteinler, yağlar ve lifler içerir. 2017 yılında yapılan bir çalışmada (Libya) kırmızı-siyah renkli çöl trüfünde %16.3 protein, %6.2 yağ, %67.2 karbonhidrat tespit edilmiştir. Beyaz çöl trüfünde %18.5 protein, %5.9 yağ ve %65 karbonhidrat içeriği bulunmuştur. Muhteşem besleyici bir besindir. Aynı zamanda dengelidir. Trüfler ayrıca vücut için gerekli birçok metalleri (sodyum, potasyum, fosfor, demir, bakır, kalsiyum, kobalt, silikon, çinko, alüminyum ve manganez) içerir.

Santaroni volkanik patlaması (MÖ 1640) tüm dünyayı etkilemiştir. Dünyanın iklimini değiştirmiştir. Kurak ve sıcak olan iklim Musa peygamber ve yanındakilerin bulunduğu bölgede serin ve yağmurlu bir iklim haline gelmiştir. Mineraller içeren bol yağmur çölde çok dengeli bir besin olan çöl trüfünün bolca oluşmasına neden olmuştu

Musa peygamber ve İsrailoğullarına verilen nimetler: Gölgelenme, çöl trüfü ve bıldırcın

263Bıldırcın (Coturnix coturnix L.) tavuklar (Galliformes) takımının, tavuksular (Phasianidae) familyasının en küçük türüdür. Göçmen kuştur. Musa peygamber ve yanındakilerin göçmen kuşların göç yolları üzerinde olduğunu anlarız. Toplu göç zamanlarında meydana gelen ani iklim değişiklikleri, ters esen sert rüzgârlar, fırtınalar ve aşırı yağışlar sonucunda bıldırcınların yere düştükleri bilinmektedir. Santoroni patlaması sonucu gelişen ani iklim değişikliği bıldırcınları da etkilemiştir. Göç yollarında karşılaştıkları olumsuz hava koşulları yere düşmelerine ve kolayca yakalanmalarına neden olmuştur.

Musa peygamber ve İsrailoğullarına verilen nimetler: Gölgelenme, çöl trüfü ve bıldırcın

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Mûsâ'nın.

**Taştan.


(A'râf) 7:161

Ve denildiği zaman onlara: “Mesken edinin şu kentte; ve yiyin orada dilediğiniz (gibi) her yerden; ve deyin: “hitta/günahlardan-hatalardan bir arınma“; ve girin kapıdan secde edenler12 (olarak)”; bağışlarız sizlere hatalarınızı; ziyade edeceğiz güzel davrananlara.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(A'râf) 7:162
Öyle ki değiştirdiler onlardan zulmetmiş257 kimseler kavli/sözü* onlara denilenden başkasına; öyle ki gönderdik üzerlerine gökten bir cazalandırma; zulmeder257 olduklarıyla.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Yüce Allah'ın kutsal mesajını.

(A'râf) 7:163
Ve sor* onlara kentten; öyle ki olmuştu (o) denize sunuşlu**; taşıyorlardı/sınırı aşıyorlardı o zaman (onlar) sebte272; geliyordu o zaman balıkları onların sebt272 günü belirginleşenler*** (olarak); ve sebt272 olmayan gün gelmiyorlardı; işte böyledir; belalandırıyorduk256 onları fâsıklık38 eder olduklarıyla.

272Sebt/Şabat/Şabbat; Yahudilere dinden bir şeriat olan, onlara özel emredilen bir uygulama. Haftanın bir gününde iş bırakılacak ve o gün Tevrat dersleri yapılacaktır. Günümüz Yahudileri bu günü Cumartesi olarak uygulamaktadırlar. Yüce Allah'ın sebt emri yine şirke kurban gitmiş ve Yahudiler sınırı aşmıştır. Günümüzde Cumartesi günleri elektrik düğmesine bile basmadan tüm günü hiç bir iş yapmadan geçirmektedirler.  

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.


38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*Resûl Muhammed.

**Deniz kenarında.

***Görünürler. 


(A'râf) 7:164
Ve dediği zaman bir ümmet305 onlardan*: "Niçin vaaz653 edersiniz** bir kavme/topluma (ki) Allah helak edicidir onları ya da azap edicidir onlara şiddetli bir azap (-la)?"; dediler**: "Bir mazerettir*** (sizin) Rabbinize4 karşı; ve belki onlar takvalı21 olurlar.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

4Efendi, komuta eden.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Yahudilerden.

**Müminler.

***Muaf tutulmak için özür beyanıdır.


(A'râf) 7:165
Öyle ki ne zaman unuttular kendisiyle* zikredileni78; kurtardık kötülükten meneden kimseleri; ve tuttuk zulmetmiş257 kimseleri çetin/güçlü bir azapla; fâsıklık38 eder olduklarıyla.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*Yüce Allah'ın kutsal mesajı.

(A'râf) 7:166
Öyle ki ne zaman sınırın aştılar kendisinden* menedilenden dedik onlara: "Olun maymunlar273; dışlanan/reddedilen**."

273Maymunların karakterlerine benzeme. Bilgelikten yoksun davranmak. Akılsızca taklit etmek.

*Kötülük.

**Dışlanan, reddedilen maymunlara işaret de anlamlıdır. Maymunlar topluluk halinde yaşarlar. Hiyerarşi söz konusudur. Bazı maymunlar lider tarafından topluluktan kovulur. Bu reddedilen maymunlarda stres, huzursuzluk çok daha yüksektir. Bir türlü huzur bulamazlar.  


(A'râf) 7:167
Ve ilan ettiği zaman (senin) Rabbin4 (ki) mutlak gönderir onlara kıyamet148 gününe kadar kimseyi681 (ki) dayatır onlara azabın681 kötüsünü; doğrusu (senin) Rabbin4 mutlak seridir akabinde*; ve doğrusu O mutlak Gafûr20’dur; Rahîm2’dir.

4Efendi, komuta eden.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

681Yüce Allah 7:167 ayetinde açık ve net olarak Yahudileşen kimselere kötü bir azap dayatacak bir kimseyi göndereceğini bildirmiştir. Bir süre belirtilmese de bunun kıyamet öncesi mutlak gerçekleşmesi gerektiğini anlarız. Bu kimsenin Hitler olduğu ve kötü azabın da Holokost olduğunu görülmektedir.  

Alemlere rahmet olan Kuran’ın inişinin tamamlandığı 633 yılından tam 1295 ay yılı (1256 güneş yılı) sonra Hitler doğmuştur. 1889 yılında; bu bir tesadüf olabilir mi?

Holokost


20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Ardında.

(A'râf) 7:168
Ve kestik681 onları yerde ümmetlere305; onlardandır** sâlihler217; ve onlardandır** bunun astından/aşağısından; ve belalandırdık256 onları güzelliklerle ve kötülüklerle; belki onlar dönerler.

681Yüce Allah 7:167 ayetinde açık ve net olarak Yahudileşen kimselere kötü bir azap dayatacak bir kimseyi göndereceğini bildirmiştir. Bir süre belirtilmese de bunun kıyamet öncesi mutlak gerçekleşmesi gerektiğini anlarız. Bu kimsenin Hitler olduğu ve kötü azabın da Holokost olduğunu görülmektedir.  

Alemlere rahmet olan Kuran’ın inişinin tamamlandığı 633 yılından tam 1295 ay yılı (1256 güneş yılı) sonra Hitler doğmuştur. 1889 yılında; bu bir tesadüf olabilir mi?

Holokost


305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

217Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapanlar.

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.


*Yahudiler kıyamet gününe kadar asla tek bir ümmet şeklinde bir araya gelemez. Dünya'nın dört bir yanına dağılmış ümmetler şeklinde dağılmışlardır.

**Bir toplum/kavim için tamamen kötüdür ya da tamamen iyidir demek asla doğru değildir. Her toplumda olduğu gibi iyi ve kötü insanlar vardır. Bir toplumu/kavmi oluşturan insanlarda iyilerin sayısının artması kavmin/toplumun da aynı istikamette gitmesini sağlar.  


(A'râf) 7:169
Öyle ki halife65 oldu onların sonrasında bir halife65 (ki) varis oldular kitaba*; tutarlar/edinirler arzını/sunduğunu bu alçağın**; ve derler: "Mağfiret319 edilecek bizlere"; ve eğer gelse onlara arzın/sunulanın kendi (kadar) misli870; tutarlar/edinirler onu; asla tutmazlar/edinmezler üzerlerine kitabın* mîsâkını281 ki "demeyin Allah’a karşı hak/gerçek dışında" (dır); ve (oysa) ders çalıştılar (onlar) onun* içindekine; ve ahiret diyarı hayırlıdır kimselere (ki) takvalı21 olurlar; öyle ki akletmez misiniz?

65Sonrası gelen, halef.

319Bağışlama, affetme.

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Tevrât'a.

**Daha alçak/aşağı bir evrende olan Dünya gezegeninin.


(A'râf) 7:170

Ve kimseler; sımsıkı sarılırlar/yapışırlar kitaba (Kur’an’a); ve ikame572 ederler salâtı5; doğrusu biz; zayi etmeyiz muslihlerin30 ecrini/karşılığını.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

30Sâlih işler yapan. Sâlihâtı (düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler) yapan.


(A'râf) 7:171
Ve kaldırdığımız zaman dağı üstlerine ki o* bir gölge gibiydi; ve zannettiler ki o* bir düşendi onlara; tutun/edinin verdiğimi** sizlere kuvvetle; ve zikredin78 onun** içindekini; belki sizler takvalı21 olursunuz.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Dağ.

**Tevrât'ı.


(A'râf) 7:172

Ve aldığı zaman (senin) Rabbin4 Âdemoğullarından; sırtlarından onların zürriyetlerini380; ve tanık/şahit yaptı onları kendi nefisleri201 üzerine: “Değil miyim Rabbiniz4!”; dediler: “Evet! Tanık/şahit olduk”; ki dersiniz kıyamet günü148: “Doğrusu biz olmuştuk bundan gâfil310.” (diye).

4Efendi, komuta eden.

380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.



(A'râf) 7:173
Ya da dersiniz (diye): "Doğrusu şirk71 koştuğudur babalarımız/atalarımızın önceden; ve olduk bir zürriyet380 onlardan sonra; helak mı edersin bizleri faaliyet ettiğiyle batıllaştıranların/iptal edenlerin682."

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb. 682Yüce Allah'ın mesajını boşa çıkaranlar, yok hükmüne getirenler, boşaltanlar. Ayetlerin anlamını uyduruk, tamamı zan olan söylentilerle boşa çıkaranlar. Yüce Allah'ın kutsal kitaplarınddaki mesajını iptal edenler, feshedenler. Nasih mensûh uydurmasyonlarıyla, kendi elleriyle yazdıkları hadislerle Kur'an'ın ayetlerini yok sayanlar. Tevrât'ın ayetlerini kendi elleriyle yazdıkları Talmud ile yok hükmüne getirenler. 

(A'râf) 7:174
Ve işte böyledir; tefsîl651 ederiz ayetleri; ve belki onlar dönerler.
651Detaylandırmak; detaylı, ayrılmış.

(A'râf) 7:175
Ve oku onlara haberini kimsenin684 (ki) verdik ona684 ayetlerimizi ; sıyrıldı/soyuldu* ondan**; öyle ki tabi oldu ona***; şeytâna29; öyle ki oldu doğru yoldan sapanlardan.

6847:175-176. ayetlerde dilini sarkıtıp soluyan bir köpeğin durumuna benzetilen, kendisine ayetler verilmiş olan kimseden bahsedilmektedir. Bu kimsenin resûl Muhammed öncesi yaşamış olduğu anlaşılır. İsrailoğullarından olması gerektiğini de anlarız. Kendisine ayetler verildiğine göre anlarız ki bu kimse bir elçi/resûl olmalıdır. Bu kimsenin ayetlerden sıyrılarak yeryüzüne tamah ettiğini ve hevâsına uyarak sapanlardan olduğunu anlarız. 7:176 ayetinde Rabbimiz dileseydi bu kimseyi ayetlerle yücelteceğini bildirmiştir. Demek ki Rabbimiz dilememiştir.   

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

*Derinin soyulması, hayvanın etinden derisinin soyulması/sıyrılması gibi.

**Ayetten.

***Şeytâna.


(A'râf) 7:176
Velev/fakat dileseydik mutlak yükseltirdik onu684 onunla*; velakin/fakat o684 saplandı yere; ve tabi oldu hevâsına; öyle ki misali/benzeri onun misali/benzeri gibidir köpeğin; eğer hamle yapsan üzerine dilini sarkıtıp solur ya da terk etsen onu dilini sarkıtıp solur; işte budur misali/benzeri kavmin/toplumun; kimselerin (ki) yalanladılar ayetlerimizi; öyle ki kıssalaştır (bu) kıssayı belki onlar fikrederler868.

6847:175-176. ayetlerde dilini sarkıtıp soluyan bir köpeğin durumuna benzetilen, kendisine ayetler verilmiş olan kimseden bahsedilmektedir. Bu kimsenin resûl Muhammed öncesi yaşamış olduğu anlaşılır. İsrailoğullarından olması gerektiğini de anlarız. Kendisine ayetler verildiğine göre anlarız ki bu kimse bir elçi/resûl olmalıdır. Bu kimsenin ayetlerden sıyrılarak yeryüzüne tamah ettiğini ve hevâsına uyarak sapanlardan olduğunu anlarız. 7:176 ayetinde Rabbimiz dileseydi bu kimseyi ayetlerle yücelteceğini bildirmiştir. Demek ki Rabbimiz dilememiştir.   

868Düşünmek, analitik düşünmek, derinlemesine düşünmek, zihninde tasarlamak, değerlendirmek. *Ayetle.

(A'râf) 7:177
Ne kötüdür misali/benzeri kavmin/toplumun; kimselerin (ki) yalanladılar ayetlerimizi; ve kendi nefislerine201 oldular zulmederler257.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(A'râf) 7:178
Kimi doğru yola kılavuzlar Allah öyle ki o doğru yolu bulandır; ve kimi dalalette128 bırakır; öyle ki işte bunlar; onlardır hüsrana uğrayanlardır.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.


(Sebe') 34:12

Ve Süleyman içindi rüzgâr; sabah gidişi onun (rüzgârın) bir ay; ve akşam gidişi onun (rüzgârın) bir ay; ve akıttık ona katran pınarını/gözünü; ve cinden91 kimse, yaptı/faaliyet gösterdi (cinden kimse) iki elinin arasında onun (Süleyman'ın) Rabbinin izniyle; ve emrimizden sapan kimseye (cinden kimseye) onlardan, tattırırız ona alevli azaptan.

91Görünmeyen, gizli, örtülü. Anne rahminde yaratılan fetüs dışardan görülemediği için cenin olarak işaret edilir. Mecnun da aklı örtülmüş, gizlenmiş kimseler için kullanılır. Yeşilliklerle örtülü olması nedeniyle cennet kelimesi de aynı kökten türemiştir. Cin kelimesinin işaret ettiği şey/şeyler Rabbimizin ayette işaret ettiği şeye göre değişir. Bunlar;


(A'râf) 7:179

Ve ant olsun ektik/tohumladık cehennem için birçoğunu cinden210 ve insandan; onlaradır* kalpler213 akletmezler562 onunla; ve onlaradır gözler bakmazlar onunla; ve onlaradır kulaklar işitmezler onunla; işte bunlar; en'âmdır645; evet! Onlar daha dalalet128 içindedir; işte bunlar; onlardır gâfiller310.

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.         

213Kalpte yaklaşık olarak 40-50 bin arasında sinir hücresi bulunur. Bu hücrelerin kendi hafızaları vardır. Bu sinirler beynin karar verme yeri olan ön lobuna yani insanın perçem bölgesinin altında yer alan beyin bölgesine sinir uçları gönderir. Nasıl ki gözler beyinle görür, nasıl ki kulaklar beyinle duyar, beyin de kalple akleder. Doğru karar vermede kalplerin rolü vardır. Kalp nakli yapılan hastalarda davranış ve huy değişikliklerini olmasının nedeni budur.562İslâm akıl dini değil nakil dinidir diyenlerin vay haline. Yaratılış özelliğimiz olan beyni çalıştırmak, doğruyu yanlıştan ayırmak için beyin hücrelerini bir bilgisayar işlemcisi gibi çalıştırmak, kullanmak. Her şeyi mantık süzgecinden geçirmek. Beynin onayına sunmak. Fikir yürütmek.645Koyun, keçi, deve ve sığır türleri. Eşli olarak sekiz çiftlerdir. Bak. 6:143-144.  

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.

*'Onlaradır geçişi önemlidir. Bu zamir hem cinleri hem de insanları kapsar. Bu durumda cinlerin insanların kalp, göz ve kulak organlarının işlevini yapan, benzer özelliklere sahip, kendilerine özgü mekanizmalara sahip olduklarını anlarız. Kendi yaratılış özelliklerine göre bu varlıkların kendi iradelerinin olduğunu, çevrelerinde olan şeylerden görme ve işitme gibi özellikler gibi farkındalık sahibi olduklarını anlarız.

(A'râf) 7:180
Ve Allah’adır güzel isimler49; öyle ki çağırın onunla*; ve bırakın kimseleri (ki) eğilirler/saparlar O'nun** isimlerinde49; cezalandırılacaklar63 yapar olduklarıyla.

49İsim; Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel isimler/sıfatlar O'nadır.

63Karşılık, hak edilen.

*İsimle.

**Allah'ın.


(A'râf) 7:181
Ve yarattığım kimselerdendir bir ümmet305; doğru yola kılavuzlar hakla/gerçekle; ve onunla* adaletli olurlar/sağlarlar.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

*Hakla/gerçekle.

(A'râf) 7:182
Ve ayetlerimizi yalanlamış195 kimseleri; adım adım ilerleteceğiz onları yerden (ki) bilmezler (onlar).

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 


(A'râf) 7:183
Ve uzun bir süredir* onlara; doğrusu (benim) planım** metindir/sağlamdır.

*Uzun bir süre verilmiştir onlara.

**Stratejim.


(A'râf) 7:184
Ve hiç fikretmezler868 mi (ki) yoktur arkadaşlarında* hiçbir cinnet** ki o*** ancak apaçık bir uyarıcıdır?
868Düşünmek, analitik düşünmek, derinlemesine düşünmek, zihninde tasarlamak, değerlendirmek.

*Resûl Muhammed'te.

**Mecnunluk, cinnet getirme.

***Resûl Muhammed.


(A'râf) 7:185
Ve hiç bakmazlar mı melekûtuna685 göklerin162 ve yerin; yarattığına Allah'ın (her) bir şeyden; ve belki de olur ki muhakkak yakınlaşmıştır ecelleri onların; öyle ki hangi hadise/söze sonrasında onun* iman47 ederler.
685Uçsuz bucaksız mülk.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Bu sözün.

(A'râf) 7:186
Kimi dalalette128 bırakır Allah; öyle ki olmaz doğru yola kılavuzlayan ona*; ve bırakır onları** tûğyânları442 içinde (ki) bocalayıp dururlar.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

442Azgınlık, sınırı aşma, sınırı çiğneme, taşkınlık, tiranlık, despotluk. Din konusunda ise kutsal kitapların hükümlerinin dışına çıkma, kutsal kitaplardan taşma, kutsal kitapların çizdiği hükümleri çiğnemedir. Tevrat'ın tâğûtu Talmud'tur. Kur'an'ın tâğûtu ise hadis kitaplarıdır.

*O kimseyi.

**O kimseleri.


(A'râf) 7:187
Sual ederler/sorarlar sana sâatten470; ne zamandır gelip demir attırılması onun (diye); de ki : "Onun ilmi ancak Rabbimin4 indindedir/katındadır; belirgin edemez onun* vaktini O'nun dışında; ağır686 geldi (o) göklerde162 ve yerde; gelmez sizlere ansızın (olması) dışında; sual ederler/sorarlar sana sanki sen hafiysin** ondan; de ki: "Onun ilmi ancak Allah'ın indindedir/yanındadır; velakin/fakat insanların çoğu bilmezler.
470Kıyamet. Evrenin uzay zaman kumaşının karanlık enerjinin aşırı üflemesi sonucu yırtılması ve evrenin hızla şişirilen (Sur'a üfleme) bir balonun patlaması gibi parçalanması. Yırtıklar ışık hızında tüm evrene yayılacaktır. Parçalanan evren yerçekimi kuvvetiyle tekrar tekillik haline dönecektir.

4Efendi, komuta eden.

686Ağırlığı oluşturan şey kütle çekim kuvveti olduğu için evrenin yırtılmasıyla birlikte evrenin düzeninin bozulmasını yine kütle çekim kuvvetinin gerçekleştireceğini anlarız. Kur'an'a göre kütle çekim kuvveti tüm evreni bir karadeliğe dönüştürecek ve sonunda yine tekilliğe dönüş gerçekleşecektir. Evreni oluşturan tüm madde ve her şey tekrar saf enerjiye dönüşecektir.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

*Sâatin.

**Bilgi sahibi olmak için araştırmak-sorgulamak.


(A'râf) 7:188
De ki687: "Malik* olamam kendi nefsime201 bir menfaate; ve ne de bir zarara Allah'ın dilediği dışında; velev/şayet gaybı bilir olsaydım; mutlak çoğaltırdım hayırdan; ve dokunur olamazdı bana kötülük; ki ben ancak bir uyarıcıyım ve müjdeleyiciyim bir iman47 eder bir kavim/toplum için.

687Yüce Allah 7:188 ayetinde kendi elçisine şunları demesini emretmiştir;

Resûl Muhammed kendi nefisine/benliğine bile bir menfaat ya da bir zarar sağlamaya malik değildir. Hiç bir yetkisi yoktur.

Bir insana menfaat ya da bir zarar sağlama yetkisi sadece Yüce Allah'ın kendisindedir. O dilerse ancak bir nefse menfaat ya da bir zarar verebilir.

Resûl Muhammed gaybı bilemez.

Hayırdan işleri artırmak gereklidir. Hayırdan işler kötülüklerin dokunmasını engeller. 

Resûl Muhammed ancak bir uyarıcıdır; bir müjdeleyicidir.

Uyarı ve müjde ancak iman eden bir toplum içindir. İman etmeyen toplumlar bu uyarı ve müjdeden faydalanamaz.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Sahip.

(A'râf) 7:189
O (ki) yaratandır sizleri tek bir nefisten201; ve yaptı (Allah) ondan (dişiden) eşini onun (dişinin); sükûn bulması için (erkeğin) onunla (dişiyle); öyle ki ne zaman sardı/örttü (erkek) onu (dişiyi); yüklendi (dişi) hafif bir yük; öyle ki geçti/geçirdi (dişi) onunla; öyle ki ne zaman ağırlaştı (dişi); çağırdı ikisi Allah’ı; Rablerini4; eğer verdiysen bizlere bir sâlih777; mutlak oluruz şükredenler43.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

4Efendi, komuta eden.

777Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.


(A'râf) 7:190
Öyle ki ne zaman verdi ikisine (Allah) bir sâlih777; yaptı* (erkek) O'na (Allah'a) ortaklar ikisine verdiğinde**; öyle ki yücelmiştir Allah şirk71 koştuklarından.

777Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

*Eril tekil zamir önemlidir. Şirk koşanın erkek olduğunu anlarız.

**Sâlih evlat veren sadece Yüce Allah'a teşekkür edeceğine O'nun astından şeye/şeylere de teşekkür etmiştir; şükretmiştir. Aracı saymıştır.


(A'râf) 7:191
Şirk71 mi koşarlar bir şey yaratamayanı? Ve (oysa) onlar yaratılırlar.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.


(A'râf) 7:192
Ve güç yetirip itaat edemezler* onlara** bir yardıma; ne de kendi*** nefislerine201 yardım edebilirler.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Şirk koştukları.

**Şirk koşanlara.

***Şirk koşulanların nefis sahibi canlılar olduğunu anlarız.


(A'râf) 7:193
Ve eğer çağırsanız onları* doğru yola kılavuza; tabi olamazlar sizlere; aynı seviyedir/farksızdır sizlere çağırdınız onları ya da sizler susanlarsınız.
*Şirk koştuklarınızı.

(A'râf) 7:194
Doğrusu kimseler* (ki) çağırırsınız Allah’ın astından; kullardır* sizlerin misalleri/benzerleri; öyle ki çağırın onları; öyle ki cevap versinler sizlere eğer olduysanız sâdıklar182.
182Doğrular, dürüstler.*Şirk koşulan şeylerin kimseler olarak işaret edildiğini görmekteyiz. Bu da bizlere Yüce Allah'ın kulları olan, diğer insanlardan farkı olmayan kimselerin ilâhlaştırıldığını gösterir. Günümüzde resûl Îsâ'ya ve Muhammed'e Yüce Allah'ın isimleri/sıfatları atfedilmiştir.   

(A'râf) 7:195
Onlara mıdır ayaklar* yürürler onunla; ya da onlaradır eller* saldırıp vururlar onunla; ya da onlaradır gözler* bakarlar onunla; ya da onlaradır kulaklar* işitirler onunla?; de ki: "Çağırın şirk71 koştuklarınızı; sonra plan** yapın bana (karşı); öyle ki göz açtırmayın bana."

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

*Şirk koşulan kimselerin kendilerine gelecek bir zararı bile gidermeye güçleri yoktur. Kendilerine bir hayır da sağlayamazlar. Bu evrenden ayrılıp gitmişlerdir. Önceden ne hayır yaptılarsa Yüce Allah katında onu bulurlar.

**Strateji geliştirin.


(A'râf) 7:196
Doğrusu (benim) velim28 Allah'tır ki indirendir kitabı*; ve O yakın korur/himaye eder sâlihleri217.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

217Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapanlar.

*Kur'an'ı.

(A'râf) 7:197
Ve kimseler* (ki) çağırırsınız O’nun** astından; güç yetiremezler itaat etmeye (bir) yardıma sizlere ve ne de kendi nefislerine201 yardım edebilirler.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Şirk koşulan kimseler.

**Allah'ın.


(A'râf) 7:198
Ve eğer çağırsan onları doğru yola kılavuza işitemezler; ve (kendince) görürsün onları bakarlar sana; ve (oysa) onlar bakamazlar.

(A'râf) 7:199
Tut/edin* affı358; ve emret urfla689; yüz çevir cahillerden.
358Affetmek, bağışlamak.

689Bir kimse yada grubun değil herkesin normal/doğru/iyi/güzel/faydalı bildiği evrensel normlar/kurallar/uygulamalar. Adalet vb. 

*

(A'râf) 7:200
Ve eğer gelirse sana kışkırtma; şeytândan29 bir kışkırtma; öyle ki sığın Allah'a; doğrusu O bir Semî’dir41; bir Alîm’dir8.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

41İşiten.

8Bilen.


(A'râf) 7:201
Doğrusu kimseler (ki) takvalı21 oldular (Allah’a) temas ettiği zaman onlara bir tavaf/dolaşma* şeytândan29; zikrettiler78 (Allah’ı); öyle ki o zaman onlar bakanlardır/görenlerdir**.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Şeytânın musallat olması.

**Şeytânın kışkırtmalarını rahatlıkla görürler, anlarlar.


(A'râf) 7:202
Ve onların kardeşleridir* (ki) genişletirler/uzatırlar* onları sapkınlığa; sonra peşlerini bırakmazlar*.
*Şeytânlar.

(A'râf) 7:203
Ve asla gelmediğin zaman onlara bir ayetle454 derler: "Keşke derleseydin/toplasaydın onu*; de ki ancak tabi olurum Rabbimden4 üzerime vahy603 edilene; bu**; basiretlerdir690 Rabbinizden4; ve bir doğru yola kılavuzdur; ve bir rahmettir271 iman47 eder bir kavim/toplum için.
454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  

4Efendi, komuta eden.

603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.690Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği, uzağı görüş; sağgörü, vizyon:

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Ayeti.

**Ayetler, Kur'an.


(A'râf) 7:204
Kur'an okunduğu zaman öyle ki işitin onu; ve kulak verin/dinleyin*; belki sizler rahmet271 edilirsiniz.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

*Kur'an ne diyor kulak verin.  

(A'râf) 7:205
Ve zikret78 Rabbini4 kendi nefsinde201 bir alçak gönüllülük (-le); ve bir korku (-yla); ve aleni (duyulacak kadar) yüksek bir söylemin* altında/astında**; sabah ve akşam***; ve olma gâfillerden310.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

4Efendi, komuta eden.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.

*O'nun yüce sıfatlarını yani evrene tecelli etmiş olan güzel sıfatlarını öğrenmek/hatırlamak ve bunları sözlere dökmek demektir. Gökyüzündeki bulutlara bakıp da "Ey Rabbim! Ne güzel bir hayat verensin; ilmin, bilmin sınırsızdır. Her atomun nerede olacağını bildin, hesapladın. Senin rüzgarların onları dilediğin yere sürükler; dilediğin yere yağmurları bıraktırırsın. Sensin en yüce yaratıcı. Bizden rahmetini esirgeme!" gibi sözleri kendi nefsimizde sesli olarak söylemek, kendi nefsimizde hissetmek tam olarak 7:205 ayetinde istenilendir.

**Herkesi duyabileceği bir sesle olmadan yapılan söylem/kelam.

***Her zaman.


(A'râf) 7:206

Doğrusu Rabbinin4 indindedir/katındadır kimseler695; (ki) büyüklenmezler kulluk etmekten O’na (Allah’a); ve tesbih31 ederler O'nu (Allah’ı); ve O’na (Allah’a) secde12 ederler.

4Efendi, komuta eden.

695Hiperuzayda bulunan kimseler. Şerefli melekler ve/veya selam diyarına girmiş kimseler. Bu kimseler Yüce Allah yolunda katledilmiş kimselerdir ve cennetlere girmeyi hak ederek selam diyarında olan kimselerdir.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(Enfâl) 8:1
Sual ederler sana enfâlden696; de ki "Enfâl696 Allah’a ve resûlünedir700; öyle ki takvalı21 olun Allah’a; ve ıslah360 edin aranızdaki hali/olanı; ve itaat76 edin Allah'a ve resûlüne700 eğer olduysanız müminler27."

697Ganimetler kelimesinden farklı bir anlamı vardır. Ganimetlerin dağıtımında öncelikli olma/kayrılma/imtiyaz sahibi olmak demektir. Elde edilen ganimetler öncelikli olarak Yüce Allah ve resûlüne yani Kur'an'a verilecektir. Kur'an enfâl için ne diyorsa o yapılacaktır. Bu oran 1/5 olarak Rabbimiz tarafından bildirilmiştir. Kalan ganimetler (4/5) hak edenler arasında paylaşılacaktır.

Yüce Allah'ın işaret ettiği oran maddi kazancın zekâtı olan vergiye de yansıyabilir. Zekât kavramına lütfen bakınız.    

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

360İyileştirme, düzeltme.

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Enfâl) 8:2
Ancak müminler27; kimselerdir (ki) zikredildiği78 zaman Allah; korkuyla/ürpertiyle dolar kalpleri onların; ve okunduğu zaman üzerlerine O’nun ayetleri; ziyade eder* onlara bir imanı47; ve Rablerine4 karşı tevekkül79 ederler (onlar).

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

4Efendi, komuta eden.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

*Ayet.

(Enfâl) 8:3

Kimselerdir (ki) ikame572 ederler salâtı5; ve rızıklandırdığımızdan onları infak6 ederler.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  


(Enfâl) 8:4
İşte bunlar; onlardır hak/gerçek müminler27; onlaradır dereceler Rablerinin4 indinde/katında; ve bir mağfiret319; ve cömert bir rızık.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

4Efendi, komuta eden.

319Bağışlama, affetme.


(Enfâl) 8:5
Çıkardığı gibi (seni) Rabbin4 (senin) evinden hakla/gerçekle; ve doğrusu bir fırka* müminlerden27 mutlak kerhendiler697.

4Efendi, komuta eden.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

697İstemeyerek, istemeye istemeye, gönülsüz olarak, tiksinerek, iğrenerek.*Grup.

(Enfâl) 8:6
Mücadele ediyorlardı seninle beyan olan hakkın/gerçeğin sonrasında; sanki sürülüyorlar gibi ölüme karşı ve onlar (sanki) bakıyorlar gibi (ölüme).

(Enfâl) 8:7
Ve vaat ediyorken sizlere Allah iki tayfadan* birini** ki o sizleredir (diye); ve istiyordunuz ki kuvvet/diken/sivrilik*** sahibi dışındaki**** olsun sizlere; ve (oysa) diliyordu Allah ki hakka/gerçeğe kavuşturmayı hakkı/gerçeği**** kendi kelimeleriyle416; ve (diliyordu) kesmeyi kâfirlerin25 ardını.
416Buyruğu, emri, hükmü, kararı, 'ol' demesi.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Birliktelik sahibi gruptan.

**Mücadele etmeniz için, savaşmanız için.

***Zarar/hasar verici, delici kuvvet.

****Zayıf olanı. Daha az zarar verecek olanı.

*****Kâfirler daha güçlü olsalar da, daha fazla zarar verici olsalar da onlarla savaşmak hak/gerçeğin ortaya çıkmasında daha faydalıdır.  


(Enfâl) 8:8
Hakka/gerçeğe kavuşturması içindir (Allah'ın) hakkı/gerçeği; ve batıllaştırması199 (içindir) (Allah'ın) batılı199; velev/fakat kerhen697 olsalar da mücrimler674.

199Gerçek olmayan, geçersiz, temelsiz, asılsız.

697İstemeyerek, istemeye istemeye, gönülsüz olarak, tiksinerek, iğrenerek.674Cürüm işleyenler, suçlular.

(Enfâl) 8:9
Yardım dilerken Rabbinizden4; öyle ki cevap verdi (Rabbiniz) sizlere ki "Ben yardım ediciyim sizlere meleklerden binle; ardışıklar (olarak)."

4Efendi, komuta eden.


(Enfâl) 8:10
Ve yapmış değildi onu Allah bir büşra* dışında; ve tatmin olması için onunla kalplerinizin; ve yoktur yardım Allah indinden/katından dışında; doğrusu Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Müjde.

(Enfâl) 8:11
Sardığı zaman sizleri O’ndan (Allah'tan) bir emanet/güvenlik (veren) uyuklama; ve indiriyordu üzerinize gökten bir su; temizlemek içindi sizleri onunla; ve gidermek içindi sizden şeytânın29 riczini698; ve bağlayıp rabıtalamak699 içindi kalplerinizin üzerini; ve sabitlemek içindi onunla ayaklarınızı.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

698Pislik, kirlilik, temiz olmama, cezalandırma gerektiren durum.699Bağlantı, ilişki, birbirini tutma, birbirine destek olarak bütün olarak durma. Kalplerin üzerinin rabıtalanması 8:11 ayetinde işaret edilmiştir. Belirli bir amaç için insanları gönül bağlarıyla bağlamak anlamındadır. Uyduruk tarikatlarda müridin uyduruk şeyhi aracılığıyla kalbini Allah'a bağlaması uydurmasıyla asla ilgisi yoktur.  

(Enfâl) 8:12
Vahyediyorken (senin) Rabbin4 meleklere ki: "Ben beraberim sizlerle; öyle ki sabitleyin* iman47 etmiş kimseleri; atacağım kâfirlik25 etmiş kimselerin kalplerine dehşet; öyle ki darbedin* boyunlar üstüne; ve darbedin* onlardan** her parmak ucuna."

4Efendi, komuta eden.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Melekler.

**Kâfirlerden.


(Enfâl) 8:13
İşte böyledir; ki zorluk çıkarmış/ağırlaştırmış/baskı yapmış olmalarıyladır Allah'a700 ve resûlüne700; kim zorluk çıkarır/ağırlaştırır/baskı yapar Allah'a700 ve resûlüne700; öyle ki doğrusu Allah Şedîd'tir536 akabinde.

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

536Şiddetli.

(Enfâl) 8:14
İşte sizlersiniz; öyle ki tadın onu; ve ki kâfirler25 içindir ateş834 azabı.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.



(Enfâl) 8:15
Ey iman47 etmiş kimseler! Karşılaştığınız zaman kâfirlik25 etmiş kimselerle; bir toplu halde yürüme* (-yle); öyle ki dönmeyin onlara arkaları**.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Savaş için karşılaşma.

**Kaçmayın.


(Enfâl) 8:16
Ve kim döner onlara o gün arkasını*; dışındadır bir eğilme/kıvrılma** katletmek35 için ya da cevaz vermeye/geçmeye bir gruba*** karşı; öyle ki muhakkak uğrar Allah’tan bir gazaba****; ve sığınağı onun cehennemdir; ve kötü oldu dönüş yeri.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

*Kaçar.

**Manevra yapmak amaçlı.

***Başka bir savaş grubuna katılma.

****Öfkeye.


(Enfâl) 8:17
Öyle ki asla* katletmediniz35 onları**; velakin/fakat Allah katletti35 onları**; ve atmış değildin* attığın zaman; velakin/fakat Allah attı; ve belalandırması256 içindir (Allah'ın) müminleri27 kendisinden güzel bir bela701 (-yla); doğrusu Allah bir Semî’dir; bir Alîm’dir.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.


27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

701Bela kelimesi test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, zor bir durum demektir. Yüce Allah 8:17 ayetinde bela kelimesiyle güzel kelimesini bir arada kullanmıştır. Yüce Allah'ın bizzat kendisinden gelen güzel bir bela müminler için gerçekten güzel bir beladır. Bütün önlemler alınsa bile sıkıntılar, zorluklar, felaketler her daim insanların başına gelebilir. Bu belaların bir deneme/test amacıyla geldiğini bilen müminler kendilerini kaybetmeden, sabırla, çalışarak ve mücadele ederek bu belayı güzelliklere döndürürler.   

*Her şey Yüce Allah'ın izni ve bilgisiyle gerçekleşir. Evrenin kumaşını oluşturan Planck uzunluğunda titreşen ipler/sicimler O'nun bilgisi ve izniyle O'nun dilediği gibi titreşir. Evren Levh-i Mahfûz'dan gelen bilgiyle O'nun dilediği gibi canlanır.  

**Kâfirleri.


(Enfâl) 8:18
İşte sizlersiniz; ve ki Allah zayıflatandır kâfirlerin25 kumpasını/entrikasını.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Enfâl) 8:19
Eğer fetih527 arıyorduysanız; öyle ki muhakkak geldi sizlere fetih527; ve eğer geri durursanız öyle ki o hayırdır sizlere; ve eğer geri dönerseniz geri döneriz (biz de); ve asla sağlayamaz size grubunuz bir şey; velev/şayet çok olmuş olsa da (o); ve ki Allah beraberdir müminlerle27.
527Açmak, yol açmak, anahtarı açmak, başarı kazanmak, galebe çalmak, kazanmak, bir savaşı/mücadeleyi kazanmak. Bir kurtuluş savaşını kazanmak. Kelimenin geniş anlamı yerine haksız yere savaş çıkararak başka toprakları almak olarak anlamak asla doğru değildir. Türkçeye geçmesi daha çok yabancı toprakları ele geçirmek olarak olmuştur.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Enfâl) 8:20
Ey iman47 etmiş kimseler! İtaat edin Allah'a700 ve resûlüne76; ve dönmeyin ondan*; ve sizler işitiyorsunuz** (da bunu).

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 

*Resûl Muhammed'ten.

**Kur'an'ı direkt  olarak inişine tanık oluyorsunuz, vahyi  (Kur'an'ı) işitiyorsunuz. 



(Enfâl) 8:21
Ve olmayın kimseler gibi (ki) dediler: "İşittik*"; ve (oysa) onlar işitmiyorlardı**.

*Vahyi  (Kur'an'ı) işittik.

**Vahiy  (Kur'an'ı) bir kulaktan girip diğerinden çıkıyordu. Kur'an'ı kalplerine indirmiyorlardı.


(Enfâl) 8:22
Doğrusu şerli205 dâbbeler599 Allah'ın indinde/katında sağırlar702 ve dilsizlerdir702; kimselerdir (ki) akletmezler702.

205Kötülük, fenalık. 

599Hareket eden, debelenen, canlı her şey.

702Dâbbe kelimesi canlı şeyler için kullanılır. Anlarız ki kulakları olsa bile onunla işitmeyen, dilleri olduğu halde onunla hakkı/gerçeği dillendirmeyen, beyinleri ve kalpleri olduğu halde onunla akletmeyenler Yüce Allah katında en şerli, en kötü canlılardır.

(Enfâl) 8:23
Velev/şayet bildiyse* Allah onlardaki bir hayrı; mutlak işittirirdi onlara; velev/şayet işittirseydi onlara; mutlak dönerlerdi onlar; ve onlar zıtlaşanlardır**.

*Bir hayır bilindik olsaydı.

**Bu kimseler doğru yola asla kılavuzlanmazlar. Yüce Allah onların her şartta sapacağını tüm olasılıkları hesaplayarak bilmiştir.


(Enfâl) 8:24
Ey iman47 etmiş kimseler! Cevap verin Allah’a ve resûlüne418 davet edildiğiniz zaman hayat verene* sizlere; ve bilin ki Allah değiştirip geçer kişi703 ve onun kalbi703 arasına; ve ki O'dur; O’na karşı haşredilirsiniz.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  703Yüce Allah 8:24 ayetinde bir insanla/kişiyle/adamla/fertle yine onun kalbiyle arasına girip onu değiştireceğini bildirmektedir. Ayette "yehûlu beynel mer’i ve kalbihî" "Değiştirip geçer kişi ve onun kalbi arasına" geçişiyle "beyne" "arası" kelimesi kullanılmıştır. Bu da bizlere apaçık gösterir ki kişiyi kişi yapan kalp değildir.  Yüce Allah apaçık şekilde kişiyi kişi yapan başka bir organla (beyinle) kalbi arasındakini değiştirerek kişiyi yönlendireceğini bildirmiştir. Bizler Kur'an'dan biliyoruz  ki kalpler akletmede rol oynar. Kalpte bulunan 40-50 bin civarında sinir hücresi karar vermede rolü olan beynin ön boluna aksonlarını gönderir. Beyin aklederken aslında kalbin rolü  de etkilidir. İşte Yüce Allah bu aradaki mekanizmayı işaret etmektedir. *Kur'ana.

(Enfâl) 8:25
Ve takvalı21 olun bir fitneye610 (ki) isabet etmez sizlerden zulmetmiş257 kimselere bir has* (olarak); ve bilin ki Allah Şedîd'tir536 akabinde.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

610Test, deneme, sınav, yanlışla doğruyu ayırt edebilme yetisinin ölçülmesi.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

536Şiddetli.*Sadece onlara has değil sizlere de isabet eder. Anlarız ki zulmetmiş kimselere isabet ettirilen fitne müminleri de etkileyebilir. Müminler bu konuda  takvalı olmalıdır. Sadece Kur'an'ın mesajına tabi olarak fitneyi güzel bir belaya çevirmeli ve kendisi için hayra dönüştürmelidir.  

(Enfâl) 8:26
Ve zikredin78 zamanı (ki) sizler birazdınız; zaaflı bırakılanlardınız yerde; korkuyordunuz ki kapar sizleri insanlar (diye); öyle ki sığındırdı (Allah) sizleri; ve destekledi (Allah) sizleri kendi yardımıyla; ve rızıklandırdı sizleri (Allah) iyilerden; belki sizler şükredersiniz43.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.


(Enfâl) 8:27
Ey iman47 etmiş kimseler! İhanet704 etmeyin Allah'a ve resûlüne; ve ihanet etmeyin emanetlerinize617; ve sizler bilirsiniz (de bunu).

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

704Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an'a  hainlik etmek, ihanet etmek. Güveni kötüye kullanmak. Kur'an'a kötülük etme veya karşı davranma; hıyanetlik, hainlik.

617Yüce Allah ile yapılan misakın/antlaşmanın kurallarına uyma sorumluluğu. Sadece Yüce Allah'ı Rab edinmek. İblîs'e tabi olmamak. Zor bir sınava girip sınavın şartlarına uyacağının garantisini vermek.


(Enfâl) 8:28
Ve bilin ki mallarınız ve evlatlarınız ancak bir fitnedir610; ve ki Allah'ın; indindedir/katındadır O'nun büyük bir ecir820.
610Test, deneme, sınav, yanlışla doğruyu ayırt edebilme yetisinin ölçülmesi.820Ödül, mükafat.



(Enfâl) 8:29
Ey iman47 etmiş kimseler! Eğer takvalı21 olursanız Allah’a; yapar sizlere bir furkan259; ve kâfirlik498 eder sizden kötülüklerinizi; ve mağfiret319 eder sizlere; ve Allah Zul* Fadlil285 Azîm94'dir286.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

259Ayıran, bölen, yaran. Doğruyu yanlıştan ışın kılıcı gibi ayıran. Kutsal kitapların her biri bir furkandır. Elbette şerefli Kur'an'ımızdır. Kur'an'ı anlayarak okuyanlar ellerine bu ışın kılıcını almış olur.


498Dilediği kulları için günahları, kötülükleri örtmesi, gizlemesi.

319Bağışlama, affetme.

285Fazlalık, bolluk, çokluk; bunları bolca veren.

94Büyük/azametli.

286Çok azametli/büyük fazlalık, bolluk, çokluk sahibi.  

*Sahibi.

(Enfâl) 8:30
Ve tertipliyorken705 sana kâfirlik25 etmiş kimseler (ki) sabitlemek* için seni ya da katletmek35 için seni ya da çıkarmak** için seni; ve tertipliyorlardı705; ve Allah (da) tertipliyordu705; ve Allah hayırlısıdır tertipleyenlerin705.
705Düzenlemek, sıralamak, planlamak, ardışık düzene sokmak.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

*Tutuklamak. Hareketsiz hale getirmek.

**Sürgüne göndermek.


(Enfâl) 8:31
Ve okunduğu zaman üzerlerine ayetlerimiz389 dediler: "Muhakkak işittik; şayet istersek mutlak derdik bunun* mislini870; ki bu* ancak evvelkilerin satırlarıdır."
389Şerefli Kur'an'da 112 numarasız besmele (0. ayet olarak) ve 6234 numaralı ayet olarak toplam 6346 ayet vardır.870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.*Kur'an.

(Enfâl) 8:32

Ve dedikleri zaman: “Ya Allah! Eğer olduysa bu; o (ki) (Kur’an) bir hak/gerçek senin indinden/katından; öyle ki yağdır/boşalt üzerimize bir taş gökten; ya da gel bize acıklı/elim bir azapla.


(Enfâl) 8:33
Ve olmuş değildir Allah azap etmeye onlara; ve (ki) sen onların içindesin; ve olmuş değildir Allah azap edici; ve onlar (ki) istiğfar ederler (-ken).

(Enfâl) 8:34
Ve onlara; neden azap426 etmesin ki onlara Allah; ve onlar geri çevirirler/döndürürler haram158 mescitten16; ve olmuş değillerdi evliyası212 onun* evliyası onun* muttakiler17 dışında; velakin/fakat çokları onların bilmezler.

426Yüce Allah azabı hak etmiş nefsi azaptan kurtarmayarak azap eder. Nefis kendine zulmetmiş ve kendine azap etmiştir. Yüce Allah durup dururken bir nefse azap edici asla değildir.  

158Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer mescittir. Haram mescitse bulunduğu yerde günah işlemenin, kötülük yapmanın, canlılara zarar vermenin haram edildiği/yasaklandığı topluma ait olan mescittir.

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden sakınanlar.

*Haram mescidin.

(Enfâl) 8:35

Ve olmuş değildir onların* beytin/evin32 yanındaki salâtı5 ancak ıslık çalma706 ve el çırpma706; öyleyse tadın azabı; kâfirlik25 eder olduğunuzla.

32Topluma ait olan, dini öğretilerin takip edildiği ev, mekân. Kur'an'ın okunup öğrenildiği topluma ait mekân.  

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

706Müşrikler de vakitli zamanlarda haram evin yanında bir araya gelerek kendi salâtlarını yani kendi dini öğretilerini takip etmektedirler. Onların salâtları ıslık çalma ve el çırpma gibi ritüellerdir. Günümüzde kendilerini müslüman zanneden çok sayıda insanın Kabe'nin etrafında dönmeleri de aynı sapkınlıktır. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Ayetten anlarız ki müşrikler de vakitli zamanlarda haram evin yanında bir araya gelerek kendi salatlarını yani kendi dini öğretilerini takip ediyorlarmış.

(Enfâl) 8:36
Doğrusu kâfirlik25 etmiş kimseler infak6 ederler mallarını geri çevirmek/döndürmek için Allah yolundan336; öyle ki infak6 edecekler onu*; sonra olur* üzerlerine bir hüsran; sonra yenilgiye uğratılırlar; ve kâfirlik25 etmiş kimseler cehenneme doğru haşredilirler.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri. *İnfak ettikleri.

(Enfâl) 8:37
Ayırması içindir Allah’ın habisi/kötüyü iyiden; ve yapar habisi/kötüyü (ki) bir kısmını onun* bir kısım üzerine; öyle ki yığar onu* topluca; öyle ki yapar onu* cehennemde; işte bunlar; onlardır hüsrana uğrayanlar.
*Habisin/kötünün.

(Enfâl) 8:38

Kâfirlik25 etmiş kimselere de ki: "Eğer menederlerse* mağfiret319 edilir onlara; muhakkak geçendir**; ve eğer geri dönerlerse; öyle ki. muhakkak devam etti*** evvelki sünnet707."

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

319Bağışlama, affetme.

707Kanun, uygulama, yöntem, metot.

*Engelleme, yasaklama.

**Geçmişte kalmıştır.

***Geçerlidir. 


(Enfâl) 8:39
Ve katledin35 onları* ta ki olmaz bir fitne332; ve olur din122 (ki) hepsi onun** Allah’a; öyle ki eğer menettilerse*** öyle ki doğrusu Allah onların yaptıklarına bir gözetleyendir.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

*Din konusunda fitne çıkaran kâfirleri.

**Dinin.

***Fitneyi engelledilerse, yasakladılarsa.


(Enfâl) 8:40
Ve eğer dönerlerse öyle ki bilin ki muhakkak Allah mevlânızdır68; ne muhteşem Mevlâ'dır68; ve ne muhteşem Nasîr'dir.

68Sahip


(Enfâl) 8:41
Ve bilin ki ganimet aldığınızın bir şeyden; öyle ki Allah'adır beşte biri; ve resûlünedir418; ve yakınadır130; ve yetimleredir131; ve miskinleredir113; ve yolun oğlunadır354; eğer olduysanız iman47 etmiş Allah'a ve kulumuz* üzerine indirdiğimize** furkan259 günü*** (ki) karşılaştığı gündür**** iki topluluğun; ve Allah her bir şey üzerine Kadîr’dir177.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

130Her türlü yakınlık sahibi. Soy yakınlığı, mekan yakınlığı vb.

131Anne veya babanın en az birisinden yoksun olan. Kendi geçimini sağlayacak güce ve akla henüz ulaşmamış olan çocuk.  

113Açlık sınırında yaşayan. Açlıktan hareketleri kısıtlanmış.

354Evsiz barksız olan.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

259Ayıran, bölen, yaran. Doğruyu yanlıştan ışın kılıcı gibi ayıran. Kutsal kitapların her biri bir furkandır. Elbette şerefli Kur'an'ımızdır. Kur'an'ı anlayarak okuyanlar ellerine bu ışın kılıcını almış olur.


177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.

*Resûl  Muhammed.

**Kur'an'a.

***Hakkın batıldan ayrıldığı gün. İyinin kötüden ayrıldığı gün.

****İki ordunun savaştığı gün."


(Enfâl) 8:42
Sizler vadinin yakınındayken ve onlar* vadinin uzağındaydı; ve kervan** daha alçaktaydı sizlerden; şayet vaat etmiş*** olsanız mutlak ayrışırdınız miatta/vadede****; velakin/fakat tamamlaması içindi Allah'ın bir emri (ki) oldu faaliyete geçirilen*****; helak olması için helak olmuş kimsenin ki bir beyan (-la); ve hayatta kalması için hayatta kalmış kimsenin ki bir beyan (-la); ve doğrusu Allah mutlak Semî’dir41; Alîm’dir41.

41İşiten.

*Müşrikler, kâfirler.

**Binekler.

***Onlarla kasten buluşmayı.

****Buluşma vaadinde ayrışırdınız. Buluşma olasılığınınız çok düşüktü.

*****Yüce Allah'ın emrinin tamamlanması için bu düşük olasılık gerçekleşti.


(Enfâl) 8:43
Zaman (ki) gösteriyordu sana Allah uykunda (onları) biraz; şayet gösterseydi sizlere (onları) birçok; mutlak cesaretinizi kaybederdiniz; ve mutlak çekişirdiniz emirde; velakin/fakat Allah selâmet verdi; doğrusu O bir Alîm’dir8 göğüslerin özüne.

8Bilen.


(Enfâl) 8:44
Ve zaman (ki) karşılaştığınızda (onlarla) gösteriyordu (Allah) onları sizlere gözlerinizde biraz (olarak); ve azaltıyordu (Allah) sizleri onların gözlerinde; tamamlaması içindi Allah'ın bir emri200 (ki) oldu bir faaliyete geçirilen; ve Allah'a karşı döndürülür emirler200.

200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek kavramı zorla bir şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla değildir.  


(Enfâl) 8:45
Ey iman47 etmiş kimseler! Karşılaştığınız zaman bir gruba*; öyle ki sabit durun/sebat edin; ve zikredin347 Allah'ı çokça; belki sizler felaha326 kavuşursunuz.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

347Öğrenilen Kur'an ayetlerinin ve Yüce Allah'ın sıfatlarının akla getirilmesi, hatırlanması. 326Kurtuluş, başarı.*Her türlü grup, topluluk.

(Enfâl) 8:46
Ve itaat edin Allah'a ve resûlüne76; ve çekişmeyin; öyle ki cesaretinizi kaybedersiniz ve gider canlılığınız*; ve sabredin51; doğrusu Allah beraberdir sabredenlerle51.

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

*Enerjiniz.

(Enfâl) 8:47
Ve olmayın kimseler gibi (ki) çıkarlar diyarlarından pervasızca* ve insanlara gösteriş (-le); ve menedenler** Allah'ın yolundan336; ve Allah (onların) yaptıklarıyla kuşatandır.
336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

*Çekinmez, sakınmaz, korkusuz (kimse); biperva.

**Engellerler, yasaklarlar.


(Enfâl) 8:48
Ve süsledi onlara şeytân29 yaptıklarını onların; ve dedi (şeytân) olmaz galip sizlere bugün insanlardan; ve doğrusu ben bir bitişik sığınağım sizlere; öyle ki ne zaman gördü (birbirini) iki grup* çekildi (geriye) (şeytân) iki ökçesi üzerine; ve dedi (şeytân) "Doğrusu ben uzağım sizlerden; doğrusu ben görürüm görmediğinizi; doğrusu ben korkarım Allah'tan ve Allah şiddetlidir akabinde."

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

*İki savaş topluluğu.

(Enfâl) 8:49
Dediği zaman münâfıklar26 ve kimseler (ki) kalplerindedir175 bir maraz/hastalık: "Aldatmış bunları dinleri122"; ve kim tevekkül eder Allah'a karşı; öyle ki doğrusu Allah bir Azîz’dir37; bir Hakîm’dir9.

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Enfâl) 8:50
Şayet görsen melekleri522 vefat621 ettirirken kâfirlik25 etmiş kimseleri; darbederler yüzlerine onların ve arkalarına onların: ve "Tadın yakan azabı".

522Ölümün hemen öncesi bilinci beyinden ayıran şerefli elçiler. Kendilerine verilen görevleri eksiksiz yaparlar. Ölüm melekleridirler. Kur'an'dan anlarız ki vefat eden kimse bu meleklerle konuşmaktadır. Cibrîl benzeri şerefli elçiler olan bu melekler evrenin bir üst boyunda bulunurlar. Evrenin her noktasına ve anına/zamanına kendilerine verilen görevi gerçekleştirmek için ulaşabilirler.  

621Vefat ölümden farklıdır. Bilincin aktif olduğu beynin korteks kısmının işlevlerinin talamus tarafından devreden çıkarılmasıdır. İlkel işlevler devam eder. Soluma, kalp atışı vb. Yüce Allah uykunun bir vefat olduğunu bizlere bildirmiştir. Ölüm gerçekleşmeden önce mutlaka vefat gerçekleşir. Her vefat ölümle sonlanmaz. Yüce Allah yolunda katledilenlerin ve müminlerin ölmeden vefat ettirildiği Kur'an'ımızda bizlere bildirilmiştir. Resûl Îsâ'nın da vefat ettirildiği ancak ölmediği ortadadır. Bu kimseler Rableri indinde rızıklandırılırlar.  

6:60 ayetinde "...sonra diriltir sizleri orada.." buyrulmuştur. Orada kelimesi yeri/arzı/yeryüzünü işaret eder. Anlaşılır ki uykudaki vefat sürecinde bilincin kaybolmasını ve geri yüklenmesini sağlayan talamus bölgesi kuantum seviyesinde yeri de kapsayan evrenle direkt olarak ilişkilidir.  

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Enfâl) 8:51
İşte böyledir; kademe/kıdem* aldığı nedeniyledir ellerinizin**; ve ki Allah olmaz kullar için bir zalimlikle257 (birlikte).

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Kazandığı.

**İnsan ne ederse kendi eder.


(Enfâl) 8:52
Gidişatı gibidir firavun711 ailesinin; ve onlardan önceki kimselerin (ki) kâfirlik25 ettiler Allah'ın ayetlerine; öyle ki tuttu onları Allah günahlarıyla; doğrusu Allah Kaviyy’dir72; Şedîd’tir536 akabinde.
711Mûsâ'nın Mısır'dan çıkış firavununun MÖ 1645–1629 yılları arasında yukarı Mısır'da (Teb bölgesi, Luksor) hüküm süren Sobekhotep VIII (Sekhemre Seusertawy Sobekhotep VIII) olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

72Kuvvetli.

536Şiddetli.

(Enfâl) 8:53
İşte böyledir ki Allah asla olmaz başkalaştıran* bir nimeti (ki) nimetlendirdi onu bir kavme/topluma karşı; ta ki başkalaştırırlar* kendi nefislerindekiyle201; ve ki Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

41İşiten.

8Bilen.

*Yüce Allah bahşettiği nimeti asla değiştirmez. Ancak toplumdaki insanlar kendi nefislerine uyarak bu nimeti bozarlar.  

(Enfâl) 8:54
Gidişatı gibidir firavun711 ailesinin ve onlardan önceki kimselerin (ki) yalanladılar Rablerinin4 ayetlerini; öyle ki helak ettik onları günahlarıyla; ve boğduk firavun711 ailesini; ve hepsi olmuştu zalimler257.
711Mûsâ'nın Mısır'dan çıkış firavununun MÖ 1645–1629 yılları arasında yukarı Mısır'da (Teb bölgesi, Luksor) hüküm süren Sobekhotep VIII (Sekhemre Seusertawy Sobekhotep VIII) olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

4Efendi, komuta eden.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Enfâl) 8:55
Doğrusu dâbbelerin599 şerlisi Allah’ın indinde/katında kâfirlik25 etmiş kimselerdir; öyle ki onlar iman47 etmezler.

599Hareket eden, debelenen, canlı her şey.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(Enfâl) 8:56
Kimselerdir (ki) ahit* aldın onlardan; sonra parçalarlar ahitlerini* her bir kerede; ve onlar takvalı21 olmazlar.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Söz, anlaşma, antlaşma.

(Enfâl) 8:57
Öyle ki ne zaman bulup mutlak kafeslersin onları harpte; dağıtıp kaçırt747 onları; kimse (ki) halifeleri65 onların; belki onlar* zikrederler78.
747Yüce Allah 8:57 ayetinde kendi katında/indinde canlıların şerlilerinden olan kâfirlerle yapılan bir harpte eğer mutlak kuşatıldılarsa, artık savaşamaz hale gelmişlerse dağıtılarak kaçmalarına izin verilmesi gerektiğini emretmiştir. Bu kimseleri katletmek asla mümkün olmadığı gibi esir almak bile mümkün değildir. Şerefli Kur'an'ımızın ayetleri iyi okunmalıdır. 8.57 ayetinde geçen 'şerrid' kelimesi fiil 2. şahıs tekil gelmekte ve nebiye yani ordu komutanına emretmektedir. "Takip et onları, katlet onları ya da esir al onları" buyurmamıştır Rabbimiz. "Onların küçük parçalar halinde/dağınık halde kaçmalarına izin ver" buyurmuştur. İşte budur bizim Rabbimiz. Ayetleri bağlamlarından sökerek Kur'an'ın Rabbini bilerek ya da bilmeyerek haşa zalim olarak göstermeye çalışanları mutlak ki Rablerinin huzurunda yaptıklarının karşılığını zerre ağırlığınca bulacaklardır.

65Sonrası gelen, halef.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Bu kaçan kâfirler başlarına geleni kendilerinden sonra gelecek olan kimselere anlatılar da belki onlar da Yüce Allah'ın kendilerine bahşettiği bu lütfu hatırlarlar. 

(Enfâl) 8:58
Ve zaman ki korkarsın bir kavminden/toplumdan bir ihanetten*; öyle ki savur/fırlat onlara karşı aynısını/aynı seviyeyi; doğrusu Allah sevmez hainleri.
*Güveni kötüye kullanmak. Kötülük etmek veya karşı davranma; hıyanetlik, hainlik

(Enfâl) 8:59
Ve hesaplamasınlar/düşünmesinler kâfirlik25 etmiş kimseler öne geçtiklerini; doğrusu onlar aciz bırakamazlar.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Enfâl) 8:60
Ve hazırlayın onlara itaat ettirdiğiniz bir kuvvetten*; ve bir bağlanandan/birleşenden**; hayli (-ler)***; korkutursunuz onunla Allah'ın düşmanını ve düşmanlarınızı ve onların astından diğerlerini; bilmezsiniz (sizler) onları; (oysa) Allah bilir onları; ve ne infak6 edersiniz bir şeyden Allah yolunda336 tamamlanır*** sizlere; ve sizler zulmedilmezsiniz257.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Güç kuvvet üreten şeyi kendi itaatiniz altına alırsınız.

**Bitişen, birleşen, bağlanan, fikse olan her şey bu tanıma girer. Hedefine angaje olan, kitlenen her şey bu tanıma girer.

***"hayli" kelimesi at anlamında olmakla birlikte kelimenin kökü "hayal", "hayalet" anlamları da taşır. Anlarız ki bu ayet müteşabihtir. Yüce Allah hayalet gibi görünmez olan ve hedefine bağlanan kuvvetler yapmamızı emretmektedir. Bu tanıma belki de en iyi uyan silahlar radarlara yakalanmayan hayalet uçak ve hayalet füzelerdir.  

****Tastamam geri ödenir.  


(Enfâl) 8:61
Ve eğer yöneldilerse selâma748; öyle ki yönel sen (de) ona*; ve tevekkül79 et Allah'a karşı; doğrusu O; O'dur Semî41; Alîm8.

748Esenlik ve güven durumu.  Selâmet. Korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvende olma durumu.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

41İşiten.

8Bilen.

*Selâma.

(Enfâl) 8:62
Ve eğer isterlerse ki kandırırlar/aldatırlar seni; öyle ki doğrusu Allah hesaplayandır* sana/düşünendir seni; O** destekleyendir seni kendi yardımıyla ve müminlerle27.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Kompüt eder, sayar, hesaplar. Evrenin tamamı Yüce Allah'ın emrinde olan kuantum bilgisayarıdır.

**Allah.


(Enfâl) 8:63
Ve birleştirdi/kaynaştırdı onların kalplerinin arasını; şayet infak6 etseydin yerdekini* topluca; birleştirmiş/kaynaştırmış değildin kalplerinin arasını; velakin/fakat Allah birleştirdi/uzlaştırdı onların arasını; doğrusu O bir Azîz’dir37; bir Hakîm’dir9.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Yeryüzünün tamamını.

(Enfâl) 8:64
Ey nebi132*! Hesaplar sana/düşünür seni Allah; ve kimseleri (ki) tabi oldular sana müminlerden27.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Nebi Muhammed.

(Enfâl) 8:65
Ey nebi132*! Ateşle/tetikle müminleri27 katletmeye/katledilmeye720; eğer olursa sizlerden sabreden yirmi** (mümin) galip gelirler iki yüze** (kâfire); ve eğer olursa sizlerden bir yüz*** (sabreden mümin); galip gelir kâfirlik etmiş kimselerden bir bine*** (kâfire); onların fıkıh etmezler/anlamazlar**** bir kavim/topluluk (olmaları) nedeniyledir.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

720Yüce Allah Kur'an'da  her kelimeyi ve kavramı doğru yerde geçirerek biz kullarına takip edebilmemiz için işaretler koyar. 33:16 ayetinde de tam olarak  böyle bir işaret var. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katledilmekten/katletmekten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katledilmek/katledilmek aynı şey asla değildir. İki kelimeyi "veya", "ya da" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırmıştır. 9:5 ayetinde de katletmenin/katledilmenin direkt olarak öldürmek/ölmek olmadığını anlarız. Katledilen müşrikler daha sonra tutsak edilecektir. Bu da bize ayrıca bir işarettir. Her katletme/katledilme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.  

*Nebi Muhammed.

**20/200 yani 1/10 oranı (+). Sabreden ve %100 (zaafsız) mümin olan kimselerin kâfirlere karşı galip gelme oranı.

***100/1000 yani yine 1/10 oranı (+). Sabreden ve %100 (zaafsız) mümin olan kimselerin kâfirlere karşı galip gelme oranı.

****Önemli olan sayı değil kalitedir. Sabreden %100 imanlı bir toplum sayıca kendisinden çok üstün olan (1/10) toplumlara karşı galip gelebilir.


(Enfâl) 8:66
Şimdi hafifletti Allah sizden; ve bildi ki sizlerdedir bir zaaf*; öyle ki eğer olursa sizlerden sabreden51 bir yüz**; galip gelir iki yüze**; ve eğer olursa sizlerden bir bin*** galip gelir iki bine*** Allah'ın izniyle; ve Allah beraberdir sabredenlerle.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

*Düşkünlük, eksiklik.

**100/200 yani 1/2 oranı (+). Sabreden kimselerin kâfirlere karşı galip gelme oranı. Dikkat! Anlarız ki müminlerin içinde %100 mümin olamamış kimseler vardır. Zaaf imandaki eksikliktir.

***1000/2000 yani yine 1/2 oranı (+). Sabreden kimselerin kâfirlere karşı galip gelme oranı. Dikkat! Anlarız ki müminlerin içinde %100 mümin olamamış kimseler vardır. Zaaf imandaki eksikliktir.

****Önemli olan sayı değil kalitedir. Sabreden ancak %100 imanlı olamayan zaaflı bir toplum da sayıca kendisinden üstün olan (1/2) toplumlara karşı galip gelebilir.


(Enfâl) 8:67
Olmuş değildir bir nebiye132 ki olur ona* esirler749; ta ki kalınlaşır/sağlamlaşır** yerde; istersiniz dünyanın arzını***; ve Allah ister ahireti; ve Allah bir Azîz’dir37; bir Hakîm’dir37.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

749Yüce Allah 8:67 ayetinde açık olarak bir nebinin savaşta esir alma peşinde koşmayacağını bildirmiştir. Esir alma ancak savaşta henüz sonucun belli olmadığı durumlarda yapılabilir. Savaş kazanıldığında nebinin esir alması mümkün değildir. Esir almak yerine 8:57 ayetinde emredildiği gibi kâfirlerin dağıtılarak kaçmalarına izin verilir. Savaşın durumu belli değilken alınan esirler de koşulsuz olarak serbest bırakılır. Yüce Allah'ın mesajını getiren bir kimsenin amacı bu mesajın insanlara duyurulmasıdır. Nebinin durup dururken esir alma gibi bir hedefi asla olamaz. Rabbimiz bunu işaret etmektedir.    

37Güç yetiren.

*Nebiye.

**Savaşı kazandığı belli olur.

***Sunduğunu. Kaçmalarına izin vermek yerine esir almak istersiniz.


(Enfâl) 8:68
Şayet Allah'tan öne geçmiş* bir kitap** olmasaydı mutlak temas ederdi sizlere edindiğinizdekinden*** bir azap büyük.

*Önde giden, öncelikli.

**Yazıt, yazgı.

***Kaçmalarına izin vermek yerine onları esir almak istemenizden dolayı. Anlaşılır ki esir alarak bir kazanç/fayda sağlamak istemektedirler.


(Enfâl) 8:69
Öyle ki yiyin ganimet aldığınızdan* bir helal (olarak); bir iyi (olarak); ve takvalı21 olun Allah'a; doğrusu Allah bir Gafûr’dur20; bir Rahîm’dir2.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Elde edilen ganimetlerin 4/5'ini. 1/5 oranı Allah ve resûlü olan Kur'an'a aittir. O'nun emrettiği yerlere harcanır.

(Enfâl) 8:70
Ey nebi132*! Ellerinizdeki esirlerden kimseye de ki: "Eğer bilirse Allah kalbinizdeki bir hayırdır; verir (Allah) sizlere bir hayır sizlerden edinilenden**; ve mağfiret319 eder sizlere; ve Allah bir Gafûr’dur20; bir Rahîm’dir2.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

319Bağışlama, affetme.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Nebi Muhammed.

**Fiil pasif olarak gelmiştir. Sizlerden elde edilen ganimetlerden sizlere de bir pay verir. Yüce Allah ve resûlü olan Kur'an'ın hakkı olan 1/5'ten sizlere de Allah bir pay verebilir. Ancak bu kalplerinizde bulunan hayra bağlıdır. 


(Enfâl) 8:71
Ve eğer arzularlarsa bir hainlik sana; öyle ki muhakkak hainlik etmişlerdi Allah'a öncesinde; öyle ki imkan verdi* onlardan; ve Allah bir Alîm’dir8; bir Hakîm’dir8.

8Bilen.

*Onlara üstün kıldı.

(Enfâl) 8:72
Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler; ve hicret355 ettiler; ve cihat356 ettiler mallarıyla ve nefisleriyle201 Allah yolunda336; ve kimseler (ki) sığındırdılar ve yardım ettiler; işte bunlar; bir kısmı onların evliyasıdır212 bir kısmın; ve kimseler (ki) iman47 ettiler ve hiç hicret355 etmiyorlar yoktur* sizlere velayetlerinden* hiç bir şey ta ki hicret355 ederler; ve eğer yardım talep ederlerse** dinde437 öyle ki üzerinizedir yardım; dışındadır*** sizin aranız ve onlar arasında bir mîsâk281 (olan) bir kavme/topluma karşı; ve Allah yaptıklarınıza bir Basîr’dir513.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

355Göç etmek, bırakıp terk etmek, göçmen olmak. 356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

437İslam. Sadece kutsal kitaplara teslim olma. Kutsal kitaplar haricinde dinde kaynak kabul etmemek. Kutsal kitaplarda ne varsa uymak. Kutsal kitapların astından hadis/söylenti kitapları edinmemek. Kur'an'ı terk edilmiş bırakmamak.  

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

513Gören.

*Hicret etmemiş olan iman etmiş kimselere karşı hicret etmiş imanlı kimseler üzerine bir koruma/velayet sorumluluğu yoktur.

**Din konusunda bir yardım talep ederlerse yardım etme zorunluluğu vardır.

***Ancak içinde bulundukları kavimle/toplumla bir antlaşma yapılmışsa bu kurallara uyarak ilerleme sağlanır.


(Enfâl) 8:73
Kâfirlik25 etmiş kimseler (ki) bir kısmı onların evliyasıdır212 bir kısmın; eğer faaliyete geçirmezseniz onu*; olur bir fitne332 yerde ve bir büyük fesat265.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

*Birbirinizin velileri/evliyaları olmayı. Birbirinize yakın koruyucu olmayı.

(Enfâl) 8:74
Ve kimseler (ki) iman47 ettiler; ve hicret355 ettiler; ve cihat356 ettiler Allah yolunda336; ve kimseler (ki) sığındırdılar*; ve yardım ettiler*; işte bunlar; onlardır hak/gerçek müminler27; onlaradır bir mağfiret319319 ve kerim/cömert bir rızık.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

355Göç etmek, bırakıp terk etmek, göçmen olmak. 356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Hicret edenleri sığındırdılar ve yardım ettiler.

(Enfâl) 8:75
Ve kimseler (ki) iman47 ettiler sonrasında; ve hicret355 ettiler; ve cihat356 ettiler sizlerle beraber; öyle ki işte bunlar sizlerdendir; ve rahimler715 sahipleri (ki) onların bir kısmı daha velidir28 bir kısma Allah'ın kitabında*; doğrusu Allah her şeye bir Alîm’dir8.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

355Göç etmek, bırakıp terk etmek, göçmen olmak. 356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

715Ortak bir kadın rahmine bağlantılı olan kimseler. Bir kadının rahminden doğan erkek ve kadınlar sülaleyi oluşturur. Tüm akrabaları oluşturur. Bir kişi rahimler bağlantısıyla babasını doğuran rahme ve annesi üzerinden annesini doğuran rahme bağlantılıdır.  

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

8Bilen.

*Yazıtında, yazgısında.


(Tevbe) 9:1
Allah'tan ve resûlünden700 bir berâattır751 müşriklerden36 ahitleştiğiniz* kimselere.

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

751Özgürlük bildirgesi, ültimatom.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

*Karşılıklı antlaşma yaptığınız.

(Tevbe) 9:2
Öyle ki seyahat edin yerde* dört ay**; ve bilin ki sizler olamazsınız aciz bırakanlar Allah'ı; ve ki Allah hezimete*** uğratandır/utandırandır kâfirleri25.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Tüm Dünya gezegeni demek değildir. Belirli bir yerleşim yeri, antlaşmada belirlenmiş olan yer anlamındadır.  

**Müşriklere verilen serbest dolaşma/seyahat hakkı süre 4 aydır.

***Bozguna, perişanlığa.


(Tevbe) 9:3
Ve bir ezandır752 Allah’tan ve resûlünden700 insanlara en büyük hac327 günü ki Allah uzaktır müşriklerden36; ve resûlü (de); öyle ki eğer tevbe33 ettinizse; öyle ki o daha hayırlıdır sizlere; ve eğer döndünüzse öyle ki bilin ki sizler olamazsınız aciz bırakanlar Allah'ı; ve müjdele kâfirlik25 etmiş kimseleri elim/acıklı bir azapla.
752Anons, duyuru.

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

327Kur'an ayetlerinin delillerle tartışıldığı, öğrenildiği; belirlenmiş bir mekanda ve zamanda gerçekleştirilen, önceden duyurusu yapılan toplanma, bir araya gelme; kongre.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

33Dönmek, vazgeçmek.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Tevbe) 9:4
Dışındadır kimseler (ki) antlaştınız müşriklerden36; sonra asla eksiltmezler* bir şey; ve asla arka çıkmazlar* size karşı birine; tamamlayın onlara antlaşmalarını müddetlerine kadar; doğrusu Allah sever muttakileri17.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden sakınanlar.

*Müşrikler.


(Tevbe) 9:5

Öyle ki sonlandığı zaman haram aylar34; öyleyse katledin35 müşrikleri36 her nerede buldunuz onları; ve tutun/alın onları; ve kuşatın/sınırlayın onları; ve oturup bekleyin onları her bir rasat yerinde/gözlem yerinde; öyle ki eğer tevbe33 ettilerse; ve ikame572 ettilerse salâtı5; ve verdilerse zekâtı10; öyle ki serbest bırakın yollarını onların; doğrusu Allah Gafûr'dur20; Rahîm'dir2.

34Kur'an'ın indiği dönemde o bölgede yaşayan insanların belirlemiş olduğu bir kural/antlaşma. Savaşmanın haram olduğu 4 ay.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

33Dönmek, vazgeçmek.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.



(Tevbe) 9:6
Ve eğer birisi müşriklerden36 koruma/sığınma talep ederse senden öyle ki koru/sığındır onu; ta ki işitsin Allah'ın kelamını; sonra ulaştır onu emin bir yere; işte bu; ki onların bilmezler bir kavim/toplum (olmaları) nedeniyledir.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.


(Tevbe) 9:7
Nasıl olur müşriklere36 bir ahit/antlaşma Allah'ın indinde/katında ve resûlünün yanında; dışındadır kimseler (ki) antlaştınız haram mescit yanında; öyle ki dik/omurgalı durdukları (sürece) sizlere öyle ki dik/omurgalı durun onlara; doğrusu Allah sever muttakileri17.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden sakınanlar.


(Tevbe) 9:8
Nasıldır? Ve eğer (zaferle) ortaya çıksalar sizlere (karşı); gözetmezler sizlerde bir illî*; ne de bir zimmet**; razı ederler sizleri ağızlarıyla; ve karşı koyar kalpleri onların; ve çokları onların fâsıklardır38.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*İllîyet, bağlantı, ilişki.

**Garanti bir koruma, kollayama, güven verme. 


(Tevbe) 9:9
Sattılar Allah'ın ayetlerini az bir semene*; öyle ki engellediler yolundan336 O'nun; doğrusu onlara; ne kötü (oldu) yapar oldukları.
336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri. *Değere, kıymete.

(Tevbe) 9:10
Gözetmezler müminlerdekine27 karşı bir illî*; ne de bir zimmet**; ve işte bunlar; onlardır azgınlar***.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*İllîyet, bağlantı, ilişki.

**Garanti bir koruma, kollayama, güven verme. 

***Evrensel kuralları çiğneyip aşanlar, taşanlar.


(Tevbe) 9:11

Öyle ki eğer tevbe33 ettilerse; ve ikame572 ettilerse salâtı154; ve verdilerse zekâtı10; öyle ki kardeşlerdir753 sizlere dinde*; ve detaylı açıklarız ayetleri454; bilir bir kavim/toplum için.

33Dönmek, vazgeçmek.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

154Toplumunu yöneldiği, takip ettiği amaç ve hedeflere salât etme. Salâtlarını bilmiş olan göçmen kuşlar gibi toplumla aynı istikamete doğru uçma.

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

754Biyolojik kardeşlikten mutlak olarak farklı bir kavramdır. Yüce Allah aileye dahil edilen yetimleri kardeşler olarak nitelemekte ve bu kimselerle nikâhlanmayı yasaklamaktadır. Yetim aileye karışmışsa o yetim ailenin kardeşi olur. Ancak Yüce Allah bazı ayetlerde din kardeşliğine vurgu yapmaktadır. Bu da mutlak ki bizlerin ayetleri takip edebilmemiz için işaretlerdir. Din kardeşliği din konusunda kardeş olmak, aile olmaktır.  

454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  *İslam'da. Sadece kutsal kitaplar, sadece Kur'an diyen dinde.

(Tevbe) 9:12
Ve eğer bozdularsa yeminlerini ahitleri* sonrasında; ve delip sabitledilerse** dininizdekine; öyle ki katledin35 imamlarını*** küfrün422; doğrusu onlara; olmaz yeminler onlara****; belki onlar nihayete***** ulaştırırlar.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

*Antlaşma, anlaşma.

**Sivri bir şeyi başka bir şeye sokarak, delerek sabitlemek. Kıpırdayamaz hale getirmek. Transfikse etmek. Çoğu mealde "dil uzatmak" olarak çevrilse de bu anlam kelimenin gerçek anlamını vermemektedir. Gerçek anlamda tek tanrıcı din olan İslam'ı yani sadece Kur'an demeyi hareketsiz kılmaya yönelik tüm eylemleri kapsamaktadır.  

***Önderler, liderler, başı çekenler. 

****Artık yeminlerini bozan bu kimselerle tekrar bir yeminleşme yapılmaz.

*****Sona, bitime.


(Tevbe) 9:13
Katletmez720 misiniz bir kavmi/toplumu754 (ki) bozdular yeminlerini; ve yeltendiler ihraca/çıkarmaya resûlü418*; ve onlar başlattılar sizlere evvel kere**; haşyet53 mi duyarsınız onlara? Öyle ki Allah’a daha haktır ki haşyet53 duyarsınız O’na; eğer olduysanız müminler27.
720Yüce Allah Kur'an'da  her kelimeyi ve kavramı doğru yerde geçirerek biz kullarına takip edebilmemiz için işaretler koyar. 33:16 ayetinde de tam olarak  böyle bir işaret var. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katledilmekten/katletmekten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katledilmek/katledilmek aynı şey asla değildir. İki kelimeyi "veya", "ya da" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırmıştır. 9:5 ayetinde de katletmenin/katledilmenin direkt olarak öldürmek/ölmek olmadığını anlarız. Katledilen müşrikler daha sonra tutsak edilecektir. Bu da bize ayrıca bir işarettir. Her katletme/katledilme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.  

754Kur'an'ı savaşa, katletmeye/katledilmeye yönlendiren olarak göstermeye çalışanların yatacak yeri yoktur. Şerefli Kur'an'ın tek bir kelimesinde bile savaş özendirilmez, iyi bir şeymiş gibi asla gösterilmez. Ancak şartlar oluştuğunda savaştan geri durulmaması da emredilir. 9:13 ayetinden anlarız ki yapılan antlaşmalara uymayan, antlaşmaları bozan, insanları yurtlarından çıkaran hatta savaşı ilk başlatmış olanlara karşı savaşmak da emredilmiştir.


418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Resûl Muhammed.

**Katletmeyi ilk kez onlar başlatmışken. 


(Tevbe) 9:14
Katledin35 onları; azap eder onlara Allah ellerinizle*; ve hezimete** uğratır onları; ve yardım edip zafere ulaştırır sizleri onların üzerine; ve şifa verir mümin27 bir kavmin/toplumun göğüslerine.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Sizlerin elleriyle üzerlerine hak olan azabı indirir.

**Bozguna.


(Tevbe) 9:15
Ve giderir onların* kalplerinin kızgınlığını; ve tevbe33 eder Allah dilediği kişiye karşı; ve Allah bir Alîm’dir8; bir Hakîm’dir9.

33Dönmek, vazgeçmek.

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Yeminlerini bozan, resûlü diyarından çıkarmak için ilk savaşı başlatan müşriklerin.

(Tevbe) 9:16
Yoksa hesap ettiniz/düşündünüz mü ki terk edilirsiniz?; ve ancak ki bilir Allah kimseleri (ki) cihat356 ettiler sizlerden; ve asla edinmezler Allah’ın astından ve ne de resûlünün (astından) ve ne de müminlerin (astından) bir sıkı fıkı* (kimse); ve Allah bir Habîr’dir466 yaptıklarınıza.
356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

466Haberdar.*Birbirine geçmiş, nüfuz etmiş, sıkı fıkı arkadaş.

(Tevbe) 9:17

Olmuş değildir müşriklere36 ki imar755 ederler Allah'ın mescitlerini16; tanıklardır/şahitlerdir kendi nefislerine201 karşı küfürle422; işte bunlar; boşa çıktı* yaptıkları onların; ve ateşte onlar ölümsüzlerdir185.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

755Yüce Allah'ın gerçek mescitlerini ancak tek tanrıcılar imar ederler. Müşrikler de kendi uyduruk dinlerine göre mescitler imar ederler. Ancak imar ettikleri şeyler Allah'ın mescitleri asla değildir. İblisin, şeytanların mescitleridir. 9:17 ayetinde müşriklerin kendi nefislerindeki küfre/kâfirliğe göre mescitler imar ettikleri bildirilir. Müşriklerin mescitleri kâfirliklerini yansıtır. Mezheplere ait olan tüm mescitler şeytânların mescitleridir. Sadece Kur'an diyen kimseler online platformlarda ya da fiziksel olarak Allah'ın mescitlerini imar etmelidir. Sadece Kur'an diyen kimseler mezheplere ait olan camilere, mescitlere asla girmemelidir. 

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*İmar ettikleri küfrün mescitleri Yüce Allah'ın mescitleri olmadığı için yaptıkları emekler boşa çıktı. Sıfırla çarpıldı.

(Tevbe) 9:18

Ancak ki imar755 eder Allah'ın mescitlerini16 kimse (ki) iman47 etti Allah'a; ve ahiret gününe; ve ikame572 etti salâtı5; ve verdi zekâtı10; ve asla haşyet53 duymaz Allah'ın dışında; öyle ki belki bunlar; ki olurlar muhtedlerden176.  

755Yüce Allah'ın gerçek mescitlerini ancak tek tanrıcılar imar ederler. Müşrikler de kendi uyduruk dinlerine göre mescitler imar ederler. Ancak imar ettikleri şeyler Allah'ın mescitleri asla değildir. İblisin, şeytanların mescitleridir. 9:17 ayetinde müşriklerin kendi nefislerindeki küfre/kâfirliğe göre mescitler imar ettikleri bildirilir. Müşriklerin mescitleri kâfirliklerini yansıtır. Mezheplere ait olan tüm mescitler şeytânların mescitleridir. Sadece Kur'an diyen kimseler online platformlarda ya da fiziksel olarak Allah'ın mescitlerini imar etmelidir. Sadece Kur'an diyen kimseler mezheplere ait olan camilere, mescitlere asla girmemelidir. 

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

176Doğru yola kılavuzlu, hidayetli, dosdoğru yol olan sıratel müstakim üzerinde olanlar. Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam'a yani sadece Kur'an'a tabi olanlar.


(Tevbe) 9:19
Yaptınız* mı su vermeyi hacılara756 ve imar etmeyi haram mescidi158 kimse gibi (ki) iman47 etti Allah'a ve ahiret gününe; ve cihat356 etti Allah yolunda336; olmaz aynı seviyede Allah'ın indinde/katında; ve Allah doğruya kılavuzlamaz** zalimler257 kavmini/toplumunu.
756Hacca katılan kimseler. Hac Kur'an ayetlerinin delillerle tartışıldığı, öğrenildiği; belirlenmiş bir mekanda ve zamanda gerçekleştirilen, önceden duyurusu yapılan toplanma, bir araya gelme; kongredir. Buraya katılan kimselere de hacı denir. Günümüzde kendilerini hacı sanan kimseler ancak iblise ve şeytânlara hac etmektedir. Kur'an'ın gerçek hacıları sadece Kur'an deyip Kur'an ayetlerini delillerle tartışmak için bir araya gelen kimselerdir.  

158Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer mescittir. Haram mescitse bulunduğu yerde günah işlemenin, kötülük yapmanın, canlılara zarar vermenin haram edildiği/yasaklandığı topluma ait olan mescittir.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Yaptınız mı aynı seviyede? 

**En büyük zalimliği yapan müşrikler ve kâfirler asla doğru yolu bulamaz.


(Tevbe) 9:20
Kimselerdir (ki) iman47 ettiler; ve hicret355 ettiler; ve cihat356 ettiler Allah'ın yolunda336 mallarıyla ve nefisleriyle201; daha büyük derecedir Allah’ın indinde/katında; ve işte bunlar; onlardır başaranlar.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

355Göç etmek, bırakıp terk etmek, göçmen olmak. 356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Tevbe) 9:21
Müjdeler onları Rableri4 kendisinden bir rahmetle271; ve bir rıza* ve cennetler onlaradır; içindedir onun nimetler757 dikelmiş/kıyamda/ayakta**.

4Efendi, komuta eden.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

757Yüce Allah Rahmân suresinde nimetlere bir işaret buyurmuştur. 31 temel parçacığın oluşturduğu tüm evren Yüce Allah'ın bir nimetidir. Cennetlerde de Yüce Allah hak eden kullarına ayakta/dikelmiş/kıyamda nimetler vereceğini bildirmektedir (Örn: 9:21). Anlarız ki cennetler gerçek anlamda yaratılan evrenler olacaktır. Muhtemel ki farklı atomlar muhteşem şeyle oluşturacak ve Rabbimiz bizlere inşAllah bu nimetlerinden tattıracaktır.  

*Razı olma.

**Hiç yok olmayan, her zaman dik/ayakta ve var olan.


(Tevbe) 9:22
Ölümsüzlerdir185 orada ebediyen; doğrusu Allah'ın; O'nun indindedir/katındadır büyük bir ecir820.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

820Ödül, mükafat.

(Tevbe) 9:23
Ey iman47 etmiş kimseler! Edinmeyin babalarını/atalarınızı ve kardeşlerinizi evliya212; eğer sevdilerse küfrü422 imana47 karşı; ve kim veli28 edindi onları sizlerden; öyle ki işte bunlar; onlardır zalimler257.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Tevbe) 9:24
De ki: "Eğer olduysa babalarınız/atalarınız; ve oğullarınız; ve kardeşleriniz; ve eşleriniz; ve aşiretiniz; ve mallar (ki) işleyip kazandınız onu; ve bir ticaret (ki) korkarsınız kesata* ona; ve meskenler (ki) arzularsınız onu; daha sevgili sizlere Allah’tan ve resûlünden700; ve cihat356 etmekten O'nun** yolunda336; öyle ki gözetleyin; ta ki gelir Allah emriyle; ve Allah doğru yola kılavuzlamaz fâsıklar38 kavmini/toplumunu."

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*Durgunluk, hareketsizlik.

**Allah'ın.


(Tevbe) 9:25
Ant olsun yardım etti sizlere Allah birçok vatanda758; ve huneyn759 gününde; böbürlendiğiniz zaman çoğunuz öyle ki asla sağlamadı size bir şey; ve dar geldi üzerinize yer genişlemişliğiyle ; sonra; ve döndünüz arkasını dönenler (olarak).
758Ana yurt, kalınan yer, yerleşilen yer.

759İsim kelimesi olan bu kelimeni kökü "Hnn" olup özlem, hasret, sevda anlamındadır. 9:25 ayetinde müminlerin kaçmak zorunda kaldığı bir savaş gününü işaret etmektedir. "Kıyamet günü" gibi bir tamlamayla geldiği için bir yerin adından ziyade o günde olan bir durumu işaret etmesi daha olasıdır. "Özlem/hasret/sevda günü" olarak çevrilmesi daha doğru olacaktır. En doğrusunu şüphesiz ki Rabbimiz bilir.


(Tevbe) 9:26
Sonra indirdi Allah sükunetini* resûlüne418** karşı ve müminlere27 karşı; ve indirdi ordular (ki) asla görmezsiniz onu; ve azap etti (Allah) kâfirlik25 etmiş kimselere; ve işte bu; cezasıdır kâfirlerin25.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Sakinliğini, dinginliğini.

**Resûl Muhammed.


(Tevbe) 9:27
Sonra tevbe33 eder Allah sonrasında bunun dilediği kimseye karşı; ve Allah bir Gafûr’dur20; bir Rahîm’dir2.

33Dönmek, vazgeçmek.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Tevbe) 9:28
Ey iman47 etmiş kimseler! Ancak ki müşrikler36 bir necestir760; öyle ki yaklaşamazlar haram mescite158 sonrasında bu yılları*; ve eğer korktunuzsa bir yoksulluk (olmasından); öyle ki yakında zengin edecek sizleri Allah kendi fazlından202 eğer dilerse; doğrusu Allah bir Alîm’dir8; bir Hakîm’dir9.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

760Pis, kirli, kontamine olmuş, temiz olmayan, saf olmayan. Müşrikler yani Yüce Allah'a şirk/ortak koşarak iman edenler ilâhi kitapların yanında dinde hüküm koyan şeyleri de kutsal kitaplara eş tuttukları için saf/temiz/halis değillerdir.

158Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer mescittir. Haram mescitse bulunduğu yerde günah işlemenin, kötülük yapmanın, canlılara zarar vermenin haram edildiği/yasaklandığı topluma ait olan mescittir.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Bu yılları son yıllarıdır. Bundan sonra haram mescite yaklaşamazlar. 

(Tevbe) 9:29
Katledin35 kimseleri (ki) iman47 etmezler Allah'a ve ahiret gününe; ve haram saymazlar* haram kıldığını Allah’ın ve resûlünün700; ve din122 edinmezler hak/gerçek bir dini** kimselerden (ki) verildiler kitap***; ta ki sunarlar/verirler cizye761 ki elleriyle; ve onlar alçalanlar/küçülenler (olarak).

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

761Kelime anlamı olarak cezalandırma, tekrar ödeme, karşılığını verme, yerine koyma, karşılama, telafi demektir. 9:29 ayetinden anlarız ki kendilerine kitap verilmiş kitap ehli müşriklerin yanında savaşta bir şekilde rol almıştır. Anlarız ki 9:29 ayetinde geçen cizye savaş tazminatıdır. Yüce Allah bu kimselerin kendi elleriyle bu tazminatı sunmaları gerektiğini bildirmektedir. Aksi durumda bu kimselere karşı da savaş açılacaktır. Savaş tazminatı insan haklarını koruyan bir uygulamadır.   

*Bir önceki ayette müşriklerin haram mescide yaklaşmaları Kur'an tarafından haram edilmişti. Anlarız ki müşrikler bu harama uymak istememekte ve haram mescide yaklaşmak istemektedirler. Bu kimselerle savaşılacaktır. Katledecek ve gerekirse katledilecektir. Bu kimseler hak/gerçek din olan Kur'an'ı kabul etmemekte, Yüce Allah'a ve ahiret gününe iman etmemektedirler. Pislik ve kontaminedirler. Kesinlikle tek tanrıcılığın mekanı olan, sadece Kur'an'ın mekanı olan haram mescide asla yaklaştırılmayacaklardır. Kur'an ayetlerini bağlamından kopararak bu ayette sadece Kur'an demeyen herkesi katledin buyruluyor demek büyük bir günahtır.

**İslam. Sadece Kur'an. Sadece kutsal kitaplar.

***Kitap ehli.


(Tevbe) 9:30
Ve dedi Yahudiler306: "Uzeyr* oğludur Allah'ın"; ve dedi Nâsâralılar: "Mesih** oğludur Allah'ın"; işte bu; söylemleridir onların ağızlarıyla dillendirdikleri; benzetirler söylemine kâfirlik25 etmiş kimselerin (ki) öncesinde katletti35 onları Allah; nasıl da yalana uyduruluyorlar***?

306Tevrat'ın astından söylenti/hadis kitaplarına (Talmud) tabi olarak müşrikleşen kimse.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

*Resûl Uzeyr.

**Meryem oğlu resûl Mesih Îsâ.

***Fiil pasif olarak gelmiştir. Demek ki bu yalanları bazıları uydurmakta ve çoğunluk da bu yalanlara tabi olmaktadır.


(Tevbe) 9:31

Edindiler/tuttular kendi din122 adamlarını* ve kendi rahiplerini554* rabler4 Allah'ın astından; ve Meryem oğlu Mesih'i (de)***; ve (oysa) emredilmiş değillerdi kulluk etmeleri dışında tek bir ilâha74; olmaz ilâh74 O’nun dışında; Subhân'dır7 O; şirk koşarlar olduklarından/ortak koşarlar olduklarından (ayrıdır).

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

554Yüce Allah'a karşı korkan, çekinen, huşu içinde olan, ürken, köle olan. Ancak Kur'an'da sözde, uyduruk din adamları, özellikle Hıristiyan din görevlilerini (papaz, keşiş, rahip vb.) de işaret eder. Bu kimselerin gerçek ruhbanlıkla ilgileri yoktur.

4Efendi, komuta eden.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

*Uyduruk dinin uyduruk din adamları.

**Uyduruk dinin uyduruk rahipleri.

***Rablerden edindiler.


(Tevbe) 9:32
Arzularlar ki söndürürler Allah'ın nurunu* ağızlarıyla; ve (oysa) geri çevirir Allah dışında ki tamamlar** nurunu*; velev/şayet kerhen697 de olsa kâfirler25.
697İstemeyerek, istemeye istemeye, gönülsüz olarak, tiksinerek, iğrenerek.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Aydınlığını, Kur'an'ı.

**Yüce Allah nurunu tamamlar. Nur suresi 35. ayette rabbimiz nurunu yol gösteren bir deniz fenerine benzetmektedir. Kur'an'ı takip edenler şaşmaz bir yola girerler. Bu nur Yüce Allah'ın dilediği kimselere ulaşır.


(Tevbe) 9:33
O gönderendir resûlünü418* doğru yola kılavuzla** ve hak/gerçek dinle***; ortaya çıkarması**** için onu***** her bir dine122 karşı; velev/şayet kerhen697 de olsa müşrikler36.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

697İstemeyerek, istemeye istemeye, gönülsüz olarak, tiksinerek, iğrenerek.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

*Resül Muhammed.

**Kur'an'la.

***İslâm'la. Teslimiyet diniyle.

****Resûl Muhammed'in.

*****İslâm dinini. Sadece Kur'an dinini.


(Tevbe) 9:34
Ey iman47 etmiş kimseler! Doğrusu birçoğu hahamlardan762 ve ruhbanlardan554 mutlak yerler insanların mallarını batılla199; ve engellerler Allah’ın yolundan336; ve kimselerdirler (ki) hazineleştirirler altını ve gümüşü; ve harcamazlar onu Allah’ın yolunda336; öyle ki müjdele onlara elim/acıklı bir azabı.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

762Yahudilerin sözde din adamları. Rabbi de denir.

554Yüce Allah'a karşı korkan, çekinen, huşu içinde olan, ürken, köle olan. Ancak Kur'an'da sözde, uyduruk din adamları, özellikle Hıristiyan din görevlilerini (papaz, keşiş, rahip vb.) de işaret eder. Bu kimselerin gerçek ruhbanlıkla ilgileri yoktur.

199Gerçek olmayan, geçersiz, temelsiz, asılsız.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.



(Tevbe) 9:35
Gündür (ki) kızdırılır onun* üzeri cehennem ateşinde834; öyle ki dağlanır onunla* alınları ve yanları ve sırtları; işte budur hazineleştirdiğiniz nefisleriniz201 için; öyle ki tadın hazineleştirir olduğunuzu.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Altın ve gümüşün.

(Tevbe) 9:36
Doğrusu adeti/sayısı ayların Allah'ın indinde/katında on iki* aydır; Allah'ın kitabında**; günde (ki) yarattı gökleri162*** ve yeri; ondan dördü bir haramdır34; işte budur ayakta/dikelmiş/dik din****; öyle ki zulmetmeyin onlarda***** nefislerinize201; ve katledin35 müşrikleri36 bir topluca zapt etme (-yle) nasıl katlederlerse36 sizleri bir topluca zapt etme (-yle); ve bilin ki Allah muttakilerle17 beraberdir.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

34Kur'an'ın indiği dönemde o bölgede yaşayan insanların belirlemiş olduğu bir kural/antlaşma. Savaşmanın haram olduğu 4 ay.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden sakınanlar.

*Kur'an'da ay "month" kelimesi tekil olarak 12 kez geçer. 

**Yazgısında.

***Güneş sistemi.

****İslâm. Sadece kutsal kitaplar.

*****Haram aylarda.


(Tevbe) 9:37
Ancak ki ertelemek* bir ziyadedir** küfürde422; dalalette128 bırakılır onunla kâfirlik25 etmiş kimseler (ki) helal kılarlar onu*** bir yıl**** ve haram kılarlar onu*** bir yıl****; denk gelmesi için Allah'ın haram kıldığının adetini/sayısını; öyle ki helal kılarlar**** haram kıldığını Allah'ın; süslü gösterildi onlara yaptıkları kötülük; ve Allah doğru yola kılavuzlamaz kâfirler25 kavmini/toplumunu.
422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Haram ayları kafadan ertelemek. 

**Artıştır.

***Sabit haram ayları.

****Yıl geçişlerinde kaydırma yaparlar. Sabit aylar olarak almazlar. Yılda 4 ay haram ay kabul ederek Yüce Allah'ın haram aylar sayısını denk getirirler. Ancak sabit olarak haram olması gereken aylar bazen haram ay olur, bazen helal ay olur.    

****Sabit olması gereken haram aylar geldiğinde erteleme yaparak Yüce Allah'ın haram kıldığı savaşmama yasağını delerler.


(Tevbe) 9:38
Ey iman47 etmiş kimseler! Nedir sizlere (olan) (ki) denildiği zaman sizlere "Neferleşin763 Allah’ın yolunda" çakılıp kaldınız yere doğru; razı mı oldunuz ahiretten (vazgeçip) dünya hayatıyla; öyle ki dünya hayatının metası54 ahirettekine (göre) ancak bir azdır.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

763Yüce Allah yolunda askerler olmak, erler olmak, hareketlenmek, koşuşturmak, acele etmek.

54Sermaye. Yararlanma.



(Tevbe) 9:39
Eğer neferleşmezseniz763 azap eder sizlere elim/acıklı bir azap (-la); ve değiştirir bir kavmi/toplumu sizden başkasına; ve zarar veremezsiniz ona* bir şey; ve Allah karşı her bir şeye bir Kadîr’dir177.
763Yüce Allah yolunda askerler olmak, erler olmak, hareketlenmek, koşuşturmak, acele etmek.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.

*Kavme/topluma.

(Tevbe) 9:40
Eğer yardım etmezseniz ona* öyle ki muhakkak yardım etti ona* Allah; çıkardıkları zaman onu* kâfirlik25 etmiş kimseler; ikincisiydi ikinin mağaradayken** ikisi; dediği zaman arkadaşına: "Hüzünlenme; doğrusu Allah bizimle beraberdir"; öyle ki indirdi Allah kendi sakinliğini onun* üzerine; ve destekledi onu* ordularla (ki) asla göremezsiniz onu; ve yaptı kelimeyi kâfir25 etmiş kimselere sefillik (olarak) ; ve (yaptı) Allah'ın kelimesini o*** uludur (diye); ve Allah bir Azîz’dir37; bir Hakîm’dir9.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Resûl Muhammed.

**Küçük bir mağara. Büyük mağara "kehf" olarak işaret edilir. Yüce Allah Kahramanmaraş ilimizin Afşin ilçesindeki Ashâb-ı Kehf mağarasını mağara olarak değil "kehf" olarak işaret etmiştir. Bu mağara büyük bir mağaradır.

***Kelime.    


(Tevbe) 9:41
Neferleşin763 hafifler* (olarak) ve ağırlar* (olarak); ve cihat356 edin mallarınızla ve nefislerinizle201 Allah yolunda336; işte bu; hayırlıdır sizlere; eğer olduysanız bilirler.
763Yüce Allah yolunda askerler olmak, erler olmak, hareketlenmek, koşuşturmak, acele etmek.356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri. *Yüksüz ve yüklü.

(Tevbe) 9:42
Şayet olsaydı yakın bir arz/sunu ve kolay/kısa bir sefer; mutlak tabi olurlardı sana; velakin/fakat uzak geldi üzerlerine yarılan/deşelenen*; ve ant içecekler Allah’a "Eğer itaat edebilsek** (kendimize) mutlak çıkardık sizlerle beraber" (diye); (oysa) helak ederler kendi nefislerini201; ve Allah bilir (ki) doğrusu onlar mutlak yalancılardır.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Yarılan/deşelenen toprak, yol, arazi. 54:1 ayetinde Ay'ın yarılması/deşelenmesi  aynı kökten türeyen bir kelimeyle işaret edilmiştir. Yerde yürümek de görüldüğü gibi aynı kelimeyle işaret edilmektedir. Demek ki Ay'ın yarılması/deşelenmesi onun üzerinde yüründüğünü işaret eder. 

**Kendimize gücümüz yetse.


(Tevbe) 9:43
Affetti* Allah senden izin verdiğin için onlara; ta ki beyan226 olur sana sâdık182 olmuş kimseler ve bilirsin yalancıları.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

182Doğrular, dürüstler.*Erken izin verdiğin için.

(Tevbe) 9:44
İzin talep etmezler sana kimseler (ki) iman47 ederler Allah'a ve ahiret gününe; ki cihat356 ederler mallarıyla ve nefisleriyle201; ve Allah bir Alîm’dir8 muttakilere17.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

8Bilen.

17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden sakınanlar.


(Tevbe) 9:45
Ancak ki izin talep ederler sana kimseler (ki) iman47 etmezler Allah'a ve ahiret gününe; ve şüphelenir kalpleri onların; öyle ki onlar şüphelerinde döner dururlar.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(Tevbe) 9:46
Ve şayet arzulasaydılar çıkmaya; mutlak hazırlanırlardı ona bir hazırlanma (-yla); fakat kerhendi* Allah onların gönderdiğine**; öyle ki sabitledi (Allah) onları; ve denildi "Oturun oturanlarla beraber".

*İstemedi, dilemedi.

**Sunmuş oldukları argümanlara.


(Tevbe) 9:47
Şayet çıksalardı içinizde; ziyade eder değillerdi sizlere dışında bir kafa karışıklığı/şaşırtma; ve mutlak koyarlar* aranıza; bakınırlar sizlere fitneye332; ve içinizdedir kulak verenler onlara; ve Allah bir Alîm’dir8 zalimlere257.
332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.

8Bilen.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Bakındıkları fitneyi.


(Tevbe) 9:48
Ant olsun ki bakındılar fitneye332 önceden; ve ters çevirdiler* sana emirleri; ta ki geldi hak/gerçek; ve ortaya çıktı Allah’ın emri; ve onlar kerhendiler697.
332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.697İstemeyerek, istemeye istemeye, gönülsüz olarak, tiksinerek, iğrenerek.*Allah'ın emri gelinceye kadar seni yalan yanlış bilgilerle kasıtlı olarak saptırmaya çalıştılar.

(Tevbe) 9:49
Ve onlardan kimse der: "İzin ver bana; ve fitneye332 düşürme beni"; zaten fitne332 içine düşmüşler değil mi?; ve doğrusu cehennem kuşatıcıdır kâfirleri25.
332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Tevbe) 9:50
Eğer isabet etse sana bir güzellik kötüleştirir onları; ve eğer isabet etse sana bir musibet311 derler: "Muhakkak edinmiştik/almıştık emrimizi* önceden; ve dönerler; ve onlar ferahlayanlardır.

311Sıkıntı veren.

*İşimizi önceden sağlama almıştık.

(Tevbe) 9:51
De ki: "Asla isabet etmez bizlere Allah'ın bizlere yazdığı dışında; O'dur mevlâmız*"; ve Allah'a karşı; öyle ki tevekkül79 etsinler müminler27.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Sahibimiz. Mevlâna kelimesi "sahibimiz" demektir. Bazı kimselerin bu şekilde çağrılması katıksız şirktir.

(Tevbe) 9:52
De ki: "Bekler misiniz bize iki güzelliğin* birisi dışında; ve bizler bekleriz sizlere ki isabet ettirir Allah bir azabı kendi indinden/katından ya da bizim ellerimizle; öyle ki bekleyin; doğrusu bizler sizlerle birlikte bekleyenleriz."
*Allah yolunda katletmek ya da katledilmek. Her ikisi de bizler için güzelliktir.

(Tevbe) 9:53
De ki: "İnfak6 edin gönüllü veya kerhen; asla kabul edilmez sizlerden; doğrusu sizler oldunuz fâsık38 bir kavim/toplum."

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.


(Tevbe) 9:54

Ve mâni olmuş değildi ki kabul edilir onlardan infakları6 ancak ki onlar kâfirlik25 ederler Allah’a ve resûlüne700; ve gelmezler salâta5 ancak (ki) ve onlar üşengeç/umursamaz (olarak); ve infak6 etmezler ancak (ki) ve onlar kerhenler697 (olarak).

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

697İstemeyerek, istemeye istemeye, gönülsüz olarak, tiksinerek, iğrenerek.

(Tevbe) 9:55
Öyle ki şaşırtmasın* seni onların malları ne de evlatları; doğrusu arzular Allah azap etmeye onlara onunla** dünya hayatında; ve (arzular ki) bırakırlar*** nefislerini201; ve onlar kâfirler25 (olarak).

201Benlik, kişilik, öz varlık.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Acayip etkilemek.

**Mal ve evlatla.

***Müminlerin nefisleri ölmez. Bilinçlerini kaybetmeden selam diyarına yükselirler. Ancak ayette geçenler kâfirler olduğu için nefislerinden ayrılmaktadırlar. Nefislerini bırakmaktadırlar. 


(Tevbe) 9:56
Ve ant içerler Allah'a; doğrusu onlar mutlak sizlerdendir (diye); ve (oysa) değildir onlar sizlerden; velakin/fakat onlar fırkalaşır*/korkar bir kavimdir/toplumdur.
*Ayrılır, bölünür.

(Tevbe) 9:57
Şayet bulsalar bir melce* ya da bir mağara ya da bir giriş**; mutlak dönerlerdi oraya doğru; ve onlar atılırlar/kaçarlar (olarak).

*Sığınak, korunak.

**Giriş deliği olan bir yer.


(Tevbe) 9:58
Ve onlardan kimi mızırdanır/dırdır eder sana sadakalarda39 ; öyle ki eğer sunulsa ondan*; razı olurlar; ve eğer hiç sunulmasa ondan*; o zaman onlar gıcık** olurlar.

39Sadaka-1; kamu otoritesinin belirlediği bir oranda alınan özel bir vergi türü. Zekâttan ayrı olarak bu toplanan sadaka vergisi sadece 9:60 ayetinde işaret edilenler için harcanır.  

*Sadakadan pay.

**Rahatsız, kızgın, sinirli, gergin, huysuz, mutsuz.


(Tevbe) 9:59
Velev/şayet ki razı olsaydılar verdiğine onlara Allah'ın ve resûlünün700; ve deselerdi:  "Hesaplayandır/düşünendir bizleri Allah; verecek bizlere Allah fazlından202; ve resûlü (de); doğrusu bizler Allah'a karşı rağbet767 edenleriz."

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

767İstemek, arzulamak, tercih etmek.

(Tevbe) 9:60
Ancak ki sadakalar39 fukaralara*; ve miskinlere113; ve onun** üzerine amel edenlere***; ve kalpleri alıştırılanlaradır****; ve boyunlardadır*****; ve borçlularadır; ve Allah yolundadır******; ve yolun oğlunadır354; bir farzdır497 Allah’tan; ve Allah bir Alîm’dir8; bir Hakîm’dir9.

39Sadaka-1; kamu otoritesinin belirlediği bir oranda alınan özel bir vergi türü. Zekâttan ayrı olarak bu toplanan sadaka vergisi sadece 9:60 ayetinde işaret edilenler için harcanır.  

113Açlık sınırında yaşayan. Açlıktan hareketleri kısıtlanmış.

354Evsiz barksız olan. 497Uygulamaya koymak, belirlemek, önceden fikslemek/sabitlemek, zorunlu olarak uygulamaya koymak. 

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Fakirlere.

**Sadakanın.

***Sadakaların toplanmasını yapanlar/edenler.

****Kalpleri Kur'an'ın merhametiyle tanıştırılacak olanlar. 

*****Boyunduruk altına girmiş kimseleri kurtarmak içindir.

******Sadece Kur'an için yapılan mücadelededir.



(Tevbe) 9:61
Onlardan kimseler (ki) eziyet ederler nebiye132*; ve derler "o bir kulaktır**"; de ki :"Bir hayır kulağıdır*** sizlere"; iman47 eder Allah'a; ve iman47 eder müminlere27; ve bir rahmettir**** sizlerden iman47 etmiş kimselere; ve Allah'ın resûlüne418* eziyet etmiş kimselere (gelince); onlaradır elim/acıklı bir azap.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

*Nebi Muhammed'e.

**Herkesi kabul edip, kulak verip dinler.

***Herkese kulak vererek dinlemesi ve çözüm üretmesi sizlere hayırlı olur.

****Alemlere bir rahmet olan Kur'an'ı getirmesiyle.


(Tevbe) 9:62
Ant içerler Allah’la sizlere razı etmek için sizleri; ve (oysa) Allah'a ve resûlüne700 daha haktır/gerçektir ki razı ederler onu* ki oldularsa müminler27.

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Yüce Allah ve resûlü birlikte geçtiğinde Kur'an'ın işaret edildiğini anlarız. Yüce Allah'ı ve resûlünü asla ayrılamaz şekilde bir araya getiren Kur'an'ın razı olması da sadece onun içindeki hükümlere teslim olmakla olur.

(Tevbe) 9:63
Hiç bilmezler mi ki o; kim haddini aşar Allah'a ve resûlüne700 (karşı); öyle ki onadır cehennem ateşi834; bir ölümsüzdür185 orada; işte budur büyük bir hüzün.

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 


(Tevbe) 9:64
Hazırlanırlar* münâfıklar26 ki indirilir üzerlerine bir sure** (ki) haber verir kalplerindekini; de ki: "Alay edin! Doğrusu Allah bir çıkarıcıdır hazırladığınızı***."

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

*Dikkat kesilme.

**Ayetler grubu.

***Kalplerinizdeki planları.


(Tevbe) 9:65
Ve eğer sual etsen/sorsan onlara derler: "Ancak ki olduk dalanlar* ve laubalik669 edenler"; de ki: "Allah'la mı? Ve ayetleriyle ve resûlüyle418 (mi) oldunuz alay ederler?"
669Saygısız, çekinmesi olmayan, davranışları ölçüsüz, olgun olmayan; ciddiyetsiz, gayriciddi.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  *Lafa dalma, farkında olmadan lafın gelişi söyleme.

(Tevbe) 9:66
Özür dilemeyin; muhakkak ki kâfirlik25 ettiniz imanınız47 sonrasında; eğer affetsek ki bir tayfayı719 sizlerden; azap ederiz bir tayfaya719; (ki) onların mücrimler674 olmuş olmalarından dolayıdır.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

719Belirli bir işi yapmak için bir araya gelmiş olan grup. Askeri birlik, bir işi yapan işçiler vb.674Cürüm işleyenler, suçlular.

(Tevbe) 9:67
Münâfık26 erkekler ve münâfık26 kadınlar*; bir kısmı onların bir kısımdandır; emrederler münkeri82 ve menederler maruftan291; ve tutarlar/kavrarlar** ellerini; unuttular Allah'ı; öyle ki unuttu (Allah) onları; doğrusu münâfıklar26; işte onlardır fâsıklar38.

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

82İğrençleştirilmiş, çirkinleştirilmiş. Pasif gelen bir kelimedir. Evrenin kabullerini yani işleyişini bozan uygulamalar mutlak ki çirkinlikle ve iğrençlikle sona erer.  

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*9:71ayetinde mümin erkekler ve mümin kadınların özelliği bildirilmiştir.

**Kavuştururlar elleri. Birbirlerinin ellerini tutarlar, ellerini mallarına bağlarlar gibi anlamlar verilebilir. 


(Tevbe) 9:68
Vaat* etti Allah münâfık26 erkeklere ve münâfık26 kadınlara ve kâfirlere25 cehennem ateşini834; ölümsüzlerdir185 orada; O** hesap eder/düşünür onları***; ve lanetledi onları Allah; ve onlaradır bir azap kıyam/dik/ayakta****.

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Mümin erkek ve mümin kadınlara vaat edilen cehennem de 9:72 ayetinde bildirilmiştir. 

**Eril tekil zamir Yüce Allah'a gider.

***Sürekli bir azap için gerekli şartları hesaplar, düşünür. 

****Yıkılmaz, sürekli.


(Tevbe) 9:69
Kimseler gibi sizlerden önce (ki) olmuşlardı daha şiddetli sizlerden bir kuvvet (olarak); ve daha çok mallar ve evlatlar (olarak); öyle ki metalandılar54 paylarıyla; öyle ki metalandınız54 paylarınızla sizlerden önceki kimselerin paylarıyla metalandığı54 gibi; ve daldınız* dalanlar* gibi; işte bunlar; boşa çıktı yaptıkları onların dünyada ve ahirette; ve işte bunlar; onlardır hüsrana uğrayanlar.

54Sermaye. Yararlanma.

*Dünya hayatının metasına daldınız.


(Tevbe) 9:70
Hiç gelmez mi onlardan önceki kimselerin haberi? Nûh kavminin; ve Ad; ve Semud; ve İbrahim kavminin; ve Medyen ashâbının; ve ters yüz olan yerlerin; geldiler onlara resûlleri beyanlarla352; öyle ki olmuş değildi Allah zulmeder257 onlara; velakin/fakat olmuşlardı kendi nefislerine201 zulmederler257.

352Apaçık deklere edilmiş, bildirilmiş, kanıtlı/delilli olarak ortaya çıkmış.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Tevbe) 9:71
Ve mümin27 erkekler; ve mümin27 kadınlar*; onların bir kısmı velileridir28 bir kısmın; emrederler marufla291 ve engellerler münkeri82; ve ikame572 ederler salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve itaat ederler Allah'a ve O’nun resûlüne418; işte bunlar, rahmet271 edecektir onlara Allah; doğrusu Allah bir Azîzdir37; bir Hakîmdir9.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

82İğrençleştirilmiş, çirkinleştirilmiş. Pasif gelen bir kelimedir. Evrenin kabullerini yani işleyişini bozan uygulamalar mutlak ki çirkinlikle ve iğrençlikle sona erer.  

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*9:67 ayetinde münâfık erkekler ve münâfık kadınların özelliği bildirilmiştir.


(Tevbe) 9:72
Vaat* etti Allah mümin27 erkeklere ve mümin27 kadınlara cennetleri; akar altından onun** nehirler; ölümsüzlerdir orada**; ve Adn cennetlerindeki iyi meskenleri; ve Allah’tan bir rızayı (ki) daha büyüktür; işte bu; o; azîm* bir fevzdir768.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

768Başarı, zafer.

*Münâfık erkek ve münâfık kadınlara vaat edilen cehennem de 9:68 ayetinde bildirilmiştir. 

**Cennetin.

***Büyük, azametli.


(Tevbe) 9:73
Ey nebi132*!; Cihat356 et kâfirlere25 ve münâfıklara26 (karşı); ve kabalaş/sert davran onlara; ve sığınakları onların cehennemdir; ve ne kötü oldu varış yeri.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

*Nebi Muhammed.

(Tevbe) 9:74
Ant içerler Allah'a, demiş değillerdir (diye); ve muhakkak dediler küfür422 kelimesini/söylemini; ve kâfirlik25 ettiler İslam’ları218 sonrasında; ve yeltendiler asla nail* olamaz olduklarına; değillerdi öç alırlar dışında ki ganileştirir** onları Allah ve resûlü700 fazlından202; öyle ki eğer tevbe33 ederlerse olur onlara hayır; ve eğer dönerlerse azap eder onlara Allah elim/acıklı bir azapla dünyada ve ahirette; ve olmaz onlara yerde hiçbir bir veli28 ve ne de bir yardım eden.
422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

218Yüce Allah'ın biricik ve tek dini. Ahirette kabul edilecek tek din. İslam teslimiyet demektir; Yüce Allah ile insanın arasında yapılmış olan mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye teslim olmak, uymaktır demektir. Antlaşmayı bozmamaktır. Kutsal kitaplar bizlere işte bu antlaşmayı hatırlatır. Kısacası İslam sadece Kur'an demektir.

Günümüzde milyarlarca insan kendisini müslüman sanmakta ve İslam dininde olduklarını, islam olduklarını iddia etmektedirler. Oysa büyük bir yanılgı içindedirler. Kur'an'la yakından uzaktan ilgisi olmayan, tamamı zan olan söyletilerle/hadislerle uydurulmuş bir din asla ama asla Yüce Allah'ın İslam dini değildir. İslam girmek için ilk şart söylentileri/hadisleri terk etmek ve sadece Kur'an'a tabi olmaktır.     

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

33Dönmek, vazgeçmek.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

*Ulaşır, elde eder.

**Zenginleştirir.


(Tevbe) 9:75
Ve onlardan kimi ahit* verdi Allah'a; muhakkak ki eğer verirse** bizlere fazlından202 mutlak sadaka39 veririz; ve mutlak oluruz sâlihlerden217 (diye).

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

39Sadaka-1; kamu otoritesinin belirlediği bir oranda alınan özel bir vergi türü. Zekâttan ayrı olarak bu toplanan sadaka vergisi sadece 9:60 ayetinde işaret edilenler için harcanır.  

217Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapanlar.

*Antlaşma, anlaşma.

**Allah.


(Tevbe) 9:76
Öyle ki ne zaman verdi* onlara fazlından202 pintilik/cimrilik ettiler onunla**; ve döndüler; ve onlar dirençlidirler/aykırıdırlar.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

*Allah.

**Verdiğiyle.


(Tevbe) 9:77

Öyle ki takip ettirir* (Allah) onlara kalplerinde bir nifâkı769, güne kadar (ki) karşılaşırlar O’na**; Allah'a bozduklarıyla; vaat ettikleriyle O’na* ve yalan söylerler olduklarıyla.

769Münâfıklık (iki yüzlülük, kalbindekiyle dışa vurduğu farklı olan) ederek geçimsizlik, anlaşmazlık, ara bozuculuk yapmak. 

*Peşinden koşturur.

**Allah'a.


(Tevbe) 9:78
Hiç bilmezler mi ki Allah bilir sırlarını ve sakladıklarını; ve ki Allah bilendir gaybı62.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.


(Tevbe) 9:79
Kimseler (ki) mırıldanırlar müminlerden27 itaatkarlar (olan kimseleri) sadakalarda342; ve kimseleri (ki) bulamazlar cihatları/mücadeleleri dışında; öyle ki alay ederler onlardan (olanla); (oysa) alay etti Allah onlardan (olanla); ve onlaradır elim/acıklı bir azap.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

342Kur’an’da 3 tip sadaka vardır. Bunlar;

1-Sadaka-1: Kamu yönetiminin topladığı bir gelir vergisi türü.

Kamu yönetimini 9:60 ayetinde Rabbimiz tarafından zikredilen gruplar için topladığı özel bir kamu vergisi (9:103, 9:58 ve 9:60).

2-Sadaka-2: Kamudan talepleri olan kişi ve kurumların kamu yönetimi ile görüşmeden önce vermesi gereken sadaka vergisi (Kamu harcı).

58:12 ayeti; bu fonda toplanan harç vergileri Sadaka-1 fonuna aktarılır.

3-Sadaka-3: Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi.

Kamu yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı kazançlardan kişinin kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip sadaka vergisi fakirlere verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha hayırlıdır. Fakirlere verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı olmamalıdır. (2:271 ve 2:263)

Detaylı bilgi için;

Sadaka nedir?


(Tevbe) 9:80
İstiğfar396 et onlara ya da istiğfar396 etme onlara; eğer istiğfar etsen onlara yetmiş kere*; öyle ki asla mağfiret319 etmez Allah onlara; işte bu; ki kâfirlik25 ettikleri nedeniyledir onların Allah’a ve resûlüne700; ve Allah doğru yola kılavuzlamaz fâsık38 kavmi/toplumu.
396Mağfiret dilemek, suçlarının bağışlanmasını dilemek.

319Bağışlama, affetme.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*Tamamı zan olan uyduruk hadislerdeki nebi Muhammed'in şefaatçi olacağı inancının tamamen yanlış olduğuna büyük bir delildir. Yüce Allah kimseye şefaat hakkı vermez. Tek şefaat eden kendisidir.   

(Tevbe) 9:81
Ferahladı muhallefler771 Allah'ın resûlünün gerisinde oturmalarıyla; ve kerhendiler697 ki cihat356 ederler mallarıyla ve nefisleriyle201 Allah yolunda336; ve dediler: "Neferleşmeyin763 (bu) hararette*"; de ki: "Cehennem ateşi834 daha şiddetlidir bir hararet* (olarak)"; şayet olduysalar fıkıh770 ederler.
771Geride kalanlar.697İstemeyerek, istemeye istemeye, gönülsüz olarak, tiksinerek, iğrenerek.356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri. 763Yüce Allah yolunda askerler olmak, erler olmak, hareketlenmek, koşuşturmak, acele etmek.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


770Anlamak, kavramak, iç yüzünü anlamak, anlayış, bilincine varmak.

*Sıcakta.

(Tevbe) 9:82

Öyle ki gülsünler biraz; ve ağlasınlar birçok; bir cezadır63 kazanır olduklarına.

63Karşılık, hak edilen.


(Tevbe) 9:83
Öyle ki eğer döndürdüyse seni Allah bir tayfaya719 onlardan; öyle ki izin talep ettiler sana çıkmak için; öyleyse de ki: "Asla çıkamazsınız benimle beraber ebediyen ve asla katledip/katledilmezsini720 benimle beraber bir düşmana (karşı); doğrusu sizler razı olmuştunuz oturmaya evvel kez; öyle ki oturun geri kalanlarla beraber."
719Belirli bir işi yapmak için bir araya gelmiş olan grup. Askeri birlik, bir işi yapan işçiler vb.720Yüce Allah Kur'an'da  her kelimeyi ve kavramı doğru yerde geçirerek biz kullarına takip edebilmemiz için işaretler koyar. 33:16 ayetinde de tam olarak  böyle bir işaret var. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katledilmekten/katletmekten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katledilmek/katledilmek aynı şey asla değildir. İki kelimeyi "veya", "ya da" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırmıştır. 9:5 ayetinde de katletmenin/katledilmenin direkt olarak öldürmek/ölmek olmadığını anlarız. Katledilen müşrikler daha sonra tutsak edilecektir. Bu da bize ayrıca bir işarettir. Her katletme/katledilme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.  

(Tevbe) 9:84

Ve salla52 edilmez onlardan ölen birine ebediyen; ve kıyam143 etme onun kabrinde; doğrusu onlar kâfirlik25 ettiler Allah'a ve resûlüne; ve öldüler; ve onlar fâsıklardı38.

52Hedeflenen şeye yüz çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale almak, umursamak, kayıtsız kalmamak, mühimsemek, tepkisiz kalmayarak üzerine titremek, hedefi akıl/fikir kılavuzluğunda takip etmek

143Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için ayaklanması/hareketlenmesi.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*Yüz çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale almak, umursamak, kayıtsız kalmamak, mühimsemek, tepkisiz kalmayarak üzerine titremek.


(Tevbe) 9:85
Ve şaşırtmasın* seni onların malları ve evlatları; ancak arzular Allah ki azap eder onlara onunla** dünyada; ve bırakırlar*** nefislerini201; ve onlar kâfirlerdir25.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Acayip etkilemesin.

**Mal ve evlatla.

***Müminlerin nefisleri ölmez. Bilinçlerini kaybetmeden selam diyarına yükselirler. Ancak ayette geçenler kâfirler olduğu için nefislerinden ayrılmaktadırlar. Nefislerini bırakmaktadırlar.


(Tevbe) 9:86
Ve indirildiği zaman bir sure ki iman47 edin Allah'a ve cihat356 edin resûlüyle beraber (diye); izin talep ederler sana genişlik/uzunluk* sahipleri onlardan; ve dediler*: "Bırak bizleri (ki) oluruz oturanlarla beraber."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

*Elleri kolları uzun, geniş olanlar. Güçleri kuvvetleri olanlar.

(Tevbe) 9:87
Razı oldular ki olurlar geride kalanlarla beraber; ve mühürlendi175 kalplerinin üzeri; öyle ki onlar fıkıh770 etmezler.

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


770Anlamak, kavramak, iç yüzünü anlamak, anlayış, bilincine varmak.


(Tevbe) 9:88
Lakin/fakat resûl418* ve kimseler (ki) iman47 ettiler onunla* beraber; cihat356 ettiler mallarıyla ve nefisleriyle201; ve işte bunlar; onlaradır hayırlar; ve işte bunlar; onlardır muflihler174.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

174Felaha ulaşanlar, kurtuluşa kavuşanlar, başaranlar.

*Resûl Muhammed.

(Tevbe) 9:89
Hazırladı/adetledi Allah onlara cennetler (ki) akar altından onun* nehirler; ölümsüzlerdir185 orada; işte bu; büyük fevzdir768.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

768Başarı, zafer. *Cennetin.

(Tevbe) 9:90
Ve geldi Araplar'dan772 özür beyan edenler (ki) izin verilmesi için onlara; ve oturdu* kimseler (ki) yalan söylediler Allah'a ve resûlüne; isabet edecek onlardan kâfirlik25 etmiş kimselere elim/acıklı bir azap.
772Kelime anlamı olarak açıkça/hatasız şekilde sesle ifade etmek, açık ve berrak şekilde söylemek/deklere etmek, ortaya koymak, bilinir etmek demektir. Araplar olarak bilinen insanları işaret eder. Çöl bedevileri olarak da bilinirler. Arap kavmi/toplumu da İsrailoğulları gibi Nûh'un soyundan gelmiştir.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Savaşa katılmadı.

(Tevbe) 9:91
Olmaz bir sıkıntı zaaflılar üzerine; ve ne de marazlılar* üzerine; ve ne de kimseler üzerine (ki) bulamazlar infak6 edecek (bir şey); nasihat** ettikleri zaman Allah'a ve resûlüne700; yoktur muhsinlerin294 üzerine hiçbir yol***; ve Allah bir Gafûr’dur20; bir Rahîm’dir2.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

294Güzel işler yapan, güzelleştiren.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Hastalar.

**İçtenlikle, samimi olarak beyan ettikleri zaman.

***Kur'an emri vermiştir. Başka hiçbir yol yoktur. Bu şartlara uyanlar dışında savaşa katılım ve/veya infak ile katkı sağlamak zorunludur.


(Tevbe) 9:92
Ve olmaz kimseler üzerine ne zaman ki geldiler sana bindirmen* için onları; dedin: "Bulamıyorum sizleri üzerine bindirecek* (bir şey)"; geri dönerler (onlar); ve gözleri onların taşar göz yaşından; bir hüzündür ki bulamazlar infak6 edecek (bir şey).

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

*Bir binek üzerine.

(Tevbe) 9:93
Ancak alçalma/sarkma/düşmedir kimselere (ki) izin beyan ederler sana; ve (oysa) onlar ganiyydir*; razı oldular ki olurlar geride kalanlarla beraber; ve mühürledi175 Allah kalplerinin üzerini; öyle ki onlar bilmezler.

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


*Zengindir.

(Tevbe) 9:94
Özür beyan ederler sizlere geri döndüğünüz zaman onlara; de ki: "Özür beyan etmeyin; asla iman47 etmeyiz sizlere; muhakkak haber verdi bizlere Allah haberlerinizden; ve görecek* Allah yaptıklarınızı sizlerin; ve resûlü (de); sonra döndürülürsünüz gaybı62 bilene doğru; ve şahit/tanık olana; öyle ki haber verir** sizlere yapar olduğunuzu."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.

*Apaçık ortaya koyacak, hesabınızı görecek.

**Allah.


(Tevbe) 9:95
Ant içecekler Allah’la* sizlere döndüğünüz zaman onlara vazgeçmeniz için onlardan; öyle ki vazgeçin** onlardan; doğrusu onlar ricstir773; ve sığınakları cehennemdir; bir cezadır63 kazanır olduklarına.
773Kirli, pis, iğrenç, utanılacak işler yapan.

63Karşılık, hak edilen.

*Yüce Allah'ın adını kullanarak yalan yere ant içecekler, yemin edecekler. Yüce Allah adına yemin edenlere hemen iman etmemek gereklidir. İyice araştırma yapmak gereklidir.

**Rics olan kimselere Yüce Allah yeterlidir.


(Tevbe) 9:96
Ant içerler sizlere razı olmanız için onlardan; öyle ki eğer razı olursanız onlardan; öyle ki doğrusu Allah razı olmaz fâsık38 kavimden/toplumdan.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.


(Tevbe) 9:97
Araplar772 daha şiddetlidir küfürde422 ve nifâkta769; ve daha uygundurlar ki bilmezler Allah'ın resûlüne418* karşı indirdiğinin hudutlarını**; ve Allah bir Alîm’dir8; bir Hakîm’dir9.
772Kelime anlamı olarak açıkça/hatasız şekilde sesle ifade etmek, açık ve berrak şekilde söylemek/deklere etmek, ortaya koymak, bilinir etmek demektir. Araplar olarak bilinen insanları işaret eder. Çöl bedevileri olarak da bilinirler. Arap kavmi/toplumu da İsrailoğulları gibi Nûh'un soyundan gelmiştir. 422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  769Münâfıklık (iki yüzlülük, kalbindekiyle dışa vurduğu farklı olan) ederek geçimsizlik, anlaşmazlık, ara bozuculuk yapmak. 418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Resûl Muhammed.

**Sınırlarını.


(Tevbe) 9:98
Ve Araplardan kimi edinir/tutar infak6 ettiğini* bir hasar/kayıp; ve gözetlerler sizlere döngüleri**; (oysa) üzerlerinedir kötü döngü***; ve Allah bir Semî’dir41; bir Alîm’dir8.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

41İşiten.

8Bilen.

*Kerhen/istemeyerek/gönülsüz olarak Arapların kimilerinin infak ettiğini anlarız.

**İyi dönemleriniz sonrasında kötü dönemler geçirmenizi isterler.

***Kötü dönem asıl onlara ulaşacaktır.


(Tevbe) 9:99
Ve Araplardan772 kimi iman47 eder Allah'a ve âhiret774 gününe; ve edinir/tutar infak6 ettiğini Allah’ın indinde/katında yakınlıklar; ve resûlün418* salâtlarını142 (da); doğrusu o** bir yakınlıktır onlara değil mi?; sokacak/girdirecek onları Allah rahmetinin271 içine; doğrusu Allah bir Gafûr'dur20; bir Rahîm'dir2.
772Kelime anlamı olarak açıkça/hatasız şekilde sesle ifade etmek, açık ve berrak şekilde söylemek/deklere etmek, ortaya koymak, bilinir etmek demektir. Araplar olarak bilinen insanları işaret eder. Çöl bedevileri olarak da bilinirler. Arap kavmi/toplumu da İsrailoğulları gibi Nûh'un soyundan gelmiştir.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

774Ertelenmiş, geriye bırakılmış, ötelenmiş, final, son, en uç. Diriliş ve din günüyle (yargılamanın dinden yani sadece Kur'an'dan yapılacağı gün) birlikte cennetleri ve cehennemi kapsayan evre/dönem.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

142O insana/insanlara ilgi-alaka gösterme, kale alma, dikkate alma, ilgiyle takip etme, üzerlerine titreme.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Resûl Muhammed.

**Dişil zamir salâtı işaret eder.


(Tevbe) 9:100
Ve sâbıklardır775 muhâcirlerden716 ilkleri/evvelleri; ve ensârdan776; ve onlara* ihsânla250 tabi olmuş kimseler**; razı oldu Allah onlardan; ve razı oldular (onlar) O'ndan***; ve hazırladı/adetledi (Allah) onlara cennetleri (ki) akar altından onun**** nehirler; ölümsüzlerdir orada**** ebediyen; işte bu; büyük fevzdir768.
775Öne geçenler, önde olanlar, ileride olanlar. Âhiret gününde insanlar 3 grup olur. Sâbıklar ve Ashab-ı Meymene (Hayır Yoldaşları) cennetlere girdirilirler. Ashab-ı Meşeme (Şer/Uğursuzluk Yoldaşları) ise cehennemin yoldaşlarıdır.716Diyarlarından zorla çıkarılmış  kimseler.  776Yapışan, sponsor olan arkadaş. Bir şeye taraftar gibi bağlanan. 

250İyilik etme, iyi davranma, dürüstlük, doğruluk.

768Başarı, zafer.

*Muhâcir ve ensârın ilkleri/evvelleri olan kimselere.

**Muhâcir ve ensârın ilklerine tabi olarak takva yoluna yani Kur'an yoluna tabi olanlar.

***Allah'tan.

****Cennetin.


(Tevbe) 9:101
Ve kimsedendir* çevrenizdeki Araplardan772 münâfıklar26; ve şehir ehlinden568; dirençlidirler nifâk769 üzerine; bilmezsin/bilemezsin** onları; biz biliriz onları*; azap edeceğiz onlara* iki kez; sonra döndürülürler büyük bir azaba doğru.
772Kelime anlamı olarak açıkça/hatasız şekilde sesle ifade etmek, açık ve berrak şekilde söylemek/deklere etmek, ortaya koymak, bilinir etmek demektir. Araplar olarak bilinen insanları işaret eder. Çöl bedevileri olarak da bilinirler. Arap kavmi/toplumu da İsrailoğulları gibi Nûh'un soyundan gelmiştir.

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 769Münâfıklık (iki yüzlülük, kalbindekiyle dışa vurduğu farklı olan) ederek geçimsizlik, anlaşmazlık, ara bozuculuk yapmak. 

*Münâfıklar her daim olacaktır. Kur'an öncesi vardılar. Kur'an inerken de vardılar. Kur'an sonrasında da bir anda bitmediler. Münâfıklar her zaman olmuştur; her zaman olacaktır. Gerçek müminler bu gerçeği her zaman kendilerine hatırlatmalıdırlar.

**Açık ve net olarak görüldüğü üzere resûl Muhammed'e münâfıkları gaybtan bir bilgiyle bilme yetkisi verilmemiştir. Demek ki gaybı ancak Yüce Allah bilir. Dilediği kullarına vahy ederek  bildirebilir.   


(Tevbe) 9:102
Ve diğerleri itiraf ettiler günahlarını/yanlışlarını; karıştırdılar sâlih777 bir ameli ve diğeri bir kötü (olanla); belki Allah ki tevbe eder üzerlerine; doğrusu Allah bir Gafûr’dur; bir Rahîm’dir.

777Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik.


(Tevbe) 9:103

Al mallarından onların bir sadaka39; temizler onları* ve arındırır onları* kendisiyle; ve salli141 et onlara; doğrusu senin salâtın142 sakinlik/dinginlik verir onlara; ve Allah bir Semî'dir41; bir Alîm'dir8.

39Sadaka-1; kamu otoritesinin belirlediği bir oranda alınan özel bir vergi türü. Zekâttan ayrı olarak bu toplanan sadaka vergisi sadece 9:60 ayetinde işaret edilenler için harcanır.  

141İlgilenmek, alakadar olmak, kale almak, dikkate almak, ilgiyle takip etmek, üzerlerine titremek.

142O insana/insanlara ilgi-alaka gösterme, kale alma, dikkate alma, ilgiyle takip etme, üzerlerine titreme.

41İşiten.

8Bilen.

*Sadaka.



(Tevbe) 9:104
Hiç bilmezler mi ki Allah; O; kabul eder tevbeyi33 kullarından; ve edinir/tutar* sadakaları342; ve ki Allah; O; Tevvâb’tır191; Rahîm’dir2.

33Dönmek, vazgeçmek.

342Kur’an’da 3 tip sadaka vardır. Bunlar;

1-Sadaka-1: Kamu yönetiminin topladığı bir gelir vergisi türü.

Kamu yönetimini 9:60 ayetinde Rabbimiz tarafından zikredilen gruplar için topladığı özel bir kamu vergisi (9:103, 9:58 ve 9:60).

2-Sadaka-2: Kamudan talepleri olan kişi ve kurumların kamu yönetimi ile görüşmeden önce vermesi gereken sadaka vergisi (Kamu harcı).

58:12 ayeti; bu fonda toplanan harç vergileri Sadaka-1 fonuna aktarılır.

3-Sadaka-3: Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi.

Kamu yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı kazançlardan kişinin kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip sadaka vergisi fakirlere verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha hayırlıdır. Fakirlere verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı olmamalıdır. (2:271 ve 2:263)

Detaylı bilgi için;

Sadaka nedir?

191Yaptıkları hatalardan/günahlardan dönüp vazgeçen kullarına cezayı/karşılığı vermekten vazgeçen, dönen. Kullarına sürekli dönen. Kullarının tevbesini yani vazgeçmelerini çokça kabul eden. Cezadan/karşılıktan vazgeçen.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Sadakalar Yüce Allah'ın rızası için verilir.

(Tevbe) 9:105
Ve de ki: "Yapın; öyle ki görecek Allah yaptıklarınızı; ve resûlü* (de); ve müminler27 (de); sonra döndürülürsünüz bilene** doğru gaybı62 ve tanıklığı/şahitliği; öyle ki haber verir*** sizlere yapar olduğunuzu."

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.

*Resûl Muhammed. 

**Yüce Allah'a.

***Yüce Allah.


(Tevbe) 9:106
Ve diğerleri bekletilenlerdir* Allah'ın emrine; ya azap eder** onlara; ve ya da tevbe33 eder üzerlerine; ve Allah bir Alîm’dir8; bir Hakîm’dir9.

33Dönmek, vazgeçmek.

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Umutla, beklentiyle.

**Allah.


(Tevbe) 9:107
Ve kimseler (ki) edindiler bir mescit778; bir zarara ve bir küfre422 ve bir ayırmaya müminlerin27 arasını; ve bir gözetleme* Allah ve resûlüne önceden harp etmiş kimse** için; ve mutlak ant içerler ki: "Arzulamadık güzellik dışında"; ve Allah şahit/tanık olur ki onlar mutlak yalancılardır.

778Yüce Allah'ın gerçek İslam dinine zarar veren, içinde Kur'an'ın hükümlerini örten/gizleyen şeylerin anıldığı, İslâm'ı parçalayan/bölen sahte mescitler. Bir mekanın adının mescit olması onun Yüce Allah'ın gerçek mescidi olduğunu asla göstermez. 9:107 ayetinde münâfıkların da bir mescit inşa ettikleri görülür. Günümüzde kiliselerin, sinagogların ve camilerin neredeyse tamamı sahte mescitlerdir. Yüce Allah'ın gerçek mescitlerini ancak tek tanrıcılar yani sadece kutsal kitaplar diyenler inşa eder. Sadece Kur'an diyen; Kur'an bize yeter diyen kimselerin fiziksel ya da sanal inşa ettikleri mescitler gerçek mescitlerdir. Diğer tüm mescitler sahtedir.

422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Casusluk benzeri gözetleme.

**Yüce Allah'a ve resûlüne önceden harp etmiş kimsenin kullanması amacıyla.


(Tevbe) 9:108
Dikelme* orada** ebediyen; mutlak ki evvel/ilk günden takva21 üzerine kurulmuş bir mescit16 daha haktır ki dikelirsin orada***; ondadır*** erkekler (ki) severler temizlenmeyi****; ve Allah sever muttahhirleri779.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.

779Temizlenenler. Yüce Allah müşrikleri yani Yüce Allah'a şirk koşarak iman edenleri pislik/kir (rics) olarak tanımlamaktadır. Anlarız ki temizlenmek bu pislikleri uzaklaştırmaktır. Günümüzde pislikler hadislerdir. Hadislere iman bir insanı ancak müşrik yapar. Kur'an'dan saptırır. Pisliklerin temizlenmesi ancak Kur'an'la olur. Nasıl ki tüm vücudu zifte batmış bir kimseyi suyla değil de tinerle temizlemek gerekir; hadislere batmış bir kimseyi de ancak Kur'an temizleyebilir. Din olarak sadece Kur'an okuyan (anlayarak!) kimse kendisini temizlemiş olur.   

*Durma.

**Sahte mescitte.

***Takva üzerine kurulu tek tanrıcıların mescitleri.

****Pislik (rics) olan şirkten temizlenmeyi.


(Tevbe) 9:109
Öyle ki kimse mi (ki) kurdu binasını takva21 üzerine Allah'tan; ve bir rızaya; bir hayra; yoksa kimse (mi) (ki) kurdu binasını çöken bir uçurum kenarı üzerine; öyle ki çöktü* onunla** cehennem ateşine834; ve Allah doğru yola kılavuzlamaz zalimler kavmini/toplumunu.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


*Bina.

**Kimseyle.


(Tevbe) 9:110
Ayırmaz/uzaklaştırmaz o bina ettikleri binaları kalplerinden bir şüpheyi; dışında ki keser* kalplerini; ve Allah bir Alîm’dir8; bir Hakîm’dir9.

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Kalplerin şüpheyle bölünmesi. Bir yanının bir yerde kalması.

(Tevbe) 9:111

Doğrusu Allah satın aldı müminlerden27 nefislerini201 ve mallarını ki onlara (olan) cennetle; katledilip/katlederler720 Allah yolunda336; öyle ki katlederler35; ve katledilirler35; bir vaattir O’nun* üzerine; bir haktır/gerçektir Tevrât'ta ve İncîl'de ve Kur'an'da; ve kimdir daha takvalı Allah'tan kendi ahdinde**; öyle ki müjdelenin satışınızla o ki sattınız onunla***; ve işte bu; o***; büyük fevzdir768.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

201Benlik, kişilik, öz varlık.

720Yüce Allah Kur'an'da  her kelimeyi ve kavramı doğru yerde geçirerek biz kullarına takip edebilmemiz için işaretler koyar. 33:16 ayetinde de tam olarak  böyle bir işaret var. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katledilmekten/katletmekten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katledilmek/katledilmek aynı şey asla değildir. İki kelimeyi "veya", "ya da" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırmıştır. 9:5 ayetinde de katletmenin/katledilmenin direkt olarak öldürmek/ölmek olmadığını anlarız. Katledilen müşrikler daha sonra tutsak edilecektir. Bu da bize ayrıca bir işarettir. Her katletme/katledilme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.  336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

768Başarı, zafer.

*Yüce Allah'ın.

**Antlaşmak, anlaşma. 

***Satış.


(Tevbe) 9:112

Tevbe33 edenlerdir; kulluk edenlerdir; hamd3 edenlerdir; seyahat edenlerdir*; rükû11 edenlerdir; secde12 edenlerdir; emredenlerdir marufla291; ve engelleyenlerdir/yasaklayanlardır münkeri82; ve koruyanlardır Allah'ın hudutlarını; ve müjdele müminleri27.

33Dönmek, vazgeçmek.

3En yüce övgü/methetme.

11Beynin (bedenle veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi, baş eğmesi.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

82İğrençleştirilmiş, çirkinleştirilmiş. Pasif gelen bir kelimedir. Evrenin kabullerini yani işleyişini bozan uygulamalar mutlak ki çirkinlikle ve iğrençlikle sona erer.  

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Yüce Allah'ın yolunda.

(Tevbe) 9:113
Olmuş değildir nebiye132 ve iman47 etmiş kimselere ki mağfiret319 dilerler müşriklere36; şayet olduysalar (bile) yakınlık sahibi beyan226 olmuş olan sonrasında onlara; ki onlar cahîm808 ashâbıdır194.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

319Bağışlama, affetme.

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

808Yangın, yanan, cehennem yangını, cehenneme ait.

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 


(Tevbe) 9:114
Ve olmuş değildi istiğfar396 dilemesi İbrahim'in babası için vaat edilenden başka (ki) vaat etti***** onu* ona**; öyle ki ne zaman beyan226 oldu ona*** ki o**** bir düşmandır Allah'a; uzaklaştı***** ondan******; doğrusu İbrahim mutlak bir eyvah (-lıydı); bir halîmdi.
396Mağfiret dilemek, suçlarının bağışlanmasını dilemek.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

*Vaadi.

**Babasına.

***İbrahim'e.

****Babası.

*****İbrahim.

******Babasından.


(Tevbe) 9:115
Ve olmuş değildir Allah dalalette128 bırakır bir kavmi/toplumu doğru yola kılavuzladığı zaman sonrasında; ta ki beyan226 eder* onlara neye takvalı21 olurlar; doğrusu Allah her bir şeye bir Alîm’dir8.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

8Bilen.

*Allah.

(Tevbe) 9:116
Doğrusu Allah’tır; O’nadır mülkü göklerin162 ve yerin; hayat verir* ve öldürür*; ve yoktur sizlere Allah’ın astından hiçbir veli; ve ne de bir yardım eden.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

*Allah.

(Tevbe) 9:117
Ant olsun tevbe33 etti Allah nebiye780 karşı; ve muhâcirlere716; ve ensâra776; kimselere (ki) tabi oldular ona* zor/çetin sâatte662; neredeyse eğilmesi sonrasında onlardan bir fırkanın** kalplerin; sonra tevbe33 etti*** üzerlerine; doğrusu O*** onlara bir Raûf’tur15; bir Rahîm’dir2.

33Dönmek, vazgeçmek.

780Tevbe kelimesi vazgeçmek, dönmek demektir. 9:117 ayetinde Yüce Allah açık ve net olarak nebi Muhammed'e karşı tevbe ettiğini bildirmiştir. Yüce Allah nebiye tevbe ettiğine göre mutlak ki nebi tevbe gerektirecek bir durum içinde olmalıdır. Anlarız ki nebi de bir beşerdir ve günah işlemekten münezzeh değildir. 716Diyarlarından zorla çıkarılmış  kimseler.  776Yapışan, sponsor olan arkadaş. Bir şeye taraftar gibi bağlanan. 662An, bir zaman periyodu.

15Şefkatli/kibar.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Nebi Muhammed'e.

**Grubun.

***Allah.


(Tevbe) 9:118
Ve geri bırakılmış üç kimseye karşı (da); ta ki dar geldiği zaman üzerlerine yer (tüm) genişlemişliğiyle*; ve dar geldi üzerlerine kendi nefisleri201; ve zannettiler** ki olmaz bir iltica*** Allah’tan**** ancak O’nadır*****; sonra tevbe33 etti****** üzerlerine tevbe33 etmeleri için; doğrusu Allah; O Tevvâb’dır191; Rahîm’dir2.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

33Dönmek, vazgeçmek.

191Yaptıkları hatalardan/günahlardan dönüp vazgeçen kullarına cezayı/karşılığı vermekten vazgeçen, dönen. Kullarına sürekli dönen. Kullarının tevbesini yani vazgeçmelerini çokça kabul eden. Cezadan/karşılıktan vazgeçen.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Yer.

**Varsayım yaptılar. Doğru bir varsayım oldu.

***Sığınak.

****Allah'tan gelen.

*****Allah sadece kendisine iltica ettirir; sığındırır. Sığınma ancak Allah'adır.

*****Allah.


(Tevbe) 9:119
Ey iman47 etmiş kimseler! Takvalı21 olun Allah’a; ve olun sâdıklarla182 beraber.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

182Doğrular, dürüstler.

(Tevbe) 9:120
Olmuş değildir şehir ehline568 ve Araplardan772 onların çevresinde (olan) kimseye ki geri kalırlar Allah'ın resûlünden*; ve tercih etmezler kendi nefislerini201 onun* nefsine201; işte budur; nedeniyledir onlara ki isabet etmez bir susuzluk; ve ne de bir yorgunluk/bitkinlik; ve ne de bir açlık Allah yolunda; ve adımlamazlar bir adım (ki) kızdırır/öfkelendirir kâfirleri; ve nail** olmazlar bir düşmana bir nail** (-le); ancak yazıldı**** onlara onunla sâlih777 bir amel***; doğrusu Allah zayi etmez muhsinlerin294 ecirlerini820.
568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 772Kelime anlamı olarak açıkça/hatasız şekilde sesle ifade etmek, açık ve berrak şekilde söylemek/deklere etmek, ortaya koymak, bilinir etmek demektir. Araplar olarak bilinen insanları işaret eder. Çöl bedevileri olarak da bilinirler. Arap kavmi/toplumu da İsrailoğulları gibi Nûh'un soyundan gelmiştir.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

777Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik.

294Güzel işler yapan, güzelleştiren.

820Ödül, mükafat.

*Resûl Muhammed.

**Ulaşma, başarma, elde etme.

***Yapma, eylem.

****Yüce Allah yolunda yaşanan sıkıntıları Yüce Allah o kimseye bir salih amel olarak yazar; asla boşa çıkarmaz.


(Tevbe) 9:121
Ve infak6 etmezler bir infak6; bir küçük ve ne de bir büyük*; ve kesmezler** bir vadiyi dışında (ki) yazıldı onlara***; cezalandırması6 içindir Allah'ın daha güzeliyle**** yaparlar olduklarını.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

*Küçük büyük fark etmeksizin zerre kadar yaptıkları infak karşılığı verilmek üzere yazılır.

**Geçmezler.

***Müminlere.

****Yüce Allah müminlerin yaptıklarına karşı onlara daha güzeliyle karşılık verir.


(Tevbe) 9:122
Ve olmuş değildir müminlere27 toplaşarak neferleşmeleri763; öyle ki eğer neferleşmezse763 her bir fırkadan* onlardan bir tayfa719; fıkıh770 etmeleri için dinde** ve uyarmaları*** için kendi kavimlerini geri döndükleri zaman üzerlerine; belki onlar hazırlanırlar.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

763Yüce Allah yolunda askerler olmak, erler olmak, hareketlenmek, koşuşturmak, acele etmek.719Belirli bir işi yapmak için bir araya gelmiş olan grup. Askeri birlik, bir işi yapan işçiler vb.

770Anlamak, kavramak, iç yüzünü anlamak, anlayış, bilincine varmak.

*Gruptan.

**Yüce Allah'ın gerçek dini olan İslâm'ı yani Kur'an'ı fıkıh ederek anlamaları, kavramaları.

***Kavimlerini Kur'an ile uyarmaları.


(Tevbe) 9:123
Ey iman47 etmiş kimseler! Katledin35 kimseleri (ki) yakınlaşırlar* sizlere kâfirlerden; ve bulsunlar sizde bir kalınlık/kabalık; ve bilin ki Allah muttakilerle17 beraberdir.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden sakınanlar.

*Fiil 3. şahıs çoğul ve geniş zamandır. "Onlar yakınlaşırlar" demektir. Bir eylemi işaret eder. Anlarız ki kâfirlerden bazı kimseler müminlerin üzerine doğru gelerek yaklaşmaktadır. Bu kimselere karşı karşılık verilmelidir. Bu ayet "yakınınızda bulunan kâfirleri öldürün" diye özensiz çevrildiğinde anlam bambaşka olmaktadır. Hiç zararı olmayan kâfirleri sırf yakınımızda diye öldürmek Yüce Allah'ın bir emri değildir. 

(Tevbe) 9:124
Ve ne zaman indirildi bir sure*; öyle ki onlardan kimi der: "Hanginize ziyade etti bu* bir imanı47?"; (oysa) öyle ki iman47 etmiş kimselere; öyle ki ziyade** etti onlara*** bir imanı47; ve onlar müjdelenirler."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Ayetler grubu. Sure.

**Gerçek müminlerin imanı Kur'an'ın her bir suresiyle artar. 



(Tevbe) 9:125
Ve kimselere gelince (ki) kalplerindedir bir maraz; öyle ki artırdı* onlara bir ricsi773 ricslerine773 doğru; ve öldüler; ve onlar kâfirlerdir25.
773Kirli, pis, iğrenç, utanılacak işler yapan.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Allah.

(Tevbe) 9:126
Ve görmezler mi ki onlar fitnelendirilir610 her bir yılda bir kere ya da iki kere; sonra tevbe33 etmezler; ve ne de onlar zikrederler78.
610Test, deneme, sınav, yanlışla doğruyu ayırt edebilme yetisinin ölçülmesi.

33Dönmek, vazgeçmek.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.


(Tevbe) 9:127
Ve ne zaman indirildi bir sure*; baktı bir kısmı onların bir kısma doğru; "Görür mü sizleri hiç birisi?"; sonra çevirdiler; çevirdi (de) Allah kalplerini; nedeniyledir ki onlar fıkıh770 etmezler bir kavim/topluluktur.

770Anlamak, kavramak, iç yüzünü anlamak, anlayış, bilincine varmak.

*Ayetler grubu.

**Kalplerini.


(Yunus) 10:1
A L R44; işte şu (ki) ayetleridir389 hakîm9 kitabın*9.

44Kesik harfler olarak tanımlanır. On dört (14) harfin tekli, ikili, üçlü, dörtlü ve beşli kombinasyonlarından oluşurlar. Yirmi dokuz (29) surenin başında yer alarak surenin açılışını yaparlar. Yedi (7) grup oluştururlar. İlgili gruplarda ve alt gruplarda anahtar harflerin geçiş sayısı on dokuzun (19) tam katıdır. On dokuz (19) mucizesinin tecelli edişinin çok güzel örneklerini sunarlar. Kur'an'ın bir beşer sözü olamayacağına en büyük delillerdendirler. 

Hurûf-u Mukataa  (Anahtar Harfler) Mucizesi.

389Şerefli Kur'an'da 112 numarasız besmele (0. ayet olarak) ve 6234 numaralı ayet olarak toplam 6346 ayet vardır.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Kur'an'ın.

(Yunus) 10:2
İnsanlara bir şaşılan mı oldu ki vahy603 ettik bir adam üzerine onlardan? Ki "Uyar insanları; ve müjdele iman47 etmiş kimseleri ki onlaradır gerçek/doğru bir kademe/kıdem Rableri4 indinde/katında"; dedi kâfirler25: "Doğrusu bu* mutlak apaçık bir sihirdir."
603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

4Efendi, komuta eden.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Kur'an.

(Yunus) 10:3
Doğrusu Rabbiniz4 Allah'tır; yaratandır gökleri162 ve yeri altı781 günde*; sonra istiva188 etti arşa66 karşı; düzenler/organize eder emri351; yoktur hiç bir şefaatçi dışında O'nun izni sonrasında; işte bunlarsınız; Allah'tır Rabbiniz; öyle ki kulluk edin O’na; öyle ki zikretmez misiniz?

4Efendi, komuta eden.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

781Gün kelimesi evre/dönem demektir. Kur'an'da yerin yani Dünya gezegeninin 2 günde yaratıldığı bildirilmiştir. Dünya gezegeninin yaşının 4.6 milyar yıl olduğu bilimsel verilerle bilinmektedir. Evrenimizin yaşının 13.8 milyar yıl olduğu da kesin olarak tespit edilmiştir. Oranlama (4.6/13.8) yaptığımızda ilginç şekilde 1/3 oranı yani 2/6 oranı elde edilmektedir. Böylece anlarız ki 6 gün ile işaret edilen evrenin kendisidir. Bilimsel verilerin Kur'an'ın verileriyle örtüşmesi bu şerefli kitabın Yüce Allah'ın katından olduğuna kesin kanıt oluşturur. 188Düzenlemek, dengelemek, seviyelemek, her şeyi uygun olarak, tam yerinde olarak düzenlemek. Her şeyi gerekli olan seviyesinde, dengeli olarak inşa etmek. 

66Taht/kürsü. Yüce Allah'ın belirli sıfatlarının tecelli etmesiyle oluşmuş olan, çoklu boyutlara sahip bir kürsü, bir platform. Bu kürsü içinde evrenler yaratılmaktadır. Şu an içinde bulunduğumuz evrenimiz de bu kürsünün içindedir. Yargılamanın yapılacağı ahiret evreni, cennet evrenleri ve cehennem evreni yine bu kürsü içinde yaratılacaktır. 

351İş ve oluş. Levh-i Mahfuzdaki (Holografik evren prensibi kapsamında evrenimizi bir üst boyuttan saran 2D zar) rakamlanmış bilginin sicimlere (bak. sicim teorisi) ruh aracılığıyla iletilmesi. Sicimle aldıkları bilgilerle titreşirler ve atom altı parçacıklar oluşur. Evrenimiz ışık hızında çalışan bir 3D yazıcı gibi bilgiden yaratılır, canlanır. *Evren/dönem.

(Yunus) 10:4
O'nadır* dönüş yerleriniz topluca; vaadi Allah'ın bir haktır/gerçektir; doğrusu O** benzersiz başlatır yaratışı; sonra geri döndürür onu***; karşılığını63 vermek için kimselerin (ki) iman47 ettiler ve yaptılar sâlihât18 eşitlikle230 ve kimselere (ki) kâfirlik25 ettiler; onlaradır**** kaynardan bir şarap***** ve elim/acıklı bir azap; kâfirlik25 ederler olduklarına.

63Karşılık, hak edilen.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

230Dağıtmak, taksitlere bölerek ödemek, eşitlik, eşit muamele etmek, tarafsızlık, doğruluk, düzgünlük.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Allah'a.

**Allah.

***Yaratışı.

****Kâfirlere.

*****İçecek.


(Yunus) 10:5
O'dur*  yapan Güneş'i bir ışıma**; ve Ay'ı bir nur***; ve kadere bağladı onu**** menzillere (ki) bilmeniz içindir adetini/sayısını senelerin ve hesabı; yaratmış değildir Allah işte bunu hak/gerçek (olması) dışında; fasıllar***** ayetlerini bilir bir kavim/toplum için.

*Allah'tır.

**Işımayı kendisi üreten. Lamba.

***Aydınlık.

****Ay'ı.

*****Detaylandırır, ayırır.


(Yunus) 10:6
Doğrusu halifeliği* gece ve gündüzün; ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı; mutlak ayetlerdir237 takvalı olur bir kavim/toplum için.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

*Ardışık gelişi.

(Yunus) 10:7
Doğrusu kimseler (ki) ummazlar kavuşmayı bizlere; ve razı oldular dünya hayatıyla; ve tamah ettiler ona*; ve kimselerdir (ki) onlar ayetlerimizden gâfillerdir310.

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.

*Dünya hayatına.

(Yunus) 10:8
İşte bunlar; sığınakları onların ateştir834 kazanır olduklarıyla.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.



(Yunus) 10:9
Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler ve yaptılar sâlihat18; doğru yola kılavuzlar onları Rableri4 imanlarıyla47; akar altından onların* nehirler naîm783 cennetlerinde.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

4Efendi, komuta eden.

783Hoşluk, rahatlık, komfor, kolaylık, mutluluk, nimet, saadet, huzur.*Rableri tarafından doğru yola kılavuzlanmış kimselerin.

(Yunus) 10:10
Çağrıları80 orada*; “Subhân'sın7 sen ey Allah'ım!”’dır; ve esenlemeleri orada*; “bir selâm”’dır; ve çağrılarının sonu ki “hamd3 alemlerin Rabbi4 Allah'a”’dır.

80Çağırma.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

3En yüce övgü/methetme.

4Efendi, komuta eden.

*Cennette.

(Yunus) 10:11
Şayet acele ederse Allah insanlara şerri205; acele etmesi (gibi) onlara hayrı; mutlak bitirilirdi onlara ecelleri; öyle ki bırakırız bize kavuşmayı ummayan kimseleri taşkınlıklarında/azgınlıklarında; şaşkın/abuk sabuk sayıklarlar.

205Kötülük, fenalık. 


(Yunus) 10:12
Ve temas ettiği zaman insana bir darlık; dua80 etti bize yanına yatar (-ken) ya da oturur (-ken) ya da dikelir (-ken); öyle ki ne zaman keşfettik* ondan darlığını; geçer/devam eder asla dua80 etmez gibi bize ona temas etmiş darlığa karşı; işte böyledir; süslendi müsriflere784 yapar oldukları.

80Çağırma.

784Sınırları aşmak, taşmak, normal değerleri çiğnemek, ölçüsüz, dengesiz, israf etmek, savurganlık.*Bir çıkış yolu keşfetmek, açmak.

(Yunus) 10:13
Ve ant olsun helak ettik* kurûnları785 sizden önce; ne zaman zulmettiler257 ve geldi onlara resûlleri beyanlarla226 ve olmuş değillerdi iman47 etmeye; işte böyledir; cezalandırırız63 mücrim674 kavmi/toplumu.
785Kartel, bağlı, birleşmiş, ilintili.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

63Karşılık, hak edilen.

674Cürüm işleyenler, suçlular. *Yüce Allah resûller aracılığıyla biricik dini olan İslâm dinini beyan etmeden, tebliğ etmeden bir kavmi asla helak etmez.

(Yunus) 10:14
Sonra yaptık sizleri halifeler65 yere sonrasında onların*; görmemiz için nasıl yaparsınız.

65Sonrası gelen, halef.

*Mücrim kavmin/toplumun.

(Yunus) 10:15
Ve tilâvet874 edildiği zaman üzerlerine ayetlerimiz389 beyanatlar620 (-la); dediler kimseler (ki) ummazlar kavuşmayı bizlere: "Gel bunun başkası bir Kur’an’la850 ya da değiştir onu*"; de ki: "Olur değildir bana ki değiştiririm onu* nefsim201 tarafından**; tabi olmam*** üzerime vahyedilen603 dışında; doğrusu ben korkarım eğer asilik ettiysem Rabbime4; (korku duyarım) büyük bir günün azabına.
874Takip edip okumak, ardından gelmek, sesli okumak, bir metni takip ederek okumak, ardışık gelen/mütevali kelimeleri/harfleri okumak.389Şerefli Kur'an'da 112 numarasız besmele (0. ayet olarak) ve 6234 numaralı ayet olarak toplam 6346 ayet vardır.

620Gizli saklı olmadan açıkça deklere edilmiş, apaçık bildirilmiş, belli edilmiş, apaçık ifade edilmiş.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.

4Efendi, komuta eden.

*Kur'an'ı. Kur'an'ın ayetlerini kabul edip uygulamak yerine işlerine gelen hükümlerin Kur'an'ın yerine geçmesini isteyen kimseler resûlden Kur'an'ı değiştirmesini istemektedir.

**Kendi isteğimle, dileğimle, rızamla.

***Mutlak ki resûl sadece Kur'an der. Kur'an bize yeter der. Aksi düşünülemez. Mutlak ki sadece Kur'an'a tabi olur.


(Yunus) 10:16
De ki: "Şayet dileseydi Allah tilâvet874 etmiş değildim onu* üzerinize; ve dirayetlendirmezdi788 (Allah) sizleri onunla**; öyle ki muhakkak kaldım içinizde bir ömür öncesinde onun***; öyle ki akletmez562 misiniz?"
874Takip edip okumak, ardından gelmek, sesli okumak, bir metni takip ederek okumak, ardışık gelen/mütevali kelimeleri/harfleri okumak.788Dirayet kelimesi kavrama, anlayış, bilme, farkında olma, bilinçli, farkındalık demektir. Yüce Allah Kur'an'la insanları bilinçlendirir. Kur'an'ı anlayarak okuyanlar bilinçlenirler; iblis ve ordusunun tuzaklarına düşmezler. Şirke girmezler. Sadece Kur'an derler. 562İslâm akıl dini değil nakil dinidir diyenlerin vay haline. Yaratılış özelliğimiz olan beyni çalıştırmak, doğruyu yanlıştan ayırmak için beyin hücrelerini bir bilgisayar işlemcisi gibi çalıştırmak, kullanmak. Her şeyi mantık süzgecinden geçirmek. Beynin onayına sunmak. Fikir yürütmek.

*Kur'an'ı.

**Kur'an'la.

***Kur'an'ın.


(Yunus) 10:17
Öyle ki kimdir daha zalim257 kimseden (ki) iftira attı402 Allah'a karşı bir yalanı ya da yalanladı195 ayetlerini O’nun*; doğrusu O**; felaha326 kavuşturmaz mücrimleri674.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

326Kurtuluş, başarı.674Cürüm işleyenler, suçlular.

*Allah'ın.

**Allah.


(Yunus) 10:18
Ve kulluk46 ederler Allah'ı astından zarar veremeyene onlara ve de menfaat sağlayamayana onlara; ve derler: "Bunlar şefâatçilerimizdir114 Allah'ın indinde/katında"; de ki: "Haber mi verirsiniz Allah'a bilmediğini göklerde162 ve ne de yerde? Subhân’dır7 O; ve yücelmiştir şirk71 koştuklarından."

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

114Yargılama esnasında araya girip müdahale etmek. Şefâat kavramı şeytânın en büyük aldatmacasıdır. Şefâatin tamamı Yüce Allah'a aittir. O'nun astından şefâatçiler ummak/beklenti içine girmek şirktir. Müşriklerin yani Yüce Allah'a ortak koşan kimselerin ortak özelliklerinden bir tanesi Yüce Allah'ın katında/indinde Yüce Allah'ın astından şeyleri şefâatçiler olarak beklemektir (10:18). Peygamberlerin, ölmüş insanların, şeyhlerin, imamların ahirette şefâatçiler olacağına iman etmek büyük bir şirktir ve affı yoktur.

Şeytanın en büyük tuzağı: Şefâat aldatmacası

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.


(Yunus) 10:19
Ve olmuş değildir insanlar bir tek ümmet305 dışında; öyle ki ihtilafa düştüler*; ve şayet olmasa öncelikli bir kelime (senin) Rabbinden4; mutlak tamamlanırdı aralarında kendisinde ihtilafa düştükleri.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

4Efendi, komuta eden.

*İnsanlar.

(Yunus) 10:20
Ve derler: "Oysa indirilmedi ona* bir ayet287 Rabbinden4 onun*"; öyle ki de ki: "Gayb62 ancak Allah’adır; öyle ki gözetleyin; doğrusu ben (de) sizinle beraber gözetleyenlerdenim."

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

4Efendi, komuta eden.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.

*Resûl Muhammed.

(Yunus) 10:21
Ve tattırdığımız zaman insanlara bir rahmet271 onlara temas etmiş darlık sonrasında; (olduğu) zaman onlara bir tertip705 ayetlerimizde454; de ki: "Allah daha seridir bir tertipte705"; doğrusu resûllerimiz418* yazarlar tertiplediğinizi.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

705Düzenlemek, sıralamak, planlamak, ardışık düzene sokmak.454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  *Hafıza melekleri.

(Yunus) 10:22
O'dur yürüten sizleri karada ve behirde236; ta ki olduğunuz zaman gemide; ve aktılar* onlarla** iyi/hoş bir rüzgârla; ve ferahladılar*** onunla****; geldi fırtınalı rüzgar ve geldi onlara dalga her bir mekandan; ve zannettiler ki onlar kuşatıldılar onlarla*****; çağırdılar219 Allah’ı muhlisler309 (olarak) O'na dini; "eğer ki kurtarırsan bizleri bundan mutlak oluruz şükredenlerden43."

236Tatlı veya tuzlu fark etmeksizin bol su. Denizler, okyanuslar, yüksek debili nehirler (Nil), göller. 

219Dua etmek. Dua kelimesi Türkçeye de geçmiş bir kelimedir. Çağrıda bulunmak demektir. Yüce Allah'a her an, her durumda, her yerde çağrıda bulunabiliriz. Rabbimizle iletişime geçebiliriz. O'nu çağırıp isteklerimizi arz ederiz. Dua etmek için özel ritüellere gerek yoktur. Yüce Allah insana şah damarından daha yakındır. Kuluna bir Planck mesafesinden (1.6x10-35 metre) daha yakındır. Ancak şirk içermeyen dualar/çağrılar Yüce Allah'a yükselir. Sadece Kur'an demeyen, Kur'an'ın astından tamamı zan içeren söylentilere/hadislere tabi olarak şirk günahını işleyenlerin çağrıları Yüce Allah'ın katına ulaşmaz. Ancak tek tanrıcıların çağrıları Yüce Allah'a ulaşır. Sadece Kur'an diyenlerin; Kur'an bize yeter diyenlerin.  

Beynin secde etmesi sonrası yapılan duanın/çağrının Yüce Allah tarafından kabul buyrulması daha olasıdır. Bu nedenle müminlere vakitli olarak emredilen sabah-akşam salâtları ve toplantı salâtı yani Kur'an dersleri bitiminde yapılan beynin secdesi sonrası (fiziksel secde de beynin secdesine eşlik edebilir veya etmeyebilir) Yüce Allah'a çağrıda bulunmak en güzel dua zamanıdır. Ancak beynin secde ettiği her yer ve zamanda da dua edilmesi, Rabbimize çağrıda bulunulması kulun kendisi için hayırlı olacaktır.      

309Halis, saf, katıksız olmuşlar.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

*Rüzgarlar.

**Gemilerle.

***Gemideki insanlar.

****Rüzgarla.

*****Dalgalarla.


(Yunus) 10:23
Öyle ki gelince kurtardığı* zamana onları; onlar taşarlar/sınır aşarlar yerde** olmaksızın hak/gerçek; ey insanlar! Ancak ki taşkınlığınız kendi nefislerinize201 karşıdır; metadır54 dünya hayatı; sonra bizedir dönüş yeriniz; öyle ki haber veririz sizlere yaparlar olduğunuzu.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

54Sermaye. Yararlanma.

*Allah'ın.

**Yeryüzünde.


(Yunus) 10:24
Ancak (ki) misali* dünya hayatının bir mayi** gibidir (ki) indirdik onu gökten179; öyle ki karıştı onunla*** yerin bitkisi (ki) yediğindendir insanların ve en'âmın645; ta ki edindiği zaman yer kendi zuhrufunu869; ve ziynetlendi856; ve zannetti ehli568 onun**** ki onlar muktedirlerdir onun**** üzerine; geldi ona***** emrimiz bir gece ya da bir gündüz; öyle ki yaptık onu****** bir hasatlanmış******* gibi; sanki asla ganiyleşmemiş******** bir gün önce; işte böyledir; tafsilatlandırırız166 ayetlerimizi fikreder868 bir kavim/toplum için.

179Evrenimizdeki ilk su molekülleri (H2O) Tarık (Nötron) yıldızlarını oluşturan Süpernova patlamalarında yaratıldı. Dünya gezegeninin ilk oluşum evresi olan Hadean döneminde yeryüzünde su yoktu. Bol miktarda donmuş su içeren Jüpiter bölgesi asteroidlerinin yeryüzüne çarpmasıyla Dünya gezegenimiz suya kavuştu. Dünyamızın suyu gökten yani uzaydan inmiştir. Rabbimiz ayrıca bu suyu yağmurlarla yine gökten yere indirmektedir.


645Koyun, keçi, deve ve sığır türleri. Eşli olarak sekiz çiftlerdir. Bak. 6:143-144.  869Süs, gösteriş, bezeme, dekorasyon, makyaj. 856Süs, dekorasyon, takı, bezek.568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 

166Detaylı, tafsilatlı, ayrıntılı, analitik. 

868Düşünmek, analitik düşünmek, derinlemesine düşünmek, zihninde tasarlamak, değerlendirmek.

*Örneği, benzeri.

**Sıvı/su.

***Sıvıyla/suyla.

****Yerin.

*****Yere.

******Yeri.

*******Hasat edilmiş gibi, ürünleri toplanmış gibi.

********Zenginleşmemiş, yeterli olmamış.


(Yunus) 10:25
Ve Allah çağırır selam diyarına/yurduna642 doğru; ve doğru yola kılavuzlar dilediği kimseyi; dosdoğru bir yola doğru.
642Cennete gitmeye hak kazanmış kimseler sadece vefat ettirilir. Öldürülmezler. Yüce Allah yolunda katledilen kimseler nasıl ki ölüler değillerdir gerçek müminler de asla ölüler değillerdir. Rableri katında rızıklandırılırlar. İşte bu rızıklandırmanın nerede olacağını Rabbimiz bizlere 6:127 ve 10:25 ayetlerinde bildirmiştir. Kendi indinde/katında bulunan 'selâm diyarı/yurdu' olarak isimlendirdiği yerde bu kimseleri rızıklandıracaktır. 10:26 ayetinden anlarız ki selam diyarından/yurdundan daha iyisi/güzeli ve daha fazlalıklı olan yerler vardır ve bunlar mutlak ki cennetlerdir. Din gününde kadar bu diyarda kalmayı ve sonrası da cennetlerine girmeyi Yüce Rabbimiz bizlere nasip etsin inşAllah.

(Yunus) 10:26
İyilik/güzellik yapmış kimseleredir iyisi/güzeli* ve ziyadesi/artmışı*; bürümez yüzlerini onların bir katran879**; ve ne de bir zillet452; bunlar cennet ashâbıdır194; onlar orada ölümsüzlerdir185.
880Cehennem evreninde bulunan bir cahîm kompleksindeki (Hâviye (kara delik), Hutame (akresyon diski)) Sekar gezegeninde bulunan insanların yüzlerinin katranla bürüneceğini Rabbimiz bildirmiştir. Bu gezegende akışkan metal yağmurlarının gerçekleştiğini bilmekteyiz. Anlarız ki Sekarın atmosferi yoğun metan (CH₄) ve etan (C₂H₆) konsantrasyonu içermektedir. Özellikle hutameden gelen lezâ ateşi/radyasyonu etkileşimi gerçekleştir. "Tholin" adı verilen organik polimerler, katran benzeri yapışkan maddeler olarak yüzeye iner. 452Alçaklık, aşağılık, hor görülmek.

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Selam diyarından/yurdundan daha iyisi/güzeli ve daha fazlalıklı olanı. Cennetler.

**Cennettekilerin yüzleri cehennemdekilerin gibi katranla bürünmez.


(Yunus) 10:27

Ve kimselere (ki) kazandılar kötülükler; cezadır63 bir kötülüğe misliyle870 onun*; ve bürür onları bir zillet452; yoktur onlara Allah'tan hiçbir koruma; sanki kaplanmıştır yüzlerini geceden kararmış kıtalar** (-la); işte bunlar ateş834 ashâbıdır194; onlar orada ölümsüzlerdir185.

63Karşılık, hak edilen.

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.452Alçaklık, aşağılık, hor görülmek.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Kötülüğün.

**Parçalar, kesik alanlar. Önceki ayette gecen katranla bürümenin mozaik yapıda olduğunu anlarız.


(Yunus) 10:28
Ve gündür (ki) haşrederiz556 onları topluca; sonra deriz şirk71 koşmuş kimselere: "Mekanlarınıza* sizler ve şirk71 koştuklarınız"; öyle ki ayırdık aralarını; ve dediler şirk71 koştukları: "Olmuş değildiniz bizlere kulluk46 ediyor."
556Toplamak, bir araya getirmek.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

*Haydi mekanlarınıza!

(Yunus) 10:29
"Öyle ki kâfi geldi/yetti Allah bir şahit/tanık (olarak) aramızda ve aranızda ki olduk kulluğunuzdan46 mutlak gâfiller310."

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.


(Yunus) 10:30
İşte orada/anda belalanır* her bir nefis201 önceden yaptığı (-yla) ve döndürdükleri (-yle) hak/gerçek mevlâları** Allah'a karşı; ve dalalete*** düştü onlardan iftira883 atarlar oldukları.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

883Yalan uydurmak, düzmece bir şey üretmek, karalamak, çamur atmak. Din konusunda ise Yüce Allah indinden/katından olmadığı halde bir metne/kelama bu Yüce Allah katındandır demek.

*Testte tabi tutulur.

**Sahipleri.

***Saptı.


(Yunus) 10:31
De ki: "Kim rızıklandırır sizleri gökten180 ve yerden*; ya da kim malik** olur işitmelere ve bakışlara; ve kim çıkarır canlıyı ölüden ve çıkarır ölüyü canlıdan; ve kim tasarlar/organize eder emri351?"; öyle ki diyecekler: "Allah"; öyleyse takvalı21 olmaz mısınız?

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

351İş ve oluş. Levh-i Mahfuzdaki (Holografik evren prensibi kapsamında evrenimizi bir üst boyuttan saran 2D zar) rakamlanmış bilginin sicimlere (bak. sicim teorisi) ruh aracılığıyla iletilmesi. Sicimle aldıkları bilgilerle titreşirler ve atom altı parçacıklar oluşur. Evrenimiz ışık hızında çalışan bir 3D yazıcı gibi bilgiden yaratılır, canlanır.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Yeryüzünden.

**Sahip olur.


(Yunus) 10:32
Öyle ki işte sizleredir Allah19; hak/gerçek Rabbiniz4; öyle ki nedir hak/gerçek dışında sonrasında dalalet128*; öyle ki nasıl döndürülürsünüz?

19Allah kelimesi Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam'da ilâh'ın/tanrı'nın özel adıdır. "Allah" kelimesi Arapça'da "al-" (belirli çekim eki) ve "ilâh" (tanrı) kelimelerinin birleşmesinden ("al-" + "ilâh" (tanrı) → "al-ilâh" → "Allah" türemiştir.

Allah kelimesi Türkçede "O ilâh/tanrı", "İlâh denilince bilinen, akla gelen ilâh olarak anlaşılabilir. İslam'ın Allah'ı gerçek ilâhtır. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

4Efendi, komuta eden.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*Size ne oluyor da hak/gerçek sonrasında dalalete düşüyorsunuz?

(Yunus) 10:33
İşte böyledir; hakikat* oldu kelimesi416 (senin) Rabbinin4 fâsık38 olmuş kimselere karşı ki onlar iman47 etmezler.
416Buyruğu, emri, hükmü, kararı, 'ol' demesi.

4Efendi, komuta eden.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Hak/gerçek.

(Yunus) 10:34
De ki: "Şirk71 koştuklarınızdan kimse mi başlatır* yaratmayı; sonra geri döndürür** onu**?"; de ki: "Allah başlatır* yaratmayı; sonra geri döndürür** onu***"; öyleyse nasıl ayartılırsınız****?

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

*Tekillikteki saf enerjiden E=mc2 ile maddeyi ve evreni yaratmaya başlama.

**Evrendeki tüm maddeleri evrenin yırtılmasıyla birlikte tekrar tekilliğe döndürerek E=mc2 ile saf enerjiye geri döndürme. 

***Yaratmayı.

****Yalana uydurulmak, kandırılmak.


(Yunus) 10:35
De ki: "Şirk71 koştuklarınızdan kimse mi kılavuzlar hakka/gerçeğe doğru?"; de ki: "Allah kılavuzlar hakka/gerçeğe; öyle ki kimse mi (ki) kılavuzlar hakka/gerçeğe doğru daha haktır/layıktır ki tabi olunur; ya da kimse mi (ki) kılavuzlayamaz dışında ki (kendisi) kılavuzlanır; öyle ki nedir sizlere (olan ki) nasıl hükmedersiniz?

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.


(Yunus) 10:36
Ve tabi olur değildir çoğunluğu onların dışında bir zan314*; doğrusu zan314* ganileştirmez** haktan/gerçekten bir şey; doğrusu Allah bir Alîm’dir8 faaliyet ettiklerine.

314Varsayım, sanı, töhmet, elde somut veriler olmamasına karşın, birisi ya da bir olay hakkında hükme varmak ya da sonuca ulaşmak.

8Bilen.

*Tamamı zan olan Talmud, Kutubi Sitte, Kutubu Rubra gibi hadis kitapları. Zerre zan varsa çöptür.

**Zenginlik sağlamaz, kazandırmaz haktan/gerçekten.


(Yunus) 10:37
Ve olmuş değildir bu Kur'an850 ki iftira883 atılır Allah’ın astından*; velakin/fakat tasdik eder iki elinin arasındakini**; ve tefsîl651 edendir kitabı**; olmaz şüphe onda***; alemlerin203 Rabbindendir4.
883Yalan uydurmak, düzmece bir şey üretmek, karalamak, çamur atmak. Din konusunda ise Yüce Allah indinden/katından olmadığı halde bir metne/kelama bu Yüce Allah katındandır demek. 651Detaylandırmak; detaylı, ayrılmış.

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  

4Efendi, komuta eden.

*Kutsal kitaplar haricinde dinde hüküm koyan tüm kitaplar çöptür. Dinde zerre değerleri yoktur. Yüce Allah'ın astından olan bu kitaplar bizzat Yüce Allah'a ve resûllerine tonlarca iftira eden hükümler içerirler. 

**Tevrât'ı.

***Kur'an'da.


(Yunus) 10:38
Ya da derler: "İftira attı* onu**"; de ki: "Gelin bir sureyle183 onun*** misli870; ve çağırın kimseyi (ki) itaat**** ettiniz Allah’ın astından; eğer olduysanız sâdıklar182."

183On sure getiremezler, bir sure getiremezler meydan okumaları asla boşuna değildir. Şerefli Kur’an 19 matematiksel mucizesiyle kodlanmıştır. Kur’an’ın bir beşer sözü olduğunu, eskilerin masalları olduğunu iddia eden kişiliğe karşı (74:10-25) Kur’an 19 sayısı temelli bir mucizeyi delil olarak sunmaktadır. Kur'an'ın her bir suresi birbiriyle ve Kur'an'ın bütünle 19 sistemiyle bağlantılıdır. Asla ayrılamaz. Aşağıdaki makalede bir örnek gösterilmiştir.  

10 sure getiremezler; 1 sure getiremezler: Sure kelimesinin büyük mucizesi.

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.182Doğrular, dürüstler.

*Yalan uydurdu, yalan üretti, fabrikasyon yaptı.

**Kur'an'ı.

***Kur'an'ın.

****Kendisine tabi olduğunuzu da çağırın.


(Yunus) 10:39
Evet! Yalanladılar ilmini* asla kuşatamadıklarını; ve ancak ki gelir onlara tevili401 onun**; işte böyledir; yalanladılar onlardan önceki kimseler; öyle ki bak; nasıl oldu zalimlerin257 akıbeti892.
401Yorumlamak, mana vermek, anlamlandırmak.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

892Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam.

*Kur'an'ın ilmini, bilimsel mucizelerini. Kur'an'ın ilmini hiç kuşatamadan/kavrayamadan yalanladılar.

**Kur'an'ın. Bir zaman gelir Kur'an'ın ilmini kuşatan ilim insanları ortaya çıkar ve onların kuşatamadığı ilmin/bilimsel mucizelerin tevilini yapar.


(Yunus) 10:40
Ve onlardandır* kimse (ki) iman47 eder ona*; ve onlardandır kimse (ki) iman47 etmez ona*; ve (senin) Rabbin4 daha iyi bilir fesatçıları265.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

4Efendi, komuta eden.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

*Ehli kitaptan.

**Kur'an'a.


(Yunus) 10:41
Ve eğer yalanladılarsa seni*; öyle ki de ki: "Banadır yaptığım; ve sizleredir yaptığınız; sizler uzaklarsınız yaptıklarımdan; ve ben (ded) uzağım yaptıklarınızdan."
*Resûl Muhammed.

(Yunus) 10:42
Ve onlardandır kimseler (ki) işitirler seni; öyle ki sen işittirebilir misin sağırlara velev/şayet oldularsa akletmezler?

(Yunus) 10:43
Ve onlardan kimseler (ki) bakarlar sana; öyle ki sen doğru yola kılavuzlayabilir misin körleri velev/şayet oldularsa görmezler?

(Yunus) 10:44
Doğrusu Allah zulmetmez257 insanlara bir şey; velakin/fakat insanlar kendi nefislerine201 zulmederler257.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Yunus) 10:45
Ve gündür (ki) haşrederiz556 onları; gibidir ki asla kalmamışlar gündüzden bir sâat662 dışında871; arif olurlar/tanırlar aralarında; muhakkak hüsrana uğradı kimseler (ki) yalanladılar kavuşmayı Allah'a; ve olmuş değillerdi muhtedler176.
556Toplamak, bir araya getirmek. 662An, bir zaman periyodu. 871Yüce Allah katında 1 gün bizim şu an saydığımız 1000 yıla denktir. Kur'an'da gündüz kavramı Güneş'in kendini göstermesiyle başlar ve Güneş kayboluncaya kadar devem eder. Bu satırları yazdığım 12.8.2025 tarihinde Arabistan'da Güneş doğumu 05:58; gün batımı 18:53'dir. Tam olarak gündüz 13 saattir. 1000 yılı 13'e böldüğümüzde ortalama 76 yıla ulaşırız ki bu da bir insanın ömrüyle uyumludur. Bu da bizlere Kur'an'ın evrenlerin yaratıldığı yer olan yüce arşın sahibi olduğunu gösterir.

176Doğru yola kılavuzlu, hidayetli, dosdoğru yol olan sıratel müstakim üzerinde olanlar. Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam'a yani sadece Kur'an'a tabi olanlar.



(Yunus) 10:46
Ve mutlak göstersek sana onlara vaat ettiklerimizin bir kısmını ya da mutlak vefat621 ettirsek seni; öyle ki bizedir dönüş yerleri onların; sonra Allah bir şahittir/tanıktır faaliyet ettikleri üzerine.

621Vefat ölümden farklıdır. Bilincin aktif olduğu beynin korteks kısmının işlevlerinin talamus tarafından devreden çıkarılmasıdır. İlkel işlevler devam eder. Soluma, kalp atışı vb. Yüce Allah uykunun bir vefat olduğunu bizlere bildirmiştir. Ölüm gerçekleşmeden önce mutlaka vefat gerçekleşir. Her vefat ölümle sonlanmaz. Yüce Allah yolunda katledilenlerin ve müminlerin ölmeden vefat ettirildiği Kur'an'ımızda bizlere bildirilmiştir. Resûl Îsâ'nın da vefat ettirildiği ancak ölmediği ortadadır. Bu kimseler Rableri indinde rızıklandırılırlar.  

6:60 ayetinde "...sonra diriltir sizleri orada.." buyrulmuştur. Orada kelimesi yeri/arzı/yeryüzünü işaret eder. Anlaşılır ki uykudaki vefat sürecinde bilincin kaybolmasını ve geri yüklenmesini sağlayan talamus bölgesi kuantum seviyesinde yeri de kapsayan evrenle direkt olarak ilişkilidir.  


(Yunus) 10:47
Ve her bir ümmet305 içindir bir resûl418; öyle ki geldiği zaman resûlleri4418 onların tamamlandı araları onların eşitlikle230 ve onlar zulmedilmezler257.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

230Dağıtmak, taksitlere bölerek ödemek, eşitlik, eşit muamele etmek, tarafsızlık, doğruluk, düzgünlük.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Yunus) 10:48
Ve derler: "Ne zamandır bu vaat edilen; eğer olduysanız sâdıklar182?"
182Doğrular, dürüstler.

(Yunus) 10:49
De ki: "Malik* olamam kendi nefsime201 bir zarara ve ne de bir menfaate; dışındadır Allah'ın dilediği; her bir ümmetedir305 bir ecel; geldiği zaman ecelleri öyle ki ötelemezler** bir sâat662 ve ne de öncelerler**.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

662An, bir zaman periyodu.

*Sahip.

**Bir an bile ecellerini değiştiremezler.


(Yunus) 10:50

De ki: "Gördünüz* mü eğer gelseydi sizlere azabı O’nun** bir geceleyin ya da bir gündüz? Neden acele ederler ondan*** mücrimler674?"

674Cürüm işleyenler, suçlular.

*Haliniz ne olurdu gördünüz mü?

**Allah'ın.

***Azaptan.


(Yunus) 10:51
Vuku bulduğu zaman sonrası mı iman47 ettiniz ona*? Şimdi mi? Ve muhakkak acele eder olmuştunuz ona**.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Allah'ın azabının hak/gerçek olduğuna.

**Allah'ın azabına.


(Yunus) 10:52
Sonra denildi zulmetmiş257 kimselere: "Tadın azabı ölümsüz185 (olarak); cezalanır mısınız kazanır olduğunuz dışında?"

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 


(Yunus) 10:53
Ve sual ederler/sorarlar sana: "Bir hak/gerçek mi o*?"; de ki: "Evet; ve Rabbime** (ki) doğrusu o* mutlak bir haktır/gerçektir; ve değilsiniz sizler aciz bırakanlar."

*Azap.

**Rabbim tanıktır/şahittir.


(Yunus) 10:54
Velev/oysa ki zulmetmiş257 her bir nefis201 (ki) yerdekini* mutlak ki onu*** fidyeleştirirdi789**; ve sırlaştırırlardı nedametlerini/pişmanlıklarını ne zaman ki gördüler azabı; ve tamamlandı araları eşitlikle230 ve onlar zulmedilmezler257.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

789Bedelini verip geri almak, kefaret, bedeli neyse ödeyip kurtulmak.

230Dağıtmak, taksitlere bölerek ödemek, eşitlik, eşit muamele etmek, tarafsızlık, doğruluk, düzgünlük.

*Yeryüzündeki her şeyi.

**Nefis yeryüzündeki şeyi fidye olarak verirdi.

***Yerdekini.


(Yunus) 10:55
Değil mi (ki) doğrusu Allah’adır göklerdeki162 ve yerdeki? Değil mi (ki) doğrusu vaadi Allah'ın bir haktır/gerçektir; velakin/fakat çoğu onların bilmezler.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 


(Yunus) 10:56
O* canlandırır; ve öldürür; ve O’na** doğru döndürülürsünüz.

*Allah.

**Allah'a.


(Yunus) 10:57
Ey insanlar! Muhakkak geldi sizlere bir vaaz653 Rabbinizden4; ve bir şifa gönüllerdekine*; ve bir doğru yola kılavuz; ve bir rahmet271 müminlere27.
653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

4Efendi, komuta eden.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Kalplere.

(Yunus) 10:58
De ki: "Allah'ın fazlıyla202 ve rahmetiyledir271"; öyle ki işte bununla*; öyle ki ferahlasınlar; o** bir hayırdır topladıklarından.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

*Allah'ın fazlı ve rahmetiyle.

**Allah'ın fazlı ve rahmeti.


(Yunus) 10:59
De ki: "Gördünüz mü Allah'ın indirdiğini sizlere bir rızıktan? Öyle ki yaptınız ondan* bir haram** ve bir helal**"; de ki: "Allah mı izin verdi*** sizlere ya da Allah'a karşı iftira402 mı atarsınız?"
402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      

*Rızıktan.

**İftira atarak, tamamı zan olan şeytân öğretilerine uyarak haramlar ve helaller kıldınız.

***Allah izin vermediğine göre iftira attınız. Kutsal kitaplarda yer almayan haram ve helaller dışında bir rızık için haram ve helal koyma yetkisi kimseye verilmemiştir.


(Yunus) 10:60
Ve nedir zanları314 kimselerin (ki) iftira402 atarlar Allah'a karşı kıyamet günü yalanını873?; doğrusu Allah mutlak sahibidir bir fazl202 insanlara karşı; velakin/fakat çoğu onların şükretmezler43.

314Varsayım, sanı, töhmet, elde somut veriler olmamasına karşın, birisi ya da bir olay hakkında hükme varmak ya da sonuca ulaşmak.

402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      873Yüce Allah 10:60 ayetinde Yüce Allah'a karşı iftira atanların özelliklerini bizlere bildirmektedir. Bir önceki ayet olan 10:59 ayetinden anlarız ki bu kimseler Yüce Allah'ın bahşettiği rızıklar hakkında yine bizzat Yüce Allah'a iftira atarak haramdır ya da helaldir demektedirler. 10:60 ayetinde ise Rabbimiz bu kimseler hakkında çok önemli bir özelliği de bildirmektedirler. Bu da kıyamet günü yalanıdır. Kıyamet günü diriliş, ayağa kalkma günüdür. Ahiret evreninde; insanların yargılanacağı evrende ayağa kalkıp dirilme dönemidir. Bu kimselerin kıyamet günü hakkında da iftira atarak yalanlar uydurduklarını anlarız. Tevrât'ın tâğûtu olan Talmud, Kur'an'ın tâğûtu olan hadis kitapların kıyamet günü hakkında çok sayıda yalan ve iftira içermektedir. Hadis kitaplarında resûl Muhammed'i haşa Yüce Allah'ın kendisinden daha rahmetli ve faziletli olarak anlatan bir çok yalan vardır. Yüce Allah gerçek fazlın kendisinde olduğunu bildirmektedir.     

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.


(Yunus) 10:61
Ve olur değilsiniz bir durumda; ve tilâvet874 eder değilsiniz ondan; Kur’an’dan850; ve yapmazsınız bir amelden* dışında (ki) olduk üzerinize şahitler/tanıklar; taşıp aktığınız zaman onda**; uzaklaşır değildir (senin) Rabbinden4 ağırlığından bir zerre503 yerde ve ne de gökte180; ve ne de daha küçüğü875 bundan***; ve ne de daha büyüğü (ki) ancak apaçık bir kitaptadır134.
874Takip edip okumak, ardından gelmek, sesli okumak, bir metni takip ederek okumak, ardışık gelen/mütevali kelimeleri/harfleri okumak.

4Efendi, komuta eden.

503Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. Zerre atomu işaret der. Atomların ağırlıkları mevcuttur. Yüce Allah Kur'an'da evrenin en küçük yapıtaşı olan sicimleri (Sicim Teorisi) de fitil/fatil olarak işaret etmektedir. Bir fitil ve onun titreşimi işaret edilmiştir. Fitil işaretinin geçtiği ayetlerde ağırlık vurgulanmazken zerre geçen ayetlerde ağırlığa vurgu yapılmıştır. Sicimlerin herhangi bir ağırlığa sahip olmadıkları bilinmektedir. 

Bir atomdan daha küçük olanlar: Sicimler. Atomun ağırlığı varken sicimlerin ağırlığı yoktur.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

875Zerre atom demektir. Rabbimiz zerrenin ağırlığı olduğunu apaçık bizlere bildirmiştir (99:7 ve 99:8 ayetleri). 10:61 ayetinden anlarız ki atomdan daha küçük olup ağırlıkları olan şeyler de vardır. Atom çekirdeğini oluşturan nötron ve protonların ağırlıkları vardır. Bu işaretin Kur'an'da verilmesi Kur'an'ın büyük bir mucizesidir.   

134Korunmuş levha. Holografik evren prensibi 'The holographic principle' kapsamında evrenimizi bir üst boyuttan saran, evrenimizin zaman dahil 3D kuantum bilgilerini içeren 2D zar/membran. Bu zardaki bilgi ışık hızında evrenin en küçük yapı taşları olan titreşen sicimlere ruh aracılığıyla yansır ve evren ışık hızında çalışan bir 3D yazıcı gibi canlanır.

*Yapıp etmeden.

**Amelde, yapıp etmede.

***Zerreden.



(Yunus) 10:62
Değil mi (ki) doğrusu Allah'a evliyaya876; olmaz bir korku üzerlerine ve onlar hüzünlenmezler.

876Evliya kelimesi veli kelimesinin çoğuludur. Veliler demektir. Koruyanlar, himaye eden yakın arkadaşlar demektir. Yüce Allah'a veliler olmak, evliya olmak ise O'na ve Kur'an'ına karşı atılmış olan iftiralara karşı çıkmaktır. Kur'an'a sahip çıkmaktır. Yüce Allah'a ve Kur'an'a atılan iftiraları temizlemek için canla başla çalışmaktır. Talmud ve hadis kitaplarıyla Yüce Allah' adına savaşmaktır.


(Yunus) 10:63
Kimselerdir (ki) iman47 ettiler; ve takvalaşır21 oldular.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.


(Yunus) 10:64

Onlaradır müjde* dünya hayatında ve ahirette; olmaz değiştiren Allah'ın kelimelerini416; işte bu; o; büyük fevzdir768.

416Buyruğu, emri, hükmü, kararı, 'ol' demesi.768Başarı, zafer. *Sevindirici bilgi. 

(Yunus) 10:65
Ve hüzünlendirmesin seni onların kavli*; doğrusu izzet614 Allah’adır topluca; O Semî’dir41; Alîm’dir8.
614Güç, yetki, kudret, asla üstesinden gelinemeyen, asla güç yetirilemeyen, her zaman güç yetiren.

41İşiten.

8Bilen.

*Söylemi.

(Yunus) 10:66
Değil mi (ki) doğrusu Allah’adır kimse436 göklerde162 ve kimse436 yerde*; ve tabi olur değillerdir kimseler (ki) çağırırlar Allah’ın astından şirk71 koştuklarını; ki tabi olurlar ancak zanna314; ve ki onlar ancak yalan uydururlar.

436Şerefli Kur'an'da akıllı/bilinçli uzaylı varlıkların/canlıların mevcut olduğu 1400 yıl öncesinden bildirilmiştir. Bu varlıklar öte gezegenlerde 'exoplanets' yaşarlar. Kendi Güneşleri vardır. Sabah ve akşamları vardır. Gölgeleri de vardır. Bu da bizlere maddeden yaratıldıklarını net bir şekilde gösterir.  

‘Men’ ‘مَن’ zamirinin bilinçleri olan, akıllı varlıkları işaret etmesi üzerine yapılan bir analiz: Evrenimizde bizden başka yaşayan akıllı/bilinçli varlıklar var mı? Yüce Allah'ın katındaki kimseler kim?

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

314Varsayım, sanı, töhmet, elde somut veriler olmamasına karşın, birisi ya da bir olay hakkında hükme varmak ya da sonuca ulaşmak.

*Yeryüzü ve ötegezegenler.

(Yunus) 10:67

O'dur* yapan sizlere geceyi171 sükûnet bulmanız için kendisinde; ve bir gördüren gündüzü170; doğrusu işte bundadır mutlak ayetler237 işitir bir kavim/toplum için.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam eder.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

*Allah.


(Yunus) 10:68
Dediler: "Edindi Allah bir velet*"; Subhândır7 O; O'dur Ganiyy106; O’nadır göklerdeki162 ve yerdeki; yoktur yanınızda hiçbir bir sultân660 bununla (ilgili); Allah'a karşı bilmediğinizi mi dersiniz?

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

106Zengin.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

660Yetki, salahiyet, otorite.*Evlat.

(Yunus) 10:69
De ki: "Doğrusu kimseler (ki) iftira atarlar402 Allah karşı yalanı195; felaha326 kavuşamazlar."
402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

326Kurtuluş, başarı.

(Yunus) 10:70
Bir metadır54 dünyadaki; sonra bize doğrudur dönüş yeri onların; sonra tattırırız onlara şiddetli azabı kâfirlik25 ederler olduklarıyla.

54Sermaye. Yararlanma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Yunus) 10:71
Tilâvet874 et onlara Nûh'un haberini; dediği zaman kavmine/toplumuna: "Ey kavmim/toplumum! Eğer ağır/külfetli gelmiş olduysa üzerinize kıyamım/dikilmem143; ve zikretmem78 Allah'ın ayetlerini454; öyle ki Allah’ın üzerine tevekkül79 ettim (ben); öyle ki cem edin/toplayın kendi emrinizi ve şirk koştuklarınızı; sonra olmasın emriniz sizlere bir gam/keder; sonra tamamlayın (emrinizi) bana karşı; ve göz açtırmayın bana."
874Takip edip okumak, ardından gelmek, sesli okumak, bir metni takip ederek okumak, ardışık gelen/mütevali kelimeleri/harfleri okumak.

143Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için ayaklanması/hareketlenmesi.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.


(Yunus) 10:72
Öyle ki eğer yüz çevirdinizse; öyle ki sual etmiş/sormuş değilim sizlere hiçbir ecir820; ki benim ecrim820 ancak Allah'a karşıdır; ve emrolundum ki olurum müslimden45.
820Ödül, mükafat.

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     


(Yunus) 10:73
Öyle ki yalanladılar onu*; öyle ki kurtardık onu* ve gemide onunla** birlikte (olan) kimseyi; ve yaptık onları halifeler65; ve boğduk kimseleri (ki) yalanladılar195 ayetlerimizi; öyle ki bak! Nasıl oldu uyarılanların akıbeti892.

65Sonrası gelen, halef.

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 

892Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam.

*Resûl Nûh'u.

**Resûl Nûh'la.


(Yunus) 10:74
Sonra gönderdik resûlleri418 kavimlerine/toplumlarına sonrasında onun* ; öyle ki geldiler** beyanatlarla352; öyle ki olmuş değillerdii*** iman47 etmeye önceden kendisini yalanladıklarına; işte böyledir; mühürleriz175 sınırı aşanların kalplerinin üzerini.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

352Apaçık deklere edilmiş, bildirilmiş, kanıtlı/delilli olarak ortaya çıkmış.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


*Resûl Nûh’un.

**Resûller.

***Kavimler/toplumlar.


(Yunus) 10:75

Sonra gönderdik sonrasında onların Mûsâ'yı677 ve Hârûn'u677 ayetlerimizle firavuna karşı ve melesine364 onun; öyle ki kibirlendiler/büyüklendiler; ve oldular mücrim674 bir kavim/toplum.

677Yüce Allah Resûl Mûsâ'ya ve Harun'a firavun ve melesine karşı göstermesi için 9 ayet verdiğini açık ve net olarak bildirmiştir. Bunlardan bazılarını Rabbimiz bizlere bildirmiştir.

1. Mûsâ'nın elini koynuna sokup çıkardığında beyaz ve hasarsız/kusursuz olarak çıkması.

2. Mûsâ'nın elini koynuna sokup çıkardığında elin herkese dehşet veren bir kanada dönüşmesi.

3. Fırlattığı asasının yılana dönüşmesi.

364Toplumun önde gelenleri, yetkinleri. 674Cürüm işleyenler, suçlular.

(Yunus) 10:76
Öyle ki ne zaman geldi onlara hak/gerçek indimizden/katımızdan; dediler: "Doğrusu bu mutlak bir sihirdir."

(Yunus) 10:77
Dedi Mûsâ: "Der misiniz hakka/gerçeğe; ne zaman ki geldi sizlere*; "Bir sihir mi bu?"; ve felaha326 kavuşmaz sihirbazlar.
326Kurtuluş, başarı.*Hak/gerçek.

(Yunus) 10:78

Dediler: "Geldin mi bizlere eğmek için bizleri babalarımızı/atalarımızı üzerinde bulduğumuzdan; ve olursunuz ikiniz* kibirlenen yerde; ve değiliz bizler ikinize iman47 ederler"

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Mûsâ ve Hârûn.

(Yunus) 10:79
Ve dedi firavun: "Gelin bana her bir alim sihirbazla."

(Yunus) 10:80
Öyle ki ne zaman geldi sihirbazlar; dedi onlara Mûsâ: "Atın sizlerin atıcılar (olduğunuzu)"

(Yunus) 10:81
Öyle ki ne zaman attılar dedi Mûsâ: "Kendisiyle geldiğiniz sihirdir; doğrusu Allah batıllaştırır199  onu; doğrusu Allah ıslah316 etmez fesatçıların265 ameli/yaptığını.

199Gerçek olmayan, geçersiz, temelsiz, asılsız.

316Düzelmek, iyileşmek.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.


(Yunus) 10:82
Ve haklaştırır/gerçekleştirir* Allah hakkı/gerçeği kendi kelimeleriyle416; velev/şayet kerhen697 (de) olsalar mücrimler674.
416Buyruğu, emri, hükmü, kararı, 'ol' demesi.697İstemeyerek, istemeye istemeye, gönülsüz olarak, tiksinerek, iğrenerek.674Cürüm işleyenler, suçlular. *Her daim hakkı/gerçeği ortaya çıkarır.

(Yunus) 10:83
Öyle ki iman47 etmiş değildi Mûsâ’ya onun kavminden/toplumundan bir zürriyet380* dışında; firavundan678 ve onun melesinden364 bir korkuya karşı ki fitne332** verirler onlara; ve doğrusu firavun678 mutlak bir yücelendi yerde; ve doğrusu o mutlak müsriflerdendi784.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb. 

678Kur'an'ın işaretlerine göre Mûsâ'nın Mısır'dan çıkış firavununun MÖ 1645–1629 yılları arasında yukarı Mısır'da (Teb bölgesi, Luksor) hüküm süren Sobekhotep VIII (Sekhemre Seusertawy Sobekhotep VIII) olduğunu söyleyebiliriz. Karnak tapınağının 3. pilonunda bulunan bir taş stelde Kur'an'ın işaret ettiği tayfun/taşma olağan üstü bir olay olarak tasvir edilmiştir. Nil suyunun tapınağı bastığı, firavunun suyu durdurmak için tapınağa gittiği ve tapınağın avlusunda suya girerek yürüdüğü ve suya çekilmesini emrettiği tasvir edilir. Firavun bu taşmadan ders alacağına aksine kibirlenmiş ve kendisini diğer firavunlardan farklı bir konuma getirmiştir. Kendisini tanrılaştırmıştır. Bunu yine stelden anlıyoruz. Stelde bu tür eserler için alışılmadık bir durum olan firavunun kendisini yarı ilahi bir formda, Nil tanrısı Hapi’den faydalar alırken tasvir etmektedir. 7:133 ayetinde Rabbimiz firavunun ve ailesinin kibirlediğini, büyüklendiğini işaret etmiştir. Normal bir insan musibetlere karşı Rabbine yakarır. Firavun ise kendisine tanrı rolü vermeyi tercih etmiştir. Ne büyük bir sapkınlık. 

Sobekhotep VIII'in başına gelen musibetler;

1. En az 3 veya daha fazla sene kuraklık ve ürünlerden eksiltme (7:130).

2. Tufan.

3. Çekirge

4. Bit

5. Kurbağalar

5. Kan

7:130 ayetinde Yüce Allah'ın firavunu kuraklık seneleriyle ve ürünlerden eksiltmeyle sınadığını anlıyoruz. En az 3 ve daha fazla süren bir kuraklık sonrası tufanın geldiğini de anlarız. Tufan sonrası gelişen çekirge salgını önceki kuraklık yıllarıyla direkt olarak ilgilidir. Uzun kuraklık sonrası boş yağış çekirgelerin üreme döngüsünü tetiklemiş ve büyük bir çekirge salgını olmuştur. Ardından büyük bir bit/pire salgını baş göstermiştir. Bitler epidemik tifüs ‘Epidemic typhus’ denilen bir hastalığa neden olurlar. ‘Rickettsia prowazekii’ isimli çok küçük bir bakteri bitlerden insana geçer ve tedavi edilmediğinde (ki eski Mısır’da tedavisi mümkün olan bir hastalık değildi) ciltten-deriden kanamaya neden olurlar. İnsanın tüm vücudunu kaplayan beneklerden-deri yaralarından kanama olur. İnsanların vücudunun her yerinde kanamalı yaralar oluşur ve beyin fonksiyonları bozulur. ‘delirium’ denilen korkulu hallusinasyonlarının eşlik ettiği aklını kaçırma benzeri karmaşık bir durum gelişir ve sonunda ölüm gerçekleşir. Bit salgınından sonra ayrıca kurbağa istilasının da gerçekleştiğini görmekteyiz. Tufan düşük hava basıncı ve bol su getirmektedir. Uzun süreli düşük hava basıncı ve bol su dişi kurbağaların yumurtlamasına neden olur. Yine düşük hava basıncı ve aşırı sel erkek kurbağalarını da cinsel olarak uyarır.

Firavun ve hanedanlığına gönderilen musibetler: Tufan, çekirge, bit, kurbağalar ve kan


364Toplumun önde gelenleri, yetkinleri. 332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.784Sınırları aşmak, taşmak, normal değerleri çiğnemek, ölçüsüz, dengesiz, israf etmek, savurganlık.

*Gençler.

**İşkence ederek ayartırlar.


(Yunus) 10:84
Ve dedi Mûsâ: "Ey kavmim/toplumum! Eğer olduysanız iman47 etmişler Allah'a; öyle ki O’na* karşı tevekkül79 edin; eğer olduysanız müslim45."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

*Allah'a.

(Yunus) 10:85
Öyle ki dediler*: "Allah'a karşı tevekkül79 ettik; Rabbimiz4! Yapma bizleri bir fitne332** zalimler257 kavmine/toplumuna.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

4Efendi, komuta eden.

332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Bir zürriyet, gençler.

**İşkenceye uğrama.


(Yunus) 10:86
"Ve kurtar bizleri rahmetinle271 kâfirler25 kavminden/toplumundan."

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Yunus) 10:87

Ve vahyettik603 Mûsâ'ya ve kardeşine ki yerleşim yeri edinin ikiniz kavminize/toplumunuza şehirde evler; ve yapın evlerinizi bir kıble14; ve ikame edin salâtı5; ve müjdele müminleri27.

603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.

14Tarafın/hedefin belli edilmesi amaçlı yönelme.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Yunus) 10:88
Ve dedi Mûsâ: "Rabbimiz4! Doğrusu sen; verdin firavuna ve melesine364 onun* bir ziynet856 ve mallar dünya hayatında; Rabbimiz4! Dalalete128 düşürmeleri için senin yolundan336; Rabbimiz4! Sil mallarının üzerini ve sertleştir/katılaştır kalplerinin175 üzerini; öyle ki iman47 etmezler ta ki görürler elim/acıklı azabı."

4Efendi, komuta eden.

364Toplumun önde gelenleri, yetkinleri.  856Süs, dekorasyon, takı, bezek.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri.

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Firavunun.

(Yunus) 10:89
Dedi: "Muhakkak cevap verildi ikinizin* çağrısına; öyle ki istikameti koruyun**; ve tabi olmayın*** yollarına kimselerin (ki) bilmezler."

*Mûsâ ve Hârûn.

**Ayakta durun, dik durun, dimdik yolda aynı istikamette ikiniz devam edin.

**İkiniz.


(Yunus) 10:90
Ve cevaz* verdik İsrâîloğullarına197 bahri236**; öyle ki tabi oldu onlara firavun ve ordusu bir taşkınlık (-la) ve düşmanlık (-la); ta ki idrak657 ettiği zaman o*** boğulmayı; dedi: "İman47 ettim ki O'dur****; yoktur ilâh74 İsrâîloğullarının197 kendisine iman4 ettiği dışında; ve ben de müslimdenim45.

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

236Tatlı veya tuzlu fark etmeksizin bol su. Denizler, okyanuslar, yüksek debili nehirler (Nil), göller. 

657Akıl erdirmek, anlamak, kavramak, algılamak. Bir olguya erişmek, kavuşmak, ulaşmak.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

4Efendi, komuta eden.

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

*İzin verdik.

**Bol su onların geçişine izin verdi.

***Firavun.

****Allah'tır.


(Yunus) 10:91
Şimdi mi? Ve muhakkak isyan ettin önceden; ve oldun fesatçılardan265.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.


(Yunus) 10:92
Öyle ki o gün kurtarırız seni* bedeninle877; olman için bir ayet287 kimseye (ki) halifedir65** sana; ve doğrusu insanlardan birçoğu ayetlerimizden237 mutlak gâfillerdir310.
878Yüce Allah 10:92 ayetinde firavunu bedeniyle kurtardığını bildirmiştir. "Nuneccîke" "Kurtardık seni" fiilinin öznesi firavundur. Firavun bedeniyle kurtulmuş olmalıdır ancak boğulmanın etkisiyle beyin hasarına uğradığını ve ağır beyin özürlü olarak yatalak şekilde yaşadığını anlarız. Mutlak ki yerine geçen yani halife olan firavuna her gün bir ayet/gösterge olmuştur.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

65Sonrası gelen, halef.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.

*Firavun.

**Tüm insanlara değil! Firavun sonrası Mısır'a firavun olan yeni kimseye.


(Yunus) 10:93
Ve ant olsun yerleştirdik İsrâîloğullarını197 doğru* bir yerleşime; ve rızıklandırdık onları iyilerden; öyle ki ihtilafa düşmüş değillerdi ta ki geldi onlara ilim**; doğrusu (senin) Rabbin4 tamamlar/bitirir aralarını kıyamet günü148; kendisinde ihtilafa düşerler olduklarında.

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

4Efendi, komuta eden.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

*Etkin, verimli.

**Tevrât. Resûl Mûsâ Tur dağında 40 gece boyunca taş yazıtlara/levhalara yazdığı ilim içeren Tevrât'ı getirince.


(Yunus) 10:94
Öyle ki eğer olduysan bir kuşkuda üzerine indirdiğimizden*; öyle ki sual et/sor kimselere135 (ki) ikra815 ederler kitabı** senden önce; ant olsun geldi sana hak/gerçek (senin) Rabbinden4; öyle ki sakın olma şüphelenenlerden.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

815Oku, okumayı başkaları duyacak şekilde oku, okuyarak ilet, okuduğunu naklet, okuduğunu çalış, okuduğunu incele, okuduğunu araştır, okuduğunu öğret.

4Efendi, komuta eden.

*Kur'an.

**Tevrât'ı ve İncîl'i.


(Yunus) 10:95
Ve sakın olma kimselerden (ki) yalanladılar195 ayetlerini Allah'ın; öyle ki olursun hüsrana uğrayanlardan.

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 


(Yunus) 10:96
Doğrusu kimselere (ki) hakikat* oldu üzerlerine (senin) Rabbinin4 kelimesi; iman etmezler47.

4Efendi, komuta eden.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Hak gerçek oldu.

(Yunus) 10:97
Velev/şayet gelse (de) onlara her bir ayet287; ta ki* görürler elim/acıklı azabı.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

*Elim/acıklı azabı görünceye kadar iman etmezler.

(Yunus) 10:98
Öyle ki keşke olsaydı iman878 etmiş bir kente (ki) öyle ki menfaat sağlasaydı ona* imanı878; dışındadır** Yûnus’un kavmi/toplumu; ne zaman ki iman47 ettiler; keşfettik*** onlardan bir rezillik azabını dünya hayatında; ve metalandırdık54 onları bir süreye doğru.
878Yüce Allah Kur'an'da sahte müminlerin varlığını bizlere bildirmiştir. Kur'an'ın hemen başı olan Bakara suresini 8. ayetinden başlayarak sahte müminlerin özellikleri anlatılır. Bu kimseler Yüce Allah'a ve ahiret gününe samimi olarak iman ederler. Ancak imanları gerçek bir iman değildir. Bu kimselerin kalplerinde bir maraz/hastalık vardır; fesatçılardır ve bu fesatlarını salih bir amel sanırlar. Kur'an'ın hemen başında bu sahte müminlere işaret edilmesi dünyanın her devrinde bu sahte müminlerin çok sayıda olacağına ve dünyanın sorunlarının/problemlerinin kaynağı olacağına bir işarettir. 10:98 ayetinde de kentlerin sahte imanından bahsedilir. Sahte iman bir kente hiçbir menfaat sağlamazken gerçek imana sahip Yunus'un kavmine menfaat sağlamıştır. Anlarız ki imanın neye yapıldığı da mutlak ki çok önemlidir.    

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

54Sermaye. Yararlanma.

*Kente.

**Yûnus'un kavminin/toplumunun imanı gerçek bir imandı.

***Azaptan kurtaracak yollar açtık, keşfetmelerini sağladık.  


(Yunus) 10:99
Velev/şayet dileseydi (senin) Rabbin4; mutlak iman47 ederdi yerdeki kimseler; hepsi onların topluca; öyleyse sen mi zorlarsın* insanları ta ki olurlar müminler27.

4Efendi, komuta eden.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Zorlayarak tiksindirmek. İstemedikleri halde insanları imana zorlamak. 

(Yunus) 10:100
Ve olmuş değildir bir nefse201 ki iman47 eder; Allah'ın izniyle (olması) dışındadır; ve yapar ricsi773 kimseler üzerlerine (ki) akletmezler.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

773Kirli, pis, iğrenç, utanılacak işler yapan.

(Yunus) 10:101
De ki: "Bakın* ne var göklerde162 ve yerde"; ve ganileştirir** değildir ayetler237 ve uyarılar iman47 etmez bir kavme/topluluğa.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*İnceleyin, araştırın.

**Yeterli gelir.


(Yunus) 10:102
Öyle ki bakarlar mı onlardan önce geçmiş kimselerin misli870 günleri dışında?"; de ki: "Öyle ki bakın; doğrusu ben (de) sizlerle beraber bakanlardanım."
870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

(Yunus) 10:103
Sonra kurtarırız resûllerimizi418 ve iman47 etmiş kimseleri; işte böyledir; bir haktır/gerçektir üzerimize (ki) kurtarırız müminleri27.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Yunus) 10:104
De ki: "Ey insanlar! Eğer olduysanız bir kuşkuda dinimden437; öyle ki kulluk46 etmem kimselere (ki) kulluk46 edersiniz Allah’ın astından; velakin/fakat kulluk46 ederim Allah'a; vefat ettirene sizleri; ve emrolundum ki olurum müminlerden27."

437İslam. Sadece kutsal kitaplara teslim olma. Kutsal kitaplar haricinde dinde kaynak kabul etmemek. Kutsal kitaplarda ne varsa uymak. Kutsal kitapların astından hadis/söylenti kitapları edinmemek. Kur'an'ı terk edilmiş bırakmamak.  

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   



(Yunus) 10:105
Ve ki doğrult yüzünü bir hanîf117 dine437; ve sakın olma müşriklerden36.

117Dönen, eğilen. Hakka gerçeğe doğru dönen/eğilen. Çoğunluğun uymuş olduğu atalar dinini terk ederek tek tanrıcı, monoteist, Yüce Allah'a şirksiz iman eden olan. 

437İslam. Sadece kutsal kitaplara teslim olma. Kutsal kitaplar haricinde dinde kaynak kabul etmemek. Kutsal kitaplarda ne varsa uymak. Kutsal kitapların astından hadis/söylenti kitapları edinmemek. Kur'an'ı terk edilmiş bırakmamak.  

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.


(Yunus) 10:106
Ve çağırma Allah'ı astından menfaat sağlayamayanı sana ve ne de zarar veremeyeni sana; öyle ki eğer faaliyet içinde olursan (buna); öyle ki doğrusu sen o zaman zalimlerdensin.

(Yunus) 10:107
Ve eğer temas ettirse sana Allah bir zararı; öyle ki olmaz kâşif* ona** O’nun*** dışında; ve eğer dilerse**** sana bir hayrı; öyle ki olmaz reddeden***** fazlını202 O’nun***; isabet ettirir**** onu****** kullarından46 dilediği kimseye; ve O**** Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Kurtulmanın yollarını keşfeden.

**Zarara.

***Allah'ın.

****Allah.

*****Geri döndüren.

******Fazlı.


(Yunus) 10:108
De ki: "Ey insanlar! Muhakkak geldi sizlere hak/gerçek* Rabbinizden4; öyle ki kim doğru yola kılavuzladı**; öyle ki ancak doğru yola kılavuzlar kendi nefsini201; ve kim dalalete128 düştü; öyle ki ancak dalalete128 düşer kendi aleyhine; değilim ben üzerinize bir vekîl517."

4Efendi, komuta eden.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

517Vekalet verilen, birinin işini görmesi için kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği.

*Kur'an.

**Nefsini.


(Yunus) 10:109
Ve tabi ol vahyedilene603 üzerine; ve sabret51; ta ki hükmeder Allah; ve O hayırlısıdır hâkimlerin821.
603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

821Yargıç, başta gelen, başta olan, baskın çıkan, egemenliğini yürüten, buyruğunu yürüten, sözünü geçiren, baskın.

(Hûd) 11:1
Elif Lâm Râ; bir kitaptır* (ki) hikmetlendirildi880 ayetleri389 onun**; sonra tefsîl651 edildi bir Hakîm9; bir Habîr466 yanından.
880Yüce Allah 11:1 ayetinde Kur'an'ın ayetlerinin bizzat kendi yanından/yakınından/katından hikmetli yapıldığını bildirmiştir. "...kitâbun uhkimet âyâtuhu" geçişindeki "uhkimet" kelimesi fiil olarak gelmiştir. Pasif ve öznesi 3. şahıs tekildir. Direkt olarak kitabı işaret eder. "Hikmetlendirildi/hikmetli yapıldı" anlamındadır. Demek ki kitabın ayetleri bizzat Hakîm ve Habîr olan Rabbimiz tarafından hikmetlendirilmiştir. Ayetler hikmetli hükümler içerir yapılmıştır. "Kitap ve hikmet" geçişlerine haşa Kur'an ve resûl Muhammed'in sünneti diyenler şeytâna hizmet eden sâhûnlardır. "Kitap ve hikmet" kavramına bakınız.       389Şerefli Kur'an'da 112 numarasız besmele (0. ayet olarak) ve 6234 numaralı ayet olarak toplam 6346 ayet vardır.651Detaylandırmak; detaylı, ayrılmış.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

466Haberdar.

*Kur'an.

**Kur'an'ın.


(Hûd) 11:2
Ki kulluk46 etmeyin Allah’ın dışında; doğrusu ben* sizlere O’ndan** bir uyarıcıyım ve müjdeleyiciyim.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

*Cibrîl. Kur'an şerefli bir elçi olan Cibrîl'in sözüdür. Yüce Allah'ın ayetlerini Yüce Allah adına Kur'an olarak resûl Muhammed'in kalp ve beyin sinir hücrelerine indirmiştir. Yüce Rabbimiz Cibrîl'in konuşmasının da Kur'an'da olmasını dilemiştir.

**Allah'tan.


(Hûd) 11:3
Ve ki istiğfar396 dileyin Rabbinizden4; sonra tevbe33 edin O'na; metalandırır54 sizleri güzel bir meta54 (-yla) belirli bir ecele kadar; ve verir her bir fazl202 sahibine fazlını202 onun; ve eğer yüz çevirirseniz; öyle ki ben* korkarım üzerinize (olan) büyük bir günün azabına (karşı).
396Mağfiret dilemek, suçlarının bağışlanmasını dilemek.

4Efendi, komuta eden.

33Dönmek, vazgeçmek.

54Sermaye. Yararlanma.

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

*Cibrîl.

(Hûd) 11:4
Allah'a doğrudur dönüş yeriniz; ve O* her bir şey üzerine bir Kadîr’dir.
*Allah.

(Hûd) 11:5
Değil mi (ki) doğrusu onlar bükerler/eğerler göğüslerini* hafiyelik** etmek için ondan***?; değil mi (ki) büründükleri an**** elbiselerine bilir***** sırlaştırdıklarını ve aleni ettiklerini; doğrusu O***** bir Alîm’dir8 sahip olduğuna göğüslerin.

8Bilen.

*Göğüslerinde olanı; kalplerindekini.

**Gizlemek için.

***Göğüslerde olandan bir kısmını.

****Zaman.

*****Allah.


(Hûd) 11:6
Ve yoktur hiçbir dâbbe599 yerde (ki) ancak Allah'a karşıdır rızkı onun*; ve bilir müstakarrını881 onun* ve müstavda'sını882 onun*; hepsi apaçık bir kitaptadır134.

599Hareket eden, debelenen, canlı her şey.

881Kararlı yer, karar yeri, sabit yeri, konut, mesken, yaşam yeri, ikamet, oturak yeri, dinlenme yeri. 11:6 ayetinde Rabbimiz her bir dâbbenin müstakarrını bildiğini buyurmuştur. Higgs bozonu atom altı parçacıklara kütle kazandırarak onları sabitler; mekanlarında, bulundukları yerde durmalarını sağlar. Higgs bozonu olmasaydı madde sabit kalamazdı. Işık hızında her yere dağılırdı. Anlarız ki canlılara canlılık veren mekanizma da bu şekilde maddeyle eşleştirilmektedir.      

882Veda ettiği yer, emanet ettiği yer, uğurladığı yer, emanet edilen, teslim edilen, yatırılan, depolanmış, geçici emeklilikte bulunan, görevden alınmış. 11:6 ayetinde Rabbimiz her bir dâbbenin müstavda'sını bildiğini buyurmuştur. Müstekarr olmuş olan canlılar öldüklerinde onlara canlılık veren mekanizma evrene veda etmektedir. İnsanı düşündüğümüzde insan vefat ettirildiğinde bilinci evrenin dışında bir emanet yerde saklanmaktadır. Müminlerin ölmediklerini sadece vefat ettirilerek selam diyarına transfer edildiklerini biliyoruz. Müminler ahiret evrenindeki yargılama gününe kadar emanet olarak selam diyarında rızıklandırılır. Cehennemlikler ise öldürülür. Onların nerede bekletildikleri hakkında Kur'an'da bir bilgi verilmemiştir.      

134Korunmuş levha. Holografik evren prensibi 'The holographic principle' kapsamında evrenimizi bir üst boyuttan saran, evrenimizin zaman dahil 3D kuantum bilgilerini içeren 2D zar/membran. Bu zardaki bilgi ışık hızında evrenin en küçük yapı taşları olan titreşen sicimlere ruh aracılığıyla yansır ve evren ışık hızında çalışan bir 3D yazıcı gibi canlanır.

*Dâbbenin.


(Hûd) 11:7
Ve O* (ki) yaratandır gökleri162 ve yeri altı günde781; ve oldu arşı66 O’nun** mayi/sıvı üzerinde916; belalandırmak256 içindir sizleri hanginiz daha güzeldir bir amel*** (-de); ve şayet dediysen "doğrusu sizler diriltilenlersiniz ölüm sonrasında"; mutlak derler kâfirlik25 etmiş kimseler: "değildir bu apaçık bir sihir dışında"

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

781Gün kelimesi evre/dönem demektir. Kur'an'da yerin yani Dünya gezegeninin 2 günde yaratıldığı bildirilmiştir. Dünya gezegeninin yaşının 4.6 milyar yıl olduğu bilimsel verilerle bilinmektedir. Evrenimizin yaşının 13.8 milyar yıl olduğu da kesin olarak tespit edilmiştir. Oranlama (4.6/13.8) yaptığımızda ilginç şekilde 1/3 oranı yani 2/6 oranı elde edilmektedir. Böylece anlarız ki 6 gün ile işaret edilen evrenin kendisidir. Bilimsel verilerin Kur'an'ın verileriyle örtüşmesi bu şerefli kitabın Yüce Allah'ın katından olduğuna kesin kanıt oluşturur. 

66Taht/kürsü. Yüce Allah'ın belirli sıfatlarının tecelli etmesiyle oluşmuş olan, çoklu boyutlara sahip bir kürsü, bir platform. Bu kürsü içinde evrenler yaratılmaktadır. Şu an içinde bulunduğumuz evrenimiz de bu kürsünün içindedir. Yargılamanın yapılacağı ahiret evreni, cennet evrenleri ve cehennem evreni yine bu kürsü içinde yaratılacaktır. 

916Arş taht/kürsü demektir. Yüce Allah'ın belirli sıfatlarının tecelli etmesiyle oluşmuş olan, çoklu boyutlara sahip bir kürsü, bir platformdur. Bu kürsü içinde evrenler yaratılmaktadır. Şu an içinde bulunduğumuz evrenimiz de bu kürsünün içindedir. Yargılamanın yapılacağı ahiret evreni, cennet evrenleri ve cehennem evreni yine bu kürsü içinde yaratılacaktır. Yüce Rabbimiz evrenleri yaratırken arşının sıvı/mayi üzerinde olduğunu 11:7 ayetinde bildirmiştir. Bu da bizlere evrenimizin akışkan, mayi/sıvı gibi bir ortamın içerisinde yaratıldığını gösterir. E=mc2 formülünden biliyoruz ki saf enerji büyük patlamayla evrendeki maddelere dönüşmüştür. Bu saf enerji aslında önceki bir evrenin maddesinin içe çökmesiyle oluşturduğu saf enerjidir. Evrenimiz de bir zaman yırtılacak ve içine çökerek tekillik halindeki saf enerjiye dönüşecektir. Arşta bulunan bu enerji havuzunun akışkan olduğunu net olarak söyleyebiliriz.

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.


25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Allah.

**Allah'ın.

***Yapıp etmede.


(Hûd) 11:8
Ve şayet ötelesek onlardan azabı adetli/sayılı bir ümmete305* kadar; mutlak derler: "Nedir alıkoyan/tutan onu**?"; değil mi (ki) gündür (ki) gelir onlara; olmaz bir uzaklaştırılan/döndürülen onlardan; ve sarar/nüfuz eder onları kendisiyle istihza361 eder oldukları.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

361Tiye almak, alay etmek.

*Her bir ümmetin bir eceli vardı. O ecele kadar.

**Azabı.


(Hûd) 11:9
Ve şayet tattırsak insana bizden bir rahmet271; sonra soyup çeksek onu* ondan**; doğrusu o*** kâfir25 bir ümitsizdir mutlak.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Rahmeti.

**İnsandan.

***İnsan.


(Hûd) 11:10
Ve şayet tattırırsak ona* nimet757 sonrasında darlık (ki) temas etti ona*; mutlak der: "Gitti/kayboldu kötülükler benden"; doğrusu o** böbürlenen/öğünen bir ferahlayandır mutlak.
757Yüce Allah Rahmân suresinde nimetlere bir işaret buyurmuştur. 31 temel parçacığın oluşturduğu tüm evren Yüce Allah'ın bir nimetidir. Cennetlerde de Yüce Allah hak eden kullarına ayakta/dikelmiş/kıyamda nimetler vereceğini bildirmektedir (Örn: 9:21). Anlarız ki cennetler gerçek anlamda yaratılan evrenler olacaktır. Muhtemel ki farklı atomlar muhteşem şeyle oluşturacak ve Rabbimiz bizlere inşAllah bu nimetlerinden tattıracaktır.  

*İnsana.

**İnsan.


(Hûd) 11:11
Dışındadır kimseler (ki) sabrettiler51 ve yaptılar sâlihât18; işte bunlar; onlaradır bir mağfiret319 ve büyük bir ecir820.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

319Bağışlama, affetme.

820Ödül, mükafat.

(Hûd) 11:12
Öyle ki belki sen terkedensin bir kısmını vahyedilenin sana; ve daralandır onunla göğsün ki derler: "Değil mi (ki) indirilmeliydi ona bir hazine ya da gelmeliydi onunla beraber bir melek133?"; ancak ki sen bir uyarıcısın; ve Allah her bir şey üzerine bir Vekîl’dir517.

133Yüce Allah'ın indinde/katında olan; Levh-i Mahfuz'un tamamına erişim yetkisi olan Cibrîl benzeri şerefli varlıklar. Diledikleri şekle dönüşerek Yüce Allah'ın emrini yerine getirirler. Mağara yoldaşlarına zaman yolculuğu yaptıran Rakim yoldaşları; İbrahim, Lut, Zekeriyyâ peygambere ve Meryem'e gelen elçilerdir. 

517Vekalet verilen, birinin işini görmesi için kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği.

(Hûd) 11:13
Ya da derler: "İftira883 attı onu*"; de ki: "Gelin on sureyle183 onun** iftira883 atılmış misli (-yle); ve çağırın itaat*** ettiğiniz kimseyi Allah’ın astından eğer olduysanız sâdıklar182."
883Yalan uydurmak, düzmece bir şey üretmek, karalamak, çamur atmak. Din konusunda ise Yüce Allah indinden/katından olmadığı halde bir metne/kelama bu Yüce Allah katındandır demek.

183On sure getiremezler, bir sure getiremezler meydan okumaları asla boşuna değildir. Şerefli Kur’an 19 matematiksel mucizesiyle kodlanmıştır. Kur’an’ın bir beşer sözü olduğunu, eskilerin masalları olduğunu iddia eden kişiliğe karşı (74:10-25) Kur’an 19 sayısı temelli bir mucizeyi delil olarak sunmaktadır. Kur'an'ın her bir suresi birbiriyle ve Kur'an'ın bütünle 19 sistemiyle bağlantılıdır. Asla ayrılamaz. Aşağıdaki makalede bir örnek gösterilmiştir.  

10 sure getiremezler; 1 sure getiremezler: Sure kelimesinin büyük mucizesi.

182Doğrular, dürüstler.

*Kur'an'ı.

**Kur'an'ın.

***Tabi olduğunuz, takip ettiğiniz.


(Hûd) 11:14
Öyle ki eğer asla cevap veremezlerse sizlere; öyle ki bilin ki ancak indirildi* Allah'ın ilmiyle; ve ki yoktur ilâh74 O’nun dışında; öyleyse sizler müslim45 misiniz?

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

*Kur'an.

(Hûd) 11:15
Kim (ki) oldu arzular dünya hayatını ve ziynetini856 onun*; tamamlarız üzerlerine orada** yaptıklarını; ve onlara orada** azaltılmaz/eksiltilmez***.
 856Süs, dekorasyon, takı, bezek.

*Dünya hayatının.

**Dünya hayatında.

***Haksızlık edilmez, yaptıklarının karşılığı yine dünya hayatında eksiksiz verilir.


(Hûd) 11:16
İşte bunlar; kimselerdir (ki) yoktur onlara ahirette ateş834 dışında; ve boşa çıktı ürettikleri orada*; ve bir batıldır199 yapar oldukları.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


199Gerçek olmayan, geçersiz, temelsiz, asılsız.

*Ahirette.

(Hûd) 11:17
Öyle ki kimse mi* (ki) oldu bir beyanat620 üzere Rabbinden4; ve tilâvet874 eder onu** ondan*** bir şahit/tanık (olarak) ; ve onun**** öncesinde Mûsâ'nın kitabı***** bir imamdı884 ve bir rahmetti271; işte bunlardır; iman47 ederler ona******; ve kim kâfirlik25 eder ona****** gruplardan/partilerden; öyle ki ateştir834 vaat edilen yeri onun; öyle ki olma şüphede ondan*******; doğrusu o******** haktır/gerçektir (senin) Rabbinden4; velakin/fakat çoğu insan iman47 etmez.

620Gizli saklı olmadan açıkça deklere edilmiş, apaçık bildirilmiş, belli edilmiş, apaçık ifade edilmiş.

4Efendi, komuta eden.

874Takip edip okumak, ardından gelmek, sesli okumak, bir metni takip ederek okumak, ardışık gelen/mütevali kelimeleri/harfleri okumak.884Liderlik eden, bir yolda önderlik eden, yönelilen. Yüce Rabbimiz 11:17 ayetinde Mûsâ'nın kitabının yani Tevrât'ın bir imam ve bir rahmet olduğunu bizlere bildirmiştir. Mutlak ki Kur'an da bir imamdır. İnsanlar imam olarak sadece kutsal kitapları takip etmelidir. İnsanlardan bazılarını imam kabul edip onun peşinden gidenler hüsrandadır. Gerçek müminlerin liderleri, önderleri imamları sadece Kur'an'dır.  

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


*Ateşe girer?

**Kur'an'ı.

***Kur'an'dan. Kur'an'ın Yüce Allah katından olduğuna bizzat yine Kur'an'dan tanık/şahit olarak.

****Kur'an'ın.

*****Tevrât.

******Kur'an'a.

*******Kur'an'dan.

********Kur'an.


(Hûd) 11:18
Ve kimdir daha zalim257 kimseden (ki) iftira402 attı Allah'a karşı bir yalanı244; işte bunlar; arz ederler* Rabblerine4 karşı; ve der şahitler/tanıklar885: "İşte bunlar kimselerdir (ki) yalan söylediler Rabblerine4 karşı"; değil mi (ki) Allah'ın laneti280 zalimlere257 karşıdır.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      

244Yanıltmak, aldatmak, kandırmak, hakkında yalan söylemek, yanlış yönlendirmek, onaylamamak, inkâr etmek.

İşaret edilen şeyi inkâr etmemekle birlikte onun hakkında yanıltıcı, gerçek dışı uyduruk şeylere tabi olmak da tam olarak aynı kelimeyle işaret edilir.

4Efendi, komuta eden.

885Yüce Allah 11:18 ayetinde ahiret evreninde gerçekleşecek olan yargılama sürecinden bazı kesitleri bizlere bildirmiştir. Zalimler yani Yüce Allah'a şirk koşanlar argümanlarını Rablerine karşı arz etmektedirler. Yüce Allah'a yalan iftira atan bu kimselerin sundukları argümanlara karşı olaylara tanık/şahit olmuş varlıklar konuşmaktadır. Bu varlıkların tanıklığı/şahitliği kesin doğru olması gerektiğine göre; olaylara Planck zamanında bile tanık/şahit olmaları gerektiğine göre bu kimseler Cibrîl benzeri şerefli elçilerdir; meleklerdir. Anlarız ki bu şerefli varlıkların Levh-i Mahfûz'un tamamına erişim yetkisi vardır. Evrenin her anının kuantum bilgilerini barındıran bu korunmuş levha holografik evren prensibine göre evrenimizi bir üst boyuttan saran zardır. Bu elçiler işte bu 2D levhadaki bilgilere göre tanıklık/şahitlik etmektedirler.      

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

*Fiil aktif çoğul 3. şahıs eril gelmiştir. Arzı bu kimseler yapmaktadır. Savunmalarını arz etmektedirler; sunmaktadırlar.


(Hûd) 11:19
Kimselerdir* (ki) uzaklaştırırlar/engellerler886 Allah'ın yolundan336; ve bakınırlar ona* bir eğmeye/bükmeye/kıvırmaya886; ve onlar; ahirete onlar kâfirlik667 ederler.
886Yüce Allah 11:19 ayetinde şirk koşarak zalim olan kimselerin özelliklerini bizlere bildirmektedir. Bu kimselerin Yüce Allah'ın biricik yolu olan kutsal kitaplardan insanları uzaklaştırdıklarını görürüz. Hatta ayetlerin gerçek anlamını Talmud ve hadis kitaplarındaki yalan yanlış uyduruk söylentilerle eğip, büküp kıvırtırlar. Bu kimseler günümüzde Kur'an okumak haramdır; Kur'an okuyanlar dinsizdir diyen zalimlerdir. Kur'an yetmez diyenler; mezheplere tabi olanlar; tarikatlara tabi olanlar; kısacası sadece Kur'an demeyenler müşriktir.  336Tek tanrıcı, monoteist inanç öğretisi yolu. Kutsal kitapların öğretilerinin yolu. Sadece Kur'an öğretileri. 667Ahirete ve ahirete gerçekleşecek hakikatları/gerçekleri örtmek, gizlemek. Ahirete iman etmeyen herkesin yanında ahirete iman ediyormuş gibi gözükse de Kur'an'da bildirilen ahiret hakikatları yerine tamamı zan olan hadislere iman edenler de bu gruba girer. Örneğin; ahirette resûllerin insanlara şefaat edeceğine iman etmek ahirete kâfirlik etmektir.

*Yüce Allah'a iftira atan müşrikler.

**Yüce Allah'ın yolu olan kutsal kitaplara.


(Hûd) 11:20
İşte bunlar*; asla olmazlar aciz bırakanlar yerde**; ve olmuş değildir onlara Allah’ın astından hiçbir evliya212; katlanır onlara azap; olmuş değillerdi itaat*** etmeye işitmeye; ve olmuş değillerdi görürler.

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

*Yüce Allah'a iftira atan müşrikler.

**Yeryüzünde.

***Güç yetirir.


(Hûd) 11:21
İşte bunlar*; kimselerdir (ki) hüsrana uğrattılar kendi nefislerini201; ve saptı** onlardan iftira883 atar oldukları.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

883Yalan uydurmak, düzmece bir şey üretmek, karalamak, çamur atmak. Din konusunda ise Yüce Allah indinden/katından olmadığı halde bir metne/kelama bu Yüce Allah katındandır demek.

*Yüce Allah'a iftira atan müşrikler.

**Ahirette iftira attıklarının gerçek olmadığını anladılar.


(Hûd) 11:22
Yoktur şüphe ki onlar* ahirette; daha fazla** hüsrana uğrayanlardır onlar*.

*Yüce Allah'a iftira atan müşrikler.

**Müşriklerin diğer insanlara göre daha fazla hüsranda olacağı apaçık bildirilmiştir.


(Hûd) 11:23

Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler ve yaptılar sâlihât18; ve boyun eğdiler* Rablerine4 doğru; işte bunlar; cennet ashâbıdır194 ; onlar orada** ölümsüzlerdir185.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

4Efendi, komuta eden.

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Kalpleri titredi/ürperdi.

**Cennette.


(Hûd) 11:24
Misali870 iki fırkanın* gibidir kör ve sağır; ve gören ve işiten; aynı seviyede mi ikisinin misali870? Öyle ki zikretmez78 misiniz?
870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Grubun. Yüce Allah'a iftira atmış müşriklerle Yüce Allah'a şirksiz iman etmiş mümin kimselerin.

(Hûd) 11:25
Ve ant olsun gönderdik Nûh'u kavmine/toplumuna (ki) "doğrusu ben sizlere apaçık bir uyarıcıyım" (der).

(Hûd) 11:26
Ki kulluk46 etmeyin Allah'ın dışında; doğrusu ben korkarım üzerinize (olan) elim/acıklı bir günün azabından.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  


(Hûd) 11:27
Öyle ki (Nûh’un) kavminden/toplumundan kâfirlik25 etmiş kimselerin melesi364 dedi: "Görür değiliz seni bir beşer* dışında; mislimiz870 bizim; ve görür değiliz seni tabi oldu sana ancak kimseler (ki) onlar rezillerimizdir; sığ görüşlüdür; ve görür değiliz sizleri bizlere karşı bir faziletli/fazlalıklı; evet! Zannediyoruz sizleri (ki) yalancılarsınız.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

364Toplumun önde gelenleri, yetkinleri. 870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.*İnsan.

(Hûd) 11:28
Dedi*: "Ey kavmim/toplumum! Gördünüz mü? Eğer olduysam Rabbimden4 bir beyanata620 karşı; ve geldiyse bir rahmet271 indinden/katından O’nun**; öyle ki körleştirildiyse*** sizlere; yapıştırır**** mıyım onu***** sizlere?; ve sizler ona****** kerhensiniz697."

4Efendi, komuta eden.

620Gizli saklı olmadan açıkça deklere edilmiş, apaçık bildirilmiş, belli edilmiş, apaçık ifade edilmiş.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

697İstemeyerek, istemeye istemeye, gönülsüz olarak, tiksinerek, iğrenerek.

*Nûh.

**Allah'ın.

***Apaçık beyanatları görmeyen körlerseniz.

****Musallat etmem onu sizlere.

*****Risâleti.

******Risâlete.


(Hûd) 11:29
"Ve ey kavmim/toplumum! Sual etmem/sormam sizlere ona* karşı bir mal ki benim ecrim820 ancak Allah'a karşıdır; ve ben iman47 etmiş kimseleri bir kovan/uzaklaştıran değilim; doğrusu onlar kavuşanlardır** Rablerine4; velakin/fakat ben görüyorum sizleri cahillik489 eder bir kavim/toplum (olarak)."
820Ödül, mükafat.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

4Efendi, komuta eden.

489Bilgisiz, bihaber, bilinçsizlik, farkındalığı olmayan.

*Risâlete.

**İman etmek Rable tanışmak demek, O'nunla kavuşmak demektir. Elbette vefatla birlikte daha ileri bir seviyede kavuşma da gerçekleşir.


(Hûd) 11:30
Ve ey kavmim/toplumum! Kim yardım eder bana Allah’tan*; eğer kovduysam/uzaklaştırdıysam onları**? Öyle ki zikretmez78 misiniz?

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Allah'tan gelen bir şeye karşı. 

**Müminleri.


(Hûd) 11:31
"Ve demiyorum sizlere indimdedir/katımdadır Allah'ın hazineleri; ve bilmiyorum gaybı62; ve demiyorum 'doğrusu ben bir meleğim'; ve demiyorum kimseler* için (ki) azarlar/hor görür gözleriniz 'asla vermez onlara Allah bir hayır'; Allah daha iyi bilir nefislerindekini201 onların; doğrusu ben o zaman mutlak zalimlerdenim257."

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Müminler.

(Hûd) 11:32
Dediler: "Ey Nûh! Muhakkak mücadele ettin bizlere; öyle ki çok oldun* mücadelemizde; öyle ki getir bizlere; vaat ettiğini bizlere eğer olduysan sâdıklardan182."
182Doğrular, dürüstler.*Çoğaldın, arttın.

(Hûd) 11:33
Dedi*: "Ancak ki gelir sizlere onunla** Allah; eğer dilediyse; ve değilsiniz sizler aciz bırakanlar."

*Nûh.

**Vaat edilenle.


(Hûd) 11:34
"Ve menfaat sağlamaz nasihatım -eğer razı olduysam (bile) ki nasihat ederim sizlere- eğer olduysa Allah razı olur ki yoldan çıkarır* sizleri; O** Rabbinizdir4; ve O'na*** döndürülürsünüz.

4Efendi, komuta eden.

*Yoldan çıkmanıza razı olursa.

**Allah.

***Allah'a.


(Hûd) 11:35
Ya da derler: "İftira attı onu*"; de ki: "Eğer iftira attıysam** onu* öyle ki üzerimedir cürümüm***; ve ki ben bir uzağım suçlamalarınızdan."

*Yüce Allah'ın bir azap göndereceğini.

**Nûh.

***Suçum.


(Hûd) 11:36
Ve vahyedildi603 Nûh'a ki ona asla iman47 etmez senin kavminden/toplumundan dışındadır kimse (ki) zaten iman47 etti (diye); öyle ki tasalanma/üzülme faaliyet içinde olduklarına onların (diye).
603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(Hûd) 11:37
Ve sanayi olarak üret gemiyi gözlerimizin önünde ve vahyimiz603 (-le); ve hitap etme bana kimseler hakkında (ki) zulmettiler257; doğrusu onlar boğulanlardır.
603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Hûd) 11:38
Ve sanayi olarak üretiyordu* gemiyi; ve ne zaman uğradı onun** üzerine meleler364 kavminden/toplumundan onun**; maskaralık çıkardılar ondan***; dedi*: "Eğer maskaralık çıkarırsanız bizden; öyle ki doğrusu bizler (de) maskaralık çıkarırız sizlerden; maskaralık çıkardığınız gibi."
364Toplumun önde gelenleri, yetkinleri.

*Nûh.

**Nûh'un.

***Nûh'tan.


(Hûd) 11:39
"Öyle ki yakında bileceksiniz kimdir (ki) gelir ona bir azap (ki) hazinleştirir* onu; ve (kimdir ki) hulul917 eder ona dikelmiş bir azap."
917İnmek, konmak, durmak, duraklamak; yerleşmek, bir yerde kalmak, yanına gelmek, aşağı gelmek; çökmek, sarmak, kaplamak, başına gelmek.*Hüzne boğar.

(Hûd) 11:40
Ta ki geldiği zaman emrimiz; ve feveran* etti tandır570; dedik: "Yükle ona** her bir çiftten ikişer569 ve ahalini568 -dışındadır kimse (ki) öncelendi aleyhine onun bir kelam/söz-; ve (yükle) iman47 etmiş kimseyi; ve iman47 etmiş değildi onunla*** birlikte biraz dışında.
 570Çok sıcak yer-fırın-ocak-fırın gibi yer-kazan. 11:40 ayetinde yanardağ için kullanılmıştır.

56911:40 ayetinden anlaşılır ki gemiye tek çift değil iki çift yüklenmesi emredilmiştir. Örnek olarak; 1 dişi koyun ve 1 erkek koyun birlikte bir çift koyundan 2 çift yüklenmiştir. Toplamda 4 koyun vardır. 2 erkek, 2 dişi. Bu durum hayvanların üreme oranını artırmaktadır. Bazı hayvanlar ölebilir, hastalanabilir, kısır olabilir. Bu nedenle 2 erkek 2 dişi olacak şekilde 4 hayvanın alınması muhteşem bir bilimsel işarettir.     

568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Kaynayıp taştı. Püskürdü.

**Gemiye.

***Nûh'la.





(Hûd) 11:41
Ve dedi*: "Binin ona**; Allah'ın ismiyledir akması onun** ve sabitlendirilmesi onun**; doğrusu Rabbim4 mutlak ki bir Gafûr’dur20; bir Rahîm’dir2."

4Efendi, komuta eden.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Nûh.

**Gemiye.

**Geminin.


(Hûd) 11:42

Ve o* akıyordu onlarla** dağlar gibi dalgalarda; ve nida*** etti Nûh oğluna (ki) ve olmuştu**** bir kenarda; "Ey oğlum! Bin bizimle birlikte; ve olma kâfirlerle25 birlikte."

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Gemi.

**Üzerindekilerle.

***Seslendi.

****Nûh'un oğlu.


(Hûd) 11:43
Dedi*: "Sığınacağım bir dağa doğru; geri durdurur/korur beni sudan"; dedi**: "Olmaz geri durduran/koruyan bugün Allah’ın emrinden; dışındadır kimse (ki) rahmet271 etti (Allah)"; ve gelip girdi ikisinin arasına dalga; öyle ki oldu* boğulanlardan."

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

*Nûh'un oğlu.

**Nûh.


(Hûd) 11:44
Ve denildi: "Ey yer! Yut suyunu; ve ey gök! Söküp uzaklaştır*"; ve azaldı/çekildi su; ve tamamlandı emir; ve seviyelendi** cûdi918 üzerine; ve denildi: "Uzaklık/kaybolma/yok olma zalimler257 kavminedir/toplumunadır."
 918Cömertçe-bol bol bağışlayan bir yer, eli açık-cömert bir yer. Nûh'un gemisinin sular durulunca oturduğu yer.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Bulutların çekilmesi.

**Gemi.


(Hûd) 11:45
Ve nida* etti Nûh Rabbine4; öyle ki dedi**: "Rabbim4! Doğrusu oğlum ehlimdendir568; ve doğrusu senin vaadin haktır/gerçektir; ve sen en hâkim821 (olan) Hâkim'sin821.

4Efendi, komuta eden.

568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 821Yargıç, başta gelen, başta olan, baskın çıkan, egemenliğini yürüten, buyruğunu yürüten, sözünü geçiren, baskın.

*Seslendi.

**Nûh.


(Hûd) 11:46
Dedi*: "Ey Nûh! Doğrusu o** olmadı senin ehlinden568; doğrusu onadır*** bir amel (ki) olmaksızındır bir sâlih777; öyle ki sual etme/sorma hakkında sana bir ilim olmayanı; doğrusu ben vaaz653 veririm sana ki olma cahillerden489."
568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 

777Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik.

653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.489Bilgisiz, bihaber, bilinçsizlik, farkındalığı olmayan.

*Allah.

**Oğlun.

***Oğluna.


(Hûd) 11:47
Dedi*: "Rabbim4! Doğrusu ben sığınırım sana ki sual ederim/sorarım sana bana hakkında bir ilim olmayanı; ve ki mağfiret319 etmezsen bana; ve rahmet271 etmezsen bana; olurum hüsrana uğrayanlardan."

4Efendi, komuta eden.

319Bağışlama, affetme.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

*Nûh.


(Hûd) 11:48
Denildi: "Ey Nûh! İn/alçal bir selamla* bizden; ve bereketlerle252 senin üzerine ve ümmetler305 üzerine (ki) seninle birlikte (olan) kimsedendir; ve ümmetler305 (ki) metalandıracağız54 onları; sonra temas eder onlara bizden elim/acıklı bir azap.
 252Fazla olma durumu; artağanlık, bolluk, feyiz, feyezan.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

54Sermaye. Yararlanma.

*Esenlikle, güvenlikle.


(Hûd) 11:49
İşte şu (ki) gayb62 haberlerindendir; vahy603 ederiz onu* üzerine; olmuş değildin bilir onu* sen** ve ne de senin kavmin/toplumun öncesinde bunun; öyle ki sabret51; doğrusu akıbet892 takva21 sahiplerinedir.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.

603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

892Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Gaybı.

**Resûl Muhammed.


(Hûd) 11:50
Ve Âd’adır kardeşleri Hûd; dedi*: "Ey kavmim/toplumum! Kulluk46 edin Allah'a; yoktur sizlere hiç bir ilâh74 O'ndan başka ki sizler ancak iftira883 atanlarsınız.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

883Yalan uydurmak, düzmece bir şey üretmek, karalamak, çamur atmak. Din konusunda ise Yüce Allah indinden/katından olmadığı halde bir metne/kelama bu Yüce Allah katındandır demek. *Hûd.

(Hûd) 11:51
"Ey kavmim/toplumum! Sual etmem/sormam sizlere ona* karşı bir ecir820 ki ecrim820 ancak yarana893 karşıdır; öyle ki akletmez562 misiniz?"
820Ödül, mükafat.Yarma, ayırma. Şerefli Kur'an Yüce Allah'ın yaratma fiilini yararak, ayırarak yaptığını bildirmiştir. Gerçekten de yaratılışın her aşamasında yarma eylemini görebiliriz. Evrenin tekillik halinden yarılarak çıkarılması, insan tohumu olan embriyonun yarılarak bölünmesi gibi örnekler verilebilir. 562İslâm akıl dini değil nakil dinidir diyenlerin vay haline. Yaratılış özelliğimiz olan beyni çalıştırmak, doğruyu yanlıştan ayırmak için beyin hücrelerini bir bilgisayar işlemcisi gibi çalıştırmak, kullanmak. Her şeyi mantık süzgecinden geçirmek. Beynin onayına sunmak. Fikir yürütmek.

*Risâlete.


(Hûd) 11:52
Ve ey kavmim/toplumum! Mağfiret319 dileyin Rabbinize4; sonra tevbe33 edin O'na doğru; göndersin gökten180 üzerinize bolca yağmur*; ve ziyade etsin sizlere bir kuvveti kuvvetinize doğru; yüz çevirmeyin mücrim674 (olarak).

319Bağışlama, affetme.

4Efendi, komuta eden.

33Dönmek, vazgeçmek.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

674Cürüm işleyenler, suçlular. *Bol akan.

(Hûd) 11:53
Dediler: "Ey Hûd! Gelmiş değilsin bizlere bir beyanatla620; ve bizler terk edenler değiliz ilâhlarımızı74 * senin sözünden (dolayı); ve bizler değiliz sana mümin27."

620Gizli saklı olmadan açıkça deklere edilmiş, apaçık bildirilmiş, belli edilmiş, apaçık ifade edilmiş.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Sizde ilâhlar. Yüce Allah'ın astından O'nun ilâhlığına ortak edilen sözde ilâhlar.

(Hûd) 11:54
Ki deriz: "Ancak yakalamış/musallat olmuş sana bir kısım ilâhlarımız74* kötülükle"; dedi: "Doğrusu ben şahit/tanık ederim Allah'ı; ve şahit/tanık olursunuz ki ben uzağım şirk koştuklarınızdan."

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

*Sizde ilâhlar. Yüce Allah'ın astından O'nun ilâhlığına ortak edilen sözde ilâhlar.

(Hûd) 11:55
"O’nun* astından; öyle ki tuzak/komplo kurduru bana** topluca; sonra göz açtırmayın bana**."

*Allah'ın.

**Hûd.


(Hûd) 11:56
Doğrusu ben* tevekkül79 ettim Allah'a karşı; Rabbime4; ve Rabbinize4; Yoktur hiçbir dâbbe599 dışında O’na**; (ki) tutandır*** perçemini919 onun****; doğrusu Rabbim4 üzerindedir dosdoğru bir yol.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

4Efendi, komuta eden.

599Hareket eden, debelenen, canlı her şey.

919Perçem bölgesi başın alın kısmı ve kakül kısmıdır. Bu yerin altında beynin frontal kısmı bulunur. Bu kısım insanın kararlarını verdiği yerdir. İnsanların yaptıkları her hareketin ortaya çıktığı yer bu bölgedir.

*Hûd.

**Allah'a.

***Allah.

****Dâbbenin.


(Hûd) 11:57
Öyle ki eğer yüz çevirirseniz; öyle ki muhakkak belâgat221 ettim kendisiyle gönderildiğimi sizlere; ve halife65 kılar Rabbim4 sizden başka bir kavmi/toplumu; ve zarar veremezsiniz ona* bir şey; doğrusu Rabbim4 her şey üzerine bir Hafîz’dır613.

221Belâg; tebligat, komünikasyon, temas, iletişim, bildiri, raporlama, ültimatom, mesaj, duyuru, anons.

65Sonrası gelen, halef.

4Efendi, komuta eden.

613Koruyan, muhafaza eden, gözeten, himaye eden, devam ettiren.*Kavme/topluma.

(Hûd) 11:58
Ve ne zaman ki geldi emrimiz kurtardık Hûd'u ve kimseleri (ki) iman47 ettiler onunla* beraber; bizden bir rahmetle271; ve kurtardık onları kalın/kaba bir azaptan.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

*Hûd'la.

(Hûd) 11:59
Ve işte şu Âd; cihat356 ettiler Rabblerinin4 ayetlerine; ve isyan ettiler O'nun resûllerine418; ve tabi oldular emrine* her bir inatçı cebbârın898.
356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

4Efendi, komuta eden.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  898Zorlayan, zorba, mecbur eden, güçlü davranan, ağırlığını koyan, dev, devasa; tiran, gücünü zalimlik için kullanabilen.

*Zorbalık yapan, zorbalıkta inat eden kimselerin emrine.


(Hûd) 11:60
Ve tabi edildiler bu dünyada bir lanete280 ve kıyamet148 gününde (de); değil mi (ki) doğrusu Âd (ki) kâfirlik25 ettiler Rabblerine4; değil mi (ki) bir uzaklıktır* Hûd'un Âd kavmine/toplumuna.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

4Efendi, komuta eden.

*Yüce Allah'ın lanetinin kendi rahmetinden uzak tutması olduğunu net bir şekilde anlarız.


(Hûd) 11:61
Ve Semûd'adır kardeşleri Sâlih; dedi*: "Ey kavmim/toplumum! Kulluk46 edin Allah'a; yoktur sizlere hiçbir ilâh74 O'ndan başka; O (ki) inşa etti sizleri yerden**; ve yaşam oluşturdu orada***; öyle ki mağfiret319 dileyin; sonra tevbe33 edin O'na; doğrusu Rabbim4 bir yakındır cevaplayana****.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

319Bağışlama, affetme.

33Dönmek, vazgeçmek.

4Efendi, komuta eden.

*Sâlih.

**Yeryüzünden.

***Yerde.

****Rablerinin çağrısına cevap verene yakındır. Tek tanrıcılara yakındır.


(Hûd) 11:62
Dediler: "Ey Sâlih! Muhakkak olmuştun içimizde umut beslenen öncesi bunun; menedersin mi bizleri ki kulluk46 ederiz babalarımızın/atalarımızın693 kulluk46 ettiğine; doğrusu biz mutlak içindeyiz bir kuşku davet ettiğinden bizleri (ki) bir şüphelidir kendisi."

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

6937:28 ayetinde müşriklerin bir özelliği işaret edilmektedir. Müşrikler yaptıkları çirkin aşırılıklara karşı "Bulduk babalarımızı/atalarımızı onun üzerinde; ve Allah emretti bize onu" demektedirler. Anlaşılır ki bu kimseler uyduruk atalar/babalar dinini Yüce Allah'ın emrettiğini, bu uyduruk dinin Yüce Allah'tan geldiğine iman etmektedir. Tıpkı günümüzde uyduruk, tamamı zana olan, çirkin aşırılıklar içeren mezheplere bölünmüş müşrikler gibi.

(Hûd) 11:63
Dedi: "Ey kavmim/toplumum! Gördünüz mü? Eğer olduysam bir beyanata620 karşı Rabbimden4; ve verdiyse* bana kendisinden bir rahmet271; öyle ki kim yardım eder Allah'a karşı eğer isyan ettiysem O’na; öyle ki ziyade eder değilsiniz bana bir hüsran (-dan) başkasını.

620Gizli saklı olmadan açıkça deklere edilmiş, apaçık bildirilmiş, belli edilmiş, apaçık ifade edilmiş.

4Efendi, komuta eden.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

*Allah.

(Hûd) 11:64

"Ve ey kavmim/toplumum! İşte bu dişi devesidir672 Allah'ın; sizlere bir ayettir287; öyle ki bırakın onu* yesin yerde Allah'ın; temas etmeyin ona bir kötülükle; öyle ki tutar sizleri yakın bir azap."

672Semûd kavmine verilen bir ayettir; mucizedir. Allah'ın bir malı, bir evi, bir hayvanı asla olmaz. Evrenin her şeyi zaten O'nundur. Anlarız ki bir şeyin Yüce Allah'a ait olduğunun vurgulanması onun kamuya, topluma ait olmasındandır. Hiç kimseye, hiçbir şahsa ait olmayan şey demektir. Allah'ın evi, Allah'ın dişi devesi, Allah'a ait olan ganimetler bu şekilde okunmalıdır.

Anlarız ki bu dişi deve bir mucizedir. Muhtemel ki kendi başına gezinen, Yüce Allah'ın yeri olan kamuya ait arazilerde beslenen bu dişi deve ihtiyaç sahipleri için bol miktarda süt vermektedir. 7:73 ayetinde deveye kötülükle temas edilmemesi vurgulanmıştır. Anlarız ki bu deveye iyilik amaçlı olarak temas edilmektedir. Belirli aralıklarla sütü alınıp dağıtılmaktadır.  

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

*Dişi deveyi.



(Hûd) 11:65
Öyle ki yaraladılar/kısırlaştırdılar onu*; öyle ki dedi**: "Metalanın54 diyarınızda üç gün; işte budur bir vaat (ki) bir yalanlanır olmaksızındır."

54Sermaye. Yararlanma.

*Dişi deveyi.

**Sâlih.


(Hûd) 11:66
Öyle ki ne zaman geldi emrimiz200; kurtardık Sâlih'i ve onunla* beraber iman47 etmiş kimseleri kendimizden bir rahmetle271; ve aşağılığından/perişanlığından o günün; doğrusu (senin) Rabbin4; O (ki) Kaviyy’dir72; Azîz’dir37.

200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek kavramı zorla bir şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla değildir.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

4Efendi, komuta eden.

72Kuvvetli.

37Güç yetiren.


(Hûd) 11:67
Ve tuttu zulmetmiş257 kimseleri sayha839; öyle ki sabahladılar diyarlarında câsim899 (olarak).

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

838Çığlık, feryat, bağırma.899Çömelenler, tüneyenler, yüzüstü yatanlar, yüzükoyunlar, yüzükoyun sinenler, yüzüstü düşenler.

(Hûd) 11:68
Sanki hiç ganiyleşmiyorlardı* orada**; değil mi (ki) doğrusu Semûd (ki) kâfirlik25 ettiler Rabblerine4; değil mi (ki) bir uzaklıktır Semûd’a.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

4Efendi, komuta eden.

*Zenginleşmek, gönenmek.

**Bulundukları yerde.


(Hûd) 11:69
Ve ant olsun geldiler resûllerimiz133* İbrahim'e bir müjdeyle; dediler*: "Bir selâmdır98"; dedi**: "Bir selamdır98"; öyle ki tereddüt etmiş/durmuş*** değildi** ki geldi** kızartılan/kavrulan bir buzağıyla.

133Yüce Allah'ın indinde/katında olan; Levh-i Mahfuz'un tamamına erişim yetkisi olan Cibrîl benzeri şerefli varlıklar. Diledikleri şekle dönüşerek Yüce Allah'ın emrini yerine getirirler. Mağara yoldaşlarına zaman yolculuğu yaptıran Rakim yoldaşları; İbrahim, Lut, Zekeriyyâ peygambere ve Meryem'e gelen elçilerdir. 

98Esenlik-güven bahşeden.

*Melekler.

**İbrahim.

***Bir an bile düşünmedi.


(Hûd) 11:70
Öyle ki ne zaman gördü (ki) elleri onların ulaşıp birleşmez* ona**; hoşlanmadı*** onlardan****; ve kaygılandı*** onlardan**** bir korku (-yla); dediler*****: "Korkma; doğrusu biz gönderildik Lût kavmine doğru."

*Meleklerin yemek yememeleri insan olmadıklarını işaret etmek için Rabbimiz tarafından bildirilmiştir.

**Kızartılan/kavrulan bir buzağıya.

***İbrahim.

****Meleklerden.

*****Melekler.


(Hûd) 11:71
Ve karısı onun* bir ayaktaydı/dikelendi; ve öyle ki güldü**; öyle ki müjdeledik onu** İshâk’la; ve arkasından İshâk'ın Yakûb'u.

*İbrahim'in.

**Şaka/latife yapıldığını zannederek güldü. 

**İbrahim'in karısını.


(Hûd) 11:72
Dedi*: "Eyvah! Doğurur muyum ben? Ve ben bir acizim**; ve bu da kocamdır (ki) bir şeyhtir900***; doğrusu bu mutlak bir acayip bir şeydir."
900Yaşlı, saygıdeğer adam; ihtiyar adam; büyük; reis, kabile reisi, şeyh, bir kabilenin lideri, köyün lideri.  

*İbrahim'in karısı.

**Zayıf, gücünü kaybetmiş yaşlı.

***Aciz yerine resûl İbrahim için şeyh kelimesinin kullanılması İbrahim'in bir toplumun yöneticisi olduğunu gösterir. 


(Hûd) 11:73
Dediler*: "Acayip** mi oldun Allah'ın emrinden? Allah'ın rahmeti271 ve O’nun*** bereketleri252 üzerinizedir; evin**** ehlinedir568; doğrusu O**** bir Hamîd’tir107; bir Mecîd’tir849.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

 252Fazla olma durumu; artağanlık, bolluk, feyiz, feyezan.568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 

107En yüce övgüye/methedilmeye değer.

849Şanlı, şerefli; ünlü, meşhur; yüceltilmiş, yükseltilmiş; övgüye değer, takdire şayan, hayranlık uyandıran, mükemmel, muhteşem; asil.

*Melekler.

**İbrahim'in karısına; şaşırdın mı?

***Allah'ın.

****İbrahim ve ehlinin evine.

****Allah.


(Hûd) 11:74
Öyle ki ne zaman kayboldu İbrahim’den korku; ve geldi ona* müjde; mücadele ediyordu** bize Lût kavmi/toplumu hakkında.

*İbrahim'e.

**Helakı önlemek için argümanlarını sunuyordu.


(Hûd) 11:75
Doğrusu İbrahim mutlak bir halîmdi58; bir evvâhtı901; bir munîbti902.

58Yumuşak huylu.

901İç çeken, ah çeken, sürekli dertlenen. 

902Dönen, tekrarlı dönen, tekrar tekrar ziyaret eden, alternatif akım gibi sürekli dönen.

(Hûd) 11:76
Ey ibrahim! Dön bundan*; doğrusu o** muhakkak gelmiş emridir Rabbinin4; ve doğrusu onlar***; verilenlerdir bir azap (ki) bir reddedilen olmaksızındır. 

4Efendi, komuta eden.

*Fayda vermeyecek mücadelenden.

**Rabbinin emri.

***Lût kavmi/toplumu.


(Hûd) 11:77

Ve ne zaman geldi resûllerimiz* Lût'a; kötüleşti** onlardan***; ve daraldı** onlardan*** bir çaresiz (olarak); ve dedi**: "Bu asabi**** bir gündür."

*Melekler.

**Lût.

***Meleklerden.

****Sinirli, gergin.


(Hûd) 11:78
Ve geldi ona* kavmi/toplumu; çabuk oluyorlardı ona*; ve önceden kötülükler yapar olmuşlardı; dedi**: "Ey kavmim/toplumum! Şunlar (ki) kızlarımdır; onlar*** daha temizdir sizlere; öyle ki takvalı21 olun Allah’a; ve hazinleştirmeyin beni ziyaretçilerim**** içinde; olmaz mı sizlerden reşit***** bir adam?"

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Lut'a.

**Lût.

***Kızlar.

****Gönderilen resûllerin; meleklerin içinde.

*****Olgun, aklı başında olan.


(Hûd) 11:79
Dediler: "Muhakkak bildin (sen) (ki) yoktur bizlere kızlarında hiçbir hak; ve doğrusu sen mutlak bilirsin (biz) ne isteriz."

(Hûd) 11:80
Dedi: "Keşke (olsa) bana sizlere (karşı) bir kuvvet ya da sığınsam şiddetli bir dayanağa doğru."

(Hûd) 11:81
Dediler*: "Ey Lût! Doğrusu biz resûlleriyiz133 Rabbinin4; asla ilişemezler sana; öyle ki yürü ehlinle568 geceden bir vakitte; ve dönmesin sizlerden birisi; dışındadır karın; doğrusu o** musibetidir onun*** (ki) isabet edendir onlara; doğrusu vaat edilen onlara sabahtır; olmaz mı sabah bir yakın?"

133Yüce Allah'ın indinde/katında olan; Levh-i Mahfuz'un tamamına erişim yetkisi olan Cibrîl benzeri şerefli varlıklar. Diledikleri şekle dönüşerek Yüce Allah'ın emrini yerine getirirler. Mağara yoldaşlarına zaman yolculuğu yaptıran Rakim yoldaşları; İbrahim, Lut, Zekeriyyâ peygambere ve Meryem'e gelen elçilerdir. 

4Efendi, komuta eden.

568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 

*Melekler.

**İsabet eden.

***Lut'un karısının.


(Hûd) 11:82
Öyle ki ne zaman geldi emrimiz200 yaptık üstünü onun* altı; ve yağdırdık üzerine* sicilli/tescilli, katmanlandırılmış/istiflendirilmiş bir taş765.

200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek kavramı zorla bir şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla değildir.  

765"Hicâretin min siccîl" Lût kavminin ve fil sahiplerinin başına gelen felakettir. Bir ‘airburst’ patlamasına neden olan meteorların (kuşlar/uçanlar) yere düşmeden parçalanmaları sonucu etrafa fırlattıkları ateşte pişmiş gibi olan taşlardır/kayalardır. Bu ateşte pişmiş taşların yığın yığın ("ebâbîl") geldiği 105:3 ayetinde işaret edilmiştir. Benzer bir durumun "mendûd" "ardı ardına dizili/katmanlı" kelimesiyle işaret edildiği görülür. Bu da bizlere Lût kavminin ve fil sahiplerinin aynı olayla helak olduklarını düşündürür. *Kentin.

(Hûd) 11:83
Simalandırılmış* (senin) Rabbinin4 indinden/katından; ve değildir o* zalimlerden uzak.

4Efendi, komuta eden.

*İşaretli, siması olan, ayırt edici bir görünümü/işareti olan.

*Taş.


(Hûd) 11:84
Ve Medyen'edir kardeşleri Şuayb; dedi: "Ey kavmim/toplumum! Kulluk22 edin Allah'a; yoktur sizlere hiç bir ilâh74 O'ndan başka; ve eksiltmeyin ölçüyü650 ve mizanı658; doğrusu ben görüyorum sizleri bir hayırda*; ve doğrusu ben korkuyorum üzerinize (olan) kuşatan bir günün azabandan.

22Yüce Allah’ın kulunu gözünün önünden ayırmaması (52:48); hemen arkasından gözetlemesi/takip etmesi; koruması, kollaması, ilgisiz kalmaması. Yüce Allah’ın kuluna cevap vermesi, değer vermesi.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

650Mizan tartı/terazi demektir. Sadece fiziksel tartıları değil beyinde gerçekleşen her türlü tartıyı da işaret eder. Beyinde kurulan tartıda/terazide her zaman eşitlik gözetilmelidir. Ölçü de eşitlikle yapılmalıdır. Yine beyinde yapılan her türlü ölçme, değerini belirleme işlemi eşitlikle yapılmalıdır.    658Tartı/terazi/ölçen mekanizma.*Hayır içindesiniz.

(Hûd) 11:85
"Ve ey kavmim/toplumum*! Takvalı21 olun ölçüye ve mizana650 eşitlikle; ve eksiltmeyin/azaltmayın insanların eşyalarını; ve küstahlaşmayın yerde fesatçılar265 (olarak)."

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

650Mizan tartı/terazi demektir. Sadece fiziksel tartıları değil beyinde gerçekleşen her türlü tartıyı da işaret eder. Beyinde kurulan tartıda/terazide her zaman eşitlik gözetilmelidir. Ölçü de eşitlikle yapılmalıdır. Yine beyinde yapılan her türlü ölçme, değerini belirleme işlemi eşitlikle yapılmalıdır.    

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

*Resûl Şuayb kavmi Medyenlilere seslenmektedir.  

(Hûd) 11:86
Bakiyesi* Allah'ın bir hayırdır sizlere eğer olduysanız müminler27; ve değilim ben üzerinize bir hafîz613.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

613Koruyan, muhafaza eden, gözeten, himaye eden, devam ettiren.*Geride bıraktığı.

(Hûd) 11:87

Dediler: “Ey Şuayb! Senin salâtın83* mı emreder sana ki terk ederiz babalarımızın/atalarımızın kulluk907 ettiğini; ya da ki faaliyet içinde oluruz mallarımızda; istediğimizi; doğrusu sen; mutlak sensin halim/yumuşak huylu; reşîd908.

83Hedeflenen bir şeye yüz çevirmeme, ilgisiz kalmama, kale alma, umursama, kayıtsız kalmama, mühimseme, tepkisiz kalmayarak salât edilen şeyi bir hedef belirleyip onu takip etmek, üzerine titreme.


907Köle olan. Sahibinin her dediğini yapan. Sahibini her an ve her yerde takip eden. Sahibinin sözünden asla çıkmayan. 

908Doğru yolu takip eden, doğru yönlendirilmiş; mantıklı, makul; mantıklı karar verebilir tam yasal yaşta olan, reşit.*Hemen arkasından takip ettiğin (dini öğreti).

(Hûd) 11:88
Dedi*: "Ey kavmim/toplumum! Gördünüz mü? Eğer olduysam Rabbimden4 bir beyanat620 üzerine; ve rızıklandırdıysa beni kendinden güzel bir rızık (-la); ve razı olur değilim ki ihtilaf içinde olurum sizlere karşı sizleri kendisinden men ettiğimde; razı olmam ıslah360 dışında (ki) tabi** olduğumadır; ve yoktur bir başarım Allah’la (olması) dışında; O'na*** tevekkül79 ettim; ve O'na*** sürekli/tekrarla dönerim.

4Efendi, komuta eden.

620Gizli saklı olmadan açıkça deklere edilmiş, apaçık bildirilmiş, belli edilmiş, apaçık ifade edilmiş.

360İyileştirme, düzeltme.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

*Şuayb.

**Gücümün yettiği kadardır.

***Allah'a.


(Hûd) 11:89
Ve ey kavmim/toplumum! Sakın cürüm işletmesin yarmam* ki isabet eder sizlere Nûh’un kavmine/toplumuna isabet edenin misli870; ya da Hûd’un kavmine/toplumuna ya da Sâlih’in kavmine/toplumuna; ve değildir Lût'un kavmi sizlere bir uzak.
870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.*Yarmam, bölmem, ayrılığa sebep olmam.

(Hûd) 11:90
Ve mağfiret319 dileyin Rabbinizden4; sonra tevbe33 edin O'na ki benim Rabbim4 bir Rahîm’dir2; bir Vedûd’tur848.

319Bağışlama, affetme.

4Efendi, komuta eden.

33Dönmek, vazgeçmek.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

848Seven, sevgi dolu, sevecen, dost, arzulayan, isteyen, dostane, arkadaşça.

(Hûd) 11:91
Dediler: "Ey Şuayb! Fıkıh770 eder değiliz dediğinden çoğunu; ve doğrusu biz mutlak görürüz seni içimizde bir zaaflı*; velev/şayet olmasa birliğin/grubun mutlak recmederdik906 seni; ve yoktur senin bizlere karşı bir azizliğin**."

770Anlamak, kavramak, iç yüzünü anlamak, anlayış, bilincine varmak.

906Taş fırlatmak, taş fırlatarak/atarak uzaklaştırmak/öldürmek.

*Eksik, zayıf.

**Güç yetirmen.


(Hûd) 11:92

Dedi*: "Ey kavmim/toplumum! Birliğim/grubum Allah’tan daha mı azizdir** sizlere? Ve edindiniz/tuttunuz O'nu sırt arkalarınıza; doğrusu Rabbim4 yaptıklarınıza bir Muhît’tir525."

4Efendi, komuta eden.

525Gözetleyen, kuşatan, saran, himaye eden.

*Şuayb.

**Güç yetiren.


(Hûd) 11:93
Ve ey kavmim/toplumum! Yapın* imkanınıza göre; doğrusu ben (de) bir yapanım; yakında bileceksiniz kime gelir bir azap (ki) hazinleştirir/hüzünleştirir onu; ve kim (ki) o bir yalancıdır; ve gözetleyin; doğrusu ben sizinle birlikte bir gözetleyenim."
*Elinizde ne imkan varsa yapın.

(Hûd) 11:94
Ve ne zaman ki geldi emrimiz200 kurtardık Şuayb'ı ve onunla* birlikte iman47 etmiş kimseleri bir rahmetle271 bizden; ve tuttu zulmetmiş257 kimseleri sayha839; öyle ki sabahladılar diyarlarında câsim899 (olarak).

200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek kavramı zorla bir şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla değildir.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

838Çığlık, feryat, bağırma.899Çömelenler, tüneyenler, yüzüstü yatanlar, yüzükoyunlar, yüzükoyun sinenler, yüzüstü düşenler.*Şuayb'la.

(Hûd) 11:95
Sanki hiç ganileşmiyorlardı* orada; değil mi ki bir uzaklıktır** Medyen’e; Semud’un uzaklaştığı** gibi.

*Zenginleşmiyorlardı.

**Yüce Allah'ın rahmetinden bir uzaklık vardır.


(Hûd) 11:96
Ve ant olsun gönderdik Mûsâ’yı ayetlerimizle677; ve apaçık bir sultan (-la).

677Yüce Allah Resûl Mûsâ'ya ve Harun'a firavun ve melesine karşı göstermesi için 9 ayet verdiğini açık ve net olarak bildirmiştir. Bunlardan bazılarını Rabbimiz bizlere bildirmiştir.

1. Mûsâ'nın elini koynuna sokup çıkardığında beyaz ve hasarsız/kusursuz olarak çıkması.

2. Mûsâ'nın elini koynuna sokup çıkardığında elin herkese dehşet veren bir kanada dönüşmesi.

3. Fırlattığı asasının yılana dönüşmesi.


(Hûd) 11:97
Firavuna678 ve melesine onun364; öyle ki tabi oldular909 firavunun678 emrine; ve değildi emri firavunun678 bir reşîd908.

678Kur'an'ın işaretlerine göre Mûsâ'nın Mısır'dan çıkış firavununun MÖ 1645–1629 yılları arasında yukarı Mısır'da (Teb bölgesi, Luksor) hüküm süren Sobekhotep VIII (Sekhemre Seusertawy Sobekhotep VIII) olduğunu söyleyebiliriz. Karnak tapınağının 3. pilonunda bulunan bir taş stelde Kur'an'ın işaret ettiği tayfun/taşma olağan üstü bir olay olarak tasvir edilmiştir. Nil suyunun tapınağı bastığı, firavunun suyu durdurmak için tapınağa gittiği ve tapınağın avlusunda suya girerek yürüdüğü ve suya çekilmesini emrettiği tasvir edilir. Firavun bu taşmadan ders alacağına aksine kibirlenmiş ve kendisini diğer firavunlardan farklı bir konuma getirmiştir. Kendisini tanrılaştırmıştır. Bunu yine stelden anlıyoruz. Stelde bu tür eserler için alışılmadık bir durum olan firavunun kendisini yarı ilahi bir formda, Nil tanrısı Hapi’den faydalar alırken tasvir etmektedir. 7:133 ayetinde Rabbimiz firavunun ve ailesinin kibirlediğini, büyüklendiğini işaret etmiştir. Normal bir insan musibetlere karşı Rabbine yakarır. Firavun ise kendisine tanrı rolü vermeyi tercih etmiştir. Ne büyük bir sapkınlık. 

Sobekhotep VIII'in başına gelen musibetler;

1. En az 3 veya daha fazla sene kuraklık ve ürünlerden eksiltme (7:130).

2. Tufan.

3. Çekirge

4. Bit

5. Kurbağalar

5. Kan

7:130 ayetinde Yüce Allah'ın firavunu kuraklık seneleriyle ve ürünlerden eksiltmeyle sınadığını anlıyoruz. En az 3 ve daha fazla süren bir kuraklık sonrası tufanın geldiğini de anlarız. Tufan sonrası gelişen çekirge salgını önceki kuraklık yıllarıyla direkt olarak ilgilidir. Uzun kuraklık sonrası boş yağış çekirgelerin üreme döngüsünü tetiklemiş ve büyük bir çekirge salgını olmuştur. Ardından büyük bir bit/pire salgını baş göstermiştir. Bitler epidemik tifüs ‘Epidemic typhus’ denilen bir hastalığa neden olurlar. ‘Rickettsia prowazekii’ isimli çok küçük bir bakteri bitlerden insana geçer ve tedavi edilmediğinde (ki eski Mısır’da tedavisi mümkün olan bir hastalık değildi) ciltten-deriden kanamaya neden olurlar. İnsanın tüm vücudunu kaplayan beneklerden-deri yaralarından kanama olur. İnsanların vücudunun her yerinde kanamalı yaralar oluşur ve beyin fonksiyonları bozulur. ‘delirium’ denilen korkulu hallusinasyonlarının eşlik ettiği aklını kaçırma benzeri karmaşık bir durum gelişir ve sonunda ölüm gerçekleşir. Bit salgınından sonra ayrıca kurbağa istilasının da gerçekleştiğini görmekteyiz. Tufan düşük hava basıncı ve bol su getirmektedir. Uzun süreli düşük hava basıncı ve bol su dişi kurbağaların yumurtlamasına neden olur. Yine düşük hava basıncı ve aşırı sel erkek kurbağalarını da cinsel olarak uyarır.

Firavun ve hanedanlığına gönderilen musibetler: Tufan, çekirge, bit, kurbağalar ve kan


364Toplumun önde gelenleri, yetkinleri.

909Yüce Allah 11:97 ayetinde toplumun firavun ve onun melesinin reşîd olmayan (doğru yolu takip eden olmayan, doğru yönlendirilmiş olmayan; mantıklı olmayan, makul olmayan) emirlerine tabi olduklarını bildirmiştir.  Anlarız ki reşîd olmayan emir nereden gelirse gelsin o emre asla tabi olunmaz. O günün şartlarında mutlak bir diktatör olan, kestiği kestik astığı astık olan firavunun bile reşîd olmayan emirlerine toplumun tabi olmaması gerektiğini Rabbimiz apaçık beyan etmiştir. Bu ayet tüm insanlara derstir; bir emirdir.  

908Doğru yolu takip eden, doğru yönlendirilmiş; mantıklı, makul; mantıklı karar verebilir tam yasal yaşta olan, reşit.

(Hûd) 11:98
Öncülük eder kavmine/toplumuna kıyamet148 günü; öyle ki vardırır onları ateşe834; ve ne kötü oldu (o) varış; vardırılan (o) yer.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.



(Hûd) 11:99
Ve tabi edildiler burada* bir lanete280 ve kıyamet148 gününde; ne kötü oldu (o) destek/dayanışma**; (o) desteklenen/dayanılan**.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

*Dünya hayatında.

**Reşîd olmayan emri yerine getirmedeki dayanışma. Uygunsuz emirlerde destekleşenler.


(Hûd) 11:100
İşte bu; haberlerindendir (o) kentlerin; kıssalaştırırız430 onu* sana**; ondandır bir dik/ayakta*** ve bir hasat****.
430Anlatı, öykü.

*Kenti.

**Nebi Muhammed.

***Yıkılmamış.

****Hasat edilmiş ekin gibi yıkılmış, dik kalamamış.


(Hûd) 11:101
Ve zulmetmiş257 değiliz onlara; velakin/fakat zulmettiler257 nefislerine201; öyle ki ganiyleştirir* değildi onları Allah’ın astından kulluk46 ettikleri ilâhları74 hiç bir şey; ne zaman ki geldi (senin) Rabbinin4 emri200; ve  ziyade etmiş değillerdi** onlara*** bir yıkım dışında.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

4Efendi, komuta eden.

200Buyurmak, talepte bulunmak, istekte bulunmak, nasihat etmek, buyruk, talep, istek, nasihat. Kur'an'daki emretmek kavramı zorla bir şeyi yaptırmak, yapılmadığında ceza vermek asla değildir.  

*Zenginleştirir.

**Sözde ilâhları.

***Kendi nefislerine zulmetmiş; şirk koşmuş müşriklere.


(Hûd) 11:102
Ve işte böyledir; tutuşudur (senin) Rabbinin4 tuttuğu zaman kentleri; (ki) ve o* bir zalimdir257; doğrusu O’nun** tutuşu şiddetli bir elimdir/acıklıdır.

4Efendi, komuta eden.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Kent.

**Allah'ın.



(Hûd) 11:103
Doğrusu bundadır mutlak bir ayet287 kimse için (ki) korktu ahiret azabına (karşı); işte bu; insanların ona* toplandığı bir gündür; ve işte bu; şahit/tanık olunan bir gündür.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

*O güne.

(Hûd) 11:104
Ve öteler değiliz onu* adetlenmiş** bir ecele (olması) dışında.

*Toplanma gününü.

**Sayısı/adeti belirli.


(Hûd) 11:105
Gündür (ki) gelir (o); kelam edemez bir nefis201 O'nun* izni dışında; öyle ki onlardandır bir şakiy910; bir saîd911.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

910Mutsuz, sefil, perişan, sıkıntıda.911Mutlu, mesut.*Allah'ın.

(Hûd) 11:106
Öyle ki gelince kimselere (ki) şakiy910 oldular; öyle ki ateştedirler834; onlaradır orada* bir derin iç çekme912 ve bir hıçkırık/yutkunma912.
910Mutsuz, sefil, perişan, sıkıntıda.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


912Cahîm kompleksindeki Sekar gezegenine atılan insanların derin yutkunmalar ve iç çekmeler yaşadıkları Rabbimiz tarafından 11:106 ayetinde bildirilir. Neden böyle olmaktadır? Neden Rabbimiz bizlere bunları işaret etmiştir? Çünkü bu iki durum dehşet verici korku ve panik durumlarında insanların yaşadığı istemsiz bir korunma mekanizmalarıdır. 

Korku ve panik durumlarında ortaya çıkan derin yutkunmalar ve iç çekmeler, vücudun otomatik stres tepkilerinin bir parçasıdır. Bu fiziksel belirtilerin arkasında birkaç mekanizma vardır:
Derin Yutkunmalar: 

Korku ve panik sırasında boğazda düğümlenme hissi oluşur ve kişi bunu gidermeye çalışarak sık sık yutkunur. Bu durum şu nedenlerle ortaya çıkar:
Kas gerginliği: Stres, boğaz kaslarının kasılmasına neden olur
Ağız kuruluğu: Sempatik sinir sistemi tükürük salgısını azaltır
Hava yutma: Hızlı nefes alma sırasında fazla hava yutulması
Psikolojik rahatlama arayışı: Yutkunma, vagus sinirini uyararak sakinleştirici etki yaratabilir

Derin İç Çekmeler:
Panik ataklar ve yoğun korku durumlarında görülen derin iç çekmeler de önemli bir belirtidir:

Hiperventilasyon telafisi: Hızlı yüzeysel solunumdan sonra vücut oksijen-karbondioksit dengesini düzeltmeye çalışır
Göğüs sıkışması hissi: Kas gerginliği nedeniyle oluşan rahatsızlığı giderme çabası
Otonomik düzenleme: Parasempatik sistemi aktive ederek sakinleşme girişimi
Duygusal boşalma: Birikmiş gerilimin fiziksel olarak dışa vurumu.


*Ateşte.

(Hûd) 11:107
Ölümsüzlerdir185 orada* devam913 ettikçe gökler** ve yer***; dışındadır (senin) Rabbinin4 dilediği; doğrusu (senin) Rabbin4 bir faaliyete geçirendir razı olduğunu.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

913Yüce Allah 11:107 ayetinde cehennem evreninde bulunan bir cahîm kompleksinin gezegeni olan sekar gezegeninde bulunan insanların ölümsüzler olarak yaşadıklarını bildirmektedir. Ancak ayetin devamında bu gezegenin içinde bulunduğu gökler ve yer devam ettikçe kalıcı olacağı apaçık bildirilmiştir. Hemen sonrasında Yüce Allah'ın dilediği kadar bu göklerin ve yerin devam edeceği bildirilmiştir. Anlarız ki Rabbimiz dilediği anda cehennem evreninin tamamını yok edebilir. Rabbimizin dilediği ölümsüz olan insanlar için de geçerlidir. Rabbimiz dilediği insanı direkt olarak yok ederek azaba bir son verebilir. 

İnsanların ölümsüz olmaları ile sonsuz yaşar olmaları farklı şeylerdir.  

En doğrusunu Rabbimiz bilir.

4Efendi, komuta eden.

*Ateşte.

**Cehennem evreni.

***Sekar gezegeni.


(Hûd) 11:108
Ve gelince kimselere (ki) saîd911 oldular; öyle ki içindelerdir cennet; ölümsüzlerdir185 orada*; devam914 ettikçe gökler ve yer; dışındadır (senin) Rabbinin4 dilediği; bir sunuştur/veriştir olmaksızın bir kesinti**.
911Mutlu, mesut.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

914Yüce Allah 11:108 ayetinde cennet evrenlerindeki gezegenlerde bulunan insanların ölümsüzler olarak yaşadıklarını bildirmektedir. Ancak ayetin devamında bu gezegenlerin içinde bulunduğu gökler ve yer devam ettikçe kalıcı olacağı apaçık bildirilmiştir. Hemen sonrasında Yüce Allah'ın dilediği kadar bu göklerin ve yerin devam edeceği bildirilmiştir. Anlarız ki Rabbimiz dilediği anda cennet evrenlerini tıpkı cehennem evrenlerini yok edebildiği gibi yok edebilir. Ancak Rabbimiz lütfundan bizlere çok güzel bir müjde vermiştir. 11:108 ayetinin sonunda " bir sunuştur/veriştir olmaksızın bir kesinti." buyrulmuştur. Bu noktadan anlarız ki Rabbimiz cennet evrenlerini sürekli devam eder yapacaktır. Hiçbir kesinti olmadan evren devam edecektir. Bu müjde bir önceki ayetteki cehennem evreni için bildirilmemiştir.  

En doğrusunu Rabbimiz bilir.

4Efendi, komuta eden.

*Cennette.

**Kesintisiz bir lütfun işaret edilmesi cennet evreninin asla yok olmayacağına bir delil olabilir.


(Hûd) 11:109
Öyle ki olmayın bir şüphede kulluk46 ettiğinden bunların*; kulluk46 eder değillerdir dışında kulluk46 ettiği gibi atalarının/babalarının önceden; ve doğrusu biz mutlak tastamamlarız onların nasiplerini olmaksızın bir eksiltilen.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

*Müşriklerin.

(Hûd) 11:110
Ve ant olsun verdik Mûsâ'ya kitabı* (ki) ihtilafa düşüldü kendisinde; şayet olmasaydı bir kelime/söz (ki) öncelendi (senin) Rabbinden4; mutlak tamamlanırdı aralarında; ve doğrusu onlar mutlak bir kuşkudadır ondan** şüpheciler (olarak).

4Efendi, komuta eden.

*Tevrât.

**Tevrât'tan.


(Hûd) 11:111
Ve doğrusu her biri gelince* mutlak tastamamlar (senin) Rabbin4 yaptıklarını onların; doğrusu O** onların yaptıklarına bir Habîr’dir466.

4Efendi, komuta eden.

466Haberdar.

*Zamanı gelince.

**Allah.


(Hûd) 11:112
Öyle ki kıyam et* emredildiğin gibi ve seninle birlikte tevbe etmiş kimse (de)**; ve tâğûtlaşmayın442; doğrusu O*** yaptıklarınıza bir Basîr’dir513.
442Azgınlık, sınırı aşma, sınırı çiğneme, taşkınlık, tiranlık, despotluk. Din konusunda ise kutsal kitapların hükümlerinin dışına çıkma, kutsal kitaplardan taşma, kutsal kitapların çizdiği hükümleri çiğnemedir. Tevrat'ın tâğûtu Talmud'tur. Kur'an'ın tâğûtu ise hadis kitaplarıdır. 513Gören.

*Dik dur/omurgalı ol.

**Onlar da dik dursunlar/omurgalı olsunlar.

***Allah.


(Hûd) 11:113
Ve dayanmayın* zulmetmiş257 kimselere doğru; öyle ki temas ettirirsin** kendinize ateşi834; ve yoktur sizlere Allah’ın astından hiçbir evliya212; sonra yardım edilmezsiniz***.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

*Sırtınızı dayamayın.

**Kendi kendinizi ateşe atarsınız.

***Yüce Allah'ın astında destek olsun diye veliler edinmeye çalışanlara Rabbimiz yardım etmez.


(Hûd) 11:114

Ve ikame572 et salâtı5 iki tarafında gündüzün170; ve yakınlarında gecenin171; doğrusu güzellikler giderir rezillikleri/iğrençlikleri; işte bu bir zikirdir78* zikredenlere78.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam eder.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Salât ile zikrin yani Kur'an'ın bir arada işaret edilmesi bizlere salâtın Kur'an'ın peşinden koşmak olduğunu gösterir. 

(Hûd) 11:115
Ve sabret51; öyle ki doğrusu Allah zayi etmez* muhsinlerin294 ecrini820.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

294Güzel işler yapan, güzelleştiren.

820Ödül, mükafat.*Gidermez.

(Hûd) 11:116

Öyle ki keşke olsaydı sizlerden önceki kuşaklardan bir bakiye* sahipleri (ki) menederler fesattan265 yerde**; dışındadır az bir kimseden*** (ki) kurtardık onlardan; ve tabi oldu zulmetmiş257 kimseler içinde verildikleri lükse/bolluğa****; ve oldular mücrimler674.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

674Cürüm işleyenler, suçlular.

*Pisliklerden temizlendikten sonra bakiye/geride kalan saf, tertemiz halislik.

**Yeryüzünde.

***Bakiye sahibi az bir kimse vardır.

****Kendilerine verilen bolluğu şirk koşmada kullandılar.


(Hûd) 11:117
Ve olmuş değildi (senin) Rabbin4 helak etmeye (o) kentleri bir zulümle; ve ahalisi568 onun muslih30 (-ken).

4Efendi, komuta eden.

568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 

30Sâlih işler yapan. Sâlihâtı (düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler) yapan.


(Hûd) 11:118
Ve şayet dileseydi (senin) Rabbin4; mutlak yapardı insanları tek bir ümmet305; ve ayrışmazlardı muhtelifler* (olarak).

4Efendi, komuta eden.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

*Çeşit çeşit.

(Hûd) 11:119

Dışındadır kimseler (ki) rahmet271 etti (senin) Rabbin4; ve işte bunun için yarattı* onları**; ve tamamlandı kelimesi/sözü (senin) Rabbinin4; "Mutlak doldururum cehennemi cinlerden210 ve insanlardan193 topluca".

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

4Efendi, komuta eden.

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.         

193Bir cennet evreninde bulunan, rahat ve kolaylıkla yaşayan Âdem, eşi ve tüm insanlar olarak bizler işlediğimiz büyük günah nedeniyle topluca cennet evreninden çıkarıldık.

*Bilerek, kasıtlı olarak. Cehennemin cinlerden ve insanlardan dolacağını sonucunu bildiği halde onları yarattı.

**Cinler ve insanlar.


(Hûd) 11:120
Ve her birini kıssalaştırırız430 sana haberlerinden resûllerin418; sabitleriz onunla* fuâdını915; ve geldi sana bunda** bir hak/gerçek; ve bir vaaz653; ve bir zikir78 müminler27 için.
430Anlatı, öykü.418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  915Fiziksel olmayan kalp, kalbin manevi yönü.653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*O kıssa sana ayaklarının daha sabit basmasını sağlar.  

**Kur'an'da.


(Hûd) 11:121
Ve iman47 etmez kimselere de ki: "Yapın imkanınıza karşı*; doğrusu bizler yapanlarız."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Elinizde ne imkan varsa yapın.

(Hûd) 11:122
"Ve bakın*; doğrusu bizler bakanlarız."
*Bakın bakalım ne olacak?

(Hûd) 11:123
Ve Allah’adır gaybı62 göklerin162 ve yerin; ve O'na* döndürülür emir351; her biri onun**; öyle ki kulluk46 et O’na*; ve tevekkül79 et O’na* karşı; ve değildir (senin) Rabbin4 yaptıklarınıza bir gâfil310.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

351İş ve oluş. Levh-i Mahfuzdaki (Holografik evren prensibi kapsamında evrenimizi bir üst boyuttan saran 2D zar) rakamlanmış bilginin sicimlere (bak. sicim teorisi) ruh aracılığıyla iletilmesi. Sicimle aldıkları bilgilerle titreşirler ve atom altı parçacıklar oluşur. Evrenimiz ışık hızında çalışan bir 3D yazıcı gibi bilgiden yaratılır, canlanır.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

4Efendi, komuta eden.

310Aymaz, bilmez, farkında olmayan.

*Allah'a.

**Emrin.


(Yusuf) 12:4

Dediği zaman Yusuf babasına: “Ey babam! Doğrusu ben gördüm on bir parlak gök cismi; ve Güneş’i; ve Ay’ı; gördüm onları bana secde12 edenler.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(Yusuf) 12:31
Ne zaman ki işitti (kadın) hilelerini/dalaverelerini onların* (kadınların); gönderdi** üzerlerine onların (kadınların); ve hazırladı onlara bir dayanaklı oturak; ve verdi her birine onlardan bir bıçak; ve dedi: "Çık karşılarına onların"; öyle ki ne zaman gördüler onu***; büyüttüler onu***; ve kestiler ellerini; ve dediler: "Haşa/geri durma/engelleme Allah için; bu bir beşer değildir; ki bu ancak kerîm**** bir melektir*****."

*3 veya daha fazla sayıda kadın.

**Muhtemel ki davetçiler.

***Yusuf peygamberi.

****Cömert.

****İnsan olamayacak kadar etkileyici bir varlıktır.


(Yusuf) 12:36

Ve girdi yanında onun (Yusuf’un) zindana iki genç; dedi birisi o ikisinden: “Doğrusu ben görürüm kendimi; sıkarım hamr138 ”; ve dedi diğeri: “Doğrusu ben görürüm kendimi; taşırım başımın üstünde bir ekmek; yer kuş ondan; haber ver bize tevilini401 onun doğrusu biz görürüz seni muhsinlerden.294

138Örten, gizleyen. Mayalı. Aklı devre dışı bırakan her şey. Sadece alkolle kısıtlı değildir.  

401Yorumlamak, mana vermek, anlamlandırmak.

294Güzel işler yapan, güzelleştiren.


(Yusuf) 12:41

Ey zindan yoldaşlarım! İkinizden birisine gelince; öyle ki verip içirir rabbine* bir hamr138; ve diğerine gelince; öyle ki asılır/idam edilir; öyle ki yer kuş başından onun; tamamlandı sorduğunuz (ikiniz) hakkındaki emir.

138Örten, gizleyen. Mayalı. Aklı devre dışı bırakan her şey. Sadece alkolle kısıtlı değildir.  

*Efendisine.

(Yusuf) 12:47

Dedi (Yusuf): “Zirai faaliyet olarak ekersiniz yedi sene alışıldığı şekilde; öyle ki hasat ettiğinizi; öyle ki bırakın onu kendi başağında; dışındadır az bir yediğinizden.”


(Yusuf) 12:48

Sonra gelir ardından bunun yedi şiddetliler/çetinler; yiyip tüketir kendilerine önceden yaptığınızı (depoladığınızı); dışındadır az bir sakladığınızdan.


(Yusuf) 12:49

Sonra gelir ardından bunun bir yıl; onda (yılda) yağdırılır yağmur insanlara; ve onda (yılda) sıkarlar.


(Yusuf) 12:86



(Yusuf) 12:100

Ve yükseltti (Yusuf) ana-babasını tahtın üstüne; ve kapandılar ona secde12 edenler (olarak)”; ve dedi: “Ey babam! İşte bu; tevilidir401 önceki rüyamın; muhakkak yaptı onu (rüyayı) Rabbim bir hak/gerçek; ve muhakkak güzellik yaptı (Allah) bana; çıkardığı zaman beni zindandan; ve getirdi sizleri çölden; ki şeytânın29 benim aramla ve kardeşlerim arasına nifak sokması sonrasında; doğrusu Rabbim4 Latîf'tir40 dilediği için; doğrusu O; O’dur Alîm8; Hakîm9.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

401Yorumlamak, mana vermek, anlamlandırmak.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

4Efendi, komuta eden.

40Kibar, ince, yumuşak.

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Yusuf) 12:105
Ve nicedir bir ayetten287 göklerde162 ve yerde; geçerler onun* üzerine; ve onlar* ondan yüz çevirenlerdir.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

*Ayetin, ayetten.

(Ra'd) 13:3

Ve O'dur; ki yaydı/genişletti yeri/yeryüzünü; ve yaptı orada (yerde) revâsiye146; ve nehirler; ve her meyveden; yaptı orada iki çift (erkek-dişi); örter (Allah) geceyi171 gündüze170; doğrusu bundadır mutlak ayetler fikreder868 bir kavim/toplum için.

146Sabitleyiciler. Tektonik tabakalar arasındaki yitim/dalma zonlarında mantoya doğru kazık gibi çakılan yapılar. 

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam eder.

868Düşünmek, analitik düşünmek, derinlemesine düşünmek, zihninde tasarlamak, değerlendirmek.

(Ra'd) 13:8

Allah bilir taşıdığını* her bir dişinin**; ve azalttığını*** rahimlerin ve artırdığını***; ve her bir şey onun katında bir miktarladır/ölçüyledir****.

*Hamile olup olmadığını, hamileyse nasıl bir bebeğe halime olduğunu bebeğin göz rengine, parmak ucuna kadar bilir. Tüm DNA'sını bilir.

**Dişinin işaret edilmesi tüm memeli türlerini de kapsar.

***Rahim iç zarı (endometrium) âdetin başlamasıyla birlikte 14 gün içinde kabararak 8-13 mm kalınlığa ulaşır. Gebelik oluşmazsa âdet görmeyle birlikte tekrar 3-4 mm kalınlığa iner. Bu döngü her ay olur. Rahimlerin azaltıp artırdığı şey rahim iç zarıdır. Bu zar gebelik için çok önemlidir. En iyi gebelik sağlayan rahim iç zarı kalınlığı 8-13 mm'dir ki ayetin 13-8 künyesi büyük bir mucize olarak bunu işaret eder.

****Rahim içi zarının azalıp artmasının bir ölçüyle olduğunu Rabbimiz bizlere bildirmektedir. Embriyonun rahim iç zarına yapışıp yapışmayacağına rahim iç zarı karar verir. Bu zarın kalınlığının gebelik için çok önemli olacağını Rabbimiz bizlere ayette bildirmiştir. Modern kadın doğum bilimi bizlere göstermiştir ki en iyi gebelik oranı rahim iç zarı 8-13 mm arasında olduğunda gerçekleşmektedir. Ayetin künyesinin 13-8 olması da çok büyük bir Kur'an mucizesidir.       


(Ra'd) 13:15

Ve Allah'a secde12 eder kimse; göklerde ve yerde; gönüllü ve kerhen697; ve gölgeleri (de) onların; gün doğumu sonrası; gün batımı öncesi.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

697İstemeyerek, istemeye istemeye, gönülsüz olarak, tiksinerek, iğrenerek.

(Ra'd) 13:22

Ve kimseler; sabrederler51; arayan Rablerinin4 yüzünü; ve ikame572 ettiler salâtı5; ve infak ettiler6 rızıklandırdığımızdan onları; sırlı şekilde/gizlice ve alenen/bildirerek; ve savarlar/defederler güzellikle rezilliği/iğrençliği; işte bunlar; onlaradır sonu* diyarın/yurdun.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

4Efendi, komuta eden.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

*Selam diyarı/yurdu sonrası girilecek olan son yurt/diyar olan cennet yurdu/diyarı.

(Ra'd) 13:43
Ve der kâfirlik25 etmiş kimseler: "Olmadın sen* bir gönderilen!"; de ki: "Kâfi geldi/yetti Allah bir şahit/tanık (olarak) benim aramla ve sizlerin arasında; ve kimse (ki) indindedir/yanındadır onun597 kitap ilmi."

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

597Yüce Allah'ın 'ilmel yakin' olarak tanımladığı kesin ilim sahibi olanlar. Matematik, fizik, kimya, tıp, jeoloji, biyoloji gibi nice pozitif bilimlere sahip olan insanlar. İlimde, bilimde derinleşen, kök salan insanlar. Sözde din alimleriyle uzaktan yakından ilgisi yoktur.  *Resûl Muhammed.

(İbrahim) 14:31

De ki kullarıma; iman47 etmiş kimselere; ikame572 etsinler salâtı5; ve infak etsinler6 rızıklandırdığımızdan onları; sırlı şekilde/gizlice ve alenen/bildirerek; önceden ki gelir bir gün; yoktur bir alışveriş onda; ve yoktur bir dostluk.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  


(İbrahim) 14:37

Rabbimiz4! Doğrusu ben (İbrahim) yerleştirdim bir vadiye zürriyetimden; olmayan ekin sahibi; senin haram* edilmiş beytinin/evinin32 yanında; Rabbimiz4! İkame572 etmeleri için salâtı5; öyle ki yap kalp gözleri insanlardan; kılavuzlanır onlara doğru; ve rızıklandır onları meyvelerden; belki onlar şükrederler43.

4Efendi, komuta eden.

32Topluma ait olan, dini öğretilerin takip edildiği ev, mekân. Kur'an'ın okunup öğrenildiği topluma ait mekân.  

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

*Günah işlemenin haram olduğu, yasak olduğu.

(İbrahim) 14:40

Rabbim!4 Yap beni (İbrahim) ikame572 eden salâtı5; ve zürriyetimden/soyumdan; Rabbimiz!4 Ve kabul et duamı80.

4Efendi, komuta eden.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

80Çağırma.


(Hicr) 15:1

A-L-R44; şu; ayetleridir kitabın; ve Kur'an'ın; apaçık.

44Kesik harfler olarak tanımlanır. On dört (14) harfin tekli, ikili, üçlü, dörtlü ve beşli kombinasyonlarından oluşurlar. Yirmi dokuz (29) surenin başında yer alarak surenin açılışını yaparlar. Yedi (7) grup oluştururlar. İlgili gruplarda ve alt gruplarda anahtar harflerin geçiş sayısı on dokuzun (19) tam katıdır. On dokuz (19) mucizesinin tecelli edişinin çok güzel örneklerini sunarlar. Kur'an'ın bir beşer sözü olamayacağına en büyük delillerdendirler. 

Hurûf-u Mukataa  (Anahtar Harfler) Mucizesi.


(Hicr) 15:2

Belki ister/arzu eder kâfirlik25 etmiş kimseler; keşke olsaydılar müslim45.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     


(Hicr) 15:3

Bırak onları; yesinler ve yararlansınlar; ve oyalar onları emel/ümit; öyle ki yakında bilirler.


(Hicr) 15:4

Ve helak etmiş değiliz hiçbir kenti; dışında (ki) ve onadır (kentedir) bir kitap; bilinen.


(Hicr) 15:5

Öne geçer değildir hiçbir ümmet305; kendi ecelini; ve değildir (onlar) geri bırakırlar.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.


(Hicr) 15:6

Ve dediler: “Ey kendisine zikir/hatırlatma (Kur’an) indirilen kimse! Doğrusu sen mutlak mecnunsun/aklı gizlenmişsin.”


(Hicr) 15:7

“Neden gelir değilsin bizlere meleklerle; eğer olduysan doğrulardan.”


(Hicr) 15:8

İndirir değiliz melekleri; ancak hakla/gerçekle; ve olmuş değillerdir o zaman mühlet verilenler.


(Hicr) 15:9

Doğrusu biziz; biz indirdik zikri/hatırlatmayı (Kur’an’ı); ve doğrusu biziz ona (zikre/hatırlatmaya/Kur’an’a) mutlak koruyucular.


(Hicr) 15:19

Ve yer/yeryüzü; yaydık/genişlettik onu; ve attık orada (yerde) revâsiye146; ve bitirdik orada (yerde) her bir şeyden; mevzun/ölçekli.

146Sabitleyiciler. Tektonik tabakalar arasındaki yitim/dalma zonlarında mantoya doğru kazık gibi çakılan yapılar. 


(Hicr) 15:26

Ve ant olsun yarattık insanı salsâlinden224; topraktan*; şekillendirilmiş**.

Tıngırdayan, şıngırdayan, titreşerek ses çıkaran. Moleküller. Her bir molekül farklı bir şekle sahiptir. Çocukların çıngırdakları gibi çıngırdayarak farklı sesler çıkarırlar. Biz bu sesleri duyamasak da modern bilim moleküllerin titreşerek çıngırdadığını kanıtlamıştır.

İnsanın topraktan yaratılması; ‘tînin’, ‘turâbin’, ‘salsâlin’ geçişleri; karbon (C12) ve azot (N14) atomları; çıngırdayan/tıngırdayan moleküller; 'turâbin' yıldız tozu.


*Molekülleri oluşturan atomlar topraktan/yerden/yeryüzünden gelmektedir.

**Her bir molekül farklı bir şekildedir.


(Hicr) 15:27

Ve cinni; yarattık onu önceden* ateşten225; alazlı esen.

225Ateş görünür ışık ve kızılötesi spektrumunda ışık dalgalarından oluşur. Kızılötesi ışık ateşin ısıtma gücünü taşır. Görünür ışık da aydınlatma gücünü taşır. Mutlak ki ateş ışığı ışık hızında yol alır. Cinlerin gözle göremediğimiz, ışık hızında hareket eden enerji dalgalarından yaratıldığını ayetten anlarız.      

*Cinlerin insanların yaratılmasından daha önce yaratıldığı net bir şekilde anlaşılır.


(Hicr) 15:28
Ve dediği zaman Rabbin4 meleklere48; doğrusu ben bir yaratıcıyım bir beşer432 salsâlinden224; şekillendirilmiş bir çamurdan/balçıktan.

4Efendi, komuta eden.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

432İnsanoğlu.

Tıngırdayan, şıngırdayan, titreşerek ses çıkaran. Moleküller. Her bir molekül farklı bir şekle sahiptir. Çocukların çıngırdakları gibi çıngırdayarak farklı sesler çıkarırlar. Biz bu sesleri duyamasak da modern bilim moleküllerin titreşerek çıngırdadığını kanıtlamıştır.

İnsanın topraktan yaratılması; ‘tînin’, ‘turâbin’, ‘salsâlin’ geçişleri; karbon (C12) ve azot (N14) atomları; çıngırdayan/tıngırdayan moleküller; 'turâbin' yıldız tozu.



(Hicr) 15:29
Öyle ki düzenlediğim zaman onu*; ve üflediğimde608 ona* ruhumdan; kapanın ona* secdeler70 (-le).
608Ruh canlandıran demektir. Anlaşılır ki yaratılan cansız bir beşer bedenine bilincin yüklenmesi Yüce Allah'ın kendi canlandırması olan ruhundan üflemesiyle olur. Yüce Allah 'Hayy' sıfatıyla cansız atomları canlandırır. Bilinç kazandırır. Bizlere de Rabbimiz ruhunda üflemiştir. İnsan yaratılış özelliği olarak kıymetli bir varlıktır. Rabbine karşı takvalı olursa şerefli bir varlık olur.  

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.

*Âdem'i.

(Hicr) 15:30
Öyle ki secde70 ettiler melekler48; hepsi onların topluca.

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.


(Hicr) 15:31
Dışında iblîs190; reddetti (iblîs) ki olur (o) secde70 edenlerle birlikte.

190Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan bir varlık. Kendisini daha üstün görerek Yüce Allah’ın Âdem’e yani insanoğluna secde emrine uymamıştır. Bu nedenle kâfir olmuş bir varlıktır. Âdem’e yani insanlığa karşı meydan okuması Yüce Allah tarafından kabul edilmiştir. Bu nedenle Âdemoğlu olarak yani bilge insanlar olarak bir sınavın içindeyiz. Bu sınavın ana konusu insanoğlu olarak Yüce Allah’a, O’nun arşında verdiğimiz mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye uymaktır. İblîs Âdemoğlunun çoğunun bu antlaşmayı bozarak sınavı kaybedeceği varsayımını yapmıştır. Yüce Allah iblîsin zannında doğru çıktığını bildirmektedir. Çoğu insan antlaşmayı bozmuş ve müşrik olmuştur. İnsanların çoğu da bu nedenle cehennemdedir. 

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.


(Hicr) 15:32
Dedi (Allah): "Ey iblîs190! Nedir sana (olan) ki olmazsın secde70 edenlerle birlikte."

190Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan bir varlık. Kendisini daha üstün görerek Yüce Allah’ın Âdem’e yani insanoğluna secde emrine uymamıştır. Bu nedenle kâfir olmuş bir varlıktır. Âdem’e yani insanlığa karşı meydan okuması Yüce Allah tarafından kabul edilmiştir. Bu nedenle Âdemoğlu olarak yani bilge insanlar olarak bir sınavın içindeyiz. Bu sınavın ana konusu insanoğlu olarak Yüce Allah’a, O’nun arşında verdiğimiz mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye uymaktır. İblîs Âdemoğlunun çoğunun bu antlaşmayı bozarak sınavı kaybedeceği varsayımını yapmıştır. Yüce Allah iblîsin zannında doğru çıktığını bildirmektedir. Çoğu insan antlaşmayı bozmuş ve müşrik olmuştur. İnsanların çoğu da bu nedenle cehennemdedir. 

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.


(Hicr) 15:33
Dedi (iblîs): "Asla olmam secde70 edici bir beşere432; yarattın onu* salsâlinden224; şekillendirilmiş bir çamurdan/balçıktan.

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.

432İnsanoğlu.

Tıngırdayan, şıngırdayan, titreşerek ses çıkaran. Moleküller. Her bir molekül farklı bir şekle sahiptir. Çocukların çıngırdakları gibi çıngırdayarak farklı sesler çıkarırlar. Biz bu sesleri duyamasak da modern bilim moleküllerin titreşerek çıngırdadığını kanıtlamıştır.

İnsanın topraktan yaratılması; ‘tînin’, ‘turâbin’, ‘salsâlin’ geçişleri; karbon (C12) ve azot (N14) atomları; çıngırdayan/tıngırdayan moleküller; 'turâbin' yıldız tozu.


*Âdem'i.

(Hicr) 15:34
Dedi (Allah): "Öyle ki çık oradan607; öyle ki doğrusu sen racîmsin411."
6077:13 ayetinden anlarız ki Yüce Allah'ın emrine isyan eden iblîs önceden Âdem gibi bir cennetteymiş. Âdem ve eşinin temsil ettiği maddeden yaratılan insanların yaşadığı bir cennet evreni vardır. İblîs ve temsil ettiği türünün yaşadığı bir başka cennet evreni vardır. Bu iki evren birbirine paraleldir. İsyan eden iblis ve türü yaşadıkları yüksek cennetten indirilmiş ve çıkarılmıştır.  411Fırlamış, taş gibi fırlatılmış, fırlatılan taş gibi uzaklaşmış.

(Hicr) 15:35
Ve doğrusu üzerinedir lanet280; din109 gününe kadar.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

109Dinden yani konusu din olacak yargılamanın yapılacağı gün/evre/dönem. Yargılama ahiret evreninde yapılacaktır. 


(Hicr) 15:36
Dedi (iblîs): "Rabbim4! Öyle ki gözetle beni güne kadar (ki) diriltilirler*."

4Efendi, komuta eden.

*Çoğul olarak gelmektedir. İnsanlar.

(Hicr) 15:37
Dedi (Allah): "Öyle ki sen gözetlenilenlerdensin."

(Hicr) 15:38
Vakti malum/bilinen güne* kadar.
*Din günü.

(Hicr) 15:39
Dedi (iblîs): "Rabbim! Doğru yoldan ayırmış olmanla beni mutlak süslerim onlara yerde; ve doğru yoldan ayırırım onları topluca."

(Hicr) 15:40
"Dışındadır kulların46; onlardan* muhlis309 (olanlar)."

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

309Halis, saf, katıksız olmuşlar.

*Kullarından.

(Hicr) 15:41
Dedi (Allah): "Budur* bana doğru dosdoğru bir yol."
*Yüce Allah'a doğru dosdoğru bir yol, muhlis kulların edindikleri yol sadece kutsal kitaplar demektir. Sadece Kur'an demektir.

(Hicr) 15:42
"Doğrusu kullarıma, olmaz sana* onlar üzerine bir sultân660; dışındadır sana tabi olmuş kimse (ki) doğru yoldan ayrılanlardandır."
660Yetki, salahiyet, otorite.*İblis.

(Hicr) 15:43
"Ve doğrusu cehennem (ki) mutlak vaat edilendir onlara topluca."

(Hicr) 15:44
Onadır* yedi609 kapı; her bir kapıya onlardan** bir bölüm/cüz kısımlandırılmıştır."

609Cehennem evrenine geçişi sağlayan 7 adet kapı/portal mevcuttur. Kur'an'da cehennem kelimesinin 77 ayette toplam 77 kez geçiyor olması büyük bir matematiksel işarettir.

Cehennemin 7 kapısı, 77 ayette 77 Cehennem kelimesi ve 70 Kıyamet günü (Diriliş günü)

*Cehenneme.

**Cehenneme girecek olanlar.


(Hicr) 15:98

Öyle ki tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; ve ol secde12 edenlerden.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.

3En yüce övgü/methetme.

4Efendi, komuta eden.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(Nahl) 16:15

Ve attı yere/yeryüzüne revâsiye146; ki sarsar (yer) sizlerle; ve nehirler; ve yollar; belki sizler doğru yola kılavuzlanırsınız.

146Sabitleyiciler. Tektonik tabakalar arasındaki yitim/dalma zonlarında mantoya doğru kazık gibi çakılan yapılar. 


(Nahl) 16:28
Kimseleri (ki) vefat621 ettirir onları melekler522; zalimlerdir257 (o kimseler) kendi nefislerine201; öyle ki karşılaştılar (meleklerle) selam* (-da); (derler) "Olmuş değildik yapar hiçbir kötülük**"; evet; doğrusu Allah bir bilendir yapar*** olduğunuzu.

621Vefat ölümden farklıdır. Bilincin aktif olduğu beynin korteks kısmının işlevlerinin talamus tarafından devreden çıkarılmasıdır. İlkel işlevler devam eder. Soluma, kalp atışı vb. Yüce Allah uykunun bir vefat olduğunu bizlere bildirmiştir. Ölüm gerçekleşmeden önce mutlaka vefat gerçekleşir. Her vefat ölümle sonlanmaz. Yüce Allah yolunda katledilenlerin ve müminlerin ölmeden vefat ettirildiği Kur'an'ımızda bizlere bildirilmiştir. Resûl Îsâ'nın da vefat ettirildiği ancak ölmediği ortadadır. Bu kimseler Rableri indinde rızıklandırılırlar.  

6:60 ayetinde "...sonra diriltir sizleri orada.." buyrulmuştur. Orada kelimesi yeri/arzı/yeryüzünü işaret eder. Anlaşılır ki uykudaki vefat sürecinde bilincin kaybolmasını ve geri yüklenmesini sağlayan talamus bölgesi kuantum seviyesinde yeri de kapsayan evrenle direkt olarak ilişkilidir.  

522Ölümün hemen öncesi bilinci beyinden ayıran şerefli elçiler. Kendilerine verilen görevleri eksiksiz yaparlar. Ölüm melekleridirler. Kur'an'dan anlarız ki vefat eden kimse bu meleklerle konuşmaktadır. Cibrîl benzeri şerefli elçiler olan bu melekler evrenin bir üst boyunda bulunurlar. Evrenin her noktasına ve anına/zamanına kendilerine verilen görevi gerçekleştirmek için ulaşabilirler.  

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Tam ve mutlak bir teslimiyette.

**Tam teslimiyet halinde doğruyu söylemektedirler. Anlarız ki zalimler yaptıkları zalimliğin farkında değillerdir. En büyük zulüm olan şirk günahını işleyen ve müşrik olan bu kimseler aldanmıştır. Aldatılmıştır.

***Yüce Allah açık ve net olarak farkında olmamanın yapılan kötülüklerin bahanesi olamayacağını bildirmektedir.


(Nahl) 16:29
Öyle ki girin cehennemin kapılarına; ölümsüzler185 (olarak) orada*; öyle ki ne perişan oldu büyüklenenlerin dinlenme yeri.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Cehennemde.

(Nahl) 16:30
Ve denildi takvalı21 olmuş kimselere; "Nedir indirdiği Rabbinizin4?"; Dediler: "Bir hayır kimselere (ki) iyileştirdiler/güzelleştirdiler bu dünyada*; bir iyiliktir/güzelliktir (onlara); ve ahiret diyarı/yurdu642 (da) hayırlıdır; ve ne muhteşemdir muttakilerin17 diyarı/yurdu642.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

4Efendi, komuta eden.

642Cennete gitmeye hak kazanmış kimseler sadece vefat ettirilir. Öldürülmezler. Yüce Allah yolunda katledilen kimseler nasıl ki ölüler değillerdir gerçek müminler de asla ölüler değillerdir. Rableri katında rızıklandırılırlar. İşte bu rızıklandırmanın nerede olacağını Rabbimiz bizlere 6:127 ve 10:25 ayetlerinde bildirmiştir. Kendi indinde/katında bulunan 'selâm diyarı/yurdu' olarak isimlendirdiği yerde bu kimseleri rızıklandıracaktır. 10:26 ayetinden anlarız ki selam diyarından/yurdundan daha iyisi/güzeli ve daha fazlalıklı olan yerler vardır ve bunlar mutlak ki cennetlerdir. Din gününde kadar bu diyarda kalmayı ve sonrası da cennetlerine girmeyi Yüce Rabbimiz bizlere nasip etsin inşAllah.

17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden sakınanlar.

*Şu an içinde yaşadığımız evren ve yaşam.

(Nahl) 16:31
Adn cennetleri; girerler ona; akar altından onun nehirler; onlaradır orada* diledikleri; işte böyledir; mükafatlandırır Allah muttakileri17.

17Takva sahipleri/Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı her şeyden sakınanlar.

*Cennette.

(Nahl) 16:32
Kimseleri (ki) vefat621 ettirir melekler522 iyilikler (-le); derler (melekler): "Bir selâm642 üzerinizedir; girin cennete yapar olduğunuzla."

621Vefat ölümden farklıdır. Bilincin aktif olduğu beynin korteks kısmının işlevlerinin talamus tarafından devreden çıkarılmasıdır. İlkel işlevler devam eder. Soluma, kalp atışı vb. Yüce Allah uykunun bir vefat olduğunu bizlere bildirmiştir. Ölüm gerçekleşmeden önce mutlaka vefat gerçekleşir. Her vefat ölümle sonlanmaz. Yüce Allah yolunda katledilenlerin ve müminlerin ölmeden vefat ettirildiği Kur'an'ımızda bizlere bildirilmiştir. Resûl Îsâ'nın da vefat ettirildiği ancak ölmediği ortadadır. Bu kimseler Rableri indinde rızıklandırılırlar.  

6:60 ayetinde "...sonra diriltir sizleri orada.." buyrulmuştur. Orada kelimesi yeri/arzı/yeryüzünü işaret eder. Anlaşılır ki uykudaki vefat sürecinde bilincin kaybolmasını ve geri yüklenmesini sağlayan talamus bölgesi kuantum seviyesinde yeri de kapsayan evrenle direkt olarak ilişkilidir.  

522Ölümün hemen öncesi bilinci beyinden ayıran şerefli elçiler. Kendilerine verilen görevleri eksiksiz yaparlar. Ölüm melekleridirler. Kur'an'dan anlarız ki vefat eden kimse bu meleklerle konuşmaktadır. Cibrîl benzeri şerefli elçiler olan bu melekler evrenin bir üst boyunda bulunurlar. Evrenin her noktasına ve anına/zamanına kendilerine verilen görevi gerçekleştirmek için ulaşabilirler.  

642Cennete gitmeye hak kazanmış kimseler sadece vefat ettirilir. Öldürülmezler. Yüce Allah yolunda katledilen kimseler nasıl ki ölüler değillerdir gerçek müminler de asla ölüler değillerdir. Rableri katında rızıklandırılırlar. İşte bu rızıklandırmanın nerede olacağını Rabbimiz bizlere 6:127 ve 10:25 ayetlerinde bildirmiştir. Kendi indinde/katında bulunan 'selâm diyarı/yurdu' olarak isimlendirdiği yerde bu kimseleri rızıklandıracaktır. 10:26 ayetinden anlarız ki selam diyarından/yurdundan daha iyisi/güzeli ve daha fazlalıklı olan yerler vardır ve bunlar mutlak ki cennetlerdir. Din gününde kadar bu diyarda kalmayı ve sonrası da cennetlerine girmeyi Yüce Rabbimiz bizlere nasip etsin inşAllah.

(Nahl) 16:48

Bakmazlar mı Allah'ın yarattığına doğru bir şeyden? Geri döner gölgeleri onun sağdan ve soldan; secde12 edenler (olarak) Allah’a; ve onlardır düzleşip serilenler.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(Nahl) 16:49

Ve Allah'a secde12 eder göklerdeki ve yerdeki bir debelenenden/canlıdan; ve melekler48 (de); ve onlar büyüklenmezler.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.


(Nahl) 16:57

Ve yaparlar Allah'a kızları; subhândır7 O; ve onlaradır arzuladıkları.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.


(Nahl) 16:67
Ve meyvelerinden hurmaların ve üzümlerin; edinirsiniz ondan bir sarhoşluk* ve güzel bir rızık**; doğrusu bundadır mutlak bir ayet*** akleder bir kavim/toplum için.

*Meyveler doğal şeker içerir ve maya mikroorganizmaları bu şekerleri fermantasyon süreciyle alkole dönüştürür. Bu doğal süreç sonucunda sarhoşluk veren içecekler elde edilir.

**Meyveler Allah'ın insanlara verdiği önemli rızık kaynaklarından biri olup, vitamin, mineral, doğal şeker ve enerji sağlayarak sağlığımızı korur ve vücudumuzun günlük besin ihtiyacını karşılar.

***Bilim insanları, akleden kimseler aynı meyveden bir rızık ve bir sarhoşluk veren içecek nasıl oluşuyor incelesin.


(Nahl) 16:76
Ve darp etti/vurdu Allah bir misalini iki adamın; birisi o ikisinden sessizdir; kadir* olmaz bir şey üzerine; ve o bir yüktür onun yakın koruyucusu üzerine; her nereye yönlendirir/gönderir onu gelmez bir hayırla; aynı seviyede midir o ve kimse (ki) emreder adaleti680; ve o dosdoğru bir yol üzerinedir?"
680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.*Muktedir.

(Nahl) 16:90
Doğrusu Allah emreder adaleti680 ve ihsânı250 ve vermeyi yakınlık130 sahiplerine; ve meneder fahşâdan81 ve münkerden82; ve aranmaktan/bakınmaktan yanlışa/taşmaya; vaaz653 verir* sizlere; belki sizler zikredersiniz78.
680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.

250İyilik etme, iyi davranma, dürüstlük, doğruluk.

130Her türlü yakınlık sahibi. Soy yakınlığı, mekan yakınlığı vb.

81Vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan.

82İğrençleştirilmiş, çirkinleştirilmiş. Pasif gelen bir kelimedir. Evrenin kabullerini yani işleyişini bozan uygulamalar mutlak ki çirkinlikle ve iğrençlikle sona erer.  

653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Allah.

(Nahl) 16:98
Öyle ki kıraat578 ettiğin zaman Kur’an’ı; öyle ki sığın Allah'a racîm411 şeytândan29.
578Okumak, dikkatlice okumak, çalışmak, sesli olarak okumak. İkra kelimesinden türemiştir. 96.1 ayetinde emredilen oku, okumayı başkaları duyacak şekilde oku, okuyarak ilet, okuduğunu naklet, okuduğunu çalış, okuduğunu incele, okuduğunu araştır, okuduğunu öğret anlamındadır.411Fırlamış, taş gibi fırlatılmış, fırlatılan taş gibi uzaklaşmış.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.


(İsrâ) 17:2
Ve verdik Musa'ya kitabı*; ve yaptık onu (kitabı) bir doğru yola kılavuz İsrâîloğullarına197 ki edinmeyin astımdan bir vekîl517.

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

517Vekalet verilen, birinin işini görmesi için kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği.*Tevrât'ı.

(İsrâ) 17:3
Zürriyetidir380 kimsenin (ki) taşıdık Nûh’la birlikte; doğrusu o (Nûh) oldu şükreden43 bir kul.
380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb. 

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.


(İsrâ) 17:13
Ve her bir insana; tutturduk/yapıştırdık ona kendi kuşunu329; boynuna onun; ve çıkarırız ona (insana) kıyamet günü148 bir kitap330; bulur (insan) onu (kitabı) neşredilmiş/yayılmış.
329Arapça bir deyim. Kaderin boyna asılması. İnsanın yapıp ettiklerinin tüm sonuçlarına katlanması. Benzer bir deyim 2:189 ayetinde evlere arkasından değil ön kapısından girilmesi şeklinde geçmektedir.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

330Holografik evren prensibi kapsamında evrenin Planck zamanından ve Planck hacmindeki kuantum bilgileri evrenimizi bir üst boyuttan saran 2D zarda kayıtlıdır. Kur'an bu 2D zarı Levh-i Mahfuz (Korunmuş Levha) olarak bizlere bildirir. Bilgi içeren ve rakamlanmış olan bu bilgi deposundan elde edilen ve kişinin  tüm hayatının içeren özel kayıt/kitap/yazıt o kimseye gösterilir.  



(İsrâ) 17:15
Kim doğru yola kılavuzlandı; öyle ki ancak doğru yola kılavuzlanır kendi nefsi201 için; ve kim dalalete128 düştü öyle ki ancak dalalete128 düşer aleyhine onun (nefsin); ve yüklenmez bir yüklenici başkasının yükünü; ve olmuş değiliz azap edenler; ta ki göndeririz bir resûl.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.


(İsrâ) 17:43

Subhân'dır7 O; ve yüceldi/üstün oldu onların dediklerinden; büyük bir ulviyet sahibidir.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.


(İsrâ) 17:44

Tesbih57 eder O'nu (Allah’ı) yedi gökler ve yer; ve onlardaki kimse*; ve yoktur bir şeyden, ancak tesbih57 eder hamd4 ile O’nu (Allah’ı); fakat anlamazsınız tesbihlerini57 onların; doğrusu O (Allah) oldu Halîm58; Gafûr20.

57Yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede yüzüp ilerlemek.

4Efendi, komuta eden.

58Yumuşak huylu.

20Bağışlayan.

*Evrenimizde bizlerden başka akıl sahibi kimselerin olduğuna büyük bir işarettir. 

(İsrâ) 17:51
Ya da göğüslerinizde büyüttüğünüzden bir yaratılış; öyle ki diyecekler: "Kim geri döndürür* bizleri?"; de ki: "Kimsedir**; öyle ki yardı/böldü*** (O) evvelki kez627"; öyle ki sallayacaklar sana başlarını; ve derler: "Ne zamandır o?"; de ki: "Belki de ki olur (o) bir yakın."

627Şerefli Kur'an bütün olarak okunduğunda (6:94 ve 18:48) anlaşılır ki; bu evrene gelmeden önce Rabbimizin huzurunda yine bedenlerimizle yalnız olarak durmuşuz. Dikelmişiz. O'nun huzuruna gelmişiz. 17:51 ayetinde buna ek bir işaret vardır. 17:51 ayetinde dünya hayatında henüz ölmemiş insanlar konuşmaktadır. Resûl Muhammed de onlara cevap vermektedir. Bu ayette geçen 'evvelki kez' yaratılış mutlak ki bu evrene gelmeden önce bedenlerimizle var olduğumuza kesin kanıt oluşturur.  

*Bizleri bedenlerimizle kim tekrar yaratır?

**Allah.

***Yararak, bölerek ortaya çıkardı, yarattı. Evrenin yarılması, embriyonun yarılması.


(İsrâ) 17:60
Ve dediğimiz zaman sana: "Doğrusu (senin) Rabbin4 gözetip kuşatır insanları; ve yapmış değiliz o* gösterdiğimiz rüyayı611 sana, ancak bir fitnedir610 insanlara; ve Kur'an'daki melun/lanetlenmiş280 ağacını (da); ve korkuturuz onları** öyle ki ziyade eder değildir onlara büyük tûğyân442 dışında."

4Efendi, komuta eden.

611Rüya kelimesi görüntü, vizyon demektir. Uykuda beynin deneyimlediği görüntüler dışında gözün tecrübe ettiği olağanüstü gerçekler için de kullanılır. Resûl Muhammed bir gece yürüyüşüyle bulunduğu yerleşim yerinin en son sidre/hünnap ağacında Rabbinin en büyük ayetlerinden bir tanesini görmüştür. Ağacı kaplayan kaplamıştır. Şerefli Cibrîl görünmüştür. Cibrîl ağacın yapısını değiştirerek bu büyük ayeti resûl Muhammed'e 3D şekilde göstermiştir. Resûl direkt olarak gözleriyle, bilinci açık olarak rüyayı görmüştür. 17:1 ve 17:60 ayetlerinden anlarız ki resûle insanoğlunun bilincinin ve bedenin yaratılmasından en son haline kadar yaşadığı fitne/test/sınav süreci gösterilmiştir.    

610Test, deneme, sınav, yanlışla doğruyu ayırt edebilme yetisinin ölçülmesi.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

442Azgınlık, sınırı aşma, sınırı çiğneme, taşkınlık, tiranlık, despotluk. Din konusunda ise kutsal kitapların hükümlerinin dışına çıkma, kutsal kitaplardan taşma, kutsal kitapların çizdiği hükümleri çiğnemedir. Tevrat'ın tâğûtu Talmud'tur. Kur'an'ın tâğûtu ise hadis kitaplarıdır.

*Rüyada senin gözlerinle gördüğün şeyler insanoğlunun test sürecidir.  Nasıl ve neden fitnelendirildiklerini gördün.

**İnsanları. Korkutarak geri durmalarını sağlamak.


(İsrâ) 17:61
Ve dediğimiz zaman meleklere48; "Secde edin Âdem'e; öyle ki secde ettiler iblîs190 dışında; dedi (iblîs): "Secde mi ederim kimseye (ki) yarattın bir tinden582?."

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

190Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan bir varlık. Kendisini daha üstün görerek Yüce Allah’ın Âdem’e yani insanoğluna secde emrine uymamıştır. Bu nedenle kâfir olmuş bir varlıktır. Âdem’e yani insanlığa karşı meydan okuması Yüce Allah tarafından kabul edilmiştir. Bu nedenle Âdemoğlu olarak yani bilge insanlar olarak bir sınavın içindeyiz. Bu sınavın ana konusu insanoğlu olarak Yüce Allah’a, O’nun arşında verdiğimiz mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye uymaktır. İblîs Âdemoğlunun çoğunun bu antlaşmayı bozarak sınavı kaybedeceği varsayımını yapmıştır. Yüce Allah iblîsin zannında doğru çıktığını bildirmektedir. Çoğu insan antlaşmayı bozmuş ve müşrik olmuştur. İnsanların çoğu da bu nedenle cehennemdedir. 

582Islak toprak. Suyla karışık toprak.

(İsrâ) 17:62
Dedi (iblîs): "Gördün mü sen bunu*; o* ki şerefli kıldın üzerime; muhakkak ki eğer ertelediysen beni kıyamet gününe148 kadar; mutlak kontrol ederim zürriyetini380 onun* bir az dışında."

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb. *Âdem.

(İsrâ) 17:63
Dedi (Allah): "Defol/kaybol! Öyle ki kim tabi oldu sana* onlardan**; öyle ki doğrusu cehennemdir cezanız***; bollaştırılmış bir ceza."

*İblîs.

**Âdem ve zürriyeti.

***İblîs soyu ve Âdem soyu. 


(İsrâ) 17:64
Ve kışkırt tabi olduğun kimseyi onlardan sesinle*; ve yaygara çıkar üzerlerine atlılarınla** ve yayalarınla**; ve ortak ol onlara mallarda ve evlatta***; ve vaat et onlara; ve vaat eder değildir onlara şeytân bir aldatma dışında.

*Vesvesenle, fısıldamanla.

**Ordularınla. Elinden gelen ne varsa.

***Evlat. Veletler. Çocuklar.


(İsrâ) 17:65
Doğrusu kullarıma; olmaz sana onların üzerine bir sultân660; ve kâfi oldu/yetti Rabbin4 bir vekil (olarak).
660Yetki, salahiyet, otorite.

4Efendi, komuta eden.


(İsrâ) 17:78

İkame572 et salâtı5; Güneş’in batmasından gecenin171 karanlığına; ve fecrin55 toplanması (da); doğrusu fecrin55 toplanması oldu bir tanık/şahit olunan.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

55Şafak/tanyeri/seher.


(İsrâ) 17:79

Ve geceden171; öyle ki uyanık kal onda; nafile/gerekli olandan fazla yapılan olarak sana; mümkündür ki sevk eder seni Rabbin4 mahmûd59 bir makama.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

4Efendi, komuta eden.

59Övgüye/methetmeye değer.


(İsrâ) 17:88

De ki: “Mutlak ki, eğer toplansa/bir araya gelse insan ve cin210 üzere getirmeye mislini/benzerini bu Kur'an'ın; getiremezler214 mislini870 onun (Kur’an’ın); ve eğer olsa da bir kısmı onların bir kısmı için bir yardımcı/arka çıkan/destekçi.”

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.         

214Kur'an cin ve insanlara meydan okumaktadır. Tüm insanlar ve cinler bir araya gelip destekleşse de Kur'an'ın bir mislini yani benzerini getiremezler. Elbette Yüce Allah'ın bu meydan okuması boşuna değildir. Kur'an'ın matematiksel sistemine tanık olamayanlar bu meydan okumayı asla anlayamazlar. Kur'an'ın ayetlerine benzer kelimeler ve cümleler elbette insanlar tarafından ya da bilgisayarlar tarafından yapılabilir. Ancak Yüce Allah'ın meydan okuması Kur'an'ın 19 matematiksel sistemiyle kodlanmış olmasından ve bazı ayetlerin müteşabih/benzer anlamlı olmasındandır.

Kur'an'ın bazı ayetleri müteşabihtir; yani benzer anlamlıdır. Bu ayetlerin anlamını Yüce Allah'ın kendisi ve bir de ilimde derinleşenler anlar. Bu ayetlerin anlamı insanoğlunun bilimde derinleşmesiyle ancak tecelli eder. O nedenle müteşabih bir ayet getirmek bir insan veya cin için söz konusu bile olamaz. Kur'an'daki gibi çok sayıda müteşabih ayet getirmek için evrenin yaratılışına tanık olmak gereklidir.  

19 mucizesi Kur'an'ın sure sayısını, sure dizilişlerini, suredeki ayet sayısını, suredeki kelime sayısını, suredeki harf sayısını; ayetlerin dizilişlerini, ayetlerdeki kelime sayısını ve harf sayısını bütünsel olarak kodlamaktadır. Ayrıca bazı kelimeler üzerinden de koruma ve kodlama yapılmaktadır. Bu muhteşem sistemini bir benzeri de asla getirilemez. 19 sistemi henüz tamamlanmamıştır. 19 sistemi verileri kıyamete kadar ortaya çıkmaya devam edecektir. Süper bilgisayarlar ve yapay zeka yardımıyla Kur'an'ın daha birçok matematiksel mucizesi ortaya çıkarılacaktır inşAllah.     

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

(İsrâ) 17:107

De ki: “İman47 edin ona (Kur’an’a) ya da iman47 etmeyin; doğrusu önceden ilim verilen kimselere; okunduğu zaman onlara; kapandılar çeneleri üstüne; secde12 edenler (olarak).

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(İsrâ) 17:110

De ki: “Dua80 edin Allah (diye) veya dua80 edin Rahmân1 (diye); dua80 ettiğiniz hangisiyse”; öyle ki O'nadır en güzel isimler49; sesini yükseltme salâtında5; sessiz (de) etme onu; bakın/ara arasında bunun bir yol.

80Çağırma.

1En yüce merhametli.

49İsim; Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel isimler/sıfatlar O'nadır.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).


(Kehf) 18:1

Hamd4 Allah'adır; ki indirdi kuluna* kitabı**; ve asla yapmadı ona (kitaba) bir eğrilik/bir yamukluk.

4Efendi, komuta eden.

*Nebi Muhammed

**Kur'an'ı.


(Kehf) 18:2

Kıyamdadır143; uyarması içindir onun (Allah'ın) katından/indinden şiddetli bir perişanlığı/bir kaygıyı; ve müjdeler müminleri27; sâlihât18 yapan kimseleri; ki onlaradır güzel bir ecir.

143Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için ayaklanması/hareketlenmesi.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.


(Kehf) 18:3

Kalıcılardır içinde onun (cennetin) ebediyen.


(Kehf) 18:4

Ve uyarır kimseleri; dediler: “Edindi Allah bir çocuk”


(Kehf) 18:5

Yoktur onlara onun hakkında hiçbir bilgi; ve olmaz ataları için; büyüklenmiş bir kelime çıkar ağızlarından; ki söylerler onlar ancak bir yalan.


(Kehf) 18:6

Öyle ki belki sen onların peşlerinde çaresizlikten öldürensin kendi nefsini; ki asla iman47 etmezler bu söze; bir kederdir/pişmanlıktır.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(Kehf) 18:7

Doğrusu biz yaptık yer* üzerindekini bir ziynet856 ona**; test etmemiz içindir onları; hangisi onların daha güzeldir yapıp etmede/amelde.

 856Süs, dekorasyon, takı, bezek.

*Yeryüzü.

**Yere.


(Kehf) 18:8

Ve doğrusu biz mutlak yapıcılarız onun (yerin) üzerindekini kupkuru/verimsiz bir kara/yükselti.


(Kehf) 18:9

Yoksa (sen) ki kehf468 (mağara) ve rakîm469 (yazıt/rakam) yoldaşlarının ayetlerimizden237 bir acayip/şaşılan olduğunu mu sandın?

468Mağara yoldaşları. Zulümden kaçmak için Kahramanmaraş ilinin Afşin ilçesinde bulunan mağaraya MS 125 yılında giren 7 tek tanrıcı genç. Rakim yoldaşları tarafından 300 Güneş yılı 309 Ay yılı zaman yolculuğu yaptırılan bu gençler MS 425 yılında uyanmışlardır. 469Rakam yoldaşları. Evrenimizin bir üst boyutundaki hiperuzayda bulunan şerefli elçiler. Levh-i Mahfuzu yani holografik evren prensibi kapsamında evreni bir üst boyuttan saran, evrenin tüm 3D kuantum bilgilerini içeren 2D zarı/membranı kodlama/rakamlara yetkisi verilen şerefli melekler.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  


(Kehf) 18:10

Sığındığı zaman gençler468 mağaraya; öyle ki dediler: “Rabbimiz4! Ver bize katından/indinden bir rahmet271; ve hazırla bize emrimizden/işimizden bir doğruluk61.

468Mağara yoldaşları. Zulümden kaçmak için Kahramanmaraş ilinin Afşin ilçesinde bulunan mağaraya MS 125 yılında giren 7 tek tanrıcı genç. Rakim yoldaşları tarafından 300 Güneş yılı 309 Ay yılı zaman yolculuğu yaptırılan bu gençler MS 425 yılında uyanmışlardır.

4Efendi, komuta eden.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

61Doğruluk/olgunluk.


(Kehf) 18:11

Öyle ki darbettik/vurduk kulaklarına onların mağarada; bir dizi sayılı seneler.


(Kehf) 18:12

Sonra uyandırdık onları; bilindik etmemiz için iki gruptan hangisi daha hesaplayıcı onların kaldıkları zamanı.


(Kehf) 18:13

Biz; kıssa430 haline getirdik sana onların haberini gerçekle/hakla; doğrusu onlar Rablerine4 iman47 etmiş  gençlerdi; ve ziyade ettik/artırdık onlara hidayeti.

430Anlatı, öykü.

4Efendi, komuta eden.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(Kehf) 18:14

Ve bağladık kalplerini; kıyam167 ettikleri zaman; ve öyle ki dediler: “Rabbimiz4; Rabbidir4 göklerin ve yerin; asla çağırmayız O'nun astından bir ilâh74; muhakkak ki söylemiş oluruz o zaman sınırı aşan (bir söz).

167İnsanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için beynin (bedenle veya bedensiz) ayaklanması/hareketlenmesi.

4Efendi, komuta eden.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.


(Kehf) 18:15

Şunlar kavmimizdir/toplumumuzdur; edindiler O'nun (Allah'ın) astında ilâhlar74; apaçık bir delille/yetkiyle onlara gelmeleri gerekmez mi? Öyle ki kim daha zalimdir257 Allah'a karşı bir yalan iftira402 atan kimseden.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

402Kutsal kitapların astından olan söylenti/hadis kitaplarıyla (Talmud, Kütüb-i Sitte, Riyâzus Sâlihîn vb. ) Yüce Allah'ın bizzat kendisine ve onun resûllerine iftira atmak. Allah'ın adına kutsi hadisler uydurmak. Tamamı zan olan 'Resûl buyurdu ki' sözleriyle resûl adına  uydurulmuş bir din oluşturmak. Sünnet adı altında resûle iftira olan sözlere/hadislere tabi olmak. Mezheplere tabi olmak. Tarikatlara tabi olmak. Sadece Kur'an, sadece kutsal kitap dememek.      

(Kehf) 18:16

Ve uzaklaştığınız zaman onlardan; ve Allah’ın haricinde kulluk ettiklerinden; öyleyse sığının mağaraya; yaysın sizlere Rabbiniz4 rahmetinden271; ve hazırlasın sizlere emrinizden/işinizden bir kolaylık/rahatlık/hoşluk.

4Efendi, komuta eden.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   


(Kehf) 18:17

Ve görürsün Güneş’i; doğduğu/yükseldiği zaman eğilir mağaralarından onların sağa doğru; ve battığı (Güneş) zaman makaslar/çaprazlar onları sola doğru; ve onlar içindedirler bir gedik/bir oyuk onun (mağaranın); işte bu; ayetlerindendir Allah'ın; kimi kılavuzlar doğru yola Allah, öyle ki o doğru yolu bulandır; ve kimi saptırır, öyle ki asla bulamazsın ona bir veli28; bir doğruyu bulan60.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

60Doğruluk/olgunluk sahibi.


(Kehf) 18:18

Ve sanırsın onlar uyanıklar; ve (oysa) onlar uykudadır; ve çeviririz onları sağlarına doğru ve sollarına doğru; ve köpekleri (ki) uzatmıştır iki ön ayağını kapı/giriş eşiğinde; eğer karşılaşıp baksaydın onlara; mutlak sırt çevirirdin onlardan; bir firar (la)/bir kaçış (la); ve mutlak dolardı içine onlardan bir korku/bir dehşet.


(Kehf) 18:19

Ve işte böyledir; uyandırdık onları sormaları için aralarında; dedi bir konuşan onlardan: “Ne kadar kaldınız?” Dediler: “Kaldık bir gün ya da günün bir parçası”; Dediler: “Rabb’iniz4 bilir kaldığınızı; öyleyse gönderin sizlerin birini varağınızla şu şehre; öyle ki baksın hangisi saf/temiz bir yiyecek; öyle ki, getirsin size bir rızık ondan; ve latif olsun/kibar-yumuşak davransın; ve sezdirmesin sizler hakkında birisine.”

4Efendi, komuta eden.


(Kehf) 18:20

Doğrusu, eğer onlar sizlerin farkına varırlarsa; recm ederler/taşlarlar sizleri ya da döndürürler kendi inançlarına/dinlerine; ve asla iflah olmazsınız/rahata kavuşmasınız o vakit; ebedî olarak.


(Kehf) 18:21

Ve işte böyledir; tökezlettik/düşürdük/rastlattık* onların üzerine; bilmeleri için ki Allah'ın vaadi haktır/gerçektir; ve doğrusu sâat470 (ki) yoktur şüphe onda**; münazara ettikleri zaman kendi aralarında onların işlerini; öyle ki dediler: “Bina edin onların üstüne bir bina; Rableri4 bilir onlar hakkında; onların işine galip gelmiş kimseler dedi: “Mutlaka yaparız onların üzerine bir mescit16***.”

470Kıyamet. Evrenin uzay zaman kumaşının karanlık enerjinin aşırı üflemesi sonucu yırtılması ve evrenin hızla şişirilen (Sur'a üfleme) bir balonun patlaması gibi parçalanması. Yırtıklar ışık hızında tüm evrene yayılacaktır. Parçalanan evren yerçekimi kuvvetiyle tekrar tekillik haline dönecektir.

4Efendi, komuta eden.

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.

*Başka insanların gençlere rastlaması.

**Sâatte.

***Kilise.


(Kehf) 18:22

Diyecekler: "Üçtür, dördüncüleri onların köpekleridir"; ve derler: "Beştir, altıncıları onların köpekleridir"; bir taş atmadır gayba/bilinmeyene; ve derler: "Yedidir, ve sekizincileri onların köpekleridir*"; de ki: “Rabbim4 daha iyi bilir onların sayısını”; yoktur bilen onları, biraz dışında**; öyle ki münakaşa etme onlar hakkında; apaçık görünen/açık kanıtlı bir münakaşa dışında; ve kesin biçimde ifade etme onlar hakkında onlardan birine.

4Efendi, komuta eden.

*Bu ayete kadar 7 Allah kelimesi geçer. Gençlerin 7 kişi olduğunu şerefli Kur'an bizlere matematikle bildirir. Sekizincileri ise köpektir. Köpeğin kromozom sayısı olan 78 sayısını 7 ve 8 rakamlarıyla işaret edilmesi de büyük bir mucizedir. 

**Gençlerin gerçek sayısı olan 7 sayısına ilimde derinleşen az bir kimse ulaşacaktır. Matematik bizlere bildirmiştir.


(Kehf) 18:23

Ve deme bir şey için; şüphesiz ben yapıcıyım bunu yarın.


(Kehf) 18:24

Ancak eğer dilerse Allah; ve zikret/an Rabb’ini4 unuttuğun zaman; ve de ki: “Belki de kılavuzlar beni Rabb’im4 bundan daha yakın bir reşada61

4Efendi, komuta eden.

61Doğruluk/olgunluk.


(Kehf) 18:25

Ve kaldılar mağaralarında üç yüz sene; ve ziyade ettiler/artırdılar; dokuz.


(Kehf) 18:26

De ki: “Allah en iyi bilendir kaldıklarını onların; O'nadır gaybı62 göklerin ve yerin; en iyi görür onu; ve en iyi işitir; yoktur onlara O'nun astından hiçbir veli28; ve ortak etmez kendi hükmüne birini.”

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.


(Kehf) 18:27

Ve oku vahyolunanı603 sana; Rabb’inin4 kitabından; yoktur değiştirici O’nun kelimelerini416; ve asla bulamazsın O'nun astından bir sığınak.

603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.

4Efendi, komuta eden.

416Buyruğu, emri, hükmü, kararı, 'ol' demesi.

(Kehf) 18:29
Ve de ki: "Hak/gerçek Rabbinizdendir4; öyle ki kim diledi; öyle ki iman47 etsin; ve kim diledi; öyle ki kâfirlik25 etsin; doğrusu biz hazırladık zalimlere257 bir ateş834; sarmıştır onları onun* duman katmanı** ; ve eğer yardım isterlerse yardım edilirler ağır metal akışkanı*** gibi bir suyla (ki) kavurur/kızartır yüzleri; ne sefil bir içecek oldu; ve ne kötü bir refakat/dayanma/dinlenme yeri oldu.

4Efendi, komuta eden.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


*Ateşin.

**Hâviyenin (karadeliğin) akresyon diski olan hutameden fırlayan gaz/toz ejaktaları.

***Demir veya bakır gibi ağır metallerin ağır şekilde akan sıvı hallerine benzer. Bu ejaktalar sekarın atmosferine girdiklerinde ısınırlar ve ağır metaller erir. Yağmur yağar ancak bu yağmur erimiş ağır metal yağmurları şeklinde olur.


(Kehf) 18:48
Ve arz olundular (senin) Rabbine karşı bir saf/sıra (olarak); ant olsun geldiniz bize yarattığımız gibi sizleri evvelki kere627; evet; iddia ettiniz ki asla yapmayız sizlere bir vade/vaat.

627Şerefli Kur'an bütün olarak okunduğunda (6:94 ve 18:48) anlaşılır ki; bu evrene gelmeden önce Rabbimizin huzurunda yine bedenlerimizle yalnız olarak durmuşuz. Dikelmişiz. O'nun huzuruna gelmişiz. 17:51 ayetinde buna ek bir işaret vardır. 17:51 ayetinde dünya hayatında henüz ölmemiş insanlar konuşmaktadır. Resûl Muhammed de onlara cevap vermektedir. Bu ayette geçen 'evvelki kez' yaratılış mutlak ki bu evrene gelmeden önce bedenlerimizle var olduğumuza kesin kanıt oluşturur.  



(Kehf) 18:50

Ve dediğimiz zaman meleklere48; secde70 edin Âdem'e50; öyle ki secde70 ettiler iblîs190 dışında; oldu (iblîs) cinden210; öyle ki fâsık oldu/saptı Rabbinin4 emrinden; öyle ki onu (iblisi) ve onun (iblisin) zürriyetini380 evliya212 mı edinirsiniz astımdan?; ve onlar sizlere düşmandır; ne perişan/sefil bir bedel/karşılık oldu zalimlere257.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.

50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber. Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen, fikir yürütebilen bir varlık olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı kaybetti. 

190Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan bir varlık. Kendisini daha üstün görerek Yüce Allah’ın Âdem’e yani insanoğluna secde emrine uymamıştır. Bu nedenle kâfir olmuş bir varlıktır. Âdem’e yani insanlığa karşı meydan okuması Yüce Allah tarafından kabul edilmiştir. Bu nedenle Âdemoğlu olarak yani bilge insanlar olarak bir sınavın içindeyiz. Bu sınavın ana konusu insanoğlu olarak Yüce Allah’a, O’nun arşında verdiğimiz mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye uymaktır. İblîs Âdemoğlunun çoğunun bu antlaşmayı bozarak sınavı kaybedeceği varsayımını yapmıştır. Yüce Allah iblîsin zannında doğru çıktığını bildirmektedir. Çoğu insan antlaşmayı bozmuş ve müşrik olmuştur. İnsanların çoğu da bu nedenle cehennemdedir. 

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.         

4Efendi, komuta eden.

380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb. 

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Kehf) 18:51
Değilim şahit tutmuş/tanık etmiş onları yaratılışına* göklerin ve yerin; ve ne de yaratılışına* kendi nefislerinin201; ve olmuş değilim edinen dalalete128 düşenleri bir yardımcı**.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*Yaratılışın hiçbir noktasında rol almadılar. Tanık bile olmadılar.


(Kehf) 18:83

Ve sual ederler/sorarlar sana Zülkarneyn hakkında; de ki: “Okuyacağım sizlere ondan bir hatırlatma”


(Kehf) 18:84

Doğrusu biz, güçlendirdik/kuvvetlendirdik onu yerde/yeryüzünde; ve verdik ona her bir şeyden bir sebep.


(Kehf) 18:85

Öyle ki, tabi oldu bir sebebe.


(Kehf) 18:86

Ta ki ulaştığı/vardığı zaman battığı yere Güneş’in; ve buldu onu (Güneş’i) uzaklaştı/çekip gitti/battı (Güneş) bir gözede/bir pınarda, bir çamur; ve buldu yanında onun (gözenin) bir kavim; dedik Ey Zülkarneyn! Ya ki azap edersin veya ki tutarsın onlara bir güzellik.


(Kehf) 18:87

Dedi: “Zulmetmiş kimseye gelince; öyle ki, yakında azap ederiz ona; sonra geri döndürülür Rabbine4; öyle ki, azap eder (Rabbi) ona bilinmeyen bir azapla.

4Efendi, komuta eden.


(Kehf) 18:88

Ve iman47 etmiş; ve sâlihât18 yapmış kimseye gelince; onadır güzel bir ceza63; ve diyeceğiz ona emrimizden kolayını.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

63Karşılık, hak edilen.


(Kehf) 18:89

Sonra, tabi oldu bir sebebe.


(Kehf) 18:90

Ta ki ulaştığı/vardığı zaman doğduğu yere Güneş’in; ve buldu onu (Güneş’i); doğdu (Güneş) üzerine bir kavim; asla yapmayız onlara onun (Güneş’in) astından bir örtü/bir siper.


(Kehf) 18:91

İşte böyledir; ve muhakkak kuşattık yanındakini onun; bir bilgi/bir ilim.


(Kehf) 18:92

Sonra tabi oldu bir sebebe.


(Kehf) 18:93

Ta ki ulaştığı/vardığı vakit arasına iki set; ve buldu ikisinin (iki seddin) astından bir kavim; olmazlar anlarlar bir söz.


(Kehf) 18:94

Dediler: “Ey Zülkarneyn! Doğrusu, Yacuc ve Macuc; fesatçılar/bozguncular yerde/yeryüzünde; öyleyse, yapar mıyız sana bir haraç, üzerine ki yaparsın bizim aramız ve onların arasına bir set?


(Kehf) 18:95

Dedi: “İçinde güçlendirdiği/kuvvetlendirdiği Rabbimin4, hayırlıdır; öyle ki yardım edin bana bir kuvvetle; yaparım sizin aranızla ve onlar arasına bir duvar/bir set/bir baraj.

4Efendi, komuta eden.


(Kehf) 18:96

Getirin bana demir kütleleri; ta ki seviyelendiği/eşitlendiği zaman iki kenar arası, dedi: “Üfleyin!” Ta ki yaptığı zaman onu (demiri) bir ateş, dedi: “Getirin bana; dökeyim üzerine onun (demirin) katran/zift”


(Kehf) 18:97

Öyle ki, değildi güç yetirenler ki aşarlar onu; ve değildi güç yetirenler ona; bir delişe.


(Kehf) 18:98

Dedi: “Bu, bir rahmettir271 Rabbimden4; öyle ki, geldiği zaman vaadi Rabbimin4; yaptı onu yerle bir/dümdüz; ve oldu vaadi Rabbimin4 bir hak/bir gerçek.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

4Efendi, komuta eden.


(Kehf) 18:99

Ve terk ettik bir kısmını onların o gün; dalgalanır bir kısım içinde; ve üflenir Sur’a64; öyle ki, bir araya getirdik onları; tümden.

64Borazan. Evrenimiz borazan şeklinde bir yapının yüzeyindedir. Borazan içine karanlık enerji üflenir. Bu üfleme evreni hızlanarak genişletir.


(Kehf) 18:100

Ve sunduk/gösterdik cehennemi o gün kâfirler25 için; bir sunuş/bir gösterme.

 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Kehf) 18:101

Kimseler; oldu gözleri onların bir örtü içinde, zikrimden (Kur’an’ımdan); ve oldular güç yetiremeyenler bir işitmeye.


(Meryem) 19:7
Ey Zekeriyyâ! Doğrusu biz müjdeleriz sana bir gılmân412; ismi onun Yahyâ'dır; asla yapmadık ona önceden bir (aynı) isimli.
412Delikanlı. Oğlan.

(Meryem) 19:11

Öyle ki çıktı karşısına kavminin/toplumunun; mihraptan/özel alandan; öyle ki vahyetti/işaretle ilham etti onlara; ki tesbih31 edin sabah/ilk aydınlanma (-yla)/seher (-le) ve akşam/Güneş’in batması (-yla).

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.


(Meryem) 19:31

Ve yaptı (Allah) beni (İsa) bir mübarek/bereketlendirilmiş, her nerede olduysam; ve vasiyet etti bana salâtı5 ve zekâtı10; daim olduğum (sürece) hayatta.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 


(Meryem) 19:35

Olmuş değildir Allah'a ki edinir hiçbir çocuk; Subhân'dır7 O; kadere/karara bağladığı zaman bir emri; öyle ki ancak der ona: “Ol!”; öyle ki olur o.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.


(Meryem) 19:55

Ve oldu (İsmail); emreder ahalisine/halkına salâtı5 ve zekâtı10; ve oldu (İsmail) Rabbi4 indinde/katında razı olunan.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

4Efendi, komuta eden.


(Meryem) 19:58

İşte bunlar; kimselerdir (ki) nimet verdi Allah üzerlerine; nebilerden132; zürriyetinden Âdem’in50; ve Nûh’la birlikte taşıdığımız kimseden; ve zürriyetinden İbrahim’in ; ve İsrâîl’in (Yakûb'un); ve doğru yola kılavuzladığımız kimseden; ve seçtiğimiz (-den); okunduğu zaman onlara Rahmân'ın1 ayetleri; kapandılar secde12 edenler (olarak); ve ağlayanlar/göz yaşı dökenler (olarak).

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber. Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen, fikir yürütebilen bir varlık olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı kaybetti. 

1En yüce merhametli.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(Meryem) 19:59

Öyle ki halife65 oldu onlardan sonra bir halef65; zayi ettiler/kaybettiler salâtı5; ve tabi oldular şehvetlerine; öyle ki yakında karşılaşırlar bir yanılmaya/yanlışa sapmaya.

65Sonrası gelen, halef.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).


(Meryem) 19:65
Rabbidir4 göklerin162 ve yerin; ve ikisi arasındakinin; öyle ki kulluk46 et O’na; ve sabret51 kulluğuna46 O’nun*; bilir misin O’na bir (aynı) isimli49**?

4Efendi, komuta eden.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

49İsim; Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel isimler/sıfatlar O'nadır.

*O'na kulluk etmek zorludur, sabır gerektirir, mücadele gerektirir, metanetli direnme gerektirir.

**İsim kelimesi Yüce Allah için kullanıldığında O'nun sıfatlarını işaret eder. O'nun sıfatlarına hiçbir şey sahip olamaz, benzeşemez.  


(Tâ-Hâ) 20:14

Doğrusu ben; benim Allah; yoktur ilah benim dışında; öyle ki kulluk46 et bana; ve dik/ayağa kaldır salâtı5; zikrim (Kur’an) için.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).


(Tâ-Hâ) 20:15
Doğrusu sâat470 bir gelendir; neredeyse* hafiyelik ederim** ona***; cezalandırılması63 içindir her bir nefsin201 kovaladığıyla****.
470Kıyamet. Evrenin uzay zaman kumaşının karanlık enerjinin aşırı üflemesi sonucu yırtılması ve evrenin hızla şişirilen (Sur'a üfleme) bir balonun patlaması gibi parçalanması. Yırtıklar ışık hızında tüm evrene yayılacaktır. Parçalanan evren yerçekimi kuvvetiyle tekrar tekillik haline dönecektir.

63Karşılık, hak edilen.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Fiil, geniş zaman 1. tekil şahıs, "neredeyse olurum".

**Gizlerim onu.

***Saate.

****İlerlediğiyle, yürüdüğüyle, peşinden koştuğuyla.


(Tâ-Hâ) 20:70

Öyle ki kapandı sihirbazlar secde12 edenler (olarak); dediler: “İman45 ettik Rabbine4 Harun'un ve Musa'nın.”

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

4Efendi, komuta eden.


(Tâ-Hâ) 20:115
Ve ant olsun ahit* yaptık Âdem'e önceden; öyle ki unuttu** ve asla bulmadık onda** bir azim.

*Misak, antlaşma.

**Âdem.


(Tâ-Hâ) 20:116
Ve dediğimiz zaman meleklere48 secde70 edin Âdem'e50; öyle ki secde70 ettiler; ancak iblîs190 reddetti/geri çevirdi.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.

50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber. Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen, fikir yürütebilen bir varlık olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı kaybetti. 

190Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan bir varlık. Kendisini daha üstün görerek Yüce Allah’ın Âdem’e yani insanoğluna secde emrine uymamıştır. Bu nedenle kâfir olmuş bir varlıktır. Âdem’e yani insanlığa karşı meydan okuması Yüce Allah tarafından kabul edilmiştir. Bu nedenle Âdemoğlu olarak yani bilge insanlar olarak bir sınavın içindeyiz. Bu sınavın ana konusu insanoğlu olarak Yüce Allah’a, O’nun arşında verdiğimiz mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye uymaktır. İblîs Âdemoğlunun çoğunun bu antlaşmayı bozarak sınavı kaybedeceği varsayımını yapmıştır. Yüce Allah iblîsin zannında doğru çıktığını bildirmektedir. Çoğu insan antlaşmayı bozmuş ve müşrik olmuştur. İnsanların çoğu da bu nedenle cehennemdedir. 


(Tâ-Hâ) 20:117
Öyle ki dedik: "Ey Âdem50! Doğrusu bu* bir düşmandır sana ve eşine; öyle ki çıkarmasın ikinizi cennetten; öyle ki perişan/mutsuz olursun."

50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber. Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen, fikir yürütebilen bir varlık olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı kaybetti. 

*İblîs.

(Tâ-Hâ) 20:118
Doğrusu sana* ki acıkmazsın orada**; ve çıplak olmazsın/kalmazsın.

*Âdem.

**Cennette.


(Tâ-Hâ) 20:119
Ve ki sen susamazsın orada* ve kavrulmazsın**.

*Cennet.

**Bir yıldızdan çıkan ışıma/ışık nedeniyle derinin yanması, kavrulması. Dünya için Güneş. Başka bir gezegen için kendi yıldızı.


(Tâ-Hâ) 20:120
Öyle ki vesvese verdi ona doğru şeytân; dedi (şeytân): "Ey Âdem! Kılavuz olayım mı sana ölümsüzlük ağacına karşı; ve bir mülke (ki) belalanmaz?256.

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.




(Tâ-Hâ) 20:121
Öyle ki yedi ikisi ondan*; öyle ki ortaya çıkıp göründü ikisine kötülükleri**; ve hemen başladı ikisi ilmikleyip/bağlayıp örtmeye üstlerini cennet varağından/yaprağından; ve asi oldu Âdem50 Rabbine4; öyle ki saptı/şaşırdı.

50Bilge insandan (Homo Sapiens) ilk nebi/peygamber. Âdem ve eşi örneklemi üzerinden insanlığın başından geçen olaylar Kur'an'la hatırlatılmaktadır. Âdem ve eşinin başından geçen olayların tamamı tüm insanların başından geçmiş olaylardır. Yüce Allah'ın sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini öğrenebilen, fikir yürütebilen bir varlık olan Âdem ve eşi bir cennet evreninde rahat ve kolay şekilde yaşamaktaydı. İblîs'in cennet evrenine paralel olan başka bir evrenden fısıldamasıyla Yüce Allah'ın emrine karşı geldiler. Anında tövbe ettiler. Yüce Allah onların tövbelerini kabul etti. İblîs Âdem'e meydan okumaya devam etti. Âdem de kabul etti. Yüce Allah bu karşılıklı meydan okumanın gerçekleşmesine izin verdi. Âdem'i, eşini ve tüm insanları daha alçak olan şu an içinde bulunduğumuz evrene gönderdi. Aynı şekilde İblîs'i ve onun soyundan olan cinleri de paralel bir evrene yerleştirdi. Sınavın kuralı gereği olarak cinlerin insanların kalp ve beyindeki sinir hücrelerine kuantum seviyesinde kendi paralel evrenlerinden fısıldayabilme izni verildi. Tek yapabildikleri fısıldamaktır. Ne yazık ki insanların çoğu bu sınavı kaybetti. 

4Efendi, komuta eden.

*Ağaçtan.

**Cinsel organ bölgeleri.


(Tâ-Hâ) 20:122
Sonra seçti* onu** Rabbi4; öyle ki tevbe33 etti üzerine (Âdem’in); ve doğru yola kılavuzladı.

4Efendi, komuta eden.

33Dönmek, vazgeçmek.

*Bir resûl olarak.

**Âdem'i.


(Tâ-Hâ) 20:123
Dedi (Allah): "İnin ikiniz aşağıya oradan topluca*; bir kısmınız* bir kısma* bir düşman (olarak); öyle ki ne zaman geldi sizlere* benden bir doğru yola kılavuz**; öyle ki kim tabi oldu doğru yola kılavuzuma**; öyle ki dalalete128 düşmez; ve perişan/mutsuz olmaz."

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*Muhatap tüm insanlar olmuştur.  

**Kutsal kitaplar. Sadece kutsal kitaplar.


(Tâ-Hâ) 20:124
Ve kim yüz çevirdi/kaçındı zikrimden78*; öyle ki doğrusu onadır dar/zor/zayıf/sefil bir yaşam; ve haşrederiz556 onu kıyamet günü148 âmâ (olarak).

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

556Toplamak, bir araya getirmek.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

*Sadece kutsal kitaplar demeyip onlardan yüz çevirenler.

(Tâ-Hâ) 20:130

Öyle ki sabret51 üzerine ne derler onlar; ve tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; Güneş’in doğuşu öncesi; ve batışı öncesi onun; ve gece171 vakitlerinden; öyle ki tesbih31 et; ve taraflarında/etrafında gündüzün170; belki sen razı olursun.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.

3En yüce övgü/methetme.

4Efendi, komuta eden.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam eder.


(Tâ-Hâ) 20:132

Ve emret ahaline/halkına salâtı5; ve bağlan sabırla51 ona (salâta); sormayız sana bir rızık; biz rızıklandırırız seni; ve akıbet892 takvalılaradır21.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

892Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.


(Enbiyâ) 21:10

Ant olsun indirdik sizlere bir kitap (Kur’an); içindedir onun bir zikir/hatırlatma sizlere; öyleyse akletmez562 misiniz?

562İslâm akıl dini değil nakil dinidir diyenlerin vay haline. Yaratılış özelliğimiz olan beyni çalıştırmak, doğruyu yanlıştan ayırmak için beyin hücrelerini bir bilgisayar işlemcisi gibi çalıştırmak, kullanmak. Her şeyi mantık süzgecinden geçirmek. Beynin onayına sunmak. Fikir yürütmek.

(Enbiyâ) 21:20

Tesbih57 ederler gece171 ve gündüz170; gevşemezler/dinmezler.

57Yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede yüzüp ilerlemek.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam eder.


(Enbiyâ) 21:22

Eğer olsaydı ikisinde ilahlar Allah'ın dışında mutlak fesada/kargaşaya uğrardı o ikisi; öyle ki Subhân'dır7 Allah; arşın66 Rabbidir4; vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden (ayrıdır).

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

66Taht/kürsü. Yüce Allah'ın belirli sıfatlarının tecelli etmesiyle oluşmuş olan, çoklu boyutlara sahip bir kürsü, bir platform. Bu kürsü içinde evrenler yaratılmaktadır. Şu an içinde bulunduğumuz evrenimiz de bu kürsünün içindedir. Yargılamanın yapılacağı ahiret evreni, cennet evrenleri ve cehennem evreni yine bu kürsü içinde yaratılacaktır. 

4Efendi, komuta eden.


(Enbiyâ) 21:30
Hiç görmezler mi kâfirlik25 etmiş kimseler ki gökler162 ve yer olmuştu bir bitişik/yapışık387; öyle ki ayırdık* o ikisini; ve yaptık sudan her bir canlı şeyi387; öyle ki iman47 etmezler mi?

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

387Bir şeyin parçalarını birleştirerek onarmak, bitiştirmek, yapıştırmak anlamındır. Göklerin ve yerin bir zamanlar bitişik olduğunun işaret edilmesi büyük patlamaya işarettir.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

Bitişik olan yani tekillik ('singularity') halinde olan gökler ve yer 13.8 milyar yıl önce büyük patlamayla ayrıldı. Boyutlar oluştu. Tek bir kuvvet ayrılarak 4 temel kuvveti oluşturdu. 

(Enbiyâ) 21:31

Ve yaptık yerde/yeryüzünde revâsiye146; ki sarsar (yer) onları (insanları); ve yaptık orada (yerde) geçitler; yollar; belki onlar doğru yola kılavuzlanırlar.

146Sabitleyiciler. Tektonik tabakalar arasındaki yitim/dalma zonlarında mantoya doğru kazık gibi çakılan yapılar. 


(Enbiyâ) 21:34
Ve yapmış değiliz bir beşere432 senden önce ölümsüzlük185; öyle ki eğer (sen) ölsen*; öyle ki onlar ölümsüzler185 mi?
432İnsanoğlu.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Eğer geçişi önemlidir. 'Öldün, yada ölürsün' şeklinde gelmemiştir; 'eğer ölürsen' şeklinde gelmiştir. Yüce Allah yolunda katledilenler ölü değillerdir. Rableri katında rızıklandırılırlar. Cennete giren insanların ilk ölüm haricinde ölüm tatmadıkları bildirildiğine göre resûllerin ve müminlerin de Yüce Allah yolunda katledilenler gibi ölü olmadıkları anlaşılır. Rableri katında rızıklandırılırlar. 2:154, 3:169 ve 44:56 ayetlerine bakınız.    

(Enbiyâ) 21:47
Ve koyarız mizanları658 eşitlikle230 kıyamet günü148 için; öyle ki zulmedilmez257 bir nefse bir şey; ve eğer olduysa ağırlığınca bir hardaldan bir tane geliriz onunla; ve kafi geldi bize hesaplayanlar (olarak).
658Tartı/terazi/ölçen mekanizma.

230Dağıtmak, taksitlere bölerek ödemek, eşitlik, eşit muamele etmek, tarafsızlık, doğruluk, düzgünlük.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Enbiyâ) 21:73

Ve yaptık onları emirler/liderler; doğru yola kılavuzlarlar emrimizle; ve vahyettik603 onlara faaliyet yapmayı; hayırlar/iyilikler; ve ikame572 edenler salâtı5; ve verenler zekâtı10; ve oldular bize kulluk46 edenler.

603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  


(Enbiyâ) 21:79

Öyle ki, kavrattık onu Süleyman'a; ve her birine verdik bir hüküm67; ve bir bilgi; ve boyun eğdirdik Davut'la birlikte dağları; tesbih57 ederler; ve kuşu; ve olduk yapanlar.

67Yargı, karar, değer.

57Yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede yüzüp ilerlemek.


(Enbiyâ) 21:87

Ve sahibi NuN*; gittiği zaman kızgın; öyle ki zannetti ki asla güç yetirmeyiz ona; o durumda nida etti karanlıklar içinde ki: “Yoktur ilah senin dışında; Subhân'sın7 sen; doğrusu ben oldum zalimlerden.”

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

*İki N harfi sahibi. Yunus peygamber işaret edilmiştir.

(Hac) 22:17

Doğrusu iman47 etmiş kimseler; ve yahudileşmiş267 kimseler; ve Sâbiîler266; ve Nasârâlılar268; ve Mecûsiler270; ve kimseler (ki) ortak koştular/şirke girdiler71; doğrusu Allah ayırır* arasını onların kıyamet günü148; doğrusu Allah her bir şey üzerine şahittir/tanıktır.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

267Sadece Tevrat'a tabi olmuş. Tek tanrıcı. Şirke girmemiş. Talmud kitaplarına uyarak sapmamış, müşrik olmamış. Günümüzdeki Yahudilerle uzaktan yakında ilgisi yoktur.

266II. Kiros (Zülkarneyn) zamanında Babil Sürgününden Kudüs’e geri dönmeyen Yahudi kabilelerden çoğalanlar (MÖ 538). Zülkarneyn’in etkisiyle Yahudilik dinini terk edip tek tanrıcı Zerdüştlük dinine dönen kimseler. Kelimenin kök anlamı (صبا) ‘dönmek’ demektir. Dinden dönen kimseleri işaret etmek için kullanılır.

268Sadece İncil'e tabi olmuş Hristiyanlar. Nasârâ'da doğmuş bir elçinin getirdiği kitaba tabi olmuş. İncil sonrası insanların elleriyle yazdıkları masal kitaplarına uyarak sapmamış. Günümüzdeki Hristiyanlarla yakından uzaktan ilgisi yoktur.

270Zerdüşler. Bir peygamber olan II. Kiros'ın yani Zülkarneyn'in öğretisine tabi olanlar.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

*Yüce Allah ortak koşarak Yüce Allah'a iman etmiş kimseleri diğerlerinden direkt olarak ayırır. Bu kimseler cehenneme girdirilir.

Not: 2:62, 5:6922:17 ayetleri cennetlere girmenin minimum/asgari/en az şartlarını bildirmektedir. 22:17 ayetinde ayrıca cehenneme girmemenin yolu olan şirke günahına bir vurgu vardır.  


(Hac) 22:18

Hiç görmez misin ki Allah'a; secde70 eder O'na, kimse göklerdeki ve kimse yerdeki; ve Güneş; ve Ay; ve yıldızlar; ve dağlar; ve ağaç92; ve hareketli canlılar; ve insanlardan çoğu; ve çoğu (insan) hak etti üzerine azabı; ve kimse (ki) aşağılar Allah; öyle ki olmaz ona hiçbir değer veren; doğrusu Allah yapar dilediğini.

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.

92Ağaç dalları gibi dallanmış budaklanmış. Kozmik ağ. Karalık maddenin galaksileri/maddeleri belirli bir şekilde dizmesiyle oluşan yapı.  

*Kozmik ağ. Dallanmış budaklanmış galaksiler sistemi.

(Hac) 22:19
İşte şu ikisi; iki hasım*; hasımlaştılar** Rableri435 hakkında; öyle ki kâfirlik25 etmiş kimselere (ki) kesildi onlara ateşten elbiseler803; dökülür başlarının üstenden hamîm804.
435Yüce Allah'ın uyarısı asla boşuna değildir. İnsanların nebileri bir zaman Rabler edineceğini bilen Rabbimiz bizleri uyarmaktadır. Îsâ'yı Rab edinen Hristiyanlar olacağını, Muhammedi Rab edinen kimseler olacağına Rabbimiz bilmiştir. Günümüzde sadece Kur'an demeyen, sadece Kur'an'a teslim olmayan ancak kendisine müslümanım diyen herkes müşriktir. Rab kelime anlamı olarak 'efendi' demektir. Peygamber efendimiz/rabbimiz buyurduk ki diye başlayan, tamamı zan olan söylentilere/hadislere tabi olanların tamamı kâfir olmuştur, küfretmiştir.   

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

803Yüce Allah 22:19 ayetinde kâfirlere ateşten elbiseler kesileceğini bildirmiştir. Anlarız ki bu kimseler cehennemde radyasyonlu elbiseler giymek zorunda kalacaklardır. Bu elbiseleri giymeseler radyasyon çok daha fazla etkileyecektir. Kötünün iyisi şeklinde radyasyonu emen ancak yine de kendisi radyasyon yayan elbiseler giymek zorunda kalacaklardır.   

804Kaynar. Cehennemde temiz ve soğuk bir su yoktur. Su kaynar ve bir karışım şeklindeki sıvı içindedir. Bu karışık sıvı cehennem gezegenin kendi iç ısısından beslenen kaynaklardan çıkar. Cehennemin kökü/derin olan yerlerde yetişen zakkûm ağacı da bu suyla beslenir. İnsanlar bu zakkûm ağacından yemek için derinlere inerler; bu ağaçtan yedikten sonra karınlarını bu kaynar karşımla doldururlar. Bu kaynar karışım aralıklı olarak başlarının üzerine dökülür.        

*Karşı/zıt taraf.

**Zıtlaştılar, tartıştılar.



(Hac) 22:26

Ve saptadığımız/tespit ettiğimiz zaman İbrahim'e beytin32 mekanını/yerini; ki şirk koşma71 benimle bir şey; ve temizle beytimi32*; etrafta dolaşanlar için; ve dikelmişler/ayağa kalkmışlar/doğrulmuşlar (için); ve rükû11 edenler (için); secde12 edenler (için).

32Topluma ait olan, dini öğretilerin takip edildiği ev, mekân. Kur'an'ın okunup öğrenildiği topluma ait mekân.  

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

11Beynin (bedenle veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi, baş eğmesi.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

*Kimseye ait olmayan, topluma ait olan.  


(Hac) 22:30
İşte budur; ve kim büyütür/büyük yapar haramlarını Allah'ın; öyle ki o bir hayırdır ona Rabbinin4 indinde/katında; ve helal kılındı sizlere en’âm645; dışındadır tilâvet874 edilen üzerinize; artık kaçının rics773 (-den); evsândan786; ve kaçının sahte/yanıltan söylem (-den)

4Efendi, komuta eden.

645Koyun, keçi, deve ve sığır türleri. Eşli olarak sekiz çiftlerdir. Bak. 6:143-144.  874Takip edip okumak, ardından gelmek, sesli okumak, bir metni takip ederek okumak, ardışık gelen/mütevali kelimeleri/harfleri okumak.773Kirli, pis, iğrenç, utanılacak işler yapan.786İdoller; Yüce Allah'a şirk koşma seviyesinde değer verilenler, dinde Yüce Allah'ın kitapları dışında haşa hüküm verme yetkisi olanlar, tapınma seviyesine getirilen objeler/insanlar/nesneler. 



(Hac) 22:35

Kimseler; anıldığı zaman Allah korkar kalpleri; ve sabredenler51 kendileri üzerine isabet edene; ve ikame edenler salâtı5; ve rızıklandırdığımızdan onları infak6 ederler.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  


(Hac) 22:40

Kimseler; çıkarıldılar diyarlarından haksız yere; sadece ki derler: “Rabbimiz4 Allah'tır”; fakat olmasaydı defetmesi Allah'ın insanların bir kısmını onların bir kısmıyla; mutlak yıkılırdı manastırlar; ve kiliseler; ve salâtlar23; ve mescitler16; anılır orada Allah'ın ismi çokça; ve mutlak yardım eder Allah O’na (Allah’a) yardım eden kimseye; doğrusu Allah mutlak Kaviyy'dir72; Azîz'dir37.

4Efendi, komuta eden.

23Müminlerin her gün belirli vakitlerde (sabah ve akşam) yaptığı iki salât ve her hafta toplantı gününde yaptıkları salât. Salâtlar olarak çoğul. 

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.

72Kuvvetli.

37Güç yetiren.


(Hac) 22:41

Kimseler; eğer güçlendirsek/sağlam şekilde yerleştirsek yerde/yeryüzünde; ikame572 ederlerdi salâtı5; ve verirlerdi zekâtı10; ve emrederlerdi marufla291; ve engellerlerdi/yasaklarlardı münkeri82; ve Allah'adır akıbeti892 emirlerin/işlerin.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

82İğrençleştirilmiş, çirkinleştirilmiş. Pasif gelen bir kelimedir. Evrenin kabullerini yani işleyişini bozan uygulamalar mutlak ki çirkinlikle ve iğrençlikle sona erer.  

892Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam.

(Hac) 22:75
Allah saflaştırır meleklerden resûller418 ve insanlardan; doğrusu Allah bir Semî’dir; bir Basîr’dir.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

(Hac) 22:77

Ey iman47 etmiş kimseler! Ve rükû11 edin; ve secde12 edin; ve kulluk edin46 Rabbinize4; ve hayır/iyilik faaliyetinde bulunun; belki de sizler felaha326 kavuşursunuz.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

11Beynin (bedenle veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi, baş eğmesi.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

4Efendi, komuta eden.

326Kurtuluş, başarı.

(Hac) 22:78

Ve mücadele edin Allah uğrunda, gerçek/hak mücadelesi (-yle) onun; O (ki) seçti sizleri; ve yapmış değildir üzerinize dinde122 hiçbir güçlük/zorluk; babanız İbrâhîm'in inanç öğretisidir; O (ki) önceden isimlendirdi sizleri müslim45 (olarak); ve bunda, olması içindir resûlün418 üzerinize bir tanık/bir şahit; ve olmanız içindir sizlerin tanıklar/şahitler insanlar üzerine; öyleyse ikame572 edin salâtı5 ve verin zekâtı10; ve sarılın Allah'a; O'dur mevlânız68; öyle ki bir muhteşem mevlâdır68; ve bir muhteşem nasîrdir69.

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

68Sahip

69Yardımcı, destekçi, arka çıkan, imdada koşan.


(Mü'minûn) 23:2

Kimseler; onlar salâtlarında23 haşyetlilerdir53.

23Müminlerin her gün belirli vakitlerde (sabah ve akşam) yaptığı iki salât ve her hafta toplantı gününde yaptıkları salât. Salâtlar olarak çoğul. 

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.


(Mü'minûn) 23:9

Ve kimseler; onlar kendi salâtlarını23 korurlar.

23Müminlerin her gün belirli vakitlerde (sabah ve akşam) yaptığı iki salât ve her hafta toplantı gününde yaptıkları salât. Salâtlar olarak çoğul. 


(Mü'minûn) 23:28
Öyle ki seviyelendiğin* zaman sen ve senin yanındaki kimse gemi üzerine; öyle ki de ki: "Hamd3 Allah’adır; o ki kurtardı bizleri zalim kavimden."

3En yüce övgü/methetme.

*Bindiğin zaman.


(Mü'minûn) 23:29
Ve de ki: "Rabbim!4 İndir beni bir mübarek139 inişe; ve sensin hayırlısı indirenlerin."

4Efendi, komuta eden.

139Bereketli, uğurlu.


(Mü'minûn) 23:41
Öyle ki tuttu onları sayha839 hakla/gerçekle; öyle ki yaptık onları bir gusâ840; öyle ki bir uzaklıktır* zalimler257 kavmine/toplumuna.
838Çığlık, feryat, bağırma.840Sel sürpüntüsü, sel artığı, selin taşıdığı debris, selin taşıdığı çerçöp.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Zalimler kavmi Allah'ın rahmetinden uzak tutuldu.

(Mü'minûn) 23:91

Edinmiş değildir Allah hiçbir çocuk; ve olmuş değildir O'nunla birlikte hiçbir ilâh74; o zaman; mutlak götürürdü/ilerletirdi her bir ilâh74 yarattığını; ve mutlak yücelirdi/üstünleşirdi bir kısmı onların bir kısım üzerine; Subhân'dır7 Allah; vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden (ayrıdır).

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.


(Mü'minûn) 23:104
Yakar/kavurur yüzlerini ateş834; ve onlar orada* kâlihûdur805.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


805Çoğul kelime. Alt ve üst dudakların geriye çekilerek dişlerin görünür hale gelmesi, sırıtmak anlamında olan kelime cehennemdeki insanların dehşet verici bir görünümde olacaklarını işaret eder. Yüzün yanması ve kavrulmasıyla deri, deri altı yağ ve kas dokusu aşırı serleşir, incelir, kasların etkisiyle üst ve alt dudak geri doğru çekilir ve sabit olan dişler ortaya çıkar. Aslında bu durum kafası ateşe sokulmuş ve yüzleri yanmış hayvanların dişleri ve dudakları gözlemlendiğinde görülebilir. 'Pişmiş kelle gibi sırıtmak' deyimi halk arasında bu nedenle kullanılır. Yüzlerin yanması radyasyon ışıması nedeniyledir.  *Cehennemde.

(Nûr) 24:30
Mümin27 erkeklere de ki "Alçaltsınlar* bakışlarından ve muhafaza** etsinler fürûclarını110"; işte bu; daha saftır onlara; doğrusu Allah bir Habîr’dir466 ürettiklerine.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

110Fürûc kelimesi aralık, açıklık, yarık demektir. Erkeklerin ve kadınların korumak zorunda olduğu cinsel organ bölgelerinin olduğu yerleri işaret eder. 466Haberdar.

*İndirmek, azaltmak, küçültmek. Şehvetle bakmamak.

**Korusunlar.


(Nûr) 24:31
Ve mümin27 kadınlara de ki "Alçaltsınlar* bakışlarından; ve muhafaza etsinler fürûclarını110; ve sergilemesinler** kendilerinin ziynetini854; dışındadır göründüğü ondan***; ve vursunlar örtülerini koyunlarının855 üstüne; ve sergilemesinler** kendilerinin ziynetini854 (ki) dışındadır kocaları ya da babaları ya da kocalarının babaları ya da oğulları ya da kocalarının oğulları ya da erkek kardeşleri ya da erkek kardeşlerinin oğulları ya da kız kardeşlerinin oğulları ya da kendi kadınları ya da sağ ellerinin malik olduğu77 yahut tabiler**** (ki) olmaksızın sahipleri maharet/beceri erkeklerden yahut tıfıl***** kimseler (ki) asla algılamazlar kadınların avratlarına*******  karşı; ve vurmasınlar******** ayaklarını bildirmek için hafiyelik****** ettiklerini kendilerinin ziynetinden854"; ve tevbe33 edin Allah'a karşı topluca ey müminler27! Belki sizler felaha326 ulaşırsınız.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

110Fürûc kelimesi aralık, açıklık, yarık demektir. Erkeklerin ve kadınların korumak zorunda olduğu cinsel organ bölgelerinin olduğu yerleri işaret eder. 

Kadının süsü, dekorasyonu, takısı, bezeği. Yüce Allah yaratılış gereği kadına bir ziynet/süs/takı/bezek olan memeleri bahşetmiştir. Kadını erkekten farklı kılan, kadına ait olan, kadının doğal bir takısı gibi olan bu ikincil seks organları kadınların ziynetidir.  

855İki koltuk arasını birleştiren bir çizginin altında kalan ön bölgedir. Resûl Mûsâ'nın elini soktuğu bölgedir (27:12). 24:3 ayetinde kadınların örtülerini vurmaları gereken yerdir. Bu kısım kadının ziyneti/takısı/süsü olan memeyi de içerir. Sadece ön tarafı işaret eder.

77Sözle/antlaşmayla bir başkasının kısmî kontrolüne giren kadın ve erkek. Örnek; bir savaş nedeniyle mülteci konumuna düşmüş evsiz kadın ve erkeklerin bir kamu yönetimi aracılığıyla belirli kişilerin kısmî kontrolüne bir sözleşmeyle/antlaşmayla verilmesi. Örnek; evde ya da iş yerinde çalışmak için iş ahdi yapmış olan çalışanlar. 

33Dönmek, vazgeçmek.

326Kurtuluş, başarı.

*İndirmek, azaltmak, küçültmek. Şehvetle bakmamak.

**Göstermek, sergilemek, kanıtlamak, açığa vurmak, beyan etmek, açıkça ilan etmek.

***Ziynetten.

****Kadına tabi olanlar yani hizmetçi erkekler.

*****Erkek çocuk.

******Gizlediklerini.

*******Cinsel organ organlar.

********Anlarız ki ayakların yere vurulmasıyla ziynetten gizlenen bazı şeyler hareket etmelidir. Memenin sallanarak  


(Nûr) 24:36

Evlerdedir (kandil); izin verdi Allah ki yükseltilir ve anılır/hatırlanır orada (kandilde) O’nun (Allah’ın) ismi49; tesbih31 eder (evdeki kimse) O'nu (Allah'ı) orada (kandilde); gün doğumu sonrası; ve gün batımı öncesi.

49İsim; Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel isimler/sıfatlar O'nadır.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.


(Nûr) 24:37

Adamlar (ki); oyalamaz onları ticaret; ve de alışveriş; zikrinden Allah'ın; ve ikame572 edenlerdir salâtı5; ve verenlerdir zekâtı10; korkarlar bir günden; ters döner onda kalpler; ve gözler.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 


(Nûr) 24:40

Ya da karanlıklar gibi; muazzam derin bir denizdeki*; kaplar onu (denizi) bir dalga; üstünden onun (dalganın) bir dalga; üstünden onun (denizin) bir bulut; karanlıklar; bir kısmı onun (karanlığın) bir kısmın üstünde; çıkardığı zaman (o kimse) elini asla yakın bile olmaz görür onu (elini); ve kimse (ki) asla yapmaz Allah ona bir nur; öyle ki olmaz ona hiçbir nur.

*Okyanus.

(Nûr) 24:41

Hiç görmez misin (ki) doğrusu Allah'ı; tesbih57 eder O’nu, göklerdeki162 ve yerdeki/yeryüzündeki kimse; ve kuş164; saflar halinde; her biri muhakkak ki bildi kendi salâtını75; ve tesbihini57; ve Allah bilendir onların yaptıklarını.

57Yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede yüzüp ilerlemek.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

164Saflar halinde uçan kuş. Göçmen kuşlar. Kendilerine bahşedilen jeomanyetik GPS sistemini takip ederek yılda iki kez göç etmeleri salâtlarıdır. 

75Bir göçmen kuşun kendisine verilen jeomanyetik GPS sistemini kullanarak bir hedefe doğru (göç) zihnen ve bedenen uçması.



(Nûr) 24:46

Ant olsun indirdik ayetler; apaçık beyanlılar226; ve Allah kılavuzlar dilediği kimseyi dosdoğru bir yola.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.



(Nûr) 24:56

Ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve itaat edin resûle76; belki sizler merhamet829 edilirsiniz.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 

829Anne rahminin içinde büyüttüğü bebeğe göstermiş olduğu her şey merhametin tecelli etmiş halidir. Bebeğin tüm ihtiyaçlarını gidermesi, ona koruma sağlaması merhametin ete kemiğe bürünmesidir. Merhametli olan da bir anne rahmi gibi olandır. İhtiyacı olanları bir anne rahmini şefkati gibi sarıp sarmalı ve tüm ihtiyaçlarını gözetmelidir. 

(Nûr) 24:58

Ey iman47 etmiş kimseler! İzin istesin sizlerden kimseler (ki) malik oldu sağ elleriniz77; ve kimseler (ki) asla ulaşmayanlar erginliğe sizlerden; üç vakitlerde; fecir55 salâtı5 öncesinde; ve öğlende siyâblarınızı853 bir kenara bıraktığınız zaman; ve sonrasında akşam56 salâtı5; üçtür avret/edep (zamanı) sizlere; yoktur sizlere ve yoktur onlara bir günah bunlardan sonra bir kısmınızın bir kısım üzerine dolaşmaları; işte böyledir; beyan226 eder Allah sizlere ayetleri; ve Allah Alîm'dir8; Hakîm'dir9.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

77Sözle/antlaşmayla bir başkasının kısmî kontrolüne giren kadın ve erkek. Örnek; bir savaş nedeniyle mülteci konumuna düşmüş evsiz kadın ve erkeklerin bir kamu yönetimi aracılığıyla belirli kişilerin kısmî kontrolüne bir sözleşmeyle/antlaşmayla verilmesi. Örnek; evde ya da iş yerinde çalışmak için iş ahdi yapmış olan çalışanlar. 

55Şafak/tanyeri/seher.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

853Günlük giyilen kıyafet, giysi. Ev içinde ya da ev dışında günlük olarak giyilir. Cennette giyilen giysiler (18:31, 76:21), cehennemdeki ateşten giysiler (24:58), günlük giysiler (24:68), resûl Muhammed'in günlük giydiği giysiler (74:4). 

56Güneş'in batmasıyla başlar. Gecenin tam kararmasıyla biter.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.



(Nûr) 24:60
Ve otura kalan* kadınlardan bir nikah744 beklemeyenlere; öyle ki olmaz üzerlerine bir günah ki bırakırlar siyâblarını853; olmaksızın cazibeyle sergileyenler ziyneti/süsü; ve ki çekinmeleri bir hayırdır onlara; ve Allah bir Semî’dir; bir Alîm’dir.
744Yetişkin bir erkek ve bir kadın arasında gerçekleşen evlilik/izdivaç bağı/sözleşmesi/misâkıdır. Cinselliği de içeren bu bağa, bu bağdan doğacak olan çocukların sorumluluğunu almaya söz vermekdir. Karşılıklı yapılan bu sözleşmeye aykırı olarak başka kimselerle zina etmemektir. Bu sözleşmeden doğacak olan çocukların babasının kesin olarak kadınla nikahlanmış olan erkeğin olacağını insanlara duyurmaktır, deklere etmektir. Kur'an'da nikahlanmak bir ritüele bağlanmamıştır. Nikahlanmak kolaylaştırılmıştır. Bir yere kadar (2 kez) boşanma da kolaylaştırılmıştır. Biricik dinimiz İslam yani sadece Kur'an insanlara asla eziyet etmez. Nikahlanmak isteyenler karşılıklı olarak bu taleplerini birbirlerine iletirler ve aralarında bir bağ/akit yapmaya kadar verirler. Yaptıkları bu bağı/akti topluma duyururlar ki kadının ve erkeğin nikahlı olduğu bilinsin. İmam nikahı diye bir şey Kur'an'da yoktur. İki kişi arasında gerçekleşen bu bağın topluma duyurulması zorunluluğu vardır. Amaç toplumun bu nikahtan haberdar olmasıdır. Boşanma durumunda da topluma bu durumun bildirilme zorunluluğu vardır. 

853Günlük giyilen kıyafet, giysi. Ev içinde ya da ev dışında günlük olarak giyilir. Cennette giyilen giysiler (18:31, 76:21), cehennemdeki ateşten giysiler (24:58), günlük giysiler (24:68), resûl Muhammed'in günlük giydiği giysiler (74:4). 

*Yaşlanmış.

(Furkan) 25:12
Gördüğü* zaman onları** uzak bir mekandan; işittiler*** onun**** gazabını ve uğultusunu806.

806Cehennemin gazabı ve uğultusu. Hâviye karadeliğinin etrafında gelgit kilitlenmesiyle dönen sekar gezegenine sevk edilen kimselerin duyacağı korkunç uğultudur. Hâviyenin kendisi ses çıkarmaz. Ancak hutame olan akresiyon diski korkunç bir uğultu sesi çıkarır. Disk içindeki gaz türbülanslı hareketler yapar ve bu manyetoakustik dalgalar oluşturur. Diskdeki madde karadeliğe spiraller halinde düşerken sürtünme ve manyetik alanlar etkisiyle ısınır. Bu süreçte çeşitli frekanslarda dalga yapıları oluşur. NASA Perseus galaksi kümesinin merkezindeki karadeliğin sesini kaydetmeyi başardı. Astronomlar karadeliğin gönderdiği basınç dalgalarının kümenin sıcak gazında dalgalanmalara neden olduğunu ve bunların orta Do notasından 57 oktav daha düşük bir notaya çevrilebileceğini keşfettiler.

Cehennemi görmek, sesini dinlemek için

*Cehennem.

**Cehennemlik kimseleri.

***Cehennemlik kimseler.

****Cehennemin.


(Furkan) 25:27

Ve o gün ısırır zalim iki elini; der: “Ah! Keşke edinseydim resûlle418 birlikte bir yol.”

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

(Furkan) 25:28

"Vah bana! Keşke asla tutmasaydım falanı/filanı bir dost."



(Furkan) 25:29

"Muhakkak ki saptırdı beni zikirden78; sonrası geldiği zaman bana o (zikir); ve oldu şeytân29 insan için bir yüzüstü bırakan."

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.



(Furkan) 25:30

Ve dedi resûl418: “Ey Rabbim4! Doğrusu benim kavmim; tuttular bu Kur'an'ı bir terk edilmiş."

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

4Efendi, komuta eden.



(Furkan) 25:37
Ve Nûh kavmi; ne zaman ki yalanladılar resûlleri; öyle ki boğduk onları; ve yaptık onları insanlara bir ayet; ve hazırladık zalimlere elim/acıklı bir azap

(Furkan) 25:53
Ve O ki saldı iki bol suyu236; bu tatlı, lezzetli*; ve bu tuzlu, acı**; ve yaptı ikisinin arasına bir engel/berzah; ve yasaklanmış-menedilmiş bir bariyer.

236Tatlı veya tuzlu fark etmeksizin bol su. Denizler, okyanuslar, yüksek debili nehirler (Nil), göller. 

*Tatlı su; nehirler, göller.

**Tuzlu su; denizler.


(Furkan) 25:58

Ve tevekkül79 et diri olana; ki ölmez; ve tesbih31 et hamd3 ile O’nu; ve kâfidir/yeterlidir (Allah) ona (elçisine); kullarının günahların(-dan) haberdar (olmasıyla).

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.

3En yüce övgü/methetme.



(Furkan) 25:60

Ve denildiği zaman onlara; secde12 edin Rahmân'a1; derler: “Ve nedir Rahmân1? Secde12 eder miyiz (hiç) senin emrettiğine bize”; ve ziyade eder/artırır (denilen) onlara nefreti.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

1En yüce merhametli.



(Furkan) 25:64

Kimseler; olurlar gece171 Rablerine4; secde12 edenler ve dikelenler/ayağa kalkanlar.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

4Efendi, komuta eden.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.



(Furkan) 25:77

De ki: “Önem verir/mühimser değildir sizleri Rabbim4; şayet olmasaydı duanız80; öyle ki muhakkak yalanladınız; öyle ki yakında olur bir lüzum/bir gereklilik."

4Efendi, komuta eden.

80Çağırma.



(Şuarâ) 26:46

Öyle ki kapandılar sihirbazlar secde12 edenler (olarak).

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.



(Şuarâ) 26:106
Dediği zaman onlara kardeşleri Nûh: "Takvalı21 olmaz mısınız?"

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.


(Şuarâ) 26:107
"Doğrusu ben sizlere emin bir resûlüm418."
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

(Şuarâ) 26:108
"Öyle ki takvalı21 olun Allah’a; ve itaat573 edin bana."

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

57371:3, 26:108 ve 26:110 ayetlerinde Nûh peygambere de itaat edilmesi emredilmiştir. Resûle itaat etmek Yücü Allah'ın ayetlerini içeren kutsal kitaplara ya da taş yazıtlara itaat etmektir.


(Şuarâ) 26:109
"Ve sual eder/sorar değilim sizlere ona* karşı hiçbir ecir820 ki ecrim820 ancak alemlerin Rabbine karşıdır."
820Ödül, mükafat.*Yüce Allah'ın risâletini tebliğ etmeye. 

(Şuarâ) 26:110
"Öyle ki takvalı21 olun Allah’a; ve itaat573 edin bana."

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

57371:3, 26:108 ve 26:110 ayetlerinde Nûh peygambere de itaat edilmesi emredilmiştir. Resûle itaat etmek Yücü Allah'ın ayetlerini içeren kutsal kitaplara ya da taş yazıtlara itaat etmektir.


(Şuarâ) 26:111
Dediler: "İman47 eder miyiz sana? Ve tabi olur sana reziller"

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(Şuarâ) 26:112
Dedi (Nûh): "Ve nedir (ki) benim ilmim yapar olduklarına."

(Şuarâ) 26:113
"Doğrusu hesapları onların ancak Rabbime4 karşıdır; şayet farkına varırsanız."

4Efendi, komuta eden.


(Şuarâ) 26:114
"Ve ben müminleri27 kovan/uzaklaştıran değilim."

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Şuarâ) 26:115
"Ki ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

(Şuarâ) 26:116
Dediler: "Eğer asla vazgeçmezsen ey Nûh; muhakkak olursun taşlananlardan."

(Şuarâ) 26:117
Dedi (Nûh): "Rabbim!4 Doğrusu kavmim yalanladı beni."

4Efendi, komuta eden.


(Şuarâ) 26:118
Aç/arala benim aramla ve onların arasını bir açış (-la)/bir aralama (-yla); ve kurtar beni ve benimle birlikte (olan) müminlerden27 kimseyi.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Şuarâ) 26:119
Öyle ki kurtardık onu (Nûh'u) ve onunla (Nûh'a) birlikte (olan) kimseleri yüklü gemide.

(Şuarâ) 26:218

(Allah) ki görür seni; dikeldiğin/ayağa kalktığın zaman.



(Şuarâ) 26:219

Ve çevirmelerini (yüzünü göğe); secde12 edenler içinde.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.



(Neml) 27:3

Kimseler (ki) ikame572 ederler salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar; ahirete onlar; kesinleşirler/emin olurlar.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 



(Neml) 27:12
Ve sok elini ceybine855; çıkar* beyaz olmaksızın bir kötülük/şer/zarar; dokuz ayet içindedir** firavuna karşı ve kavmine/toplumuna onun***; doğrusu onlar oldular fâsık38 bir kavim/toplum.
855İki koltuk arasını birleştiren bir çizginin altında kalan ön bölgedir. Resûl Mûsâ'nın elini soktuğu bölgedir (27:12). 24:3 ayetinde kadınların örtülerini vurmaları gereken yerdir. Bu kısım kadının ziyneti/takısı/süsü olan memeyi de içerir. Sadece ön tarafı işaret eder.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*El.

**Firavun ve kavmine karşı gerçekleşecek dokuz ayet içinde bir ayettir. 

***Firavunun.


(Neml) 27:17

Ve haşredildi/bir araya getirildi Süleyman için orduları onun (Süleyman’ın); cinden91 ve insandan; ve kuş (da); öyle ki onlar sevk edilirler.

91Görünmeyen, gizli, örtülü. Anne rahminde yaratılan fetüs dışardan görülemediği için cenin olarak işaret edilir. Mecnun da aklı örtülmüş, gizlenmiş kimseler için kullanılır. Yeşilliklerle örtülü olması nedeniyle cennet kelimesi de aynı kökten türemiştir. Cin kelimesinin işaret ettiği şey/şeyler Rabbimizin ayette işaret ettiği şeye göre değişir. Bunlar;



(Neml) 27:24

Ve buldum onu (Sebe melikesini) ve kavmini/toplumunu; secde12 ederler Güneş’e, Allah'ın astından; ve süslemiş onlara şeytân29 amellerini-eylemlerini; ve onları engelleyip saptırmış yoldan; böylece onlar doğru yola kılavuzlanmazlar.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.



(Neml) 27:25

Secde12 etmezler mi Allah’a? Ki çıkarır gizliyi/saklıyı göklerde ve yerde; ve bilir gizlediklerini/sakladıklarını; ve açığa vurduklarını.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.



(Neml) 27:39

Dedi cinlerden91 bir ifrit (tilki gibi kurnaz/cingöz): “Ben gelirim sana onunla; öncesi ki kalkarsın makamından; ve doğrusu benim onun üzerine mutlak yeten; güvenilir/emin.

91Görünmeyen, gizli, örtülü. Anne rahminde yaratılan fetüs dışardan görülemediği için cenin olarak işaret edilir. Mecnun da aklı örtülmüş, gizlenmiş kimseler için kullanılır. Yeşilliklerle örtülü olması nedeniyle cennet kelimesi de aynı kökten türemiştir. Cin kelimesinin işaret ettiği şey/şeyler Rabbimizin ayette işaret ettiği şeye göre değişir. Bunlar;



(Neml) 27:61

Yada kimdir; yaptı yeri/yeryüzünü bir kararlı/sakin/dingin; ve yaptı yarığında/açıklığında onun (yerin) nehirler; ve yaptı ona (yere) revâsiye146; ve yaptı bir perde/bariyer/haciz iki bol su236 arasına; bir ilâh74 mı Allah’la birlikte? Evet! Çokları onların bilmezler.

146Sabitleyiciler. Tektonik tabakalar arasındaki yitim/dalma zonlarında mantoya doğru kazık gibi çakılan yapılar. 

236Tatlı veya tuzlu fark etmeksizin bol su. Denizler, okyanuslar, yüksek debili nehirler (Nil), göller. 

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.



(Neml) 27:86

Hiç görmezler mi ki biz yaptık geceyi171 sükûnet bulmaları için onda (gecede); ve görüş sağlayan gündüzü170; doğrusu bundadır mutlak ayetler bir kavim/toplum için; iman47 ederler.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam eder.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.



(Neml) 27:88

Ve görürsün dağları; sanırsın o durağan/sebatlı; ve o yürür/dolaşır yürümesi/dolaşması (gibi) bulutun; üretimidir Allah'ın ki mükemmelleştirdi her bir şeyi; doğrusu O haberdardır ne yaparsınız.



(Neml) 27:93
Ve de ki: "Hamd3 Allah’adır; gösterecek sizlere ayetlerini237 öyle ki tanırsınız/bilirsiniz onu (ayeti); ve senin Rabbin4 gafil* değildir yaptıklarınıza.

3En yüce övgü/methetme.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

4Efendi, komuta eden.

*Aymaz.

(Kasas) 28:32
Sok elini ceybine855; çıkar* beyaz olmaksızın bir kötülük/şer/zarar; ve topla/birleştir kendine kanadını857 korkudan/dehşetten**; işte bu ikisi***; iki delildir*** Rabbinden4 firavuna karşı ve melesine364 onun****; doğrusu onlar oldular bir kavim/toplum bir fâsık38.
855İki koltuk arasını birleştiren bir çizginin altında kalan ön bölgedir. Resûl Mûsâ'nın elini soktuğu bölgedir (27:12). 24:3 ayetinde kadınların örtülerini vurmaları gereken yerdir. Bu kısım kadının ziyneti/takısı/süsü olan memeyi de içerir. Sadece ön tarafı işaret eder.

857Yüce Allah 28:32 ayetinde firavuna ve melesine karşı resûl Mûsâ'ya verdiği bir mucizeyi bizlere bildirmiştir. Mûsâ elini koynuna sokup çıkardığında eli beyaz renkli, görenlere dehşet ve korku salan bir kanada dönüşmüştür. Bu dehşet veren kanadı Mûsâ kendisine topladığında normal el haline dönüşmektedir. Rabbimizin eli kanada dönüştürmesi de boşuna değildir. Mesaj direkt olarak firavun ve kavminedir. Antik Mısır dini inancında sözde tanrıların çoğunun kanatlı olduğu düşünülmekteydi. Bu nedenle Rabbimizin mucizesi fâsıklar olan bu kavme tam olarak nokta atışı bir mucize olmuştur.     

4Efendi, komuta eden.

364Toplumun önde gelenleri, yetkinleri.

38Sapkın, doğru yoldan çıkan.

*El.

**Görenlere dehşet/korku veren kanadı normal el yapmak için vücuduna birleştir/topla.

***Elin beyaz renkli, bir kötülük/şer/zarar içermeden çıkması ve elin dehşet verici bir kanada dönüşmesi. 

****Firavunun.


(Kasas) 28:73

Ve rahmetinden271; yaptı sizlere geceyi171 ve gündüzü170; sükûnet bulmanız için onda (gecede); ve aramanız için O'nun lütfundan; ve belki onlar şükrederler43.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam eder.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.



(Ankebût) 29:14
Ve ant olsun gönderdik Nûh'u kavmine; öyle ki kaldı onların içinde bir bin sene; dışındadır bir elli yıl; öyle ki tuttu onları tufan; ve onlardır zalimler257.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Ankebût) 29:15
Öyle ki kurtardık onu (Nûh'u) ve gemi/tekne ashâbını194; ve yaptık onu* alemlere bir ayet287 .

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.

*Dişil zamir gemiye/tekneye gider.


(Ankebût) 29:45

Oku vahyedileni603 sana kitaptan; ve ikame572 et salâtı5; doğrusu salât5 engeller/meneder fahşâttan81; ve münkerden82; ve mutlak ki zikri78 Allah'ı en büyüktür; ve Allah bilir ürettiklerinizi.

603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

81Vahşetten/fuhuştan/ahlaksızlıktan.

82İğrençleştirilmiş, çirkinleştirilmiş. Pasif gelen bir kelimedir. Evrenin kabullerini yani işleyişini bozan uygulamalar mutlak ki çirkinlikle ve iğrençlikle sona erer.  

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.



(Ankebût) 29:50
Ve dediler: "İndirilmeli değil miydi ona ayetler237 Rabbinden"; de ki: "Ayetler237 ancak Allah'ın indindendir/katındandır; ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  


(Ankebût) 29:51
Ve hiç kâfi gelmez mi onlara ki biz indirdik sana kitabı (Kur'an'ı) (ki) okunur üzerlerine; doğrusu bundadır mutlak bir rahmet271 ve zikir/hatırlatma iman47 eden bir kavim/toplum için.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(Ankebût) 29:57

Her bir nefis201 tadıcıdır ölümü*; sonra bize döndürülürsünüz.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Her nefis ölümü zaten tatmıştır. İlk cennetten çıkarılırken ölerek çıkarıldık. Hepimiz günahkarız, hepimiz zalimiz. Ancak Yüce Allah yolunda katledilenler ve cennetlere girmeyi hak edenlere 2. ölüm yoktur. Yani du dünyada ölmezler. Sadece vefat ettirilirler. Selam yurduna/diyarına vefat melekleri tarafından davet edilirler.

(Ankebût) 29:58

Ve kimseler; iman47 ettiler; ve yaptılar sâlihât18; mutlak yerleştiririz onları cennetten yüksek alanlara; akar altlarından nehirler; ölümsüzler185 orada (cennette); ne muhteşemdir ecri/karşılığı (bunu) yapanların.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 


(Rûm) 30:17

Öyle ki Subhân'dır7 Allah; akşama girdiğiniz zaman; ve sabaha girdiğiniz zaman.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.



(Rûm) 30:31

Dönenler (olun) O'na (Allah'a); ve takvalı21 olun O'na ; ve ikame572 edin salâtı5; ve olmayın müşriklerden36.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.



(Rûm) 30:40

Allah ki yarattı sizleri; sonra rızıklandırdı sizleri; sonra öldürür* sizleri; sonra diriltir sizleri; var mı şirk koştuklarınızdan71 kimse; yapar bunlardan bir şeyden? Subhân'dır7 O; ve yüceldi/üstün oldu (Allah) şirk koştuklarından71.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

*Her insan iki kez öldürülür. 1. ölüm ilk cennet evrenindeki ölümdür. İkinci ölüm ise bu evrendeki ölümdür. Ancak Yüce Allah yolunda katledilenler ve cennetlere girmeyi hak edenlere 2. ölüm yoktur. Sadece vefat ettirilirler. Selam yurduna/diyarına sokulurlar.

(Lokman) 31:4

Kimseler; ikame572 ederler salâtı5; ve verirler zekâtı10; ve onlar; ahirete onlar; kesinleşirler/emin olurlar.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 



(Lokman) 31:10

Yarattı (Allah) gökleri; olmadan kendisini gördüğünüz bir destek/direk; ve attı yere/yeryüzüne revâsiye146; ki sarsar (yer) sizleri; ve yaydı orada (yerde) her bir canlıdan/debelenenden; ve indirdik gökten bir su; ve bitirdik orada (yerde) her bir çiftten; cömert.

146Sabitleyiciler. Tektonik tabakalar arasındaki yitim/dalma zonlarında mantoya doğru kazık gibi çakılan yapılar. 



(Lokman) 31:12
Ve ant olsun verdik Lokmân'a571 hikmet382 ki şükretsin43 Allah'a; ve kim şükreder43 öyle ki ancak şükreder43 kendi nefsi201 için; ve kim kâfirlik25 eder öyle ki doğrusu Allah Ganiyy’dir106; Hamîd’dir107.
571Kendisi bir nebi olmayan bilge kişi.

382Kur'an'ın içerdiği hikmete sahip olmak. Kur'an'ın hikmeti. Hikmetli Kur'an'ın içerdiği hükümlerle hikmetlenmek.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

106Zengin.

107En yüce övgüye/methedilmeye değer.


(Lokman) 31:13
Ve dediği zaman Lokmân oğluna; ve o vaaz653 ediyordu ona; "Ey oğlum! Asla şirk71 koşma Allah'a; doğrusu şirk71 mutlak büyük bir zulümdür257.
653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Lokman) 31:16
Ey oğlum! Doğrusu o eğer olsa hardaldan bir tane ağırlığında; öyle ki olsa içinde bir kaya; ya da göklerde162; ya da yerde; getirir onu Allah; doğrusu Allah Latîf’tir40; Habîr’dir466.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

40Kibar, ince, yumuşak.

466Haberdar.

(Lokman) 31:17

Ey oğlum! İkame572 et salâtı5; ve emret marûfla73; ve engelle/yasakla münkerden82; ve sabret51 sana isabet eden üzerine; doğrusu bu azimden* emirlerdir/işlerdir.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

73Evrensel kabuller/normlar.

82İğrençleştirilmiş, çirkinleştirilmiş. Pasif gelen bir kelimedir. Evrenin kabullerini yani işleyişini bozan uygulamalar mutlak ki çirkinlikle ve iğrençlikle sona erer.  

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

*Engelleri aşma kararlılığından.

(Lokman) 31:18
Ve çevirme yanağını insanlara; ve yürüme yerde bir böbür/kibir (-le); doğrusu Allah sevmez her bir tepeden bakanı; gururlananı/onurlananı.

(Lokman) 31:19
Ve kısıtlı/ölçülü ol yürüyüşünde; ve kıs/alçalt sesinden; doğrusu seslerin daha çirkini/onaylanmayanı mutlak eşeklerin sesidir.

(Secde) 32:13

Ve eğer dileseydik mutlak verirdik her bir nefse201, doğru yola kılavuzunu onun (nefsin); fakat hak oldu kelam/söz benden; mutlak doldururum cehennemi cinden ve insanlardan topluca.

201Benlik, kişilik, öz varlık.



(Secde) 32:15

Ancak ayetlerimize iman47 eden kimseler; (Kur’an) hatırlatıldığı zaman onlara onunla (ayetle); kapandılar secde12 edenler (olarak); ve tesbih31 ettiler hamd3 ile Rablerini4; ve onlar büyüklenmezler.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.

3En yüce övgü/methetme.

4Efendi, komuta eden.



(Ahzâb) 33:1
Ey nebi132*! Takvalı21 ol Allah’a; ve itaat etme kâfirlere25 ve münâfıklara26; doğrusu Allah oldu bir Alîm8; bir Hakîm9.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Resûl Muhammed.


(Ahzâb) 33:2
Ve tabi ol Rabbinden4 vahyedilene603* sana**; doğrusu Allah oldu yaptıklarınıza bir Habîr466.

4Efendi, komuta eden.

603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.466Haberdar.

*Kur'an'a.

**Resûl Muhammed.


(Ahzâb) 33:3
Ve tevekkül79 et Allah'a karşı; ve kâfi geldi/yetti Allah bir vekîl517 (olarak).

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

517Vekalet verilen, birinin işini görmesi için kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği.

(Ahzâb) 33:4
Yapmış değildir Allah bir adama712 onun içinde iki kalpten712; ve yapmış değildir eşlerinizi anneleriniz ki zihâr713 yaparsınız onlardan (eşlerinizden); ve yapmış değildir babalık714 yaptıklarınızı* oğullarınız; işte sizlersiniz; sizlerin ağızlarınızla (söylediğiniz) sözdür; ve Allah der/söyler hakkı/gerçeği; ve O (Allah) kılavuzlar doğru yola.
712Kur'an bir beşer sözü olsaydı mutlak ki içinde birçok çelişki olacaktı. 33:4 ayetinde Rabbimiz bir adamın ("raculin") içinde asla iki kalp olamayacağını bizlere bildirmiştir. Kesinlikle doğrudur. Doğuştan sakatlıklar dahi olsa bir erkekte iki kalp asla olmaz, olamaz. Çünkü bu iki kalp farklı iki pompa gibi çalışacağı için birbirlerini olumsuz etkileyecektir. Ancak Rabbimiz sadece erkekleri özel olarak işaret etmiştir. Kadınları işaret etmemiştir. İnsanlar dememiştir. Kadınların içinde iki kalp hatta daha fazla kalp bulunabilir. Gebe kadınlar içlerinde yavrularının kalplerini de bulundururlar. İkiz veya üçüz gebeliklerde kalp sayısı daha da artar. 713Kelime anlamı olarak sırt, arka demektir. 33:4 ayetinde bir eşe/kadına kocasının zihâr yapması, annelerin durumu ve temelsiz bir söz işaret edildiğine göre anlarız ki bu bir Arap geleneğidir. Eşlerine kızan erkekler bir yemin etmektedirler. "Bundan sonra sen bana anamın sırtı gibisin" dediklerini anlarız. Bu sözle kadın ortada kalmaktadır. Yemin nedeniyle kadına bir cinsel yaklaşma yapamamakta ve aynı zamanda kadını boşamayarak yanında tutmaktadır. Bu durumun temelsiz olduğunu Rabbimiz bizlere bildirmiştir. Rabbimiz söylemle hak gerçeğin değişmeyeceğini bildirmektedir. 714"ed’ıyâ" kelimesi isim kelimesi olup dua etmek, çağırmak, iddia etmek fiilinden türemiş çoğul bir kelimedir. Kelimenin sözlük anlamlarına baktığımızda sahte, üçkâğıt yapmak anlamında olduğunu görürüz. Anlarız ki kelime "Gerçek olmadığı halde sahtenin gerçekmiş gibi iddia edilerek çağrıldığı durumları işaret eder. Çoğu mealde evlatlık oğlan olarak çevrilebilir. Ancak bu tanım yanlıştır ve yanlış anlaşılmalara neden olur. Türkçe de evlatlık kelimesi genellikle eve alınan küçük çocuklar için kullanıldığından bu kelime farklı ve yanlış olarak yorumlanabilir. Oysa kimsesiz erişkin bir oğlana onu eve almadan öz oğluymuş gibi destek olan ve yardım eden, kısacası babalık yapan insanlar vardır. Yüce Allah işte bu durumu işaret etmektedir. Babalık yaptığınız kimseler sizlerin öz oğulları değildir buyurmaktadır. 

*Gerçek olmadığı halde, sahte bir şekilde iddia ettiğiniz şekilde çağırdıklarınız. Gerçek babası olmadığı halde kendisine her konuda babalık yaparak destek olan bir kimseye "baba" diye hitap eden bir erişkin kimse gibi. Gerçek oğlu olmadığı halde ona babalık yaparak destek olduğu bir kimseye "oğlumdur" demesi gibi. Kirvelik geleneğine benzer bir durumdur. Bazı kültürlerde kirvelik babalık gibidir.

Bir sonraki ayette bu kimselerin nasıl çağrılması gerektiği yine "dua, çağırma" kelimesiyle işaret edilmiştir. Buradan net olarak anlarız ki ayette geçen "ed’ıyâ" kelimesi kesinlikle üvey evlat, evlatlık demek değildir. 


(Ahzâb) 33:5
Çağırın* onları babaları (adına); o (ki) daha eşittir/denktir** Allah'ın indinde/katında; öyle ki eğer asla bilmiyorsanız babalarını; öyle ki onlar kardeşlerinizdir dinde; ve velilerdir*** sizlere; ve olmadı sizlere bir günah kendisiyle hata ettiğinizde****; velakin/fakat kalplerinizin niyetlendiğidir/amaçladığıdır***** (bir günah); ve oldu Allah bir Gafûr20; bir Rahîm20.

20Bağışlayan.

*Bir önceki ayette geçen "ed’ıyâ" kelimesinin fiil hali. Bu da bize Rabbimizden güzel bir işarettir.

**Siz onlara destek olup babalık etseniz de  sizler onların gerçek babaları değilsiniz.  Gerçek biyolojik babanın vurgulanması/bilindik kılınması her zaman daha hakkaniyetlidir.

***Yakın koruyucu.

****Hatayla yapılanlar günah olmaz.

*****Kalpten amaçladığınızdır; kalpten niyeti bozduğunuzdur.


(Ahzâb) 33:6
Nebi132* daha velidir28 müminlere27 kendi nefislerinden201; ve eşleri onun*anneleridir717 onların**  ve rahimler715 sahiplerinin bir kısmı daha velidir28 (diğer) bir kısma Allah'ın kitabında müminlerden27 ve muhâcirlerden716; dışındadır ki faaliyete geçirirsiniz velilerinize28 bir marufu291 (ki) oldu (o) bu satırlanmış kitapta.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

201Benlik, kişilik, öz varlık.

717Resûl Muhammed'in eşleri destekleriyle, uygulamalarıyla ve hizmetleriyle müminlere analık/annelik ederler. Kendi doğurmasa bile bir kişiye oğlu/kızı gibi bakan, gözeten kadın o kimseye analık/annelik yapmış olur. Resûl Muhammed'in eşlerine de büyük bir sorumluluk verilmiştir. Bu kadınlar müminleri oğulları/kızları gibi görecek ve onları kendi oğulları/kızlarıymış gibi gözeteceklerdir.        

715Ortak bir kadın rahmine bağlantılı olan kimseler. Bir kadının rahminden doğan erkek ve kadınlar sülaleyi oluşturur. Tüm akrabaları oluşturur. Bir kişi rahimler bağlantısıyla babasını doğuran rahme ve annesi üzerinden annesini doğuran rahme bağlantılıdır.  716Diyarlarından zorla çıkarılmış  kimseler.  

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

*Resûl Muhammed.

**Müminlerin.



(Ahzâb) 33:7
Ve aldığımız zaman nebilerden132 mîsâklarını281 onların; ve senden; ve Nûh'tan; ve İbrahim'den; ve Mûsâ’dan; ve Meryem oğlu Îsa'dan; ve aldık onlardan kapkalın* bir mîsâk281.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

281Antlaşma, sözleşme, ahit, söz.

*Çok sağlam, güçlü.

(Ahzâb) 33:8
Sual etmesi/sorması içindir (Allah’ın) sâdıklığı182 onların sıddıklığından551; ve hazırladı (Allah) kâfirlere25 elim/acıklı bir azap.
182Doğrular, dürüstler.551Her zaman  doğruyu onaylayan, söyleyen, yapan.  

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Ahzâb) 33:9
Ey iman47 etmiş kimseler! Zikredin78 Allah'ın üzerinize (olan) nimetini geldiği zaman sizlere ordular*; öyle ki gönderdik onlara* bir rüzgâr718; ve ordular718 (ki) asla göremezsiniz onu; ve oldu Allah yaptıklarınıza bir Basîr513.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

718Yüce Allah'ın müminlere yardım olarak düşman ordularına karşı gönderdiği yıkıcı yöntemler. Rüzgâr bu yöntemlerden bir tanesidir. Şiddetli bir kum fırtınası düşman ordularını hareket edemez hale getirir. Yüce Allah'ın ayrıca görülemeyen orduları da vardır. Örneğin gözle görülmesi mümkün olmayan bir virüs veya bakteri veya mantar on binlerce  kişiden oluşan bir orduyu darmadağın edebilir.   513Gören.*Düşman orduları, düşman ordularına. 

(Ahzâb) 33:10

Geldiği zaman onlar* üstünüzden ve sizlerden daha aşağıdan; ve kaydığı** zaman bakışlar; ve ulaştı kalpler hançerelere**; ve zanda bulunuyordunuz Allah’a (türlü) zanlar.

*Düşman orduları.

**Vefatlar başladığı zaman.


(Ahzâb) 33:11
İşte orada/o anda belalandırıldı256 müminler27; ve sarsıldılar şiddetli bir sarsıntı (-yla).

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.


27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   


(Ahzâb) 33:12

Ve o zaman diyorlardı münâfıklar26 ve kalplerinde175 bir maraz/hastalık (olan) kimseler; "Vaat etmiş değildir bizlere Allah ve resûlü700 bir aldatma dışında."

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.


700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.


(Ahzâb) 33:13
Ve dediği zaman bir tayfa719 onlardan: "Ey Yesrib* ehli568! Yoktur dikelinen/ayakta durulan yer sizlere**; öyle ki dönün***"; ve izin istiyordu nebiden132 onlardan bir fırka/grup; diyorlardı: "Doğrusu evlerimiz tek gözlüdür****; ve (oysa) değildi o tek gözlü****; arzulamıyorlardı bir firar/kaçma dışında.
719Belirli bir işi yapmak için bir araya gelmiş olan grup. Askeri birlik, bir işi yapan işçiler vb.568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

*Medine.

**Tutunacak durum yoktur sizlere. Başarıya ulaşmak mümkün değildir.

***Dönün Yesrib'e.

****Tek gözlü kalmıştır, savunmasız kalmıştır.


(Ahzâb) 33:14
Velev/şayet (o) girdirilseydi üzerlerine çaplarından* onun; sonra sual edilselerdi/sorulsalardı fitne332 (-den); mutlak gelirlerdi** ona*** ve tereddüt ederler**** değillerdi ona*** biraz dışında.
332Ayartarak doğru yoldan saptırmak.

*Çepeçevre kuşatılsalardı.

**Tabi olurlardı.

***Fitneye.

****Hemencecik tabi olurlardı.


(Ahzâb) 33:15
Ant olsun olmuşlardı ahitleşmiş* Allah'a öncesinde; dönmezler arkalarını (diye); ve olmuşlardı ahde** (karşı) Allah'a bir mesul***.

*Antlaşmış.

**Antlaşmaya.

***Sorumlu.


(Ahzâb) 33:16
De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden643 ya da katledilmekten/katletmekten720; ve o zaman metalandırılmazsınız54 biraz dışında."

643Ölüm genel anlamda bilincin, nefsin, varlığın/bedenin farkındalığın tamamen ortadan kalkmasıdır. Vefatla aynı değildir. Vefat bilincin bedenden çekilme sürecidir. Yüce Allah dilerse vefatı ölümle sonuçlandırmayabilir. Resûl Îsâ'nın durumu gibi. Vefat gerçekleşir. Ancak ölüm gerçekleşmez. Bilinç asla kaybolmaz. Vefat melekleri bu kimseyi Yüce Allah'ın indine/katında bulunan selam diyarına/yurduna davet ederler. Ahiret yurduna/diyarına kadar bu kimse selam diyarında/yurdunda Rabbi tarafından rızıklandırılır. Tam bilinç kaybını yani ölümü tatmamış olur.

2:259 ayetinde 100 sene öldürülüp tekrar diriltilen kişi. Bu kimse mutlak ki ayrıcalıklı bir kimsedir. 2. ölümü tadıp tekrar hayat verilen bir kimsedir. Bu nedenle tek olarak analiz edilmelidir. 

Yıldırım düşmesi sonrası bilinçlerini kaybeden kimseler için kullanılması.

6:162 ayetinde geçen resûl Muhammed'in ölmesinin işaret edilmesi illaki resûl Muhammed'in mutlaka öleceği ya da öldürüleceği anlamına gelmez. 'Öleceksem de, ölürsem de' anlamı vardır. Çünkü cennete girenler bu dünyada ölüm tatmazlar. Mutlak ki resûl Îsâ gibi, tüm resûller gibi resûl Muhammed de ölmemiştir. Sadece vefat ettirilmiştir. Selam yurdunda/diyarında rızıklandırılmaktadırlar. Her nefis ölümü tadıcıdır. Her nefis 1. ölümü yani ilk cennetten çıkış anındaki ölümü zaten tatmıştır. Resûller de dahil.   

720Yüce Allah Kur'an'da  her kelimeyi ve kavramı doğru yerde geçirerek biz kullarına takip edebilmemiz için işaretler koyar. 33:16 ayetinde de tam olarak  böyle bir işaret var. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katledilmekten/katletmekten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katledilmek/katledilmek aynı şey asla değildir. İki kelimeyi "veya", "ya da" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırmıştır. 9:5 ayetinde de katletmenin/katledilmenin direkt olarak öldürmek/ölmek olmadığını anlarız. Katledilen müşrikler daha sonra tutsak edilecektir. Bu da bize ayrıca bir işarettir. Her katletme/katledilme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.  

54Sermaye. Yararlanma.


(Ahzâb) 33:17
De ki: "Kimdir şu kimse ki geri durdurur/önler sizleri Allah'tan; eğer razı olduysa (Allah) sizlere bir kötülüğe veya razı olduysa (Allah) sizlere bir rahmete271; ve bulamazlar (onlar) kendilerine Allah’ın astından bir veli28; ve ne de bir yardım eden."

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.


(Ahzâb) 33:18
Muhakkak bilir Allah engelleyenleri/alıkoyanları onlardan; ve kardeşlerine "haydi toplanıp birleşin bizlere" diyenleri; gelmezler (onlar) zorluğa/sıkıntıya biraz dışında.

(Ahzâb) 33:19
Cimrilerdir/pintilerdir sizlere karşı; öyle ki geldiği zaman korku; görürsün onları bakarlar sana; döner/devrilir gözleri onların kimse gibi (ki) örter bir baygınlık onun üzerini ölümden; öyle ki giderdiği zaman (o) korkuyu; incitirler/yaralarlar sizleri sivri/keskin dillerle; cimrilerdir/pintilerdir hayra karşı; işte bunlar; asla iman47 etmezler; öyle ki boşa çıkardı Allah onların yaptıklarını; ve oldu bu Allah'a karşı bir kolay.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(Ahzâb) 33:20
Hesaplıyorlardı/düşünüyorlardı (ki) birlikler* asla gitmezler**; ve eğer gelseler*** birlikler* isterler ki keşke onlar çölde Arapların**** içinde sual etsinler/sorsunlar***** haberinizden; velev/şayet olsaydılar içinizde katleder35 değillerdi biraz dışında.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

*Düşman birlikleri.

**Geri çekilmezler.

***Gelseler savaşmak için.

****Çölde yaşayan, taraf olmayan, kendi başına yaşayan çöl bedevilerinden olsalar.

*****Kendileri hiç sıkıntıya girmeden uzaktan haberlerinizi alsalar.   


(Ahzâb) 33:21

Ant olsun oldu sizlere Allah'ın resûlünde418 güzel bir örnek/model; kimse için (ki) oldu (o) umar Allah'ı ve ahiret gününü; ve zikretti78 Allah'ı çokça.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.



(Ahzâb) 33:22
Ve ne zaman ki gördüler* müminler27 birlikleri**; dediler: "Bu vaat ettiğidir bizlere Allah'ın ve resûlünün700; ve doğru söylemiş Allah ve resûlü700"; ve ziyade etmiş değildi (bu) onlara bir iman47 ve bir teslimiyet dışında.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Düşman birlikleri gidiyorlar, geri çekiliyorlar.

**Düşman birlikleri.


(Ahzâb) 33:23
Müminlerdendir27 adamlar (ki) sâdık182 kaldılar ahit verdiklerine Allah'a onun* üzerine; öyle ki onlardan** kimi tamamladı adağını***; ve onlardan kimi gözetlerler/bakarlar****; ve değiştirmiş değildiler bir değişmeyi.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

182Doğrular, dürüstler.

*Allah yolunda katledilmeyi/katletmeyi.

**Müminlerden.

***Vaat ettiği Allah yolunda gerekirse katledilmeyi/katletmeyi.

****Tamamlamaya bakarlar.


(Ahzâb) 33:24
Cezalandırması* içindir Allah’ın sâdıkları182 sıddıklıklarıyla551; ve azap etmesi içindir münâfıklara26 eğer dilerse (Allah) ya da tevbe33 etmesi içindir (Allah'ın) onlar üzerine**; doğrusu Allah oldu bir Gafûr20; bir Rahîm2.
182Doğrular, dürüstler.551Her zaman  doğruyu onaylayan, söyleyen, yapan.  

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

33Dönmek, vazgeçmek.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Karşılığını vermesi, mükafatlandırması.

**Bağışlamak istediği kimselere.


(Ahzâb) 33:25
Ve reddetti Allah kâfirlik25 etmiş kimseleri gazaplarıyla*; asla ulaşamazlar bir hayra; ve kâfi geldi/yetti Allah müminlere27 katletmede/katledilmede35; ve oldı Allah bir Kaviyy72; bir Azîz37.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

72Kuvvetli.

37Güç yetiren.

*Öfkeleriyle.

(Ahzâb) 33:26
Ve indirdi onlara* destek** olmuş kitap ehlinden135 kimseleri kalelerinden; ve attı (Allah) kalplerine onların*** panik/korku; bir fırkasını/grubunu katlediyordunuz35; ve esir721 alıyordunuz bir fırkayı/grubu.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

721Katletme/katledilme esnasında teslim olarak silah bırakan kimseler.

*Müşrik ve kâfirlere.

**Anlarız ki bir kalede yaşayan kitap ehlinden kimseler müşrik ve kâfirlerden oluşan birliklere bizzat katılarak ve/veya lojistik anlamda destek olmuşlardır. 

***Kalede bulunan kitap ehlinin.


(Ahzâb) 33:27
Ve varis etti (Allah) sizleri onların* arzına** ve diyarlarına*** ve mallarına; ve bir arz**** (ki) asla ayak basmıyordunuz***** ona; ve oldu Allah her bir şey üzerine bir Kadîr177.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.

*Kitap ehli olan kimselerin kalesine ve çevresindeki araziye.

*Arazilerine.

***Yurtlarına.

****Arazi.

*****Ayak basmanıza bile izin verilmiyordu. Barış döneminde bile asla girmenize izin verilmiyordu.


(Ahzâb) 33:28
Ey nebi132! Eşlerine de ki: "Eğer oldunuzsa arzulayanlar dünya hayatını; ve ziynetini/süsünü onun*; öyle ki yükselin**; metalandırayım54 sizleri; ve salayım/bırakayım sizleri uygun bir salışla/bırakışla."

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

54Sermaye. Yararlanma.

*Dünyanın.

**Kalkın yürüyün, aktifleşin.


(Ahzâb) 33:29
Ve eğer olduysanız* arzulayanlar Allah'ı ve resûlünü700; ve ahiret diyarını; öyle ki doğrusu Allah hazırladı sizlerden muhsinâtlara722 büyük bir ecir820.

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

722Muhsin olan kadınlar. Güzel işler yapan, güzelleştiren kadınlar.820Ödül, mükafat.*Resûl Muhammed'in eşleri.

(Ahzâb) 33:30
Ey nebinin* kadınları! Kim gelir sizlerden apaçık bir fahişelikle490; katlanır723 ona** azap iki kat; ve olmuştur bu Allah'a karşı bir kolay.
490Sınırı aşmak. Evrensel kabuller olan marufun dışına çıkmak. 723Nebinin eşlerini  yapacağı apaçık bir fahişeliğin azabının diğer kadınlara göre iki kat fazla olacağı apaçık bildirilmiştir. Bu da bizlere günahın aynı olmasına karşı kişiden kişiye cezanın artıp azalabileceğine bir kanıttır.  Anlarız ki şartlar/durumlar aynı günah için azabının değişmesine neden olmaktadır. Kur'an'ın inişine tanık olmuş, İslam'a tanık olmuş, nebiyle birebir aynı ev içinde yaşayan kadınların fahişelik günahına girmeleri diğer kadınlara göre daha sapkın olmalarını gerektirdiği için azap da iki kat artırılmaktadır. Açlık nedeniyle bir ekmek çalan bir kişinin hırsızlık cezası ile devletin malını çalıp lüks içinde yaşayan kimsenin hırsızlık cezası elbette aynı olmayacaktır. Müminlerin imanları sonrası küfre girmelerinin cezası da diğer kimselere göre daha fazladır.   

*Resûl Muhammed'in.

**Kadına.


(Ahzâb) 33:31
Ve kim kanaat eder sizlerden* Allah'a ve resûlüne; ve yapar bir sâlih777; veririz ona** ecrini/karşılığını iki kez724; ve hazırladık ona** cömert bir rızık.

777Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik.

724Nebinin eşlerinin Yüce Allah'a ve O'nun resûlüne karşı kanaatkar olmaları ve sâlih işler yapmalarına karşı iki kez ecir/karşılık verileceği apaçık bildirilmiştir. Bu da bizlere sevabın/iyiliğin/sabrın aynı olmasına karşı kişiden kişiye ecrin/karşılığın artıp azalabileceğine bir kanıttır.  Anlarız ki şartlar/durumlar aynı sevap/iyilik/sabır için ecrin/ödülün değişmesine neden olmaktadır. Nebinin eşlerinin işleri gerçekten çok zordur. Yüce Allah onları müminlerin anneleri olarak tanımlamıştır. O konuma getirmiştir. Bu da mutlak ki büyük bir sorumluluk ve zorlukla birlikte gelmektedir. Zor şartlarda yapılan sabrın, direnmenin, kanaatkar olmanın, isyan etmemenin, dayanmanın ecri/ödülü de mutlak ki normal şartlardakine göre daha fazla olmaktadır.

*Nebi Muhammed'in kadınları.

**O kadına.


(Ahzâb) 33:32
Ey nebinin* kadınları! Olmadınız kadınlardan biri** gibi; eğer takvalı21 oldunuzsa öyle ki eğmeyin/yumuşatmayın*** sözlerinizi; öyle ki tamah eder kimse (ki) kalbindedir bir maraz/hastalık; ve deyin maruf291 bir söz.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

*Nebi Muhammed'in.

**Bu kadınlar binlerce erkekle muhatap olmak durumundadır. Bu erkekler içinde münafıklar da vardır. Henüz tam bir mümin olmamış olanlar da vardır. Diğer kadınlardan farklı bir durumda oldukları için Rableri onları kalplerinde hastalık bulunan erkeklere karşı uyarmaktadır. 

***Kelimenin kök anlamı boyun eğmek demektir. Sözler eğilip bükülebilir olursa yanlış anlaşılmalara neden olabilir. 


(Ahzâb) 33:33

Ve vakarlı olun/oturaklı olun* evlerinizde; ve cazibe sergilemeyin* ilk cahiliye cazibe sergilemesi (gibi); ve ikame edin* salâtı5; ve verin* zekâtı10; ve itaat edin76* Allah'a ve resûlüne700; ancak arzu eder Allah gidermek sizlerden pisliği; beyt/ev32 ahalisi! Ve temizler sizleri bir temizlik (-le).

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

32Topluma ait olan, dini öğretilerin takip edildiği ev, mekân. Kur'an'ın okunup öğrenildiği topluma ait mekân.  

*Nebinin kadınları.


(Ahzâb) 33:34
Ve zikredin78* evlerinizde** okunanı*** Allah'ın ayetlerinden389 ve hikmeti303; şüphesiz Allah oldu bir Latîf40; bir Habîr466.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

389Şerefli Kur'an'da 112 numarasız besmele (0. ayet olarak) ve 6234 numaralı ayet olarak toplam 6346 ayet vardır.

Hikmet içeren kitap, hikmetli kitap, hikmetli hükümler içeren kitap. Arapça 'vav' 've' bağlacı vurgulama amaçlı da kullanılır. Daha detaylı inceleme aşağıdaki makaleden okunabilir.

Hikmetli kitap, hikmet içeren kitap: Kur'an.

40Kibar, ince, yumuşak.

466Haberdar.

*Nebinin kadınları.

**Anlarız ki Kur'an'a olan salât evlerde de yapılmaktadır.

***Kur'an'ı.


(Ahzâb) 33:35
Doğrusu müslim45 (erkekler) ve müslim45 (kadınlar); ve mümin27 (erkekler) ve mümin27 (kadınlar); ve kanaat eden (erkekler) ve kanaat eden (kadınlar); ve sâdık182 (erkekler) ve sâdık182 (kadınlar); ve sabreden51 (erkekler) ve sabreden51 (kadınlar); haşyet53 duyan (erkekler) ve haşyet53 duyan (kadınlar); sadaka342 veren (erkekler) ve sadaka342 veren (kadınlar); ve siyam322 eden (erkekler) ve siyam322 eden (kadınlar); ve koruyan (erkekler) fürûclarını110 ve koruyan (kadınlar); ve Allah'ı çokça zikreden78 (erkekler) ve zikreden78 (kadınlar); hazırlardı Allah onlara* bir mağfiret319 ve büyük bir ecir820 .

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

182Doğrular, dürüstler.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

342Kur’an’da 3 tip sadaka vardır. Bunlar;

1-Sadaka-1: Kamu yönetiminin topladığı bir gelir vergisi türü.

Kamu yönetimini 9:60 ayetinde Rabbimiz tarafından zikredilen gruplar için topladığı özel bir kamu vergisi (9:103, 9:58 ve 9:60).

2-Sadaka-2: Kamudan talepleri olan kişi ve kurumların kamu yönetimi ile görüşmeden önce vermesi gereken sadaka vergisi (Kamu harcı).

58:12 ayeti; bu fonda toplanan harç vergileri Sadaka-1 fonuna aktarılır.

3-Sadaka-3: Kişinin kendisinin sadaka vergisi vermesi.

Kamu yönetiminin Sadaka-1’deki gibi bir vergi almadığı kazançlardan kişinin kendisinin topluma kazandırarak verdiği sadaka. Bu tip sadaka vergisi fakirlere verilir. Açıkça verilebilir. Ama gizli verilmesi daha hayırlıdır. Fakirlere verilen sadaka vergisi kesinlikle incitici ve başa kakıcı olmamalıdır. (2:271 ve 2:263)

Detaylı bilgi için;

Sadaka nedir?

322İmtina etmek, çekinmek, sakınmak, uzak durmak anlamındadır. Ramazan ayında (30 gün) siyam/oruç tutulur. Şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt olunca -gün ışığı karanlıkta ilk belirginleştiğinde- başlar ve Güneş batınca biter. Siyam yemekten, içmekten ve cinsel yakınlaşmadan uzak durmaktır. Hasta veya seferde olanlar tutamadıkları günleri Ramazan ayı dışında tutarlar. Tâkatını kullanarak tutabilenlerse bir miskini/açlık sınırında yaşayanı doyurarak bir fidye verirler. Siyam/oruç tutmak da hayırlıdır; fidye vermek de hayırlıdır. Birbirlerine üstünlükleri yoktur. Siyam/oruç gecesi cinsel yakınlaşma serbesttir.    110Fürûc kelimesi aralık, açıklık, yarık demektir. Erkeklerin ve kadınların korumak zorunda olduğu cinsel organ bölgelerinin olduğu yerleri işaret eder. 

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

319Bağışlama, affetme.

820Ödül, mükafat.*Eril çoğul gelen zamir. İşaret edilen erkek ve kadınların tümümü kapsar. Bu da bizlere Arapça gramer olarak eril çoğulla gelen zamirlerin sadece erkekleri değil hem erkekleri hem de kadınları işaret ettiğine güzel bir delil olur.

(Ahzâb) 33:36
Ve olmuş değildir bir mümin27 (erkeğe) ve bir mümin27 (kadına) tamamladığı zaman Allah ve resûlü700 bir emri ki olur onlara seçme/tercih emirlerinden; ve kim asilik eder Allah'a ve resûlüne700; öyle ki muhakkak dalalete128 düşmüştür apaçık bir dalalete128.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.


(Ahzâb) 33:37
Ve o zaman diyordun kimseye* (ki) nimet vermişti Allah ona*; ve nimet vermiştin (sen) ona*: "Tut kendine eşini; ve takvalı21 ol Allah’a"; ve hafiyelik* ediyordun kendi nefsindekine201 (ki) neyse onu Allah açığa çıkarandır; ve haşyet53 duyuyordu*** (nefsin) insanlara; ve (oysa) Allah'a daha haktır ki haşyet53 duyarsın O’na (Allah'a); öyle ki ne zaman tamamladı zeyd725 ondan**** arzuyu/amacı*****; eş yaptık onu**** sana; olmaması içindir müminler27 üzerine bir yasak/engel****** eşlerde (ki) onların babalık714 ettikleri tamamladıkları zaman onlardan******* arzuyu/amacı*****; ve oldu emri Allah'ın faaliyete geçirilen.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

725Resûl Muhammed'in destek olduğu, babalık yaptığı kimse. Evlatlık asla değildir. 33:4 ve 33:37 ayetlerinde "ed’ıyâ" kelimesiyle işaret edilmiştir. Bu kelime isim kelimesi olup dua etmek, çağırmak, iddia etmek fiilinden türemiş çoğul bir kelimedir. Kelimenin sözlük anlamlarına baktığımızda sahte, üçkâğıt yapmak anlamında olduğunu görürüz. Anlarız ki kelime "Gerçek olmadığı halde sahtenin gerçekmiş gibi iddia edilerek çağrıldığı durumları işaret eder. Çoğu mealde evlatlık oğlan olarak çevrilebilir. Ancak bu tanım yanlıştır ve yanlış anlaşılmalara neden olur. Türkçe de evlatlık kelimesi genellikle eve alınan küçük çocuklar için kullanıldığından bu kelime farklı ve yanlış olarak yorumlanabilir. Oysa kimsesiz erişkin bir oğlana onu eve almadan öz oğluymuş gibi destek olan ve yardım eden, kısacası babalık yapan insanlar vardır. Yüce Allah işte bu durumu işaret etmektedir. Babalık yaptığınız kimseler sizlerin öz oğulları değildir buyurmaktadır. Zeyd isimli kimse de resûl Muhammed'in babalık yapıp destek olduğu, ona nimet verdiği bir kimsedir.   

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

714"ed’ıyâ" kelimesi isim kelimesi olup dua etmek, çağırmak, iddia etmek fiilinden türemiş çoğul bir kelimedir. Kelimenin sözlük anlamlarına baktığımızda sahte, üçkâğıt yapmak anlamında olduğunu görürüz. Anlarız ki kelime "Gerçek olmadığı halde sahtenin gerçekmiş gibi iddia edilerek çağrıldığı durumları işaret eder. Çoğu mealde evlatlık oğlan olarak çevrilebilir. Ancak bu tanım yanlıştır ve yanlış anlaşılmalara neden olur. Türkçe de evlatlık kelimesi genellikle eve alınan küçük çocuklar için kullanıldığından bu kelime farklı ve yanlış olarak yorumlanabilir. Oysa kimsesiz erişkin bir oğlana onu eve almadan öz oğluymuş gibi destek olan ve yardım eden, kısacası babalık yapan insanlar vardır. Yüce Allah işte bu durumu işaret etmektedir. Babalık yaptığınız kimseler sizlerin öz oğulları değildir buyurmaktadır. 

*Zeyd.

***Gizlemek, görünmez etmek, saklamak. 3. tekil şahıs resûl Muhammed'i işaret eder. Anlarız ki resûl Muhammed kendi nefsindekini kendisine karşı gizlemeye çalışmaktadır.

***Nefsin. Fiil dişil tekil olarak gelmiştir. Nefsi işaret eder. 

****Kadından.

*****Eş olma istediğinin/arzusunun bitmesi, sonra ermesi.

******Anlarız ki bu tarz evlilikler toplum tarafından yasaklanmış, engellenmiştir. İnsanlar toplumun tepkisinden korkmaktadırlar. Resûl Muhammed bile toplumun tepkisinden çekinmektedir. Yüce Allah bu tarz evliliklerin müminler üzerine haram olmadığını, helal olduğunu göstermek için toplumun tepkisine rağmen resûlü Muhammed'e bu görevi vermiştir.  Resûl Muhammed dışında başka bir kimse bu tarz bir evliliği toplumun tepkisinden korktuğu için asla yapamayacaktı. Bu nedenle Resûl Muhammed'e bu görevin verildiği düşünülür.   

*******Kadınlardan.



(Ahzâb) 33:38
Olmuş değildir nebi* üzerine hiçbir yasak/engel farz497 kıldığında Allah'ın ona*; Allah'ın sünnetidir707 kimselerdeki** (ki) gelip geçti sizlerden önce; ve oldu Allah'ın emri bir kadere bağlanmış kader.
497Uygulamaya koymak, belirlemek, önceden fikslemek/sabitlemek, zorunlu olarak uygulamaya koymak. 707Kanun, uygulama, yöntem, metot.

*Resûl Muhammed, resûl Muhammed'e. 

**Bu uygulama resûl Muhammed'e özel değildir. Daha önceki kimselere de uygulanan bir durumdur. Yasa budur. Bu helaldir.


(Ahzâb) 33:39
Kimselerdir (ki) belagat515 ederler Allah'ın risâletini223; ve haşyet53 duyarlar O’na (Allah'a); ve haşyet53 duymazlar Allah’ın dışında birine543; ve kâfi geldi/yetti Allah bir hesaplayan (olarak).
515Bilgilendirme, mesaj, raporlama, duyuru, ilan, deklarasyon.

223Yüce Allah tarafından gönderilen mesaj, bilgi. 

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

543Haşyet huşu, derin saygıdan yüreğin ürpermesi, bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma demektir. Yüce Allah insanlara haşyet duyulmaması gerektiğini bildirmiştir. Haşyet sadece Yüce Allah'a duyulur. Ancak günümüzde tarikat şeyhlerine, mezhep imamlarına, peygamberlere, sözde hadis/söylenti alimlerine Yüce Allah'a duyulan haşyetten daha fazla haşyet duyulmaktadır.


(Ahzâb) 33:40
Olmuş değildir Muhammed erkeklerinizden birisinin babası*; velakin/fakat resûlüdür418 Allah'ın; ve mührüdür726 nebilerin132; ve oldu Allah her bir şeye bir Alîm8.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

726Kendisine kitap verilmiş olan resûllerin sonuç nebisidir, bitişidir, sonudur. Yüce Allah'ın tamamlanmış dini olan İslam'ı içeren kutsal kitapların son versiyonu olan Kur'an'ı getiren nebidir.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

8Bilen.

*Erkeklerinizden kimsenin biyolojik babası değildir. 



(Ahzâb) 33:41
Ey iman47 etmiş kimseler! Zikredin347 Allah'ı çokça bir zikir (-le)78.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

347Öğrenilen Kur'an ayetlerinin ve Yüce Allah'ın sıfatlarının akla getirilmesi, hatırlanması.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.


(Ahzâb) 33:42

Ve tesbih31 edin O'nu (Allah’ı) sabah/ilk aydınlanma (-yla)/seher (-le)413; ve gün batımı öncesi413.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.

413Zamana bağlı insanın tesbihi aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. Hemen görülür ki tablo insanın uykuda olmadığı her anı kapsar. Böylece anlarız ki Yüce Allah bizlere muhteşem bir şekilde tesbihin her an yapılması gerektiğini bildirmiştir. Evrendeki her şey yaratılış özelliğine göre kendi tesbihini nasıl ki her an yapıyorsa insan da kendi yaratılış özelliği olan beyni kullanarak kendi tesbihi olan Rabbini arayıp bulma eylemini her an yapmalıdır.

Ayet

Tesbih zamanı

24:36

Gün doğumu sonrasında ve gün batımı öncesinde.

33:42

Sabahla/ilk aydınlanmayla/seherle ve gün batımı öncesinde.

19:11

Sabahla/ilk aydınlanmayla/seherle ve akşamla/Güneş’in batmasıyla.

40:55

Sabahla/ilk aydınlanmayla/seherle ve akşamla/gün batımı sonrasında.

20:130

Güneş’in doğuşu öncesinde ve batışı öncesinde;

20:130

Gece vakitlerinde

20:130

Gündüzün iki yanında

50:39

Güneş’in doğuşu öncesinde ve batışı öncesinde

24:36

Gün doğumu sonrasında ve gün batımı öncesinde



(Ahzâb) 33:43

O (Allah) ki salât22 eder sizlere; ve melekleri150 (de) O'nun; çıkarmak için sizleri karanlıklardan aydınlığa/nura; ve oldu O (Allah) müminlere27 bir Rahîm2.

22Yüce Allah’ın kulunu gözünün önünden ayırmaması (52:48); hemen arkasından gözetlemesi/takip etmesi; koruması, kollaması, ilgisiz kalmaması. Yüce Allah’ın kuluna cevap vermesi, değer vermesi.

150Yüce Allah’ın salla eylemini ve salâtını yerine getirmek.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.



(Ahzâb) 33:44
Esenlemesi* onların kavuştukları gün O’na (Allah'a) bir selâmdır642; ve hazırladı** (Allah) onlara cömert bir ecir820.
642Cennete gitmeye hak kazanmış kimseler sadece vefat ettirilir. Öldürülmezler. Yüce Allah yolunda katledilen kimseler nasıl ki ölüler değillerdir gerçek müminler de asla ölüler değillerdir. Rableri katında rızıklandırılırlar. İşte bu rızıklandırmanın nerede olacağını Rabbimiz bizlere 6:127 ve 10:25 ayetlerinde bildirmiştir. Kendi indinde/katında bulunan 'selâm diyarı/yurdu' olarak isimlendirdiği yerde bu kimseleri rızıklandıracaktır. 10:26 ayetinden anlarız ki selam diyarından/yurdundan daha iyisi/güzeli ve daha fazlalıklı olan yerler vardır ve bunlar mutlak ki cennetlerdir. Din gününde kadar bu diyarda kalmayı ve sonrası da cennetlerine girmeyi Yüce Rabbimiz bizlere nasip etsin inşAllah.820Ödül, mükafat.

*Birbirlerini meleklerini müjdelediği selâm diyarıyla esenlerler.

**Selâm diyarında rızıklandırılırlar.


(Ahzâb) 33:45
Ey nebi*! Doğrusu gönderdik seni bir şahit/tanık** (olarak); ve bir müjdeleyen*** ve bir uyaran**** (olarak).

*Resûl Muhammed.

**Kur'an'a tanık olursun.  Kur'an'ın Yüce Allah katından geldiğine şahit/tanık olansın.

***Kur'an'la müjdelersin. Allah'ın Kur'an'da kullarına öğrettiği sıfatlarını müjdelersin. Rahmeti kendisine yazmış olan bir Rabbi müjdelersin. Rahmân ve Rahîm olan bir Rabbi müjdelersin.

****Kur'an'la uyarırsın. Yüce Allah'ın emir ve yasaklarına uyulmadığında, özellikle şirk günahının affının olmadığını ve Rabbin hak edene gereken cezayı gereceğiyle uyarırsın. 


(Ahzâb) 33:46
Ve bir davet edendir* Allah'a doğru; O'nun (Allah'ın) izniyle; ve nurlu** bir sirâctır/lambadır727.
727Lamba. Nuru, aydınlığı kendisinden gelen; nuru, aydınlığı kendisi üreten. Rabbimiz Güneş'i bir sirâc olarak nitelemiştir. 33:46 ayetinde resûl Muhammed'i de bir nurlu sirâc olarak tanımlamıştır. 

*Resûl Muhammed.

**Aydınlık.


(Ahzâb) 33:47
Ve müjdele* müminleri27 ki onlaradır Allah’tan bir büyük bir fazl202.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

202İyi olan şeylerde fazlalıklı olmak, fazlalaştırmak, daha fazlaya sahip olmak, daha fazla yapmak.   

*Özne 2. tekil şahıs. Resûl Muhammed sen müjdele.

(Ahzâb) 33:48
Ve itaat etme kâfirlere25 ve münâfıklara26; ve veda et* eziyetlerine onların; ve tevekkül79 et Allah'a karşı; ve kâfi geldi/yetti Allah bir vekîl517 (olarak).

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

517Vekalet verilen, birinin işini görmesi için kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği.*Terk et/yere bırak eziyetlerini onların.

(Ahzâb) 33:49
Ey iman47 etmiş kimseler! Nikahladığınız744 zaman müminâtları493; sonra boşadınız onları önceden ki temas edersiniz* onlara; öyle ki olmaz** sizlere onların*** üzerlerine bir iddetten652 (ki) iddetlendirirsiniz652 ona****; öyle ki metalandırın54 onları; ve salın onları uygun bir salış (-la).

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

744Yetişkin bir erkek ve bir kadın arasında gerçekleşen evlilik/izdivaç bağı/sözleşmesi/misâkıdır. Cinselliği de içeren bu bağa, bu bağdan doğacak olan çocukların sorumluluğunu almaya söz vermekdir. Karşılıklı yapılan bu sözleşmeye aykırı olarak başka kimselerle zina etmemektir. Bu sözleşmeden doğacak olan çocukların babasının kesin olarak kadınla nikahlanmış olan erkeğin olacağını insanlara duyurmaktır, deklere etmektir. Kur'an'da nikahlanmak bir ritüele bağlanmamıştır. Nikahlanmak kolaylaştırılmıştır. Bir yere kadar (2 kez) boşanma da kolaylaştırılmıştır. Biricik dinimiz İslam yani sadece Kur'an insanlara asla eziyet etmez. Nikahlanmak isteyenler karşılıklı olarak bu taleplerini birbirlerine iletirler ve aralarında bir bağ/akit yapmaya kadar verirler. Yaptıkları bu bağı/akti topluma duyururlar ki kadının ve erkeğin nikahlı olduğu bilinsin. İmam nikahı diye bir şey Kur'an'da yoktur. İki kişi arasında gerçekleşen bu bağın topluma duyurulması zorunluluğu vardır. Amaç toplumun bu nikahtan haberdar olmasıdır. Boşanma durumunda da topluma bu durumun bildirilme zorunluluğu vardır. 493Mümin kadınlar. İman etmiş kadınlar.652Adetli, sayılı. Sayılabilen şeylerin sayısını işaret eder. Sayılı günler vb. 

54Sermaye. Yararlanma.

*Nikahlanmaya rağmen temas olmamışsa.

**Cinsel bir temas olmamışsa kadınlara iddet süresi beklemesini zorlayamazsınız. İddet beklemeden başka birisiyle evlenebilirler.

***Kadınların.

****Kadına.


(Ahzâb) 33:50
Ey nebi*! Doğrusu helal kıldık734 sana (senin) eşlerini ki ecirlerini** verdiğin kimselerdir; yemininle malik olduğunu (ki) Allah'ın feyz verdiğindendir sana; ve amcanın kızlarını; ve halanın kızlarını; ve dayının kızlarını; ve teyzenin kızlarını (ki) seninle beraber hicret etmiş kimselerdir; ve müminât493 bir kadını ki eğer hibe ettiyse*** kendi nefsini nebiye; eğer arzuladıysa nebi ki nikahlamayı744 onu***; bir halistir/özgüdür sana müminlerin astından****; muhakkak bildik farz497 kıldığımızı üzerlerine onların eşlerinde onların; ve sağ ellerini malik oldukları; olmaması içindir sana bir engel/yasak; ve oldu Allah bir Gafûr20; bir Rahîm2.

734Hicret sonrası Yüce Allah'ın sadece Muhammed nebiye has olarak bir nikah kısıtlaması getirdiğini görmekteyiz. 33:50 ayetinde sayılan kadınlar dışında nebi Muhammed bir kadınla evlenmek istese de artık evlenemeyecektir.

Bu sayılan kadınlar dışında nebinin hoşlansa da, evlenmek istese de artık başka bir kadınla evlenme şansı yoktur. 33:50 ayetinde mümin erkeklerin astından geçişi de önemlidir. Müminler böyle bir kısıtlamaya tabi değildir. Diledikleri kadınla ecirlerini vererek evlenme şansına sahiptirler. Bu nedenle ast/daha aşağı geçişi tercih edilmiş olabilir. 


493Mümin kadınlar. İman etmiş kadınlar.744Yetişkin bir erkek ve bir kadın arasında gerçekleşen evlilik/izdivaç bağı/sözleşmesi/misâkıdır. Cinselliği de içeren bu bağa, bu bağdan doğacak olan çocukların sorumluluğunu almaya söz vermekdir. Karşılıklı yapılan bu sözleşmeye aykırı olarak başka kimselerle zina etmemektir. Bu sözleşmeden doğacak olan çocukların babasının kesin olarak kadınla nikahlanmış olan erkeğin olacağını insanlara duyurmaktır, deklere etmektir. Kur'an'da nikahlanmak bir ritüele bağlanmamıştır. Nikahlanmak kolaylaştırılmıştır. Bir yere kadar (2 kez) boşanma da kolaylaştırılmıştır. Biricik dinimiz İslam yani sadece Kur'an insanlara asla eziyet etmez. Nikahlanmak isteyenler karşılıklı olarak bu taleplerini birbirlerine iletirler ve aralarında bir bağ/akit yapmaya kadar verirler. Yaptıkları bu bağı/akti topluma duyururlar ki kadının ve erkeğin nikahlı olduğu bilinsin. İmam nikahı diye bir şey Kur'an'da yoktur. İki kişi arasında gerçekleşen bu bağın topluma duyurulması zorunluluğu vardır. Amaç toplumun bu nikahtan haberdar olmasıdır. Boşanma durumunda da topluma bu durumun bildirilme zorunluluğu vardır. 497Uygulamaya koymak, belirlemek, önceden fikslemek/sabitlemek, zorunlu olarak uygulamaya koymak. 

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Resûl Muhammed.

**Karşılıklarını, mehirlerini.

***Kadın.

****Mümin erkeklere verilen hakların daha astından/aşağısından.


(Ahzâb) 33:51
Bekletirsin/ertelersin* kimini onlardan**, dilediğini; ve sığındırırsın*** kimini kendine, dilediğini; ve bakındığın/aradığın**** kimseyi (ki) kendisini azlettin*****; öyle ki olmaz bir günah üzerine; işte bu daha yakındır****** ki istikrarlı olur gözleri onların ve hüzünlenmezler; ve razı olurlar onların her birine verdiğine; ve Allah bilir kalplerinizdekini; ve oldu Allah bir Alîm8; bir Halîm58.

8Bilen.

58Yumuşak huylu.

*Daha sonra da nikahlayabilirsin.

**Bir önceki ayette sayılan kadınlardan.

***Nikahlayarak evine alırsın, sığındırırsın, barınak/koruma sağlarsın.

****Azletmiş olsan da yanında sığındırmak için bakındığın kadın.

*****İzole ettiğin, serbest bıraktığın kadın.

******Daha idealdir.


(Ahzâb) 33:52
Helal olmaz sana kadınlar734 sonrasında (bunun); ve ne de ki değiştirmen onları* eşlerden; velev/şayet acayip etkilese de seni güzellikleri**; dışındadır yemininin malik olduğu; ve oldu Allah her bir şey üzerine bir Rakîb484.

734Hicret sonrası Yüce Allah'ın sadece Muhammed nebiye has olarak bir nikah kısıtlaması getirdiğini görmekteyiz. 33:50 ayetinde sayılan kadınlar dışında nebi Muhammed bir kadınla evlenmek istese de artık evlenemeyecektir.

Bu sayılan kadınlar dışında nebinin hoşlansa da, evlenmek istese de artık başka bir kadınla evlenme şansı yoktur. 33:50 ayetinde mümin erkeklerin astından geçişi de önemlidir. Müminler böyle bir kısıtlamaya tabi değildir. Diledikleri kadınla ecirlerini vererek evlenme şansına sahiptirler. Bu nedenle ast/daha aşağı geçişi tercih edilmiş olabilir. 


484Gözetleyen.

*Kadınları.

**Daha önceki ayetlerde sayılan kadınlar dışındaki kadınlar.


(Ahzâb) 33:53
Ey iman47 etmiş kimseler! Girmeyin728 nebinin* evlerine dışında ki izin verilir sizlere bir yemeğe doğru; olmaksızın bakanlar/gözetleyenler vaktini onun**; velakin/fakat davet edildiğiniz zaman öyle ki girin; öyle ki yediğiniz zaman öyle ki dağılın; ve aranmayın/bakınmayın hadise/söze; doğrusu işte sizlersiniz; oldu (bu ki) eziyet eder nebiye; öyle ki hayâ hisseder sizlerden; ve (oysa) Allah hayâ hissetmez haktan/gerçekten; ve sual ettiğiniz/sorduğunuz zaman bir meta54; öyle ki sual edin/sorun onlara*** bir engel/yasak arkasından; işte sizlersiniz; daha temizdir kalpleriniz için ve onların kalplerine; ve olmuş değildir sizlere ki eziyet edersiniz Allah'ın resûlüne; ve olmaz ki nikahlarsınız744 eşlerini onun kendisinden sonra ebediyen; doğrusu işte sizlersiniz; oldu (bu) Allah indinde/katında bir büyük.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

728Resûlün evlerine müminler ve münafıklar sürekli olarak gelmektedirler. Muhtemel ki resûlün ve eşlerinin özel hayatları bundan büyük zarar görmüştür. 33:53 ayetinde bu hakkın/gerçeğin Yüce Allah tarafından insanlara bildirildiğini görmekteyiz. Nebi de bir insandır. Günlük yaşamında insanî ihtiyaçları vardır. Bu duruma saygı göstermeniz gereklidir buyurmaktadır Rabbimiz.

54Sermaye. Yararlanma.

744Yetişkin bir erkek ve bir kadın arasında gerçekleşen evlilik/izdivaç bağı/sözleşmesi/misâkıdır. Cinselliği de içeren bu bağa, bu bağdan doğacak olan çocukların sorumluluğunu almaya söz vermekdir. Karşılıklı yapılan bu sözleşmeye aykırı olarak başka kimselerle zina etmemektir. Bu sözleşmeden doğacak olan çocukların babasının kesin olarak kadınla nikahlanmış olan erkeğin olacağını insanlara duyurmaktır, deklere etmektir. Kur'an'da nikahlanmak bir ritüele bağlanmamıştır. Nikahlanmak kolaylaştırılmıştır. Bir yere kadar (2 kez) boşanma da kolaylaştırılmıştır. Biricik dinimiz İslam yani sadece Kur'an insanlara asla eziyet etmez. Nikahlanmak isteyenler karşılıklı olarak bu taleplerini birbirlerine iletirler ve aralarında bir bağ/akit yapmaya kadar verirler. Yaptıkları bu bağı/akti topluma duyururlar ki kadının ve erkeğin nikahlı olduğu bilinsin. İmam nikahı diye bir şey Kur'an'da yoktur. İki kişi arasında gerçekleşen bu bağın topluma duyurulması zorunluluğu vardır. Amaç toplumun bu nikahtan haberdar olmasıdır. Boşanma durumunda da topluma bu durumun bildirilme zorunluluğu vardır. 

*Resûl Muhammed.

**Yemeğin.

***Nebinin eşlerine.


(Ahzâb) 33:54
Eğer açığa çıkarırsanız bir şeyi ya da hafiyelik* ederseniz ona; öyle ki doğrusu Allah oldu her bir şeye bir Alîm8.

8Bilen.

*Gizlerseniz.

(Ahzâb) 33:55
Olmaz bir günah onlara* babalarında ve ne de oğullarında; ve ne de kardeşlerinde; ve ne de (erkek) kardeşlerinin oğullarında; ve ne de (kız) kardeşlerinin oğullarında; ve ne de kadınlarında**; ve ne de sağ ellerinin malik olduklarında; ve takvalı21 olun Allah’a; doğrusu Allah oldu her bir şey üzerine bir Şehîd499.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

499Tanık olan, şahit olan.

*Nebi Muhammed'in eşlerinde. Emir nebinin eşlerinedir. Ayette sayılan kimseler nebinin evlerine geldiklerinde nebinin eşleri bu gelen kimselerde bir yasak/perde arkasından konuşmak zorunda kalmazlar. Ayet diğer kadınlarla ilgili değildir.  Tüm kadınları bağlayacak olan bir emir olmuş olsaydı Yüce Rabbimiz Kur'an'ın birçok yerinde olduğu gibi "Ey mümin kadınlar...", ya da "Mümin kadınlara söyle..." şeklinde gelirdi.

**İletişime geçtikleri kadınlar.


(Ahzâb) 33:56

Doğrusu Allah ve melekleri48 salât22 ederler nebiye132; ey iman47 etmiş kimseler! Salât83 edin ona*; ve teslim olun bir teslim (-le).

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

22Yüce Allah’ın kulunu gözünün önünden ayırmaması (52:48); hemen arkasından gözetlemesi/takip etmesi; koruması, kollaması, ilgisiz kalmaması. Yüce Allah’ın kuluna cevap vermesi, değer vermesi.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

83Hedeflenen bir şeye yüz çevirmeme, ilgisiz kalmama, kale alma, umursama, kayıtsız kalmama, mühimseme, tepkisiz kalmayarak salât edilen şeyi bir hedef belirleyip onu takip etmek, üzerine titreme.


*Nebiye.

(Ahzâb) 33:57
Doğrusu kimseler (ki) eziyet729 ettiler Allah ve resûlüne; mutlak lanet280 etti onlara Allah dünyada ve ahirette; ve hazırladı (Allah) onlara yıpratan/çöktüren bir azap.

729Allah ve O'nun resûlü demek Kur'an demektir. Bu iki kavram birbirlerinden asla ayrılmamalıdır. Kur'an'a yapılan eziyet ise onun rahmet içeren mesajının insanlara ulaşmasına engel olmakta olur. Ya da onun mesajı saptırmakla olur.    

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  


(Ahzâb) 33:58
Ve kimselerdir (ki) eziyet ederler müminlere27 ve müminâtlara493 olmaksızın (onların) kazandıklarıyla; öyle ki muhakkak yüklendiler bir yalan itham/suçlama/iddianame; ve apaçık bir günah.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

493Mümin kadınlar. İman etmiş kadınlar.

(Ahzâb) 33:59
Ey nebi*! Eşlerine; ve kızlarına; ve müminlerin kadınlarına de ki yakınlaştırsınlar üstlerine cilbablarından730; işte bu daha yakındır ki arif** olunurlar; öyle ki eziyet*** edilmezler; ve oldu Allah bir Gafûr20; bir Rahîm2.

730Uzun, dökümlü dış mekan giysisi/elbisesi. Entari/fıstan benzeri dış kıyafet. Şu an Mısır'da erkekler tarafından giyilen gallâbiye olarak isimlendirilen dış kıyafetin kadınlar için olanı. Dökümlü ve yumuşak kumaştan yapılması, ellere ve ayaklara kadar serbestçe hareket ederek Güneş'e karşı koruma sağlaması; entari şeklinde olduğu için esen rüzgarı bacakların arasından tüm vücuda dağıtması gibi özellikleri olduğu için Araplar tarafından tercih edilen bir kıyafettir.

Kelime kökünün (جلب) ithal etmek, cezbetmek anlamları da düşünüldüğünde cilbab ve gallâbiyenin çekici, güzel ithal kumaşlardan yapılması nedeniyle bu ismi almış olduğu düşünülebilir.    

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Nebi Muhammed.

**Bilinirler. Cilbabları görenler onların mümin kadınlardan olduğunu anlarlar. Cilbabın görevi kadını örtme değil onların tanınır olmaları içindir.

***Tacize maruz kalmazlar.


(Ahzâb) 33:60
Mutlak ki eğer asla menetmezse münâfıklar26 ve kimseler (ki) kalplerindedir bir maraz175; ve yalan dedikodular yayanlar şehirde; mutlak zamk gibi yapıştırırız seni onlarla; sonra bitişik/yapışık kalamazlar sana orada biraz dışında.

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.



(Ahzâb) 33:61
Lanetlemişlerdir280; her nerede (-yseler) bulunurlar; alınırlar*; ve katledilirler35 bir katletme35 (-yle).

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

*Tutuklamak anlamında değildir. Tutuklamak kelimesi sabitlemek kelimesiyle işaret edilir. Burada anlam ele almak, elde etmek, kuşatmak anlamındadır. 

(Ahzâb) 33:62
Sünnetidir707 Allah'ın kimselerdeki (ki) gelip geçtiler önceden; ve asla bulmazsın Allah'ın sünneti707 için bir değişim/bedel.
707Kanun, uygulama, yöntem, metot.

(Ahzâb) 33:63
Sual ederler/sorarlar sana insanlar sâatten470; de ki: "Ancak ki ilmi onun* indindedir/katındadır Allah'ın"; ve ne idrak657 ettirir sana? Belki de sâat470 olur bir yakın."
470Kıyamet. Evrenin uzay zaman kumaşının karanlık enerjinin aşırı üflemesi sonucu yırtılması ve evrenin hızla şişirilen (Sur'a üfleme) bir balonun patlaması gibi parçalanması. Yırtıklar ışık hızında tüm evrene yayılacaktır. Parçalanan evren yerçekimi kuvvetiyle tekrar tekillik haline dönecektir. 657Akıl erdirmek, anlamak, kavramak, algılamak. Bir olguya erişmek, kavuşmak, ulaşmak.

*Saatin.

(Ahzâb) 33:64
Doğrusu Allah lanet280 etti kâfirlere25; ve hazırladı onlara* bir seîr809.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

809Çılgın ateş.

*Kâfirlere.


(Ahzâb) 33:65
Ölümsüzlerdir185 orada* ebediyen; bulamazlar bir veli28; ve ne de bir yardım eden.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

*Cehennemde.

(Ahzâb) 33:66
Gündür (ki) çevrilir yüzleri onların ateşte834; derler: "Ey! Keşke bizler itaat etseydik Allah'a; ve itaat76 etseydik resûle418."

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  




(Ahzâb) 33:67
Ve dediler: "Rabbimiz4! Doğrusu bizler itaat ettik sâdatlarımıza731; ve büyüklerimize*; öyle ki dalalete düşürdüler bizleri (sapkın) yola**"

4Efendi, komuta eden.

731Patronlar, efendiler, başlar, liderler, önde gelenler, başkanlar, başbuğlar.

*Önceki nesil olan, büyük saygı duyulan kimseler. Atalar ve babalar dinine itaat etmek.

**Şeytânın sapkın yoluna.   


(Ahzâb) 33:68
Rabbimiz4! Ver onlara azaptan iki kat; ve lanet et onlara büyük bir lanet (-le).

4Efendi, komuta eden.


(Ahzâb) 33:69
Ey iman47 etmiş kimseler! Olmayın kimseler gibi (ki) eziyet ettiler Mûsâ'ya; öyle ki beraat* ettirdi onu** Allah dediklerinden onların; ve oldu (Mûsâ) Allah’ın indinde/katında bir ayrıcalıklı.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Özgürleştirdi, serbestleştirdi.

**Mûsâ'yı.


(Ahzâb) 33:70
Ey iman47 etmiş kimseler; takvalı21 olun Allah’a; ve deyin/söyleyin sadîd732 bir söylem.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

732Doğru, tam yerinde, nokta atışı, dosdoğru.

(Ahzâb) 33:71
Islah316 etsin sizlere yaptıklarınızı; ve mağfiret319 etsin sizlere yanlışlarınızı/suçlarınızı/günahlarınızı; ve kim itaat700 eder Allah'a ve resûlüne734; öyle ki muhakkak başardı (o) büyük bir başarı.

316Düzelmek, iyileşmek.

319Bağışlama, affetme.

700Yüce Allah'ın mesajı olan sadece Kur'an. Yüce Allah'la resûllerinin arası asla ayrılamaz. Muhammed resûl kendisine şerefli elçi aracılığıyla indirilen Yüce Allah'ın mesajını direkt olarak okumuştur. Resûl olarak okuduğu ayetler Yüce Allah'ı temsil ettiği için Allah ve resûlü denildiğinde sadece Kur'an anlarız. Kur'an'ın hükümleri anlarız.

734Hicret sonrası Yüce Allah'ın sadece Muhammed nebiye has olarak bir nikah kısıtlaması getirdiğini görmekteyiz. 33:50 ayetinde sayılan kadınlar dışında nebi Muhammed bir kadınla evlenmek istese de artık evlenemeyecektir.

Bu sayılan kadınlar dışında nebinin hoşlansa da, evlenmek istese de artık başka bir kadınla evlenme şansı yoktur. 33:50 ayetinde mümin erkeklerin astından geçişi de önemlidir. Müminler böyle bir kısıtlamaya tabi değildir. Diledikleri kadınla ecirlerini vererek evlenme şansına sahiptirler. Bu nedenle ast/daha aşağı geçişi tercih edilmiş olabilir. 



(Ahzâb) 33:72
Doğrusu biz arz ettik* emaneti617 göklere162 ve yere ve dağlara; öyle ki reddettiler ki yüklenirler onu**; ve endişelendiler/korktular ondan**; ve yüklendi onu** insan; doğrusu o oldu bir zalim257; bir cahil489.

617Yüce Allah ile yapılan misakın/antlaşmanın kurallarına uyma sorumluluğu. Sadece Yüce Allah'ı Rab edinmek. İblîs'e tabi olmamak. Zor bir sınava girip sınavın şartlarına uyacağının garantisini vermek.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

489Bilgisiz, bihaber, bilinçsizlik, farkındalığı olmayan.

*Sunduk.

**Emaneti, emanetten.



(Ahzâb) 33:73
Azap426 etmesi içindir Allah’ın münâfık26 (erkeklere) ve münâfık26 (kadınlara); ve müşrik36 (erkeklere) ve müşrik36 (kadınlara); ve tevbe33 etmesi (içindir) Allah'ın mümin27 (erkeklere) ve mümin27 (kadınlara) karşı; ve oldu Allah bir Gafûr20; bir Rahîm2.

426Yüce Allah azabı hak etmiş nefsi azaptan kurtarmayarak azap eder. Nefis kendine zulmetmiş ve kendine azap etmiştir. Yüce Allah durup dururken bir nefse azap edici asla değildir.  

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

33Dönmek, vazgeçmek.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Sebe') 34:14

Öyle ki ne zaman tamamladık ona (Süleyman’a) ölümü644*; göstermiş değildi onlara ölümünü* (Süleyman’ın); değneğini/bastonunu (Süleyman’ın) yiyen bir yer/yeryüzü canlısı dışında; öyle ki ne zaman yere kapandı (Süleyman); beyan oldu226 cinne91; ki eğer olsalardı bilirler bilinmeyeni/görünmeyeni/gaybı; kalır değillerdi alçaltıcı/yıkıcı azapta.

644Bir insan için bilincin ortadan kalkması, kaybolması. Bir bayılma nedeniyle bilincin geçici olarak kaybolması da ölüm olarak işaret edilmiştir. İnsanların kendilerinin ölüm olarak tanımları her şey de Kur'an'da ölüm olarak tanımlanmıştır. Ölü toprak gibi, resûl Süleyman'ın bilincinin kaybolarak ölmesi gibi, resûl Muhammed'in ölmesinin işaret edilmesi gibi insanların kendi tanımları olan ölüm de Yüce Allah tarafından ölüm olarak işaret edilir.   

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

91Görünmeyen, gizli, örtülü. Anne rahminde yaratılan fetüs dışardan görülemediği için cenin olarak işaret edilir. Mecnun da aklı örtülmüş, gizlenmiş kimseler için kullanılır. Yeşilliklerle örtülü olması nedeniyle cennet kelimesi de aynı kökten türemiştir. Cin kelimesinin işaret ettiği şey/şeyler Rabbimizin ayette işaret ettiği şeye göre değişir. Bunlar;

*Sizin ölüm olarak tanımladığınız şeyi. Tüm resûller tıpkı resûl Îsâ gibi sadece vefat ettirilmiştir. İnsanların ölüm tanımı gibi bir olay gerçekleşse de gerçek anlamda ölmemişlerdir. Bilinçleri kaybolmadan Yüce Allah'ın indinde/katında bulunan selam diyarına/yurduna yerleştirilmişlerdir ve orada Rableri tarafından rızıklandırılmaktadırlar. Tıpkı Yüce Allah yolunda katledilen kimseler gibi. İnsanlar Yüce Allah yolunda katledilen kimseleri kendi tanımlarıyla ölü olarak görseler de aslında o kimseler gerçek anlamda ölmemektedirler. İnsanlar sadece bu durumun şuuruna varamamaktadırlar; anlayamamaktadırlar.  


(Sebe') 34:20

Ve ant olsun doğru çıkardı onlar* üzerine iblîs84 zannını/varsayımını; öyle ki tabi oldular ona**; dışında bir fırka/bir grup; iman83 edenlerden.

84Yüce Allah'ın arşında bulunan kendisine irade verilmiş olan bir varlık.

83Hedeflenen bir şeye yüz çevirmeme, ilgisiz kalmama, kale alma, umursama, kayıtsız kalmama, mühimseme, tepkisiz kalmayarak salât edilen şeyi bir hedef belirleyip onu takip etmek, üzerine titreme.


*İnsanlar.

**İblîs'e.


(Sebe') 34:21
Ve olmuş değildi ona* onlar üzerlerine hiç bir sultân660; ancak bilindik kılmam içindir kimseyi (ki) iman47 eder ahirete kimseden (ki) o (kimse) ondan kuşku/kuruntu/vehim içindedir; ve (senin) Rabbin4 her bir şey üzerine bir Hafîz’dır613.
660Yetki, salahiyet, otorite.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

4Efendi, komuta eden.

613Koruyan, muhafaza eden, gözeten, himaye eden, devam ettiren.*İblîs'e.

(Sebe') 34:41

Dediler (melekler): “Subhân’sın7 sen; sensin velimiz28”; alçaklıklarından/aşağılıklarından onların; evet! Oldular kulluk46 eder cinne210; çokları onların (insanların) onlara (cinlere) müminlerdir*.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.         

*Alçak/aşağılık bazı insanlar Yüce Allah'a ve Kur'an'a iman edip müminlerden olacaklarına kendilerine fısıldayan cinlere iman ederler; onlara mümin olurlar; onlara tabi olurlar. Yüce Allah'ı ve Kur'an'ı terk ederler. 

(Fâtır) 35:18

Ve üstlenmez/yüklenmez bir yüklenici başkasının yükünü; ve eğer çağırsa bir ağır yük yüklenen, yüklenmeye onu (yükü); yüklenmez (çağrılan) ondan (yükten) bir şey; kaldı ki olsa (bile) yakınlık sahibi; ancak uyarırsın kimseleri; haşyet53 duyarlar Rablerinden4 gaybla62*; ve ikame572 ederler salâtı5; ve kim zekâtlanırsa10 (verirse zekâtı) ; öyle ki ancak zekâtlanmış10 olur (vermiş olur zekâtı) kendi nefsin için; ve Allah'a doğrudur dönüş yeri.

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

4Efendi, komuta eden.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

*Gözleriyle görmedikleri halde.

(Fâtır) 35:27

Görmez misin ki Allah indirdi gökten180 bir su179; öyle ki çıkardık onunla (suyla) meyveler; çeşit çeşit/muhtelif renkleri; ve dağlardan yollar289; beyaz* ve kırmızı**; çeşit çeşit/muhtelif renkleri***; ve simsiyah/kuzguni kara****.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

179Evrenimizdeki ilk su molekülleri (H2O) Tarık (Nötron) yıldızlarını oluşturan Süpernova patlamalarında yaratıldı. Dünya gezegeninin ilk oluşum evresi olan Hadean döneminde yeryüzünde su yoktu. Bol miktarda donmuş su içeren Jüpiter bölgesi asteroidlerinin yeryüzüne çarpmasıyla Dünya gezegenimiz suya kavuştu. Dünyamızın suyu gökten yani uzaydan inmiştir. Rabbimiz ayrıca bu suyu yağmurlarla yine gökten yere indirmektedir.


289Dağların içinde bulunan çeşit çeşit/muhtelif renkte maden damarları. Beyaz (bentonit vb.), kırmızı (bakır vb.) ve kuzguni kara (kömür vb.)

*Bentonit vb.

**Bakır vb.

***Çok farklı renklerde elementler.

****Kömür vb.


(Fâtır) 35:29

Doğrusu kimseler okurlar Allah'ın kitabını; ve ikame572 ettiler salâtı5; ve infak6 ettiler rızıklandırdığımızdan onları; sırlı şekilde/gizlice; ve alenen/bildirerek; umarlar bir ticaret; asla perişan olmaz.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  


(Yâsin) 36:36

Subhân'dır7; ki (Allah) yarattı çiftler hepsinden onun; bitirdiğinden yerin/yeryüzünün; ve nefislerinden onların; ve bilmediklerinden.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.


(Yâsin) 36:83

Öyle ki Subhân'dır7; ki (Allah’ın) elindedir melekûtu/uçsuz bucaksız mülkü her bir şeyin; ve O'na döndürülürsünüz.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.


(Sâffât) 37:62
İşte bu mu bir hayırdır bir bakım* (olarak) yoksa zakkûm801 ağacı mı?
801Cehennemin kökünde çıkan bir ağaç. Cehennem yüzeyinin derinliklerinde bulunan geniş mağara benzeri boşluklarda yetişen bir ağaç. *Gözetilen, bakılan, ağırlanan.

(Sâffât) 37:64
Doğrusu o bir ağaçtır* (ki) çıkar cahîmin808 kökünde**.

808Yangın, yanan, cehennem yangını, cehenneme ait.

*Zakkum.

**Yüzeyin derinliklerinde.


(Sâffât) 37:65
Tomurcuğu onun gibidir ki o (sanki) başlarıdır şeytânların29.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.


(Sâffât) 37:66
Öyle ki doğrusu onlar mutlak yiyenlerdir ondan*; öyle ki dolduranlardır ondan* karınları.
*Zakkûm ağacından.

(Sâffât) 37:67
Sonra doğrusu onlaradır üzerine onun* mutlak bir karışım** bir kaynardan**.

*Yedikleri zakkûm ağacının. 

**Anlarız ki içecekleri tertemiz bir sıvı değildir ve kaynardır. Anlarız ki yeraltı su kaynakları kaynar şekilde ve kontamine bir şekilde çıkmaktadır. Denizli ilimizin Buharkent ilçesinde yerin altında kaynar olarak çıkan suya lütfen bir bakın.  


(Sâffât) 37:68
Sonra doğrusu dönüşleri* mutlak cahîme808 doğrudur.

808Yangın, yanan, cehennem yangını, cehenneme ait.

*Cehennemin derinliklerine inip karınlarını zakkûm ve bir karışım olan kaynarla doldurduktan sonra bir şekilde mecburen yüzeye çıkmak zorunda kalmaktadırlar. Anlarız ki cehennemin kökü/derinlikleri daha kötüdür. Ancak yemek yemek ve su içmek için aşağılara inmek zorundadırlar. Dönüş yine cehennemin yüzeyine olmak zorundadır.

(Sâffât) 37:76
Ve kurtardık onu (Nûh'u) ve ahalisini568 büyük sıkıntıdan/ızdıraptan.
568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 

(Sâffât) 37:77
Ve yaptık zürriyetini380 onun (Nûh'un) (ki) onlar* bakilerdir567.
380Alt nesil, soy. Çoluk çocuk, evlatlar, torunlar vb. 567Bir şeyden artan, geriye kalan, kalıcı olan.*Bir önceki ayetteki ahaliden kimseleri işaret etmesi daha olasıdır. Anlarız ki Nûh'la birlikte kurtulan kimselerin soyları da baki kalmıştır.

(Sâffât) 37:143

O durumda eğer ki o (Yunus) olmasaydı musebbihden85.

85Tesbih eden. Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini arayan.


(Sâffât) 37:158

Ve yaptılar O’nun (Allah’ın) arasında ve cin arasında bir nesep211; ant olsun bildi cin ki onlar mutlak iştirak ettirilenlerdir/katılmaya getirilenlerdir.

211Bağ, soy, köken, hısımlık.


(Sâffât) 37:159

Subhân'dır7 Allah; vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden (ayrıdır).

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.


(Sâffât) 37:166

Ve doğrusu biz; mutlak biziz musebbih85.

85Tesbih eden. Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini arayan.


(Sâffât) 37:180

Subhân'dır7 senin Rabbin4; Rabbidir4 izzetin614; vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden (ayrıdır).

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

4Efendi, komuta eden.

614Güç, yetki, kudret, asla üstesinden gelinemeyen, asla güç yetirilemeyen, her zaman güç yetiren.

(Sâd) 38:18

Doğrusu biz boyun eğdirdik dağları onunla (Davut’la) birlikte; tesbih57 ederler akşamla/gün batımı sonrasıyla ve gün doğumuyla.

57Yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede yüzüp ilerlemek.


(Sâd) 38:24

Dedi (Davut): “Ant olsun, zulmetti sana sormakla/istemekle dişi koyununu senin kendi koyunlarına; ve doğrusu, çoğu karışanlardan/ortaklardan mutlak güçlü gelir bir kısmı onların diğer bir kısmı üzerine; kimseler dışında; inandılar ve yaptılar sâlihât18; ve ne azdır onlar; ve zannetti Davut o durumda denediğimizi onu; öyle ki mağfiret diledi/bağışlanma diledi Rabbinden; ve kapandı yere rükû11 ederek; ve tevbe33 etti.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

11Beynin (bedenle veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi, baş eğmesi.

33Dönmek, vazgeçmek.


(Sâd) 38:69
"Olmuş değildir bana* hiçbir ilim yüce toplulukla/kurulla616 (ilgili) onlar hasımlaşıyorlarken."
616Meleil a’la. Rabbimizin arşında kurulan şerefli varlıkların katıldığı kurul, meclis. *Resûl Muhammed.

(Sâd) 38:71
Dediği zaman (senin) Rabbin4 meleklere48; "Doğrusu ben yaratıcıyım bir beşer432 bir tinden582."

4Efendi, komuta eden.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

432İnsanoğlu.582Islak toprak. Suyla karışık toprak.

(Sâd) 38:72
Öyle ki düzenlendiğim zaman onu*; ve üflediğim (zaman) ona* ruhumdan608; öyle ki kapanın ona* secdeye70.
608Ruh canlandıran demektir. Anlaşılır ki yaratılan cansız bir beşer bedenine bilincin yüklenmesi Yüce Allah'ın kendi canlandırması olan ruhundan üflemesiyle olur. Yüce Allah 'Hayy' sıfatıyla cansız atomları canlandırır. Bilinç kazandırır. Bizlere de Rabbimiz ruhunda üflemiştir. İnsan yaratılış özelliği olarak kıymetli bir varlıktır. Rabbine karşı takvalı olursa şerefli bir varlık olur.  

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.

*Beşeri, beşere.

(Sâd) 38:73
Öyle ki secde70 ettiler melekler48; hepsi onların topluca.

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.


(Sâd) 38:74
Dışında iblîs190; büyüklendi (o) ve oldu kâfirlerden25.

190Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan bir varlık. Kendisini daha üstün görerek Yüce Allah’ın Âdem’e yani insanoğluna secde emrine uymamıştır. Bu nedenle kâfir olmuş bir varlıktır. Âdem’e yani insanlığa karşı meydan okuması Yüce Allah tarafından kabul edilmiştir. Bu nedenle Âdemoğlu olarak yani bilge insanlar olarak bir sınavın içindeyiz. Bu sınavın ana konusu insanoğlu olarak Yüce Allah’a, O’nun arşında verdiğimiz mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye uymaktır. İblîs Âdemoğlunun çoğunun bu antlaşmayı bozarak sınavı kaybedeceği varsayımını yapmıştır. Yüce Allah iblîsin zannında doğru çıktığını bildirmektedir. Çoğu insan antlaşmayı bozmuş ve müşrik olmuştur. İnsanların çoğu da bu nedenle cehennemdedir. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Sâd) 38:75
Dedi (Allah): "Ey iblîs190! Nedir men eden seni secde70 etmekten iki elimle yarattığıma; büyüklendin mi yoksa oldun (mu) yücelerden?"

190Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan bir varlık. Kendisini daha üstün görerek Yüce Allah’ın Âdem’e yani insanoğluna secde emrine uymamıştır. Bu nedenle kâfir olmuş bir varlıktır. Âdem’e yani insanlığa karşı meydan okuması Yüce Allah tarafından kabul edilmiştir. Bu nedenle Âdemoğlu olarak yani bilge insanlar olarak bir sınavın içindeyiz. Bu sınavın ana konusu insanoğlu olarak Yüce Allah’a, O’nun arşında verdiğimiz mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye uymaktır. İblîs Âdemoğlunun çoğunun bu antlaşmayı bozarak sınavı kaybedeceği varsayımını yapmıştır. Yüce Allah iblîsin zannında doğru çıktığını bildirmektedir. Çoğu insan antlaşmayı bozmuş ve müşrik olmuştur. İnsanların çoğu da bu nedenle cehennemdedir. 

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.


(Sâd) 38:76
Dedi (iblîs): "Benim hayırlı (olan) ondan*; yarattın beni bir ateşten** ve yarattın onu*** bir tinden582."
582Islak toprak. Suyla karışık toprak.

*Beşerden. Âdem'den.

**Radyasyon, yakan ışıma.

***Beşeri, Âdem'i.


(Sâd) 38:77
Dedi (Allah): "Öyle ki çık oradan*; öyle ki doğrusu sen racîmsin411."
411Fırlamış, taş gibi fırlatılmış, fırlatılan taş gibi uzaklaşmış.*Cennetten.

(Sâd) 38:78
Ve doğrusu (senin) üzerinedir lanetim280 din gününe109 kadar.

280Uğursuz bırakmak. Yüce Allah'ın lanet etmesi hak etmiş kimseleri rahmetinden uzak tutmasıdır. Rahmetten uzak kalmak tüm uğursuzluklarla karşılaşmak demektir. Bu kimseler bir göz aydınlığı, mutluluk ve huzur asla göremezler.  

109Dinden yani konusu din olacak yargılamanın yapılacağı gün/evre/dönem. Yargılama ahiret evreninde yapılacaktır. 


(Sâd) 38:79
Dedi: "Rabbim! Öyle ki gözetle beni güne kadar (ki) diriltilirler."

(Sâd) 38:80
Dedi (Allah): "Öyle ki doğrusu sen* gözetlenenlerdensin."
*İblîs.

(Sâd) 38:81
Malum/bilinen günün vaktine kadar.

(Sâd) 38:82
Dedi (iblîs): "Öyle ki senin izzetinle614 mutlak doğru yoldan saptırırım onları topluca."
614Güç, yetki, kudret, asla üstesinden gelinemeyen, asla güç yetirilemeyen, her zaman güç yetiren.

(Sâd) 38:83
"Dışındadır kulların (ki) onlardandır muhlis309."

309Halis, saf, katıksız olmuşlar.


(Sâd) 38:84
Dedi (Allah): "Öyle ki haktır/gerçektir; ve haktır/gerçektir (ki) derim."

(Sâd) 38:85
Mutlak doldururum cehennemi senden* ve kimseden (ki) tabi oldu sana* onlardan**; topluca.

*İblîs.

**Beşer. İnsanoğlu.


(Sâd) 38:87
Ki o (Kur'an) ancak bir zikirdir/hatırlatmadır78 alemler203 için.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  


(Sâd) 38:88
Ve mutlak bilirsiniz onun haberini bir zaman/süre sonra.

(Zümer) 39:4

Eğer amaçlasaydı Allah bir çocuk edinmeyi; mutlak saflaştırırdı yarattığından dilediğini; Subhân'dır7 O; O; Allah'tır; Vâhid'tir86; Kahhâr'dır87.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

86Tek

87Zorla boyun eğdiren.


(Zümer) 39:7
Eğer kâfirlik25 ederseniz öyle ki doğrusu Allah Ganiyy’dir106 sizden; ve razı* olmaz kullarına küfre422; ve eğer şükrederseniz43 razı* olur ona sizlere; yüklenmez bir yüklenici başkasının yükünü; sonra Rabbinizedir4 dönüş yeriniz; öyle ki haber verir sizlere yapar olduğunuzu; doğrusu O (Allah) bir Alîm’dir8 göğüslerin zatîne/özüne.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

106Zengin.

422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.

4Efendi, komuta eden.

8Bilen.

*Hoşnut olmaz, istemez, dilemez, onaylamaz.

(Zümer) 39:9

Kimse midir o? Kanaat edendir gece171 vakitleri; secde12 eden; ve dikelen/ayakta duran; hazırlanır ahirete; ve rica eder/talep eder Rabbinin4 rahmetini271; de ki: “Seviyesi aynı olur mu? Kimseler (ki) bilirler; ve kimseler (ki) bilmezler; doğrusu ancak elbâb88 sahipleri hatırlar/öğüt alır.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

4Efendi, komuta eden.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

88Akıl ve mantık. Analitik/rasyonel düşünme.


(Zümer) 39:17
Ve kimselerdir (ki) kaçındılar tâğût442 (-tan) (ki) kulluk ederler ona*; ve yöneldiler/döndüler Allah'a karşı; onlaradır müjde; öyle ki müjdele kullarımı.
442Azgınlık, sınırı aşma, sınırı çiğneme, taşkınlık, tiranlık, despotluk. Din konusunda ise kutsal kitapların hükümlerinin dışına çıkma, kutsal kitaplardan taşma, kutsal kitapların çizdiği hükümleri çiğnemedir. Tevrat'ın tâğûtu Talmud'tur. Kur'an'ın tâğûtu ise hadis kitaplarıdır. *Tâğûda.

(Zümer) 39:18
Kimselerdir (ki) işitirler kavli/kelamı; öyle ki tabi olurlar en güzeline onun*; işte bunlar; kimselerdir (ki) doğru yola kılavuzladı onları Allah; ve işte bunlar; onlardır mantık sahipleri.
*Kavlin/kelamın. Kur'an'a.

(Zümer) 39:23

Allah indirdi en güzelini hadisin89; bir kitap (olarak); müteşâbih90, çift/ikili; ürperir ondan derileri Rablerine4 haşyet53 duyan kimselerin; sonra yumuşar derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine78; işte bu kılavuzudur Allah'ın; doğru yola iletir onunla dilediği kimseyi; ve kimi saptırırsa Allah öyle ki olmaz ona hiç bir kılavuz.

89Söz. Kur'an da bir sözdür. Hak ve gerçek sözdür. Tamamı zan olan hadislerse söylentidir. Hak/gerçek sözler değillerdir. 

90Birbirine benzer.

4Efendi, komuta eden.

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.


(Zümer) 39:67

Ve takdir etmiş değildiler Allah'ı; hak/gerçek kadrini/değerini O’nun; ve yer; topluca avucundadır O’nun; kıyam günü144; ve gökler; dürülenlerdir sağ elinde O’nun; Subhân'dır7 O; ve yüceldi/üstün oldu (Allah) şirk koştuklarından71.

144Ayağa kalkma günü/evresi/dönemi. Yaratılış özelliğinin dikildiği/ayağa kalktığı; bir amaç için ayaklandığı/hareketlendiği gün/evre/dönem. Yargılamanın yapılacağı ahiret evreninin amacına uygun ayağa kalkarak canlandığı, var olduğu gün/dönem/evre. Yeni yaratılan avatar bedenlere bilinçlerin transfer edilmesiyle avatarın bilinçlenerek uyandığı ve ayağa kalktığı gün/dönem/evre.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.


(Mü'min) 40:10
Doğrusu kâfirlik25 etmiş kimselere nida* edildi: "Mutlak ki Allah'ın nefreti daha büyüktür kendi nefislerinize201 (olan) nefretinizden; çağrıldığınız zaman imana47; öyle ki kâfirlik25 ediyordunuz."

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

201Benlik, kişilik, öz varlık.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Seslenildi.

(Mü'min) 40:11
Dediler: "Rabbimiz4! Öldürdün618* bizi iki kez; ve canlandırdın/dirilttin618 bizi iki kez; öyle ki arif olduk/farkına vardık günahlarımızın; öyle ki var mı çıkışa doğru bir yoldan?"

4Efendi, komuta eden.

618Birinci ölüm ilk cennet evreninde olan ölümdür. Bu ölümle insan ilk cennetten günahı nedeniyle çıkarılmıştır. İkinci ölüm ise daha alçak olan şu an içinde yaşadığımız evrende olacaktır. Birinci ölüm sonrası 1. canlanma içinde yaşadığımız evrende gerçekleşmiştir. İkinci canlanma ise ahiret evreninde, kıyam gününde, din gününde Rabbimizin huzurunda olacaktır. Canlanmanın ölüm sonrası geldiğine lütfen dikkat edin. 2 kez ölüm sadece kâfirler içindir. Yüce Allah yolunda katledilenler ve mümin olarak cennetlere gitmeyi hak edenler 2. ölümü tatmazlar. Rablerinin katında rızıklandırılırlar. 2:154, 3:169 ve 44:56 ayetlerini lütfen dikkatli bir şekilde okuyunuz.  

*Fiil geçmiş zaman kipiyle gelmiştir. Mutlak ki daha önce canlı olan bir varlığın öldürülmesi eylemi işaret edilir.

(Mü'min) 40:55

Öyle ki sabret51; doğrusu Allah'ın vaadi haktır/gerçektir; ve istiğfar et/bağışlanma dile günahların için; ve tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; akşamla/gün batımı sonrasıyla; sabahla/ilk aydınlanmayla/seherle.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.

3En yüce övgü/methetme.

4Efendi, komuta eden.


(Mü'min) 40:61

Allah ki yaptı sizlere geceyi171 sükûnet bulmanız için onda (gecede); ve görüş sağlayan gündüzü170; doğrusu Allah mutlak sahibidir bir lütuf insanlara karşı; fakat insanların çoğu şükretmezler43.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam eder.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.



(Mü'min) 40:78
Ve ant olsun gönderdik resûller418 senden önce; onlardan kimini kıssalaştırdık430 sana; ve onlardan kimini asla kıssalaştırmadık430 sana; ve olmuş değildir bir resûle418 ki getirir bir ayet287 Allah'ın izni dışında; öyle ki geldiği zaman emri Allah'ın; tamamlandı hakla/gerçekle; ve hüsrana uğradı orada/zamanda batılla418 uğraşanlar.
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  430Anlatı, öykü.

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.


(Fussilet) 41:25

Ve hedefledik/tanımladık/atadık onlara kardeşler; öyle ki süslediler onlara iki ellerinin arasındakini ve arkalarındakini215; ve hak/gerçek oldu söz/kelam ümmetler305 üzerlerine; muhakkak ki halife65 oldu onlardan önce cinden210 ve insandan; doğrusu onlar oldular hüsrana uğrayanlar.

215İki ellerinin yönlenmesiyle edindikleri şeyleri ve arkalarında bıraktıkları şeyleri.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

65Sonrası gelen, halef.

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.         


(Fussilet) 41:29

Ve dedi kâfirlik25 etmiş kimseler: “Rabbimiz4! Göster bize ikisini; dalalete128 sürükledi ikisi bizleri; cinden210 ve insandan; koyalım/yapalım ikisini ayaklarımızın altına; olmaları için sefillerden.”

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

4Efendi, komuta eden.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.         


(Fussilet) 41:37

Ve ayetlerindendir gece171 ve gündüz170; ve Güneş; ve Ay; secde12 etmeyin Güneş’e; ve de Ay’a; ve secde12 edin Allah'a; ki yarattı onları; eğer olduysanız sadece O'na (Allah’a) kulluk46 eder.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam eder.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  


(Fussilet) 41:38

Öyle ki eğer büyüklendilerse; öyle ki kimseler; Rabbinin4 indinde/katında; tesbih57 ederler O'nu (Allah’ı); geceyle171 ve gündüzle170; ve onlar bıkmazlar/yorulmazlar.

4Efendi, komuta eden.

57Yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede yüzüp ilerlemek.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam eder.


(Fussilet) 41:53
Göstereceğiz onlara ayetlerimizi âfâkta/ufuklarda ve kendi nefislerinde201; ta ki beyan226 olur onlara ki o (Kur’an) haktır/gerçektir; ve kâfi gelmez mi asla senin Rabbin4 ki O her bir şey üzerine Şehîd’tir499.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

4Efendi, komuta eden.

499Tanık olan, şahit olan.

(Şûrâ) 42:6
Ve kimselere (ki) edindiler O’nun* astından evliya212; Allah bir hafîzdir613 üzerlerine; ve değilsin sen üzerlerine bir vekîl517.

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

613Koruyan, muhafaza eden, gözeten, himaye eden, devam ettiren.517Vekalet verilen, birinin işini görmesi için kendi yerine bıraktığı veya yetki verdiği.*Allah'ın.

(Şûrâ) 42:10

Ve kendisinde ihtilafa/anlaşmazlığa düştüğünüz bir şeyden; öyle ki hükmü onun Allah’adır; işte sizlere Allah; Rabbim4!; O'na tevekkül79 ettim ve O'na sürekli dönerim.

4Efendi, komuta eden.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.



(Şûrâ) 42:15
Öyle ki işte bunun için; öyle ki çağır ve dik dur emrolunduğun gibi; ve tabi olma hevalarına onların; ve de ki: "İman47 ettim Allah'ın kitaptan* indirdiğine; ve emrolundum adaleti680 gözetmeye aranızda; Allah (ki) Rabbimiz4 ve Rabbinizdir4; bizedir yaptıklarımız ve sizleredir yaptıklarınız; olmaz bir hüccet625 aramız ve aranızda; Allah toplar/bir araya getirir aramızı; ve O’na** doğrudur dönüş yeri."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.

4Efendi, komuta eden.

625Hacc kelimesinin isim hali. Doğru yönelişi kanıtlayan delil. Bir önermenin doğruluğunu ispat etmeye yarayan önerme, tanıt.

*Kur'an.

**Allah'a.


(Şûrâ) 42:18
Acele ederler ona* kimseler (ki) iman47 etmezler ona*; ve (oysa) iman47 etmiş kimseler endişelenenlerdir**  ondan***; ve bilirler ki o**** haktır/gerçektir; değil mi (ki) doğrusu sâatte470 karşı çıkan kimseler***** mutlak bir dalalettedir128.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

470Kıyamet. Evrenin uzay zaman kumaşının karanlık enerjinin aşırı üflemesi sonucu yırtılması ve evrenin hızla şişirilen (Sur'a üfleme) bir balonun patlaması gibi parçalanması. Yırtıklar ışık hızında tüm evrene yayılacaktır. Parçalanan evren yerçekimi kuvvetiyle tekrar tekillik haline dönecektir.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*Saate.

**Kaygı duyanlardır.

***Saatten.

****Saat.

*****Saatin geleceğine karşı çıkanlar, saatin varlığına itiraz edenler. 


(Şûrâ) 42:32

Ve ayetlerindendir237 O’nun (Allah'ın); akanlar238 bol suda236; dağlar gibi.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

238l-cevâri (ٱلْبَحْرِ) kelimesi kökü (جري) olup akmak (flow), cereyan yapmak (stream) anlamındadır. Ayette isim kelimesi ve çoğul olarak gelmiş olup ‘akanlar’ anlamındadır. Bu kelimenin asıl anlamı dışında ‘gemiler’ olarak çevrilmesi asla doğru değildir. Bol suyla ilgili 42:32 ve 55:24 ayetlerinde geçer. Bol suda yükseltilmiş olan, dağlar gibi olan bu su akımları okyanus kıyılarında gözlenen çıkma ve inme akımlarıdır. Rüzgârlar nedeniyle ortaya çıkarlar. Sabırla ve şükretmekle direk bağlantılı olan balıkçılıkla direkt olarak ilgilidirler. Dünya balıkçılığının %25'i Rabbimizin işaret ettiği bu su akımları sayesinde gerçekleşir.   

Dağ gibi gemiler mi? Yoksa dağ gibi dikey deniz akımları mı? Kur’an’ın 2024 yılı mucizesi. 

236Tatlı veya tuzlu fark etmeksizin bol su. Denizler, okyanuslar, yüksek debili nehirler (Nil), göller. 



(Şûrâ) 42:33

Eğer dilerse (Allah) sakinleştirir rüzgarı; öyle ki kalakalırlar (akanlar) hareketsiz/durağan; arka tarafına doğru onun (bol suyun); doğrusu bundadır mutlak ayetler her bir sabreden51, şükreden43 için.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

43Teşekkür etmek. Minnettar olmak. Şükran (iyilik bilmek; gönül borcu) sahibi olmak.



(Şûrâ) 42:38

Ve kimseler; cevap verdiler/icabet ettiler Rablerine4; ve ikame572 ettiler salâtı5; ve işleri/emirleri şuradır/danışmadır aralarında; ve rızıklandırdığımızdan infak6 ederler.

4Efendi, komuta eden.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  


(Şûrâ) 42:51
Ve olmuş değildir bir beşere ki kelam531 eder ona Allah; dışındadır bir vahiy603 ya da bir perde arkasından ya da gönderir (Allah) bir resûl*; öyle ki vahy eder (resûl) O’nun (Allah’ın) izniyle dilediğini ( Allah’ın); doğrusu O (Allah) Aliyy’dir373; Hakîm’dir9.

53142:51 ayetinde Yüce Allah bir beşere doğrudan kelam etmesinin asla olmayacağını bildirmiştir. Kelam 3 yöntemle olur.

Kişiye doğrudan vahiyle; Mûsâ'nın annesine yapılan vahiy.

Bir perde arkasından;  ağaç yada ateş gibi ara bir madde/perde arkasından. Mûsâ'nın Tur dağında ateş üzerinden vahiy alması. Muhammed'in ise ağaç üzerinden vahiy alması. 

Şerefli bir elçi göndererek; evrenimizin bir üst boyutundan bulunan Cibrîl, Rakim yoldaşları gibi varlıklar Yüce Allah'ın vahyini beşere yine O'nun izniyle vahy ederler.


603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.

373Aşkın, her şeyden daha üstün, daha yüksek.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

Cibrîl benzeri şerefli resûller/elçiler.


(Şûrâ) 42:52
Ve işte böyledir; vahyettik603 (senin) üzerine bir ruh279 emrimizden; idrak657 eder olmuş değildin kitabı* ve ne de imanı47**; velakin/fakat yaptık onu*** bir nur; doğru yola kılavuzlarız onunla*** dilediğimiz kimseyi kullarımızdan; ve doğrusu sen mutlak doğru yola kılavuzlarsın****; dosdoğru bir yol doğru124.
603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.279Ruh canlandıran demektir. Evrenimizi bir üst boyuttan saran, 2D zar olan Levh-i Mahfûz'daki bilgiyi evrenin içine ileten, ışık hızında hareket eden mekanizmadır. Evrenin en küçük yapı taşları olan sicimlerin nasıl titreşeceği bilgisini taşır. Levh-i Mahfûz bilgi içeren bir 2D film şeridiyse, onu duvara yansıtan ruhtur. Duvardaki yansıma da evrendir. Anlaşılır ki Cibrîl gibi, Ashab-ı Rakim gibi Levh-i Mahfûz'u yeniden kodlama yetkisi verilen şerefli elçilerin kodladıkları bu bilgiyi evrene yansıtan ruh da mutlak ki kutsaldır. Asla değiştirilemez. Dışardan asla müdahale edilemez. Gerçekleşmesi asla önlenemez. Evrenin dışında bulunan başka varlıklar da bu kutsal canlandıran yansımaya asla müdahale edemez. 657Akıl erdirmek, anlamak, kavramak, algılamak. Bir olguya erişmek, kavuşmak, ulaşmak.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

124Sırâtel mustakîm. Tek ve dosdoğru yol; sadece Kur'an.

*Kutsal kitabı.

**Kesin delillere dayanan bir iman/inanç idrakın/algılaman yoktu.

***Kur'an'ı. Kur'an'la.

****Sen de Kur'an ile doğru yola kılavuzlarsın.


(Zuhruf) 43:13

Seviyelenmeniz/binmeniz için sırtlarına doğru onun; sonra hatırlarsınız Rabbinizin4 nimetini; seviyelendiğiniz/bindiğiniz zaman onun üzerine; ve dersiniz: “Subhân'dır7; ki (Allah) boyun eğdirdi bizlere bunu; ve olmuş değildik ona (boyun eğdirmeyle) bağlantılılar/birliktelik sahipleri.

4Efendi, komuta eden.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.


(Zuhruf) 43:57
Ve ne zaman ki darp edilir* Meryem oğlu bir misal870 (olarak); (o) zaman senin** kavmin/toplumun ondan*** yan dönerler/uzaklaşırlar.
870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

*Ortaya vurulur.

**Resûl Muhammed.

***Misalden.


(Zuhruf) 43:58
Ve dediler*: "İlâhlarımız74** mı hayırlıdır yoksa o*** mu?"; darp etmiş**** değillerdir onu***** sana****** dışında bir mücadele; evet; onlar hasım bir kavimdir/toplumdur.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

*Resûl Muhammed'in kavmi/toplumu.

**Sözde ilâhlar.

***Îsâ.

****Ortaya vurmuş.

*****Misali.

******Resûl Muhammed.


(Zuhruf) 43:59
Değildir o* bir kul907** dışında; nimet verdik üzerine onun***; ve yaptık onu**** bir misal870 İsrâîloğullarına197.

907Köle olan. Sahibinin her dediğini yapan. Sahibini her an ve her yerde takip eden. Sahibinin sözünden asla çıkmayan. 

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

197İsrâîl Yakûb peygamberin diğer ismidir. İsrâîloğulları da Yakûb oğulları yani Yakûb soyundan gelenler demektir. Yûsuf peygamberin Mısır'da yetkin bir yönetici olmasıyla birlikte 11 kardeşi, babası Yakûb ve annesi Mısır'a girmiştir. Bu girişin Hiksosluların da Mısır'a giriş tarihleri olan MÖ 1900 yıllarında gerçekleşmiş olduğuna yönelik kanıtlar vardır. Yakûb'un soyu 300-400 yıl içinde katlanarak artmıştır. Mısır'da hür bir şekilde yaşayan Yakûb soyu firavunlar tarafından sonradan köleleştirilmiştir. Kendisi de Yakûb soyundan olan Musa peygamberin mücadelesi de aslında köleliğe bir baş kaldırma mücadelesidir (Mısır'dan çıkış: MÖ 1640 yılı). 

*Îsâ.

**Sadece Yüce Allah'a kul.

***Îsâ'nın.

****Îsâ'yı.


(Zuhruf) 43:60
Velev/şayet dilersek mutlak yapardık sizlerden melekler yerde (ki) halife65 olurlar (sizlere).

65Sonrası gelen, halef.


(Zuhruf) 43:61
Ve doğrusu o* mutlak bir ilimdir sâate470; öyle ki karşı çıkmayın ona**; ve tabi olun bana***; budur dosdoğru yol.
470Kıyamet. Evrenin uzay zaman kumaşının karanlık enerjinin aşırı üflemesi sonucu yırtılması ve evrenin hızla şişirilen (Sur'a üfleme) bir balonun patlaması gibi parçalanması. Yırtıklar ışık hızında tüm evrene yayılacaktır. Parçalanan evren yerçekimi kuvvetiyle tekrar tekillik haline dönecektir.

*Kur'an. Zamir Îsâ yerine Kur'an'a gitmesi gereklidir. Çünkü Îsâ ile ilgili konu 43:59 ayetinde bitmiştir. 43:60 ayetinde konu genelleşmiş ve melekler zikredilmiştir. Firavundan bahseden 43:56 ayetinden Îsâ'dan bahseden 43:57 ayetine "vav" bağlacı ile geçtiği gibi. Saatle ilgili bilgiler Kur'an'dan alınabilecektir.

**Hem saate hem de Kur'an'a gidebilir.

***Yüce Allah'a.



(Zuhruf) 43:82

Subhân'dır7; Rabbidir4 göklerin ve yerin; Rabbidir4 arşın66; vasıflandırdıklarından/nitelediklerinden (ayrıdır).

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

4Efendi, komuta eden.

66Taht/kürsü. Yüce Allah'ın belirli sıfatlarının tecelli etmesiyle oluşmuş olan, çoklu boyutlara sahip bir kürsü, bir platform. Bu kürsü içinde evrenler yaratılmaktadır. Şu an içinde bulunduğumuz evrenimiz de bu kürsünün içindedir. Yargılamanın yapılacağı ahiret evreni, cennet evrenleri ve cehennem evreni yine bu kürsü içinde yaratılacaktır. 


(Duhân) 44:1
H M44*

44Kesik harfler olarak tanımlanır. On dört (14) harfin tekli, ikili, üçlü, dörtlü ve beşli kombinasyonlarından oluşurlar. Yirmi dokuz (29) surenin başında yer alarak surenin açılışını yaparlar. Yedi (7) grup oluştururlar. İlgili gruplarda ve alt gruplarda anahtar harflerin geçiş sayısı on dokuzun (19) tam katıdır. On dokuz (19) mucizesinin tecelli edişinin çok güzel örneklerini sunarlar. Kur'an'ın bir beşer sözü olamayacağına en büyük delillerdendirler. 

Hurûf-u Mukataa  (Anahtar Harfler) Mucizesi.

*Hâ, Mîm.

(Duhân) 44:2
Ve apaçık kitaba*.
*Kur'an'a.

(Duhân) 44:3
Doğrusu biz; indirdik onu* mübarek139 bir gecede**; doğrusu biz; olduk uyarıcılar.

139Bereketli, uğurlu.

*Kur'an'ı.

**Kadir gecesinde.


(Duhân) 44:4
Onda* (ki) ayırt edilir** her bir hakîm*** emir351.
351İş ve oluş. Levh-i Mahfuzdaki (Holografik evren prensibi kapsamında evrenimizi bir üst boyuttan saran 2D zar) rakamlanmış bilginin sicimlere (bak. sicim teorisi) ruh aracılığıyla iletilmesi. Sicimle aldıkları bilgilerle titreşirler ve atom altı parçacıklar oluşur. Evrenimiz ışık hızında çalışan bir 3D yazıcı gibi bilgiden yaratılır, canlanır.

*Gecede.

**Farklılaştırılır.

***Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Duhân) 44:5
Bir emir351 (ki) indimizdendir/katımızdandır; doğrusu biz olduk gönderenler.
351İş ve oluş. Levh-i Mahfuzdaki (Holografik evren prensibi kapsamında evrenimizi bir üst boyuttan saran 2D zar) rakamlanmış bilginin sicimlere (bak. sicim teorisi) ruh aracılığıyla iletilmesi. Sicimle aldıkları bilgilerle titreşirler ve atom altı parçacıklar oluşur. Evrenimiz ışık hızında çalışan bir 3D yazıcı gibi bilgiden yaratılır, canlanır.

(Duhân) 44:6
Bir rahmettir271 (senin) Rabbinden4; doğrusu O*; O (ki) Semî’dir41; Alîm’dir8.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   

4Efendi, komuta eden.

41İşiten.

8Bilen.

*Allah.

(Duhân) 44:7
Rabbidir4 göklerin162 ve yerin; ve ikisi arasındakinin; eğer olduysanız yakınlaşanlar/kesinleşenler.

4Efendi, komuta eden.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 


(Duhân) 44:8
Yoktur ilâh74 O'nun* dışında; hayat verir ve öldürür; Rabbinizdir4; ve Rabbidir4 evvelki babalarınızın/atalarınızın.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

4Efendi, komuta eden.

*Allah'ın.

(Duhân) 44:9
Evet; onlar bir kuşku içindedir; laubalilik ederler.

(Duhân) 44:10
Öyle ki gözle/gözetle günü (ki) gelir gök180 apaçık bir dumanla903.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

903Yüce Allah 44:10 ayetinde göğün apaçık bir duman getireceği bir günü işaret etmiştir. O gün bir kıyamet günü değildir. Kıyamet öncesi yeryüzünde bulunan tüm insanların tanıklık edeceği bir felaket günü olacaktır. Göğün dumanla gelmesi yeryüzüne bir göktaşının çarpması sonucu olacaktır. MS 2056 yılında 1979x isimli asteroidin yeryüzüne çarpması sonucu kalkan duman tüm atmosferi kaplayacaktır.    

(Duhân) 44:11
Kuşatır insanları*; bu elim/acıklı bir azaptır.
*Tüm insanların etkiler. Kaçış asla mümkün değildir.

(Duhân) 44:12
Rabbimiz4! Keşfet* bizden azabı; doğrusu biz** müminleriz27.

4Efendi, komuta eden.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Kurtuluş yolu/yöntemi keşfet. 

**Tüm insanlar imanla Rablerine yalvarmaktadır.


(Duhân) 44:13
Nerede onlara zikir78! Ve muhakkak geldi onlara apaçık bir resûl418.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

(Duhân) 44:14
Sonra yüz çevirdiler ondan*; ve dediler: "Bir mecnun muallemdir904."
904Öğretilmiş, eğitilmiş, talim gördürülmüş, eğitim aldırılmış.*Resûlden.

(Duhân) 44:15
Doğrusu biz; keşfederiz* azabı biraz; doğrusu sizler geri dönenlersiniz.

*Kurtuluş yolu/yöntemi keşfet. 


(Duhân) 44:16
Gündür (ki) saldırırız* büyük saldırı (-yla); doğrusu biz intikam alanlarız.
*Şiddetle saldırmak; zorla üzerine çökmek; nakavt etmek/yere indirmek.

(Duhân) 44:17
Ve ant olsun fitnelendirdik610 onlardan önce firavun711 kavmini/toplumunu; ve geldi onlara kerîm* bir resûl711**.
610Test, deneme, sınav, yanlışla doğruyu ayırt edebilme yetisinin ölçülmesi.711Mûsâ'nın Mısır'dan çıkış firavununun MÖ 1645–1629 yılları arasında yukarı Mısır'da (Teb bölgesi, Luksor) hüküm süren Sobekhotep VIII (Sekhemre Seusertawy Sobekhotep VIII) olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

**Asil, seçkin, yüce gönüllü, cömert, eli açık.

**Mûsâ.


(Duhân) 44:18
Eda et905 bana Allah'ın kullarını; doğrusu ben* sizlere emin bir resûlüm418.

905Yerine getirmek, ödemek, iletmek, hazırlamak, ulaştırmak, getirmek, meydana getirmek.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

*Mûsâ.


(Duhân) 44:19
Ve ki yücelmeyin* Allah'a karşı; doğrusu ben** geldim sizlere apaçık bir sultânla660***.
660Yetki, salahiyet, otorite.

*Yücelik taslamayın.

**Mûsâ.

***Dokuz ayetle/mucizeyle.


(Duhân) 44:20
Ve doğrusu ben* sığındım Rabbime4; ve Rabbinize4; ki recmedersiniz906 beni.

4Efendi, komuta eden.

906Taş fırlatmak, taş fırlatarak/atarak uzaklaştırmak/öldürmek.*Mûsâ.

(Duhân) 44:21
Ve eğer asla iman47 etmezseniz bana azledin* beni.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Uzaklaştırın.


(Duhân) 44:22
Öyle ki çağırdı Rabbini4 ki "işte bunlar mücrim674 bir kavimdir/toplumdur."

4Efendi, komuta eden.

674Cürüm işleyenler, suçlular.



(Duhân) 44:23
Öyle ki seyret* kullarımı bir gece; doğrusu sizler tabi olunanlarsınız.

*Yürüt, ilerlet, seyri başlat.


(Duhân) 44:24
Ve terk et bahrı236 bir rehavette*; doğrusu onlar boğdurulan bir ordudur.

236Tatlı veya tuzlu fark etmeksizin bol su. Denizler, okyanuslar, yüksek debili nehirler (Nil), göller. 

*Sakin, dingin, huzurlu, sükunetli.

(Duhân) 44:25
Nicedir (ki) terk ettiler cennetlerden* ve gözelerden**.

*Cennet gibi yerler.

**Su gözeleri, pınarlar.


(Duhân) 44:26
Ve ekinler (-den) ve kerîm mekanlar (-dan).
*Asil, seçkin, cömert.

(Duhân) 44:56
Tatmazlar orada* ölüm ilk/birinci** ölüm dışında; ve takvalı kıldı/sakındırdı (Allah) onları cahîm808 azabına.

808Yangın, yanan, cehennem yangını, cehenneme ait.

*Cennette.

**İlk cennetteki ölüm. İnsanların ilk cennetten orada işledikleri günah nedeniyle çıkarılması. Öldürülmesi.


(Câsiye) 45:20

Bu (Kur'an); aklî algılamalardır insanlar için; ve bir doğru yola kılavuz; ve bir rahmet271; bir kavim/toplum için; kesinleşirler/emin olurlar.

271Merhamet. Rahmetin, merhametin tecelli etmiş haline en iyi örnek anne rahmidir. Kadın rahminin bebeğini sararak onun her türlü ihtiyacını gidermesi, her türlü korumayı sağlaması rahmetin en üst seviye tecelli etmesidir. Yüce Allah'ın rahmeti evreni bir anne rahmi gibi sarmıştır, kuşatmıştır. Rabbimizin rahmeti ahiret evreninde müminler için olacaktır.   


(Ahkaf) 46:18

İşte bunlar; kimselerdir; hak/gerçek oldu üzerlerine söz/kelam ümmetlerdeki305*; muhakkak ki halef oldu onlardan önce cinden210 ve insandan; doğrusu onlar oldular hüsrana uğrayanlar.

305Ulus, halk, ortak bazı değerlere sahip olan bir kesim/kısım insan topluluğu.

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.         

*Ümmetlere verilen söz mutlak ki onlara da geldi.

(Ahkaf) 46:29

Ve yönlendirdiğimiz zaman sana bir grup/bir birlik cinlerden91; dinlerler (-diye) Kur'an; öyle ki ne zaman eriştiler ona (Kur’an’a); dediler: “Kulak verin/sessizce dinleyin”; öyle ki ne zaman tamamlandı o (Kur’an’ın dinlenmesi) döndüler kavimlerine uyaranlar (olarak).

91Görünmeyen, gizli, örtülü. Anne rahminde yaratılan fetüs dışardan görülemediği için cenin olarak işaret edilir. Mecnun da aklı örtülmüş, gizlenmiş kimseler için kullanılır. Yeşilliklerle örtülü olması nedeniyle cennet kelimesi de aynı kökten türemiştir. Cin kelimesinin işaret ettiği şey/şeyler Rabbimizin ayette işaret ettiği şeye göre değişir. Bunlar;


(Ahkaf) 46:30

Dediler: “Ey kavmimiz! Doğrusu biz, dinledik bir kitap; indirildi Musa'dan sonra; doğrulayarak tasdikleyen iki elinin arasındakini; doğru yola kılavuzlar (kitap) hakka/gerçeğe ve kıyam143 bir tarikata/yola.

143Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için ayaklanması/hareketlenmesi.


(Muhammed) 47:18
Öyle ki bakarlar mı sâatin470 dışında (bir şeye) ki gelir onlara ansızın; öyle ki muhakkak geldi işaretleri onun*; öyle ki nasıl (olur) onlara geldiği zaman onlara zikirleri78**?
470Kıyamet. Evrenin uzay zaman kumaşının karanlık enerjinin aşırı üflemesi sonucu yırtılması ve evrenin hızla şişirilen (Sur'a üfleme) bir balonun patlaması gibi parçalanması. Yırtıklar ışık hızında tüm evrene yayılacaktır. Parçalanan evren yerçekimi kuvvetiyle tekrar tekillik haline dönecektir.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Saatin.

**Saatin geleceği konusunda daha önceden yapılan hatırlatmalar.


(Fetih) 48:9

İman47 etmeniz için Allah'a; ve resûlüne418 O’nun (Allah’ın); ve yardım edersiniz O’na (Allah’a); ve vakarlı olursunuz/oturaklı olursunuz O’na (Allah’a); ve tesbih31 edersiniz O’na (Allah’a); sabah/ilk aydınlanma (-yla)/seher (-le); ve gün batımı öncesi.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.


(Fetih) 48:29

Muhammed resûlüdür418 Allah'ın; ve onunla birlikte (olan) kimseler şiddetlidirler kâfirlere25 karşı; merhametlidirler829 kendi aralarında; görürsün onları rükû11 edenler; secde12 edenler; ararlar bir fazıl/lütuf Allah’tan; ve bir rıza; yüzlerindeki simaları onların eserindendir secdelerin12; işte bu; misalleridir onların Tevrât'ta; ve misalleridir onların İncîl’de; bir zer/bir tohum (ki) çıkardı filizini; öyle ki kaplayarak güçlendirdi (filiz) onu (tohumu); öyle ki kalınlaştı/sertleşti; öyle ki istiva etti/seviyeledi gövdesinin üstüne; hayranlıkla zevk alır zer/tohum ekenler; kızması için/öfkelenmesi için onlara kâfirlerin25; vaat etti Allah kimselere; iman47 ettiler; ve yaptılar sâlihât18 onlardan (iman edenlerden); bir mağfiret/bir bağışlanma; ve büyük bir ecir820.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

829Anne rahminin içinde büyüttüğü bebeğe göstermiş olduğu her şey merhametin tecelli etmiş halidir. Bebeğin tüm ihtiyaçlarını gidermesi, ona koruma sağlaması merhametin ete kemiğe bürünmesidir. Merhametli olan da bir anne rahmi gibi olandır. İhtiyacı olanları bir anne rahmini şefkati gibi sarıp sarmalı ve tüm ihtiyaçlarını gözetmelidir. 

11Beynin (bedenle veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi, baş eğmesi.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

820Ödül, mükafat.

(Hucurât) 49:9
Ve eğer iki tayfa müminlerden27 katlettilerse35; öyle ki ıslah316 edin arasını ikisinin; öyle ki eğer aranırsa/bakırsa yanlışa/taşmaya ikisinden birisi diğeri üzerine; öyle ki katledin35 arananı/bakınanı yanlışa/taşmaya; ta ki döner Allah'ın emrine doğru; öyle ki eğer döndüyse; öyle ki ıslah316 edin arasını ikisinin adaletle680; ve eşit230 olun; doğrusu Allah sever eşit230 olanları.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

316Düzelmek, iyileşmek.

680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.

230Dağıtmak, taksitlere bölerek ödemek, eşitlik, eşit muamele etmek, tarafsızlık, doğruluk, düzgünlük.


(Hucurât) 49:12

Ey iman47 etmiş kimseler! Sakının/uzak durun çoğu zandan314; doğrusu bir kısmı zannın314 günahtır; ve casusluk yapmayın/gizlice bilgi edinmeye çalışmayın; ve gıybet315 etmesin bir kısmınız bir kısmı; sever mi biriniz ki yer ölü kardeşinin etini?; öyle ki iğrenç/tiksindirici buldunuz onu; ve takvalı21 olun Allah'a; doğrusu Allah Tevvâb’tır191; Rahîm’dir2.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

314Varsayım, sanı, töhmet, elde somut veriler olmamasına karşın, birisi ya da bir olay hakkında hükme varmak ya da sonuca ulaşmak.

315Dedikodu etmek, arkasından çekiştirmek-kötülemek, bir kişinin yokluğunda onun hakkında ileri geri konuşmak.  

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

191Yaptıkları hatalardan/günahlardan dönüp vazgeçen kullarına cezayı/karşılığı vermekten vazgeçen, dönen. Kullarına sürekli dönen. Kullarının tevbesini yani vazgeçmelerini çokça kabul eden. Cezadan/karşılıktan vazgeçen.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Kaf) 50:6
Öyle ki hiç bakmazlar mı üstlerindeki göğe180 doğru (ki) nasıl bina ettik onu* ve ziynetlendirdik onu*; ve yoktur ona** hiçbir açıklık/aralık/gedik.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

*Göğü.

**Göğe.


(Kaf) 50:7

Ve yeri; gerdik/uzattık onu*; ve attık onda** revâsiye146; ve bitirdik onda** herbir behîc147 zevceden***.

146Sabitleyiciler. Tektonik tabakalar arasındaki yitim/dalma zonlarında mantoya doğru kazık gibi çakılan yapılar. 

147Muhteşem güzel. Şahane, harika. Hoşnutluk veren.

*Yeri.

**Yerde.

***Çiften (erkek/dişi)


(Kaf) 50:39

Öyle ki sabret51 onların dedikleri üzerine; ve tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; Güneş’in doğuşu öncesi; ve batışı öncesi onun (Güneş’in).

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.

3En yüce övgü/methetme.

4Efendi, komuta eden.


(Kaf) 50:40

Ve geceden171; öyle ki tesbih31 et O’nu (Allah'ı); ve secde12 arkalarında.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(Zâriyât) 51:47

Ve gök180*; bina ettik onu kuvvetlerle**; ve doğrusu biz mutlak genişleticileriz***.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

*Evren

**Çoğul olarak gelmiştir. Evren 4 temel kuvvetle bina edilmiştir. Bunlar; zayıf nükleer güç, kuvvetli nükleer güç, elektromanyetizma ve kütle çekim kuvvetidir.

***İsim kelimesi ve çoğul olarak gelmiştir. Evrenimiz karanlık enerji tarafından hızlanarak genişletilmektedir.

Evrenin şişmesi-genişlemesi ve Kur'an


(Zâriyât) 51:56

Ve yaratmış değilim cinni210 ve insanı; ancak kulluk46 etmeleri için bana.

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.         

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  


(Tûr) 52:1
Ve Tûr’a.

(Tûr) 52:2
Ve satırlanmış* kitaba.
*Mestûrin

(Tûr) 52:3
İnce tabakadadır açılıp yayılan.

(Tûr) 52:43

Onlara mı bir ilâh74? Allah'tan gayri/başka; Subhân'dır7 Allah; şirk koştuklarından71 (ayrıdır).

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.


(Tûr) 52:48

Ve sabret51 Rabbinin4 hükmüne; öyle ki doğrusu sen gözlerimizin önündesin; ve tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; zaman (ki); dikelirsin/ayağa kalkarsın.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

4Efendi, komuta eden.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.

3En yüce övgü/methetme.


(Tûr) 52:49

Ve geceden171; öyle ki tesbih31 et O’nu (Allah’ı); ve yıldızlar163 ardında*.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.

163Işığını füzyon enerjisiyle üreten parlak gök cismi. Yıldız. Necm.

*Yıldızlar görünür hale geldikten sonra.

(Necm) 53:1
Ve battığı/çöktüğü604 zaman necme605*.

60453:1 ayetinde Rabbimiz batan, çöken tek bir yıldızı ('necm') işaret etmektedir. Aynı surenin 49. ayetinde 'Şira' 'Sirius' yıldızına bir işaret vardır. Anlarız ki 53:1 ayetinde işaret edilen yıldız Sirius yıldızıdır. Sirius yıldızı ikili bir yıldız sistemidir. Sirius A ve B yıldızları birbirleri etrafında 50 yılda bir tur dönerler.  'Şira' kelimesinin besmele 0. ayet olarak alındığında 50. ayette olması büyük bir mucizedir. Ayrıca modern bilim Sirius B yıldızının 200 milyon yıl önce içine çökerek beyaz cüce yıldız olduğunu kanıtlamıştır. 53:1 ayetinde geçen 'hevâ' kelimesinin çökme/batma anlamı tam olarak yerine oturur. Yıldızın çift yıldız sistemi olduğu ayrıca besmele 0. ayet olarak alındığında 46. ayetteki çift yaratılan insan üzerinden anlaşılır. 46 sayısı da insanda bulunan 23 çift, toplam 46 kromozomu işaret eder. 

605Yıldız. Işık ve ısı enerjisini füzyonla kendisi üreten parlak gök cismi. Tekil bir kelimedir.   

*Sirius B yıldızı.


(Necm) 53:2
Dalalete128 düşmüş değildir arkadaşınız*; ve doğru yoldan sapmış değildir.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*Resûl Muhammed.

(Necm) 53:3
Ve nutuk* eder değildir (o) hevâdan278.

278İstek, heves, meyil, sevme, düşme, ihtiras, rağbet.

*Söylem, konuşma, telaffuz.

(Necm) 53:4
Ki o* ancak bir vahiydir603 vahyedilen603.
603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.*Kur'an.

(Necm) 53:5
Öğretti* ona** şiddetli kuvvetler*** (sahibi).

*Cibrîl.

**Resûl Muhammed'e.

***Cibrîl'e Yüce Allah'ın sağlam arşında itaat edildiğini, kuvvet sahibi olduğunu ve emin bir varlık olduğu 81:20 ve 21. ayetlerinden anlarız.


(Necm) 53:6
Sahibidir mirrah602; öyle ki istiva etti.
602Keskin bir belirleyicilik. Keskin düşünme.



(Necm) 53:7
Ve o* en yüksek ufuktaydı.

*Cibrîl.


(Necm) 53:8
Sonra yaklaştı; öyle ki sarktı.

(Necm) 53:9
Öyle ki oldu aralık iki yay yada daha yakın.

(Necm) 53:10
Öyle ki vahyetti603* kuluna** doğru vahyettiğini603.
603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.*Allah. Yüce Allah vahyi Cibrîl aracılığıyla kulu resûl Muhammed'e vahyetti. 

(Necm) 53:11
Yalanlamış değildi gönül* gördüğünü**.

*Resûl Muhammed'in gönlü.

**Cibrîl'i ve vahyin indirilme yöntemini. Yüce Allah'ı gözler asla göremez. Resûl Muhammed haşa Yüce Allah'ı görmüş değildi. Cibrîl'i gördü.


(Necm) 53:12
Kuşku duyup çekişir misiniz ona*  onun* gördüğüne karşı.
*Resûl Muhammed.

(Necm) 53:13
Ve ant olsun gördü onu* başka bir inişte.
*Cibrîl'i.

(Necm) 53:14
Son* sidre/hünnap ağacının yanında.
*Bir yerin, mekanın sonunda bulunan. "Köyün son ağacı olan kavak ağacının yanında bekle beni" demek gibidir.

(Necm) 53:15
Yanındadır onun* sığınak** cenneti***.

*Sidre/Hünnap ağacının.

**Gelip geçenlerin sıcaktan sığındığı ve oturup dinlendiği yer.

***Bahçe.


(Necm) 53:16
Kaplıyorken/sarıyorken sidre/hünnap ağacını kaplayan/saran.

(Necm) 53:17
Sapmış/şaşmış değildi görüş/bakış; ve taşmış değildi.

(Necm) 53:18
Ant olsun gördü* Rabbinin4 büyük** ayetlerinden237.

4Efendi, komuta eden.

237Ayet kelimesi gösterge, işaret, kanıt, mucize anlamındadır. Çoğul olarak kullanıldığında Yüce Allah'ın varlığına kanıt olacak muhteşem mucizeleri işaret eder. Evrenin kendisi içindeki her şeyle Yüce Allah'ın ayetlerindendir. Evren kitabını bilimsel olarak okuyanlar Yüce Allah'ın bu ayetlerine tanıklık ederler.  

*Resûl Muhammed.

**Yüce Allah Cibrîl aracılığıyla, tabiri caizse sidre/hünnap ağacını ışık hızında yazan bir 3D yazıcı haline sokmuştur. Resûl Muhammed'e burada ne gösterildi bizlere bildirilmemiş. Benim görüşüme göre evrenin yaratılışı gösterilmiş olabilir.  


(Necm) 53:62

Öyleyse secde12 edin Allah'a; ve kulluk46 edin.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  



(Kamer) 54:1
Yaklaştı sâat470; ve yarıldı887 Ay.
470Kıyamet. Evrenin uzay zaman kumaşının karanlık enerjinin aşırı üflemesi sonucu yırtılması ve evrenin hızla şişirilen (Sur'a üfleme) bir balonun patlaması gibi parçalanması. Yırtıklar ışık hızında tüm evrene yayılacaktır. Parçalanan evren yerçekimi kuvvetiyle tekrar tekillik haline dönecektir. 887Yüce Rabbimiz 54:1 ayetinde saatin yaklaştığını ve Ay'ın yarıldığını bizlere bildirmiştir. Ayette geçen "şakka" fiili yarmak, ayırmak, bölmek, yırtmak, parçalamak (bir şeyi); kırmak (bir şeyi); sürmek, işlemek, parçalamak (toprağı); karık açmak, geçmek, katetmek (bir şeyi); geçmek, gitmek, seyahat etmek (bir bölgeden); kesmek (bir şehri; bir caddeyi); kırmak (şafağı) anlamındadır. Kur'an'da insanların ayaklarını toprakta sürüyerek yol katetmeleri de aynı kelimeyle işaret edilmiştir. Anlarız ki Ay'ın yarılması ortadan ikiye bölünmesi değildir. İnsanların Ay toprağını  ayaklarıyla katetmeleridir. Kazma ve kürekleriyle toprağı deşelemeleridir. 54:1 ayeti Kur'an'ın 4853. ayetidir ve bu ayetten Kur'an'ın sonuna kadar toplam 1381 ayet vardır (6234-4853=1381). Hicret yılı olan MS 622 yılını 0. yıl olarak kabul eden Hicrî takvime göre 1381 hicrî yılında Ay insanlar tarafından yarılmıştır. Hicrî 1381 yılı günümüzde çoğu ülke tarafından kullanılan milâdî takvime göre 1969 yılı demektir. Aslında aynı şeydir. Rabbimiz bu büyük işareti kendisinden bir fazl olarak bizlere bildirmiştir. 54:1 ayeti de önemlidir. Ay'ı yaran Eagle aracı tam olarak 1:54:1 yani 1. saat, 54. dakika ve 1. saniyede Ay'dan ayrılmıştır.   

(Kamer) 54:2
Ve eğer görseler bir ayet287 kaçınırlar/direnirler; ve derler: "Süregelen bir sihirdir ."

287Gösterge, işaret, mucize, indikatör.


(Kamer) 54:3
Ve yalanladılar; ve tabi oldular hevalarına; ve her bir emredir/işedir bir karar yeri*.
*Kararlı yer, karar yeri, sabit yeri, konut, mesken, yaşam yeri, ikamet, oturak yeri, dinlenme yeri. Emrin geldiği bir yer vardır. Lev-i Mahfûz'da kayıtlıdır. 

(Kamer) 54:4
Ve ant olsun geldi onlara haberlerden; içindeki onun* bir geri durdurandır/önleyendir.
*Haberin.

(Kamer) 54:5
Ulaşan* bir hikmettir427; öyle ki zenginleştir** değildir uyarılar.

427Hüküm içeren zikir. Hikmetli Kur'an. Kur'an'ın hikmetli olduğunu, hüküm içeren ayetler içerdiğini işaret eder.

*Yüksek derecelere.

**Fayda verir.


(Kamer) 54:6
Öyle ki yüz çevir onlardan; gündür (ki) çağırır889 çağırıcı bilinmeyen/tanınmayan* bir şeye.
889Ahiret evreninde dinden yapılacak olan yargılamanın yapılacağı yere daveti/çağrıyı yapan Cibrîl benzeri şerefli melekler. *Kabul edilmeyen, reddedilen.

(Kamer) 54:7
Bir huşudur53 bakışları onların; çıkarlar gömütlerinden* sanki onlar yayılan bir çekirge890 gibidir.

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

890Ahiret evreninde bilinçlerin eşleşeceği avatar bedenler topraktan çıkmaktadır. Yüce Rabbimiz bizlere bu olayı en güzel şekilde çekirgeler üzerinden göstermiştir. Çekirgeler yumurtalarını toprağın altına gömerler. Uzun süre bekleyen yumurtalar uygun koşullar varlığında mezarlarından yani gömütlerinden yeryüzüne çıkar. Bu çıkış senkron olur. Çok sayıda çekirge aynı anda yeryüzüne çıkar.  Yeni çıkan çekirgeler uçamazlar. Bu nedenle çıktıkları yerde her yeri kaplarlar. Anlarız ki ahiret evreninde de insanların avatar bedenleri bu şekilde yerden çıkacaktır. Bir bebeğin bilinci yani ruhu son adet tarihine göre 16+2 haftada beyne transfer edilmektedir. Anlarız ki bu avatar bedenlere bilinç transferi beden henüz yerin altındayken yapılmaktadır. Olgunlaşıp yere çıktıklarında bilinçler bedendedir.  *Mezarlarından, gömülü oldukları yerden. Ahiret evreninde içinde gömülü bulundukları topraktan. 

(Kamer) 54:8
Koşanlardır* çağırana889 doğru; derler kâfirler25: "Bu zor/çetin bir gündür."
889Ahiret evreninde dinden yapılacak olan yargılamanın yapılacağı yere daveti/çağrıyı yapan Cibrîl benzeri şerefli melekler.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Boyunları uzatmış hızla koşanlar.

(Kamer) 54:9
Yalanladı onlardan önce Nûh kavmi; öyle ki yalanladılar kulumuzu; ve dediler: "Mecnundur302"; ve geri durduruldu/engellendi (Nûh).

302Aklı örtülmüş, aklı gizlenmiş, akıl melekelerini yerli yerinde kullanamayan, aklını kaybetmiş, aklî dengesi bozulmuş.


(Kamer) 54:10
Öyle ki çağırdı Rabbini4 ki: "Ben bir mağlup edilenim; öyle ki yardım et."

4Efendi, komuta eden.


(Kamer) 54:11
Öyle ki açtık kapılarını göğün180 boşalan bir suyla.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 


(Kamer) 54:12
Ve fışkırttık yeri gözler* (-le); öyle ki buluştu su zaten kadere bağlanmış bir emir üzerine.
*Pınarlar, gözeler.

(Kamer) 54:13
Ve taşıdık onu (Nûh’u) özü/zatî levhalar ve çiviler/bağlayıcılar (olan) üzerinde.

(Kamer) 54:14
Akıp gidiyordu (gemi) gözlerimizin önünde; bir ceza/karşılık/ödül (olarak) kimseye (Nûh’a) (ki) olmuştu küfredilen422.
422Kâfirlik etmek. Gerçeği/hakkı örtüp gizlemek.  

(Kamer) 54:15
Ve ant olsun terk ettik onu* bir ayet (olarak); öyle ki var mı hiçbir zikredenden/hatırlayandan.
*Dişil zamir gemiye/tekneye gider.

(Rahmân) 55:1

Rahmân1*

1En yüce merhametli.

*Surenin Yüce Allah'ın Rahmân sıfatıyla başlaması asla boşuna değildir. En yüce merhamete sahip olan Rabbimiz bu sıfatını Rahîm sıfatıyla tecelli ettirmektedir. Bir anne rahminin bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olması gibi Rabbimizin Rahmân sıfatı da evrenimizi ve paralel evrenleri kendi arşında bir anne rahmi gibi sarmış kuşatmıştır. Tüm ihtiyaçlarını karşılamaktadır.

(Rahmân) 55:2

Öğretti253 Kur'an'ı.

253İnsanın avatar bedeni yaratılmadan önce bilincine Yüce Allah'ın arşında Kur'an öğretilmiştir. Kur'an'ı insana öğreten bizzat Rahmân'ın kendisidir. O'nun astından peygamberlerin Kur'an'ı öğretmek gibi bir yetkisi yoktur. Resuller ancak Kur'an'ı okurlar yani deklere ederler, beyan ederler. İnsan bilincine öğretilen Kur'an sınavın şartı olarak unutturuldu. Sınavın başka bir gereği olarak Rahmân unutturulan öğretileri kutsal kitaplar aracılığıyla bir zikir, bir hatırlatma, bir rahmet olarak gönderdi.  



(Rahmân) 55:3

Yarattı* insanı.

*Kur'an öğretilen bilinçlerin transfer edileceği avatar bedenler yerden/yeryüzünden evrim süreciyle milyarlarca yılda hazır hale getirildi.

(Rahmân) 55:4

Öğretti ona beyanı226*

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

*İnsanı diğer türlerden ayrıcalıklı yapan şey yaratılış özelliği olan beynidir. Beyin de avatar bedenin evrimleşmesi sürecinde gelişti ve insan düşünebilen, akledebilen bir varlık oldu. Düşüncelerini ve fikirlerini diğer insanlara beyan ederek aktarabilir hale geldi. Bu aktarma sureci insanın edinmiş olduğu deneyimleri bir sonraki nesillere aktarabilme olanağı da sağladı. Bu da insanoğlunun gelişmiş bir varlık olmasını sağladı. Ayette insanın beyan etme yeteneğinin vurgulanması gerçekten büyük bir mucizedir. 

(Rahmân) 55:5

Güneş* ve Ay*; bir hesap227 iledir.

227Hesaplamak. Holografik evren prensibine göre evrenimizin geçmiş ve gelecek tüm kuantum bilgileri evrenimizi bir üst boyuttan saran 2 boyutlu zarda (Levh-i Mahfuz)  kayıtlıdır. Levh-i Mahfuz'dan gelen bilgi evrenin içine yansıyarak evreni ışık hızında çalışan bir 3D yazıcı gibi canlandırır. Levh-i Mahfuz bir hesaplayıcı/bilgisayar gibidir. Evrenin Planck ölçeğinde tüm bilgisi önceden hesaplanmıştır. Mutlak ki Güneş'in ve Ay'ın da.  

 *Antik uygarlıklar Güneş ve Ay’ın asla şaşmayan, daha önceden hesaplanmış gibi hareketler yaptığını tespit etmişlerdi. Günümüzde modern astronomi bilimi Güneş ve Ay’ın binlerce yıl sonra nerede olacaklarını saniyesine kadar hesaplayabilmektedirler. Mutlak ki bu durum Güneş ve Ay’ın bir hesap ile olması nedeniyledir; Yüce Allah izin vermesiyledir. Yüce Allah ayette Güneş ve Ay’ın hesabını çözebilirseniz onların hareketlerini anlayabilirsiniz buyurmaktadır. Kur’an her daim insanlığı bilime yönlendirir. 

(Rahmân) 55:6

Ve yıldız93; ve ağaç92; secde70 eder o ikisi.

93Târık yıldızı. Pulsar/Nötron yıldızı. Süpernova patlamasıyla içine çökerek kendi secdesini yapan; canlı yaşam için gereken suyu ve atomları oluşturan yıldız.  

92Ağaç dalları gibi dallanmış budaklanmış. Kozmik ağ. Karalık maddenin galaksileri/maddeleri belirli bir şekilde dizmesiyle oluşan yapı.  

70Yaratılış özelliğiyle diz çöküp boyun eğmek.



(Rahmân) 55:7

Ve gök180*; yükseltti231 onu (göğü); ve koydu mizanı228.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

231Evrenimiz büyük patlamayla 'Big Bang' 13.8 milyar yıl önce oluştu. Tekillikten yani noktadan ilk olarak çizgi oldu, daha sonra kare olarak bir alan sahibi oldu, daha sonra 3. boyut eklendi ve evren bir hacme sahip oldu. Bir binanın temelden yükselmesi gibi boyutlar kazandı. 4. boyut olan zaman 'time' da eklendi. Evrenimiz 10 uzay boyutu ve 1 zaman boyutuna olacak şekilde 11 boyuta sahiptir. Göremediğimiz 7 boyut Planck mesafesinde iç içe katlanmıştır. Bu da evrenimizle aynı mekanda paralel evrenlerin de yaratıldığını gösterir.     

228Ölçü, tartı. Evren muhteşem ölçüler içerir. Modern bilim Yüce Allah'ın koyduğu bu ölçüleri evrensel sabitler olarak tanımlamaktadır. Evrenin her yerinde geçerli olan bu sabitlere en iyi örnek Pi sayısıdır. Sonsuza kadar giden bu sayının tamamını ancak Yüce Allah bilir. Evrenin ilk oluşum anındaki entropi değeri o kadar düşük bir değerdir ki ancak bir ilâh bu hesaplamayı yaparak 13.8 milyar yıl sonra muhteşem, hayat dolu evrenimizin oluşmasını sağlayacak entropi artışını ayarlayabilir.

Çok sayıda fizik ve matematik sabitlerini incelemek için kavram numarasını tıklayınız.

*Evren


(Rahmân) 55:8

Ki aşmayın sınırı* mizanda228.

228Ölçü, tartı. Evren muhteşem ölçüler içerir. Modern bilim Yüce Allah'ın koyduğu bu ölçüleri evrensel sabitler olarak tanımlamaktadır. Evrenin her yerinde geçerli olan bu sabitlere en iyi örnek Pi sayısıdır. Sonsuza kadar giden bu sayının tamamını ancak Yüce Allah bilir. Evrenin ilk oluşum anındaki entropi değeri o kadar düşük bir değerdir ki ancak bir ilâh bu hesaplamayı yaparak 13.8 milyar yıl sonra muhteşem, hayat dolu evrenimizin oluşmasını sağlayacak entropi artışını ayarlayabilir.

Çok sayıda fizik ve matematik sabitlerini incelemek için kavram numarasını tıklayınız.

*Yüce Allah'ın evrene koymuş olduğu sabitler (55:7) evrenin bir denge içinde akıp gitmesini sağlar. Ayette insanoğluna çok önemli bir uyarı yapılmaktadır. Evrenin bu sabitlerle oluşmuş olan dengesinin sınırlarının aşılmaması gerektiği bildirilmektedir. Mutlak ki Yüce Rabbimiz doğru söylemiştir. İnsanların Rahman'ın uyarısını dinlemediği de ortadadır. Atmosferse atom bombası patlatan bu tür Rabbinin emrini çiğnemiştir. Tek tanrıcılar olarak; sadece Kur'an diyen kimseler olarak Rabbimizin emrine uymalıyız. Dünyamızın dengesini bozmamalıyız. Düzeltmek için çalışmalıyız. 

(Rahmân) 55:9

Ve ayağa kaldırın/dikin229 vezni790 eşitlikle230; ve hüsrana neden olmayın mizanda658.

229İşaret ettiği şeyi ayağa kaldırmak, işler hale getirmek, aktifleştirmek, uyandırmak, canlandırmak, işlevsel hale getirmek, yürürlüğe sokmak, devam ettirmek, dikmek, dikili halde tutmak.

790Ölçü, tartı, tartmak, ağırlığını belirlemek, değerini belirlemek, ölçmek.

230Dağıtmak, taksitlere bölerek ödemek, eşitlik, eşit muamele etmek, tarafsızlık, doğruluk, düzgünlük.

658Tartı/terazi/ölçen mekanizma.

(Rahmân) 55:10

Ve yer/yeryüzü; koydu/yaydı/alçalttı232 onu; yaratıklar için.

232Yerin yani Dünya gezegeninin yaratıklar/canlılar için yaşama uygun hale getirilmesi; yüzey alanını genişleterek yayılması, ağırlaştırıp daha yüksek bir yerçekimine sahip olmasını sağlanması. Uzay zaman dokusunu çöktürmesiyle daha alçak bir konuma getirilmesi.   



(Rahmân) 55:11

Ondadır fâkih246; ve hurma; kabuklar sahibi.

246Fâkih kelimesi keyif veren meyveleri işaret eder. Ayrıca keyif, neşe, sevinç veren; iyi bir yaşam sürmeye katkıda bulunan her türlü şeyi de işaret eder.


(Rahmân) 55:12

Ve tahıl; sap-yaprak sahibi; ve reyhan*.

*Reyhanın/fesleğenin işaret edilmesi boşuna değildir.

Kur'an’da reyhan/fesleğen (ocimum basilicum) neden işaret edilmiş olabilir? Rahatlatıcı/sakinleştirici özelliği işaret edilmiş olabilir mi?


(Rahmân) 55:13

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')



(Rahmân) 55:14

Yarattı insanı salsâlinden224; çömlekçi çamuru gibi.

Tıngırdayan, şıngırdayan, titreşerek ses çıkaran. Moleküller. Her bir molekül farklı bir şekle sahiptir. Çocukların çıngırdakları gibi çıngırdayarak farklı sesler çıkarırlar. Biz bu sesleri duyamasak da modern bilim moleküllerin titreşerek çıngırdadığını kanıtlamıştır.

İnsanın topraktan yaratılması; ‘tînin’, ‘turâbin’, ‘salsâlin’ geçişleri; karbon (C12) ve azot (N14) atomları; çıngırdayan/tıngırdayan moleküller; 'turâbin' yıldız tozu.



(Rahmân) 55:15

Ve yarattı cini mâricten233; ateşten225.

233Dumansız ve karışık alev. Duman çıkarmayan ve farklı dalga boylarına sahip enerji dalgalarının karışımından oluşan. Örnek: Görünür bir ateşin alevinin ışığının spektrumu bizlere bu ışığın farklı dalga boylarından ışıkların birleşmesinden oluştuğunu gösterir. 

225Ateş görünür ışık ve kızılötesi spektrumunda ışık dalgalarından oluşur. Kızılötesi ışık ateşin ısıtma gücünü taşır. Görünür ışık da aydınlatma gücünü taşır. Mutlak ki ateş ışığı ışık hızında yol alır. Cinlerin gözle göremediğimiz, ışık hızında hareket eden enerji dalgalarından yaratıldığını ayetten anlarız.      



(Rahmân) 55:16

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:17

Rabbidir4 iki doğunun235; ve Rabbidir4 iki batının235.

4Efendi, komuta eden.

235İki doğu ve iki batının aynı mekanda ve zamanda birlikte olması demektir. Bu da ancak birbirlerine bir Planck mesafesi kadar yakın olan yani aynı mekanda yer alan iki paralel evrenle mümkün olabilir.  


(Rahmân) 55:18

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:19

Saldı iki bol suyu236; karşılaşır/kavuşur ikisi*.

236Tatlı veya tuzlu fark etmeksizin bol su. Denizler, okyanuslar, yüksek debili nehirler (Nil), göller. 

*İki farklı denizin karşılaşma gölgesi. Cebelitarık bölgesi örnek olarak gösterilebilir.

(Rahmân) 55:20

Arasındadır ikisinin bir berzah/engel*; sınırı aşmaz ikisi (iki bol su).

*Ayette iki denizin (tuzlu suyun) birbiriyle karşılaşma bölgeleri işaret edilmiştir. Atlantik okyanusuyla Akdeniz arasındaki Cebelitarık bölgesi örnek olarak gösterilebilir. İki denizin tuz yoğunlukları farklı olduğu için iki deniz arasında bir sınır, bir berzah/engel oluşmaktadır. 35:12 ve 25:53 ayetlerinde ise tatlı su ile tuzlu suyun karşılaşma bölgeleri işaret edilmiştir. ayetleri okurken bu farka dikkat etmek gereklidir.      

(Rahmân) 55:21

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:22

Çıkar ikisinden inci255 ve mercan249.

255İstiridye grubu kabuklu deniz canlılarının sedef maddesinden ürettikleri, armut şekilli, çoğunlukla beyaz renkli, insanlar tarafından süs olarak kullanılan cisimlerdir. İstiridyelerin yaklaşık 150 türü vardır. Bu türlerden sadece 7 tanesi inci üretir. Bir istiridye bir inciyi yaklaşık 5-15 yılda üretebilir. İnciyi insanlar süs eşyası ve dişleri parlatmak için kullanmıştır. Ayette incinin işaret edilmesi aynı zamanda onu üreten istiridyelerin de işaret edildiğini gösterir. İstiridye ve oluşturdukları resifler deniz ekosisteminin temizleyicileridir. İncinin ve dolaylı olarak onu üreten istiridyelerin işaret edilmesi denizden çıkan her bir nimetin oluşmasında rolü oldukları içindir. Kur’an’ın büyük bir işaretidir.

249Tropik ve ılık denizlerde yaşayan, geniş resifler oluşturan canlıların iskeletinden elde edilen ve süs eşyaları yapımında kullanılan madde. Bu canlılar deniz ekosistemi için çok önemli bir rol üstlenirler. Kayaların üzerine yerleşerek balıkların ve diğer çok sayıda deniz canlısının yumurtlaması ve üremesi için güvenli bölgeler oluştururlar. Mercanlar bu nedenle denizden çıkan her bir nimetin oluşmasında rol oynarlar.   



(Rahmân) 55:23

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')



(Rahmân) 55:24

*Ve O'nadır (Allah’adır) akanlar238; yükseltilenler bol suda236; dağlar gibi.

238l-cevâri (ٱلْبَحْرِ) kelimesi kökü (جري) olup akmak (flow), cereyan yapmak (stream) anlamındadır. Ayette isim kelimesi ve çoğul olarak gelmiş olup ‘akanlar’ anlamındadır. Bu kelimenin asıl anlamı dışında ‘gemiler’ olarak çevrilmesi asla doğru değildir. Bol suyla ilgili 42:32 ve 55:24 ayetlerinde geçer. Bol suda yükseltilmiş olan, dağlar gibi olan bu su akımları okyanus kıyılarında gözlenen çıkma ve inme akımlarıdır. Rüzgârlar nedeniyle ortaya çıkarlar. Sabırla ve şükretmekle direk bağlantılı olan balıkçılıkla direkt olarak ilgilidirler. Dünya balıkçılığının %25'i Rabbimizin işaret ettiği bu su akımları sayesinde gerçekleşir.   

Dağ gibi gemiler mi? Yoksa dağ gibi dikey deniz akımları mı? Kur’an’ın 2024 yılı mucizesi. 

236Tatlı veya tuzlu fark etmeksizin bol su. Denizler, okyanuslar, yüksek debili nehirler (Nil), göller. 

*Bol suda yani denizlerde bulunan, yükseltilmiş, dağ gibi yükselen ve alçalan akanlar sayesinde dünya balıkçılığının %25'i sağlanmaktadır. Bu yükselen akanları takip eden deniz ürünleri Rabbimizin nimetlerindendir. Tam olarak 31 kez "Öyleyse Rabbinizin hangi nimetlerini (siz ikiniz) yalanlarsınız?" tekrarı işte bu nedenledir. 


(Rahmân) 55:25

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')



(Rahmân) 55:26

Her kimse; üzerinde onun (yerin/yeryüzünün); fânilerdir/yok olanlardır.



(Rahmân) 55:27

Baki kalır* Rabbinin4 yüzü; Celâl239 ve İkrâm240 sahibi241.

4Efendi, komuta eden.

239Haşmetli, görkemli, heybetli.

240İkrâm, cömertçe/bol bol sunmak, iyilik güzellikle sunmak, sunarak onurlandıran, şereflendiren.

241Celâl ve İkrâm sahibi

*Asla yok olmaz, eksilmez, zarar görmez.

(Rahmân) 55:28

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:29

Sual eder/istekte bulunur ona (Allah’a); kimse göklerdeki162 ve yerdeki; her bir gün242 O (Allah) bir iştedir/oluştadır.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

242Dönem, evre, döngü. Dünyamızın kendi etrafında tam bir tur dönmesi bir gün olarak isimlendirilir. Evrenin 6 günde/evrede yaratıldığını, Dünya gezegeninin 2 günde yaratıldığı, Dünya'nın üzerindekilerin oluşması için gereken rızıkların/atomların 4 günde/evrede hazır edildiğini şerefli Kur'an'ımızdan anlıyoruz. 

Kur'an'da tekil olarak 'gün' kelimesi tam olarak 365 kez geçer. Dünyamız Güneş'in etrafından bir turunu tamamladığında kendi etrafında 365 dönmüş olur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir.

Kur'an’da (يوم) (yevm) gün kelimesi 365 defa geçmektedir. 


(Rahmân) 55:30

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:31

Zaman ayıracağız sizlere ey iki yüklü/ağırlıklı (klan/kabile)254!

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.


(Rahmân) 55:32

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:33

Ey cin210 ve insan klanı/kabilesi; eğer yapabilirseniz ki delip geçersiniz çaplarından216 göklerin162 ve yerin*; öyle ki delip geçin; delip geçemezsiniz; ancak bir sultânla660**.

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.         

216(أَقْطَارِ) (aktâri) kelimesi kökü (قطر) olup isim kelimesi olarak çemberin çapı ('diameter of a circle') anlamındadır. Türkçeye ‘kutur’ olarak geçmiştir. Kutur kelimesi daire ve kürede çapı işaret eder. Ayette çoğul olarak kullanılmıştır. Hans Wehr 4th ed., page 906 (of 1303)

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

660Yetki, salahiyet, otorite.

*Yerin çaplarının işaret edilmesi Dünya gezegeninin küre şeklinde olduğuna işarettir. Gökler de evrenimizi işaret eder. Evreni delip geçmek için bir üst boyuta doğru çıkmak gereklidir. Evrenimiz bir Picard hunisi şeklinde olup bu huninin yüzeyindedir. Picard hunisinin enine kesiti bir çemberdir. Evreni delip geçmek için de çapların işaret edilmesi gerçekten büyük bir mucizedir.  

**Dünya gezegenini çapından delip karşısına çıkmak mutlak ki büyük bir güç, kuvvet ve bilim ister. Aynı şekilde evreni de delip geçmek muazzam bir sultan yani yetki, güç ve kuvvet ister. Yüce Allah yerin çaplarından delinebileceğini ve evrenin dışına çıkılabileceğini bizlere bildirmiştir.  


(Rahmân) 55:34

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')



(Rahmân) 55:35

Gönderilir ikiniz üzerine bir yayılan alaz/alev ateşten*; ve bakırlı bir kılıf/örtü/kaplama**; öyle ki yardımlaşamazsınız ikiniz***.

*İki paralel evren arasında yakıcı ve yayılan bir radyasyon varlığı iki paralel evren arasındaki iletişim bağlarını koparabilir.

**Nuhâs, bakırla örtmek, kaplamak. Bakır atomu temelli bir örtü/kılıf/kaplama da iki paralel evren arasındaki iletişim bağlarını koparabilir. 

***Yardımlaşma işaret edildiği için gönderilen insanları ve cinleri yok etmek için değildir. Yardımlaşmayı yani iletişimi engellemek içindir.


(Rahmân) 55:36

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:37

Öyle ki yarıldığı zaman gök180*; öyle ki oldu (gök) bir gül rengi**; yağlı boyama*** (tablosu) gibi.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

*Evren

**Kırmızı, pembe. 

***Dihân, yağlamak, boyamak, sürtmek, greslemek (katı yağla yağlamak), sıvamak, boyamak.



(Rahmân) 55:38

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')



(Rahmân) 55:39

Öyle ki o gün243 sual edilmez/sorulmaz* günahından/suçundan bir insana; ve de bir cinne.

243Kur’an’da “yevmeizin” kelimesi toplam 70 kez geçer. “O gün (o evre, o dönem, o period)” anlamındadır ve geçtiği ayette işlenen konuya göre işareti değişir.*Her şey ortadadır. Artık sadece ceza/karşılık verme zamanıdır. Günahlar/suçlar için bir açıklama, bir tevbe isteği yapılmaz. 

(Rahmân) 55:40

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:41

Bilinir/tanınır suçlular simalarıyla/yüzleriyle; öyle ki tutulur perçemleriyle ve ayaklarıyla.


(Rahmân) 55:42

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:43

İşte bu cehennemdir; ki yalanlar244 onu suçlular.

244Yanıltmak, aldatmak, kandırmak, hakkında yalan söylemek, yanlış yönlendirmek, onaylamamak, inkâr etmek.

İşaret edilen şeyi inkâr etmemekle birlikte onun hakkında yanıltıcı, gerçek dışı uyduruk şeylere tabi olmak da tam olarak aynı kelimeyle işaret edilir.


(Rahmân) 55:44

Tavaf ederler/dolaşırlar onun (cehennemin) arası ve kaynama derecesinde bir haşlayan arası.


(Rahmân) 55:45

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:46

Ve kimse içindir; korktu (o) makamından/ayakta durma yerinden* Rabbinin4; iki cennet*.

4Efendi, komuta eden.

*Rabbinin mekanında, O'nun huzurunda hesap vermek için durulan yerde olmaktan.

**İki cennet evreninin işaret edilmesi insan ve cinlerin cennetlerinin farklı olacağını düşündürür. Cennetlere girmeyi hak eden insan ve cin klanından bireyler kendilerine özgü cennetlere gireceklerdir.


(Rahmân) 55:47

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:48

Sahibidir ikisi (iki cennet) dallılar/çatallılar245.

245Efnân; dallar, budaklar, çatallar, bölünmeler içerenler. Ağaçları kapsamakla birlikte her türlü network yapan canlıları işaret eder.   



(Rahmân) 55:49

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')



(Rahmân) 55:50

İkisindedir iki göz/pınar; akar ikisi.



(Rahmân) 55:51

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')



(Rahmân) 55:52

İkisindedir her bir fâkih246 çiftten*.

246Fâkih kelimesi keyif veren meyveleri işaret eder. Ayrıca keyif, neşe, sevinç veren; iyi bir yaşam sürmeye katkıda bulunan her türlü şeyi de işaret eder.

*Dişi ve erkek özelliği olan.

(Rahmân) 55:53

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:54

Yaslananlardır serilip döşenenlere doğru; içleri onun brokardandır247; ve hasadı iki cennetin yakındır/alçaktır*.

247Sırma veya gümüş işlemeli bir ipekli kumaş türü.

*Kolayca ulaşılabilir.

(Rahmân) 55:55

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')



(Rahmân) 55:56

İkisindedir (iki cennettedir) kısaltanlar bakışları*; asla temas etmez onlara251 bir insan öncesinde onların (insanların); ve de bir cin.

251Sadece cennet evrenleri için yaratılmış varlıklardır. Daha önce ne insandan ne de cinden başka bir varlıkla fiziksel ve ruhsal asla temas etmemişlerdir. İlgileri, alakaları, sevgileri ve bakışları eşleştikleri kişiden asla uzağa gitmez, uzaklaşmaz.

Kelimenin kök (حور) anlamları ışığında bu varlıkların gözlerinin kornea beyazı ile iris siyahı arasında belirgin bir kontrast olduğu anlaşılır. Anlarız ki bu varlıkların korneası tam beyaz, iris/renkli kısım tam siyahtır. Bu da gözleri büyük, dikkat çekici ve çok güzel yapmaktadır. Ciltleri pürüzsüzdür. Beyaz renkli istiridye kabuğu rengindedirler. Sürekli olarak eşleştikleri kişiyle birliktedirler, ona bağlıdırlar ve sürekli onunla birliktedirler. Eşleştikleri kişiyle yakından iletişim/diyalog halindedirler. Sezgi ve muhakeme güçleri yüksektir. Eşleştikleri kişiye cevap verirler. Her zaman eşleştikleri kimseye geri dönerler. Eşleştikleri kişinin sürekli çevresindedirler; onu sararlar. Eşleştikleri kişi haricinde olan şeylere ilgileri azalmıştır. Yeniden şekillenme 'remodelling' yaparlar. Sabit tek bir görünümde değillerdir. Görünümleri sürekli değişkendir. Her değişim kendine özgü olarak muhteşemdir. Uzundurlar.  

*İlgisi, alakası, sevgisi, bakışı asla uzağa gitmeyen, uzaklaşmayan.



(Rahmân) 55:57

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:58

Sanki onlar yakut248 ve mercan249.

248Pembe veya erguvan tonları ile karışık koyu kırmızı renkte, saydam bir korindon türü olan değerli taş.

249Tropik ve ılık denizlerde yaşayan, geniş resifler oluşturan canlıların iskeletinden elde edilen ve süs eşyaları yapımında kullanılan madde. Bu canlılar deniz ekosistemi için çok önemli bir rol üstlenirler. Kayaların üzerine yerleşerek balıkların ve diğer çok sayıda deniz canlısının yumurtlaması ve üremesi için güvenli bölgeler oluştururlar. Mercanlar bu nedenle denizden çıkan her bir nimetin oluşmasında rol oynarlar.   


(Rahmân) 55:59

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:60

Cezası/karşılığı ihsânın250; ihsân250 dışında mıdır?

250İyilik etme, iyi davranma, dürüstlük, doğruluk.


(Rahmân) 55:61

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:62

Ve ikisinin (iki cennetin) astından* iki cennet (daha).

*Daha alçak seviyede.

(Rahmân) 55:63

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:64

Siyahımsı yeşil ikisi.


(Rahmân) 55:65

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:66

İkisindedir iki göz/pınar; fışkıran ikisi.


(Rahmân) 55:67

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:68

İkisindedir bir fâkih246; ve hurma ağacı; ve nar.

246Fâkih kelimesi keyif veren meyveleri işaret eder. Ayrıca keyif, neşe, sevinç veren; iyi bir yaşam sürmeye katkıda bulunan her türlü şeyi de işaret eder.


(Rahmân) 55:69

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:70

İkisindedir bir hayır; bir güzellik.


(Rahmân) 55:71

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:72

Hûriler251; kısıtlayanlar* (kendilerini) konak yerlerinde**.

251Sadece cennet evrenleri için yaratılmış varlıklardır. Daha önce ne insandan ne de cinden başka bir varlıkla fiziksel ve ruhsal asla temas etmemişlerdir. İlgileri, alakaları, sevgileri ve bakışları eşleştikleri kişiden asla uzağa gitmez, uzaklaşmaz.

Kelimenin kök (حور) anlamları ışığında bu varlıkların gözlerinin kornea beyazı ile iris siyahı arasında belirgin bir kontrast olduğu anlaşılır. Anlarız ki bu varlıkların korneası tam beyaz, iris/renkli kısım tam siyahtır. Bu da gözleri büyük, dikkat çekici ve çok güzel yapmaktadır. Ciltleri pürüzsüzdür. Beyaz renkli istiridye kabuğu rengindedirler. Sürekli olarak eşleştikleri kişiyle birliktedirler, ona bağlıdırlar ve sürekli onunla birliktedirler. Eşleştikleri kişiyle yakından iletişim/diyalog halindedirler. Sezgi ve muhakeme güçleri yüksektir. Eşleştikleri kişiye cevap verirler. Her zaman eşleştikleri kimseye geri dönerler. Eşleştikleri kişinin sürekli çevresindedirler; onu sararlar. Eşleştikleri kişi haricinde olan şeylere ilgileri azalmıştır. Yeniden şekillenme 'remodelling' yaparlar. Sabit tek bir görünümde değillerdir. Görünümleri sürekli değişkendir. Her değişim kendine özgü olarak muhteşemdir. Uzundurlar.  

*Çoğul ve aktif isim kelimesi olarak gelmiştir. Hûrilerin zorla değil kendilerinin isteğiyle kendilerini kısıtladıkları anlaşılır. 

**Bulundukları yerleşim yerinden hiçbir zaman uzaklaşmayan, ayrılmayan, terk etmeyen.


(Rahmân) 55:73

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:74

Asla temas etmez onlara251 bir insan; öncesinde onların (insanların); ve de bir cin.

251Sadece cennet evrenleri için yaratılmış varlıklardır. Daha önce ne insandan ne de cinden başka bir varlıkla fiziksel ve ruhsal asla temas etmemişlerdir. İlgileri, alakaları, sevgileri ve bakışları eşleştikleri kişiden asla uzağa gitmez, uzaklaşmaz.

Kelimenin kök (حور) anlamları ışığında bu varlıkların gözlerinin kornea beyazı ile iris siyahı arasında belirgin bir kontrast olduğu anlaşılır. Anlarız ki bu varlıkların korneası tam beyaz, iris/renkli kısım tam siyahtır. Bu da gözleri büyük, dikkat çekici ve çok güzel yapmaktadır. Ciltleri pürüzsüzdür. Beyaz renkli istiridye kabuğu rengindedirler. Sürekli olarak eşleştikleri kişiyle birliktedirler, ona bağlıdırlar ve sürekli onunla birliktedirler. Eşleştikleri kişiyle yakından iletişim/diyalog halindedirler. Sezgi ve muhakeme güçleri yüksektir. Eşleştikleri kişiye cevap verirler. Her zaman eşleştikleri kimseye geri dönerler. Eşleştikleri kişinin sürekli çevresindedirler; onu sararlar. Eşleştikleri kişi haricinde olan şeylere ilgileri azalmıştır. Yeniden şekillenme 'remodelling' yaparlar. Sabit tek bir görünümde değillerdir. Görünümleri sürekli değişkendir. Her değişim kendine özgü olarak muhteşemdir. Uzundurlar.  


(Rahmân) 55:75

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:76

Yaslananlardır yeşil yastıklara/döşeklere doğru; ve rengârenk işlenmiş halılara; müthiş güzel.


(Rahmân) 55:77

Öyleyse Rabbinizin4 hangi nimetlerini (siz ikiniz)254 yalanlarsınız?234

4Efendi, komuta eden.

254İnsan ve cin klanı/kabilesi.

234'Fe bi eyyi âlâi rabbikumâ tukezzibân' geçişi Rahman suresinde tam olarak 31 kez tekrarlanır. Mutlak ki bunun bir nedeni olmalıdır. Evrenimiz dev bir lego gibidir. Bu lego 31 farklı parçadan oluşur. Evrenimizdeki tüm nimetler 31 farklı temel parçacığın birleşmeleriyle oluşur. Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. 

Rahman suresinde 31 kez tekrarlanan ‘Öyleyse siz ikiniz Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?’ ve 31 temel parçacık ('elementary particles')


(Rahmân) 55:78

Bereketlendi252 Rabbinin4 adı/ismi49; Celâl239 ve İkrâm240 sahibi241.

 252Fazla olma durumu; artağanlık, bolluk, feyiz, feyezan.

4Efendi, komuta eden.

49İsim; Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel isimler/sıfatlar O'nadır.

239Haşmetli, görkemli, heybetli.

240İkrâm, cömertçe/bol bol sunmak, iyilik güzellikle sunmak, sunarak onurlandıran, şereflendiren.

241Celâl ve İkrâm sahibi


(Vâkıa) 56:71

Gördünüz mü ateşi? Ki tutuşturursunuz.


(Vâkıa) 56:72

Sizler mi inşa ettiniz ağacını onun; yoksa biz mi inşa edenleriz?


(Vâkıa) 56:73

Biz; yaptık onu bir hatırlatma/öğüt; ve meta54; güç/takviye sahibi olanlar için.

54Sermaye. Yararlanma.


(Vâkıa) 56:74

Öyle ki tesbih31 et adıyla/ismiyle49 Rabbinin; azîm94.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.

49İsim; Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel isimler/sıfatlar O'nadır.

94Büyük/azametli.


(Vâkıa) 56:77

Doğrusu o mutlak kerim/şerefli bir Kur’an’dır.


(Vâkıa) 56:78
Bir kitaptadır meknûn579.
579Gizli, saklı, masun.

(Vâkıa) 56:79
Temas edemez ona (Kur'an'a) temizlenenler dışında.

(Vâkıa) 56:80
Bir indirilmedir alemlerin203 Rabbinden4.

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  

4Efendi, komuta eden.


(Vâkıa) 56:81
Öyle ki bu hadise/söze mi sizler mudhinsiniz?580
580Yaltaklananlar, riyakar/iki yüzlü yalakalar, iki yüzlü yağcılar.

(Hadid) 57:1

Tesbih57 etti Allah'ı göklerdeki; ve yerdeki; ve O; Azîz'dir37; Hakîm'dir9.

57Yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede yüzüp ilerlemek.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Hadid) 57:3
O* (ki) Evvel'dir894; ve Âhir'dir895; ve Zâhir'dir896; ve Bâtın'dır897; ve O* (ki) her bir şeye bir Alîm'dir8.
 894İlk, ilksel, birincil, önemli, asli, en mühim, başlıca, ana, esas; ilk kısım, başlangıç, temel, esas, ana, kadim.  895Son, nihai, en uç.896Görünür, algılanabilir, belirgin, aşikar, bariz, göze çarpan, açık, belli, besbelli, görünürdeki; dışsal, harici, zahiri; görünüşte, dış, dış taraf.897İç, dahili, batıni, en içteki, özsel; gizli, saklı.

8Bilen.

*Allah.

(Mücâdele) 58:13

Tasalandınız mı? Ki takdim edersiniz eliniz arasında, gizli konuşmanızda sadakalar95; öyle ki o zaman asla faaliyete geçemezsiniz; ve tevbe33 etti Allah sizlere; öyle ki ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve itaat edin Allah'a ve resûlüne76; ve Allah haberdardır yaptıklarınızdan.

95Kur'an'da 3 tür sadaka işaret edilmiştir. Bu ayetteki sadaka kamu hizmetinden, kamu görevlisinden faydalananların kamuya verdikleri harçtır.

33Dönmek, vazgeçmek.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

76Resule/elçiye itaat etmek sadece Kur'an'a itaat etmektir. Kur'an=Resul; Resul=Kur'an. Resule itaat etmek tamamı zan olan hadislere itaat etmek asla değildir. 


(Mücâdele) 58:16

Edindiler/tuttular yeminlerini/sözleşmelerini bir örtü/gizleme; öyle ki saptırdılar/döndürdüler Allah'ın yolundan; öyle ki onlaradır yıpratan/çöktüren bir azap.


(Haşr) 59:9
Ve kimseler (ki) yerleştiler diyara* ve imana47 onlardan** önce; severler*** kendilerine hicret355 etmiş kimseyi; ve bulmazlar göğüslerinde bir ihtiyaç/eksiklik verildiklerinden****; ve tercih ederler*** kendi nefislerine201 karşı; velev/şayet olduysa da onlara*** bir yoksulluk/yokluk; ve kim takvalı21 oldurur kendi nefsini201 cimriliğe/pintiliğe (karşı); öyle ki işte bunlar; onlar muflihtir174.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

355Göç etmek, bırakıp terk etmek, göçmen olmak.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

174Felaha ulaşanlar, kurtuluşa kavuşanlar, başaranlar.

*Yurt, memleket. Yesrib yurdu.

**Hicret edenlerden.

***Yesrib yurdunda bulunanlar.

****Fiil pasif geldiği için verdikleri değil verildikleri olur. Anlarız ki hicret edenler Yesrib yurdunda bazı ailelere verilmişlerdir. Paylaştırılmışlardır.  


(Haşr) 59:23

O; Allah'tır; ki yoktur ilâh74 O'nun dışında; Melik'tir96; Kuddûs'tür97; Selâm'dır98; Mûmin’dir99; Muheymin'dir100; Azîz'dir37; Cebbâr'dır101; Mutekebbir'dir102; Subhân'dır7Allah; şirk koştuklarından71 (ayrıdır).

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

96Hükümdar/hünkâr.

97Mukaddes/kutsal.

98Esenlik-güven bahşeden.

99İtimat-eminlik bahşeden.

100Koruyucu/kollayıcı.

37Güç yetiren.

101Zorla düzelten, zorlayan, mecbur eden, güçlü davranan, ağırlığını koyan, dev, devasa, gücünü zalimleri dize getirmek için kullanmaktan çekinmeyen.

102Büyüklenen.

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.


(Haşr) 59:24

O; Allah’tır; Hâliktir103; Bârî'dir104; Musavvir'dir105; O'nadır güzel isimler49; tesbih57 ederler O'nu göklerdeki ve yerdeki; ve O (Allah); Azîz'dir37; Hakîm'dir9.

103Yaratan.

104Başlatıp yapan.

105Şekillendiren/biçimlendiren.

49İsim; Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel isimler/sıfatlar O'nadır.

57Yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede yüzüp ilerlemek.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Mümtehine) 60:1
Ey iman47 etmiş kimseler! Edinmeyin düşmanlarımı ve düşmanlarınızı evliya212; atarsınız/koyarsınız onlara sevgiyle/duygusal yakınlıkla; ve muhakkak kâfirlik25 ettiler sizlere haktan/gerçekten gelmişe; çıkarırlar resûlü; ve sizler ki iman47 edersiniz Allah'a; Rabbinize4; eğer olduysanız çıkmışlar bir cihata yolumda; ve bakınanlar/arananlar rızama; sırlaşırsınız onlara sevgiyle/duygusal yakınlıkla; ve ben daha iyi bilenim hafiyelik ettiğinizi; ve alenileştirdiğinizi; ve kim faaliyet içinde olur ona sizlerden; öyle ki muhakkak dalalete düştü seviyeli/düzgün yoldan.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

212Veli kelimesinin çoğulu. Veliler. Koruyan, himaye eden yakın arkadaşlar. 

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

4Efendi, komuta eden.


(Mümtehine) 60:2
Eğer bulsalar üstünlük sizlere (karşı) olurlar sizlere (karşı) düşmanlar; ve uzatırlar sizlere ellerini ve dillerini kötülükle; ve severler (ki) keşke kâfirlik25 etseniz.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Mümtehine) 60:3
Asla menfaat sağlamaz rahimleriniz* ve ne de evlatlarınız kıyamet148 günü; ayırır (Allah) aranızı; ve Allah yaptıklarınıza bir Basîr’dir513.

148Kıyam günü/dönemi/evresi. Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; insanın yaratılış özelliği olan beynin (bedenle veya bedensiz) dikilmesi/ayağa kalkması. Ahiret evreninde bilincin avatar bedene yüklenmesiyle aktive olduğu, dirildiği gün/dönem/evre. 

513Gören.*Sizlerin doğmasını sağlayan rahimler (anne, anneanne, babaanne). Ortak rahimlere sahip kimseler.

(Mümtehine) 60:4

Muhakkak oldu sizlere güzel bir örnek/bir rol model İbrahim'de; ve onunla birlikte (olan) kimseler (de); dedikleri zaman kavimlerine/toplumlarına: “Doğrusu bizler uzaklaşanlarız sizden ve Allah'ın astından kulluk46 eder olduğunuzdan; örttük/gizledik/inkar ettik sizleri; ve görünür oldu/açığa çıktı bizim aramızda ve sizin aranızda ebediyen/sürekli bir düşmanlık ve nefret; ta ki iman47 edersiniz bir tek Allah'a”; dışındadır sözü İbrahim'in babası için ‘Mutlak mağfiret dilerim sana; ve güç yetirir değilim sana Allah’tan (gelen) hiçbir şeye’; “Rabbimiz4! Sana tevekkül ettik; ve sana yöneldik; ve sanadır son varış.”

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

4Efendi, komuta eden.


(Mümtehine) 60:5
Rabbimiz4! Yapma bizleri bir fitne610 kâfirlik25 etmiş kimseler için; ve mağfiret319 et bizlere; Rabbimiz4! Doğrusu sen; sensin Azîz37; Hakîm9.

4Efendi, komuta eden.

610Test, deneme, sınav, yanlışla doğruyu ayırt edebilme yetisinin ölçülmesi.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

319Bağışlama, affetme.

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Mümtehine) 60:6

Ant olsun (ki) oldu sizlere onlarda* güzel bir örnek/bir rol model; kimse için (ki) oldu ümit eder/arzular Allah’ı ve ahiret gününü; ve kim yüz çevirir öyle ki doğrusu Allah’tır; O'dur Ganiyy106; Hamîd107.

106Zengin.

107En yüce övgüye/methedilmeye değer.

*Nebi İbrahim ve yanındaki kimselerde.

(Mümtehine) 60:7
Belki de Allah ki yapar sizlerin arasında ve onlardan düşmanlık ettiğiniz kimseler arasında bir sevgi/duygusal yakınlık; ve Allah bir Kadîr’dir177; ve Allah bir Gafûr’dur20; bir Rahîm’dir2.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Mümtehine) 60:8
Menetmez sizleri Allah kimselerden (ki) asla katletmez35 sizleri dinde122 ve asla çıkarmaz sizleri diyarlarınızdan; ki erdemli olursunuz ve eşitliği gözetirsiniz onlara; şüphesiz ki Allah sever muksitleri746.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

746Eşitliği gözetenler, eşit davrananlar, kayırmayanlar, teraziyi her zaman eşit kaldıranlar, torpil yapmayanlar.

(Mümtehine) 60:9
Ancak (ki) meneder sizleri Allah kimselerden (ki) katlettiler35 sizleri dinde122; çıkardılar sizleri diyarlarınızdan; ve arka çıktılar/destek oldular ihracınıza/çıkarılmanıza karşı; ki veli28 edinirsiniz onları ve kim veli28 edinir onları öyle ki işte bunlar; onlardır zalimler257.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Mümtehine) 60:10
Ey iman47 etmiş kimseler! Geldiği zaman mümin27 kadınlar bir muhâcir716 kadın (olarak) öyle ki imtihan742 edin onları*; Allah daha iyi bilendir onların* imanını47; öyle ki eğer bildiyseniz onlar mümin27 kadınlardır; öyle ki geri göndermeyin onları* kâfirlere25 doğru; olmaz onlar* bir helal onlara**; ve olmaz onlar** helali yaparlar** onları*; ve verin onlara** infak743 ettiklerini**; ve olmaz bir günah üzerinize ki nikahlarsınız744 onları* verdiğiniz zaman onlara ecirlerini/mehirlerini; ve tutmayın ismetlerini741 kâfir25 kadınların; ve sual edin/sorun infak743 ettiğinizi; ve sual etsinler/sorsunlar** infak743 ettiklerini; işte bu; hükmüdür Allah'ın; hükmeder aranızda; ve Allah bir Alîm’dir8; bir Hakîm’dir9.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

716Diyarlarından zorla çıkarılmış  kimseler.  741Sorgulama.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

743Her türlü harcama. Evlilik sürecinde kadına yapılan harcama veya tersi. 744Yetişkin bir erkek ve bir kadın arasında gerçekleşen evlilik/izdivaç bağı/sözleşmesi/misâkıdır. Cinselliği de içeren bu bağa, bu bağdan doğacak olan çocukların sorumluluğunu almaya söz vermekdir. Karşılıklı yapılan bu sözleşmeye aykırı olarak başka kimselerle zina etmemektir. Bu sözleşmeden doğacak olan çocukların babasının kesin olarak kadınla nikahlanmış olan erkeğin olacağını insanlara duyurmaktır, deklere etmektir. Kur'an'da nikahlanmak bir ritüele bağlanmamıştır. Nikahlanmak kolaylaştırılmıştır. Bir yere kadar (2 kez) boşanma da kolaylaştırılmıştır. Biricik dinimiz İslam yani sadece Kur'an insanlara asla eziyet etmez. Nikahlanmak isteyenler karşılıklı olarak bu taleplerini birbirlerine iletirler ve aralarında bir bağ/akit yapmaya kadar verirler. Yaptıkları bu bağı/akti topluma duyururlar ki kadının ve erkeğin nikahlı olduğu bilinsin. İmam nikahı diye bir şey Kur'an'da yoktur. İki kişi arasında gerçekleşen bu bağın topluma duyurulması zorunluluğu vardır. Amaç toplumun bu nikahtan haberdar olmasıdır. Boşanma durumunda da topluma bu durumun bildirilme zorunluluğu vardır. 741Bağ, evlilik bağı

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Muhâcir kadınları, muhâcir kadınların.

**Kâfir erkeklere, kâfir erkekler, kâfir erkeklerin.


(Mümtehine) 60:11
Ve eğer geçip gittiyse bir şey eşlerinizden kâfir25 erkeklere doğru; öyle ki akabinde/ardında oldunuz (böyle bir durumun aynısına karşı); öyle ki verin mislini870 infak743 ettiklerinin kimselere* (ki) gitti/terk etti eşleri** onları*; ve takvalı21 olun Allah'a; ki sizler O’na*** müminlersiniz27.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.743Her türlü harcama. Evlilik sürecinde kadına yapılan harcama veya tersi.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Kâfir erkeklere, kâfir erkekleri.

**Kadınlar.

***Allah'a.


(Mümtehine) 60:12
Ey nebi132*! Geldiği zaman sana mümin27 kadınlar biat745 etsinler sana karşı ki şirk71 koşmazlar Allah'a bir şeyi; ve çalmazlar; ve zina etmezler; ve katletmezler35 evlatlarını; ve gelmezler yalan suçlamayla (ki) iftira883 atarak elleri arasında ve bacakları arasında; ve isyan etmezler sana bir maruftakine291; öyle ki biat745 et onlara**; ve mağfiret319 sun onlar** için Allah’a; doğrusu Allah bir Gafûr’dur20; bir Rahîm’dir2.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

745Karşılıklı kontrat/anlaşma yapmak, satış/alış işlerinde anlaşmak, karşılıklı olarak kurallara uyacaklarına dair söz vermek.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

883Yalan uydurmak, düzmece bir şey üretmek, karalamak, çamur atmak. Din konusunda ise Yüce Allah indinden/katından olmadığı halde bir metne/kelama bu Yüce Allah katındandır demek.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

319Bağışlama, affetme.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

**Nebi Muhammed.

**Kadınlara. Sen de biat et onlara. Bu noktada biat kelimesinin karşılıklı olduğunu net bir şekilde anlarız. 


(Mümtehine) 60:13
Ey iman47 etmiş kimseler! Veliler28 edinmeyin bir kavmi/toplumu (ki) gazap127 etti Allah üzerlerine; muhakkak umudu kestiler (onlar) ahiretten kâfirlerin25 kabir ashâbından194 umudu kestiği gibi.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

28Koruyan, himaye eden yakın arkadaş. Çoğulu evliyadır.

127Yüce Allah'ın öfkesinin üzerlerine hak olduğu kimseler.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 


(Saf) 61:1
Tesbih57 etti Allah'ı göklerdeki162 ve yerdeki; ve O Azîz’dir37; Hakîm’dir9.

57Yaratılış amacına uygun olarak bir rotada/yörüngede yüzüp ilerlemek.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 

37Güç yetiren.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.


(Saf) 61:2
Ey iman47 etmiş kimseler! Niçin dersiniz* faaliyete geçirmediğinizi."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Gerçek müminler öyledikleri şeyleri faaliyete geçirirler. Boş sözler söylemezler. Tabiri caizse lafla peynir gemisi yürütmezler.  

(Saf) 61:3
Büyümüştür bir iğrençlik/tiksinme* Allah’ın indinde/katında ki dersiniz faaliyete geçirmediğinizi.
*Büyük bir iğrençliktir/tiksinmedir.

(Cum'a) 62:9

Ey iman47 etmiş kimseler; nida edildiğiniz/çağrıldığınız zaman salât108 için toplanma/cuma günü; öyle ki yürüyün/hareketlenin Allah'ı zikrine78 doğru; ve bırakın alışverişi; işte bunlarsınız; hayırlıdır sizlere; eğer olduysanız bilenler.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

108Müminlerin haftanın belirlenen bir gününde, sabah ve akşam salâtlarından ayrı olarak, gündüz olmak koşuluyla toplumun belirlediği bir zamanda ve sürede yaptıkları salât.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.


(Cum'a) 62:10

Öyle ki tamamlandığı zaman salât108; öyle ki dağılın yeryüzüne; ve arayın/bakının fazlından/lütfundan Allah'ın; ve zikredin78 Allah'ı çokça; belki sizler felaha326 kavuşursunuz.

108Müminlerin haftanın belirlenen bir gününde, sabah ve akşam salâtlarından ayrı olarak, gündüz olmak koşuluyla toplumun belirlediği bir zamanda ve sürede yaptıkları salât.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

326Kurtuluş, başarı.

(Münâfikûn) 63:2

Edindiler/tuttular yeminlerini/sözleşmelerini bir örtü/gizleme; öyle ki saptırdılar/döndürdüler Allah'ın yolundan; doğrusu onlardır; kötüleşti yapar oldukları.


(Talâk) 65:1
Ey nebi132! Boşadığınız zaman kadınları; öyle ki boşayın onları iddetleri652 için*, ve hesaplayın iddeti652; ve takvalı olun Allah’a; Rabbinize4; çıkarmayın onları evlerinden; ve çıkmasınlar (onlar da); dışında ki gelirler apaçık (olmuş) bir fahişelikle490; ve işte şu; hudutlarıdır Allah'ın; ve kim taştı hudutlarını Allah'ın; öyle ki muhakkak zulmetti257 kendi nefsine201 farkına varmaksızın; belki Allah söyler/ortaya çıkarır bunun sonrası bir emir**.

132Kendisine kitap verilen resul/elçi. Her resul/elçi nebi değildir. Her nebi bir resuldür/elçidir.

652Adetli, sayılı. Sayılabilen şeylerin sayısını işaret eder. Sayılı günler vb. 

4Efendi, komuta eden.

490Sınırı aşmak. Evrensel kabuller olan marufun dışına çıkmak.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*İddet sürelerini gözeterek/hesaplayarak boşayın.

**Onların işleri artık Yüce Allah'adır. Dilediği gibi emreder.


(Talâk) 65:2
Öyle ki (kadınlar) ulaştıkları zaman ecellerine*; öyle ki tutun onları (kadınları) marufla291 ya da ayırın onları (kadınları) marufla291; ve şahid tutun adalet680 sahibi ikiyi (iki erkek) sizlerden; ve kıyamda/ayakta tutun şahitliği Allah için; işte sizleredir; vaaz653 edildi onunla kimseye (ki) oldu (o) iman47 eder Allah'a ve ahiret gününe; ve kim takvalı21 olur Allah’a; yapar (Allah) ona bir çıkış yeri.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

680Hakka/gerçeğe uygunluk, hakkı/gerçeği gözetme. Hakka/gerçeğe uygunluk temelinde herkese eşit ve tarafsız bir şekilde davranma. Hakların herkes tarafından eşit/tarafsız şekilde kullanılmasının sağlanması. Hakları eşit olarak dengelemek, eşit olarak balanslamak. Adalet, doğruluk ve eşitlik prensiplerine dayanan evrensel bir değerdir.653Öğüt vermek, uyarmak, nasihat etmek, bir fikri aşılamak.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*İddet sürelerine.

(Talâk) 65:3
Ve rızıklandırır (Allah) onu* (erkeği) hesaplamadığı/düşünmediği yerden; ve kim tevekkül79 etti Allah'a karşı; öyle ki O (Allah) hesap eder** ona*; doğrusu Allah ulaştırır kendi emrini; muhakkak (ki) yaptı Allah her bir şeye bir kadrân654.

79Vekil olarak yetkilendirmek, atamak, vazifelendirmek.

654Ölçü. Saatlerde bulunan gösterge aslında bir ölçüyü, hesabı gösterdiği için kadran olarak isimlendirilmiştir. 

*Erkeğin rızıklandırılmasının işaret edilmesi anlamlıdır. Boşanmalarda erkek boşadığı kadına karşı cimrilik etmemelidir. Kadının ihtiyacı varsa mutlak karşılamalıdır. Yüce Allah onu (erkeği) hiç de hesaplamadığı bir yerden rızıklandırır.

**İnsanın hesaplayamayacağı şeyleri Rabbimiz hesaplar. Ona gereken rızkı verecek olan mekanizmaları hesaplar ve gerçekleştirir.


(Talâk) 65:4
Ve şunlar ki kadınlarınızdan (ki) umudunu kestiler hayız656 olmaktan; eğer şüphelendiyseniz öyle ki iddetleri655 onların üç aydır; ve şunlar (da) (şu kadınlar da) ki asla hayız656 olmazlar; ve hamileler olanların eceli ki bırakmalarıdır kendi yüklerini; ve kim takvalı oldu Allah’a yapar ona emrinde/işinde bir kolaylık.
656Âdet, mens, periyot. Kadınların 21-35 günde bir düzenli olarak yaşadıkları 2-7 gün süren, yaklaşık 30-80 cc miktarında olan vajinal kanamaları. Rahim iç zarının kanla birlikte dökülmesi. Yüce Rabbimiz âdet görmenin kadınlar için bir eziyet olduğunu bildirmiştir. Gerçekten de bu dönemde kadınlar fiziksel ve ruhsal olarak zorluklar yaşarlar.  

655Yüce Rabbimiz kadınların iddet süresini yani yeni bir evlilik yapmadan önce beklemeleri gereken sayılı günleri belirlemiştir.



(Talâk) 65:5
İşte bu; emridir Allah'ın; indirdi onu üzerinize; ve kim takvalı21 olur Allah’a; kâfirlik498 eder (Allah) ondan kötülükleri onun; ve azîmleştirir* ona ecri/karşılığı.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

498Dilediği kulları için günahları, kötülükleri örtmesi, gizlemesi.*Büyütür, azametli kılar.

(Talâk) 65:6
Mesken edindirin* onları mesken edindiğiniz yerden; varlığınızdan**; ve zarar vermeyin onlara darlamak*** için üzerlerine; ve eğer oldularsa bir hamile olan; öyle ki infak6 edin onlar üzerine; ta ki bırakırlar yüklerini; öyle ki eğer emzirirlerse (bebeği) sizlere; öyle ki verin ecirlerini820 onların; ve emredin**** aranızda marufla291; ve eğer zorlanırsanız; öyle ki emzirir onu**** başkası.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

820Ödül, mükafat.

291Evrensel kabuller, evrenin işleyişine uygun davranışlar, normlar.

*Kadınlara mesken/barınak/kalacak/tutunacak yer sağlamak.

**İmkanınızdan, gücünüzden.

***Sıkıntı yaratmak.

****Buyurmak.

****Bebeği.


(Talâk) 65:7
İnfak6 etsin bir genişlik sahibi kendi genişliğinden; ve kimse (ki) ölçeklendirdi üzerine rızkı onun öyle ki infak6 etsin Allah'ın verdiğinden; mükellef kılmaz Allah bir nefse201 ona verdiği dışında; yapacak Allah bir darlık sonrasında bir kolaylık.

6Affedilen, gönülden kopan, temiz ve güzel şeylerden ihtiyaç sahipleri için harcama.  

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Talâk) 65:8
Ve nicesi bir kentten küstahlık etti (kent) ki Rabbinin* emrine ve O’un** resûllerine; öyle ki hesaba çektik onu (kenti) şiddetli bir hesap (-la); ve azap ettik ona*** iğrenç bir azap (-la).

*Kentin.

**Rabbin.

***Kente.


(Talâk) 65:9
Öyle ki tattı* vebalini kendi emrinin; ve oldu onun* emrinin akıbeti892 bir hüsran.
892Bir iş veya durumun sonu veya sonucu; serencam.*Kent, kentin.

(Talâk) 65:10
Adetledi* Allah onlara şiddetli bir azabı; öyle ki takvalı21 olun Allah’a ey elbâb88 sahipleri; iman47 etmiş kimseler! Muhakkak indirdi Allah üzerinize bir zikir78.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

88Akıl ve mantık. Analitik/rasyonel düşünme.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Sayısı belli olarak, ardışık gelecek şekilde. 

(Talâk) 65:11
Bir resûldür418* (ki) okur sizlere Allah'ın ayetlerini454 beyanatlarla620; çıkarması için (Allah’ın) iman47 etmiş kimseleri ve sâlihât18 yapmışları karanlıklardan nura** doğru; ve kim iman47 eder Allah'a ve yapar bir sâlih777 sokar/girdirir onu (Allah) cennetlere; akar altından onun*** nehirler; ölümsüzlerdir185 orada ebediyen; muhakkak daha güzelleştirir Allah ona**** bir rızık (-la).
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  454Sadece kutsal kitaplarda bulunan Yüce Allah'ın hükümleri, kelamı.  

620Gizli saklı olmadan açıkça deklere edilmiş, apaçık bildirilmiş, belli edilmiş, apaçık ifade edilmiş.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

777Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik.

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Resûl Muhammed.

**Aydınlık.

***Cennetin.

****Kimseye.


(Talâk) 65:12
Allah (ki) yaratandır yedi gökleri161 ve yerden mislini870 onların*; iner emir** onların arasında; bilmeniz içindir*** ki Allah her bir şey üzerine bir Kadîr'dir177; ve ki Allah muhakkak sardı/kuşattı her bir şeyi bir ilim**** (-le).

161Çoklu gökler. Güneş sistemimiz ve onun benzerleri olan sistemler (çok sayıda gezegen atmosferi/gök içerdikleri için). Paralel evrenler (çok sayıda evren/gök içerdikleri için).

870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.

*Çoğul dişil gelmiştir. Yedi göklerin çoğulu ve yerin çoğulu. Hem gökleri, hem yeri hem de her ikisini işaret edebilir. Anlarız ki çoklu gökler (atmosferlere sahip yerler/gezegenler) içeren başka Güneş sistemleri işaret edilmiştir. Galaksimizde 400 milyar yıldızın etrafında dönen çok sayıda yer/gezegen gökleriyle (atmosferleriyle) birlikte dönmektedir.  

**Bu gezegenlerin atmosferleri de aktiftir. Emir/işler Yüce Allah'ın dilediği şekilde ilerler. Tıpkı sizin Dünya gezegeninizdeki gibi. Atmosfer ve yer arasında emir/işler sürekli akar.

***Eğer ki ilimle ve bilimle bunları görürseniz Yüce Allah'ın nasıl bir ölçü koyduğunu anlarsınız.

****Yüce Allah bizlere ilmi işaret etmektedir. Yüce Allah'ın kendisine ilmi artırdığı kimseler bu yedi gökler ve yerden benzerlerindeki ölçüye  tanık olur.


(Tahrim) 66:1
Ey nebi*! Niçin haram739 kılarsın Allah'ın sana helal kıldığını (ki) aranırsın/bakınırsın eşlerinin rızasına?; ve Allah bir Gafûr’dur20; bir Rahîm’dir2.
739Nebiler Yüce Allah'ın helal kıldığını kendileri için bile asla haram kılamazlar. 66:1 ayetinde Yüce Allah nebi Muhammed'i yaptığı hata nedeniyle uyarmakta ve doğru yolu göstermektedir. Kur'an'da haram edilmeyen hiçbir şey asla haram değildir. Hiç kimsenin buna gücü yetmez. 

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.

*Nebi Muhammed.

(Tahrim) 66:2
Muhakkak farz497 kıldı Allah sizlere yeminlerinizi* çözmeyi; ve Allah mevlânızdır**; ve O Alîm’dir8; Hakîm’dir9.
497Uygulamaya koymak, belirlemek, önceden fikslemek/sabitlemek, zorunlu olarak uygulamaya koymak. 

8Bilen.

9Bilge/bilgelikle hükmeden.

*Diyalektle/jargonla/ağızla yaptığınız yeminler gerçek yeminler asla değildir. Çözeceksiniz bunları. Bak: 2:225.

**Sahibinizdir.


(Tahrim) 66:3
Ve sırlaştığı zaman nebi* eşlerinden bir kısmına karşı bir söz/hadis; öyle ki ne zaman ki haber verdi** onu***; ve açığa çıkardı740 onu**** Allah ona*; arif etti/bildirdi* bir kısmını onun**** ve kaçındı bir kısmından; öyle ki ne zaman ki haber verdi* ona***** onu****** dedi*****: "Kim haber verdi sana bunu?"; dedi*: "Haber verdi bana Alîm; Habîr (olan)."
740Kur'an'ın birçok ayetinde Yüce Allah resûlü Muhammed'e Kur'an'ı Cibrîl aracılığıyla indirdiğini ve resûlün de bunu okuduğunu yani tilâvet ettiğini bildirmektedir. Hatta indirilen vahyi okurken bir azaltma veya artırma gibi bir şey yaptığında resûlün sağ elini ve şah damarını koparacağını apaçık bildirmiştir. Yüce Allah bizlere dinini Kur'an ile tamamladığını ve bunun da İslam (Teslimiyet) dini olduğunu bildirmiştir. Yüce Allah dilediğinden kimselere vahyeder. Mûsâ'ın annesini vahyettiği gibi. Gaybtan bilgiler verebilir. Mutlak ki resûl ve nebilere de vermiştir. Kur'an dışında bizzat nebiyi ilgilendiren konularda vahiy gelmiştir. Ancak bu vahiy Yüce Allah'ın diğer kullarını ilgilendiren bir şey değildir. Eğer insanlara gelmiş bir vahyi resûl Kur'an'a okuyarak koymamışsa görevini yapmamış demektir. Bu da asla düşünülemez. Demek ki tilâvet edilen vahiy yani Kur'an'a giren vahiy bizleri ilgilendirir. Nasıl ki Musa'nın annesine indirilen vahiy bizleri dini olarak ilgilendirmediyse Yüce Allah'ın resûlüne bazı şeyleri bildirmek için verdiği vahiy de bizleri ilgilendirmez. 66:3 ayetinde bunu net olarak görmekteyiz. Nebinin eşleri arasında bazılarının kalplerinin kaymasıyla yaptıkları dedikoduları Yüce Allah resûlüne bildirmiştir. Mutlak ki bunu Cibrîl bildirmiştir. Bu noktadan yola çıkıp şeytâna uyarak resûlün vefatından 230 yıl sonra oradan buradan toplanmış, tamamı zan olan hadislere bunlar da Kur'an gibidir, resûlün okumayarak Kur'an'a sokmadığı ancak dini hükümlerdir demek büyük bir şirktir ve günahtır. Affı yoktur. Cehenneme gitmeyi garantileyen yanmaz bir bilettir. 

*Nebi Muhammed, Nebi Muhammed'e,  

**Eşlerden birisi diğerlerine.

***Sözü/hadisi.

****Eşlerden birisinin diğerlerine haber verdiğini.

*****Sırlaştırılmış sözü diğerlerine haber veren eşe, sırlaştırılmış sözü diğerlerine haber veren eş.

******Sırlaştırılmış sözü diğerlerine haber vermesini.

***




(Tahrim) 66:4
Eğer tevbe33 ederseniz ikiniz* Allah'a karşı; öyle ki muhakkak eğildi/büküldü ikinizin kalpleri; ve eğer destekleşirseniz ikiniz* ona** karşı; öyle ki doğrusu Allah; O; mevlâsıdır68 onun**; ve Cibrîl282; ve sâlihler217 müminler27; ve melekler48; bundan sonra bir destektir (ona).

33Dönmek, vazgeçmek.

68Sahip

282Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli bir varlık. Kendisine elçilik görevi verilmiştir. Evrenimizin bir üst boyutunda bulunan arşta bulunur. Kendi iradesi/aklı vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değildir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamaz. İradesiyle oluşturduğu her fikir mutlak ki takva içerir. Levh-i Mahfuz’a (Korunmuş Levha'ya) yani holografik evren prensibi kapsamınsa evrenimizi bir üst boyuttan saran, evrenin zaman dahil tüm kuantum bilgilerini muhafaza eden rakamlanmış/kodlanmış 2D zara/membrana erişim hakkı vardır. Bu nedenle evrenin her zamanında ve her yerinde aynı anda bulunabilir. Matrix filmindeki ajanlar gibidir. Kendisine Yüce Allah tarafından bahşedilen Levh-i Mahfuz’u kodlama yetkisi gereği evren içinde diledikleri şekle dönüşebilir. Evrenimizin en küçük yapı taşı 1.65x10-35 metre uzunluğundaki bir sicimdir/iptir. Her sicimin titreşimi bir müzik aletinin telinin titreşmesi sonucu özel bir ses çıkarması gibi kendine özel atom altı parçacıkları oluşturur. Sicimler titreşim bilgilerini ruh aracılığıyla Levh-i Mahfuz’dan alır. Levh-i Mahfuz rakamlanmış bilgiyi ruh aracılığıyla sicimlere aktarır. Işık hızında yazan bir 3D printer/yazıcı gibi evreni canlandırır. Cibrîl Levh-i Mahfuz’u kodlayarak sicimlerin titreşimini değiştirir ve farklı atom altı parçacıkları oluşturarak farklı atomları oluşturur. Böylece elçiye bir insan şeklinde seslenebilir. Bir ağaç içinden seslenebilir. Bir ateş içinden seslenebilir. Şerefli elçi Cibrîl’in şerefli Kur’an’ı Muhammed peygamberin beyin ve kalpte bulunan sinir hücrelerine indirmesini yine Levh-i Mahfuz’u kodlayarak sicimler üzerinden gerçekleştirdiğini anlarız. Böylece Muhammed peygamber ezberlemek zorunda kalmadan tüm Kur’an’ı bilmiş olmaktadır.

Kur’an’dan Cibrîl benzeri farklı varlıkların da insanlarla temas kurduklarını anlıyoruz. Ashab-ı Kehf (Mağara yoldaşları) gençlerine zaman yolculuğu yaptıran Rakim/rakamlayıcı yoldaşları kendilerine Levh-i Mahfuz’u kodlama yetkisi verilen şerefli varlıklardır. İbrahim peygambere, Lut peygambere ve Meryem’e gelen elçiler de Cibrîl benzeri şerefli varlıklardır.

217Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapanlar.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

*Nebi Muhammed'in iki eşi.

**Nebi Muhammed'e, Nebi Muhammed'in.


(Tahrim) 66:5
Belki de onun* Rabbi4 -eğer boşasaydı sizleri- ki değiştirir ona* sizlerden (daha) hayırlı müslüman431**; mümin27**, kanaat398 eden**; tevbe33 eden**; kulluk46 eden**; seyahat735 eden**; dul ve bakir eşler.

4Efendi, komuta eden.

431Müslim (Müslümanlar) kelimesinin tekil hali. Yüce Allah'ın gerçek İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) tabi olmuş olan. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah ile arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

398Yetinmek. Yüce Allah'ın fazlından/lütfundan aranma/bakınma sonrası Yüce Allah'ın bahşettikleriyle yetinmek. Elindekinden hoşnut olma durumu, yeter bulmak.

33Dönmek, vazgeçmek.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

735Yüce Allah yolunda yani Kur'an yolunda seyahat edenler, su gibi akanlar.

*Nebi Muhammed'in, Nebi Muhammed'e.

**Kadınlar.



(Tahrim) 66:6
Ey iman47 etmiş kimseler! Sakındırın nefislerinizi201 ve ahalinizi568; bir ateşe834 (ki) onun* yakıtı insanlar ve taştır; üzerindedir onun* şiddetli, kaba/kalın/sert melekler737; asi gelmezler Allah’ın kendilerine emrettiğine; ve faaliyete geçirirler emredildiklerini.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


Cehennem ateşinin üzerinde meleklerin olduğu 66:6 ayetinde bildirilmiştir. Bu melekler şiddetli, kaba/kalın/serttir. Yüce Allah'ın kendisine verdiği emre itaat ederler ve emri yerine getirirler. 74:31 ayetinde bu meleklerin sayısının 19 adet olduğunu Rabbimiz bizlere bildirmiştir. Meleklerin sayısı olan 19 sayısı ise bir fitne/sınav/test/deneme olacaktır.*Ateşin.

(Tahrim) 66:7
Ey kâfirlik25 etmiş kimseler! Özür dilemeyin bugün; ancak ki cezalandırılıyorsunuz yapmış olduğunuza (karşı).

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Tahrim) 66:8
Ey iman47 etmiş kimseler! Tevbe33 edin Allah'a karşı içten/samimi bir tevbe (-yle); belki de Rabbiniz4 ki kâfirlik25 eder sizden kötülüklerinizi ve sokar sizleri cennetlere (ki) akar altlarından onun** nehirler; gündür (ki) hüzünlendirmez Allah nebiyi* ve onunla beraber iman47 etmiş kimseleri; nurları*** onların yürür/ilerler elleri arasında ve sağlarında; derler: "Rabbimiz4! Tamamla bizlere nurumuzu***; ve mağfiret319 et bizlere; doğrusu sensin her bir şey üzerine bir Kadîr177."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

33Dönmek, vazgeçmek.

4Efendi, komuta eden.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

319Bağışlama, affetme.

177Ölçeklendiren, derecelendiren, değerini belirleyen.

*Nebi Muhammed.

**Cennetin.

***Aydınlıkları, aydınlığımızı.


(Tahrim) 66:9

Ey nebi*! Cihat356 et kâfirlere25 ve münâfıklara26 (karşı); ve katı/kaba/sert ol onlara; ve sığınakları onların cehennemdir; ve ne uğursuz/perişan varış yeridir.

356Mücadele etmek. Kur’an’da savaş/öldürmek katletmek olarak işaret edilir. Cihat etmek Kur’an’la yapılan mücadeledir. 25:52 ayetinde kâfirlerle karşı en büyük cihadın Kur’an’la yapılması gerektiğini Yüce Rabbimiz apaçık bir şekilde bizlere bildirilmektedir. Kur’an’la cihat eden kimselere de mücahit denir.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

26İç yüzünü gizleyen. İki yüzlü. 

*Nebi Muhammed.



(Tahrim) 66:10
Darp* etti Allah bir misali/benzeri kâfirlik25 etmiş kimselere; Nûh'un karısını ve Lût'un karısını; olmuşlardı** kullarımızdan iki salih kulun altında; öyle ki ihanet ettiler** onlara***; öyle ki asla savamadılar738*** onlara** Allah’tan bir şey; ve denildi; "Girin ikiniz** ateşe834 girenlerle beraber."

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

738Yüce Allah 66:10 ayetinde bizlere çok güzel bir örnek vermiştir. Nûh'un karısının ve Lût'un karısının cehenneme girdirildiğini ve elçilerin Yüce Allah'ın hükmüne karşı hiçbir şekilde müdahale edemediklerini, şefaatçi olamadıklarını apaçık bildirmiştir. Nebi/resûl de olsalar hiç kimseye şefaat etme hakkı verilmemiştir. En yakınlara bile şefaat etme diye bir şey asla yoktur. Tek şefaat eden vardır; O da Yüce Allah'tır.   

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


*Ortaya koydu, vurdu. Bu ortaya koyma surenin başında işaret edilen nebi Muhammed'in eşlerine de bir derstir, örnektir. Nûh ve Lût karılarını kurtaramamışlardır. Nebi Muhammed'in karısı olmanız size asla bir fayda sağlamaz buyurulmaktadır. 

**İki kadın, iki kadına.

***Nûh ve Lût'a, Nûh ve Lût.


(Tahrim) 66:11
Ve darp* etti Allah bir misali/benzeri iman47 etmiş kimselere; firavunun711 karısını (ki) dediği** zaman: "Rabbim4! Bina et bana indinde/katında, bir ev cennette; ve kurtar beni firavundan711; ve yaptığından onun; ve kurtar beni zalimler257 kavminden/toplumundan."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

711Mûsâ'nın Mısır'dan çıkış firavununun MÖ 1645–1629 yılları arasında yukarı Mısır'da (Teb bölgesi, Luksor) hüküm süren Sobekhotep VIII (Sekhemre Seusertawy Sobekhotep VIII) olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

4Efendi, komuta eden.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Ortaya koydu, vurdu. Bu ortaya koyma surenin başında işaret edilen nebi Muhammed'in eşlerine de bir derstir, örnektir. Cehenneme gideceği kesin olan firavunun karısının mümin bir kadın olduğunu, Yüce Allah'a teslim olduğunu ve zulme karşı mücadele ettiğini anlarız.

**Firavunun karısı.


(Tahrim) 66:12
Ve İmrân'ın kızı Meryem'i; o ki ulaşılmaz kıldı bacak arasındakini; öyle ki nefes verdik ona* ruhumuzdan608; ve doğruladı kelimelerini416 Rabbinin4; ve kitaplarını**; ve oldu kanaat398 edenlerden.
608Ruh canlandıran demektir. Anlaşılır ki yaratılan cansız bir beşer bedenine bilincin yüklenmesi Yüce Allah'ın kendi canlandırması olan ruhundan üflemesiyle olur. Yüce Allah 'Hayy' sıfatıyla cansız atomları canlandırır. Bilinç kazandırır. Bizlere de Rabbimiz ruhunda üflemiştir. İnsan yaratılış özelliği olarak kıymetli bir varlıktır. Rabbine karşı takvalı olursa şerefli bir varlık olur.  416Buyruğu, emri, hükmü, kararı, 'ol' demesi.

4Efendi, komuta eden.

398Yetinmek. Yüce Allah'ın fazlından/lütfundan aranma/bakınma sonrası Yüce Allah'ın bahşettikleriyle yetinmek. Elindekinden hoşnut olma durumu, yeter bulmak.

*Meryem'i işaret ederken eril tekil zamirle gelmesi büyük bir mucizedir. Bu da bizlere Meryem'in gerçek bir hermafrodit (Dış cinsel organı kadın olmakla birlikte karın içinde hem yumurtalığın hem de testisin bulunması) olduğunun başka bir delilini sunar. Meryem'in vücudunda bazı hücreler 46 XX, bazı hücreler 46 XY kromozomuna sahipti. 

**Yazıtlarını. Levh-i Mahfûz kitabında yazılı olan kuantum bilgileri tecelli etti ve Yüce Allah'ın kelimesi/emri/buyruğu yerine geldi. 


(Kalem) 68:28

Dedi en hayırlısı/ortası onlardan: “Demez miyim sizlere; niye tesbih31 etmezsiniz?”

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.


(Kalem) 68:29

Dediler: “Subhân'dır7 Rabbimiz4; doğrusu biz olduk zulmedenler.”

7Tüm isimlerini/sıfatlarını tecelli ettiren.

4Efendi, komuta eden.


(Kalem) 68:42

O gün sıyrılıp kaldırılır (kas/güç) bacaktan/uyluktan; ve davet edilirler secdeye12; öyle ki itaat edemezler.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(Kalem) 68:43

Alçalmış/kibri kırılmış gözleri onların; yetişir onlara bir zillet; ve muhakkak ki olmuşlardı davet edilirler secdelere12; ve onlar salimler (-di)/sağlıklılar (-dı).

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(Kalem) 68:51

Ve doğrusu kâfirlik25 etmiş kimseler âdeta/neredeyse mutlak kaydırırlar seni bakışlarıyla; ne zaman ki işittiler zikri78; ve derler doğrusu o (Muhammed peygamber) mutlak bir mecnundur302.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

302Aklı örtülmüş, aklı gizlenmiş, akıl melekelerini yerli yerinde kullanamayan, aklını kaybetmiş, aklî dengesi bozulmuş.


(Meâric) 70:15

Hayır! Doğrusu o* lezâdır800.

800Yalazlı ateş, uzaktan olsa bile yalazı etki gösteren ateş.

*Cehennemin ateşi. Hutame veya Hâviye. Hutame olması daha olasıdır.

(Meâric) 70:16

Bir soyucu/sıyırıcı kafatasını.


(Meâric) 70:17

Çağırır kimseyi; sırtını döndü o; ve yüz çevirdi.


(Meâric) 70:18

Ve topladı o; öyle ki istifledi.


(Meâric) 70:19

Doğrusu insan yaratıldı; bir sabırsız/endişeli.


(Meâric) 70:20

Temsa  ettiği zaman ona şer/kötülük; bir kaygı/sıkıntı/endişe/sabırsızlık.


(Meâric) 70:21

Ve dokunduğu zaman hayır/iyilik; bir mâni olan/engelleyen.


(Meâric) 70:22

Dışındadır musallin112.

112Salla edenler. Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a yani Kur’an’a yüz çevirmeyenler, ilgisiz kalmayanlar, kale alanlar, umursayanlar, kayıtsız kalmayanlar, mühimseyenler, tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı bir hedef belirleyip, kendisine bahşedilen akıl/fikir kılavuzluğunda takip edenler.


(Meâric) 70:23

Kimseler; onlar salâtlarında23 daimîlerdir/devamlılardır.

23Müminlerin her gün belirli vakitlerde (sabah ve akşam) yaptığı iki salât ve her hafta toplantı gününde yaptıkları salât. Salâtlar olarak çoğul. 


(Meâric) 70:24

Ve kimseler; mallarındadır onların bir hak; bildirilen/malum edilen.


(Meâric) 70:25

İsteyen için; ve mahrum bırakılmış için.


(Meâric) 70:26

Ve kimseler (ki) tasdik ederler din gününü109.

109Dinden yani konusu din olacak yargılamanın yapılacağı gün/evre/dönem. Yargılama ahiret evreninde yapılacaktır. 


(Meâric) 70:27

Ve kimselerdir (ki) onlar Rablerinin4 azabından korku474 duyanlardır.

4Efendi, komuta eden.

474Yüce Allah'ın öfkesine neden olacak işlerden/eylemlerden uzak durmak. Yüce Allah'ın gazabının hak edene karşı (kâfirlik etmiş ve müşrik olmuş kimselere) tecelli edebileceğini bilmek.

(Meâric) 70:28

Doğrusu Rablerinin4 azabı  emin olunur  değildir.

4Efendi, komuta eden.


(Meâric) 70:29

Ve kimselerdir (ki)  onlar bacak aralarındakileri110 koruyucudurlar.

110Fürûc kelimesi aralık, açıklık, yarık demektir. Erkeklerin ve kadınların korumak zorunda olduğu cinsel organ bölgelerinin olduğu yerleri işaret eder. 

(Meâric) 70:30

Dışında; eşleri ya da sağ ellerinin malik olduğu77; doğrusu onlar değildir ayıplananlar*.

77Sözle/antlaşmayla bir başkasının kısmî kontrolüne giren kadın ve erkek. Örnek; bir savaş nedeniyle mülteci konumuna düşmüş evsiz kadın ve erkeklerin bir kamu yönetimi aracılığıyla belirli kişilerin kısmî kontrolüne bir sözleşmeyle/antlaşmayla verilmesi. Örnek; evde ya da iş yerinde çalışmak için iş ahdi yapmış olan çalışanlar. 

*Yaşlı/hasta bakımı yapanların (kadın/erkek) gerektiğinde cinsel organları görmesi ayıplanmaz. 

(Meâric) 70:31

Öyle ki kim aradı ötesinde bunun; öyle ki şunlar; onlardır sınırı aşanlar.



(Meâric) 70:32

Ve kimseler; onlar emanetlerini ve ahitlerini/sözleşmelerini gözetenlerdir.



(Meâric) 70:33

Ve kimseler; onlar şahitliklerinde/tanıklıklarında dosdoğrudurlar/dimdiktirler.



(Meâric) 70:34

Ve kimseler (ki) onlar salâtlarını23 korurlar.

23Müminlerin her gün belirli vakitlerde (sabah ve akşam) yaptığı iki salât ve her hafta toplantı gününde yaptıkları salât. Salâtlar olarak çoğul. 



(Meâric) 70:35

İşte bunlar cennetlerdedir; şereflendirilmişler/onurlandırılmışlar (olarak).



(Nuh) 71:1
Doğrusu biz gönderdik Nûh’u kavmine/toplumuna; ki "uyar kendi kavmini/toplumunu (diye)"; gelmesi öncesinde onlara elim/acıklı bir azap.

(Nuh) 71:2
Dedi (Nûh): "Ey kavmim/toplumum! Doğrusu ben sizlere apaçık bir uyarıcıyım"

(Nuh) 71:3
"Ki kulluk46 edin Allah'a; ve takvalı21 olun O'na; ve itaat edin573 bana."

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

57371:3, 26:108 ve 26:110 ayetlerinde Nûh peygambere de itaat edilmesi emredilmiştir. Resûle itaat etmek Yücü Allah'ın ayetlerini içeren kutsal kitaplara ya da taş yazıtlara itaat etmektir.


(Nuh) 71:4
"Mağfiret319 eder sizlere günahlarınızdan; ve erteler belirli bir ecele* kadar; doğrusu Allah'ın eceli* geldiği zaman ertelenmez; biliyorlar olduysanız eğer."

319Bağışlama, affetme.

*Süre.

(Nuh) 71:5
Dedi (Nûh): "Rabbim!4 Doğrusu ben davet ettim kavmimi/toplumumu gece ve gündüz."

4Efendi, komuta eden.


(Nuh) 71:6
"Öyle ki asla artırmaz onlara benim davetim bir firar/kaçış dışında."

(Nuh) 71:7
"Ve doğrusu ben her davet ettiğim zaman onları; bağışlaman için onları; koydular parmaklarını kulaklarına; ve örttüler574 siyâblarını853; ve ısrar ettiler; ve kibirlendiler bir kibir (-le)."

57471:7 ayetinde Yüce Allah baş örtüsüyle ilgili çok güzel bir işaret vermektedir. "Ve doğrusu ben her davet ettiğim zaman onları; bağışlaman için onları; koydular parmaklarını kulaklarına; ve örttüler giysilerini; ve ısrar ettiler; ve kibirlendiler bir kibir (-le)." buyrulmuştur. Ayetten anlaşılır Nûh peygamberin davetine karşı insanlar iki eylem yapmaktadır. 1. eylem kulakların tıkanması; 2. eylem ise giysiyle bir yerlerin örtülmesi. Çıplak olan bir kimse daveti duyduğunda hemen giysilerini giymiştir olamayacağına göre bu insanlar davete karşı daha önce açık olan bir yerlerini giysiyle kapatmaktadır. Bu da bize bu yerin baş olduğunu apaçık gösterir. demek ki Nûh döneminde insanlar (kadın ve erkek) baş örtüsüyle gezmiyorlarmış. Nûh onları Yüce Allah'ın mesajına davet ettiğinde önceden kapalı olmayan başlarını giysileriyle örtüyorlarmış.


853Günlük giyilen kıyafet, giysi. Ev içinde ya da ev dışında günlük olarak giyilir. Cennette giyilen giysiler (18:31, 76:21), cehennemdeki ateşten giysiler (24:58), günlük giysiler (24:68), resûl Muhammed'in günlük giydiği giysiler (74:4). 



(Nuh) 71:8
"Sonra doğrusu ben davet ettim onları bir apaçık ilan/anons (-la)."

(Nuh) 71:9
"Sonra doğrusu ben alenileştirdim* onlara; ve sırlaştırdım** onlara bir sır (-la)."

*Açık, ortada, meydanda, herkesin içinde yapılan.

**Gizli, örtülü olarak.


(Nuh) 71:10
"Öyle ki dedim: "İstiğfar/mağfiret319 sunun Rabbinize4; doğrusu O oldu bir Gaffâr575.""

319Bağışlama, affetme.

4Efendi, komuta eden.

575İstiğfar eden, mağfiret eden, bağışlayan, affeden.

(Nuh) 71:11
"Gönderir gökten180 üzerinize bol akan/yağmur."

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 


(Nuh) 71:12
"Ve medet eder/genişletir/destekler sizleri mallarla ve oğullarla; ve yapar sizlere cennetler*; ve yapar sizlere nehirler."
*Cennetteki gibi bir hayat.

(Nuh) 71:13
Nedir sizlere (olan ki) ummazsınız Allah için bir saygı.

(Nuh) 71:14
Ve ant olsun yarattı sizleri evreler576 (-le).

57671:14 ayetinde Yüce Allah insanı aşama aşama, evre evre yarattığını apaçık bildirmiştir. Anlarız ki insanın yaratılması bir süreçle gerçekleşmiştir. 71:17 ayetinde ise Yüce Allah insanı yerden bir bitki gibi bitirdiğini/yetiştirdiğini bildirmiştir. Bu da bizlere evrim sürecini işaret eder. Kur'an'da evrim sürecinin gerçek olduğunu destekleyen bir çok kanıt vardır. 


(Nuh) 71:15
Hiç görmez misin (ki) nasıl yarattı Allah yedi gökleri161 tabakalar* (-la).

161Çoklu gökler. Güneş sistemimiz ve onun benzerleri olan sistemler (çok sayıda gezegen atmosferi/gök içerdikleri için). Paralel evrenler (çok sayıda evren/gök içerdikleri için).

*Katman katman yaratılış. Bu yaratma şekli sadece göklerde değil her yerde karşımıza çıkmaktadır. Atom seviyesinde de katmanlı yaratılış mevcuttur.

(Nuh) 71:16
Ve yaptı Ay'ı onlarda* bir nur**; ve yaptı Güneş’i bir sirac***.

*Yedi göklerde, çoklu göklerde. Çoklu gökler içeren Güneş sistemimiz.

**Aydınlık.

***Lamba. Işığını kendisi üreten.


(Nuh) 71:17
Ve Allah bitirdi* sizleri yerden bir bitki/nebati576 (olarak).

57671:14 ayetinde Yüce Allah insanı aşama aşama, evre evre yarattığını apaçık bildirmiştir. Anlarız ki insanın yaratılması bir süreçle gerçekleşmiştir. 71:17 ayetinde ise Yüce Allah insanı yerden bir bitki gibi bitirdiğini/yetiştirdiğini bildirmiştir. Bu da bizlere evrim sürecini işaret eder. Kur'an'da evrim sürecinin gerçek olduğunu destekleyen bir çok kanıt vardır. 

*Yetiştirdi.

(Nuh) 71:18
Sonra geri döndürür* sizleri oraya (yere); ve çıkarır sizleri bir çıkış** (-la).

*İnsanın atomları yere karışır.

**Ahiret evreninde oluşan yerden tekrar bir çıkış söz konusudur. Yeni bedenlere bilinçlerin transfer edilmesiyle insan tekrar dirilir.


(Nuh) 71:19
Ve Allah yaptı sizlere yeri bir genişlik/uzunluk/yaygınlık*.

*Dünyanın yüzey alanı Hadean döneminde yarıçapının artmasıyla 4πr² formülüne göre genişletilmiştir.


(Nuh) 71:20
Yolculuk etmeniz için; oradandır* geniş/açık yollar.
*Yerden.

(Nuh) 71:21
Dedi Nûh: "Rabbim!4 Doğrusu onlar asilik ettiler bana; ve tabi oldular bir kimseye (ki) asla artırmaz ona kendi malı ve kendi veledi/çocuğu bir hüsran dışında."

4Efendi, komuta eden.


(Nuh) 71:22

"Ve tuzak kurdular; büyük bir tuzak."


(Nuh) 71:23
"Ve dediler bırakmayın ilâhlarınızı74; ve bırakmayın577 vedd’i; ve ne de suvâ’ı; ve ne de yegûs'u; ve yeûk’u ve nesr'i."

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.

577Nûh kavminin taptığı sözde ilâhlardan bazılarının isimlerini Yüce Rabbimiz bizlere bildirmiştir. Bu bildirimin amacı mutlak ki bir işaret içindir. Arkeolojik kazılarda bu sözde ilâhların isimleri ortaya mutlak çıkacaktır. Marut ve Harut isimlerinde olduğu gibi.

(Nuh) 71:24
"Ve muhakkak ki dalalete128 düşürdüler çoğunu; ve artırmazsın sen* zalimlere257 dalalet128 dışında."

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 

*Rabbim.

(Nuh) 71:25
Hatalarından dolayı boğuldular; öyle ki sokuldular ateşe834; öyle ki asla bulamazlar kendilerine Allah’ın astından yardımcılar.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.



(Nuh) 71:26
Ve dedi Nûh: "Rabbim!4 Bırakma yerde* kâfirlerden25 bir diyar/yurt** sakini."

4Efendi, komuta eden.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Nûh'un yaşamış olduğu yer.

**Nûh'un diyarı/yurdu.


(Nuh) 71:27
"Doğrusu sen eğer bırakırsan onları; dalalete128 düşürürler kullarını46 senin; ve doğurmazlar* dışında bir fücur440; bir kâfir25."

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

440Alt benlik. Psikiyatri biliminde 'id' olarak tanımlanır. Evrim sürecinde ilk olarak alt benlik gelişmiştir. Ahlaktan yoksun olan bu benlik içgüdüsel dürtülerle hareket eder.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Fiziksel bir doğum değildir. Fiilin öznesi kadın değildir. Özne eril ve çoğuldur. Çoğaltma, çoğalma, bir şeyden türemeyi işaret eder. 

(Nuh) 71:28
"Rabbim!4 Mağfiret319 et bana; ve ana babama; ve kimseye (ki) girdi evime bir mümin27 (olarak); ve mümin27 erkeklere; ve mümin27 kadınlara; ve artırma zalimlere257 bir yıkım dışında."

4Efendi, komuta eden.

319Bağışlama, affetme.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

257Zulmeden, acımasız ve haksız davranan. En büyük zulüm Yüce Allah'a ortak koşmaktır; şirk günahını işlemektir. Yüce Allah'ın asla yetki vermediği şeyleri dinde hüküm koyucu edinmektir. En büyük zulüm resullerin deklere ettiği, beyan ettiği, okuduğu kutsal kitapları terk etmektir. Kutsal kitaplar haricinde tamamı zan olan talmud gibi, söylenti/hadis kitapları gibi kitaplara tabi olmaktır. 


(Cin) 72:1

De ki: “Vahyedildi603 bana; ki onu (Kur’an’ı) dinledi cinden bir takım/grup; öyle ki dediler: “Doğrusu biz dinledik bir Kur'an; acayip/şaşılan.”

603Yüce Allah'ın bir resûl/elçi göndererek ya da ilham ettirerek ya da bir perde arkasından kullarından dilediğine ilettiği her türlü mesajdır. Bu mesaj illa ki tüm insanları ilgilendiren ayetler olmaz. Örneğin resûl Musa'nın annesine Yüce Allah oğlunun durumu hakkında vahy etmiştir; mesaj iletmiştir. Kutsal kitapların ayetleri de aynı şekilde vahy edilir. Ancak bunlar Yüce Allah'ın tüm insanlara rahmetinden gönderdiği kurtuluş reçetesi olduğu için kitaplaşması sağlanmıştır. Bizleri ilgilendiren, ahiret evreninde sınava tabi tutulacağımız vahiy işte bu kutsal kitaplardır. Sadece kutsal kitaplar. Şu an elimizde şerefli Kur'an var. Bu şerefli Kur'an'a tabi olduğumuzda mutlak ki  Yüce Allah'ın vahyine tabi olmuş oluruz.

(Cin) 72:2

“Kılavuzlar (Kur’an) doğruya; öyle ki iman47 ettik ona (Kur’an’a); ve asla ortak koşmayız71 Rabbimize4 birini.”

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

4Efendi, komuta eden.


(Cin) 72:3

"Ve O (Allah) ki ; yüceldi ihtişamı; Rabbimizdir4; edinmiş değildir bir yoldaş; ve de bir çocuk."

4Efendi, komuta eden.


(Cin) 72:4

"Ve o (kimse) ki, oldu söyler -ahmağımızdır/aptalımızdır- Allah üzerine aşırı/sınır aşan."


(Cin) 72:5

"Ve bizler (cinler) ki; zannettik ki asla söylemez insan ve cin Allah'a karşı bir yalan."


(Cin) 72:6

*Ve o (olan) ki; oldu insandan adamlar sığınırlar cinden adamlara; öyle ki ziyade ettiler/artırdılar (cinler) onlara (insanlara) aşırı talebi/isteği.

*Yüce Allah dedi:

(Cin) 72:7

*Ve onlar (cinler) ki; zannettiler zannettiğiniz gibi sizlerin (insanların); ki asla yeniden ortaya çıkarmaz Allah birini.

*Yüce Allah dedi:

(Cin) 72:8

"Ve bizler (cinler) ki; dokunduk göğe; öyle ki bulduk onu (göğü) doldurulmuş (gök); şiddetli bir koruma ve bir alaz/alev"


(Cin) 72:9

"Ve bizler (cinler) ki; olduk oturur/kalan oturma/kalma yerlerinde ondan (gökten); işitmek/dinleme için; öyle ki kim işitir/dinler şimdi, bulur ona gözetleyen bir alaz/alev."


(Cin) 72:10

“Ve bizler (cinler) ki; bilmeyiz, bir şerre205 mi razı olundu yerdeki/yeryüzündeki kimseye; ya da razı oldu onlara Rableri4 bir doğruya.”

205Kötülük, fenalık. 

4Efendi, komuta eden.


(Cin) 72:11

"Ve bizler (cinler) ki; bizdendir sâlihler217; ve bizdendir bunun alçağı/aşağısı; olduk tarikatlar/yollar; parçalara dağılanlar."

217Düzeltici-iyileştirici-barışa yönelik işler yapanlar.


(Cin) 72:12

"Ve bizler (cinler) ki; varsayımda* bulunduk ki asla aciz bırakamayız Allah'ı yerde/yeryüzünde; ve asla aciz bırakamayız O’nu (Allah’ı); bir kaçışta"

*İşaretlerle kanaat getirdik.

(Cin) 72:13

"Ve bizler (cinler) ki; ne zaman ki işittik doğru yola kılavuzu (Kur'an’ı) iman47 ettik ona (Kur’an’a); öyle ki kim iman47 eder Rabbine4; öyle ki korku duymaz bir kayba/eksilmeye; ve ne de bir aşırı talebe/isteğe."

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

4Efendi, komuta eden.



(Cin) 72:14

"Ve bizler* ki; bizdendir müslim45; ve bizdendir eşit-tarafsız durmayanlar/doğru olmayanlar; öyle ki kim İslam218 oldu; öyle ki işte bunlar; aradı/kovaladı/izledi doğruyu."

45Müslümanlar. Yüce Allah'ın gerçek dini olan biricik İslam dinine (sadece/saf Kur'an'a) teslim olmuş olanlar. İslam: İnsan bilincinin Yüce Allah'la arşta/hiperuzayda yapmış olduğu antlaşmaya/sözleşmeye/misaka/bağlaşmaya teslimiyeti/uyumu. Kur'an bu antlaşmayı insanlara hatırlatır. Kur'an alemler için bir zikirdir/hatırlatmadır. Sadece Kur'an gerçek İslam dinidir.     

218Yüce Allah'ın biricik ve tek dini. Ahirette kabul edilecek tek din. İslam teslimiyet demektir; Yüce Allah ile insanın arasında yapılmış olan mîsâka/antlaşmaya/sözleşmeye teslim olmak, uymaktır demektir. Antlaşmayı bozmamaktır. Kutsal kitaplar bizlere işte bu antlaşmayı hatırlatır. Kısacası İslam sadece Kur'an demektir.

Günümüzde milyarlarca insan kendisini müslüman sanmakta ve İslam dininde olduklarını, islam olduklarını iddia etmektedirler. Oysa büyük bir yanılgı içindedirler. Kur'an'la yakından uzaktan ilgisi olmayan, tamamı zan olan söyletilerle/hadislerle uydurulmuş bir din asla ama asla Yüce Allah'ın İslam dini değildir. İslam girmek için ilk şart söylentileri/hadisleri terk etmek ve sadece Kur'an'a tabi olmaktır.     

*Cinler.


(Cin) 72:15

*Ve eşit-tarafsız durmayanlara/doğru olmayanlara gelince; öyle ki oldular cehennem için bir odun.

*Yüce Allah dedi:


(Cin) 72:16

Ve ki eğer dikelselerdi/doğrulsalardı tarikata/yola doğru; mutlak içirirdik/verirdik onlara bol bir su.



(Cin) 72:17

Fitnelendirmemiz için orada; ve kim yüz çevirirse Rabbinin4 zikrinden78; bir delikten geçirir gibi sokar (Rabbi) onu yükselen/dikleşen/tırmanan* bir azaba.

4Efendi, komuta eden.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Şiddeti giderek yükselen, tırmanan bir azap.

(Cin) 72:18

Ve doğrusu mescitler16* Allah içindir; öyle ki çağırmayın219 Allah ile birlikte birini220.

16Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğdiği her yer.

219Dua etmek. Dua kelimesi Türkçeye de geçmiş bir kelimedir. Çağrıda bulunmak demektir. Yüce Allah'a her an, her durumda, her yerde çağrıda bulunabiliriz. Rabbimizle iletişime geçebiliriz. O'nu çağırıp isteklerimizi arz ederiz. Dua etmek için özel ritüellere gerek yoktur. Yüce Allah insana şah damarından daha yakındır. Kuluna bir Planck mesafesinden (1.6x10-35 metre) daha yakındır. Ancak şirk içermeyen dualar/çağrılar Yüce Allah'a yükselir. Sadece Kur'an demeyen, Kur'an'ın astından tamamı zan içeren söylentilere/hadislere tabi olarak şirk günahını işleyenlerin çağrıları Yüce Allah'ın katına ulaşmaz. Ancak tek tanrıcıların çağrıları Yüce Allah'a ulaşır. Sadece Kur'an diyenlerin; Kur'an bize yeter diyenlerin.  

Beynin secde etmesi sonrası yapılan duanın/çağrının Yüce Allah tarafından kabul buyrulması daha olasıdır. Bu nedenle müminlere vakitli olarak emredilen sabah-akşam salâtları ve toplantı salâtı yani Kur'an dersleri bitiminde yapılan beynin secdesi sonrası (fiziksel secde de beynin secdesine eşlik edebilir veya etmeyebilir) Yüce Allah'a çağrıda bulunmak en güzel dua zamanıdır. Ancak beynin secde ettiği her yer ve zamanda da dua edilmesi, Rabbimize çağrıda bulunulması kulun kendisi için hayırlı olacaktır.      

220Dua sadece Yüce Allah'a yapılır. Çağrıda/duada Yüce Allah'ın adı haricinde kimseye aracılık yapması için çağrıda asla bulunulmaz. 'Yüzü suyu hürmetine' gibi şeyler söylemek tamamen şirktir. Sadece tayyib/güzel sözler ona ulaşır. Tamamı zan olan söylenti/hadis kitaplarına uyup da "şöyle yaparsan dua kabul olur, şu zamanda dua edersen dua kabul olur, şu şeyi şu kadar tekrar edersen duan kabul olur" gibi sözlerin tamamı şirktir. Dua yani Yüce Allah'a çağrı beyinle yapılır. Beynin secdesi sonrası yapılan çağrı/dua Rabbimize ulaşır. Dualara/çağrılara çokça karşılık veren Rabbimiz mutlak ki dualarımızı kabul eder. Önemli olan duanın şirk içermemesidir.          

*Yüce Allah'ın mescitleri işaret etmesi sonrası çağrıyı/duayı işaret etmesi anlamlıdır. Vakitli salâtlar sonrası (sabah salâtı, akşam salâtı ve toplantı salâtı) beynin secdesi sonrası (fiziksel bir secde eşlik edebilir veya etmeyebilir) Yüce Allah'a dua etmek gereklidir.  

(Cin) 72:19

Ve o (Muhammed peygamber) ki; ne zaman ki ayağa kalktı/dikeldi; Allah'ın kuludur; çağırdığında219 O’nu (Allah’ı); neredeyse olurlar (cinler) onun üzerine kalın bir bulut kümesi/pamuk yığını.

219Dua etmek. Dua kelimesi Türkçeye de geçmiş bir kelimedir. Çağrıda bulunmak demektir. Yüce Allah'a her an, her durumda, her yerde çağrıda bulunabiliriz. Rabbimizle iletişime geçebiliriz. O'nu çağırıp isteklerimizi arz ederiz. Dua etmek için özel ritüellere gerek yoktur. Yüce Allah insana şah damarından daha yakındır. Kuluna bir Planck mesafesinden (1.6x10-35 metre) daha yakındır. Ancak şirk içermeyen dualar/çağrılar Yüce Allah'a yükselir. Sadece Kur'an demeyen, Kur'an'ın astından tamamı zan içeren söylentilere/hadislere tabi olarak şirk günahını işleyenlerin çağrıları Yüce Allah'ın katına ulaşmaz. Ancak tek tanrıcıların çağrıları Yüce Allah'a ulaşır. Sadece Kur'an diyenlerin; Kur'an bize yeter diyenlerin.  

Beynin secde etmesi sonrası yapılan duanın/çağrının Yüce Allah tarafından kabul buyrulması daha olasıdır. Bu nedenle müminlere vakitli olarak emredilen sabah-akşam salâtları ve toplantı salâtı yani Kur'an dersleri bitiminde yapılan beynin secdesi sonrası (fiziksel secde de beynin secdesine eşlik edebilir veya etmeyebilir) Yüce Allah'a çağrıda bulunmak en güzel dua zamanıdır. Ancak beynin secde ettiği her yer ve zamanda da dua edilmesi, Rabbimize çağrıda bulunulması kulun kendisi için hayırlı olacaktır.      


(Cin) 72:20

De ki: “Sadece Rabbimi çağırırım219; ve ortak koşmam71 O'na birini”

219Dua etmek. Dua kelimesi Türkçeye de geçmiş bir kelimedir. Çağrıda bulunmak demektir. Yüce Allah'a her an, her durumda, her yerde çağrıda bulunabiliriz. Rabbimizle iletişime geçebiliriz. O'nu çağırıp isteklerimizi arz ederiz. Dua etmek için özel ritüellere gerek yoktur. Yüce Allah insana şah damarından daha yakındır. Kuluna bir Planck mesafesinden (1.6x10-35 metre) daha yakındır. Ancak şirk içermeyen dualar/çağrılar Yüce Allah'a yükselir. Sadece Kur'an demeyen, Kur'an'ın astından tamamı zan içeren söylentilere/hadislere tabi olarak şirk günahını işleyenlerin çağrıları Yüce Allah'ın katına ulaşmaz. Ancak tek tanrıcıların çağrıları Yüce Allah'a ulaşır. Sadece Kur'an diyenlerin; Kur'an bize yeter diyenlerin.  

Beynin secde etmesi sonrası yapılan duanın/çağrının Yüce Allah tarafından kabul buyrulması daha olasıdır. Bu nedenle müminlere vakitli olarak emredilen sabah-akşam salâtları ve toplantı salâtı yani Kur'an dersleri bitiminde yapılan beynin secdesi sonrası (fiziksel secde de beynin secdesine eşlik edebilir veya etmeyebilir) Yüce Allah'a çağrıda bulunmak en güzel dua zamanıdır. Ancak beynin secde ettiği her yer ve zamanda da dua edilmesi, Rabbimize çağrıda bulunulması kulun kendisi için hayırlı olacaktır.      

71Ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.


(Cin) 72:21

De ki: “Doğrusu ben malik olmam/yetki sahibi olmam sizlere; bir zarara/hasara; ve ne de bir doğruya.”


(Cin) 72:22

De ki: “Doğrusu ben; asla koruyamaz222 beni Allah’tan birisi; ve asla bulamam O’nun astından bir sığınak.”

222Şefaat araya girip müdahale etmek demektir. Şefaat ahiret evreninde yargılamanın yapıldığı esnada olur. Yargılama süreci son derece kesin kurallara göre yapılır. Bu yargılama gününde kitap ortaya konulur, nebiler ve şahitler getirilir (39:69). Herbir kişi tek olarak yargılanır (6:94). Yapılan zerre kadar iyilik getirilir, yapılan zerre kadar kötülük de getirilir. Bir kişi yargılama sonucunda suçlu bulunursa işte tam bu noktada şefaat devreye girer. Yüce Allah yargılama sürecinde araya girerek, direkt olarak müdahale eder ve kişinin günahlarını bağışlar ve cezadan kurtarır. Cennetlere yerleştirir. Yüce Allah yargılama sürecinde araya girmez/şefaat etmez ve bu kişinin günahlarını bağışlamazsa yargılama sonucunda kişinin ceza almasına hükmedilir ve bu kişi cehenneme girdirilir. Yüce Allah kendisine şefaati (yargılamada araya girerek müdahale etmeyi) yazmıştır. Yüce Allah’a sonsuz şükürler olsun ki kendisine şefaati yazmıştır.

Yüce Allah dışında hiçbir kimsenin şefaat yetkisi yoktur. Ayette görüldüğü üzere Muhammed peygamber kendisini koruyacak başka bir kişi aramamaktadır. Zaten de böyle bir kişi asla yoktur. Muhammed peygamber kendisine ancak Yüce Allah’ın şefaat edebileceğini bilmektedir. Müminler de bilmelidir ki şefaat sadece Yüce Allah’a aittir. Muhammed peygamberlerin yada başkalarını şefaat edeceğine iman etmek şirktir ve affı yoktur. Artık kulağı olan işitsin; gözü olan gürsün, kalbi olan akletsin.



(Cin) 72:23

Ancak* bir tebligat/mesaj/bildiri/ültimatom221 Allah’tan ve risâletleri223 O’nun; ve kim isyan etti Allah'a ve resûlüne418 (O’nun); öyle ki doğrusu onadır cehennem ateşi; ölümsüzler185 orada (cehennemde); ebediyen.

221Belâg; tebligat, komünikasyon, temas, iletişim, bildiri, raporlama, ültimatom, mesaj, duyuru, anons.

223Yüce Allah tarafından gönderilen mesaj, bilgi. 

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*"Resuller postacı mı? Sadece kitapları mı getirdiler? Onlar bizlere kutsal kitapları açıklar, uygulamalarıyla kitapta olmayanları bizlere öğretirler" diyenler 72:21/22/23 ayetleri iyi okusun. Resuller sadece postacıdır. Yüce Allah'tan aldıkları vahyi harfi harfine deklere ederler, beyan ederler, insanların anlayacağı dilde okurlar.

(Cin) 72:24

Ta ki gördükleri zaman vaat edildiklerini; öyle ki bileceklerdir kim daha zaaflıdır/düşkündür yardımda; ve daha azdır adetçe/sayıca.



(Cin) 72:25

De ki: “Bilmem* yakın mı vaat edildiğiniz? Ya da yapar/koyar ona Rabbim4 uzun bir final/limit noktası”

4Efendi, komuta eden.

*Resullerin, şeyhlerin, tarikat liderlerinin geleceği bildiklerini iddia etmek büyük bir şirktir. Ayetten açık ve net olarak anlarız ki şerefli Kur'an'la şereflendirilmiş olan Muhammed peygamber bile geleceği bilememektedir. 

(Cin) 72:26

Bilendir gaybı62; öyle ki zahir/belli etmez kendi gaybı62 üzerine birini.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.



(Cin) 72:27

Dışındadır kimse; razı oldu (Allah); bir resûlden418; öyle ki doğrusu O (Allah) iğne deliğinden geçirir gibi sokar iki elinin arasından onun (resûlün) ve arkasından onun (resûlün)215 bir gözetleyen.

418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  

215İki ellerinin yönlenmesiyle edindikleri şeyleri ve arkalarında bıraktıkları şeyleri.



(Cin) 72:28

Bilmesi/bilindik kılması için (Allah’ın) ki muhakkak tebliğ ettiler (resûller) Rablerinin4 risâletini223; ve kuşattı/sardı (Allah) onlarla (resûllerle) olanı; ve saydı/hesapladı (Allah) her bir şeyi adetçe/sayıca.

4Efendi, komuta eden.

223Yüce Allah tarafından gönderilen mesaj, bilgi. 



(Müzzemmil) 73:20

Doğrusu Rabbin4 bilir ki sen dikelirsin/ayağa kalkarsın gecenin171 üçte ikisinden yakınına; ve yarısında onun (gecenin); ve üçte birinde onun (gecenin); ve bir grup/tayfa (da) seninle birlikte (olan) kimselerden; ve Allah takdir eder/ölçeklendirir geceyi171 ve gündüzü170; bildi ki asla sayamazsınız/kapsayamazsınız onu; öyle ki tevbe33 etti sizlere; öyleyse okuyun/çalışın kolay geleni Kur'an’dan; bildi ki olacak içinizden hastalar; ve başkaları, darbederler/vururlar (ayakları) yerde/yeryüzünde; aranırlar/bakınırlar fazlından/lütfundan Allah'ın; ve başkaları, katlederler35 Allah yolunda; öyleyse okuyun/çalışın kolay geleni ondan (Kur’an’dan); ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve borç verin123 Allah'a; güzel bir borç123; ve taktim ettikleriniz/verdikleriniz hayırdan kendi nefsiniz içindir; bulursunuz onu Allah’ın indinde/katında; o (borç) hayırlıdır; ve en büyük bir ecirdir820; ve mağfiret/bağışlanma dileyin Allah'tan; doğrusu Allah Gafûr'dur20; Rahîm'dir2.

4Efendi, komuta eden.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

170Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle gündüz başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasına kadar devam eder.

33Dönmek, vazgeçmek.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

123Yüce Allah'ın kendisine yazmış olduğu şeyleri O'nun adına yapmak. Örnek; açlık çeken bir kimseyi Yüce Allah adına doyurmak.   

820Ödül, mükafat.

20Bağışlayan.

2Yüce merhameti tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran. Bebeği için rahmetin tecelli etmiş hali olan anne rahmi gibi rahmetini tecelli ettiren/ortaya koyan/vücut bulduran.


(Müddessir) 74:26
Sallayacağım onu sekara111.

111Cehennem.


(Müddessir) 74:27
Ve ne idrak657 ettirdi sana nedir sekar111?
657Akıl erdirmek, anlamak, kavramak, algılamak. Bir olguya erişmek, kavuşmak, ulaşmak.

111Cehennem.


(Müddessir) 74:28
Bırakmaz kalan ve ne de terk etmez.

(Müddessir) 74:30
Üzerindedir onun* on dokuz891.

Yüce Rabbimiz büyüklerden biridir diye bizlere bildirdiği bu 19 sistemi gerçekten Kur'an'ın bir beşer sözü olamayacağına en büyük delillerden birisidir. Kur'an 19 matematik sistemi ile örüntülenmiştir.

https://kuranmucizeler.com/19-sistemi-nedir

*Sekar gezegeninin.

(Müddessir) 74:40

Cennetlerde sorarlar.



(Müddessir) 74:41

Mücrimlerden674.

674Cürüm işleyenler, suçlular.

(Müddessir) 74:42

Ne salladı sizleri sekara111.

111Cehennem.



(Müddessir) 74:43

Dediler: “Asla olmayız musallinden112

112Salla edenler. Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a yani Kur’an’a yüz çevirmeyenler, ilgisiz kalmayanlar, kale alanlar, umursayanlar, kayıtsız kalmayanlar, mühimseyenler, tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı bir hedef belirleyip, kendisine bahşedilen akıl/fikir kılavuzluğunda takip edenler.



(Müddessir) 74:44

Ve asla olmayız yedirir miskine113.

113Açlık sınırında yaşayan. Açlıktan hareketleri kısıtlanmış.



(Müddessir) 74:45

Ve olduk dalar; dalanlarla birlikte.



(Müddessir) 74:46

Ve olduk yalanlar din gününü109.

109Dinden yani konusu din olacak yargılamanın yapılacağı gün/evre/dönem. Yargılama ahiret evreninde yapılacaktır. 



(Müddessir) 74:47

Ta ki geldi bizlere kesin olan*.

*Ölüm.

(Müddessir) 74:48

Öyle ki, fayda verir değildir onlara şefâati114; şefâatçilerin114.

114Yargılama esnasında araya girip müdahale etmek. Şefâat kavramı şeytânın en büyük aldatmacasıdır. Şefâatin tamamı Yüce Allah'a aittir. O'nun astından şefâatçiler ummak/beklenti içine girmek şirktir. Müşriklerin yani Yüce Allah'a ortak koşan kimselerin ortak özelliklerinden bir tanesi Yüce Allah'ın katında/indinde Yüce Allah'ın astından şeyleri şefâatçiler olarak beklemektir (10:18). Peygamberlerin, ölmüş insanların, şeyhlerin, imamların ahirette şefâatçiler olacağına iman etmek büyük bir şirktir ve affı yoktur.

Şeytanın en büyük tuzağı: Şefâat aldatmacası



(Müddessir) 74:49

Öyle ki ne oluyor onlara; hatırlatandan/öğüt verenden (Kur’an’dan) engelleyenler/yüz çevirenler/uzaklaşanlar.



(Müddessir) 74:50

Sanki onlar eşekler gibidir; şuursuzca firar eden/ürküp kaçan.



(Müddessir) 74:51

Firar etti/kaçtı bir aslandan/bir avcıdan.



(Kıyamet) 75:1
Olmaz! Kasem548 ederim kıyamet gününe.
548Ant içmek, yemin, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek.

(Kıyamet) 75:2
Ve Olmaz! Kasem548 ederim kınayan/ayıplayan nefse201.
548Ant içmek, yemin, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek.

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Kıyamet) 75:3
Düşünür mü insan ki asla bir araya getirmeyiz onun kemiklerini?

(Kıyamet) 75:4
Evet! Güç yetirenleriz üzerine ki seviyelendiririz/düzenleriz onun parmak ucunu*.

*Parmak ucunun işaret edilmesi elbette büyük bir mucizedir. Her insanın parmak ucunun onun DNA'sı gibi kendine özgü olduğunun keşfedilmesi Kur'an'ın inişinden sonra gerçekleşmiştir.

Onun parmak ucunu dahi aynı şekilde eşitlemeye güç yetirenleriz. 


(Kıyamet) 75:5
Evet! Arzular insan fücûrla440 geçirmeyi kendi önünü/ilerisini*.

440Alt benlik. Psikiyatri biliminde 'id' olarak tanımlanır. Evrim sürecinde ilk olarak alt benlik gelişmiştir. Ahlaktan yoksun olan bu benlik içgüdüsel dürtülerle hareket eder.

*Önündeki zamanı.

(Kıyamet) 75:6
Sual ederler/sorarlar sana: "Ne zaman kıyamet günü!"

(Kıyamet) 75:7
Öyle ki parıldadığı/ışıldadığı* zaman görüş/bakış.

*Kıyamet günü yüksek enerjili kozmik parçacıkların gözün retina kısmına çarpmasıyla gözlerde şişmek gibi parlamalar, çarpmalar, parıldamalar gerçekleşir. Buna ‘Kozmik ışın görsel olayı’; ‘Cosmic ray visual phenomena’ denir.

‘Kozmik ışın görsel olayı’; ‘Cosmic ray visual phenomena’



(Kıyamet) 75:8
Ve görünmez oldu/battı Ay.

(Kıyamet) 75:9
Ve bir araya getirildi Güneş ve Ay.

(Kıyamet) 75:10
Der insan o gün: "Neresidir firar edilecek yer?"

(Kıyamet) 75:11
Hayır! Olmaz (bir) sığınak.

(Kıyamet) 75:12
Senin Rabbine4 karşıdır o gün kararlı yerleşim yeri.

4Efendi, komuta eden.


(Kıyamet) 75:13
Haber verilir insana o gün kademe aldığıyla/kıdemlendiğiyle601 ve terettüp edip geri kaldığıyla601.
601Yapıp ettikleriyle, faaliyet içinde olduklarıyla insan Rabbi katında kıdem/kadem kazanabilir. Aklını kullanarak sadece Kur'an demesi ve sadece Kur'an'ın emir ve yasaklarına tabi olarak takva elbisesini giymesi onu Rabbi katında kıdemlendirir. Rabbimiz ayrıca 19 mucizesine tanık olanların da kendi katında kıdem/kademe kazanacağını 73:37 ayetinde apaçık bildirmiştir. Ancak bazı insanların bunu yapmayacağını da Rabbimiz bildirmiştir. İnsan tereddüt edip geri de kalabilir. Uyduruk atalar dinini, çoğunluğun uyduğu uydurulmuş dini terke etmekten imtina edebilir. Bu da onu geride bırakır.  

(Kıyamet) 75:14
Evet! İnsan kendi nefsine201 bir görücüdür*.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Apaçık görür, bakar.


(Kıyamet) 75:15
Şayet ortaya atsa da özürlerini.

(Kıyamet) 75:16
Hareket ettirme ona* dilini; acele etmeye ona*.
*Kur'an'a.

(Kıyamet) 75:17
Doğrusu üzerimizedir onu* bir araya getirme** ve onu* okuma.

*Kur'an'ı.

**İki kapak arasına alma. Kitap haline getirme.


(Kıyamet) 75:18
Öyle ki okuduğumuz* zaman onu**; öyle ki tabi ol*** okunuşuna onun**.

*Şerefli elçi Cibrîl'in resûl Muhammed'e Kur'an'ı yani Yüce Allah'ın mesajını okuması, dikte ettirmesi. 

***Dikte edilene tabi ol. Ezberlemeye çalışma.


(Kıyamet) 75:19
Sonra doğrusu üzerimizedir beyanı226 onun*.

226Deklere etmek, bildirmek, belli etmek, ifade etmek.

*Kur'an'ın.

(Kıyamet) 75:31

Öyle ki, doğruyu tasdiklemedi; ve salla13 etmedi.

13Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a yani Kur’an’a yüz çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale almak, umursamak, kayıtsız kalmamak, mühimsemek, tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı bir hedef belirleyip, kendisine bahşedilen akıl/fikir kılavuzluğunda takip etmek.



(Kıyamet) 75:32

Fakat yalanladı; ve yüz çevirdi.



(İnsan) 76:26

Ve geceden171; öyle ki secde12 et O'na (Allah’a); ve tesbih31 et O'nu (Allah’ı) bir gece171; uzunca.

171Kur'an göre bir gün gündüz ve gece olarak ikiye ayrılır. Güneş'in kendisinin ufuktan tam olarak görünmez olmasıyla gece başlar ve Güneş'in kendisinin ufuktan ilk görünmesiyle sona erer.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.



(İnsan) 76:29
Doğrusu bu* bir zikirdir/hatırlatmadır78; öyle ki kim diledi; edinmiştir/tutmuştur Rabbine4 doğru bir yol.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

4Efendi, komuta eden.

*Kur'an.

(Mürselât) 77:27

Ve yaptık orada (yerde) revâsiye146; yüksekler/uzunlar; ve içirdik sizlere tatlı bir su.

146Sabitleyiciler. Tektonik tabakalar arasındaki yitim/dalma zonlarında mantoya doğru kazık gibi çakılan yapılar. 



(Mürselât) 77:48

Ve denildiği zaman onlara rükû11 edin; rükû11 etmezler.

11Beynin (bedenle veya bedensiz) eğilmesi, dize gelmesi, baş eğmesi.



(Nebe') 78:23
Kalırlar orada* uzun zaman periyotları807.

807Ahkâb kelimesi uzun zaman dönemleri, çağlar, uzun zaman periyotları/süreleri demektir. 18:60 ayetinde resûl Mûsâ'nın yolculuğunun uzun zamanlar alacağını işaret etmek için kullanılmıştır. Anlarız ki Rabbimiz cehennem evreninin kendisini sonsuz yapmamıştır. Cehennemde ölümsüz olanlar, ebediyen yani bir şeyin sonuna kadar var olacak olan kimseler cehennem evrenini kendisinin yok edilmesiyle sonlanacaklardır. 

*Cehennemde.


(Nâziât) 79:42
Sual ederler* sana** sâatte470 ne zamandır demir attırılması onun***?
470Kıyamet. Evrenin uzay zaman kumaşının karanlık enerjinin aşırı üflemesi sonucu yırtılması ve evrenin hızla şişirilen (Sur'a üfleme) bir balonun patlaması gibi parçalanması. Yırtıklar ışık hızında tüm evrene yayılacaktır. Parçalanan evren yerçekimi kuvvetiyle tekrar tekillik haline dönecektir.

*Sorarlar.

**Resûl Muhammed.

***Saatin.


(Nâziât) 79:43
Neydesin* sen zikrinden78 onun**?

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Ne durumdasın?

**Saatin.


(Nâziât) 79:44
Rabbine4 doğrudur nihayeti* onun**.

4Efendi, komuta eden.

*Sonu.

**Saatin.


(Nâziât) 79:45
Ancak ki sen* bir uyarıcısın kimseye (ki) haşyet53 duyar ona**.

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

*Resûl Muhammed.

**Saate.


(Tekvir) 81:1
Güneş dürüldüğü863 zaman.

863Evrenin uzay zaman dokusunun (kumaşının) yırtılmasıyla/yarılmasıyla karadelik gücünde yerçekimi kuvvetleri tüm evreni çalkalayacaktır. Bu yırtıklar/yarıklar ışık hızında yer yöne dağılacaktır. Ayetten anlıyoruz ki bu karadelik gücündeki yerçekimi Güneş'i kendisine çekecek ve onu bir ruloya sarıyor gibi dürecektir. Benzer görüntüler dev bir yıldızı içine çekerek düren karadelikte görülebilir. 


(Tekvir) 81:2
Ve yıldızlar bulanıklaştığı zaman.

(Tekvir) 81:3
Ve dağlar yürütüldüğü zaman.

(Tekvir) 81:4
Ve onluklar* atıl bırakıldığı zaman.
*On aylık gebe develer. Çok kıymetli mallar. 

(Tekvir) 81:5
Ve vahşiler* haşredildiği556 zaman.
556Toplamak, bir araya getirmek. *Vahşi hayvanlar.

(Tekvir) 81:6
Ve bihâr236 ateşe verildiği/yakıldığı864 zaman.

236Tatlı veya tuzlu fark etmeksizin bol su. Denizler, okyanuslar, yüksek debili nehirler (Nil), göller. 

864Göğün kumaşı olan uzay zaman dokusunu yırtılması evrenin her yerine ışık hızında yayılırken kozmik parçacık ve güçlü gamma ışınları yayılacaktır. Bu güçlü radyo dalgaları tuzlu suya çarptığında hidrojen açığa çıkacak ve tüm tuzlu sular benzinmiş gibi yanmaya başlayacaktır.

(Tekvir) 81:7
Ve nefisler201 zevce* edildiği zaman.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Eşleştirme.

(Tekvir) 81:8
Ve diri gömülene* sual edildiği zaman.
*Dişiye.

(Tekvir) 81:9
Hangi suça/yanlışa (karşı) katledildi35?

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.


(Tekvir) 81:10
Ve sahifeler* neşredildiği** zaman.

*Kayıtlar içeren sayfalar.

**Yayıldığı, ortaya serildiği.


(Tekvir) 81:11
Ve gök180 sıyrıldığı zaman.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 


(Tekvir) 81:12
Ve cahîm808 çılgınca alevleştirildiği zaman.

808Yangın, yanan, cehennem yangını, cehenneme ait.


(Tekvir) 81:13
Ve cennet yaklaştırıldığı zaman.

(Tekvir) 81:14
Bilmiştir bir nefis201 hazırladığını.

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Tekvir) 81:15
Öyle ki değil! Kasem548 ederim geri çekilenlere867.
548Ant içmek, yemin, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek.867Yüce Allah 81:15 ve 81:16 ayetlerinde bizlere gücünü göstermek için bazı şeyleri kanıt olarak sunmaktadır. Bu ayetlerde geri çekilenler ve akarak süpürenler işaret edilmiştir. Bu ayetler Güneş sistemimizin yaratılışını bizlere özetlemektedir. Güneş sistemini oluşturacak olan gaz ve toz bulutları 4.6 milyar yıl önce dönmeye başladı. Yerçekimi o kadar etkili hale geldi ki tüm gaz ve toz bulutları bir araya gelerek Güneş'i bir T-tauri yıldızı haline getirdi. Füzyon başlamasıyla birlikte dış moloz Güneş'in dış bölgelerine atıldı. Anlıyoruz ki bu moloz tekrar geri çekilecektir. Güneş'in etrafında dönen molozlar birbirleriyle çarpışarak büyük molozlar/kayalar oluşturdular. En büyük moloz/kaya yığını önüne gelen tüm molozları/süpürdü süpürdü. Bir evi süpüren elektrik süpürgesi gibi önüne gelen her molozu/kayayı yuttu. Bu esnada yörüngesinde/yolunda akıyordu. İşte 81:16 ayetinde işaret edilen akanlar ve bu akış esnasında bulundukları evlerini/yörüngelerini süpürenler gezegenlerdir. 81:15 ayetinde işaret edilen çekilenler ise şu anki gezegenleri oluşturmuş olan küçük kayalar/molozlardır. Zaten Rabbimiz gezegenlerin yaratılışını bizlere işaret ederken 81:17 ayetinde geceyi ve sabahı da işaret etmektedir. Gece ve gündüzün gezegenlerin dönme sonucu oluştuğu düşünüldüğünde ayetlerde verdiğimiz anlamın doğru olduğunu anlarız. Mutlak ki en doğrusu Rabbimiz bilir. 



(Tekvir) 81:16

Akanlara867*; süpürenlere867**.

867Yüce Allah 81:15 ve 81:16 ayetlerinde bizlere gücünü göstermek için bazı şeyleri kanıt olarak sunmaktadır. Bu ayetlerde geri çekilenler ve akarak süpürenler işaret edilmiştir. Bu ayetler Güneş sistemimizin yaratılışını bizlere özetlemektedir. Güneş sistemini oluşturacak olan gaz ve toz bulutları 4.6 milyar yıl önce dönmeye başladı. Yerçekimi o kadar etkili hale geldi ki tüm gaz ve toz bulutları bir araya gelerek Güneş'i bir T-tauri yıldızı haline getirdi. Füzyon başlamasıyla birlikte dış moloz Güneş'in dış bölgelerine atıldı. Anlıyoruz ki bu moloz tekrar geri çekilecektir. Güneş'in etrafında dönen molozlar birbirleriyle çarpışarak büyük molozlar/kayalar oluşturdular. En büyük moloz/kaya yığını önüne gelen tüm molozları/süpürdü süpürdü. Bir evi süpüren elektrik süpürgesi gibi önüne gelen her molozu/kayayı yuttu. Bu esnada yörüngesinde/yolunda akıyordu. İşte 81:16 ayetinde işaret edilen akanlar ve bu akış esnasında bulundukları evlerini/yörüngelerini süpürenler gezegenlerdir. 81:15 ayetinde işaret edilen çekilenler ise şu anki gezegenleri oluşturmuş olan küçük kayalar/molozlardır. Zaten Rabbimiz gezegenlerin yaratılışını bizlere işaret ederken 81:17 ayetinde geceyi ve sabahı da işaret etmektedir. Gece ve gündüzün gezegenlerin dönme sonucu oluştuğu düşünüldüğünde ayetlerde verdiğimiz anlamın doğru olduğunu anlarız. Mutlak ki en doğrusu Rabbimiz bilir. 

*Kelime kökü (جري) olup akmak (flow), cereyan yapmak (stream) anlamındadır. Ayette isim kelimesi ve çoğul olarak gelmiş olup ‘akanlar’ anlamındadır.

**Kelime kökü (كنس) olup bir yeri süpürmek demektir. Ayette isim kelimesi ve çoğul olarak gelmiş olup ‘süpürenler anlamındadır 


(Tekvir) 81:17
Ve geceye karardığı zaman.

(Tekvir) 81:18
Ve sabaha teneffüs866 ettiği zaman.
866Rabbimiz 81:18 ayetinde sabahın nefeslendiğini bildirmektedir. Sabah vaktiyle birlikte yeryüzündeki bitkiler gerçekten nefes alıp vermeye başlarlar. Karbondioksit gazını içlerine çekerler ve oksijeni dışarı verirler. Tam olarak solumaya başlarlar. Buna fotosentez denir.




(Tekvir) 81:19
Doğrusu o* mutlak kavlidir/sözüdür şerefli bir resûlün**.

*Kur'an.

**Cibrîl'in.


(Tekvir) 81:20
Kuvvet sahibidir* güçlü/sağlam arşın sahibi** indinde/katında.

*Cibrîl.

**Yüce Allah.


(Tekvir) 81:21
İtaat edilendir orada; emindir.

(Tekvir) 81:22
Ve arkadaşınız* bir mecnun302 değildir.

302Aklı örtülmüş, aklı gizlenmiş, akıl melekelerini yerli yerinde kullanamayan, aklını kaybetmiş, aklî dengesi bozulmuş.

*Resûl Muhammed.

(Tekvir) 81:23
Ve ant olsun gördü* onu** ufukta apaçık.

*Resûl Muhammed.

**Cibrîl'i.


(Tekvir) 81:24
Ve değildir o* gayba62 karşı bir geri duran/kıt/yetersiz**.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.

*Cibrîl.

**Geçmişe, geleceğe ait olan, evrenin her noktasının kuantum bilgilerini içeren Levh-i Mahfûz'a erişim yetkisi vardır. 


(Tekvir) 81:25
Ve değildir o* kavli/sözü racîm411 şeytânın29 .
411Fırlamış, taş gibi fırlatılmış, fırlatılan taş gibi uzaklaşmış.

29Saptıran, bozan, uzaklaştıran her şey için kullanılan bir kavramdır. En büyük şeytân İblîs'tir. Onun soyları olan, paralel evrenden kalp ve beyin hücrelerimize kuantum seviyesinde fısıldayarak insanları saptıran cinler de bir şeytândır. İnsanlardan bir kimse de şeytân olabilir. Haktan/gerçekten saptırmışsa; doğru olanı bozmuşsa, doğrudan uzaklaştırmışsa o şey Kur'an'a göre şeytândır. Kur'an'dan saptıran, Kur'an'ı anlamını bozan söylenti/hadis kitapları da birer şeytândır. Güneş'ten çıkan kozmik parçacıklar da DNA gibi organik molekülleri bozduğu için Rabbimiz tarafından şeytanlar olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle geçtiği ayete göre anlam verilmelidir.

*Kur'an.

(Tekvir) 81:26
Öyle ki nereye gidersiniz?

(Tekvir) 81:27
Ki o* ancak bir zikirdir/hatırlatmadır78 alemlere203.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  

*Kur'an.

(Tekvir) 81:28
İsteyen/dileyen kimse için sizlerden ki kıyam143 eder.

143Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için ayaklanması/hareketlenmesi.


(Tekvir) 81:29

Ve diler/ister değilsiniz dışında ki diler/ister âlemlerin Rabbi4 Allah.

4Efendi, komuta eden.



(İnfitâr) 82:1
Gök180 yarıldığı zaman.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 


(İnfitâr) 82:2
Ve kevkebler159 dağıldığında/saçıldığın zaman.

159Kendi ışığını yıldızlar gibi füzyon reaksiyonuyla üretmeyen parlak gök cisimleri. Gezegenler, asteroidler, kuyruklu yıldızlar, kuasarlar vb.


(İnfitâr) 82:3
Ve bihâr236 fışkırtıldığı zaman.

236Tatlı veya tuzlu fark etmeksizin bol su. Denizler, okyanuslar, yüksek debili nehirler (Nil), göller. 


(İnfitâr) 82:4
Ve kabirler darmadağın edildiği zaman.

(İnfitâr) 82:5
Bilmiştir bir nefis201 kıdemlendiğini* ve geride kaldığını**.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Aldığı kademeyi, kazandığı kıdemi.

**Tereddüt edip geride kaldığını.


(İnfitâr) 82:6
Ey insan! Ne aldattı seni Kerîm858 Rabbine4 (karşı).
858Asil, seçkin, yüce gönüllü, cömert, eli açık.

4Efendi, komuta eden.


(İnfitâr) 82:7
Yaratandır seni; öyle ki düzenledi/seviyelendirdi seni; öyle ki adaletledi* seni.
*Balanslamak, dengelemek.

(İnfitâr) 82:8
Hangi surette* dilediyse terkipledi859 seni.
859Birleştirmek, bir araya getirmek, birleşim yapmak, tamlamak, parçaları bir araya getirip bütünü oluşturmak.*Biçim, yol, tarz, görünüş. 

(İnfitâr) 82:9
Hayır*! Evet**; yalanlarsınız860 dini.
860Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam'ı yalanlamak; İslam'ı kabul etmemek. İslam haricide dinde yalan dolanlara uymak. Yüce Allah'ın dininin ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın dinini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da dini yalanlayanlardır. 

*Durum sandığınız gibi değil!

**Bilakis.


(İnfitâr) 82:10
Ve doğrusu üzerinizedir mutlak muhafaza* edenler.
*Koruyan.

(İnfitâr) 82:11
Şerefli kâtipler861.

861İnsan beyni bir kuantum bilgisayarıdır. Hafıza hücreleri de tüm kayıtları tutan bir kuantum veri merkezidir. Şerefli ve cömert kayıt edicilerdir.


(İnfitâr) 82:12
Bilirler faaliyet ettiğinizi.

(İnfitâr) 82:13
Doğrusu ebrar862 mutlak içindedir bir nimet757.
862Saygılılar, sorumluluk sahipleri, adanmışlar, iyi davrananlar, iyilikçiler, doğruya uyanlar, doğru olanlar, dosdoğrular, sözünü tutanlar, onurlandıranlar, yerine getirenler, kibarlar.

757Yüce Allah Rahmân suresinde nimetlere bir işaret buyurmuştur. 31 temel parçacığın oluşturduğu tüm evren Yüce Allah'ın bir nimetidir. Cennetlerde de Yüce Allah hak eden kullarına ayakta/dikelmiş/kıyamda nimetler vereceğini bildirmektedir (Örn: 9:21). Anlarız ki cennetler gerçek anlamda yaratılan evrenler olacaktır. Muhtemel ki farklı atomlar muhteşem şeyle oluşturacak ve Rabbimiz bizlere inşAllah bu nimetlerinden tattıracaktır.  

(İnfitâr) 82:14
Ve doğrusu fâcirler585 mutlak içindedir cahîm808.

585Fücuruna uyanlar, fücurüna tabi olanlar. Takvadan uzak olanlar. Kararlarını alt benlikle alanlar.

Fücur: Alt benlik. Psikiyatri biliminde 'id' olarak tanımlanır. Evrim sürecinde ilk olarak alt benlik gelişmiştir. Ahlaktan yoksun olan bu benlik içgüdüsel dürtülerle hareket eder.

808Yangın, yanan, cehennem yangını, cehenneme ait.


(İnfitâr) 82:15
Sallanırlar ona* din günü109.

109Dinden yani konusu din olacak yargılamanın yapılacağı gün/evre/dönem. Yargılama ahiret evreninde yapılacaktır. 

*Cahîme.

(İnfitâr) 82:16
Ve değildir onlar ondan* gayb62 olanlar**.

62Bilinmeyen, görünmeyen, gizli, saklı.

*Cahîmden.

**Gizlenemezler.


(İnfitâr) 82:17
Ve ne idrak657 ettirdi sana nedir din günü109?
657Akıl erdirmek, anlamak, kavramak, algılamak. Bir olguya erişmek, kavuşmak, ulaşmak.

109Dinden yani konusu din olacak yargılamanın yapılacağı gün/evre/dönem. Yargılama ahiret evreninde yapılacaktır. 


(İnfitâr) 82:18
Sonra; ne idrak657 ettirdi sana nedir din günü109?
657Akıl erdirmek, anlamak, kavramak, algılamak. Bir olguya erişmek, kavuşmak, ulaşmak.

109Dinden yani konusu din olacak yargılamanın yapılacağı gün/evre/dönem. Yargılama ahiret evreninde yapılacaktır. 


(İnfitâr) 82:19
Gündür (ki) malik* olamaz bir nefis201 bir nefse201 bir şey**; ve emir*** o gün Allah’adır.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Sahip, güç yetirir.

**Şeytânın en büyük aldatmacası olan şefaat inancı da bir şey olduğu için kimse başka bir kimseye şefaat edemez. Fayda veya zarar veremez. 

**Buyruk.


(Mutaffifin) 83:1

Vay haline mutaffifînin584.

584Eksiltenler, azaltanlar, ölçüde küçültenler.

(Mutaffifin) 83:2
Kimselerdir (ki) ölçtükleri zaman insanlara karşı* tam/kusursuz olurlar.
*İnsanlardan bir şey alırken.

(Mutaffifin) 83:3
Ve ölçtükleri zaman onlara* veya tarttıkları (zaman) onlara* azaltırlar/eksiltirler.
*İnsanlara bir şey verirken/sunarken.

(Mutaffifin) 83:4
Zannetmez* mi o? Şunlar; ki onlar diriltilenlerdir**.

*Sanmaz mı?

**Ahiret evreninde yerden oluşturulan bedene bilincin tekrar yüklenmesiyle gerçekleşen canlanma, dirilme.


(Mutaffifin) 83:5
Büyük bir gün için.

(Mutaffifin) 83:6
Gündür (ki) kıyam143 eder insanlar alemlerin203 Rabbine4.

143Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için ayaklanması/hareketlenmesi.

203Farklı zamanlar ve/veya mekanlarda yaşamlar, durum ve şartlar. Göklerdeki uzaylı yaşamlar. Dünya hayatının farklı zamanlarında gerçekleşen yaşamlar.  

4Efendi, komuta eden.


(Mutaffifin) 83:7
Hayır! Doğrusu fâcirlerin585 kitabı mutlak siccîn586'dedir.

585Fücuruna uyanlar, fücurüna tabi olanlar. Takvadan uzak olanlar. Kararlarını alt benlikle alanlar.

Fücur: Alt benlik. Psikiyatri biliminde 'id' olarak tanımlanır. Evrim sürecinde ilk olarak alt benlik gelişmiştir. Ahlaktan yoksun olan bu benlik içgüdüsel dürtülerle hareket eder.

586Yüce Allah katında bulunan rakamlanmış/dijital hale getirilmiş yazıt/kitap. Bu kitap insanların alt benlikleri ('id') olan fücurlarıyla aldıkları ahlaktan yoksun, takvadan yoksun eylemlerinin kaydını tutar.   


(Mutaffifin) 83:8
Ve ne idrak ettirdi sana Siccîn586 ne!

586Yüce Allah katında bulunan rakamlanmış/dijital hale getirilmiş yazıt/kitap. Bu kitap insanların alt benlikleri ('id') olan fücurlarıyla aldıkları ahlaktan yoksun, takvadan yoksun eylemlerinin kaydını tutar.   


(Mutaffifin) 83:9
Bir kitaptır rakamlanmış587.

587Rakamlanmış kitap, dijitalleşmiş yazıt, 0-1 gibi bilgiye dönüşmüş yazıt, kuantum bilgilerine dönüşmüş yazıt/bilgi/kitap.


(Mutaffifin) 83:10
Vay haline o gün yalanlayanların195.

195Yüce Allah'ın ayetlerini kabul etmemek, ayetler hakkında yalan söylemek, ayetleri çarpıtmak, ayetleri yanlış yönlendirmek. Ahiret hayatına iman etmeyen ateistler, deistler vb. herkes Yüce Allah'ın ayetlerini yalanlamıştır. Kur'an ayetlerini söylentilere/hadislere boğduranlar, ayetlerin hükmünü tamamı zan olan söylentilerle/hadislerle düşüren müşrik ve münafıklar da ayetleri yalanlayanlardır. 


(Mutaffifin) 83:11
Kimseler (ki) yalanlarlar din gününü588.

588Dinden yani konusu din olacak yargılamanın yapılacağı gün/evre/dönemi yalanlamak. Din gününün kurallarına iftira atarak/yalan atarak gerçeği örtmek, gizlemek. Örneğin: Din gününde resûllerin ümmetlerine şefaat ederek kurtaracaklarına iman etmek din gününü yalanlamaktır.


(Mutaffifin) 83:12
Ve yalanlar değildir onu*  her bir sınırı aşan/taşan/azgın günahkar dışında.
*Din gününü.

(Mutaffifin) 83:13
Okunduğu zaman ona ayetlerimiz353; dedi: "Evvelkilerin* satırlarıdır/hikayeleridir."
353Kutsal kitap.*İlklerin, öncekilerin.

(Mutaffifin) 83:14
Hayır! Bilakis paslandı175 kalplerinin üzeri; kazanır olduklarına.

175Gözler nasıl ki beyinle görür, kulaklar nasıl ki beyinle duyar, beyin de kalple akleder. İnsan kalbinde kendi hafızası olan 40-50 bin adet sinir hücresi vardır. Kalp sinirleri beynin karar verme bölgesi olan ön lobuna (perçem bölgesi altına) uyarıda bulunur. Aklı kullanarak karar vermede kalbin rolü vardır. Kâfirlik etmiş kişilerin kalpleri biyolojik olarak paslanır (LDH yağı oksitlenir yani paslanır), kalbin beyni etkilemesi bozulur. Kalp mühürlenir. Kalp kilitlenir. Kalp marazlı/hastalıklı olur. Kalp perdelenir. Kalpler paslanır. İnsan kendi yapıp ettiğiyle buna neden olur. Ancak daha geniş boyutta Yüce Allah’ın buna izin vermesiyle süreç gerçekleşir.

Kalplerin paslanması LDH isimli kötü yağın oksitlenmesi yani paslanması sonucu da gerçekleşir.

Kavrayan/anlayan/akleden kalpler: Kalp-beyin iletişimi.

Kalplerin paslanması.



(Mutaffifin) 83:15
Hayır! Doğrusu onlar Rablerinden4 o gün mutlak hicap edilenlerdir/perdelenenlerdir.

4Efendi, komuta eden.


(Mutaffifin) 83:16
Sonra doğrusu onlar yanması için mutlak sunulur cahîme808.

808Yangın, yanan, cehennem yangını, cehenneme ait.


(Mutaffifin) 83:17
Sonra denir: "İşte budur; o ki kendisini yalanlıyor olduğunuzdur."

(Mutaffifin) 83:18
Hayır! Doğrusu erdemlilerin kitabı mutlak illiyyin589’dedir.

589Yüce Allah katında bulunan rakamlanmış/dijital hale getirilmiş yazıt/kitap. Bu kitap insanların üst benlikleri ('süperego') olan takvalarıyla aldıkları ahlaklı, takvalı, erdemli eylemlerinin kaydını tutar.   


(Mutaffifin) 83:19
Ve ne idrak ettirdi sana illiyyin589 ne.

589Yüce Allah katında bulunan rakamlanmış/dijital hale getirilmiş yazıt/kitap. Bu kitap insanların üst benlikleri ('süperego') olan takvalarıyla aldıkları ahlaklı, takvalı, erdemli eylemlerinin kaydını tutar.   


(Mutaffifin) 83:20
Bir kitaptır rakamlanmış587.

587Rakamlanmış kitap, dijitalleşmiş yazıt, 0-1 gibi bilgiye dönüşmüş yazıt, kuantum bilgilerine dönüşmüş yazıt/bilgi/kitap.


(Mutaffifin) 83:21
Şahid/tanık olur ona* yaklaştırılanlar.
*Rakamlanmış kitaba. Kendisi de rakamlanmış olan Kur'an'ın rakamsal mucizelerine de tanık olurlar; şahit olurlar. 

(Mutaffifin) 83:22
Doğrusu erdemliler mutlak içindedir nimet.

(Mutaffifin) 83:23
Yumuşak döşemeler/donatılar üzerinde; bakarlar.

(Mutaffifin) 83:24
Tanırsın yüzlerindeki nimetin ongun güzel parıltısını.

(Mutaffifin) 83:25
Sakilik edilirler/içirilirler mühürlenmiş* bir rahîkten590.
590Çok seçkin, özgün, sıradışı lezzetli meyve nektarlarını işaret eder. Mutlak ki şarabı da işaret eder. Ancak genel anlam meyvelerden elde edilen nektardır. İlla ki alkollü olmak durumunda değildir. Alkol içermeyen meyve likörleri de bu tanıma girer.  

*Uzun süre mühürlü kalmış. Kapalı kalmış.


(Mutaffifin) 83:26
Mührü* onun bir misktir**; ve işte bundadır; öyleyse heveslenip yarışsınlar heveslenip yarışanlar.

*Rahîki mühürleyen tıpa.

**Bu tıpanın da bir misk olduğunu yani çok güzel kokulu olduğunu anlarız.


(Mutaffifin) 83:27
Ve karışımı onun bir tesnîm591'dendir.
591Kelime anlamı yüksek, tepe noktası, en üstü anlamındadır. Anlarız ki cennettin yüksek bölgelerinde bulunan kaynaklardan/gözelerden bir tanesidir. Rahîk içeceğinin bir karışımıdır.  

(Mutaffifin) 83:28
Bir göze/kaynak (ki) içerler onu yaklaştırılanlar.

(Mutaffifin) 83:29
Doğrusu cürüm* işlemiş kimseler olmuşlardı iman47 etmiş kimselere gülenler/alay edenler.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

*Suç.

(Mutaffifin) 83:30
Ve geçtikleri zaman onları göz kırpıyorlardı**.
*Kaş göz hareketiyle dalga geçmek.

(Mutaffifin) 83:31
Ve döndükleri zaman ahalilerine568 doğru; döndüler fıkralar* (-la).
568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. *Komik düşünceler, kurgular.

(Mutaffifin) 83:32
Ve gördükleri zaman onları* dediler: "Doğrusu şunlar (ki) mutlak dalalettedirler128."

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*Müminleri.

(Mutaffifin) 83:33
Ve gönderilmiş değillerdi onların* üzerlerine bir hafız/koruyucu.
*Müminlerin.

(Mutaffifin) 83:34
Öyle ki bugün iman47 etmiş kimseler kâfirlere25 gülerler/alay ederler.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Mutaffifin) 83:35
Yumuşak döşemeler/donatılar üzerinde; bakarlar.

(Mutaffifin) 83:36
Sevaplandırıldı* mı kâfirler25 faaliyet içinde olduklarına.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Ödüllendirildi mi?

(İnşikak) 84:1
Gök180 yarıldığı* zaman.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

*Evrenin kumaşı mutlak ki bir zaman evrenin genişlemesine dayanamayacak ve yırtılacaktır.  

(İnşikak) 84:2
Ve Rabbinin4* ezanını752 duydu** ve hak/layık (olan) verdirildi**.

4Efendi, komuta eden.

752Anons, duyuru.

*Göğün Rabbi.

**Gök.

**Fiil 3. şahıs tekil ve pasif gelmiştir. Göğe bir şey yaptırılmaktadır. Anlarız ki Rabbin ezanının/anonsunun hakkı/layıkı olan her neyse göğe yaptırılmıştır. Mutlak ki emirle gereği yapılmıştır.


(İnşikak) 84:3
Ve yer* uzatıldığı** zaman.

*Yeryüzü.

**Germek, sündürmek. Evrenin yırtılması sonucu tüm evrene ışık hızında yayılan yerçekimi dalgalanmaları küre halindeki yerin yapısını sündürecektir. 


(İnşikak) 84:4
Ve fırlattı* içindekini**; ve boşalttı**.

*Yer.

**İçindeki ağırlığını, erimiş demir çekirdeğini.

**Ezilerek uzatılan bir tenis topunun içindeki maddeleri dışa dağıtarak içi boş hale gelmesi gibi.  


(İnşikak) 84:5
Ve Rabbinin4* ezanını752 duydu** ve hak/layık (olan) verdirildi**.

4Efendi, komuta eden.

752Anons, duyuru.

*Yerin Rabbi.

**Yer.

**Fiil 3. şahıs tekil ve pasif gelmiştir. Yere bir şey yaptırılmaktadır. Anlarız ki Rabbin ezanının/anonsunun hakkı/layıkı olan her neyse yere yaptırılmıştır. Mutlak ki emirle gereği yapılmıştır.


(İnşikak) 84:6
Ey insan!  Doğrusu sen bir çabalayansın Rabbine4 doğru bir çaba (-yla); öyle ki bir karşılaşansın O’na*.

4Efendi, komuta eden.

*Rabbine.

(İnşikak) 84:7
Öyle ki gelince kimseye (ki) verildi kitabı* uğuruyla** onun***.

*Dünya hayatının tüm kaydı/yazıtı.

**Sağla.

***Kimsenin.


(İnşikak) 84:8
Öyle ki yakında hesaba* çekilecek kolay bir hesap** (-la).

*Gereği düşünülecek, hesabı görülecek. 

**Bu hesap kolay bir hesap olacak.


(İnşikak) 84:9
Ve döner kendi ehline568 doğru bir sevinçli/hoşnut (olarak).
568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. 

(İnşikak) 84:10
Ve gelince kimseye (ki) verildi kitabı* sırtının arkasına.

*Dünya hayatının tüm kaydı/yazıtı.


(İnşikak) 84:11
Öyle ki yakında çağıracak yıkımı*.
*Yok olmayı.

(İnşikak) 84:12
Ve sallanır çılgın bir ateşe.

(İnşikak) 84:13
Doğrusu o* olmuştu kendi ehlinde568 bir sevinçli/hoşnut.
568Bir şeye üye olan, bir kümeye dahil olan insanlar grubu. Üye olunan şeye göre anlam genişler. Bir satranç kulübünün üyeleri satranç kulübünün ahalisi olur. Aile üyeleri, taraftar olan üyeler, bir siyasi partiye üye olan insanlaro partinin ahalisi olur. *Kitabı sırtının arkasına verilen kimse.

(İnşikak) 84:14
Doğrusu o* zannetmişti ki asla geri dönmez.
*Kitabı sırtının arkasına verilen kimse.

(İnşikak) 84:15
Evet! Doğrusu onun* Rabbi4 olmuştu ona* bir Basîr513.

4Efendi, komuta eden.

513Gören.*Kitabı sırtının arkasına verilen kimse.

(İnşikak) 84:16
Öyle ki olmaz! Kasem548 ederim şafağa852.
548Ant içmek, yemin, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek.852Güneşin batmasıyla ufukta oluşan kızarma, kızıl renklenme olayı, şefkatli, kaygı, endişe. 

(İnşikak) 84:17
Ve geceye; ve yüklediğine*.
*Karanlığın içine alıp yüklediğine.

(İnşikak) 84:18
Ve Ay’a; yüklediği* zaman.
*Siyahla yüklendiği zaman. Yeni Ay olduğu zaman. Ay siyah rengiyle tam yüklendiğinde.  

(İnşikak) 84:19
Mutlak binersiniz* bir tabakadan** bir tabakaya**.

*Bir hayvana binip gitmek, bir gemiye/araca binip gitmek. Apollo 11 uzay aracına binip gidersiniz. 

**Yakın göğün tabakaları. Atmosferin katmanları.  


(İnşikak) 84:20
Öyle ki nedir onlara (ki) iman47 etmezler?

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.


(İnşikak) 84:21

Ve kıraat578 edildiği zaman üzerlerine Kur'an850 secde12 etmezler.

578Okumak, dikkatlice okumak, çalışmak, sesli olarak okumak. İkra kelimesinden türemiştir. 96.1 ayetinde emredilen oku, okumayı başkaları duyacak şekilde oku, okuyarak ilet, okuduğunu naklet, okuduğunu çalış, okuduğunu incele, okuduğunu araştır, okuduğunu öğret anlamındadır.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.



(İnşikak) 84:22
Evet! Kâfirlik25 etmiş kimseler yalanlarlar244.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

244Yanıltmak, aldatmak, kandırmak, hakkında yalan söylemek, yanlış yönlendirmek, onaylamamak, inkâr etmek.

İşaret edilen şeyi inkâr etmemekle birlikte onun hakkında yanıltıcı, gerçek dışı uyduruk şeylere tabi olmak da tam olarak aynı kelimeyle işaret edilir.


(İnşikak) 84:23
Ve Allah daha iyi bilendir kavradıklarını/algıladıklarını.

(İnşikak) 84:24
Öyle ki müjdele onları elim bir azapla.

(İnşikak) 84:25
Dışındadır kimseler (ki) iman47 ettiler; ve yaptılar sâlihât18; onlaradır bir ecir820; olmayan bir kesinti/zayıflama851.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

820Ödül, mükafat.

851Yüce Rabbimiz 84:25 ve 95:8 ayetlerinde cennetlerin asla son bulmayacağını bildirmiştir. 


(Bürûc) 85:1
Ve göğe; burçlar846* sahibi.

846Kule, kale, takımyıldız. Yıldızların şekiller oluşturması. Bir kadının kendisini süsleyerek cazibesini göstermesi, sergilemek, göstermek, cazibesini ortaya koymak (kadın); kendini süslemek, kendini güzelleştirmek (kadın).  

*Cazibeli takım yıldızlar.

(Bürûc) 85:2
Ve vaat edilen (o) güne.

(Bürûc) 85:3
Ve bir şahide*; ve bir şahitlik edilene**.

*Tanıklık edene.

**Tanıklık edilene. Tanıklık edilen şeye.


(Bürûc) 85:4
Katledildi35 uhdûd847* ashâbı194.

35Savaşmak, zor duruma sokmak, aşırı derecede rahatsız etmek, zarar vermek. Katletmek öldürmek asla değildir. 33:16 ayetinde Yüce Allah bizlere işaretini vermiştir. 33:16 ayetinde "De ki: "Asla menfaat sağlamaz sizlere firar eğer firar etseydiniz ölümden ya da katillikten; ve o zaman metalandırılmazsınız biraz dışında."" buyrulmuştur. Bu ayetten net olarak anlarız ki ölüm ile katillik aynı şey asla değildir. Farklı kavramlar olduğunu Rabbimiz bu iki kelimeyi "ya da", "veya" anlamında olan "evi" ayracıyla ayırarak göstermiştir. Her katletme illa ki ölümle sonuçlanmak zorunda değildir. Ancak ölümle de sonuçlanabilir.

847Hendek, kanal, oluk.

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 

*Hendek korunma/savunma amaçlı kazılır. Anlarız ki müminler (85:7) korunma amaçlı şehirlerinin etrafına hendekler kazmışlardır.   

(Bürûc) 85:5
Ki tutuşan* sahibi ateş.
*Muhtemel ki müminlerin (85:7) şehrine saldıran müşrik ve kâfirler yanıcı bir madde kullanarak şehri ateşe vermişlerdir. Bu madde ham petrol, katran veya yanıcı yağlar olabilir. Yanıcı madde emdirilmiş şeyleri mancınık yöntemiyle hendeği bypass ederek şehre attıkları anlaşılır.

(Bürûc) 85:6
Zaman (ki) onlar* üzerine onun** bir oturandı***.

*Müşrikler ve kâfirler.

**Ateşin.

***Ateşin yanında oturmuş izliyorlardı.


(Bürûc) 85:7
Ve onlar* müminlere27 yaptıklarına bir şahitti/tanıktı.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

*Ateş yakan müşrikler ve kâfirler.

(Bürûc) 85:8
Ve intikam almış değillerdi* onlardan** dışında*** ki iman47 ederler Azîz37; Hamîd107 Allah'a.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

37Güç yetiren.

107En yüce övgüye/methedilmeye değer.

*Müşrikler ve kâfirler.

**Müminlerden.

***Geçerli/haklı/gerçek bir intikam nedenleri yoktu. Durup dururken, sadece iman etmiş olmaları nedeniyle müminlerden intikam almaya kalktılar.


(Bürûc) 85:9
O'na olandır mülkü göklerin162 ve yerin; ve Allah her bir şey üzerine bir şahittir/tanıktır.

162Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Çoğul olarak gökler de çok sayıda gök içeren yapıları işaret etmek için kullanılır. Güneş sistemimiz gezegenlerin göklerini içerdiği için göklerdir. Galaksimiz çok sayıda yıldız sistemleri (gökler) içerdiği için göklerdir. Evrenin kendisi çok sayıda galaksiler içerdiği için göklerdir. 



(Bürûc) 85:10
Doğrusu kimseler (ki) fitne* verdiler mümin27 erkeklere ve mümin27 kadınlara; sonra asla tevbe33 etmezler; öyle ki onlaradır cehennem azabı; ve onlaradır yangın azabı.

27İtimat eden/emin olan. Yüce Allah'ın varlığına O'nun evren kitabını okuyarak delillerle tanık/şahit olan. Kur'an'ın ilâhi olduğuna kanıtlarla kanaat getirmek ve Kur'an'a itimat etmek/güvenmek.   

33Dönmek, vazgeçmek.

*Sıkıntı, karışıklık, kargaşa vermek.

(Bürûc) 85:11
Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler ve yaptılar sâlihât18; onlaradır cennetler (ki) akar altından onun* nehirler; işte bu; büyük fevzdir768.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

768Başarı, zafer. *Cennetin.

(Bürûc) 85:12
Doğrusu saldırısı* (senin) Rabbinin4 mutlak şiddetlidir.

4Efendi, komuta eden.

*Şiddetle saldırmak; zorla üzerine çökmek; nakavt etmek/yere indirmek.

(Bürûc) 85:13
Doğrusu O*; O* başlatır**; ve geri döndürür***.

*Allah.

**Mekan ve zamana sahip olmayan evreni/evrenleri tekillikten saf enerjiyle yaratmaya başlar. Saf enerji E=mc2 ile maddeye dönüşür.

***Evreni/evrenleri tekillik haline yani saf enerjiye geri döndürür. Gök geri dönüşlüdür. Evren/evrenler bir zaman yırtılacak ve yer çekimi her şeyi tekrar yokluğa geri döndürecektir. Madde E=mc2 ile saf enerjiye dönüşecektir.    


(Bürûc) 85:14
Ve O*; Gafûr’dur20; Vedûd’tur848.

20Bağışlayan.

848Seven, sevgi dolu, sevecen, dost, arzulayan, isteyen, dostane, arkadaşça.

*Allah.


(Bürûc) 85:15
Sahibidir mecîd849 arşın66.
849Şanlı, şerefli; ünlü, meşhur; yüceltilmiş, yükseltilmiş; övgüye değer, takdire şayan, hayranlık uyandıran, mükemmel, muhteşem; asil.

66Taht/kürsü. Yüce Allah'ın belirli sıfatlarının tecelli etmesiyle oluşmuş olan, çoklu boyutlara sahip bir kürsü, bir platform. Bu kürsü içinde evrenler yaratılmaktadır. Şu an içinde bulunduğumuz evrenimiz de bu kürsünün içindedir. Yargılamanın yapılacağı ahiret evreni, cennet evrenleri ve cehennem evreni yine bu kürsü içinde yaratılacaktır. 


(Bürûc) 85:16
Faaliyete geçirendir dilediğini.

(Bürûc) 85:17
Geldi mi sana orduların hadisi/sözü?

(Bürûc) 85:18
Firavun* ve semûd*.
*Orduları.

(Bürûc) 85:19
Evet! Kâfirlik25 etmiş kimseler bir tekziptedir*.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Yalanlamadadır.

(Bürûc) 85:20

Ve Allah onları arkalarından bir kuşatandır.


(Bürûc) 85:21
Evet! O mecîd849 bir Kur'an'dır850.
849Şanlı, şerefli; ünlü, meşhur; yüceltilmiş, yükseltilmiş; övgüye değer, takdire şayan, hayranlık uyandıran, mükemmel, muhteşem; asil.

(Bürûc) 85:22
Levh-i mahfûzdadır.

(Târık) 86:1
Ve göğe; ve târığa.

(Târık) 86:2
Ve ne idrak657 ettirdi sana nedir târık845?
657Akıl erdirmek, anlamak, kavramak, algılamak. Bir olguya erişmek, kavuşmak, ulaşmak.

845Vuruşlu, tokmak vuruşları. Târık'ın 86:1 ve 86:3 ayetlerinden gökteki bir pulsar yani "vuran" bir nötron yıldızı olduğunu anlarız.

(Târık) 86:3
Delici* yıldızdır163.

163Işığını füzyon enerjisiyle üreten parlak gök cismi. Yıldız. Necm.

*Sâkib, delen.

(Târık) 86:4
Ki her bir nefis201; ancak (ki) üzerinedir onun* bir koruyucu**.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Nefsin.

**Her insanda bulunan savunma sistemi.  


(Târık) 86:5
Öyle ki baksın insan neyden yaratıldığına*.
*1. anlam: İnsan târık yıldızlarını oluşturan süpernova patlamalarının tozları olan turabinden ve sudan yaratılmıştır. İnsan Târık yıldızlarını incelediğinde neden yaratıldığını görecektir. 2. anlam: Erkeğin menisine ve onun atılmasına bir işaret olabilir.

(Târık) 86:6
Yaratıldı dâfik* bir mayiden**.

*Atılan, fışkıran, dökülen, coşkuyla taşan, hücum ederek akan, patlayıp fışkıran. 1. anlam: Târık yıldızının oluşması esnasında ortaya çıkan bolca sıvının akışı, atılması, ortaya dökülmesi. 2. anlam: Erkek menisinin kadın vajinasına atılması.

**Sıvı/su. 1. anlam: Târık yıldızlarının oluşması esnasında  ortaya dökülen sıvı. Su ve içerdiği karışık moleküller. 2. anlam: Erkek menisi. 


(Târık) 86:7
Çıkar* arasından bel kemiği/omurga** ve kaburgalar***.

*Mayi, sıvı/su. 1. anlam: Târık yıldızlarının oluşması esnasında ortaya dökülen sıvı. Su ve içerdiği karışık moleküller. 2. anlam: Erkek menisi. 

**Sulb. Çok sağlam, sert, dayanıklı. 1.  Süpernova patlamasıyla içine çöken nötron yıldızı. İçe çöken kısım evrenin en sağlam, dayanıklı, sıkı ve sadece nötronlardan oluşan sulbu oluşturur. 2. Bel/omurga. sağlam olması nedeniyle bu kelimeyle işaret edilir.

***Terâib. Çoğul. 1. anlam: Kök olarak turabin kelimesiyle aynı kökten türemiştir. Toz anlamındadır. Kaburga kemikleri gibi eğimli/sarmallı yıldız tozları demektir. Süpernova patlamalarında dışa atılan ejaktaların kaburgalar gibi eğimli ve sarmal bir yapıda olduğu bilinmektedir. Dışa yayılan bu tozlar insanı yaratacak olan atomları içerir. 2. anlam: Kaburgalar. 


(Târık) 86:8
Doğrusu O* döndürmeye karşı onu** mutlak kâdirdir598.
598Güç kudret üstünlük sahibi; başarmaya/yapmaya yetkin. Her şeyin üstesinden gelen.

*Allah.

**İnsanı.


(Târık) 86:9
Gündür (ki) belalandırılır256* sırlar.

256Test, deneme amaçlı Yüce Allah katından gelen sıkıntı, felaket, bela, zor bir durum.


*Test edilir.

(Târık) 86:10
Öyle ki yoktur ona* hiçbir kuvvet**; ve ne de bir yardım eden**.

*İnsana.

**Tek başınadır.


(Târık) 86:11
Ve göğe180; dönüş sahibi*.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

*Gezegenlerin atmosferlerinin yağmur gibi dönüşler sağlaması; evrenin tekillik haline tekrar dönecek olması. Evren kalp atışları gibi var olup yok olur. Buna "Big Bounce" "Büyük Sıçrama" denir.  

(Târık) 86:12

Ve yere*; çatlak** sahibi***.

*Yeryüzüne.

**Sad'i. Yarık, fissür, kırık.

***Dünya gezegenin kabuğunun yekpare olmadığı, aralarında yarıklar olan kıta parçalarından oluştuğuna bir işarettir.


(Târık) 86:13
Doğrusu o* mutlak fasıl** bir söylemdir.

*Kur'an.

**Ayırıcı, ayıran, koparan, bölen, kesip ayıran.


(Târık) 86:14
Ve değildir o* hafiflikle**.

*Kur'an.

**Hafife alınan, zayıflamış, ağırlığı olmayan, cılız, şaka, hafif konuşma, değersiz sözler.


(Târık) 86:15
Doğrusu onlar planlarlar bir plan/entrika.

(Târık) 86:16
Ve planlarım* bir plan/entrika.
*Entrika planına karşı Yüce Allah tarafından planlanan bir entrika mevcut zarar verici entrikayı boşa çıkaracaktır, sıfırlayacaktır, etkisiz kılacaktır. Yüce Allah durduk yere kullarına zarar verici bir entrika yapacak asla değildir. Ava giden avlanmaktadır.

(Târık) 86:17
Öyle ki mühlet ver* kâfirlere25; mühlet ver* onlara kibarca/nazikçe/yavaşça.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

*Ağırdan al, yavaş ol, acele etme, süre tanı. 

(A'lâ) 87:1

Tesbih31 et adını/ismini49 A’lâ116 Rabbinin4.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.

49İsim; Yüce Allah'ın sıfatı ve tecelli edişi. Çoğul olarak 'isimler'; Yüce Allah'ın tüm sıfatları ve tecelli edişleri. En güzel isimler/sıfatlar O'nadır.

116En yüce/üstün.

4Efendi, komuta eden.


(A'lâ) 87:2
Yaratandır; öyle ki seviyeledi*.
*Tesviyeledi, düzenledi.

(A'lâ) 87:3
Ve takdir* edendir; öyle ki doğru yola kılavuzladı.
*Kadere bağlayan, belirleyen, karara bağlayan.

(A'lâ) 87:4
Ve çıkarandır merayı*.
*Otlağı.

(A'lâ) 87:5

Öyle ki yaptı onu* ahvâ841 bir gusâ840.

841Koyu yeşil veya koyu kırmızı renkli olmak; neredeyse siyah gözlere sahip olmak, toplamak, biriktirmek, içermek, kapsamak.840Sel sürpüntüsü, sel artığı, selin taşıdığı debris, selin taşıdığı çerçöp.*Merayı/otlağı.

(A'lâ) 87:6
Kıraat578 ettireceğiz sana öyle ki unutmazsın*.
578Okumak, dikkatlice okumak, çalışmak, sesli olarak okumak. İkra kelimesinden türemiştir. 96.1 ayetinde emredilen oku, okumayı başkaları duyacak şekilde oku, okuyarak ilet, okuduğunu naklet, okuduğunu çalış, okuduğunu incele, okuduğunu araştır, okuduğunu öğret anlamındadır.*Resûl Muhammed'in beyin ve kalbinde bulunan sinir hücrelerine kimyasal mekanizmalar ile Kur'an yüklenecektir.

(A'lâ) 87:7
Dışındadır Allah'ın dilediği; doğrusu O* bilir açığa çıkanı ve hafiyelik edileni**.

*Allah.

**Gizleneni.


(A'lâ) 87:8
Ve kolaylaştırırız sana kolayı.

(A'lâ) 87:9
Öyle ki zikret78 eğer menfaat* sağladıysa zikir78.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

*Fayda.

(A'lâ) 87:10
Zikredecektir78 kimse (ki) haşyet53 duyar.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.


(A'lâ) 87:11
Ve uzaklaşır ona* eşkiya842.
842Mutsuz, şanssız, sıkıntılı; kötü adam, suçlu, cani, haydut, serseri; iğrenç, yaramaz.*Zikre.

(A'lâ) 87:12
Sallanandır büyük ateşe834.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.



(A'lâ) 87:13
Sonra ölmez orada*; ve hayat yaşamaz.
*Ateşte.

(A'lâ) 87:14
Muhakkak felaha326 kavuştu kimse (ki) arındı/saflaştı.
326Kurtuluş, başarı.

(A'lâ) 87:15

Ve zikretti78 Rabbinin4 ismini; ve öyle ki salla52 etti.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

4Efendi, komuta eden.

52Hedeflenen şeye yüz çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale almak, umursamak, kayıtsız kalmamak, mühimsemek, tepkisiz kalmayarak üzerine titremek, hedefi akıl/fikir kılavuzluğunda takip etmek


(A'lâ) 87:16
Evet! Tercih edersiniz dünya hayatını.

(A'lâ) 87:17
Ve (oysa) ahiret bir hayırdır; ve daha bekâdır843.
843Kalan, devam eden, sürekli, duran, süren.

(A'lâ) 87:18
Doğrusu bu mutlak ki evvelki sahifelerdedir844.
844Sayfalar. Yüce Allah'ın kutsal mesajını içeren okuma sayfaları. Taş sayfalar (Zebur ve Tevrât) veya ince parşömen sayfalar üzerine yazılmış kutsal metinler (İncîl ve Kur'an). 87:19 ayetinden anlarız ki resûl İbrahim'e de taş sayfalar verilmiştir.  



(A'lâ) 87:19
Sahifelerde844 İbrahim'in* ve Mûsa'nın**.
844Sayfalar. Yüce Allah'ın kutsal mesajını içeren okuma sayfaları. Taş sayfalar (Zebur ve Tevrât) veya ince parşömen sayfalar üzerine yazılmış kutsal metinler (İncîl ve Kur'an). 87:19 ayetinden anlarız ki resûl İbrahim'e de taş sayfalar verilmiştir.  

*Anlarız ki resûl İbrahim'e kitap verilmiştir.

**Tevrât taş yazıttır; taştan levhalar/sahifeler üzerine bizzat Mûsa tarafından Tur dağında 40 gecede yazıldı.


(Gâşiye) 88:1
Geldi mi sana gâşiyenin833 sözü?
833Örten, kapatan, saran, kaplayan, perdeleyen.

(Gâşiye) 88:2
Yüzler (ki) o gün bir alçaktır*.
*Boyun eğen, itaatkâr.

(Gâşiye) 88:3
Yorgun* bir amele**.

*Bitkin.

**Yapan, eden.


(Gâşiye) 88:4
Sallanır* hâmiye799 bir ateşe834.

799Sıcak, parlama, ışıma. Cehennem evreninde bulunan bir hâviyenin (karadeliğin) yaydığı sıcak Hawking radyasyonu.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


*Nefis.

(Gâşiye) 88:5
İçirilir* hazır/yakın/ulaşan** bir gözden***.

*Nefis.

**Kaynama noktasına.

***Kaynaktan; sekar gezegeninin derinlerindeki yerlerden çıkan, ağır metallerle kontamine olmuş, kaynama noktasına yakın sıcaklıkta sıvı karışımı. 


(Gâşiye) 88:6
Olmaz onlara bir yemek bir meme salgısıdan* başka.
*Bitkinin tomurcuklarından salgılanan sıvı karışımı/süt.

(Gâşiye) 88:7
Etlendirmez* ve yetmez/gidermez bir açlıktan.

*Yağlandırmaz, kilo aldırmaz.


(Gâşiye) 88:8
Yüzlere (ki) o gün bir nimettir.

(Gâşiye) 88:9
Uğraşına onun* bir razılıktır**.

*Nefsin.

**Allah'ın razı olması.


(Gâşiye) 88:10
Yüce bir cennettedir.

(Gâşiye) 88:11
İşitmezler orada* bir lakırtı835.

835Gereksiz konuşma; anlamsız, faydasız sözler. Boş söz.

*Cennette.



(Gâşiye) 88:12
Oradadır* akan bir göz**.

*Cennette.

**Kaynak.


(Gâşiye) 88:13
Oradadır* yükseltilmiş sururlar836.
 836İçten gelen derin sevinç ve mutluluk hali, değerli, süslü yatak veya taht; yüksek, şerefli oturaklar. Bu yüksek yataklar mutlak ki sevinç ve mutluluk kaynağıdır.*Cennette.

(Gâşiye) 88:14
Ve yerleştiriliş* kaplar/kupalar.
*Yerli yerinde.

(Gâşiye) 88:15
Ve saf saf sıralanmış yastıklar/minderler.

(Gâşiye) 88:16
Ve yayılmış halılar/kilimler.

(Gâşiye) 88:17
Öyle ki bakmazlar mı deveye doğru; nasıl yaratıldı?



(Gâşiye) 88:18
Ve göğe doğru; nasıl yükseltildi?



(Gâşiye) 88:19
Ve dağlara doğru; nasıl dikildi*?
*Dikleştirildi.

(Gâşiye) 88:20
Ve yere* doğru; nasıl yayılıp satıhlaştı**?

*Yeryüzüne.

**Yüzeyleşti, yüzey haline geldi?


(Gâşiye) 88:21
Öyle ki zikret78*; doğrusu ki sen bir müzekkirsin837.

78Hatırlatma, öğüt. Kur'an bir zikirdir. Yüce Allah'ı ile bilinçlerimizin arşta yapmış olduğu antlaşmayı bizlere hatırlatır.

837Zikreden. Hatırlayan; hatırlatan. Bir zikir olan Kur'an'ı hatırlayan, hatılatan. 

*Resûl Muhammed.

(Gâşiye) 88:22
Olmadın* üzerlerine bir musaytır838.
838Kontrol eden, gardiyan, gözetleyici, otorite uygulayan, baskıcı.*Resûl Muhammed.

(Gâşiye) 88:23
Ancak kim yüz çevirir ve kâfirlik25 eder.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Gâşiye) 88:24
Öyle ki azap eder ona Allah daha büyük azapla.

(Gâşiye) 88:25
Doğrusu bizedir dönüşleri.

(Gâşiye) 88:26
Sonra; doğrusu bizedir hesapları.

(Fecr) 89:1
Ve fecre630.

630l-fecr kelimesi kökü (فجر) yarılmak-çatlamak (cleavage), bozuşmak-ayrılmak (break up), su ya da sıvı bir şeyin akmasına izin vermek (let (water or and the like) flow, pour forth), serbest bırakmak (unleash), fışkırmak (gush out), aniden düşme-alçalma (descent suddenly), dawn (şafak-günün ağarması), başlangıç (outset-beginning), başlama (start) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 816 (of 1303).

89. surede Rabbimizin bizlere müteşabih ayetler sunduğu ve taş gibi sağlam akıl yürütenlerin bu ayetleri anlayabileceği bildirilmiştir. Bu nedenle ayetleri anlayabildiğimiz iki anlamıyla ilerleyeceğiz inşAllah.

1. anlam;

89:1 ayetinde bu kelime kadının adet kanamasının başladığı günü işaret eder. Kalınlığı 8-13 mm'ye ulaşan rahim iç zarı gebelik oluşmazsa bir sonraki ay için hazırlanır. Kalınlaşan bu tabaka bozuşur ve rahimden ayrılmaya başlar. Kadın akan, serbest kalan, aşağıya inen/alçalan bu kanlı dokuyu adetinin ilk gününde fark eder. Bu akış 2-7 gün arasında sürer ve 30-80 ml'dir. Mûsâ'nın asasını taşa vurduğunda fışkıran 12 su için de aynı kelime kullanılmıştır.

2. anlam;

Evrenin başlangıcı olan Big Bang. İki d-bran hiperuzayda bir noktada çarpışır. Bu çarpışma noktasında çok büyük bir enerji oluşur. Bu enerji iki d-brani ayırır ve big bang ile evreni oluşturur.  


(Fecr) 89:2
Ve on geceye631.

63110 gece

1. anlam;

89:2 ayetinde işaret edilen 10 gece kadının adet kanamasının (l-fecr) başlaması sonrası gelen 10 gecedir. Bu 10 gece çok önemlidir. On gece 10 gündüzle birlikte mutlak ki 10 gün eder. Bu dönemde kadın follikülogenez dönemindedir. Yani kadın yumurtalığında bulunan yumurta deposundan çekilen 1000 yumurtanın en kalitelisi olan tek bir yumurtanın seçme dönemidir. Bu 10 günde adetle bozuşan rahim iç tabakası kendisini tekrar inşa eder ve kalınlaşır. Amaç 11. gecede kadın vajinasına atılan meniden süzülen nutfe içinde olan spermle yumurtanın döllenmiş hali olan tek embriyoya ev sahipliği yapacak olan rahim iç tabakasını hazırlamaktır.

2. anlam;

Çarpışan iki d-branın çarpışma noktasında oluşturduğu big bang sonrası geçen 10 gece. Ku'an'da evrenimiz 6 günde yani 6 gece 6 gündüzde yaratılmıştır. Anlarız ki 10 gece geçmiştir. 10 tane de gündüz olması gerektiği için toplam geçen süre 10 gün eder. Basit bir hesapla 6 gün = 13.8 milyar yıl olduğuna göre 10 gün 23 milyar yıl eder.  


(Fecr) 89:3
Ve çifte632; ve teke633.

632Çifte.

1. anlam;

Çift üreme hücresi. Sperm ve yumurta. Kadının fecrinin/adetinin başlaması sonrası 11. gecede kadın vajinasına dökülen meniden süzülen nutfenin içinde olan ve kadın yumurtasını dölleyecek olan sperm ile döllenecek olan yumurta. İki/çift hücrenin zarı birleşir ve tek hücre zarı olur. Sperme ait hücre zarının/membranının yumurta hücresine ait olan zarla/membranla birleşerek tek bir hücre zarına/membranına dönüşmesi.  

2. anlam;

Hiperuzayda bulunan iki d-branın/zarın/membranın birleşerek tek d-brane/zar/membrane olması.

633Teke.

1. anlam; 

Zigot. Çift üreme hücresinin (sperm ve yumurta) birleşerek tek bir hücre olması. İnsanın ilk tohumu. 

2. anlam;

Hiperuzayda bulunan iki d-branın/zarın/membranın birleşerek tek d-brane/zar/membrane olması.




(Fecr) 89:4

Ve geceye; akıp giderken634.

634Akıp giderken geceye. 11. gece.

1. anlam;

89:1 ayetinde işaret edilen kadının fecrinin/adetinin başlamasından sonra gelen 11. gece. Bu gecede geçekleşen bir cinsel birliktelik bir önceki ayette işaret edilen çift hücrenin tek bir hücre olabilmesini en yüksek oranda sağlar. Sperm kadın vücudunda 5 gün yaşayabilir. Yumurta ise 12 saat yaşayabilir. 11. gün gerçekleşen cinsel ilişkide kadın vajinasına dökülen meniden süzülen nutfe içinde olan bir sperm hücresi kadının fecrinin/adetinin başlamasından ortalama 14 gün sonra yumurtalıktan atılan yumurtayı 15. gün döller. Çift hücre artık tek hücre olur.

2. anlam;

11. gece geçerken yani 28.15 milyar yıl ile 29.3 yıllar yıl arasında bir d-brane/zar/memrane evrenimizle ilgili olan d-brane/zar/memrana yaklaşmaya başlayacaktır. İki d-branın tam olarak birleşmesi ve tek d-brane olması 15. gün olacaktır; yani büyük patlamadan yaklaşık 34.5 milyar yıl sonra evren tamamen yok olacaktır.   


(Fecr) 89:5
Bunda mıdır bir kasem548; (taş gibi) bir anlayış/kavrayış sahibi için?
548Ant içmek, yemin, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek.

(Fecr) 89:6

Hiç görmez misin nasıl faaliyet etti (senin) Rabbin Ad'a?


(Fecr) 89:7
İrem'e; sütun sahibi.

(Fecr) 89:8
Asla yaratılmayandır onun* misli870 beldelerde832.
870Benzer, aynı, kopya, eşdeğer, denk, emsâlin tekili, misilleme.832Kasaba. Şehirden küçük yerleşim alanları.*İrem'in.

(Fecr) 89:9
Ve Semûd'a; kimselerdir (ki) oydular kayayı vadide.

(Fecr) 89:10
Ve firavuna; kazıklar637 sahibi.
637Obeliskler, dikili taşlar. Kazık kelimesine en uygun yapı Antik Mısır'da firavunların güçlerini göstermek için kendi adlarına diktirdikleri dikilitaşlardır. Obeliskler, genellikle yekpare taştan yapılan, dörtgen tabanlı ve yukarı doğru incelenen, uçları sivri dikilitaşlardır. Antik Mısır'da Güneş tanrısı Ra'ya adanmış olup tapınakların girişlerine dikilirdi. Üzerlerinde hiyeroglif yazıtlar bulunur ve genellikle zaferleri, hükümdarları veya tanrılara adanmış mesajları anlatır. Obeliskler, Antik Mısır’da ilk olarak Eski Krallık döneminde (MÖ 27. yüzyıl) ortaya çıkmış ve Yeni Krallık döneminde (MÖ 16-11. yüzyıl) en görkemli örnekleri dikilmiştir.

(Fecr) 89:11
Kimselerdir (ki) tâğûtlaştılar442 beldelerde832.
442Azgınlık, sınırı aşma, sınırı çiğneme, taşkınlık, tiranlık, despotluk. Din konusunda ise kutsal kitapların hükümlerinin dışına çıkma, kutsal kitaplardan taşma, kutsal kitapların çizdiği hükümleri çiğnemedir. Tevrat'ın tâğûtu Talmud'tur. Kur'an'ın tâğûtu ise hadis kitaplarıdır. 832Kasaba. Şehirden küçük yerleşim alanları.

(Fecr) 89:12
Öyle ki çoğalttılar orada* fesadı265.

265Hak/gerçek olmadığı halde yalanla, yanlışla, hileyle, aldatmayla, manipülasyonla, yanlış yönlendirmeyle kargaşaya, karışıklığa neden olmak.

*Beldede.

(Fecr) 89:13
Öyle ki akıttı/döktü onların üzerine (senin) Rabbin4 bir azap kırbacını/kamçısını.

4Efendi, komuta eden.


(Fecr) 89:14

Doğrusu (senin) Rabbin4 mutlak gözetleyendir.

4Efendi, komuta eden.


(Fecr) 89:15

Öyle ki insan ancak; ne zaman belalandırdı onu Rabbi4; öyle ki ikram etti ona; ve nimet verdi ona; öyle ki der (o): "Rabbim4 ikram etti bana."

4Efendi, komuta eden.


(Fecr) 89:16
Ve ancak; ne zaman belalandırdı onu; öyle ki ölçeklendirdi onun üzerine rızkını onun; öyle ki der (o): "Rabbim4 garaz* etti bana"

4Efendi, komuta eden.

*Kin duymak.

(Fecr) 89:17
Hayır! Öyle! (ki sizler) ikram etmezsiniz yetime.

(Fecr) 89:18
Ve gayret etmezsiniz yemeği üzerine miskinin113.

113Açlık sınırında yaşayan. Açlıktan hareketleri kısıtlanmış.


(Fecr) 89:19
Ve yersiniz mirası büsbütün/topyekûn* bir yeme (-yle).
*Bir araya getirip, toplayıp. Parçasını ihtiyaç sahiplerine dağıtmadan.

(Fecr) 89:20
Ve seversiniz malı bir sevgi (-yle) topluca.

(Fecr) 89:21
Hayır! Düzlendiği zaman yer/yeryüzü düzlene düzlene635.
63589:21 ayetinde işaret edilen düzlemenin sürekli olduğu anlaşılır. Tüm evreni çalkalayan kütle çekim dalgaları yeri sürekli olarak sarsarak Dünya gezegeninin yüzeyini düzleyecektir. Dağlar gibi yapılar dağılacaktır.

(Fecr) 89:22
Ve geldi636 (senin) Rabbin4; ve melekler saf saftır638.
636Yüce Allah'ın fiziksel olarak bir yere gelmesi zaten asla düşünülemez. Çünkü yaratılan her şey zaten sonsuz boyutlar üstü olan bu varlığın bizzat içindedir. Anlarız ki Kur'an'da Yüce Allah'ın gelmesi olarak işaret edilen şey O'nu temsil eden emirdir. 89:22 ayetinden anlarız ki saf saf dizilmiş olan melekler verilecek emri beklemektedirler.

4Efendi, komuta eden.

638Saf saf olan melekler.

1. anlam;

Yüce Allah'ın sıralanmış, sıra sıra, birbirine paralel olarak dizilmiş bağları/ipleri/sicimleri. Hiperuzayda d-branlara/zarlara/membranlara bağlanan açık uçlu sicimler.

2. anlam; 

Çift hücrenin birleşerek tek hücre olduğu hücreyi ikiye bölecek olan mitozu gerçekleştiren sıralanmış, sıra sıra, birbirine paralel olarak dizilmiş bağlar/ipler/sicimler ('Mitotic spindles')



(Fecr) 89:23
Ve geldi cehennemle o gün; o gün zikreder/hatırlar insan; ve neredendir* ona zikir/hatırlatma?"
*Zikrin/hatırlamanın faydası nereden olacak?

(Fecr) 89:24
Der: "Ey bana (ki) keşke kademe/kıdem* alsaydım hayatım** için."

*İnsana çalıştığından başkası yoktur. Rabbi katında kıdem/kademe alanlar tek tanrıcı olup Yüce Allah'ın dosdoğru yolunda ilerleyenlerdir. Sadece Kur'an diyenlerdir. Sadece kutsal kitaplar demiş olanlardır. İbrahim'in milletine tabi olmuş olanlardır. Bu kıdem alma sonsuz bir yaşamın kalitesini direkt olarak etkilemektedir.

**Sonraki yaşam için.


(Fecr) 89:25
Öyle ki o gün azap edemez O'nun (Allah'ın) azabını bir tek (kimse).



(Fecr) 89:26
Ve bağlayamaz; ve bağını639 O’nun bir tek (kimse).

639Yüce Allah'ın bağı, bağlaması.

1. anlam;

Hücre içinde bulunan mikrotübüller. 19 bağın birbirine bağladığı toplam 27 tüpün oluşturduğu bağlar/ipler/sicimler. Hücre bölünmesinde kinetokarlara öyle bir bağlanırlar ki asla ayrılmazlar. Kromatidleri birbirinden ayırırlar. Not: Kur'an'da 27 nebinin toplam 19 kez geçmesi de büyük bir mucizedir. Nasıl ki bu bağlar bir amaç için bir şeyleri tutup çekerler, resûllerin getirdiği Yüce Allah'ın mesajı da insanları bağlar ve ateşten kurtarır. 

Yüce Allah'ın bağı, bağlaması

2. anlam;

Açık uçlu sicimler/ipler/bağlar d-branelere öyle sıkı bağlanır ki asla bırakmazlar. d-braneleri çekerler.  



(Fecr) 89:27
Ey mutmain377 nefis201!
377Tatmin olan, istenen bir şeyin gerçekleşmesini sağlamış, gönül doygunluğuna eren.

201Benlik, kişilik, öz varlık.


(Fecr) 89:28
Dön* Rabbine4; razı olmuş; razı olunmuş (olarak).

4Efendi, komuta eden.

*Mutmain olmuş nefis.

(Fecr) 89:29
Öyle ki gir kullarım içine.

(Fecr) 89:30
Ve gir cennetime.

(Beled) 90:1
Değil! Kasem548 ederim bu beldeye832.
548Ant içmek, yemin, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya söz vermek.832Kasaba. Şehirden küçük yerleşim alanları.

(Beled) 90:2
Ve sen (ki) bir oturansın bu beldede832.
832Kasaba. Şehirden küçük yerleşim alanları.

(Beled) 90:3
Ve bir vâlid'e*; ve babası olduğuna**.

*Babaya.

**Eşini döllenmesiyle sahip olduğu bebeğe. Fiil tekil ve 3. şahıs gelmektedir. Bu da bizlere babanın çocuk üretmesinin vurgulandığını gösterir.


(Beled) 90:4
Ant olsun yarattık insanı bir kebedte826*.

826İç ve orta kısımda, zorlukta, katlanmada, zorluklara dayanmada.



(Beled) 90:5
Düşünür mü ki asla güç yetiremez onun üzerine birisi?



(Beled) 90:6
Der ki: "Helak ettim yığın (-la) mal."

(Beled) 90:7
Düşünür mü ki asla görmez onu birisi?

(Beled) 90:8
Hiç yapmaz mıyız ona iki göz?

(Beled) 90:9
Ve bir dil; ve iki dudak.

(Beled) 90:10
Ve kılavuzladık onu destekleyen iki tepeye827.
827Yüce Allah 90:10 ayetinde insanı "necdeyneye" kılavuzladığını buyurmuştur. Bu kelime desteklemek, yardım etmek, takviye etmek, yüksek yerler, plato, tepe anlamındadır. Ayrıca apaçık yol anlamı da vardır. 90:9  ayetinde bir dil ve iki dudak işaret edildiğine göre anlarız ki Rabbimiz yeni doğan bir bebeğin annesinin iki tepe şeklindeki memelerine yönlendirdiğini bildirmektedir. Emme için dil ve iki dudak mutlak ki gereklidir. Yarık dudaklı bebeklerde emme gerçekleşemez. Ayrıca dil bağı (frenilum) gibi dilin hareketini kısıtlayan durumlarda da emme bozulur. Anne memesinin bir rolü de mutlak ki bebeğe sağladığı maddi ve manevi destektir. Ek gıdaya geçme süresi olan 6 ay boyunca bebeğin tüm ihtiyaçlarını sağlar. Emzirme 24 aya tamamlanırsa en iyisidir. Çocuğun psikolojik olarak desteklenmesini de sağlar. Bu iki tepe annesinin karnından çıkan bir bebek için Rabbi tarafından en büyük iki destektir.

(Beled) 90:11
Öyle ki atılmadı akabeye828.
828Yokuş, sarp, dik patika, dağ yolu. 

(Beled) 90:12
Ve idrak657 ettirdi sana nedir akabe828?
657Akıl erdirmek, anlamak, kavramak, algılamak. Bir olguya erişmek, kavuşmak, ulaşmak.

828Yokuş, sarp, dik patika, dağ yolu. 

(Beled) 90:13
Çözmedir bir rakabeyi520.
520Bağlı boyunlar. Boyunduruk altına girmiş kimseler.

(Beled) 90:14
Ya da yedirmedir güçsüz bırakan açlık sahibi bir günde.

(Beled) 90:15
Yakınlık sahibi bir yetimi131.

131Anne veya babanın en az birisinden yoksun olan. Kendi geçimini sağlayacak güce ve akla henüz ulaşmamış olan çocuk.  


(Beled) 90:16
Ya da toz toprak* sahibi bir miskini113.

113Açlık sınırında yaşayan. Açlıktan hareketleri kısıtlanmış.

*Üstü başı toz toprak olmuş.

(Beled) 90:17
Sonra oldu (o) kimselerden (ki) iman47 ettiler; ve tavsiye ettiler sabrı51; ve tavsiye ettiler merhameti829.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.

829Anne rahminin içinde büyüttüğü bebeğe göstermiş olduğu her şey merhametin tecelli etmiş halidir. Bebeğin tüm ihtiyaçlarını gidermesi, ona koruma sağlaması merhametin ete kemiğe bürünmesidir. Merhametli olan da bir anne rahmi gibi olandır. İhtiyacı olanları bir anne rahmini şefkati gibi sarıp sarmalı ve tüm ihtiyaçlarını gözetmelidir. 

(Beled) 90:18

İşte bunlar; meymene830 ashâbıdır194.

830Uğurlu.

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 


(Beled) 90:19
Ve kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler ayetlerimize; onlar (ki) meşeme831 ashâbıdır194.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

831Uğursuz, bahtsız.

194Yoldaş; aynı yolda/amaçta yol alanlar, aynı mekanda ve zamanda kaderleri ortak olanlar. 


(Beled) 90:20
Üzerlerinedir onların sıkıca kapatılan* bir ateş834.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


*Sekar gezegeninin hâviye karadeliğinin ve akresyon diski olan hutame etrafında gelgit kilitlenmesiyle dönmesi. Gezegenin bir yüzü her daim hutameden gelen radyasyona/ateşe maruz kalmaktadır.    

(Şems) 91:1
Ve Güneş’e*; ve aydınlığına* onun**.

*Güneş'e ve onun oluşturduğu aydınlığa bir işaret vardır. Yüce Allah tabiri caizse "Güneş'i ve onun aydınlığını inceleyin; araştırın ki Kur'an'ın Güneş'in Rabbinden geldiğine tanık/şahit olursunuz." buyurmaktadır.

**Güneş'in.


(Şems) 91:2
Ve Ay’a*; takip ettiği zaman* onu**.

*Ay'a ve Ay'ın Güneş'i takip ettiği özel bir zamana işaret vardır. Güneş sistemindeki her bir gök cismi mutlak ki Dünya ve Ay da Güneş'in galaksimiz içindeki hareketini takip eder. Ancak ayette bir zaman işaret edildiği için Ay'ın Güneş'i tabiri caizse yakalayıp kapattığı tam Güneş tutulmasının işaret edildiğini düşünmek daha mantıklıdır.

**Güneş'i.


(Şems) 91:3
Ve gündüze; açık ettiği zaman onu*.

*Güneş'i.



(Şems) 91:4

Ve geceye; örttüğü zaman onu*.

*Güneş'i.

(Şems) 91:5

Ve göğe180; ve bina edene onu*.

180Kur’an’a göre gök kavramı başımızı göğe çevirip baktığımızda gördüğümüz veya göremediğimiz her şeyi kapsar. Tekil olarak; Dünya atmosferi, diğer gezegenlerin atmosferi, galaksimiz içindeki bir nebula/bulutsu ya da evrenin kendisi işaret edilmiş olabilir. Gök kavramı ayetin işareti üzerinden okunmalıdır. 

*Göğü.

(Şems) 91:6
Ve yere; ve genişletip439 yayana onu*.
439Güneş sistemimizin ilk dönemlerinde Dünya'mız küçük kaya parçalarının yer çekimi gücüyle bir araya gelmesiyle oluştu. Hadean dönemi olarak isimlendirilen bu dönemde yerin yarıçapı erimiş kayaların bir araya toplanmasıyla arttı. Bir kürenin yarıçapı ile yüzey alanı arasındaki formül 4πr² olarak ifade edilir. Dünya'nın yarıçapı öyle arttı ki yüzey alanı da (4πr²) formülüne bağlı olarak genişlemiş, yayılmış oldu.  Yüzey alanı o kadar genişledi ki insanların ve canlıların rahat bir şekilde üzerinde yaşamaları mümkün oldu.  

*Yeri.


(Şems) 91:7
Ve nefse201; ve biçimlendirene* onu**.

201Benlik, kişilik, öz varlık.

*Fücurun ve takvanın ilham edilmesiyle insan benliğinin, idrak etme yetisinin düzenlenmesi.

(Şems) 91:8
Öyle ki ilham etti ona (nefse) fücûrunu440 onun; ve takvasını441 onun*.

440Alt benlik. Psikiyatri biliminde 'id' olarak tanımlanır. Evrim sürecinde ilk olarak alt benlik gelişmiştir. Ahlaktan yoksun olan bu benlik içgüdüsel dürtülerle hareket eder.

441Üst benlik. Psikiyatri biliminde süper ego olarak tanımlanır. Evrim sürecinde fücûrdan ('id') sonra yaratılmıştır. Ahlaki değerleri savunur. Takva yani sakınma odaklıdır.*Nefsin.

(Şems) 91:9
Muhakkak felaha326 ulaştı kimse (ki) geliştirdi/saflaştırdı onu*.
326Kurtuluş, başarı.*Nefsin.

(Şems) 91:10
Ve muhakkak heba* oldu kimse (ki) alçalttı onu**.

*Ziyan etti, mahvoldu.

**Nefsi.


(Şems) 91:11
Yalanladı Semûd tûğyânıyla442 onun*.
442Azgınlık, sınırı aşma, sınırı çiğneme, taşkınlık, tiranlık, despotluk. Din konusunda ise kutsal kitapların hükümlerinin dışına çıkma, kutsal kitaplardan taşma, kutsal kitapların çizdiği hükümleri çiğnemedir. Tevrat'ın tâğûtu Talmud'tur. Kur'an'ın tâğûtu ise hadis kitaplarıdır. *kendi. Semûd.

(Şems) 91:12
Kışkırttığı zaman eşkıyası* onun**.

*Haydut.

**Semûd'un


(Şems) 91:13
Öyle ki dedi onlara Allah'ın resûlü418; "Dişi devesidir Allah'ın; ve içmesidir onun*."
418Elçi. Bir görev ya da amaç için gönderilen. Aracı edilen. Yüce Allah insanlardan ve meleklerden elçiler seçer.  *Dişi devenin.

(Şems) 91:14
Öyle ki yalanladılar onu (resûlü); öyle ki yaraladılar/kısırlaştırdılar onu (dişi deveyi); öyle ki hiddetle salladı onları Rableri4 suçlarıyla; öyle ki düzledi onu*.

4Efendi, komuta eden.

*Semûd'u.

(Şems) 91:15
Ve korkmaz (Allah) akabinde* onun**.

*Ardından, sonrasında.

**Semûd'un, Semûs'un başına gelenin.


(Leyl) 92:1
Ve geceye; örttüğü zaman.

(Leyl) 92:2
Ve gündüze; tecelli824 ettiği zaman.
824Belirmek, görünmek, ortaya çıkmak, zuhur etmek, meydana çıkmak.

(Leyl) 92:3
Ve yaratana erkeği ve dişiyi.

(Leyl) 92:4
Doğrusu çabanız/uğraşınız mutlak dağınıktır.

(Leyl) 92:5
Öyle ki gelince kimseye (ki) verdi ve takvalı21 oldu.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.


(Leyl) 92:6
Ve doğruladı güzelliği*.
*Kur'an'ı.

(Leyl) 92:7
Öyle ki kolaylaştıracağız* ona kolaylığı.
*Kolay olan her şeye kolayca ulaşacak.

(Leyl) 92:8
Ve gelince kimseye (ki) cimrilik/pintilik etti ve müstağni825 gördü.
*Zengin, doygun, her şeye yeterli, eksiksiz.



(Leyl) 92:9
Ve yalanladı güzeli*.
*Kur'an'ı.

(Leyl) 92:10
Öyle ki kolaylaştıracağız* ona zoru.
*Zor olan her şeye kolayca ulaşacak.

(Leyl) 92:11
Ve kurtarır/fayda verir değildir ondan malı düşüp perişan olduğu zaman.

(Leyl) 92:12
Doğrusu üzerimizedir doğru yola kılavuzlamak.

(Leyl) 92:13
Ve doğrusu bizedir mutlak ahir/son ve evvel.

(Leyl) 92:14
Öyle ki uyardım sizleri lezâlaşan800 bir ateşe834.

800Yalazlı ateş, uzaktan olsa bile yalazı etki gösteren ateş.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.



(Leyl) 92:15
Sallanmaz ona* eşkiya842 dışında.
842Mutsuz, şanssız, sıkıntılı; kötü adam, suçlu, cani, haydut, serseri; iğrenç, yaramaz.*Ateşe.

(Leyl) 92:16
Yalanlayandır; ve sırt çevirendir.

(Leyl) 92:17
Ve uzak tutulur ondan* daha takvalılar21.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*Ateşten.

(Leyl) 92:18

Verendir malını; saflaştırıp büyütendir/geliştirendir.


(Leyl) 92:19
Ve yoktur birine O'nun indinde/katında hiçbir bir nimet757 (ki) cezalandırılır63*.
757Yüce Allah Rahmân suresinde nimetlere bir işaret buyurmuştur. 31 temel parçacığın oluşturduğu tüm evren Yüce Allah'ın bir nimetidir. Cennetlerde de Yüce Allah hak eden kullarına ayakta/dikelmiş/kıyamda nimetler vereceğini bildirmektedir (Örn: 9:21). Anlarız ki cennetler gerçek anlamda yaratılan evrenler olacaktır. Muhtemel ki farklı atomlar muhteşem şeyle oluşturacak ve Rabbimiz bizlere inşAllah bu nimetlerinden tattıracaktır.  

63Karşılık, hak edilen.

*Karşılığı bir nimet olarak verilebilecek bir şeyle gelmezler.

(Leyl) 92:20
Dışındadır yüce Rabbinin4 yüzünü arayan.

4Efendi, komuta eden.


(Leyl) 92:21
Ve mutlak ki yakında razı* olacak.
*Rabbinin yüzünü arayan, Rabbinin yüzüne bakınan.

(Duhâ) 93:1
Ve aydınlığa*.
*Güneş suresinde Güneş'in aydınlığına bir işaret verilmiştir.

(Duhâ) 93:2
Ve geceye; sakinleşip örttüğü zaman.

(Duhâ) 93:3
Veda etmiş değildir (senin) Rabbin4; ve hoşnut olmamış değildir.

4Efendi, komuta eden.


(Duhâ) 93:4
Ve mutlak ki ahiri/sonu bir hayırdır sana evvelinden.

(Duhâ) 93:5
Ve mutlak ki yakında verecek sana Rabbin4; öyle ki razı olursun.

4Efendi, komuta eden.


(Duhâ) 93:6
Asla bulmaz mı seni bir yetim; öyle ki sığındırmadı mı?

(Duhâ) 93:7
Ve buldu seni bir dalalet128* (-le); öyle ki doğru yola kılavuzladı.

128Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.

*İsim kelimesi olarak gelmiştir. Fiil değildir. Dalalet içindeki bir toplumda olarak anlamak daha

(Duhâ) 93:8
Ve buldu seni bir yokluk (-la); öyle ki zenginleştirdi.

(Duhâ) 93:9
Öyleyse gelince yetime131; öyle ki kahretme.

131Anne veya babanın en az birisinden yoksun olan. Kendi geçimini sağlayacak güce ve akla henüz ulaşmamış olan çocuk.  


(Duhâ) 93:10
Ve gelince sual edene/sorana/talep edene; öyle ki azarlama/paylama/kovma.

(Duhâ) 93:11
Ve gelince nimetine Rabbinin4; öyle ki söyle/söz et*.

4Efendi, komuta eden.

*Dillendir, dile getir.

(İnşirâh) 94:1
Hiç açmaz* mıyız senin göğsünü?

*Yarıp genişletmek, rahatlatmak.


(İnşirâh) 94:2
Ve koyduk/bıraktık* senden yükünü.

*Alıp yere koyduk.


(İnşirâh) 94:3
Ki parçalayandı/koparandı sırtını.

(İnşirâh) 94:4
Ve yükselttik sana zikrini*.
*Hatırlanmanı.

(İnşirâh) 94:5
Öyle ki doğrusu beraberdir* zorluk bir kolaylıkla.
*Zorluk sonrası bir kolaylık vardır değil; zorlukla birlikte bir bir kolaylık vardır. Zorluk dönemlerinde bu kolaylıklar aranmalıdır.

(İnşirâh) 94:6
Doğrusu* beraberdir** zorluk bir kolaylıkla.

*Ayetin iki kez tekrarlanması (94:5 ile) Rabbimizin bu konuya verdiği önemi gösterir. 

**Zorluk sonrası bir kolaylık vardır değil; zorlukla birlikte bir bir kolaylık vardır. Zorluk dönemlerinde bu kolaylıklar aranmalıdır.


(İnşirâh) 94:7
Öyle ki tamamlayıp boş kaldığın zaman; öyle ki yorul/bitkinleş*.
*Dikmek, kurmak, yükseltmek, hazırlamak için yorul, bitkin düş, tüken.

(İnşirâh) 94:8
Ve Rabbine4 doğru öyle ki rağbet767 et.

4Efendi, komuta eden.

767İstemek, arzulamak, tercih etmek.

(Tin) 95:1
Ve incire; ve zeytine.

(Tin) 95:2
Ve sina823 dağına.
823Yüce dağ, parlak/ışıltılı zirve, görkemli yükseklik, şimşek çakan.

(Tin) 95:3
Ve bu emin/güvenli beldeye822.

Yüce Allah 95. surede ilk olarak incir ve zeytin ağaçlarına bir vurgu yaptıktan sonra bir dağı işaret etmekte ve sonrası da bir beldeyi bizlere göstermektedir. Anlarız ki bu belde incir ve zeytin ağaçlarıyla bilinen bir beldedir. Ayrıca belirgin bir dağın da yakınında bulunmaktadır.


(Tin) 95:4
Ant olsun yarattık insanı daha güzel* bir takvimde**.

**Kozmik takvimin en güzel yerlerinde. Evrenin ve Güneş sisteminin en güzel çağlarında. 

**Yapılacak bir işin türlü evrelerini zamana bağlı olarak gösteren program. Kozmik takvim.


(Tin) 95:5
Sonra reddettik/döndürdük onu* sefillerin daha sefiline**.

*İnsanı.

**Anlarız ki insan çok kötü şartlara sahip evrenlerden daha kötü şartlara sahip olan bir cehennem evrenine reddedilecektir; dışlanacaktır.


(Tin) 95:6
Dışındadır kimseler (ki) iman47 ettiler ve yaptılar sâlihât18; öyle ki onlaradır bir ecir820 olmayan bir kesinti/zayıflama851.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

820Ödül, mükafat.

851Yüce Rabbimiz 84:25 ve 95:8 ayetlerinde cennetlerin asla son bulmayacağını bildirmiştir. 


(Tin) 95:7
Öyleyse nedir (ki) yalanlarsın244* din437 sonrası.

244Yanıltmak, aldatmak, kandırmak, hakkında yalan söylemek, yanlış yönlendirmek, onaylamamak, inkâr etmek.

İşaret edilen şeyi inkâr etmemekle birlikte onun hakkında yanıltıcı, gerçek dışı uyduruk şeylere tabi olmak da tam olarak aynı kelimeyle işaret edilir.

437İslam. Sadece kutsal kitaplara teslim olma. Kutsal kitaplar haricinde dinde kaynak kabul etmemek. Kutsal kitaplarda ne varsa uymak. Kutsal kitapların astından hadis/söylenti kitapları edinmemek. Kur'an'ı terk edilmiş bırakmamak.  

*Sen. Ey insan!

(Tin) 95:8
Olmadı mı Allah hâkimlerin821 en Hâkimi821?
821Yargıç, başta gelen, başta olan, baskın çıkan, egemenliğini yürüten, buyruğunu yürüten, sözünü geçiren, baskın.

(Alak) 96:1
İkra815; yaratan Rabbinin ismiyle.
815Oku, okumayı başkaları duyacak şekilde oku, okuyarak ilet, okuduğunu naklet, okuduğunu çalış, okuduğunu incele, okuduğunu araştır, okuduğunu öğret.

(Alak) 96:2
Yarattı insanı bir alaktan816.

816Sülük, asalak. Yüce Allah insanı bir sülükten, asalaktan yarattığını 96:2 ayetinde bildirmiştir. Bu sülüğün insan embriyosu olduğu apaçık ortadadır. Annesinin rahim iç zarına bir sülük gibi yapışan bu hücre yumağı doğuma kadar yapıştığı yerden asla ayrılmaz. Annenin tüm kaynaklarını bir asalak gibi, sülük gibi emer. Annesinin her şeyine ortak olur.    


(Alak) 96:3
İkra815; ve (senin) Rabbin4 Ekrem'dir817.
815Oku, okumayı başkaları duyacak şekilde oku, okuyarak ilet, okuduğunu naklet, okuduğunu çalış, okuduğunu incele, okuduğunu araştır, okuduğunu öğret.

4Efendi, komuta eden.

817En asil, en şerefli, en seçkin, en değerli, en kıymetli, en onurlu, en cömert, en eli açık.

(Alak) 96:4
Bildirendir/bilir yapandır* kalemle**.

*İnsan bilmezken, bilmiyorken bilir yapan; insana bilmediğini öğreten. 

**Kalem kullanma ve kalemle yazıtlar yapabilme özelliği sadece insanlara verilmiştir. Kalemin yazdığı şeyleri başka insanlar okuyup öğrenir. Kalemin 'ikra' fiiliyle işaret edilmesi de anlamlıdır. Kur'an'ın kalemle yazılacağının ve bu yazıtlarla tüm insanlara nakledileceğinin işareti verilmiştir.


(Alak) 96:5
Bildirendir/bilir yapandır insana asla bilmediğini.

(Alak) 96:6
Hayır! Doğrusu insan mutlak tûğyân442 eder.
442Azgınlık, sınırı aşma, sınırı çiğneme, taşkınlık, tiranlık, despotluk. Din konusunda ise kutsal kitapların hükümlerinin dışına çıkma, kutsal kitaplardan taşma, kutsal kitapların çizdiği hükümleri çiğnemedir. Tevrat'ın tâğûtu Talmud'tur. Kur'an'ın tâğûtu ise hadis kitaplarıdır.

(Alak) 96:7
Ki görür kendisini (ki) müstağni825.
*Zengin, doygun, her şeye yeterli, eksiksiz.

(Alak) 96:8
Doğrusu (senin) Rabbine4 doğrudur dönüş.

4Efendi, komuta eden.


(Alak) 96:9

Gördün mü kimseyi? Yasaklar/engel olur/meneder.


(Alak) 96:10

Bir kulu; salla13 ettiği zaman.

13Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a yani Kur’an’a yüz çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale almak, umursamak, kayıtsız kalmamak, mühimsemek, tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı bir hedef belirleyip, kendisine bahşedilen akıl/fikir kılavuzluğunda takip etmek.


(Alak) 96:11

Gördün mü? Eğer olduysa o doğru yola kılavuz üzerine.


(Alak) 96:12

Ya da emretti o* takvayı21.

21Sakınmak, çekinmek. Kur'an'da en çok Yüce Allah'ın hoşnut olmayacağı şeylerden, Kur'an'ın emir ve yasaklarını çiğnemekten sakınmayı, uzak durmayı işaret eder.

*O kul.

(Alak) 96:13

Gördün mü? Eğer yalanladıysa o (engel olan kimse); ve yüz çevirdiyse.


(Alak) 96:14

Hiç bilmez mi* ki Allah görür?

*Engel olan kimse.

(Alak) 96:15
Hayır! Eğer asla vazgeçmezse/menetmezse mutlaka tokatlarız/sürükleriz perçemden818.

818Açık elle perçem bölgesine vurma, sürükleyerek bir yere fırlatma anlamı vardır. Neden perçem bölgesi işaret edilmiştir. Perçem bölgesi başın alın kısmı ve kakül kısmıdır. Bu yerin altında beynin frontal kısmı bulunur. Bu kısım insanın kararlarını verdiği yerdir. İnsanların yaptıkları her hareketin ortaya çıktığı yer bu bölgedir. Bu bölgenin özellikle cezaya maruz kalacağının işaret edilmesi de bilimsel bir mucizedir. 


(Alak) 96:16
Bir perçem (ki) yalancı, hatalı/yanlış.

(Alak) 96:17
Öyle ki çağırsın kendi nida birliğini*.
*Nida ettiği, seslendiği kulübünü.  

(Alak) 96:18
Çağıracağız zebânileri819.
820İten, tekmeleyen, şiddetli, hararetli, aptal/ahmak (zeka seviyeleri yüksek olmayan) varlıklar. Bu varlıkların müşteri hizmetleri gibi bir hizmet sunduğunu söyleyebiliriz. Yüce Allah'ın kendilerine verdiği emri yerine getirirler. 

(Alak) 96:19

Hayır! İtaat etme ona; ve secde12 et; ve yaklaş.

12Beynin (bedenle veya bedensiz) diz çöküp boyun eğmesi.


(Kadir) 97:1
Doğrusu biz indirdik onu* kadr gecesinde813.
813Ölçü, kıymet, değer, derece, ayar, nicelik, miktar kazandıran gece. Kur'an'ın bir insanın kalbindeki ve beynindeki sinir hücrelerine inmeye başladığı gece ki bu geceyle o kimse Rabbi katında/indinde kademe kazanır. *Kur'an'ı.

(Kadir) 97:2
Ve ne idrak657 ettirdi sana nedir kadr gecesi813?
657Akıl erdirmek, anlamak, kavramak, algılamak. Bir olguya erişmek, kavuşmak, ulaşmak.

813Ölçü, kıymet, değer, derece, ayar, nicelik, miktar kazandıran gece. Kur'an'ın bir insanın kalbindeki ve beynindeki sinir hücrelerine inmeye başladığı gece ki bu geceyle o kimse Rabbi katında/indinde kademe kazanır.

(Kadir) 97:3
Kadr gecesi813 hayırlıdır bir bin aydan814.
813Ölçü, kıymet, değer, derece, ayar, nicelik, miktar kazandıran gece. Kur'an'ın bir insanın kalbindeki ve beynindeki sinir hücrelerine inmeye başladığı gece ki bu geceyle o kimse Rabbi katında/indinde kademe kazanır.

(Kadir) 97:4
İner melekler48 ve ruh279 onda* Rablerinin4 izniyle her bir emirden351.

48Yüce Allah'ın indinde/katında/arşında bulunan şerefli elçi Cibril benzeri varlıklar. Kendi iradeleri/akılları vardır. Ancak yaratılış gereği insanlardaki gibi fücur (psikanalizdeki 'id') sahibi değillerdir. Asla kötülük düşüncesi oluşturamazlar. İradeleriyle oluşturdukları her fikir mutlak ki takva içerir.

279Ruh canlandıran demektir. Evrenimizi bir üst boyuttan saran, 2D zar olan Levh-i Mahfûz'daki bilgiyi evrenin içine ileten, ışık hızında hareket eden mekanizmadır. Evrenin en küçük yapı taşları olan sicimlerin nasıl titreşeceği bilgisini taşır. Levh-i Mahfûz bilgi içeren bir 2D film şeridiyse, onu duvara yansıtan ruhtur. Duvardaki yansıma da evrendir. Anlaşılır ki Cibrîl gibi, Ashab-ı Rakim gibi Levh-i Mahfûz'u yeniden kodlama yetkisi verilen şerefli elçilerin kodladıkları bu bilgiyi evrene yansıtan ruh da mutlak ki kutsaldır. Asla değiştirilemez. Dışardan asla müdahale edilemez. Gerçekleşmesi asla önlenemez. Evrenin dışında bulunan başka varlıklar da bu kutsal canlandıran yansımaya asla müdahale edemez. 

4Efendi, komuta eden.

351İş ve oluş. Levh-i Mahfuzdaki (Holografik evren prensibi kapsamında evrenimizi bir üst boyuttan saran 2D zar) rakamlanmış bilginin sicimlere (bak. sicim teorisi) ruh aracılığıyla iletilmesi. Sicimle aldıkları bilgilerle titreşirler ve atom altı parçacıklar oluşur. Evrenimiz ışık hızında çalışan bir 3D yazıcı gibi bilgiden yaratılır, canlanır.

*Kadr gecesinde.


(Kadir) 97:5

Bir selâmdır748 o*; ta ki aydınlanmaya (kadar) tan yeri.

748Esenlik ve güven durumu.  Selâmet. Korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvende olma durumu.

*Kadr gecesi.

(Beyyine) 98:1
Asla olmaz kâfirlik25 etmiş kimseler kitap ehlinden135 ve müşriklerden36 ayrılmışlar/kopmuşlar*; ta ki verilirler onlara beyanat620**.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

620Gizli saklı olmadan açıkça deklere edilmiş, apaçık bildirilmiş, belli edilmiş, apaçık ifade edilmiş.

*Birbirlerinden.

*Kur'an.


(Beyyine) 98:2
Bir resûldür399* Allah’tan (ki) okur temizlenmiş** sahifeler844***.
399Tartışma/hac ancak delillerle yapılır. Dileyen iman eder, dileyen inkar eder. İman etmeyerek sırtını dönenlere yani kâfirlere ya da müşriklere hiçbir şey yapılmaz. Gerçek Kur'an müminlerine düşen ancak bir duyurmadır. Daha fazlası asla değildir. Duyurma dışında insanları zorlamak Kur'an ayetlerini örtmek, ayetlere uymamak, ayetleri yalanlamak demektir.844Sayfalar. Yüce Allah'ın kutsal mesajını içeren okuma sayfaları. Taş sayfalar (Zebur ve Tevrât) veya ince parşömen sayfalar üzerine yazılmış kutsal metinler (İncîl ve Kur'an). 87:19 ayetinden anlarız ki resûl İbrahim'e de taş sayfalar verilmiştir.  

*Resûl Muhammed.

**İçerisinde Yüce Allah'ın vahyi dışında asla bir şey bulunmayan, kirlenmemiş, kontamine olmamış.

***Kur'an'ın resûl hayattayken sayfalara yazıldığının delillerinden birisidir. Anlarız ki resûl daha önceden yazılmış sayfalardan salâtlarda okumuştur.


(Beyyine) 98:3
Ondadır* kıyamda/dikelmiş/doğru kitaplar**.

*Kur'an'da.

**Yazıtlar.


(Beyyine) 98:4
Ve ayrılmış/kopmuş* değillerdi kitap135 verilmiş kimseler dışında onlara gelen beyanat620** sonrasında.

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

620Gizli saklı olmadan açıkça deklere edilmiş, apaçık bildirilmiş, belli edilmiş, apaçık ifade edilmiş.

*Birbirlerinden.

**Kur'an.


(Beyyine) 98:5

Ve emredilmiş değillerdi dışında kulluk46 etmeleri Allah'a; has kılanlar (olarak) O’na (Allah’a) dini; hanîfler117 (olarak); ve ikame572 etmeleri salâtı5; ve vermeleri zekâtı10; ve işte budur kıyam143 din.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

117Dönen, eğilen. Hakka gerçeğe doğru dönen/eğilen. Çoğunluğun uymuş olduğu atalar dinini terk ederek tek tanrıcı, monoteist, Yüce Allah'a şirksiz iman eden olan. 

572Ayağa kaldırmak, dikmek, kaldırıp devam ettirmek, ortaya koymak, meydana çıkarmak, ayakta tutmak.

5Müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşması. Akşam salâtı (Güneş’in batmasıyla başlar ve havanın tam kararmasıyla biter) ve sabah salâtı (havanın halen tam karanlık olduğu son anlarda başlar ve Güneş’in doğuşuyla biter).

10Arınma; her türlü kazançtan toplumun hakkını verme. Kazancın arınması-vergi; kazanç/kâr elde edildiğinde toplumun hakkı olan payın beklemeden topluma geri verilmesi. Oranı kamu otoritesi ihtiyaca göre belirler. Kamunun vergi almadığı kalemlerde kazancın 1/5'i topluma geri döndürülür. 

143Yaratılış özelliğinin dikilmesi/ayağa kalkması; bir amaç için ayaklanması/hareketlenmesi.


(Beyyine) 98:6

Doğrusu kâfirlik25 etmiş kimseler ehli135 kitaptan ve müşriklerden36 cehennem ateşindedir834; ölümsüzlerdir185 orada*; işte bunlar; onlar şerlisidir yaratılanın.

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  

135Hristiyanlar ve Yahudiler başta olmak üzere Kur'an öncesi kendilerine kitap verilmiş olan topluluklar. 

36Şirk koşan. Şirk; ortaklaştırmak, ortak etmek. Yüce Allah hükmü (Kur'an) ile birlikte O'nun astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kutsal kitapların astından dinde hüküm koyucular edinmek. Kur'an'ın dışında dinde kitaplar edinmek.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

*Cehennemde.

(Beyyine) 98:7
Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler ve yaptılar sâlihât18; işte bunlar; onlar hayırlısıdır yaratılanın.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.


(Beyyine) 98:8
Cezası63 onların Rableri indinde/katında adn812 cennetleridir; akar altından onun* nehirler; ölümsüzlerdir185 orada** ebediyen; razı oldu Allah onlardan; ve razı oldular (onlar) O'ndan; işte bu; Rabbine4 haşyet53 duymuş kimse kimse içindir.

63Karşılık, hak edilen.

812Kalıcı, daimi konaklama. Cennetlerin bu kelimeyle cehennem evreninden farklı olarak işaret edilmesi Rabbimizin adn cennetlerini hiç bozmayacağını düşündürür.  

185Hâlidûn, ölümsüz, ölmeyen. Cennet evrenleri var olduğu sürece ölmeyen. Cehennem evreni var olduğu sürece ölmeyen. 

4Efendi, komuta eden.

53Huşu. Derin saygıdan yüreğin ürpermesi. Bir şeyin heybet ve cazibesine karşı alçalma. Alçak gönüllülük.

*Cennetin.

**Cennette.


(Zilzâl) 99:1
Sarsıldığı zaman yer sarsılması (-yla).

(Zilzâl) 99:2
Ve çıkardı yer ağırlıklarını.

(Zilzâl) 99:3
Ve dedi insan: "Nedir ona* (olan)?"
*Yere.

(Zilzâl) 99:4
O gün söyler* haberlerini.
*Yer.

(Zilzâl) 99:5
Nedeniyle (ki) (senin) Rabbin4 vahyetti811 ona*.

4Efendi, komuta eden.

811Yüce Allah'ın Levh-i Mahfûz'daki evrenin quantum bilgilerini sicim meleklerine aktararak evreni emrine uygun olarak canlandırması.*Yere.

(Zilzâl) 99:6
O gün meydana gelir/ortaya çıkar insanlar dağınıklar (olarak) gördürülmeleri* için yaptıklarını.
*Pasif gelen bir fiil. Zorla gösterilecektir. Onlar da zorla gördürüleceklerdir.

(Zilzâl) 99:7
Öyle ki kim yapar bir zerre* ağırlığınca503** bir hayır; görür onu.

503Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. Zerre atomu işaret der. Atomların ağırlıkları mevcuttur. Yüce Allah Kur'an'da evrenin en küçük yapıtaşı olan sicimleri (Sicim Teorisi) de fitil/fatil olarak işaret etmektedir. Bir fitil ve onun titreşimi işaret edilmiştir. Fitil işaretinin geçtiği ayetlerde ağırlık vurgulanmazken zerre geçen ayetlerde ağırlığa vurgu yapılmıştır. Sicimlerin herhangi bir ağırlığa sahip olmadıkları bilinmektedir. 

Bir atomdan daha küçük olanlar: Sicimler. Atomun ağırlığı varken sicimlerin ağırlığı yoktur.

*Atom.

**En küçük zerre olan hidrojen atomunun ağırlığı olan 1.674 × 10⁻²⁴ gram (veya 0.000000000000000000000001674 gram).


(Zilzâl) 99:8
Ve kim yapar bir zerre* ağırlığınca503** bir şer/kötülük; görür onu.

503Kur'an'ın büyük bir mucizesidir. Zerre atomu işaret der. Atomların ağırlıkları mevcuttur. Yüce Allah Kur'an'da evrenin en küçük yapıtaşı olan sicimleri (Sicim Teorisi) de fitil/fatil olarak işaret etmektedir. Bir fitil ve onun titreşimi işaret edilmiştir. Fitil işaretinin geçtiği ayetlerde ağırlık vurgulanmazken zerre geçen ayetlerde ağırlığa vurgu yapılmıştır. Sicimlerin herhangi bir ağırlığa sahip olmadıkları bilinmektedir. 

Bir atomdan daha küçük olanlar: Sicimler. Atomun ağırlığı varken sicimlerin ağırlığı yoktur.

*Atom.

**En küçük zerre olan hidrojen atomunun ağırlığı olan 1.674 × 10⁻²⁴ gram (veya 0.000000000000000000000001674 gram).


(Âdiyât) 100:1
Ve sınırları aşıp hızla gidenlere* hızlı soluma* (-yla).

*Hiroşima'ya atom bombası atmaya giden B29 bombardıman uçakları.

**Hızlı hava giriş çıkışına bağlı çıkan soluma sesi. Motorların soluma sesleri. Bu soluma yanma nedeniyle bir kararmaya da neden olmaktadır. Kelimenin iki anlamını da işaret eder.  



(Âdiyât) 100:2
Öyle ki ateşlenip tutuşanlar kıvılcım (-la)/çakma (-yla)

(Âdiyât) 100:3
Öyle ki gayretliler* sabah (-la).
*Hasetle, kıskançlık ve/veya kızgınlıkla beslenen tutkuyla hareketlenme.

(Âdiyât) 100:4
Öyle ki karıştırıp kaldırdılar onunla bir toz.

(Âdiyât) 100:5
Öyle ki ortaladılar onunla* bir toplumu.

*Tekil gelmesi önemlidir. Bu şey her neyse bir topluluğun tam ortasında bir toz kaldırması gereklidir.


(Âdiyât) 100:6
Doğrusu insan Rabbine4 mutlak bir nankördür.

4Efendi, komuta eden.


(Âdiyât) 100:7
Ve doğrusu o* buna karşı mutlak bir şahittir/tanıktır.

(Âdiyât) 100:8
Ve doğrusu o* hayır** sevgisine mutlak bir şiddetlidir.

*İnsan.

*Kendisi menfaatine olan hayır, iyilik.


(Âdiyât) 100:9
Öyle ki bilmez mi (o) saçıldığın zaman kabirlerdeki?

(Âdiyât) 100:10
Ve hasıl oldu/ortaya çıktı göğüslerdeki.

(Âdiyât) 100:11
Doğrusu Rableri4 onlara o gün mutlak bir Habîr’dir466.

4Efendi, komuta eden.

466Haberdar.

(Kâria) 101:1
Kâri’a797.
797Çarpan, vuran.

(Kâria) 101:2
Nedir kâri’a797?
797Çarpan, vuran.

(Kâria) 101:3
Ve ne idrak657 ettirdi sana nedir kâria?
657Akıl erdirmek, anlamak, kavramak, algılamak. Bir olguya erişmek, kavuşmak, ulaşmak.


(Kâria) 101:4
Gündür (ki) olur insanlar yayılmış kelebek/güve gibi.

(Kâria) 101:5
Ve olur dağlar hallaç edilmiş/atılmış renkli yün gibi.

(Kâria) 101:6
Öyle ki gelince kimseye (ki) ağır geldi mizanları658* onun.
658Tartı/terazi/ölçen mekanizma.*Çoğul olması çok sayıda mizanın kurulacağını gösterir.

(Kâria) 101:7
Öyle ki o razı edici* bir yaşamdadır.
*Sıfatın aktif gelmesi bu yaşamı hak edenlerin mutlaka razı edileceğini gösterir. Razı eden yaşamın kendisidir.

(Kâria) 101:8
Ve gelince kimseye (ki) hafif geldi mizanları658* onun.
658Tartı/terazi/ölçen mekanizma.*Çoğul olması çok sayıda mizanın kurulacağını gösterir.

(Kâria) 101:9
Öyle ki anası* onun bir hâviyedir798.

798Düşmek fiilinden türeyen bir isim kelimesi. Dipsiz delik/kuyu, dipsiz girdap/çukur, abis, sonsuz derinlikte düşülen yer. Cehennem evreninde bulunan bir karadelik.

*Ana rahmi gibi onu saran, koruyan, kollayan mekanizma.

(Kâria) 101:10
Ve ne idrak657 ettirdi sana nedir o*?
657Akıl erdirmek, anlamak, kavramak, algılamak. Bir olguya erişmek, kavuşmak, ulaşmak.

*Hâviye.

(Kâria) 101:11

 Hâmiye799 bir ateştir834.

799Sıcak, parlama, ışıma. Cehennem evreninde bulunan bir hâviyenin (karadeliğin) yaydığı sıcak Hawking radyasyonu.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.



(Tekâsür) 102:1
Oyaladı sizleri tekâsür796.
796Çoğaltma, artırma, fazlalaştırma, katlama, sayıca ve miktarca fazlalaşma, büyütme.

(Tekâsür) 102:2
Ta ki ziyaret ettiniz kabirleri.

(Tekâsür) 102:3
Hayır! Yakında bileceksiniz.

(Tekâsür) 102:4
Sonra (da) Hayır! Yakında bileceksiniz.

(Tekâsür) 102:5
Hayır! Şayet bilseydiniz yakın299 ilim (-le).

299Kesin tanık olmak, kesinleşmek, %100 emin olmak, şüphesiz.


(Tekâsür) 102:6
Mutlak görürdünüz cehennemi.

(Tekâsür) 102:7
Sonra mutlak görürdünüz onu* yakın299 göz (-le).

299Kesin tanık olmak, kesinleşmek, %100 emin olmak, şüphesiz.

*Cehennemi.

(Tekâsür) 102:8
Sonra mutlak sual edilirsiniz/sorulursunuz o gün nimetten757.
757Yüce Allah Rahmân suresinde nimetlere bir işaret buyurmuştur. 31 temel parçacığın oluşturduğu tüm evren Yüce Allah'ın bir nimetidir. Cennetlerde de Yüce Allah hak eden kullarına ayakta/dikelmiş/kıyamda nimetler vereceğini bildirmektedir (Örn: 9:21). Anlarız ki cennetler gerçek anlamda yaratılan evrenler olacaktır. Muhtemel ki farklı atomlar muhteşem şeyle oluşturacak ve Rabbimiz bizlere inşAllah bu nimetlerinden tattıracaktır.  

(Asr) 103:1

Ve asra*.

*Zamana, çağa, devire.

(Asr) 103:2

Doğrusu insan mutlak hüsrandadır.


(Asr) 103:3

Dışındadır kimseler (ki) iman47 ettiler; ve yaptılar sâlihât18; ve tavsiye ettiler hakkı/gerçeği; ve tavsiye ettiler sabrı51.

47Akılcı delillerle/kanıtlarla emin olma.

18Düzeltici, iyileştirici, barışa/huzura yönelik işler; bu yolla ilgili her şey.

51Metanetli direnme. Dengeyi bozmadan/kontrolü kaybetmeden direnme/karşı durma.


(Hümeze) 104:1
Vay haline her bir hümezenin793; (her) bir lümezenin794.
793Mahmuzlayan, botunun arkasındaki sivri mahmuzla bir atı dürten, dürtükleyen. Şeytânların insanları dürtüklemesi gibi.   *Kötü konuşmak, karalamak, kara çalmak, çamur atmak, göz işareti yapmak, arkasından doğru olmayan iftiralar atmak.

(Hümeze) 104:2
Toplayandır bir mal; ve adetleyendir* onu**.

*Adet adet sayandır.

**Malı.


(Hümeze) 104:3
Hesaplar/düşünür ki malı onun ölümsüzleştirdi onu.

(Hümeze) 104:4
Hayır! Mutlak savrulup fırlatılır (o) hutameye795.
795Parçalayıcı, parçalarına ayıran, bölen, paramparça eden, atomları parçalayan. 

(Hümeze) 104:5
Ve ne idrak657 ettirdi sana nedir hutame795?
657Akıl erdirmek, anlamak, kavramak, algılamak. Bir olguya erişmek, kavuşmak, ulaşmak.

795Parçalayıcı, parçalarına ayıran, bölen, paramparça eden, atomları parçalayan. 

(Hümeze) 104:6
Tutuşturulmuş ateşidir834 Allah'ın.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.



(Hümeze) 104:7
Yükselendir yüreklere doğru.

(Hümeze) 104:8
Doğrusu o* üzerlerine sağlam kapatılandır.
*Hutame.

(Hümeze) 104:9
Amutta desteklerde*; esnetilmiş/uzatılmış.
*Dikelmiş.

(Fil) 105:1

Görmez misin hiç (ki) nasıl faaliyet etti (senin) Rabbin4 fil766 sahiplerine?

4Efendi, komuta eden.

766Hayvanlar aleminin en büyük hayvanlarından bir tanesi olan fili eğiterek günlük hayatlarında veya savaşlarda kullanan insanlar; toplum.

(Fil) 105:2
Hiç yapmaz mı (senin Rabbin) komplolarını/hilelerini onların dalalet* içinde?

*Sapmış, sapkınlık.


(Fil) 105:3
Ve gönderdi* üzerlerine yığınlar (halinde) kuşlar/uçanlar764**.
764Tayr "طير" kelimesi, kuşlar ve genel olarak uçan şeyler için kullanılır.

*Senin Rabbin.

**Meteor parçaları.


(Fil) 105:4
Atar* onlara ateşte pişmişten taşlar765**.
765"Hicâretin min siccîl" Lût kavminin ve fil sahiplerinin başına gelen felakettir. Bir ‘airburst’ patlamasına neden olan meteorların (kuşlar/uçanlar) yere düşmeden parçalanmaları sonucu etrafa fırlattıkları ateşte pişmiş gibi olan taşlardır/kayalardır. Bu ateşte pişmiş taşların yığın yığın ("ebâbîl") geldiği 105:3 ayetinde işaret edilmiştir. Benzer bir durumun "mendûd" "ardı ardına dizili/katmanlı" kelimesiyle işaret edildiği görülür. Bu da bizlere Lût kavminin ve fil sahiplerinin aynı olayla helak olduklarını düşündürür. 

*Kuş, uçan. Meteor parçası.

**Her bir meteor parçası havada patlayarak ateşten pişmiş gibi sıcak taşlar/kayalar fırlatmıştır. 


(Fil) 105:5
Öyle ki yaptı* onları** yenmiş bir mısır/bitki başağı gibi.

*Senin Rabbin.

**Fil sahiplerini.


(Kureyş) 106:1
Tanınmışlığı/ünü* için kureyşin.
*Bilindik, meşhur olması.

(Kureyş) 106:2
Tanınmışlığı/ünü* için onların** kış ve yaz yolculuğuna.

*Bilindik, meşhur olması.

**Kureyşlilerin.


(Kureyş) 106:3
Öyle ki kulluk46 etsinler* Rabbine4 bu beytin32.

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  

4Efendi, komuta eden.

32Topluma ait olan, dini öğretilerin takip edildiği ev, mekân. Kur'an'ın okunup öğrenildiği topluma ait mekân.  

*Kureyşliler.

(Kureyş) 106:4
Yedirendir onları* açlıktan** ve eminlik sağlayandır korkudan***.

*Kureyşlileri.

**Açlıktan uzaklaştırıp yedirendir.

***Korkudan uzaklaştırıp güvenlik sağlanandır.


(Mâûn) 107:1

Gördün mü kimseyi; yalanlar/inkâr eder/yanlış yönlendirir dini?


(Mâûn) 107:2

Öyle ki işte bu; kenara itendir yetimi.


(Mâûn) 107:3

Ve teşvik etmez/motive etmez besini/gıdası/yiyeceği üzerine miskinin113.

113Açlık sınırında yaşayan. Açlıktan hareketleri kısıtlanmış.


(Mâûn) 107:4

Öyleyse, vay haline musallinlerin118.

118Musallin kelimesi normalde Kur'an'a salla edenler için kullanılır. Salla edenler; Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a yani Kur’an’a yüz çevirmeyenler, ilgisiz kalmayanlar, kale alanlar, umursayanlar, kayıtsız kalmayanlar, mühimseyenler, tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı bir hedef belirleyip, kendisine bahşedilen akıl/fikir kılavuzluğunda takip edenlerdir. 107:4 ayetinde geçen musallin kelimesiyse Kur'an haricinde hadislere/söylentilere salla edenleri işaret eder. Yüce Allah bu musallinin yanlış hedefe musallin olduklarını bildirmiştir.


(Mâûn) 107:5

Kimselerdir (ki)  onlar salâtlarından119 sâhûndurlar792.

119Kur'an'da işaret edilen salât normalde müminlerin belirli vakitlerde (sabah ve akşam) akılla/fikirle Kur’an okuması, Kur’an dersi yaparak Kur’an’ın peşinden koşmasıdır. 107:5 ayetinde işaret edilen salât ise hiçbir işe yaramayan, gaflet/aymazlık içinde yapılan salâttır. Ne dediğini bilmeden/anlamadan, alemlere rahmet olan ayetleri papağan gibi tekrar ederek kılınan namaz.

792Bakar körler, bihaberler, aymazlar, aklı başında olmayanlar, boş zihinliler, boş kafalılar, düşünmeyi kaybetmişler.


(Mâûn) 107:6

Kimseler (ki) onlar gösterirler*.

*Yaptıkları sadece gösteride/görünüşte/görüntüde bir salâttır.

(Mâûn) 107:7

Ve mâni olurlar mâûna120.

120Her türlü maddi iyilik.


(Kevser) 108:1

Doğrusu biz; verdik sana kevseri121.

121Bol bol/çok olan (Kur’an).


(Kevser) 108:2

Öyle ki salla13 et Rabbine; ve göğüsleyerek karşı dur.

13Yüce Allah’ın biricik dini olan İslam’a yani Kur’an’a yüz çevirmemek, ilgisiz kalmamak, kale almak, umursamak, kayıtsız kalmamak, mühimsemek, tepkisiz kalmayarak Kur’an’ı bir hedef belirleyip, kendisine bahşedilen akıl/fikir kılavuzluğunda takip etmek.


(Kevser) 108:3

Doğrusu nefret besleyen sana; odur kesik.


(Kâfirûn) 109:1

De ki: “Ey kâfirler25!”

25Örten, gizleyen, kapatan. Bir çiftçi tohumu toprağa gömüp üzerini kapatırsa tohuma kafirlik etmiş olur. Ayette kullanım yerine göre anlam alır. Kur'an'da genel olarak gerçeği/hakkı örtüp gizlemek olarak kullanılır. Kur'an'ın ayetlerinin gerçek anlamını örten/kapatan/etkisizleştirenler de kâfirdirler.  


(Kâfirûn) 109:2

"Kulluk46 etmem; kulluk46 eder olduğunuza."

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  


(Kâfirûn) 109:3

"Ve değilsiniz sizler kulluk46 edenler; benim kulluk46 eder olduğuma."

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  


(Kâfirûn) 109:4

"Ve değilim ben bir kulluk46 eden; sizin kulluk46 ettiğinize."

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  


(Kâfirûn) 109:5

"Ve değilsiniz sizler kulluk46 edenler; benim kulluk46 eder olduğuma."

46Köle olmak/dini hüküm koyucu olarak sadece Yüce Allah'ı bilmek. Sadece O'na tapınmak. O'nun astından ilahlar edinmemek. Yüce Allah'ın kelamı olan sadece Kur'an'ın hükümlerine tabi olmak.  


(Kâfirûn) 109:6

"Sizedir sizin dininiz122 ve banadır benim dinim122."

122Bir grup insanın bir ilâhtan veya ilâhlardan (doğa üstü güç veya güçler) gelmiş olduğuna inandığı emir ve yasakların bütünü. Dine tabi olan insanlar inandıkları dinin kuralları ile yaşarlar.


(Nasr) 110:1
Geldiği zaman Allah'ın yardımı; ve fetih527.
527Açmak, yol açmak, anahtarı açmak, başarı kazanmak, galebe çalmak, kazanmak, bir savaşı/mücadeleyi kazanmak. Bir kurtuluş savaşını kazanmak. Kelimenin geniş anlamı yerine haksız yere savaş çıkararak başka toprakları almak olarak anlamak asla doğru değildir. Türkçeye geçmesi daha çok yabancı toprakları ele geçirmek olarak olmuştur.

(Nasr) 110:2
Ve gördün* insanları (ki) girerler Allah'ın dinine437 bölükler (olarak).

437İslam. Sadece kutsal kitaplara teslim olma. Kutsal kitaplar haricinde dinde kaynak kabul etmemek. Kutsal kitaplarda ne varsa uymak. Kutsal kitapların astından hadis/söylenti kitapları edinmemek. Kur'an'ı terk edilmiş bırakmamak.  

*Resûl Muhammed.

(Nasr) 110:3
Öyle ki tesbih31 et hamd3 ile Rabbini4; ve istiğfar396 et O’na*; doğrusu O* oldu bir Tevvâb191.

31Yüce Allah’ın tüm sıfatlarının tecelli edişine Yüce Allah’ın bahşettiği akıl/fikir aracılığıyla tanık/şahit olarak Rabbini aramak.

3En yüce övgü/methetme.

4Efendi, komuta eden.

396Mağfiret dilemek, suçlarının bağışlanmasını dilemek.

191Yaptıkları hatalardan/günahlardan dönüp vazgeçen kullarına cezayı/karşılığı vermekten vazgeçen, dönen. Kullarına sürekli dönen. Kullarının tevbesini yani vazgeçmelerini çokça kabul eden. Cezadan/karşılıktan vazgeçen.

*Allah'a.

(Tebbet) 111:1
Mahvoldu* iki eli ebu** lehebin***; ve malvoldu**** (o).

*Geçmiş zaman, tekil 3. şahıs dişil fiil eli işaret eder.

**Babası.

***Alev/yangı. İlhitab kelimesi de aynı kökten gelmektedir. Enflamasyon yanma, kızarma, alevlenme ve ateşlenmeyle birliktedir.

****Geçmiş zaman, tekil 3. şahıs eril fiil bir kişiyi işaret eder. Ebu lehebin bir adamın ismi  olduğunu anlarız.


(Tebbet) 111:2
Gani* olmuş değildi ona** malı ve (de) kazandığı.

*Zenginleştirmek, yeterli gelmek.

**Ebu lehebe.


(Tebbet) 111:3
Sallanacak* leheb** sahibi bir ateşe834.

Cehennem evreninde bulunan cahîmlerin (yakanların) yani karadelik sistemlerinin yaydığı radyasyon.

Hâviye=Karadeliğin kendisi; Hawking radyasyonu yayar.

Hutame=Karadeliğin akresyon diski; çok şiddetli radyasyon yayar.

Lezâ=Ateşin bir özelliği; dokunmasa bile uzaktan yakar.

Hâmiye=Çılgın ateş.


*Ebu leheb.

**Alev/yangı. İlhitab kelimesi de aynı kökten gelmektedir. Enflamasyon yanma, kızarma, alevlenme ve ateşlenmeyle birliktedir. Yüce Allah'ın ateşi tariflerken bu adamın ismine bir atıf yapması çok muhteşem, ince bir işarettir.


(Tebbet) 111:4
Ve karısı onun* hamalıdır** yakacak odun/çıra.

*Ebu lehebin.

**Taşıyıcısıdır.


(Tebbet) 111:5
Boynundadır onun* bir hurma lifinden810 bir halat.
810Yüce Allah 111:5 ayetinde Ebu lehebin karısının boynunda rafya türü bir ağacın liflerinden yapılmış olan bir halat/urgan olacağını bildirmektedir. Anlarız ki bu ağaç da zakkum ağacı gibi sekar gezegeninin köklerinde yani derinliklerindeki oyuklarda yetişmektedir. Kötü de olsa yenilecek bir meyvesinin olmadığını anlarız. İnsanların bu ağacın liflerinden yaptıkları halatları boyunlarına sardıkları düşünülebilir. Belki de ateşten yani radyasyondan az da olsa korunmak için bunu yapıyorlar olabilir. Mutlak ki en doğrusu Rabbimiz bilir.

*Ebu lehebinin karısının.


(İhlâs) 112:1
De ki: "O; Allah (ki) bir tektir."

(İhlâs) 112:2
Allah (ki) Samed'tir791.

791Kendi kendini götüren/ilerleten/sürdüren/devam ettiren, idare eden, ayakta duran, gücü kendinden olup asla eksilmeyen.


(İhlâs) 112:3
Asla doğurmaz*; ve asla doğurulmaz*.
*Tekliğin olmazsa olmaz şartı bir şeyden asla doğmuş olmamak ve bir şeyi asla doğurmuş olmamaktır.

(İhlâs) 112:4
Ve asla olmaz O’na* bir tek denk**.

*Allah'a.

**Eşit.


(Felâk) 113:1

De ki: “Sığınırım yarılışın204 Rabbine4

204Felak; yarmak, yırtmak, ayırmak. Yüce Allah’ın evrendeki her şeyi ama her şeyi yararak-ayırarak yarattığını çok iyi biliyoruz. Evrenin yaratılış anı olan Big Bang (Büyük Patlama) ile evren yarılmış ve tek bir noktadan ortaya çıkmıştır. Evrenin ilk enerjisi yarılarak temel 4 kuvveti oluşturmuştur. Şu an içinde yaşadığımız evrenimizde hemen hemen her şeyin yarılarak çoğaldığını gözlemliyoruz. Canlı organizmaların bölünmesi (mitoz bölünme, mayoz bölünme, bakterilerin bölünmesi vb.), DNA’nın yarılıp ayrılması gibi örnekler yaratıcının yararak-ayırarak yaratmasına örnek gösterilebilir. Şafak da gündüzü geceden ayırdığı kelimenin anlamında uyar.  

4Efendi, komuta eden.


(Felâk) 113:2

Şerrinden205 yarattığının.

205Kötülük, fenalık. 


(Felâk) 113:3

Ve şerrinden205 karanlığın206; çöktüğü zaman.

205Kötülük, fenalık. 

206Gâsık; karanlık, Allah’ın nurundan/aydınlığından (Kur’an) uzak olma nedeniyle oluşan karanlık, gece karanlığı, ölüm esnasında çöken karanlık, her türlü karanlık.


(Felâk) 113:4

Ve şerrinden205; bağıtlara/akitlere207 tükürenlerin*.

205Kötülük, fenalık. 

207Bağıtlar, bağıtlaşmalar, bağlar, antlaşmalar, sözleşmeler, birliktelikler, söz vererek birleşmeler.

*Bir şeye tükürerek, balgam çıkarıp tükürerek pisletmek, saflığını/temizliğini bozmak. 


(Felâk) 113:5

Ve şerrinden205 bir hasetçinin208; haset208 ettiği zaman.

205Kötülük, fenalık. 

208Kıskanmak, çekememezlik, hınç, garez, kin, kıskanç,



(Nâs) 114:1

De ki: “Sığınırım insanların Rabbine4.”

4Efendi, komuta eden.



(Nâs) 114:2

İnsanların Melikine96.

96Hükümdar/hünkâr.



(Nâs) 114:3

İnsanların İlâhına74.

74Tanrı. Tektir; dengi/eşiti ve benzeri yoktur. Ne doğmuştur ne de doğurulmuştur. Gücünü, varlığını bizzat kendisinden alır ve sonsuz bir şekilde devam ettirir. Ebedi ve ezeli olandır; hiçbir yıkıma uğramadan, değişmeden, zayıflamadan, eksilmeden, sonsuz şekilde gücünü kuvvetini koruyandır. Kendisinden başka her şeyin O’na muhtaç olduğudur, hiçbir şeye bağlı olmadan hükmedendir. En yüce sıfatların sahibi olup dilediğinde tecelli ettirendir.



(Nâs) 114:4

Şerrinden205; gizlice fısıldayanın.

205Kötülük, fenalık. 



(Nâs) 114:5

O ki fısıldar insanların göğüslerinde209.

209Göğüs kafesi içinde bulunan kalpte.

(Nâs) 114:6

Cinden210 ve insanlardan."

210İblis ve onun soyundan olan varlıklar. İblis Âdem'e secde etmedi. Yüce Allah'ın emrine karşı geldi ve fâsıklardan/sapanlardan oldu. Bir cennet evrenine yerleştirilen Âdem ve eşini ayartarak Yüce Allah'ın yasağını çiğnetti. Yüce Allah Âdem ve eşiyle birlikte yasağı çiğneyen tüm insanları cennetten indirdi. Âdem derhal tevbe etti. Yüce Allah onun tevbesini kabul etti. İblis Âdem'e meydan okudu. Yüce Allah bu meydan okumaya izin verdi. Âdem soyu olan insanlarla iblis soyu olan cinler arasında 2. tur bir savaş başladı. 2. savaş cennet evreninden daha alçak yerleşimli olan günümüz evreninde şu an devam etmektedir. İnsanoğlu 1. savaşı kaybetti. 2. savaşın içindeyiz. 2. şansımızı kullanıyoruz. Savaş kuralları gereği her doğan insana bir cin yoldaşlık eder. İnsan bu cinle mücadele eder. Cin kendisine verilen izni kullanır. Yani insanın kalbine fısıldar. Kalbine vesvese verir. Yüce Allah'ın dosdoğru yolu olan kutsal kitaplardan uzaklaştırmak ister. İnsanı Yüce Allah'ın emrinden saptırmak ister. Maalesef insanların pek azı haricinde çoğu 2. savaşı da kaybetti. Yüce Allah'ın cehennemi cinden ve insanlardan doldururum sözü hak oldu.