Fâtiha Suresi - Ayet 7
Türkçe Meal: Kimselerin yoluna 125 (ki) nimet verdin üzerlerine 126 ; olmayan gazap edilen 127 üzerlerine; ve dalalet 128 içindekilerin değil.
Arapça: 7|1|7|صرط الذين انعمت عليهم غير المغضوب عليهم ولا الضالين
Arama Operatörleri:
Ayet 7
Kimselerin yoluna125 (ki) nimet verdin üzerlerine126; olmayan gazap edilen127 üzerlerine; ve dalalet128 içindekilerin değil.
1:7. Nimet verdiklerinin yolunu. Gazabına uğrayanların ve sapkınların yolunu değil.1:7. (The) way/road (of) those You blessed on them, not (those) the angered on them, and nor the misguided.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | sirata | yoluna | صِرَاطَ | صرط |
| 2 | ellezine | kimselerin (ki) | الَّذِينَ | - |
| 3 | en'amte | nimet verdin | أَنْعَمْتَ | نعم |
| 4 | aleyhim | üzerlerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 5 | gayri | olmayanın | غَيْرِ | غير |
| 6 | l-megdubi | gazap edilen | الْمَغْضُوبِ | غضب |
| 7 | aleyhim | üzerlerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 8 | ve la | ve ne de | وَلَا | - |
| 9 | d-dalline | sapkınların/dalalet içinde olanların | الضَّالِّينَ | ضلل |
Üzerine nimet verilen kimselerin yolu nedir?Yüce Rabbimiz dosdoğru yol olan Kur’an’a tabi olmamız gerektiğini bazı kimseleri işaret ederek bildirmektedir. Bu kimseler doğru yola kılavuzlanmış kimselerdir. Yüce Allah onları nimetlendirmiş; lütfundan, fazlından hidayet bağışlamıştır. Bu kimseler sadece Kur’an diyen ve kendisine değil de sadece Kur’an’a çağıran, sadece Kur’an yoluna davet eden kimselerdir. Kur’an’la cihat eden ve asla bir ücret/bir ecir istemeyen kimselerdir. Ecirlerini sadece Yüce Allah katında bulma ümidinde olan kimselerdir. Şirke asla bulaşmayan, tek tanrıcı kimselerdir. Üzerine gazap edilen, sapkınların yoluna değil!‘d-dâllîn’ kelimesinin kökü (ضلل) olup fiil olarak yolunu kaybetmek (lose one’s way), yanlış yola kılavuzlamak (misguide), yoldan çıkmak/sapmak (go astray) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 635 (of 1303). Ayette aktif isim kelimesi ve çoğul olarak gelmiş olup ‘sapkınlar’, ‘yoldan çıkanlar’, ‘yolunu kaybedenler’, 'dalalet içinde olanlar' anlamındadır. Sadece Kur’an yerine onun astından dinde hüküm koyucu kitaplar (söylenti/hadis kitapları), şeyhler, mezhep imamları, tarikat liderleri, imamlar edinenlerin tamamı sapkınlardır. Ayette geçen ‘d-dâllîn’ kelimesine muhataptırlar. Sapmış kimseler üzerine Yüce Allah gazap eder;‘l-magdûbi kelimesinin kökü (غضب) olup gazap/öfke (wrath), kızgın (angry, exasperated) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 791 (of 1303). Ayette pasif isim, tekil kelime olarak gelmiş olup ‘gazap edilen’, ‘öfkelenilen’ anlamındadır. Anlaşılır ki Yüce Allah’ın ‘s-sırât l-mustakîm’ yolu olan sadece Kur’an’dan sapanlara Yüce Allah öfkelenir, gazap eder. Yüce Allah bu kimselere gazap eder. Üzerlerine pislik ve gazap yağdırır (7:71).Kur’an’ın açılış suresi olan kısacık bir sureyi bile anlamını bilerek okuduğumuzda bizi cehennemden uzak tutacak bilgiler içerdiğini rahatlıkla görebiliriz. Bir sureyi anlamını bilmeden binlerce kez okumak keramet değildir. Keramet anlamını bilerek okumak ve anladığımızı hayata geçirmektir.
Ayet 16
İşte bunlar*, kimselerdir* (ki) satın alıp takas ettiler** dalaleti128 kılavuzla192***; öyle ki kazanmış değildi ticaretleri; ve olmuş değillerdi muhtedler176.
*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.**Kur'an yerine abuk sabuk taşkınlıklara/sapkınlıklara tabi oldular.***Kur'an'la.
Ayet 26
Doğrusu Allah çekinmez; ki vurur/ortaya koyar bir misal/örnek; bir sivrisineği186; öyle ki onun üstündekini (de)186; öyle ki ancak iman47 etmiş kimseler; böylece bilirler ki o (örnek) haktır/gerçektir Rablerinden4; ve ancak kâfirlik25 etmiş kimseler; öyle ki derler: “Neyi amaçladı/arzuladı Allah bu misalle/örnekle?”; saptırır (Allah) onunla (örnekle) bir çoğunu; ve kılavuzlar192 onunla (örnekle) bir çoğunu; ve dalalete128 düşürür değildir (Allah) onunla (örnekle) fâsıklar38 dışında.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | yestehyi | çekinmez | يَسْتَحْيِي | حيي |
| 5 | en | ki | أَنْ | - |
| 6 | yedribe | vurur/ortaya koyar | يَضْرِبَ | ضرب |
| 7 | meselen | bir misal/örnek | مَثَلًا | مثل |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | beudeten | bir sivrisineği | بَعُوضَةً | بعض |
| 10 | fe ma | öyle ki | فَمَا | - |
| 11 | fevkaha | onun üstündekini (de) | فَوْقَهَا | فوق |
| 12 | feemma | öyle ki ancak | فَأَمَّا | - |
| 13 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 14 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 15 | feyea'lemune | böylece bilirler | فَيَعْلَمُونَ | علم |
| 16 | ennehu | ki o | أَنَّهُ | - |
| 17 | l-hakku | haktır/gerçektir | الْحَقُّ | حقق |
| 18 | min | مِنْ | - | |
| 19 | rabbihim | Rablerinden | رَبِّهِمْ | ربب |
| 20 | ve emma | ve ancak | وَأَمَّا | - |
| 21 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 22 | keferu | kâfirlik etmiş | كَفَرُوا | كفر |
| 23 | feyekulune | öyle ki derler | فَيَقُولُونَ | قول |
| 24 | maza | neyi | مَاذَا | - |
| 25 | erade | amaçladı/arzuladı | أَرَادَ | رود |
| 26 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 27 | bihaza | bu | بِهَٰذَا | - |
| 28 | meselen | misalle/örnekle | مَثَلًا | مثل |
| 29 | yudillu | saptırır (Allah) | يُضِلُّ | ضلل |
| 30 | bihi | onunla (örnekle) | بِهِ | - |
| 31 | kesiran | bir çoğunu | كَثِيرًا | كثر |
| 32 | ve yehdi | ve doğru yola kılavuzlar | وَيَهْدِي | هدي |
| 33 | bihi | onunla (örnekle) | بِهِ | - |
| 34 | kesiran | bir çoğunu | كَثِيرًا | كثر |
| 35 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 36 | yudillu | Saptır (Allah) | يُضِلُّ | ضلل |
| 37 | bihi | Onunla (örnekle) | بِهِ | - |
| 38 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 39 | l-fasikine | fâsıklar | الْفَاسِقِينَ | فسق |
Ayet 175
İşte bunlar; kimselerdir (ki) satın aldılar dalaleti128 kılavuzla192*; ve azabı** (da) mağfiretle319; öyle ki onları ateşe karşı sabrettiren51 nedir!
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 2 | ellezine | kimselerdir | الَّذِينَ | - |
| 3 | şteravu | satın aldılar | اشْتَرَوُا | شري |
| 4 | d-delalete | dalaleti | الضَّلَالَةَ | ضلل |
| 5 | bil-huda | doğru yola kılavuzla | بِالْهُدَىٰ | هدي |
| 6 | vel'azabe | ve azapla | وَالْعَذَابَ | عذب |
| 7 | bil-megfirati | mağfiretle | بِالْمَغْفِرَةِ | غفر |
| 8 | fema | öyle ki | فَمَا | - |
| 9 | esberahum | sabrettirendir onları | أَصْبَرَهُمْ | صبر |
| 10 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 11 | n-nari | ateşe | النَّارِ | نور |
*Doğru yolu verip sapkın yol olan dalaleti satın aldılar.**Mağfireti verip azabı satın aldılar.
Ayet 198
Yoktur üzerinize bir günah ki aranırsınız/bakınırsınız bir fazilet/üstünlük Rabbinizden4; öyle ki taşıp aktığınız* zaman arafattan345; öyle ki zikredin Allah'ı haram meş'ar344 yanında; ve zikredin O’nu (Allah'ı) kılavuzladığı gibi sizleri; ve eğer olmuşsanız öncesinde onun mutlak dalalet128 içinde olanlardan.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | leyse | yoktur | لَيْسَ | ليس |
| 2 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 3 | cunahun | bir günah | جُنَاحٌ | جنح |
| 4 | en | ki | أَنْ | - |
| 5 | tebtegu | ararsınız/bakınırsınız | تَبْتَغُوا | بغي |
| 6 | fedlen | bir fazl/üstünlük | فَضْلًا | فضل |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | rabbikum | Rabbinizden | رَبِّكُمْ | ربب |
| 9 | fe iza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 10 | efedtum | taşıp aktığınız | أَفَضْتُمْ | فيض |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | arafatin | arafattan | عَرَفَاتٍ | - |
| 13 | fezkuru | öyle ki zikredin | فَاذْكُرُوا | ذكر |
| 14 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 15 | inde | yanında | عِنْدَ | عند |
| 16 | l-meş'ari | Meş'ar-i | الْمَشْعَرِ | شعر |
| 17 | l-harami | Haram | الْحَرَامِ | حرم |
| 18 | vezkuruhu | ve zikredin O’nu | وَاذْكُرُوهُ | ذكر |
| 19 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 20 | hedakum | doğru yola kılavuzladığı gibi sizleri | هَدَاكُمْ | هدي |
| 21 | vein | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 22 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 23 | min | مِنْ | - | |
| 24 | kablihi | öncesinde onun | قَبْلِهِ | قبل |
| 25 | lemine | mutlak | لَمِنَ | - |
| 26 | d-dalline | dalalet içinde olanlardan | الضَّالِّينَ | ضلل |
*Çok sayıda insanın bir yerden bir yere doğru birlikte akın ettiğini anlarız.
Ayet 69
İstedi kitap ehlinden135 bir tayfa; keşke dalalete128 sürüklesinler* sizleri; ve dalalete128 sürükler değillerdir kendi nefisleri201** dışında; ve değillerdir farkına varırlar/anlarlar**.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | veddet | istedi | وَدَّتْ | ودد |
| 2 | taifetun | bir tayfa | طَائِفَةٌ | طوف |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | ehli | ehli | أَهْلِ | اهل |
| 5 | l-kitabi | kitaptan | الْكِتَابِ | كتب |
| 6 | lev | eğer/keşke | لَوْ | - |
| 7 | yudillunekum | dalalete sürüklesinler sizleri | يُضِلُّونَكُمْ | ضلل |
| 8 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 9 | yudillune | dalalete sürüklerler | يُضِلُّونَ | ضلل |
| 10 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 11 | enfusehum | kendi nefislerini | أَنْفُسَهُمْ | نفس |
| 12 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 13 | yeş'urune | farkına varırlar/anlarlar | يَشْعُرُونَ | شعر |
*Sadece Kur'an demekten uzaklaştırıp kendi Talmud benzeri kitaplara tabi etmek. Kendi sapkın yolları olan müşrikliğe sürüklemek. **Kendi nefislerini saptırırlar. Bu sapkınlıklarının da farkında değillerdir. Talmud kitaplarına gönülden iman ederler. Sapkınlıklarında samimidirler.
Ayet 90
Doğrusu kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler imanları47 sonrası; sonra ziyade ettiler/artırdılar küfrü422; asla kabul edilmez tevbeleri33 onların; ve işte bunlar; onlardır dalalet128 içinde olanlar.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | keferu | kâfirlik ettiler | كَفَرُوا | كفر |
| 4 | bea'de | sonrası | بَعْدَ | بعد |
| 5 | imanihim | imanların | إِيمَانِهِمْ | امن |
| 6 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 7 | zdadu | ziyade ettiler | ازْدَادُوا | زيد |
| 8 | kufran | küfrü | كُفْرًا | كفر |
| 9 | len | asla | لَنْ | - |
| 10 | tukbele | kabul edilmez | تُقْبَلَ | قبل |
| 11 | tevbetuhum | tevbeleri onların | تَوْبَتُهُمْ | توب |
| 12 | ve ulaike | ve işte bunlar | وَأُولَٰئِكَ | - |
| 13 | humu | onlar | هُمُ | - |
| 14 | d-dallune | dalalet içinde olanlardır | الضَّالُّونَ | ضلل |
Ayet 44
Hiç görmez misin kimseleri (ki) verildiler bir nasip kitaptan*; satın alırlar (onlar) dalaleti128 ve isterler ki dalalete128 düşün yolda.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | elem | أَلَمْ | - | |
| 2 | tera | görmez misin | تَرَ | راي |
| 3 | ila | إِلَى | - | |
| 4 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 5 | utu | verildiler | أُوتُوا | اتي |
| 6 | nesiben | bir nasip | نَصِيبًا | نصب |
| 7 | mine | مِنَ | - | |
| 8 | l-kitabi | kitaptan | الْكِتَابِ | كتب |
| 9 | yeşterune | satın alırlar | يَشْتَرُونَ | شري |
| 10 | d-delalete | delaleti | الضَّلَالَةَ | ضلل |
| 11 | ve yuridune | ve isterler | وَيُرِيدُونَ | رود |
| 12 | en | ki | أَنْ | - |
| 13 | tedillu | delalete düşün | تَضِلُّوا | ضلل |
| 14 | s-sebile | yolda | السَّبِيلَ | سبل |
*Kitap ehli.
Ayet 88
Öyle ki nedir (olan) sizlere; münâfıklar26 hakkında iki grup (oldunuz); ve Allah geri bıraktı/indirdi onları kazandıklarıyla; ister misiniz ki doğru yola iletirsiniz kimseyi (ki) dalalette128 bıraktı Allah? Ve kimi dalalete128 bırakırsa Allah; öyle ki asla bulamazsın ona bir yol.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fema | öyle ki nedir | فَمَا | - |
| 2 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | l-munafikine | münafıklarda | الْمُنَافِقِينَ | نفق |
| 5 | fieteyni | iki grup | فِئَتَيْنِ | فاي |
| 6 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 7 | erkesehum | geri bıraktı/geri attı/çöktürdü | أَرْكَسَهُمْ | ركس |
| 8 | bima | بِمَا | - | |
| 9 | kesebu | kazandıklarıyla | كَسَبُوا | كسب |
| 10 | eturidune | ister misiniz | أَتُرِيدُونَ | رود |
| 11 | en | ki | أَنْ | - |
| 12 | tehdu | doğru yola iletmek | تَهْدُوا | هدي |
| 13 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 14 | edelle | dalalete bıraktığı | أَضَلَّ | ضلل |
| 15 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 16 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 17 | yudlili | dalalete bırakırsa | يُضْلِلِ | ضلل |
| 18 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 19 | felen | öyle ki asla | فَلَنْ | - |
| 20 | tecide | bulamazsın | تَجِدَ | وجد |
| 21 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 22 | sebilen | bir yol | سَبِيلًا | سبل |
Ayet 113
Şayet olmasa (-ydı) fazlı202 Allah'ın senin üzerine; ve (de) rahmeti271; mutlak niyetlenmişti bir tayfa onlardan ki dalalete128 düşürürler seni; ve dalalete128 düşürür değillerdir kendi nefisleri201 dışında; ve zarar verir değillerdir sana hiçbir şeyde; ve indirdi Allah sana kitabı* ve hikmeti303; ve öğretti sana asla olmazsın bilir; ve oldu fazlı202 Allah'ın senin üzerine bir büyük** (şey).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velevla | şayet olmasa | وَلَوْلَا | - |
| 2 | fedlu | fazlı/lütfu | فَضْلُ | فضل |
| 3 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 4 | aleyke | senin üzerine | عَلَيْكَ | - |
| 5 | ve rahmetuhu | ve rahmeti | وَرَحْمَتُهُ | رحم |
| 6 | lehemmet | mutlak niyetlendi | لَهَمَّتْ | همم |
| 7 | taifetun | bir tayfa | طَائِفَةٌ | طوف |
| 8 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 9 | en | ki | أَنْ | - |
| 10 | yudilluke | dalalete düşürürler seni | يُضِلُّوكَ | ضلل |
| 11 | vema | ve değildir | وَمَا | - |
| 12 | yudillune | dalalete düşürürler | يُضِلُّونَ | ضلل |
| 13 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 14 | enfusehum | kendi nefisleri | أَنْفُسَهُمْ | نفس |
| 15 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 16 | yedurruneke | zarar verirler sana | يَضُرُّونَكَ | ضرر |
| 17 | min | hiçbir | مِنْ | - |
| 18 | şey'in | şey | شَيْءٍ | شيا |
| 19 | ve enzele | ve indirdi | وَأَنْزَلَ | نزل |
| 20 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 21 | aleyke | sana | عَلَيْكَ | - |
| 22 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 23 | velhikmete | ve hikmeti | وَالْحِكْمَةَ | حكم |
| 24 | ve allemeke | ve öğretti sana | وَعَلَّمَكَ | علم |
| 25 | ma | مَا | - | |
| 26 | lem | asla | لَمْ | - |
| 27 | tekun | olamazsın | تَكُنْ | كون |
| 28 | tea'lemu | bilir | تَعْلَمُ | علم |
| 29 | ve kane | ve oldu | وَكَانَ | كون |
| 30 | fedlu | fazlı/lutfu | فَضْلُ | فضل |
| 31 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 32 | aleyke | üzerine senin | عَلَيْكَ | - |
| 33 | azimen | bir büyük | عَظِيمًا | عظم |
*Hüküm içeren kitabı indirerek sana öğretti ki asla dalalete düşmezsin. **Kur'an'ın hükümlerine tabi olabilmek bir insan için Yüce Allah'ın büyük bir faziletidir. Her şeyin üzerinde büyük bir fazilettir.
Ayet 116
Doğrusu Allah mağfiret319 etmez ki şirk71 koşulur O’na; ve mağfiret319 eder bundan astındakine dilediği kimse için; ve kim şirk71 koşar Allah'a; öyle ki muhakkak dalalette128 düştü (o); uzak bir dalalete128.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | yegfiru | mağfiret etmez | يَغْفِرُ | غفر |
| 5 | en | ki | أَنْ | - |
| 6 | yuşrake | şirk koşulur | يُشْرَكَ | شرك |
| 7 | bihi | O’na | بِهِ | - |
| 8 | veyegfiru | ve mağfiret eder | وَيَغْفِرُ | غفر |
| 9 | ma | مَا | - | |
| 10 | dune | astındakini | دُونَ | دون |
| 11 | zalike | bundan | ذَٰلِكَ | - |
| 12 | limen | kimseye | لِمَنْ | - |
| 13 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 14 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 15 | yuşrik | şirk koşarsa | يُشْرِكْ | شرك |
| 16 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 17 | fekad | öyle ki muhakkak | فَقَدْ | - |
| 18 | delle | dalalette düştü | ضَلَّ | ضلل |
| 19 | delalen | bir dalalete | ضَلَالًا | ضلل |
| 20 | beiyden | bir uzak | بَعِيدًا | بعد |
Ayet 119
"Ve mutlak dalalete128 düşürürüm onları; ve mutlak temenniye* sokarım onları; ve mutlak emrederim200 onlara öyle ki mutlak keserler kulaklarını çiftlik hayvanlarının; ve mutlak emrederim200 öyle ki mutlak değiştirirler Allah'ın yaratışını"; ve kim tutar/edinir şeytânı29 bir veli28 astından Allah'ın; öyle ki muhakkak hüsrana uğrar; apaçık bir hüsrana.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | veleudillennehum | ve mutlak dalalete düşürürüm onları | وَلَأُضِلَّنَّهُمْ | ضلل |
| 2 | veleumenniyennehum | ve mutlak temenni ettiririm onları | وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ | مني |
| 3 | velamurannehum | ve mutlak emrederim onlara | وَلَامُرَنَّهُمْ | امر |
| 4 | feleyubettikunne | öyle ki mutlak keserler | فَلَيُبَتِّكُنَّ | بتك |
| 5 | azane | kulaklarını | اذَانَ | اذن |
| 6 | l-en'aami | enamın | الْأَنْعَامِ | نعم |
| 7 | velamurannehum | ve mutlak emrederim | وَلَامُرَنَّهُمْ | امر |
| 8 | feleyugayyirunne | öyle ki mutlak değiştirirler | فَلَيُغَيِّرُنَّ | غير |
| 9 | halka | yaratışını | خَلْقَ | خلق |
| 10 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 11 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 12 | yettehizi | tutar/edinir | يَتَّخِذِ | اخذ |
| 13 | ş-şeytane | şeytanı | الشَّيْطَانَ | شطن |
| 14 | veliyyen | bir veli | وَلِيًّا | ولي |
| 15 | min | مِنْ | - | |
| 16 | duni | astından | دُونِ | دون |
| 17 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 18 | fekad | öyle ki muhakkak | فَقَدْ | - |
| 19 | hasira | hüsrana uğrar | خَسِرَ | خسر |
| 20 | husranen | bir hüsran | خُسْرَانًا | خسر |
| 21 | mubinen | bir apacık | مُبِينًا | بين |
*Bitmez tükenmez beklentiler.
Ayet 136
Ey iman47 etmiş kimseler! İman47 edin Allah'a ve resûlüne418*; ve kitabı** indirendir resûlüne*; ve kitabı** indirendir daha önceden; ve kim kâfirlik25 eder Allah’a; ve meleklerine; ve kitaplarına***; ve resûllerine****; ve ahiret gününü muhakkak dalalete128 düştü (o kimse); uzak bir dalalete128.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | aminu | iman edin | امِنُوا | امن |
| 5 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 6 | ve rasulihi | ve resûlüne | وَرَسُولِهِ | رسل |
| 7 | velkitabi | ve kitaba | وَالْكِتَابِ | كتب |
| 8 | llezi | o ki | الَّذِي | - |
| 9 | nezzele | indirdi | نَزَّلَ | نزل |
| 10 | ala | عَلَىٰ | - | |
| 11 | rasulihi | resulüne | رَسُولِهِ | رسل |
| 12 | velkitabi | ve kitaba | وَالْكِتَابِ | كتب |
| 13 | llezi | o ki | الَّذِي | - |
| 14 | enzele | indirdi | أَنْزَلَ | نزل |
| 15 | min | مِنْ | - | |
| 16 | kablu | daha önceden | قَبْلُ | قبل |
| 17 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 18 | yekfur | kâfirlik eder | يَكْفُرْ | كفر |
| 19 | billahi | Allah’a | بِاللَّهِ | - |
| 20 | ve melaiketihi | ve meleklerine O’nun | وَمَلَائِكَتِهِ | ملك |
| 21 | ve kutubihi | ve kitaplarına O’nun | وَكُتُبِهِ | كتب |
| 22 | ve rusulihi | ve resûllerine O’nun | وَرُسُلِهِ | رسل |
| 23 | velyevmi | ve gününü | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 24 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 25 | fekad | muhakkak | فَقَدْ | - |
| 26 | delle | dalalete düştü | ضَلَّ | ضلل |
| 27 | delalen | bir dalalet | ضَلَالًا | ضلل |
| 28 | beiyden | uzak bir | بَعِيدًا | بعد |
*Muhammed peygamber.**Kur'an'a.**Tevrat ve İncil'e.***Tüm kutsal kitaplara.****Tüm resûllere.
Ayet 143
Yalpalayanlardır* bunun arasında; ne bunlara karşı** ve ne de bunlara karşı***; ve kimi dalalette128 bıraktı Allah; öyle ki asla bulamazsın ona bir yol****.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | muzebzebine | yalpalayanlardır | مُذَبْذَبِينَ | ذبذب |
| 2 | beyne | arasında | بَيْنَ | بين |
| 3 | zalike | bunun | ذَٰلِكَ | - |
| 4 | la | ne | لَا | - |
| 5 | ila | karşı | إِلَىٰ | - |
| 6 | ha'ula'i | bunlara | هَٰؤُلَاءِ | - |
| 7 | ve la | ve ne de | وَلَا | - |
| 8 | ila | karşı | إِلَىٰ | - |
| 9 | ha'ula'i | bunlara | هَٰؤُلَاءِ | - |
| 10 | ve men | ve kimi | وَمَنْ | - |
| 11 | yudlili | dalalette bıraktı | يُضْلِلِ | ضلل |
| 12 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 13 | felen | öyle ki asla | فَلَنْ | - |
| 14 | tecide | bulamazsın | تَجِدَ | وجد |
| 15 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 16 | sebilen | bir yol | سَبِيلًا | سبل |
*Bir oraya bir buraya doğru yalpalarlar ancak doğru yolu asla bulamazlar. **Müminlere.***Kâfirlere.****Bir çıkış, bir doğru yola kılavuz.
Ayet 167
Doğrusu kimseler (ki) kâfirlik25 ederler ve yüz çevirirler/engellerler Allah’ın yolundan336; muhakkak dalalete128 düştüler; uzak bir dalalete128.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | keferu | kâfirlik ederler | كَفَرُوا | كفر |
| 4 | ve saddu | ve yüz çevirirler/engellerler | وَصَدُّوا | صدد |
| 5 | an | - | عَنْ | - |
| 6 | sebili | yolundan | سَبِيلِ | سبل |
| 7 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 8 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 9 | dellu | dalalete düştüler | ضَلُّوا | ضلل |
| 10 | delalen | bir dalalete | ضَلَالًا | ضلل |
| 11 | beiyden | uzak | بَعِيدًا | بعد |
Ayet 176
Fetva sorarlar sana; de ki: "Allah fetva verir sizlere kelâle482 hakkında; eğer bir kişi (erkek) helak* olduysa; yoksa ona (helak olan erkeğe) bir evlat**; ve onaysa (helak olan erkeğe) bir kız kardeş; öyle ki onadır (kız kardeşedir) yarısı (1/2) terk ettiğinin (helak olan erkeğin); ve o (helak olan erkek) miras bırakır ona (kız kardeşe) eğer asla olmazsa ona (kız kardeşe) bir evlat***; öyle ki eğer olduysa ikiler (kız kardeş) öyle ki o ikisinedir üçte ikisi (2/3) bıraktığından (helak olan erkeğin); ve eğer oldularsa kardeşler; erkekler ve kadınlar; öyle ki erkeğin payı iki kadın**** mislidir870; beyan eder Allah sizlere dalalete128 düşersiniz diye; ve Allah her bir şeye bir Alîm’dir8.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yesteftuneke | fetva isterler senden | يَسْتَفْتُونَكَ | فتي |
| 2 | kuli | de ki | قُلِ | قول |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | yuftikum | fetva verir sizlere | يُفْتِيكُمْ | فتي |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | l-kelaleti | kelalede | الْكَلَالَةِ | كلل |
| 7 | ini | eğer | إِنِ | - |
| 8 | mru'un | bir kişi | امْرُؤٌ | مرا |
| 9 | heleke | helak olduysa | هَلَكَ | هلك |
| 10 | leyse | yoktur | لَيْسَ | ليس |
| 11 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 12 | veledun | bir veled | وَلَدٌ | ولد |
| 13 | ve lehum | ve onadır | ||
| 14 | uhtun | bir kızkardeş | أُخْتٌ | اخو |
| 15 | feleha | öyle ki onadır (kız kardeşe) | فَلَهَا | - |
| 16 | nisfu | yarısı | نِصْفُ | نصف |
| 17 | ma | مَا | - | |
| 18 | terake | terk ettiğinin (ölen erkeğin) | تَرَكَ | ترك |
| 19 | ve huve | ve o | وَهُوَ | - |
| 20 | yerisuha | miras bırakır ona (kız kardeşe) | يَرِثُهَا | ورث |
| 21 | in | eğer | إِنْ | - |
| 22 | lem | asla | لَمْ | - |
| 23 | yekun | olmazsa | يَكُنْ | كون |
| 24 | leha | ona (kız kardeşe) | لَهَا | - |
| 25 | veledun | bir veled | وَلَدٌ | ولد |
| 26 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 27 | kaneta | olduysa | كَانَتَا | كون |
| 28 | sneteyni | iki (kız kardeş) | اثْنَتَيْنِ | ثني |
| 29 | felehuma | öyle ki o ikisinedir | فَلَهُمَا | - |
| 30 | s-sulusani | üçte ikisi | الثُّلُثَانِ | ثلث |
| 31 | mimma | مِمَّا | - | |
| 32 | terake | bıraktığından (ölen erkeğin) | تَرَكَ | ترك |
| 33 | vein | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 34 | kanu | oldularsa | كَانُوا | كون |
| 35 | ihveten | kardeşler | إِخْوَةً | اخو |
| 36 | ricalen | erkekler | رِجَالًا | رجل |
| 37 | ve nisa'en | ve kadınlar | وَنِسَاءً | نسو |
| 38 | felizzekeri | öyle ki erkek içindir | فَلِلذَّكَرِ | ذكر |
| 39 | mislu | misli | مِثْلُ | مثل |
| 40 | hazzi | payı | حَظِّ | حظظ |
| 41 | l-unseyeyni | iki kadının | الْأُنْثَيَيْنِ | انث |
| 42 | yubeyyinu | beyan eder | يُبَيِّنُ | بين |
| 43 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 44 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 45 | en | diye | أَنْ | - |
| 46 | tedillu | dalalete düşersiniz | تَضِلُّوا | ضلل |
| 47 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 48 | bikulli | herbir | بِكُلِّ | كلل |
| 49 | şey'in | şeye | شَيْءٍ | شيا |
| 50 | alimun | bir Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
*Öldüyse.**Bir tek evlat. Kişi zaten kelale olduğu için birden fazla evladı da olamaz. Demek ki hiç evladı olmamış bir kimse tarif edilmektedir. ***Kız kardeşin hiç evladı olmamışsa.****Miras paylaşımlarında ölen kimse bir vasiyet bırakmamışsa erkeğin payı her zaman iki kadın mislidir.
Ayet 12
Ve ant olsun aldı Allah bir mîsâk281 İsrailoğullarından; ve gönderdik onlardan on iki lider; ve dedi Allah; doğrusu ben sizinle birlikteyim; eğer ikame ettiniz salâtı5; ve verdiniz zekâtı10; ve iman47 ettiniz resûllerime418; ve desteklediniz onları; ve borç123 verdiniz Allah'a güzel bir borç123; mutlak kâfirlik25 ederim*; ve mutlak sokarım sizleri cennetlere; akar altından onun nehirler; öyle ki kim kâfirlik25 etti bundan sonra sizlerden; öyle ki muhakkak dalalet128 içinde oldu/saptı dümdüz yoldan553.
5:12. Doğrusu Allah İsrailoğulları’ndan kesin söz aldı. Onlardan on iki temsilci gönderdik. Ve Allah, “Sizinle beraberim.” dedi. Ant olsun eğer salâtı ikame eder, zekâtı yapar1, resullerime iman eder ve onlara yardımcı olur, böylece Allah’a iyi bir ödünç verirseniz, o zaman elbette kötülüklerinizi örterim, muhakkak içinden ırmaklar akan Cennetlere koyarım. Bundan sonra, sizden kim küfrederse2 düz yoldan sapmış olur.1- Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte, “vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır. Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. 2- Kâfir: İnançsız, inanmayan, gerçeğin üzerini örten, gerçeği kabul etmeyen, nankör. Allah’ı ve vahyi reddeden. Küfr, İman’ın karşıtıdır.5:12. And God had taken Israel’s sons’ and daughters’ promise/covenant, and We sent from them twelve heads/chiefs/representatives, and God said: "I am with you, if (E) you kept up the prayers, and you gave the charity/purification, and you believed with My messengers and you supported/aided them, and you lent/advanced God a good loan/advance, I will substitute (E) from you your sins/crimes and I will enter you (E) treed gardens the rivers flow from beneath it, so who disbelieved after that, from you, so (he) had misguided the way’s/path’s straightness."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | ehaze | aldı | أَخَذَ | اخذ |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | misaka | bir misak/sözleşme | مِيثَاقَ | وثق |
| 5 | beni | oğullarından | بَنِي | بني |
| 6 | israile | İsrail | إِسْرَائِيلَ | - |
| 7 | ve beasna | ve gönderdik | وَبَعَثْنَا | بعث |
| 8 | minhumu | onlardan | مِنْهُمُ | - |
| 9 | sney | iki (on iki) | اثْنَيْ | ثني |
| 10 | aşera | on (on iki) | عَشَرَ | عشر |
| 11 | nekiben | lider | نَقِيبًا | نقب |
| 12 | ve kale | ve dedi | وَقَالَ | قول |
| 13 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 14 | inni | doğrusu ben | إِنِّي | - |
| 15 | meakum | sizinle birlikteyim | مَعَكُمْ | - |
| 16 | lein | eğer | لَئِنْ | - |
| 17 | ekamtumu | diktiniz/ayağa kaldırdınız | أَقَمْتُمُ | قوم |
| 18 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 19 | ve ateytumu | ve verdiniz | وَاتَيْتُمُ | اتي |
| 20 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 21 | ve amentum | ve iman ettiniz | وَامَنْتُمْ | امن |
| 22 | birusuli | resullerime/elçilerime | بِرُسُلِي | رسل |
| 23 | ve azzertumuhum | ve desteklediniz onları | وَعَزَّرْتُمُوهُمْ | عزر |
| 24 | ve ekradtumu | ve borç verdiniz | وَأَقْرَضْتُمُ | قرض |
| 25 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 26 | kardan | bir borç | قَرْضًا | قرض |
| 27 | hasenen | güzel | حَسَنًا | حسن |
| 28 | leukeffiranne | mutlak kâfirlik ederim | لَأُكَفِّرَنَّ | كفر |
| 29 | ankum | sizlerden | عَنْكُمْ | - |
| 30 | seyyiatikum | günahlarınızı | سَيِّئَاتِكُمْ | سوا |
| 31 | veleudhilennekum | ve mutlak sokarım sizleri | وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ | دخل |
| 32 | cennatin | cennetlere | جَنَّاتٍ | جنن |
| 33 | tecri | akar | تَجْرِي | جري |
| 34 | min | مِنْ | - | |
| 35 | tehtiha | altından onun | تَحْتِهَا | تحت |
| 36 | l-enharu | nehirler | الْأَنْهَارُ | نهر |
| 37 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 38 | kefera | kâfirlik etti/gerçeği örttü | كَفَرَ | كفر |
| 39 | bea'de | sonra | بَعْدَ | بعد |
| 40 | zalike | bundan | ذَٰلِكَ | - |
| 41 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 42 | fekad | öyle ki muhakkak | فَقَدْ | - |
| 43 | delle | dalalet içinde oldu/saptı | ضَلَّ | ضلل |
| 44 | seva'e | düz | سَوَاءَ | سوي |
| 45 | s-sebili | yoldan | السَّبِيلِ | سبل |
*Yüce Allah'ın mümin kimselerin bazı günahlarına kâfirlik edeceği yani örtüp gizleyeceği bu ayette bildirilir.
Ayet 60
De ki: "Haber vereyim mi sizlere bundan şerrini/kötüsünü bir karşılık (olarak) Allah'ın indinde/katında; kime lanet280 etti Allah ve gazap127 etti onun üzerine; ve yaptı onlardan maymunlar273 ve domuzlar549; ve kul oldu (o kimse) tâğûta442; işte bunlar; bir şerdir/kötüdür bir mekan/yer (olarak) ve daha dalalettedir128 dümdüz yoldan553.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 2 | hel | هَلْ | - | |
| 3 | unebbiukum | haber vereyim mi sizlere | أُنَبِّئُكُمْ | نبا |
| 4 | bişerrin | şerrini/kötüsünü | بِشَرٍّ | شرر |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | zalike | bundan | ذَٰلِكَ | - |
| 7 | mesubeten | bir karşılık | مَثُوبَةً | ثوب |
| 8 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 9 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 10 | men | kime | مَنْ | - |
| 11 | leanehu | lanet etti | لَعَنَهُ | لعن |
| 12 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 13 | ve gadibe | ve gazab etti | وَغَضِبَ | غضب |
| 14 | aleyhi | üzerine onun | عَلَيْهِ | - |
| 15 | ve ceale | ve yaptı | وَجَعَلَ | جعل |
| 16 | minhumu | onlardan | مِنْهُمُ | - |
| 17 | l-kiradete | maymunlar | الْقِرَدَةَ | قرد |
| 18 | velhanazira | ve domuzlar | وَالْخَنَازِيرَ | خنزر |
| 19 | ve abede | ve kul oldu (o kimse) | وَعَبَدَ | عبد |
| 20 | t-tagute | Tâğût'a | الطَّاغُوتَ | طغي |
| 21 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 22 | şerrun | bir şerdir/kötüdür | شَرٌّ | شرر |
| 23 | mekanen | bir mekan (olarak) | مَكَانًا | كون |
| 24 | ve edellu | ve daha dalalettedir | وَأَضَلُّ | ضلل |
| 25 | an | عَنْ | - | |
| 26 | seva'i | düz | سَوَاءِ | سوي |
| 27 | s-sebili | yoldan | السَّبِيلِ | سبل |
Ayet 77
De ki: "Ey kitap ehli!135 Aşmayın/taşmayın552 siz ikiniz* dininizde; olmaksızın hak/gerçek"; ve tabi olmayın hevâlarına278 bir kavmin/toplumun (ki) muhakkak dalalete128 düştüler önceden; ve dalalete128 düşürdüler bir çoğunu; ve dalalete128 düştüler dümdüz yoldan553.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 2 | ya ehle | ey ehli | يَا أَهْلَ | اهل |
| 3 | l-kitabi | Kitap | الْكِتَابِ | كتب |
| 4 | la | لَا | - | |
| 5 | teglu | aşmayın/taşmayın ikiniz | تَغْلُوا | غلو |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | dinikum | dininizde | دِينِكُمْ | دين |
| 8 | gayra | olmaksızın | غَيْرَ | غير |
| 9 | l-hakki | hak/gerçek | الْحَقِّ | حقق |
| 10 | ve la | وَلَا | - | |
| 11 | tettebiu | ve tabi olmayın | تَتَّبِعُوا | تبع |
| 12 | ehva'e | hevalarına | أَهْوَاءَ | هوي |
| 13 | kavmin | bir kavmin | قَوْمٍ | قوم |
| 14 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 15 | dellu | dalalete düştüler | ضَلُّوا | ضلل |
| 16 | min | مِنْ | - | |
| 17 | kablu | önceden | قَبْلُ | قبل |
| 18 | ve edellu | ve dalalete düşürdüler | وَأَضَلُّوا | ضلل |
| 19 | kesiran | bir çoğunu | كَثِيرًا | كثر |
| 20 | ve dellu | ve dalalete düştüler | وَضَلُّوا | ضلل |
| 21 | an | -ndan | عَنْ | - |
| 22 | seva'i | düz | سَوَاءِ | سوي |
| 23 | s-sebili | yoldan | السَّبِيلِ | سبل |
*Fiilin 2. şahıs tesniye ile gelmesi iki grubu işaret eder. Yahudiler ve Hristiyanlar.
Ayet 105
Ey iman47 etmiş kimseler! Kendi nefisleriniz201 (kendi) üzerinizedir; zarar veremez sizlere dalalete128 düşmüş kimse kılavuzlandığınız192 zaman sizler; Allah'a doğrudur dönüş yeriniz sizlerin topluca; öyle ki haber verir sizlere yapmakta olduğunuzu.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | aleykum | üzerinizedir | عَلَيْكُمْ | - |
| 5 | enfusekum | kendi nefisleriniz | أَنْفُسَكُمْ | نفس |
| 6 | la | لَا | - | |
| 7 | yedurrukum | zarar veremez sizlere | يَضُرُّكُمْ | ضرر |
| 8 | men | kim (ki) | مَنْ | - |
| 9 | delle | dalalete düştü | ضَلَّ | ضلل |
| 10 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 11 | htedeytum | doğruya kılavuzlandınız | اهْتَدَيْتُمْ | هدي |
| 12 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 13 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 14 | merciukum | dönüş yeriniz sizlerin | مَرْجِعُكُمْ | رجع |
| 15 | cemian | topluca | جَمِيعًا | جمع |
| 16 | feyunebbiukum | öyle ki haber verir sizlere | فَيُنَبِّئُكُمْ | نبا |
| 17 | bima | بِمَا | - | |
| 18 | kuntum | olduğunuzu | كُنْتُمْ | كون |
| 19 | tea'melune | yapmakta | تَعْمَلُونَ | عمل |
Ayet 39
Ve kimseler (ki) yalanladılar195 ayetlerimizi; sağırlardır ve dilsizlerdir karanlıklarda; kimi diler Allah dalalette128 bırakır onu; ve kimi diler yapar onu dosdoğru bir yol üzerine124.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 2 | kezzebu | yalanladılar | كَذَّبُوا | كذب |
| 3 | biayatina | ayetlerimizi | بِايَاتِنَا | ايي |
| 4 | summun | sağırlardır | صُمٌّ | صمم |
| 5 | ve bukmun | ve dilsizlerdir | وَبُكْمٌ | بكم |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | z-zulumati | karanlıklada | الظُّلُمَاتِ | ظلم |
| 8 | men | kimi | مَنْ | - |
| 9 | yeşei | diler | يَشَإِ | شيا |
| 10 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 11 | yudlilhu | dalalete bırakır onu | يُضْلِلْهُ | ضلل |
| 12 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 13 | yeşe' | diler | يَشَأْ | شيا |
| 14 | yec'alhu | yapar onu | يَجْعَلْهُ | جعل |
| 15 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 16 | siratin | bir yol | صِرَاطٍ | صرط |
| 17 | mustekimin | dosdoğru | مُسْتَقِيمٍ | قوم |
Ayet 56
De ki: "Doğrusu ben yasaklandım kulluk46 etmekten kimselere (ki) çağırırsınız Allah’ın astından"; de ki: "Tabi olmam heveslerinize; muhakkak dalalete128 düşmüş (olurum) o zaman; ve ben kılavuzlulardan192 olmamış (olurum)."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 2 | inni | doğrusu ben | إِنِّي | - |
| 3 | nuhitu | yasaklandım | نُهِيتُ | نهي |
| 4 | en | ki | أَنْ | - |
| 5 | ea'bude | kullur ederim | أَعْبُدَ | عبد |
| 6 | ellezine | kimselere | الَّذِينَ | - |
| 7 | ted'une | çağırırsınız | تَدْعُونَ | دعو |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | duni | astından | دُونِ | دون |
| 10 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 11 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 12 | la | لَا | - | |
| 13 | ettebiu | tab olmam | أَتَّبِعُ | تبع |
| 14 | ehva'ekum | heveslerinize | أَهْوَاءَكُمْ | هوي |
| 15 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 16 | deleltu | dalalete düşmüş (olurum) | ضَلَلْتُ | ضلل |
| 17 | izen | o zaman | إِذًا | - |
| 18 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 19 | ena | ben | أَنَا | - |
| 20 | mine | مِنَ | - | |
| 21 | l-muhtedine | doğru yola kılavuzlulardan olmamış (olurum) | الْمُهْتَدِينَ | هدي |
Ayet 74
Ve dediği zaman İbrahim babasına; Azer'e: "Edinir misin idolleri624 ilâhlar74?"; Doğrusu ben görürüm seni ve (senin) kavmini/toplumunu apaçık bir dalalet128 içinde."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve | وَإِذْ | - |
| 2 | kale | dediği zaman | قَالَ | قول |
| 3 | ibrahimu | İbrahim | إِبْرَاهِيمُ | - |
| 4 | liebihi | babasına | لِأَبِيهِ | ابو |
| 5 | azera | Azer'e | ازَرَ | - |
| 6 | etettehizu | edinir misin | أَتَتَّخِذُ | اخذ |
| 7 | esnamen | idoller | أَصْنَامًا | صنم |
| 8 | aliheten | ilahlar | الِهَةً | اله |
| 9 | inni | doğrusu ben | إِنِّي | - |
| 10 | erake | görürüm seni | أَرَاكَ | راي |
| 11 | ve kavmeke | ve (senin) kavmini | وَقَوْمَكَ | قوم |
| 12 | fi | içinde | فِي | - |
| 13 | delalin | bir dalalet | ضَلَالٍ | ضلل |
| 14 | mubinin | apaçık | مُبِينٍ | بين |
Ayet 116
Ve eğer itaat etsen yerdeki kimselerin çoğuna*; dalalete128 düşürür seni Allah'ın yolundan ki tabi olurlar ancak zanna ve ki onlar ancak tahmin ederler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 2 | tutia' | itaat etsen | تُطِعْ | طوع |
| 3 | eksera | çoğuna | أَكْثَرَ | كثر |
| 4 | men | kimselerin | مَنْ | - |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | l-erdi | yerde | الْأَرْضِ | ارض |
| 7 | yudilluke | dalalete düşürür seni | يُضِلُّوكَ | ضلل |
| 8 | an | عَنْ | - | |
| 9 | sebili | yolundan | سَبِيلِ | سبل |
| 10 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 11 | in | ki | إِنْ | - |
| 12 | yettebiune | tabi olurlar | يَتَّبِعُونَ | تبع |
| 13 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 14 | z-zenne | zanna | الظَّنَّ | ظنن |
| 15 | ve in | ve ki | وَإِنْ | - |
| 16 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 17 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 18 | yehrusune | tahmin ederler | يَخْرُصُونَ | خرص |
*Çoğunluk sapkınlık içindedir. Çoğunluğa değil hakka/gerçeğe itaat etmek/tabi olmak gerekir.
Ayet 117
Doğrusu (senin) Rabbin4 (ki) O en iyi bilendir kimseleri (ki) dalalete128 saparlar O’nun yolundan; ve O en iyi bilendir kılavuzlananları192.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | rabbeke | (senin) Rabbin | رَبَّكَ | ربب |
| 3 | huve | O | هُوَ | - |
| 4 | ea'lemu | en iyi bilendir | أَعْلَمُ | علم |
| 5 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 6 | yedillu | dalalete düşer | يَضِلُّ | ضلل |
| 7 | an | عَنْ | - | |
| 8 | sebilihi | yolundan O’nun | سَبِيلِهِ | سبل |
| 9 | ve huve | ve O | وَهُوَ | - |
| 10 | ea'lemu | en iyi bilendir | أَعْلَمُ | علم |
| 11 | bil-muhtedine | doğru yola kılavuzlananları | بِالْمُهْتَدِينَ | هدي |
Ayet 119
Ve nedir sizlere (olan) ki yemezsiniz* kendisi üzerine Allah'ın isminin zikredilmişinden; ve muhakkak detaylandırdı/ayırdı** (Allah) sizlere haram kıldığını** (Allah'ın) üzerinize; dışındadır kendisine zaruri*** kaldığınız; ve doğrusu bir çoğu**** mutlak dalalete128 düşer hevalarıyla olmaksızın bir ilim1143; doğrusu (senin) Rabbin4 (ki) O en iyi bilendir taşkınlık edenleri.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ma | ve nedir | وَمَا | - |
| 2 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 3 | ella | ki | أَلَّا | - |
| 4 | te'kulu | yemezsiniz | تَأْكُلُوا | اكل |
| 5 | mimma | مِمَّا | - | |
| 6 | zukira | zikredilmişten | ذُكِرَ | ذكر |
| 7 | ismu | isminin | اسْمُ | سمو |
| 8 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 9 | aleyhi | üzerine onun | عَلَيْهِ | - |
| 10 | vekad | ve muhakkak | وَقَدْ | - |
| 11 | fessale | detaylandırdı/ayırdı | فَصَّلَ | فصل |
| 12 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 13 | ma | مَا | - | |
| 14 | harrame | haram kıldığını | حَرَّمَ | حرم |
| 15 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 16 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 17 | ma | مَا | - | |
| 18 | dturirtum | zaruri kaldığınızı | اضْطُرِرْتُمْ | ضرر |
| 19 | ileyhi | kendisine | إِلَيْهِ | - |
| 20 | ve inne | ve doğrusu | وَإِنَّ | - |
| 21 | kesiran | bir çoğu | كَثِيرًا | كثر |
| 22 | leyudillune | mutlak dalalete düşer | لَيُضِلُّونَ | ضلل |
| 23 | biehvaihim | hevalarıyla | بِأَهْوَائِهِمْ | هوي |
| 24 | bigayri | olmaksızın | بِغَيْرِ | غير |
| 25 | ilmin | bir ilim | عِلْمٍ | علم |
| 26 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 27 | rabbeke | (senin) Rabbin | رَبَّكَ | ربب |
| 28 | huve | O | هُوَ | - |
| 29 | ea'lemu | en iyi bilendir | أَعْلَمُ | علم |
| 30 | bil-mua'tedine | taşkınlık edenleri | بِالْمُعْتَدِينَ | عدو |
*Hurafelere, söylentilere uyarak Yüce Allah adına kurban edilen hayvanların etlerini kendilerine haram eden müşrik kimseler.**Yüce Allah'ın haram kıldıkları apaçık bildirilmişken.***Zorunlu, gerekli.****Yeryüzündeki insanların çoğu müşriktir. Hevalarına uyarak, bir ilime dayanmadan (Kur'an'a) kendilerine Yüce Allah'ın helal kıldığı şeyleri haram ederler.
Ayet 125
Öyle ki kimi dilerse Allah ki kılavuzlar192; açar* onun göğsünü İslam'a218; ve kimi dilerse ki dalalette128 bırakır; yapar onun göğsünü sıkı/sınırlı/kısıtlı; dar; gibi sanki (o) yükselir gökte**; işte böyledir; yapar/koyar Allah ricsi*** kimselerin üstüne (ki) iman etmezler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | femen | öyle ki kimi | فَمَنْ | - |
| 2 | yuridi | dilerse | يُرِدِ | رود |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | en | ki | أَنْ | - |
| 5 | yehdiyehu | doğru yola kılavuzlar | يَهْدِيَهُ | هدي |
| 6 | yeşrah | açar | يَشْرَحْ | شرح |
| 7 | sadrahu | göğsünü onun | صَدْرَهُ | صدر |
| 8 | lilislami | İslam'a | لِلْإِسْلَامِ | سلم |
| 9 | ve men | ve kimi | وَمَنْ | - |
| 10 | yurid | dilerse | يُرِدْ | رود |
| 11 | en | ki | أَنْ | - |
| 12 | yudillehu | dalalete bırakır | يُضِلَّهُ | ضلل |
| 13 | yec'al | yapar | يَجْعَلْ | جعل |
| 14 | sadrahu | göğsünü onun | صَدْرَهُ | صدر |
| 15 | deyyikan | sıkı-sınırlı-kısıtlı-yetersiz | ضَيِّقًا | ضيق |
| 16 | haracen | dar | حَرَجًا | حرج |
| 17 | keennema | gibi ki | كَأَنَّمَا | - |
| 18 | yessaaadu | yükselir o | يَصَّعَّدُ | صعد |
| 19 | fi | فِي | - | |
| 20 | s-semai | gökte | السَّمَاءِ | سمو |
| 21 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 22 | yec'alu | yapar/koyar | يَجْعَلُ | جعل |
| 23 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 24 | r-ricse | ricsi | الرِّجْسَ | رجس |
| 25 | ala | üstüne | عَلَى | - |
| 26 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 27 | la | لَا | - | |
| 28 | yu'minune | iman etmezler | يُؤْمِنُونَ | امن |
*Göğsün fiziksel olarak bir açılması söz konusu değildir. Göğsü koruyan iskelet sistemi nasıl ki ameliyatlarda açılıyor, İslam ile şereflenecek olan göğsü koruyan manevi korumalar da Yüce Allah'ın izniyle açılır.**Büyük bir Kur'an mucizesidir. Gökte yükselen insanların göğüslerinde gerçekleşen daralma, sertleşme, kısıtlanma ayette işaret edilmiştir.Onun göğsünü sıkı, daraltılmış yapar. Sanki yükselir o gökte. ***Pisliği.
Ayet 140
Muhakkak hüsrana uğradı kimseler (ki) katlettiler35 kendi evlatlarını ahmakça; olmaksızın bir ilim1143; ve haramlaştırdılar Allah'ın kendilerini rızıklandırdığını iftira402 atarak Allah'a karşı; muhakkak dalalete128 düştüler; ve olmuş değillerdi muhted176.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 2 | hasira | hüsrana uğradı | خَسِرَ | خسر |
| 3 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 4 | katelu | katlettirler | قَتَلُوا | قتل |
| 5 | evladehum | evlatlarını | أَوْلَادَهُمْ | ولد |
| 6 | sefehen | ahmakça | سَفَهًا | سفه |
| 7 | bigayri | olmaksızın | بِغَيْرِ | غير |
| 8 | ilmin | bir ilim | عِلْمٍ | علم |
| 9 | ve harramu | ve haramlaştırdılar | وَحَرَّمُوا | حرم |
| 10 | ma | مَا | - | |
| 11 | razekahumu | kendileri rızıklandırdığını | رَزَقَهُمُ | رزق |
| 12 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 13 | ftira'en | iftira ederek | افْتِرَاءً | فري |
| 14 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 15 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 16 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 17 | dellu | dalalete düştüler | ضَلُّوا | ضلل |
| 18 | ve ma | ve değillerdir | وَمَا | - |
| 19 | kanu | oldular | كَانُوا | كون |
| 20 | muhtedine | muhted | مُهْتَدِينَ | هدي |
Ayet 144
Ve deveden iki; ve sığırdan iki; de ki: "İki erkeği (erkek deveyi ve erkek sığırı) mi haram kıldı (Allah) yoksa iki dişiyi (dişi deveyi ve dişi sığırı) mi? yoksa iki dişinin (dişi devenin ve dişi sığırın) rahimlerinin üzerini sarıp kapsadığını* mı? Yoksa oldunuz (mu) sizler şahitler/tanıklar vasiyet ettiği zaman Allah'ın bunu**; öyle ki kimdir daha zalim257 kimseden (ki) iftira attı402 Allah'a karşı bir yalan; dalalete128 düşürmek için insanları olmaksızın bir ilim1143***; doğrusu Allah kılavuzlamaz192**** zalimler257 kavmini/toplumunu.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve mine | ve | وَمِنَ | - |
| 2 | l-ibili | deveden | الْإِبِلِ | ابل |
| 3 | sneyni | iki | اثْنَيْنِ | ثني |
| 4 | ve mine | ve | وَمِنَ | - |
| 5 | l-bekari | sığırdan | الْبَقَرِ | بقر |
| 6 | sneyni | iki | اثْنَيْنِ | ثني |
| 7 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 8 | azzekerayni | iki erkeği (erkek deve ve erkek sığır) | الذَّكَرَيْنِ | ذكر |
| 9 | harrame | haram kıldı (Allah) | حَرَّمَ | حرم |
| 10 | emi | yoksa | أَمِ | - |
| 11 | l-unseyeyni | iki dişiyi mi (dişi deve ve dişi sığır) | الْأُنْثَيَيْنِ | انث |
| 12 | emma | yoksa | أَمَّا | - |
| 13 | ştemelet | sarıp kapsadığını | اشْتَمَلَتْ | شمل |
| 14 | aleyhi | üzerini | عَلَيْهِ | - |
| 15 | erhamu | rahimlerin | أَرْحَامُ | رحم |
| 16 | l-unseyeyni | iki dişinin (dişi devenin ve dişi sığırın) | الْأُنْثَيَيْنِ | انث |
| 17 | em | yoksa | أَمْ | - |
| 18 | kuntum | oldunuz | كُنْتُمْ | كون |
| 19 | şuheda'e | şahitler/tanıklar | شُهَدَاءَ | شهد |
| 20 | iz | إِذْ | - | |
| 21 | vessakumu | vasiyet ettiği zaman | وَصَّاكُمُ | وصي |
| 22 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 23 | bihaza | bununla | بِهَٰذَا | - |
| 24 | femen | öyle ki kimdir | فَمَنْ | - |
| 25 | ezlemu | daha zalim | أَظْلَمُ | ظلم |
| 26 | mimmeni | kimseden | مِمَّنِ | - |
| 27 | ftera | iftira atan | افْتَرَىٰ | فري |
| 28 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 29 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 30 | keziben | bir yalan | كَذِبًا | كذب |
| 31 | liyudille | dalalete düşürmek için | لِيُضِلَّ | ضلل |
| 32 | n-nase | insanları | النَّاسَ | نوس |
| 33 | bigayri | olmaksızın | بِغَيْرِ | غير |
| 34 | ilmin | bir ilim | عِلْمٍ | علم |
| 35 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 36 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 37 | la | لَا | - | |
| 38 | yehdi | doğru yola kılavuzlamaz | يَهْدِي | هدي |
| 39 | l-kavme | topluluğu | الْقَوْمَ | قوم |
| 40 | z-zalimine | zalimler | الظَّالِمِينَ | ظلم |
*Cenin.**Haram etmesine tanık mı oldunuz?***Uyduruk, tamamı zan olan hadislerle Yüce Allah'a iftira attılar. İnsanları saptırdılar. Müşriklerin yani şirk koşanların tamamı zalimdir. ****Müşriklerin hakim olduğu bir topluma asla doğru yola kılavuzlanmaz. Her daim sefillik içindelerdir. Refaha asla kavuşamazlar.
Ayet 38
Dedi (Allah): “Girin ümmetlere/topluluklara; muhakkak ki halife65 oldu sizlerden önce ateşe; cinden91 ve insandan”; ne zaman girdi bir ümmet305; lanet etti (ümmet) kız kardeşine; ta ki yakaladıkları/yetiştikleri* zaman orada** topluca; dedi sonraki (ümmet) onların önceki (ümmeti) için: “Rabbimiz4! Bunlar dalalete128 sürüklediler bizleri; öyle ki ver onlara bir kat (daha) azap ateşten; dedi (Allah): “Hepsi içindir bir kat; fakat (sizler) bilmezsiniz.”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kale | dedi (Allah) | قَالَ | قول |
| 2 | dhulu | girin | ادْخُلُوا | دخل |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | umemin | ümmetlere/topluluklara | أُمَمٍ | امم |
| 5 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 6 | halet | halife oldu | خَلَتْ | خلو |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | kablikum | sizden önce | قَبْلِكُمْ | قبل |
| 9 | mine | مِنَ | - | |
| 10 | l-cinni | cinden | الْجِنِّ | جنن |
| 11 | vel'insi | ve insandan | وَالْإِنْسِ | انس |
| 12 | fi | فِي | - | |
| 13 | n-nari | ateşe | النَّارِ | نور |
| 14 | kullema | ne zaman | كُلَّمَا | كلل |
| 15 | dehalet | girdi | دَخَلَتْ | دخل |
| 16 | ummetun | bir ümmet | أُمَّةٌ | امم |
| 17 | leanet | lanet etti (ümmet) | لَعَنَتْ | لعن |
| 18 | uhteha | kız kardeşine | أُخْتَهَا | اخو |
| 19 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 20 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 21 | ddaraku | yakaladıkları/yetiştikleri | ادَّارَكُوا | درك |
| 22 | fiha | orada (cehennemde) | فِيهَا | - |
| 23 | cemian | topluca | جَمِيعًا | جمع |
| 24 | kalet | dedi | قَالَتْ | قول |
| 25 | uhrahum | sonraki (ümmet) onların | أُخْرَاهُمْ | اخر |
| 26 | liulahum | onların önceki (ümmeti) için | لِأُولَاهُمْ | اول |
| 27 | rabbena | Rabbimiz! | رَبَّنَا | ربب |
| 28 | ha'ula'i | bunlar | هَٰؤُلَاءِ | - |
| 29 | edelluna | dalalete sürüklediler bizleri | أَضَلُّونَا | ضلل |
| 30 | fe atihim | öyle ki ver onlara | فَاتِهِمْ | اتي |
| 31 | azaben | bir azap | عَذَابًا | عذب |
| 32 | dia'fen | bir kat | ضِعْفًا | ضعف |
| 33 | mine | مِنَ | - | |
| 34 | n-nari | ateşten | النَّارِ | نور |
| 35 | kale | dedi (Allah) | قَالَ | قول |
| 36 | likullin | hepsi içindir | لِكُلٍّ | كلل |
| 37 | dia'fun | bir kat | ضِعْفٌ | ضعف |
| 38 | velakin | fakat | وَلَٰكِنْ | - |
| 39 | la | لَا | - | |
| 40 | tea'lemune | bilmezsiniz | تَعْلَمُونَ | علم |
*Birbirlerini, birbirlerine.**Cehennemde.
Ayet 60
Dedi kavminden/toplumundan (Nûh'un) melesi364: "Doğrusu bizler mutlak görürüz seni apaçık bir dalalette128."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 2 | l-meleu | melesi | الْمَلَأُ | ملا |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | kavmihi | kavminden/toplumundan | قَوْمِهِ | قوم |
| 5 | inna | doğrusu bizler | إِنَّا | - |
| 6 | lenerake | mutlak görürüz seni | لَنَرَاكَ | راي |
| 7 | fi | فِي | - | |
| 8 | delalin | bir dalalette | ضَلَالٍ | ضلل |
| 9 | mubinin | apaçık | مُبِينٍ | بين |
Ayet 61
Dedi (Nûh): "Ey kavmim/toplumum! Olmadı bende bir dalalet128; velakin/fakat bir resûlüm418 alemlerin203 Rabbinden4."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kale | dedi (Nuh) | قَالَ | قول |
| 2 | ya kavmi | ey kavmim | يَا قَوْمِ | قوم |
| 3 | leyse | yoktur | لَيْسَ | ليس |
| 4 | bi | bende | بِي | - |
| 5 | delaletun | bir dalalet | ضَلَالَةٌ | ضلل |
| 6 | velakinni | velakin/fakat | وَلَٰكِنِّي | - |
| 7 | rasulun | bir resûlüm | رَسُولٌ | رسل |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | rabbi | Rabbinden | رَبِّ | ربب |
| 10 | l-aalemine | alemlerin | الْعَالَمِينَ | علم |
Ayet 149
Ne zaman ki düşürüldü* ellerine onların (başları); ve gördüler ki onlar muhakkak dalalete128 düşmüşler; dediler: "Eğer asla rahmet271 etmezse bizlere Rabbimiz4; ve mağfiret319 etmezse bizlere; mutlak oluruz hüsrana uğrayanlardan."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velemma | ne zaman ki | وَلَمَّا | - |
| 2 | sukita | düşürüldü | سُقِطَ | سقط |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | eydihim | ellerine onların | أَيْدِيهِمْ | يدي |
| 5 | ve raev | ve gördüler | وَرَأَوْا | راي |
| 6 | ennehum | ki onlar | أَنَّهُمْ | - |
| 7 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 8 | dellu | dalalete düştüler | ضَلُّوا | ضلل |
| 9 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 10 | lein | eğer | لَئِنْ | - |
| 11 | lem | asla | لَمْ | - |
| 12 | yerhamna | rahmet etmezse bizlere | يَرْحَمْنَا | رحم |
| 13 | rabbuna | Rabbimiz | رَبُّنَا | ربب |
| 14 | ve yegfir | ve mağfiret emezse | وَيَغْفِرْ | غفر |
| 15 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 16 | lenekunenne | mutlak oluruz | لَنَكُونَنَّ | كون |
| 17 | mine | مِنَ | - | |
| 18 | l-hasirine | hüsrana uğrayanlardan | الْخَاسِرِينَ | خسر |
*Baş. Başlarını elleri arasında almak.
Ayet 155
Ve seçti Mûsâ vaktimiz için kendi kavmine/toplumuna yetmiş adam; öyle ki ne zaman tuttu onları sarsıntı* dedi (Mûsâ): "Rabbim4! Şayet dileseydin helak ederdin onları öncesinde; ve beni (de); helak mı edersin bizleri faaliyet içinde olduğuyla bizden ahmakların; değildir o (senin) fitnen610 dışında; dalalette128 bırakırsın onunla** dilediğin kimseyi; ve kılavuzlarsın192 dilediğin kimseyi; sen velimizsin28; öyle ki mağfiret319 et bizlere; ve rahmet271 et bizlere; ve sen hayırlısısın mağfiret319 edenlerin."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vehtara | ve seçti | وَاخْتَارَ | خير |
| 2 | musa | Mûsâ | مُوسَىٰ | - |
| 3 | kavmehu | kendi kavmine | قَوْمَهُ | قوم |
| 4 | seb'iyne | yetmiş | سَبْعِينَ | سبع |
| 5 | raculen | adam | رَجُلًا | رجل |
| 6 | limikatina | vaktimize | لِمِيقَاتِنَا | وقت |
| 7 | felemma | öyle ki ne zaman | فَلَمَّا | - |
| 8 | ehazethumu | tuttu onları | أَخَذَتْهُمُ | اخذ |
| 9 | r-racfetu | sarsıntı | الرَّجْفَةُ | رجف |
| 10 | kale | dedi (Mûsâ) | قَالَ | قول |
| 11 | rabbi | Rabbim | رَبِّ | ربب |
| 12 | lev | şayet | لَوْ | - |
| 13 | şi'te | dileseydin | شِئْتَ | شيا |
| 14 | ehlektehum | helak ederdin onları | أَهْلَكْتَهُمْ | هلك |
| 15 | min | مِنْ | - | |
| 16 | kablu | öncesinde | قَبْلُ | قبل |
| 17 | ve iyyaye | ve beni de | وَإِيَّايَ | - |
| 18 | etuhlikuna | helak mi edersin bizleri | أَتُهْلِكُنَا | هلك |
| 19 | bima | بِمَا | - | |
| 20 | feale | faaliyet içinde olduğuyla | فَعَلَ | فعل |
| 21 | s-sufeha'u | ahmakların | السُّفَهَاءُ | سفه |
| 22 | minna | bizden | مِنَّا | - |
| 23 | in | değildir | إِنْ | - |
| 24 | hiye | o | هِيَ | - |
| 25 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 26 | fitnetuke | fitnelendirmen | فِتْنَتُكَ | فتن |
| 27 | tudillu | dalalette bırakırsın | تُضِلُّ | ضلل |
| 28 | biha | onunla | بِهَا | - |
| 29 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 30 | teşa'u | dilediğin | تَشَاءُ | شيا |
| 31 | ve tehdi | ve doğru yola kılavuzlarsın | وَتَهْدِي | هدي |
| 32 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 33 | teşa'u | dilediğin | تَشَاءُ | شيا |
| 34 | ente | sen | أَنْتَ | - |
| 35 | veliyyuna | velimizsin | وَلِيُّنَا | ولي |
| 36 | fegfir | öyle ki mağfiret et | فَاغْفِرْ | غفر |
| 37 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 38 | verhamna | ve rahmet et bizlere | وَارْحَمْنَا | رحم |
| 39 | ve ente | ve sen | وَأَنْتَ | - |
| 40 | hayru | hayırlısı | خَيْرُ | خير |
| 41 | l-gafirine | mağfiret edenlerin | الْغَافِرِينَ | غفر |
*Deprem.**Fitnenle.
Ayet 178
Kimi kılavuzlar192 Allah öyle ki o kılavuzlanandır192; ve kimi dalalette128 bırakır; öyle ki işte bunlar; onlardır hüsrana uğrayanlardır.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | men | kimi | مَنْ | - |
| 2 | yehdi | doğru yola kılavuzlar | يَهْدِ | هدي |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | fehuve | öyle ki o | فَهُوَ | - |
| 5 | l-muhtedi | doğru yolu bulandır | الْمُهْتَدِي | هدي |
| 6 | vemen | ve kimi | وَمَنْ | - |
| 7 | yudlil | dalalette bırakır | يُضْلِلْ | ضلل |
| 8 | feulaike | öyle ki işte bunlar | فَأُولَٰئِكَ | - |
| 9 | humu | onlardır | هُمُ | - |
| 10 | l-hasirune | hüsrana uğrayanlardır | الْخَاسِرُونَ | خسر |
Ayet 179
Ve ant olsun ektik/tohumladık cehennem için birçoğunu cinden210 ve insandan; onlaradır* kalpler213 akletmezler562 onunla; ve onlaradır gözler bakmazlar onunla; ve onlaradır kulaklar işitmezler onunla; işte bunlar; en'âmdır645; evet! Onlar daha dalalet128 içindedir; işte bunlar; onlardır gâfiller310.
*'Onlaradır geçişi önemlidir. Bu zamir hem cinleri hem de insanları kapsar. Bu durumda cinlerin insanların kalp, göz ve kulak organlarının işlevini yapan, benzer özelliklere sahip, kendilerine özgü mekanizmalara sahip olduklarını anlarız. Kendi yaratılış özelliklerine göre bu varlıkların kendi iradelerinin olduğunu, çevrelerinde olan şeylerden görme ve işitme gibi özellikler gibi farkındalık sahibi olduklarını anlarız.
Ayet 186
Kimi dalalette128 bırakır Allah; öyle ki olmaz kılavuzlayan192 ona*; ve bırakır onları** tûğyânları442 içinde (ki) bocalayıp dururlar.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | men | kimi | مَنْ | - |
| 2 | yudlili | dalalette bırakır | يُضْلِلِ | ضلل |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 5 | hadiye | olmaz doğru yola kılavuzlayan | هَادِيَ | هدي |
| 6 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 7 | ve yezeruhum | ve bırakır onları | وَيَذَرُهُمْ | وذر |
| 8 | fi | içinde | فِي | - |
| 9 | tugyanihim | tuğyanları | طُغْيَانِهِمْ | طغي |
| 10 | yea'mehune | bocalayıp dururlar | يَعْمَهُونَ | عمه |
*O kimseyi.**O kimseleri.
Ayet 37
Ancak ki ertelemek* bir ziyadedir** küfürde422; dalalette128 bırakılır onunla kâfirlik25 etmiş kimseler (ki) helal kılarlar onu*** bir yıl**** ve haram kılarlar onu*** bir yıl****; denk gelmesi için Allah'ın haram kıldığının adetini/sayısını; öyle ki helal kılarlar**** haram kıldığını Allah'ın; süslü gösterildi onlara yaptıkları kötülük; ve Allah kılavuzlamaz192 kâfirler25 kavmini/toplumunu.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | innema | ancak ki | إِنَّمَا | - |
| 2 | n-nesi'u | ertelemek | النَّسِيءُ | نسا |
| 3 | ziyadetun | bir ziyadedir | زِيَادَةٌ | زيد |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | l-kufri | küfürde | الْكُفْرِ | كفر |
| 6 | yudellu | dalalette bırakılır | يُضَلُّ | ضلل |
| 7 | bihi | onunla | بِهِ | - |
| 8 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 9 | keferu | kâfirlik etmiş | كَفَرُوا | كفر |
| 10 | yuhillunehu | helal kılarlar onu | يُحِلُّونَهُ | حلل |
| 11 | aamen | bir yıl | عَامًا | عوم |
| 12 | ve yuharrimunehu | ve haram kılarlar onu | وَيُحَرِّمُونَهُ | حرم |
| 13 | aamen | bir yıl | عَامًا | عوم |
| 14 | liyuvatiu | denk gelmesi için | لِيُوَاطِئُوا | وطا |
| 15 | iddete | adeti/sayısı | عِدَّةَ | عدد |
| 16 | ma | مَا | - | |
| 17 | harrame | haram kıldığının | حَرَّمَ | حرم |
| 18 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 19 | fe yuhillu | öyle ki helal kılarlar | فَيُحِلُّوا | حلل |
| 20 | ma | مَا | - | |
| 21 | harrame | haram kıldığını | حَرَّمَ | حرم |
| 22 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 23 | zuyyine | süslü gösterildi | زُيِّنَ | زين |
| 24 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 25 | su'u | kötülüğü | سُوءُ | سوا |
| 26 | ea'malihim | yaptıklarını | أَعْمَالِهِمْ | عمل |
| 27 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 28 | la | لَا | - | |
| 29 | yehdi | doğru yola kılavuzlamaz | يَهْدِي | هدي |
| 30 | l-kavme | toplumunu | الْقَوْمَ | قوم |
| 31 | l-kafirine | kâfirler | الْكَافِرِينَ | كفر |
*Haram ayları kafadan ertelemek. **Artıştır.***Sabit haram ayları.****Yıl geçişlerinde kaydırma yaparlar. Sabit aylar olarak almazlar. Yılda 4 ay haram ay kabul ederek Yüce Allah'ın haram aylar sayısını denk getirirler. Ancak sabit olarak haram olması gereken aylar bazen haram ay olur, bazen helal ay olur. ****Sabit olması gereken haram aylar geldiğinde erteleme yaparak Yüce Allah'ın haram kıldığı savaşmama yasağını delerler.
Ayet 115
Ve olmuş değildir Allah dalalette128 bırakır bir kavmi/toplumu kılavuzladığı192 zaman sonrasında; ta ki beyan226 eder* onlara neye takvalı21 olurlar; doğrusu Allah her bir şeye bir Alîm’dir8.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 2 | kane | olmuş | كَانَ | كون |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | liyudille | dalalette bırakır | لِيُضِلَّ | ضلل |
| 5 | kavmen | bir kavmi/toplumu | قَوْمًا | قوم |
| 6 | bea'de | sonrasında | بَعْدَ | بعد |
| 7 | iz | zaman | إِذْ | - |
| 8 | hedahum | doğru yola kılavuzlaması | هَدَاهُمْ | هدي |
| 9 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 10 | yubeyyine | beyan ederler | يُبَيِّنَ | بين |
| 11 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 12 | ma | neye | مَا | - |
| 13 | yettekune | takvalı olurlar | يَتَّقُونَ | وقي |
| 14 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 15 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 16 | bikulli | herbir | بِكُلِّ | كلل |
| 17 | şey'in | şeye | شَيْءٍ | شيا |
| 18 | alimun | bir Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
*Allah.
Ayet 32
Öyle ki işte sizleredir Allah19; hak/gerçek Rabbiniz4; öyle ki nedir hak/gerçek dışında sonrasında dalalet128*; öyle ki nasıl döndürülürsünüz?
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fezalikumu | öyle ki işte sizleredir | فَذَٰلِكُمُ | - |
| 2 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 3 | rabbukumu | Rabbiniz | رَبُّكُمُ | ربب |
| 4 | l-hakku | hak/gerçek | الْحَقُّ | حقق |
| 5 | femaza | öyle ki nedir | فَمَاذَا | - |
| 6 | bea'de | sonrasında | بَعْدَ | بعد |
| 7 | l-hakki | hak/gerçek | الْحَقِّ | حقق |
| 8 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 9 | d-delalu | delalet | الضَّلَالُ | ضلل |
| 10 | feenna | öyle ki nasıl | فَأَنَّىٰ | اني |
| 11 | tusrafune | döndürülürsünüz | تُصْرَفُونَ | صرف |
*Size ne oluyor da hak/gerçek sonrasında dalalete düşüyorsunuz?
Ayet 88
Ve dedi Mûsâ: "Rabbimiz4! Doğrusu sen; verdin firavuna ve melesine364 onun* bir ziynet856 ve mallar dünya hayatında; Rabbimiz4! Dalalete128 düşürmeleri için senin yolundan336; Rabbimiz4! Sil mallarının üzerini ve sertleştir/katılaştır kalplerinin175 üzerini; öyle ki iman47 etmezler ta ki görürler elim/acıklı azabı."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kale | ve dedi | وَقَالَ | قول |
| 2 | musa | Mûsâ | مُوسَىٰ | - |
| 3 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 4 | inneke | doğrusu sen | إِنَّكَ | - |
| 5 | ateyte | verdin | اتَيْتَ | اتي |
| 6 | fir'avne | firavuna | فِرْعَوْنَ | - |
| 7 | ve meleehu | ve melesine onun | وَمَلَأَهُ | ملا |
| 8 | zineten | bir ziynet | زِينَةً | زين |
| 9 | ve emvalen | ve mallar | وَأَمْوَالًا | مول |
| 10 | fi | فِي | - | |
| 11 | l-hayati | hayatında | الْحَيَاةِ | حيي |
| 12 | d-dunya | dünya | الدُّنْيَا | دنو |
| 13 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 14 | liyudillu | dalalete sürüklemeleri için | لِيُضِلُّوا | ضلل |
| 15 | an | عَنْ | - | |
| 16 | sebilike | senin yolundan | سَبِيلِكَ | سبل |
| 17 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 18 | tmis | sil | اطْمِسْ | طمس |
| 19 | ala | üzerini | عَلَىٰ | - |
| 20 | emvalihim | mallarının | أَمْوَالِهِمْ | مول |
| 21 | veşdud | ve sertleştir/katılaştır | وَاشْدُدْ | شدد |
| 22 | ala | üzerini | عَلَىٰ | - |
| 23 | kulubihim | kalplerinin | قُلُوبِهِمْ | قلب |
| 24 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 25 | yu'minu | iman etmezler | يُؤْمِنُوا | امن |
| 26 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 27 | yeravu | görürler | يَرَوُا | راي |
| 28 | l-azabe | azabı | الْعَذَابَ | عذب |
| 29 | l-elime | elim/acıklı | الْأَلِيمَ | الم |
*Firavunun.
Ayet 108
De ki: "Ey insanlar! Muhakkak geldi sizlere hak/gerçek* Rabbinizden4; öyle ki kim kılavuzladı192**; öyle ki ancak kılavuzlar192 kendi nefsini201; ve kim dalalete128 düştü; öyle ki ancak dalalete128 düşer kendi aleyhine; değilim ben üzerinize bir vekîl517."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 2 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 3 | n-nasu | insanlar | النَّاسُ | نوس |
| 4 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 5 | ca'ekumu | geldi sizlere | جَاءَكُمُ | جيا |
| 6 | l-hakku | hak/gerçek | الْحَقُّ | حقق |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | rabbikum | Rabbinizden | رَبِّكُمْ | ربب |
| 9 | femeni | öyle ki kim | فَمَنِ | - |
| 10 | hteda | doğru yola kılavuzladı | اهْتَدَىٰ | هدي |
| 11 | feinnema | öyle ki ancak | فَإِنَّمَا | - |
| 12 | yehtedi | doğru yola kılavuzlar | يَهْتَدِي | هدي |
| 13 | linefsihi | kendi nefsini | لِنَفْسِهِ | نفس |
| 14 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 15 | delle | dalalete düştü | ضَلَّ | ضلل |
| 16 | feinnema | öyle ki ancak | فَإِنَّمَا | - |
| 17 | yedillu | dalalete düşer | يَضِلُّ | ضلل |
| 18 | aleyha | kendi aleyhine | عَلَيْهَا | - |
| 19 | ve ma | değilim | وَمَا | - |
| 20 | ena | ben | أَنَا | - |
| 21 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 22 | bivekilin | bir vekil | بِوَكِيلٍ | وكل |
*Kur'an.**Nefsini.
Ayet 8
Dedikleri zaman: "Mutlak ki Yûsuf ve onun* kardeşi bizden daha sevgilidir babamıza**; ve bizler bir birliğiz/bağlıyız; doğrusu babamız*** mutlak apaçık bir dalalettedir128."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | iz | zaman | إِذْ | - |
| 2 | kalu | dedikleri | قَالُوا | قول |
| 3 | leyusufu | mutlak ki Yûsuf | لَيُوسُفُ | - |
| 4 | ve ehuhu | ve kardeşi onun | وَأَخُوهُ | اخو |
| 5 | ehabbu | daha sevgilidir | أَحَبُّ | حبب |
| 6 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 7 | ebina | babamıza | أَبِينَا | ابو |
| 8 | minna | bizden | مِنَّا | - |
| 9 | venehnu | ve bizler | وَنَحْنُ | - |
| 10 | usbetun | bir birliğiz/bağlıyız | عُصْبَةٌ | عصب |
| 11 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 12 | ebana | babamız | أَبَانَا | ابو |
| 13 | lefi | mutlak | لَفِي | - |
| 14 | delalin | bir dalalettedir | ضَلَالٍ | ضلل |
| 15 | mubinin | apaçık | مُبِينٍ | بين |
*Yûsuf'un.**Yakûb'a.***Yakûb.
Ayet 30
Ve dediler kadınlar şehirde: "Azîzin karısı murad talep etmiş fetânına936; nefsinden201 onun*; muhakkak tutkun etmiş onu** bir aşk/sevda; doğrusu biz mutlak görürüz onu** apaçık bir dalalette128."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kale | ve dediler | وَقَالَ | قول |
| 2 | nisvetun | kadınlar | نِسْوَةٌ | نسو |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | l-medineti | şehirde | الْمَدِينَةِ | مدن |
| 5 | mraetu | karısı | امْرَأَتُ | مرا |
| 6 | l-azizi | azîzin | الْعَزِيزِ | عزز |
| 7 | turavidu | murad talep etmiş | تُرَاوِدُ | رود |
| 8 | fetaha | fetânına | فَتَاهَا | فتي |
| 9 | an | عَنْ | - | |
| 10 | nefsihi | nefsinden onun | نَفْسِهِ | نفس |
| 11 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 12 | şegafeha | tutkun etmiş onu | شَغَفَهَا | شغف |
| 13 | hubben | bir aşk/sevda | حُبًّا | حبب |
| 14 | inna | doğrusu biz | إِنَّا | - |
| 15 | leneraha | mutlak görürüz onu | لَنَرَاهَا | راي |
| 16 | fi | فِي | - | |
| 17 | delalin | bir dalalette | ضَلَالٍ | ضلل |
| 18 | mubinin | apaçık | مُبِينٍ | بين |
*Fetânının (Yûsuf'un).**Kadını.
Ayet 95
Dediler*: "Allah’a yemin olsun ki doğrusu sen** mutlak içindesin eski bir dalalet128."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 2 | tallehi | Allah’a yemin olsun ki | تَاللَّهِ | - |
| 3 | inneke | doğrusu sen | إِنَّكَ | - |
| 4 | lefi | mutlak içindesin | لَفِي | - |
| 5 | delalike | bir dalalet | ضَلَالِكَ | ضلل |
| 6 | l-kadimi | eski/önceki | الْقَدِيمِ | قدم |
*Yakûb'un yanında kalmış olan oğulları.**Yakûb.
Ayet 14
O'nadır* hak/gerçek çağrı/davet; ve kimseler (ki) çağırırlar/davet ederler O’nun** astından (ki) cevap veremezler onlara bir şeyle; dışındadır uzatan iki avcunu*** suya; ulaşması için ağzına; ve o*** ulaşır değildir ona; ve değildir çağrısı/daveti kâfirlerin25 dalaletteki128 dışında.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | lehu | O'nadır | لَهُ | - |
| 2 | dea'vetu | çağrı/davet | دَعْوَةُ | دعو |
| 3 | l-hakki | hak gerçek | الْحَقِّ | حقق |
| 4 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 5 | yed'une | çağırırlar/davet ederler | يَدْعُونَ | دعو |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | dunihi | astından O’nun | دُونِهِ | دون |
| 8 | la | لَا | - | |
| 9 | yestecibune | cevap veremezler | يَسْتَجِيبُونَ | جوب |
| 10 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 11 | bişey'in | bir şeyle | بِشَيْءٍ | شيا |
| 12 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 13 | kebasiti | uzatan | كَبَاسِطِ | بسط |
| 14 | keffeyhi | iki avucunu | كَفَّيْهِ | كفف |
| 15 | ila | إِلَى | - | |
| 16 | l-mai | suya | الْمَاءِ | موه |
| 17 | liyebluga | ulaşması için | لِيَبْلُغَ | بلغ |
| 18 | fahu | ağzına onun | فَاهُ | فوه |
| 19 | vema | ve değildir | وَمَا | - |
| 20 | huve | o | هُوَ | - |
| 21 | bibaligihi | ulaşır ona | بِبَالِغِهِ | بلغ |
| 22 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 23 | duaa'u | çağrısı/daveti | دُعَاءُ | دعو |
| 24 | l-kafirine | kafirlerin | الْكَافِرِينَ | كفر |
| 25 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 26 | fi | فِي | - | |
| 27 | delalin | dalaletteki | ضَلَالٍ | ضلل |
*Allah'adır.**Allah'ın.***Yüce Allah'ın iki avucu ve onların uzatılmasını olumsuz olarak işaret etmesi de büyük bir işarettir. Günümüzde Allah'a dua ediyoruz diye avuç açan ancak mezheplere/tarikatlara/hadislere tabi olmuş kimselerin çağrıları/duaları gerçek çağrı/dua değildir. Rabbimiz şirkle yapılan dualara asla cevap vermez. Vermediğini de zaten kendilerini müslüman sanan toplumun halinden görmekteyiz ki üzerlerine rics/pislik yağmaktadır.***Su.
Ayet 27
Ve diyor kâfirlik25 etmiş kimseler: "Değil miydi indirilmeli onun* üzerine bir ayet287 Rabbinden4?"; de ki: "Doğrusu Allah dalalette128 bırakır dilediği kimseyi; ve kılavuzlar192 kendisine sıkça dönmüş** kimseyi."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve yekulu | ve diyor | وَيَقُولُ | قول |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | keferu | kâfirlik etmiş | كَفَرُوا | كفر |
| 4 | levla | değil miydi? | لَوْلَا | - |
| 5 | unzile | indirilmeli | أُنْزِلَ | نزل |
| 6 | aleyhi | üzerine onun | عَلَيْهِ | - |
| 7 | ayetun | bir ayet | ايَةٌ | ايي |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | rabbihi | Rabbinden | رَبِّهِ | ربب |
| 10 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 11 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 12 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 13 | yudillu | dalalette bırakır | يُضِلُّ | ضلل |
| 14 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 15 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 16 | ve yehdi | ve kılavuzlar | وَيَهْدِي | هدي |
| 17 | ileyhi | kendisine | إِلَيْهِ | - |
| 18 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 19 | enabe | sıkca döndü | أَنَابَ | نوب |
*Nebi ve resûl Muhammed.**Her anında Rabbini hatırlayan/zikreden.
Ayet 33
Öyle ki kimse midir o* (ki) bir kıyamdadır143** her bir nefis201 üzerine kazandığıyla? Ve yaptılar Allah'a ortaklar71; de ki: "İsimlendirin*** onları****; ya da haber (mi) verirsiniz O'na***** bilmediğini yerde; ya da söylemden ortaya çıkanladır******; evet! Ziynetlendirildi856 kâfirlik25 etmiş kimselere tuzakları; ve sapıp uzaklaştırıldılar yoldan*******; ve kimi dalalette128 bırakır Allah; öyle ki yoktur ona hiç bir kılavuz192.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | efemen | öyle ki kimse mi | أَفَمَنْ | - |
| 2 | huve | o (ki) | هُوَ | - |
| 3 | kaimun | bir kıyamdadır | قَائِمٌ | قوم |
| 4 | ala | üzerinde | عَلَىٰ | - |
| 5 | kulli | her | كُلِّ | كلل |
| 6 | nefsin | nefsin | نَفْسٍ | نفس |
| 7 | bima | بِمَا | - | |
| 8 | kesebet | kazandığıyla | كَسَبَتْ | كسب |
| 9 | vecealu | ve yaptılar | وَجَعَلُوا | جعل |
| 10 | lillahi | Allah'a | لِلَّهِ | - |
| 11 | şuraka'e | ortaklar | شُرَكَاءَ | شرك |
| 12 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 13 | semmuhum | isimlendirin onları | سَمُّوهُمْ | سمو |
| 14 | em | ya da | أَمْ | - |
| 15 | tunebbiunehu | haber verirsiniz ona | تُنَبِّئُونَهُ | نبا |
| 16 | bima | بِمَا | - | |
| 17 | la | لَا | - | |
| 18 | yea'lemu | bilmediğini | يَعْلَمُ | علم |
| 19 | fi | فِي | - | |
| 20 | l-erdi | yerde | الْأَرْضِ | ارض |
| 21 | em | ya da | أَمْ | - |
| 22 | bizahirin | ortaya çıkanla | بِظَاهِرٍ | ظهر |
| 23 | mine | مِنَ | - | |
| 24 | l-kavli | söylemden | الْقَوْلِ | قول |
| 25 | bel | evet | بَلْ | - |
| 26 | zuyyine | ziynetlendirildi | زُيِّنَ | زين |
| 27 | lillezine | kimselere | لِلَّذِينَ | - |
| 28 | keferu | kafirlik etmiş | كَفَرُوا | كفر |
| 29 | mekruhum | tuzakları | مَكْرُهُمْ | مكر |
| 30 | ve suddu | ve sapıp uzaklaştırıldılar | وَصُدُّوا | صدد |
| 31 | ani | عَنِ | - | |
| 32 | s-sebili | yoldan | السَّبِيلِ | سبل |
| 33 | ve men | ve kimi | وَمَنْ | - |
| 34 | yudlili | dalalette bırakır | يُضْلِلِ | ضلل |
| 35 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 36 | fema | öyle ki yoktur | فَمَا | - |
| 37 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 38 | min | hiç bir | مِنْ | - |
| 39 | hadin | bir doğru yola kılavuzdan | هَادٍ | هدي |
*Kâfirlik etmiş kimse ve/veya Yüce Allah'a ortak edilen kimse. **Her zaman uyanıktır, dikelmiştir, aktiftir. Kendisi yaratılmış olan bir kimse asla Yüce Allah'a ortak koşulamaz.***Ne isim verirseniz verin bir ilâh olma özellikleri asla yoktur.****Ortak koşulan kimseler. *****Allah'a. ******Boş sözle, boş lafla. Kuru laf kalabalığıyla.*******Kur'an'dan.
Ayet 3
Kimselerdir (ki) severler dünya hayatını ahirete karşı; ve çevirirler Allah'ın yolundan336; ve bakınırlar ona* bir eğriliğe**; işte bunlar uzak bir dalalettedir128.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimselerdir (ki) | الَّذِينَ | - |
| 2 | yestehibbune | severler | يَسْتَحِبُّونَ | حبب |
| 3 | l-hayate | hayatını | الْحَيَاةَ | حيي |
| 4 | d-dunya | dünya | الدُّنْيَا | دنو |
| 5 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 6 | l-ahirati | ahirete | الْاخِرَةِ | اخر |
| 7 | ve yesuddune | ve çevirirler | وَيَصُدُّونَ | صدد |
| 8 | an | عَنْ | - | |
| 9 | sebili | yolundan | سَبِيلِ | سبل |
| 10 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 11 | ve yebguneha | ve bakınırlar ona | وَيَبْغُونَهَا | بغي |
| 12 | ivecen | bir eğriliğe | عِوَجًا | عوج |
| 13 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 14 | fi | فِي | - | |
| 15 | delalin | bir dalalettedir | ضَلَالٍ | ضلل |
| 16 | beiydin | uzak | بَعِيدٍ | بعد |
*Dünya hayatına ve/veya ahirete.**Çarpıklığa.
Ayet 4
Ve göndermiş değiliz hiçbir resûlü418 onun* kavminin/toplumunun lisanı/dili980 dışında; beyan226 etmesi içindir onlara**; öyle ki dalalette128 bırakır Allah dilediği kimseyi; ve kılavuzlar192 dilediği kimseyi; ve O*** Azîz’dir37; Hakîm’dir9.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ma | ve değiliz | وَمَا | - |
| 2 | erselna | göndermiş | أَرْسَلْنَا | رسل |
| 3 | min | hiçbir | مِنْ | - |
| 4 | rasulin | resûlü | رَسُولٍ | رسل |
| 5 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 6 | bilisani | lisanı/dili | بِلِسَانِ | لسن |
| 7 | kavmihi | onun kavminin | قَوْمِهِ | قوم |
| 8 | liyubeyyine | beyan etmesi için | لِيُبَيِّنَ | بين |
| 9 | lehum | olara | لَهُمْ | - |
| 10 | feyudillu | öyle ki dalalette bırakır | فَيُضِلُّ | ضلل |
| 11 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 12 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 13 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 14 | ve yehdi | ve doğruya kılavuzlar | وَيَهْدِي | هدي |
| 15 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 16 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 17 | ve huve | ve O | وَهُوَ | - |
| 18 | l-azizu | Aziz’dir | الْعَزِيزُ | عزز |
| 19 | l-hakimu | Hakîm’di | الْحَكِيمُ | حكم |
*Resûlün.**Kavme/topluma.***Allah.
Ayet 18
Misalidir870 kimselerin (ki) kâfirlik25 ettiler Rablerine4; yaptıkları onların* bir kül gibidir (ki) savurdu onu** rüzgâr fırtınalı bir günde; muktedir964 olamazlar kazandıklarından*** bir şeye karşı; işte bu (ki) o uzak bir dalalettir128.
*Kâfirlerin.**Külü.***Kazandıkları sıfırla çarpılır.
Ayet 27
Sabitler* Allah iman47 etmiş kimseleri sabit** sözle dünya hayatında ve ahirette; ve dalalette128 bırakır Allah zalimleri257; ve faaliyete geçirir Allah dilediğini.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yusebbitu | sabitler | يُثَبِّتُ | ثبت |
| 2 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 3 | ellezine | kimseleri (ki) | الَّذِينَ | - |
| 4 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 5 | bil-kavli | söz ile | بِالْقَوْلِ | قول |
| 6 | s-sabiti | sabit | الثَّابِتِ | ثبت |
| 7 | fi | فِي | - | |
| 8 | l-hayati | hayatında | الْحَيَاةِ | حيي |
| 9 | d-dunya | dünya | الدُّنْيَا | دنو |
| 10 | ve fi | ve | وَفِي | - |
| 11 | l-ahirati | ahirette | الْاخِرَةِ | اخر |
| 12 | ve yudillu | ve dalalette bırakır | وَيُضِلُّ | ضلل |
| 13 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 14 | z-zalimine | zalimleri | الظَّالِمِينَ | ظلم |
| 15 | ve yef'alu | ve faaliyete geçirir | وَيَفْعَلُ | فعل |
| 16 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 17 | ma | مَا | - | |
| 18 | yeşa'u | dilediğini | يَشَاءُ | شيا |
*Güzel bir ağaç gibi yapar. Kararlı, kökleri sabit, göğe uzanan meyve veren dallarıyla. **Güzel bir ağaca benzeyen sözle, kelimeyle. Asla değişmeyen, kararlı bir sözle.
Ayet 30
Ve yaptılar Allah'a eşler/denkler*; dalalete128 sürüklemek için O'nun** yolundan336; de ki: "Metalanın54; öyle ki doğrusu varış yeriniz ateşe834 doğrudur."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve cealu | ve yaptılar | وَجَعَلُوا | جعل |
| 2 | lillahi | Allah'a | لِلَّهِ | - |
| 3 | endaden | eşler | أَنْدَادًا | ندد |
| 4 | liyudillu | dalalete sürüklemek için | لِيُضِلُّوا | ضلل |
| 5 | an | عَنْ | - | |
| 6 | sebilihi | O'nun yolundan | سَبِيلِهِ | سبل |
| 7 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 8 | temetteu | metalanın | تَمَتَّعُوا | متع |
| 9 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 10 | mesirakum | varış yeriniz | مَصِيرَكُمْ | صير |
| 11 | ila | إِلَى | - | |
| 12 | n-nari | ateşe doğrudur | النَّارِ | نور |
*Yüce Allah'ın Kur'an'ında olan hükümlerine haşa eşit/denk sayılan, hatta ayetlerden haşa daha üstün olabilen sözde imamların uyduruk sözlerini din kabul ettiler. **Allah'ın.
Ayet 56
Dedi*: "Ve kim umut keser** Rabbinin4 rahmetinden271 dalalettekiler128 dışında?"
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 2 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 3 | yeknetu | umut keser | يَقْنَطُ | قنط |
| 4 | min | -nden | مِنْ | - |
| 5 | rahmeti | rahmetinden | رَحْمَةِ | رحم |
| 6 | rabbihi | Rabbinin | رَبِّهِ | ربب |
| 7 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 8 | d-dallune | dalalettekiler | الضَّالُّونَ | ضلل |
*Melekler.**Ümitsiz olur, yeise düşer.
Ayet 25
Taşımaları içindir kendi yüklerini kıyamet günü148 bir kâmil* (olarak) ; ve kimselerin yüklerinden** (ki) dalalete128 sürüklediler onları olmaksızın bir ilim1143; öyle ki değil mi (ki) ne kötüdür yüklendikleri?
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | liyehmilu | taşımaları içindir | لِيَحْمِلُوا | حمل |
| 2 | evzarahum | kendi yüklerini | أَوْزَارَهُمْ | وزر |
| 3 | kamileten | bir kâmil (olarak) | كَامِلَةً | كمل |
| 4 | yevme | günü | يَوْمَ | يوم |
| 5 | l-kiyameti | kıyamet | الْقِيَامَةِ | قوم |
| 6 | ve min | ve | وَمِنْ | - |
| 7 | evzari | yüklerinden | أَوْزَارِ | وزر |
| 8 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 9 | yudillunehum | dalalete sürüklediler onları | يُضِلُّونَهُمْ | ضلل |
| 10 | bigayri | olmaksızın | بِغَيْرِ | غير |
| 11 | ilmin | bir ilim | عِلْمٍ | علم |
| 12 | ela | öyle ki değil mi | أَلَا | - |
| 13 | sa'e | ne kötü | سَاءَ | سوا |
| 14 | ma | ne | مَا | - |
| 15 | yezirune | yüklenlendikleri | يَزِرُونَ | وزر |
*Tam, eksiksiz, mükemmel.**Bir ilme dayanmadan şerefli Kur'an'dan saptıran herkes saptırdığı kimselerin yüklerinden de yüklenir. Zerre ağırlığınca bir iyiliğe aracılık eden görür onu; zerre ağırlığınca bir kötülüğe aracılık eden de görür onu.
Ayet 36
Ve ant olsun* gönderdik** her bir ümmete305 bir resûl418 ki kulluk46 edin Allah'a ve kaçının tâğût442 (-tan) ; öyle ki onlardan kimini kılavuzladı192 Allah; ve onlardan kiminin üzerlerine dalalet128 hakikatlaştı***; öyle ki dolaşın**** yerde; ve bakın nasıl oldu yalanlayanların196 akıbeti892.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | beasna | gönderdik | بَعَثْنَا | بعث |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | kulli | her bir | كُلِّ | كلل |
| 5 | ummetin | ümmete | أُمَّةٍ | امم |
| 6 | rasulen | bir resûl | رَسُولًا | رسل |
| 7 | eni | ki | أَنِ | - |
| 8 | a'budu | kulluk edin | اعْبُدُوا | عبد |
| 9 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 10 | vectenibu | ve kaçının | وَاجْتَنِبُوا | جنب |
| 11 | t-tagute | tâğût (-tan) | الطَّاغُوتَ | طغي |
| 12 | feminhum | öyle ki onlardan | فَمِنْهُمْ | - |
| 13 | men | kimini | مَنْ | - |
| 14 | heda | doğru yola kılavuzladı | هَدَى | هدي |
| 15 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 16 | ve minhum | ve onlardan | وَمِنْهُمْ | - |
| 17 | men | kimine | مَنْ | - |
| 18 | hakkat | hakikatleşti | حَقَّتْ | حقق |
| 19 | aleyhi | üzerlerine | عَلَيْهِ | - |
| 20 | d-delaletu | dalalet | الضَّلَالَةُ | ضلل |
| 21 | fesiru | öyle ki dolaşın | فَسِيرُوا | سير |
| 22 | fi | فِي | - | |
| 23 | l-erdi | yerde | الْأَرْضِ | ارض |
| 24 | fenzuru | ve bakın | فَانْظُرُوا | نظر |
| 25 | keyfe | nasıl | كَيْفَ | كيف |
| 26 | kane | olmuş | كَانَ | كون |
| 27 | aakibetu | akıbeti | عَاقِبَةُ | عقب |
| 28 | l-mukezzibine | yalanlayanların | الْمُكَذِّبِينَ | كذب |
*Rabbimizin ekstradan vurgulaması asla ama asla aksinin olamayacağını bildirmek içindir. **Her bir ümmete kendi içlerinden, onların dilini konuşan resûller gönderilir. Nebi ve resûl kavramları doğru anlaşılmalıdır. Nebiler kutsal kitapları getirirler. Son nebi de Muhammed'tir. Ancak resûller gelmeye devam eder. Kıyamete kadar da gelecektir. Rabbimin insanları doğru yola kılavuzlamak istediğini ve bu nedenle resûlleri göndermeyi murad ettiğini anlarız. ***Hakikat/gerçek tecelli etti.****Arkeolojik kazılar yapın.
Ayet 37
Eğer ihtiraslı* olsan (da) onların kılavuzlanmasına192 karşı; öyle ki doğrusu Allah kılavuzlamaz192 dalalette128 bırakır (olduğu) kimseyi; ve olmaz onlara** hiçbir yardımcı.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | in | eğer | إِنْ | - |
| 2 | tehris | ihtiraslı olsan (da) | تَحْرِصْ | حرص |
| 3 | ala | karşı | عَلَىٰ | - |
| 4 | hudahum | doğru yola kılavuzlanmasına onların | هُدَاهُمْ | هدي |
| 5 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 6 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 7 | la | لَا | - | |
| 8 | yehdi | doğru yola kılavuzlamaz | يَهْدِي | هدي |
| 9 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 10 | yudillu | dalalette bırakır | يُضِلُّ | ضلل |
| 11 | ve ma | ve olmaz | وَمَا | - |
| 12 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 13 | min | hiçbir | مِنْ | - |
| 14 | nasirine | yardımcılar | نَاصِرِينَ | نصر |
*Şiddetle istemek, hırsla bağlanmak, aşırı arzu.**Dalalete düşmüş kimselere.
Ayet 87
Ve karşılaştılar Allah'a o gün selam* (-da); ve dalalete128 düştü onlardan iftira402 atar oldukları.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve elkav | ve karşılaştılar | وَأَلْقَوْا | لقي |
| 2 | ila | إِلَى | - | |
| 3 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 4 | yevmeizin | o gün | يَوْمَئِذٍ | - |
| 5 | s-seleme | selâm (-da) | السَّلَمَ | سلم |
| 6 | ve delle | ve dalalete düştü | وَضَلَّ | ضلل |
| 7 | anhum | onlardan | عَنْهُمْ | - |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | kanu | olduklarından | كَانُوا | كون |
| 10 | yefterune | iftira atarlar | يَفْتَرُونَ | فري |
*Mutlak teslim olmuş durumda.
Ayet 93
Ve şayet dileseydi Allah mutlak yapardı sizleri tek bir ümmet305; velakin/fakat dalalette128 bırakır dilediği kimseyi; ve kılavuzlar192 dilediği kimseyi; ve mutlaka sual edilirsiniz* yapar olduğunuzdan.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velev | velev/şayet | وَلَوْ | - |
| 2 | şa'e | dileseydi | شَاءَ | شيا |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | lecealekum | mutlak yapardı sizleri | لَجَعَلَكُمْ | جعل |
| 5 | ummeten | bir ümmet | أُمَّةً | امم |
| 6 | vahideten | bir tek | وَاحِدَةً | وحد |
| 7 | velakin | velakin/fakat | وَلَٰكِنْ | - |
| 8 | yudillu | dalalette bırakır | يُضِلُّ | ضلل |
| 9 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 10 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 11 | ve yehdi | ve doğruya kılavuzlar | وَيَهْدِي | هدي |
| 12 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 13 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 14 | veletuselunne | ve mutlaka sual edilirsiniz | وَلَتُسْأَلُنَّ | سال |
| 15 | amma | عَمَّا | - | |
| 16 | kuntum | olduğunuzdan | كُنْتُمْ | كون |
| 17 | tea'melune | yaparlar | تَعْمَلُونَ | عمل |
*Sorulursunuz.
Ayet 125
Davet et* Rabbinin4 yoluna336 doğru hikmetle382 ve güzel vaazla653; ve mücadele et onlara kendisinin** daha güzel (olduğuyla); doğrusu (senin) Rabbin4 (ki) O*** daha iyi bilendir dalalete128 düşmüş kimseyi kendi yolundan336; ve O*** daha iyi bilendir kılavuzlananları192.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | Ud'u | davet et | ادْعُ | دعو |
| 2 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 3 | sebili | yoluna | سَبِيلِ | سبل |
| 4 | rabbike | Rabbinin | رَبِّكَ | ربب |
| 5 | bil-hikmeti | hikmetle | بِالْحِكْمَةِ | حكم |
| 6 | velmev'izeti | ve vaazla | وَالْمَوْعِظَةِ | وعظ |
| 7 | l-haseneti | güzel | الْحَسَنَةِ | حسن |
| 8 | ve cadilhum | ve mücadele et onlar | وَجَادِلْهُمْ | جدل |
| 9 | billeti | (biçimde) | بِالَّتِي | - |
| 10 | hiye | o | هِيَ | - |
| 11 | ehsenu | en güzel | أَحْسَنُ | حسن |
| 12 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 13 | rabbeke | (senin) Rabbin | رَبَّكَ | ربب |
| 14 | huve | O | هُوَ | - |
| 15 | ea'lemu | en iyi bilendir | أَعْلَمُ | علم |
| 16 | bimen | kimseyi | بِمَنْ | - |
| 17 | delle | dalkalate düştüler | ضَلَّ | ضلل |
| 18 | an | عَنْ | - | |
| 19 | sebilihi | kendi yolundan | سَبِيلِهِ | سبل |
| 20 | ve huve | ve O | وَهُوَ | - |
| 21 | ea'lemu | daha iyi bilendir | أَعْلَمُ | علم |
| 22 | bil-muhtedine | doğru yola kılavuzlananları | بِالْمُهْتَدِينَ | هدي |
*Çağır.**Kitapla yani Şerefli Kur'an'la mücadele et.***Allah.
Ayet 15
Kim doğru yola kılavuzlandı; öyle ki ancak doğru yola kılavuzlanır kendi nefsi201 için; ve kim dalalete128 düştü öyle ki ancak dalalete128 düşer aleyhine onun*; ve yüklenmez bir yüklenici başkasının yükünü; ve olmuş değiliz azap edenler** ta ki göndeririz bir resûl418.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | meni | kim | مَنِ | - |
| 2 | hteda | doğru yola kılavuzlandı | اهْتَدَىٰ | هدي |
| 3 | feinnema | öyle ki ancak | فَإِنَّمَا | - |
| 4 | yehtedi | doğru yola kılavuzlanır | يَهْتَدِي | هدي |
| 5 | linefsihi | kendi nefsi için | لِنَفْسِهِ | نفس |
| 6 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 7 | delle | dalalete düştü | ضَلَّ | ضلل |
| 8 | feinnema | öyle ki ancak | فَإِنَّمَا | - |
| 9 | yedillu | dalalete düşer | يَضِلُّ | ضلل |
| 10 | aleyha | aleyhine onun (nefsin) | عَلَيْهَا | - |
| 11 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 12 | teziru | yüklenmez | تَزِرُ | وزر |
| 13 | vaziratun | bir yüklenici | وَازِرَةٌ | وزر |
| 14 | vizra | yükünü | وِزْرَ | وزر |
| 15 | uhra | başkasının | أُخْرَىٰ | اخر |
| 16 | ve ma | ve değiliz | وَمَا | - |
| 17 | kunna | olduk | كُنَّا | كون |
| 18 | muazzibine | azap edenler | مُعَذِّبِينَ | عذب |
| 19 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 20 | neb'ase | göndeririz | نَبْعَثَ | بعث |
| 21 | rasulen | bir resûl | رَسُولًا | رسل |
*Nefsin.**Kendilerini uyaran, müjdeleyen bir resûl gelmeyen toplumlara azap yoktur.
Ayet 48
Bak nasıl darp ettiler* sana** misallar870; öyle ki dalalete128 düştüler; öyle ki itaat*** edemezler bir yola.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | unzur | bak | انْظُرْ | نظر |
| 2 | keyfe | nasıl | كَيْفَ | كيف |
| 3 | derabu | darp ettiler | ضَرَبُوا | ضرب |
| 4 | leke | sana | لَكَ | - |
| 5 | l-emsale | emsal | الْأَمْثَالَ | مثل |
| 6 | fedellu | öyle ki dalalete düştüler | فَضَلُّوا | ضلل |
| 7 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 8 | yestetiune | itaat edemezler | يَسْتَطِيعُونَ | طوع |
| 9 | sebilen | bir yola | سَبِيلًا | سبل |
*Vurdular, ortaya koydular.**Seni neye benzettiler.***Bir yola tabi olmazlar, takip edemezler.
Ayet 72
Ve kim oldu bunda* âmâ**; öyle ki o ahirette âmâdır** ve daha dalalete128 düşendir bir yol (olarak)
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 2 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | hazihi | bunda | هَٰذِهِ | - |
| 5 | ea'ma | âmâ | أَعْمَىٰ | عمي |
| 6 | fehuve | öyle ki o | فَهُوَ | - |
| 7 | fi | فِي | - | |
| 8 | l-ahirati | ahirette | الْاخِرَةِ | اخر |
| 9 | ea'ma | âmâdır | أَعْمَىٰ | عمي |
| 10 | ve edellu | ve daha dalalete düşendir | وَأَضَلُّ | ضلل |
| 11 | sebilen | bir yol (olarak) | سَبِيلًا | سبل |
*Bu dünya hayatında.**Kendisinin sorumlu olduğu imamı olan kutsal kitabına kör olan. ***Ahirette de kör olur.
Ayet 97
Ve kimi kılavuzlar192 Allah; öyle ki o doğru yolu bulandır; kimi dalalette128 bırakır öyle ki asla bulamazsın onlara veliler28 O’nun* astından; ve haşrederiz556 onları kıyamet günü148 yüzleri üzerine âmâlar; ve dilsizler; ve sağırlar (olarak); varış yeri onların cehennemdir968; her bir sönmeye yüz tuttuğunda** artırırız onlara bir sa‘îr809.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve men | ve kimi | وَمَنْ | - |
| 2 | yehdi | doğru yolo kılavuzlar | يَهْدِ | هدي |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | fehuve | öyle ki o | فَهُوَ | - |
| 5 | l-muhtedi | doğru yolu bulandır | الْمُهْتَدِ | هدي |
| 6 | ve men | kimi | وَمَنْ | - |
| 7 | yudlil | dalalette bırakır | يُضْلِلْ | ضلل |
| 8 | felen | öyle ki asla | فَلَنْ | - |
| 9 | tecide | bulamazsın | تَجِدَ | وجد |
| 10 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 11 | evliya'e | veliler | أَوْلِيَاءَ | ولي |
| 12 | min | مِنْ | - | |
| 13 | dunihi | astından O’nun | دُونِهِ | دون |
| 14 | ve nehşuruhum | ve haşrederiz onları | وَنَحْشُرُهُمْ | حشر |
| 15 | yevme | günü | يَوْمَ | يوم |
| 16 | l-kiyameti | kıyamet | الْقِيَامَةِ | قوم |
| 17 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 18 | vucuhihim | yüzleri | وُجُوهِهِمْ | وجه |
| 19 | umyen | âmâlar | عُمْيًا | عمي |
| 20 | ve bukmen | ve dilsizler | وَبُكْمًا | بكم |
| 21 | ve summen | ve sağırlar | وَصُمًّا | صمم |
| 22 | me'vahum | varış yeri onların | مَأْوَاهُمْ | اوي |
| 23 | cehennemu | cehennemdir | جَهَنَّمُ | - |
| 24 | kullema | her bir | كُلَّمَا | كلل |
| 25 | habet | sönmeye yüz tuttuğunda | خَبَتْ | خبو |
| 26 | zidnahum | artırırız onlara | زِدْنَاهُمْ | زيد |
| 27 | seiyran | bir seîr | سَعِيرًا | سعر |
*Allah'ın.**Cehennem.
Ayet 51
Değilim şahit tutmuş/tanık etmiş onları* yaratılışına** göklerin ve yerin; ve ne de yaratılışına** kendi nefislerinin201; ve olmuş değilim edinen dalalete128 düşenleri bir yardımcı***.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ma | değilim | مَا | - |
| 2 | eşhedtuhum | şahit tutan/tanık eden | أَشْهَدْتُهُمْ | شهد |
| 3 | halka | yaratılışına | خَلْقَ | خلق |
| 4 | s-semavati | göklerin | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 5 | vel'erdi | ve yerin | وَالْأَرْضِ | ارض |
| 6 | ve la | ve ne de | وَلَا | - |
| 7 | halka | yaratılışına | خَلْقَ | خلق |
| 8 | enfusihim | nefislerinin | أَنْفُسِهِمْ | نفس |
| 9 | ve ma | ve değilim | وَمَا | - |
| 10 | kuntu | olmuş | كُنْتُ | كون |
| 11 | muttehize | edinmiş | مُتَّخِذَ | اخذ |
| 12 | l-mudilline | dalalete düşenleri | الْمُضِلِّينَ | ضلل |
| 13 | aduden | bir yardımcı | عَضُدًا | عضد |
*İblîs ve zürriyetini.**Yaratılışın hiçbir noktasında rol almadılar. Tanık bile olmadılar.***Rabbim kendisine meleklerden işleri ve oluşları yapan aracılar seçer. Dalalete düşmüş olan iblîs ve zürriyetini seçmediğini bildirmektedir.
Ayet 104
Kimselerdir (ki) dalalete128 düştü mesaileri* onların dünya hayatındaki; ve onlar düşünürler ki onlar güzelleştiriyorlar bir sanayi1071**.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimselerdir (ki) | الَّذِينَ | - |
| 2 | delle | dalalete düştü | ضَلَّ | ضلل |
| 3 | sea'yuhum | mesaileri onların | سَعْيُهُمْ | سعي |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | l-hayati | hayatındaki | الْحَيَاةِ | حيي |
| 6 | d-dunya | dünya | الدُّنْيَا | دنو |
| 7 | vehum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 8 | yehsebune | düşünürler | يَحْسَبُونَ | حسب |
| 9 | ennehum | ki onlar | أَنَّهُمْ | - |
| 10 | yuhsinune | güzelleştirirler | يُحْسِنُونَ | حسن |
| 11 | sun'an | bir sanayi | صُنْعًا | صنع |
*Çalışmaları.**Örnek; günümüzde mezhep imamlarını Yüce Allah'ın astından evliya edinmiş olan kimseler cami yaparak güzelleştirdiklerini sanırlar. Günde sözde 5 vakit salat yaparlar. Bu kimselerin tüm mesaileri 0 ile çarpılır.
Ayet 38
İşittirirsin* onlara ve gördürürsün*; gündür (ki) gelirler bize; fakat zalimler257 o gün bir dalalettedir128.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | esmia' | (Nasıl) işittirirsin | أَسْمِعْ | سمع |
| 2 | bihim | onlara | بِهِمْ | - |
| 3 | ve ebsir | ve (nasıl) gördürürsün | وَأَبْصِرْ | بصر |
| 4 | yevme | gündür (ki) | يَوْمَ | يوم |
| 5 | ye'tunena | gelirler bize | يَأْتُونَنَا | اتي |
| 6 | lakini | fakat | لَٰكِنِ | - |
| 7 | z-zalimune | zalimler | الظَّالِمُونَ | ظلم |
| 8 | l-yevme | o gün | الْيَوْمَ | يوم |
| 9 | fi | فِي | - | |
| 10 | delalin | bir dalalettedir | ضَلَالٍ | ضلل |
| 11 | mubinin | apaçık | مُبِينٍ | بين |
*Nasıl? 2. tekil şahıs. Sen nasıl...
Ayet 75
De ki: "Kim oldu dalalette128; öyle ki mutlak uzatır* ona Rahmân1 bir uzatma*; ta ki gördükleri zaman vaat edildiklerini -ama azabı** ve ama sâati470-; öyle ki bilecekler kimdir (ki); o bir şerdir bir mekan*** (olarak); ve daha zaaflıdır**** bir asker (olarak)."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 2 | men | kim | مَنْ | - |
| 3 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | d-delaleti | dalalete | الضَّلَالَةِ | ضلل |
| 6 | felyemdud | öyle ki mutlak uzatır | فَلْيَمْدُدْ | مدد |
| 7 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 8 | r-rahmanu | Rahmân | الرَّحْمَٰنُ | رحم |
| 9 | medden | bir uzatma | مَدًّا | مدد |
| 10 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 11 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 12 | raev | gördükleri | رَأَوْا | راي |
| 13 | ma | مَا | - | |
| 14 | yuadune | vaat edildiklerini | يُوعَدُونَ | وعد |
| 15 | imma | ama | إِمَّا | - |
| 16 | l-azabe | azabı | الْعَذَابَ | عذب |
| 17 | veimma | ve ama | وَإِمَّا | - |
| 18 | s-saate | sâati | السَّاعَةَ | سوع |
| 19 | feseyea'lemune | öyle ki bilecekler onlar | فَسَيَعْلَمُونَ | علم |
| 20 | men | kimdir (ki) | مَنْ | - |
| 21 | huve | o | هُوَ | - |
| 22 | şerrun | bir şerrdir | شَرٌّ | شرر |
| 23 | mekanen | bir mekan (olarak) | مَكَانًا | كون |
| 24 | ve ed'afu | ve daha zaaflıdır | وَأَضْعَفُ | ضعف |
| 25 | cunden | bir asker | جُنْدًا | جند |
*Süre tanır, yayar.**Sâat öncesi olan bir azap olmalıdır. Kıyamet kopmadan önce kendilerine resûl gelen ümmetler şirk koşmada ısrar ederlerse kendilerine azap edilir. Duhân suresinde işaret edilen duman azabı da böyledir. ***Bulunduğu yer açısından çok kötüdür.****Zayıftır.
Ayet 52
Dedi*: "İlmi onun** Rabbimin4 indindedir/katındadır; bir kitaptadır***; dalalete128 düşmez Rabbim4; ve unutmaz."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 2 | ilmuha | ilmi onun | عِلْمُهَا | علم |
| 3 | inde | indindedir/katındadır | عِنْدَ | عند |
| 4 | rabbi | Rabbimin | رَبِّي | ربب |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | kitabin | bir kitaptadır | كِتَابٍ | كتب |
| 7 | la | لَا | - | |
| 8 | yedillu | dalalete düşmez | يَضِلُّ | ضلل |
| 9 | rabbi | Rabbim | رَبِّي | ربب |
| 10 | ve la | ve de | وَلَا | - |
| 11 | yensa | unutmaz | يَنْسَى | نسي |
*Mûsâ.**Firavunun sorduğu sorunun ilmi/bilgisi.***Yazıttadır.
Ayet 79
Ve dalalete128 düşürdü1108 firavun678 kendi kavmini/toplumunu; ve kılavuzlamış192 değildi1108.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve edelle | ve dalalete düşürdü | وَأَضَلَّ | ضلل |
| 2 | fir'avnu | firavun | فِرْعَوْنُ | - |
| 3 | kavmehu | kavmini/toplumunu | قَوْمَهُ | قوم |
| 4 | ve ma | ve değildi | وَمَا | - |
| 5 | heda | doğru yola kılavuzlamış | هَدَىٰ | هدي |
Ayet 85
Dedi*: "Öyle ki biz muhakkak fitnelendirdik610 (senin) kavmini/toplumunu senden önce; ve dalalete128 düşürdü onları sâmiriyy1111."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 2 | feinna | öyle ki biz | فَإِنَّا | - |
| 3 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 4 | fetenna | fitnelendirdik | فَتَنَّا | فتن |
| 5 | kavmeke | kavmini/toplumunu | قَوْمَكَ | قوم |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | bea'dike | senden önce | بَعْدِكَ | بعد |
| 8 | ve edellehumu | ve dalalete düşürdü onları | وَأَضَلَّهُمُ | ضلل |
| 9 | s-samiriyyu | sâmiriyy | السَّامِرِيُّ | سمر |
*Allah.
Ayet 92
Dedi:* "Ey Hârûn! Ne mani oldu sana gördüğün zaman onları dalalete128 düştüler?"
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 2 | ya harunu | ey Hûrûn | يَا هَارُونُ | - |
| 3 | ma | مَا | - | |
| 4 | meneake | ne mani oldu sana | مَنَعَكَ | منع |
| 5 | iz | zaman | إِذْ | - |
| 6 | raeytehum | gördüğün | رَأَيْتَهُمْ | راي |
| 7 | dellu | dalalete düştüler | ضَلُّوا | ضلل |
*Mûsâ.
Ayet 123
Dedi*: "İnin ikiniz** aşağıya oradan topluca***; bir kısmınız*** bir kısma*** bir düşman (olarak); öyle ki ne zaman geldi sizlere*** benden bir doğru yola kılavuz****; öyle ki kim tabi oldu doğru yola kılavuzuma*****; öyle ki dalalete128 düşmez; ve perişan/mutsuz olmaz."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kale | dedi (Allah) | قَالَ | قول |
| 2 | hbita | inin ikiniz aşağıya | اهْبِطَا | هبط |
| 3 | minha | oradan | مِنْهَا | - |
| 4 | cemian | topluca | جَمِيعًا | جمع |
| 5 | bea'dukum | bir kısmınız | بَعْضُكُمْ | بعض |
| 6 | libea'din | bir kısma | لِبَعْضٍ | بعض |
| 7 | aduvvun | bir düşman (olarak) | عَدُوٌّ | عدو |
| 8 | feimma | öyle ki ne zaman | فَإِمَّا | - |
| 9 | ye'tiyennekum | geldi sizlere | يَأْتِيَنَّكُمْ | اتي |
| 10 | minni | benden | مِنِّي | - |
| 11 | huden | bir doğru yola kılavuz | هُدًى | هدي |
| 12 | femeni | öyle ki kim | فَمَنِ | - |
| 13 | ttebea | tabi oldu | اتَّبَعَ | تبع |
| 14 | hudaye | doğru yola kılavuzuma | هُدَايَ | هدي |
| 15 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 16 | yedillu | dalalete düşmez | يَضِلُّ | ضلل |
| 17 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 18 | yeşka | perişan/mutsuz olmaz | يَشْقَىٰ | شقو |
*Allah.**Âdem ve zevcesi (erkek ve kadın insanlar); hepimiz.***Muhatap tüm insanlar olmuştur. ****Kutsal kitaplar. Sadece kutsal kitaplar.*****Kutsal kitaplarıma. Sadece kutsal kitaplarıma.
Ayet 54
Dedi*: "Muhakkak ki oldunuz sizler ve babalarınız/atalarınız apaçık bir dalalette128."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 2 | lekad | muhakkak ki | لَقَدْ | - |
| 3 | kuntum | oldunuz | كُنْتُمْ | كون |
| 4 | entum | sizler | أَنْتُمْ | - |
| 5 | ve aba'ukum | ve babalarınız/atalarınız | وَابَاؤُكُمْ | ابو |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | delalin | bir dalalette | ضَلَالٍ | ضلل |
| 8 | mubinin | apaçık | مُبِينٍ | بين |
*İbrahim.
Ayet 4
Yazıldı aleyhinde onun* ki o (kimse); kim veli28 edindi onu**; öyle ki doğrusu o*** dalalete128 düşürür*** onu****; ve kılavuzluk eder*** ona***** sa‘îr809 azaba doğru.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kutibe | yazıldı | كُتِبَ | كتب |
| 2 | aleyhi | aleyhine onun | عَلَيْهِ | - |
| 3 | ennehu | ki o | أَنَّهُ | - |
| 4 | men | kim | مَنْ | - |
| 5 | tevellahu | veli edindi onu | تَوَلَّاهُ | ولي |
| 6 | feennehu | öyle ki doğrusu o | فَأَنَّهُ | - |
| 7 | yudilluhu | dalalete düşürür onu | يُضِلُّهُ | ضلل |
| 8 | ve yehdihi | ve kılavuzluk eder ona | وَيَهْدِيهِ | هدي |
| 9 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 10 | azabi | azaba | عَذَابِ | عذب |
| 11 | s-seiyri | sa’îr | السَّعِيرِ | سعر |
*Kimsenin.**Şeytânı.***Şeytân.****Kimseyi.*****Kimseye.
Ayet 9
Eğer/büker yanını* dalalete128 düşürmeye Allah'ın yolundan336; onadır** dünyada bir hizyet1118; ve tattırırız ona** kıyamet günü148 yakma azabını.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | saniye | eğer/büker | ثَانِيَ | ثني |
| 2 | itfihi | yanını | عِطْفِهِ | عطف |
| 3 | liyudille | dalalete düşürmeye | لِيُضِلَّ | ضلل |
| 4 | an | عَنْ | - | |
| 5 | sebili | yolundan | سَبِيلِ | سبل |
| 6 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 7 | lehu | onadır | لَهُ | - |
| 8 | fi | فِي | - | |
| 9 | d-dunya | dünyada | الدُّنْيَا | دنو |
| 10 | hizyun | bir hizyet | خِزْيٌ | خزي |
| 11 | ve nuzikuhu | ve tattırırız ona | وَنُذِيقُهُ | ذوق |
| 12 | yevme | günü | يَوْمَ | يوم |
| 13 | l-kiyameti | kıyamet | الْقِيَامَةِ | قوم |
| 14 | azabe | azabını | عَذَابَ | عذب |
| 15 | l-hariki | yakma | الْحَرِيقِ | حرق |
*Vücudunun yanını; mecazî anlam: kibirlenmek, yüz çevirmek gururla sırt dönme.**Yüce Allah'ın yolundan insanları saptıran kimseye.
Ayet 12
Çağırır* Allah’ın astından zarar veremeyeni ona** ve menfaat sağlayamayanı ona**; işte budur; o*** uzak dalalettir128.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yed'u | çağırırlar | يَدْعُو | دعو |
| 2 | min | مِنْ | - | |
| 3 | duni | astından | دُونِ | دون |
| 4 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 5 | ma | مَا | - | |
| 6 | la | لَا | - | |
| 7 | yedurruhu | zarar veremeyene ona | يَضُرُّهُ | ضرر |
| 8 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 9 | la | لَا | - | |
| 10 | yenfeuhu | menfaat sağlayamayana ona | يَنْفَعُهُ | نفع |
| 11 | zalike | işte budur | ذَٰلِكَ | - |
| 12 | huve | o | هُوَ | - |
| 13 | d-delalu | dalalettir | الضَّلَالُ | ضلل |
| 14 | l-beiydu | uzak | الْبَعِيدُ | بعد |
*Dua eder, davet eder.**Kendisine.***Allah'ın astından idollere dua etmek, çağrıda bulunmak.
Ayet 106
Dediler: "Rabbimiz4! Galip geldi bizlere şikvetimiz1185; ve olduk dalalet128 (-li) bir kavim/toplum.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 2 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 3 | galebet | galip geldi | غَلَبَتْ | غلب |
| 4 | aleyna | bizlere | عَلَيْنَا | - |
| 5 | şikvetuna | şikvetimiz | شِقْوَتُنَا | شقو |
| 6 | ve kunna | ve olduk | وَكُنَّا | كون |
| 7 | kavmen | bir topluluk | قَوْمًا | قوم |
| 8 | dalline | dalalet (-li) | ضَالِّينَ | ضلل |
Ayet 9
Bak nasıl darp* ettiler sana emsâl870; öyle ki dalalete128 düştüler; öyle ki itaat** edemezler bir yola.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | unzur | bak | انْظُرْ | نظر |
| 2 | keyfe | nasıl | كَيْفَ | كيف |
| 3 | derabu | darp ettiler | ضَرَبُوا | ضرب |
| 4 | leke | sana | لَكَ | - |
| 5 | l-emsale | emsal | الْأَمْثَالَ | مثل |
| 6 | fedellu | öyle ki dalalete düştü | فَضَلُّوا | ضلل |
| 7 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 8 | yestetiune | itaat edemezler | يَسْتَطِيعُونَ | طوع |
| 9 | sebilen | bir yola | سَبِيلًا | سبل |
*Vurdular, ortaya koydular.**Güç yetiremezler.
Ayet 17
Ve gündür (ki) haşreder556* onları ve kulluk46 ettiklerini Allah’ın astından; öyle ki der*: "Sizler misiniz (ki) dalalete128 düşürdünüz kullarımı907?; işte bunları; ya da onlar dalalete128 düşürdü yolu124."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve yevme | ve gündür (ki) | وَيَوْمَ | يوم |
| 2 | yehşuruhum | haşreder onları | يَحْشُرُهُمْ | حشر |
| 3 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 4 | yea'budune | kulluk ettikleri | يَعْبُدُونَ | عبد |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | duni | astından | دُونِ | دون |
| 7 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 8 | fe yekulu | öyle ki der | فَيَقُولُ | قول |
| 9 | eentum | sizler misiniz | أَأَنْتُمْ | - |
| 10 | edleltum | dalalete düşürdünüz | أَضْلَلْتُمْ | ضلل |
| 11 | ibadi | kullarımı | عِبَادِي | عبد |
| 12 | ha'ula'i | işte bunları | هَٰؤُلَاءِ | - |
| 13 | em | ya da | أَمْ | - |
| 14 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 15 | dellu | dalalete düşürdü | ضَلُّوا | ضلل |
| 16 | s-sebile | yolu | السَّبِيلَ | سبل |
*Allah.
Ayet 29
"Muhakkak ki dalalete128 düşürdü beni zikirden78* geldiği zaman sonrası bana o** (zikir); ve oldu şeytân29 insan için bir yüzüstü bırakan***."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | lekad | muhakkak ki | لَقَدْ | - |
| 2 | edelleni | saptırdı beni | أَضَلَّنِي | ضلل |
| 3 | ani | عَنِ | - | |
| 4 | z-zikri | zikirden/öğütten/hatırlatmadan (Kur’an’dan) | الذِّكْرِ | ذكر |
| 5 | bea'de | sonrası | بَعْدَ | بعد |
| 6 | iz | إِذْ | - | |
| 7 | ca'eni | geldiği zaman bana o (zikir/öğüt/hatırlatma) | جَاءَنِي | جيا |
| 8 | ve kane | ve oldu | وَكَانَ | كون |
| 9 | ş-şeytanu | şeytan | الشَّيْطَانُ | شطن |
| 10 | lilinsani | insan için | لِلْإِنْسَانِ | انس |
| 11 | hazulen | bir yüzüstü bırakan | خَذُولًا | خذل |
*Kutsal kitaptan. Kur'ân'dan.**Zikir. Ahiret evreninde şerefli Kur'an apaçık bir şekilde insanlara hatırlatılacaktır. ***Şerefli Kur'an'dan saptıranlar o gün ortalıklarda olamayacaktır.
Ayet 34
Kimselerdir (ki) haşredilirler556 yüzleri üzerine* cehenneme968 doğru; işte bunlardır**; bir şerdir205 bir mekan (olarak); ve daha dalalettir128 bir yol (olarak).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimselerdir | الَّذِينَ | - |
| 2 | yuhşerune | haşredilirler | يُحْشَرُونَ | حشر |
| 3 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 4 | vucuhihim | yüzleri | وُجُوهِهِمْ | وجه |
| 5 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 6 | cehenneme | cehenneme | جَهَنَّمَ | - |
| 7 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 8 | şerrun | bir şerdir | شَرٌّ | شرر |
| 9 | mekanen | bir mekan (olarak) | مَكَانًا | كون |
| 10 | ve edellu | ve daha dalalettir | وَأَضَلُّ | ضلل |
| 11 | sebilen | bir yol (olarak) | سَبِيلًا | سبل |
*Yüzleri cehennem evrenini görecek şekilde haşredilirler.**Kimseler ve durumları.
Ayet 42
"Neredeyse mutlak dalalete128 düşürüyordu bizleri ilâhlarımızdan1094 şayet ki sabretmeseydik üzerinde onun*"; ve yakında bilecekler; (o) zaman/an görürler azabı kim daha dalalette128 bir yol (-ludur).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | in | إِنْ | - | |
| 2 | kade | nerdeyse | كَادَ | كود |
| 3 | leyudilluna | mutlak dalalete düşürürdü bizleri | لَيُضِلُّنَا | ضلل |
| 4 | an | عَنْ | - | |
| 5 | alihetina | ilâhlarımızdan | الِهَتِنَا | اله |
| 6 | levla | şayet | لَوْلَا | - |
| 7 | en | ki | أَنْ | - |
| 8 | saberna | sabretmeseydik | صَبَرْنَا | صبر |
| 9 | aleyha | üzerinde onun | عَلَيْهَا | - |
| 10 | ve sevfe | ve yakında | وَسَوْفَ | - |
| 11 | yea'lemune | bilecekler | يَعْلَمُونَ | علم |
| 12 | hine | zaman/an | حِينَ | حين |
| 13 | yeravne | gördükleri | يَرَوْنَ | راي |
| 14 | l-azabe | azabı | الْعَذَابَ | عذب |
| 15 | men | kimedir | مَنْ | - |
| 16 | edellu | daha dalalettir | أَضَلُّ | ضلل |
| 17 | sebilen | bir yol | سَبِيلًا | سبل |
*Sapkınlıkta.
Ayet 44
Yoksa düşünürsün ki ekserisi* onların işitirler ya da aklederler562; onlar ancak en’âm645 gibidir1227; evet! Onlar daha dalalettir128 bir yol (olarak).
*Çoğu.
Ayet 20
Dedi*: "Faaliyet ettim onu** bir zaman***; ve ben1242 dalalet128 içindekilerdendim.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 2 | fealtuha | faaliyet ettim onu | فَعَلْتُهَا | فعل |
| 3 | izen | bir zaman | إِذًا | - |
| 4 | veena | ve ben | وَأَنَا | - |
| 5 | mine | مِنَ | - | |
| 6 | d-dalline | dalalet içindekilerdendim | الضَّالِّينَ | ضلل |
*Mûsâ.**Bir adamı öldürmeyi.***Önceki bir zamanda.
Ayet 86
"Ve mağfiret319 et babama**; doğrusu o** oldu dalalet128 içindekilerden."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vegfir | ve mağfiret et | وَاغْفِرْ | غفر |
| 2 | liebi | babama | لِأَبِي | ابو |
| 3 | innehu | doğrusu o | إِنَّهُ | - |
| 4 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 5 | mine | مِنَ | - | |
| 6 | d-dalline | dalalet içindekilerden | الضَّالِّينَ | ضلل |
*İbrahim'in babası. Genetiğin zerre önemi yoktur. Ne faydası ne de zararı vardır. Önemli olan takvadır. Tek yumurta ikizi olan iki kişininin bir tanesi cennete diğeri cehenneme gidebilir. **Babam.
Ayet 97
"TaAllahi1017; doğrusu olduk mutlak içinde mubîn1194 bir dalalet128."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | tallehi | TaAllah | تَاللَّهِ | - |
| 2 | in | doğrusu | إِنْ | - |
| 3 | kunna | olduk | كُنَّا | كون |
| 4 | lefi | mutlak içinde | لَفِي | - |
| 5 | delalin | bir dalalet | ضَلَالٍ | ضلل |
| 6 | mubinin | bir mubin | مُبِينٍ | بين |
Ayet 99
"Ve dalalete128 düşürmüş değildir bizleri mücrimler dışında674."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 2 | edellena | dalalete düşürmüş bizleri | أَضَلَّنَا | ضلل |
| 3 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 4 | l-mucrimune | mücrimler | الْمُجْرِمُونَ | جرم |
Ayet 81
Ve değilsin sen* kılavuzlayan192 âmâları** dalaletlerinden128; ki işittirirsin ancak kimseye (ki) iman47 etti ayetlerimize454; öyle ki onlar müslimdir45.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ma | ve değilsin | وَمَا | - |
| 2 | ente | sen | أَنْتَ | - |
| 3 | bihadi | doğru yola kılavuzlayan | بِهَادِي | هدي |
| 4 | l-umyi | âmâları | الْعُمْيِ | عمي |
| 5 | an | عَنْ | - | |
| 6 | delaletihim | dalaletlerinden | ضَلَالَتِهِمْ | ضلل |
| 7 | in | ki | إِنْ | - |
| 8 | tusmiu | işittirirsin | تُسْمِعُ | سمع |
| 9 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 10 | men | kimseye | مَنْ | - |
| 11 | yu'minu | iman eder | يُؤْمِنُ | امن |
| 12 | biayatina | ayetlerimize | بِايَاتِنَا | ايي |
| 13 | fehum | öyle ki onlar | فَهُمْ | - |
| 14 | muslimune | müslimdirler | مُسْلِمُونَ | سلم |
*Nebi ve resûl Muhammed.**Körleri.
Ayet 92
"Ve ki tilâvet874 ederim709* Kur'ân'ı850; öyle ki kim kılavuzlandı öyle ki ancak kılavuzlanır kendi nefsi201 için; ve kim dalalette128 düştü öyle ki de ki: "Ancak ki ben munzirdenim1263.""
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve en | ve ki | وَأَنْ | - |
| 2 | etluve | tilavet etmem | أَتْلُوَ | تلو |
| 3 | l-kurane | Kur'an'ı | الْقُرْانَ | قرا |
| 4 | fe meni | öyle ki kim | فَمَنِ | - |
| 5 | hteda | kılavuzlanır | اهْتَدَىٰ | هدي |
| 6 | feinnema | öyle ki ancak ki | فَإِنَّمَا | - |
| 7 | yehtedi | kılavuzlanır | يَهْتَدِي | هدي |
| 8 | linefsihi | kendi nefsi için | لِنَفْسِهِ | نفس |
| 9 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 10 | delle | dalalette düştü | ضَلَّ | ضلل |
| 11 | fekul | öyle ki deki | فَقُلْ | قول |
| 12 | innema | ancak ki | إِنَّمَا | - |
| 13 | ena | ben | أَنَا | - |
| 14 | mine | مِنَ | - | |
| 15 | l-munzirine | munzirdenim | الْمُنْذِرِينَ | نذر |
*Konuşan şerefli elçi Cibrîl'dir. Kendisine verilen ana emirleri bildirmektedir. Dört ayet sonra 28:3 ayetinde Rabbimiz Kur'an'ın nebi Muhammed üzerine tilâvet edileceğini bildirmektedir. Bu da biz kullarına güzel bir işarettir.
Ayet 15
Ve girdi* şehre** üzerine bir an (ki) bir gaflet*** (-le) ehlinden568; öyle ki buldu* orada**** iki adam (ki) katlediyorlardı35 (ikisi); bu onun***** şîa'tındandı1089; ve bu onun***** düşmanındandı; öyle ki yardım/destek talep etti ona****** onun***** şîa'tından1089 (olan) kimse onun***** düşmanından (olan) kimse üzerine; öyle ki yumrukladı onu******* Mûsâ; öyle ki tamamladı******** onun üzerine; dedi*: "Bu amelindendir1072 şeytânın29; doğrusu o********* bir düşmandır; mubîn1194 bir dalalete128 düşürendir."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve dehale | ve girdi | وَدَخَلَ | دخل |
| 2 | l-medinete | şehre | الْمَدِينَةَ | مدن |
| 3 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 4 | hini | bir an | حِينِ | حين |
| 5 | gafletin | bir gaflet (-le) | غَفْلَةٍ | غفل |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | ehliha | ehlinden | أَهْلِهَا | اهل |
| 8 | fe vecede | öyle ki buldu | فَوَجَدَ | وجد |
| 9 | fiha | orada | فِيهَا | - |
| 10 | raculeyni | iki adam | رَجُلَيْنِ | رجل |
| 11 | yektetilani | katlediyorlardı (ikisi) | يَقْتَتِلَانِ | قتل |
| 12 | haza | bu | هَٰذَا | - |
| 13 | min | مِنْ | - | |
| 14 | şiatihi | onun şîa’tındandı | شِيعَتِهِ | شيع |
| 15 | ve haza | ve bu | وَهَٰذَا | - |
| 16 | min | مِنْ | - | |
| 17 | aduvvihi | onun düşmanındandı | عَدُوِّهِ | عدو |
| 18 | festegasehu | öyle ki yardım talep etti ona | فَاسْتَغَاثَهُ | غوث |
| 19 | llezi | kimse | الَّذِي | - |
| 20 | min | مِنْ | - | |
| 21 | şiatihi | onun şîa’tından | شِيعَتِهِ | شيع |
| 22 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 23 | llezi | kimse | الَّذِي | - |
| 24 | min | مِنْ | - | |
| 25 | aduvvihi | onun düşmanından | عَدُوِّهِ | عدو |
| 26 | fevekezehu | öyle ki yumrukladı onu | فَوَكَزَهُ | وكز |
| 27 | musa | Mûsâ | مُوسَىٰ | - |
| 28 | fe kada | öyle ki tamamladı | فَقَضَىٰ | قضي |
| 29 | aleyhi | onun üzerine | عَلَيْهِ | - |
| 30 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 31 | haza | bu | هَٰذَا | - |
| 32 | min | مِنْ | - | |
| 33 | ameli | amelindendir | عَمَلِ | عمل |
| 34 | ş-şeytani | şeytânın | الشَّيْطَانِ | شطن |
| 35 | innehu | doğrusu o | إِنَّهُ | - |
| 36 | aduvvun | bir düşmandır | عَدُوٌّ | عدو |
| 37 | mudillun | bir dalalete düşüren | مُضِلٌّ | ضلل |
| 38 | mubinun | bir mubin | مُبِينٌ | بين |
*Mûsâ.
**Teb'e; Lüksor'a.
***Daha dikkatini ehline vermemişken, onlar hakkında henüz bir aymazken.
****Şehirde.
*****Mûsâ'nın.
******Mûsâ'ya.
*******Düşman taraftaki kimseyi.
********Katletmeyi Mûsâ.
*********Şeytân.
Ayet 50
Öyle ki eğer hiç cevap vermezlerse sana; öyle ki bil ki ancak tabi olurlar hevâlarına278; ve kim daha dalaletedir128 kimseden (ki) tabi oldu kendi hevâsına278 olmaksızın bir kılavuz192 Allah’tan; doğrusu Allah kılavuzlamaz192 zalimler257 kavmini/toplumunu.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 2 | lem | hiç | لَمْ | - |
| 3 | yestecibu | cevap vermezlerse | يَسْتَجِيبُوا | جوب |
| 4 | leke | sana | لَكَ | - |
| 5 | fea'lem | öyle ki bil ki | فَاعْلَمْ | علم |
| 6 | ennema | ancak | أَنَّمَا | - |
| 7 | yettebiune | tabi olurlar | يَتَّبِعُونَ | تبع |
| 8 | ehva'ehum | hevalarına | أَهْوَاءَهُمْ | هوي |
| 9 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 10 | edellu | daha dalaletedir | أَضَلُّ | ضلل |
| 11 | mimmeni | kimseden | مِمَّنِ | - |
| 12 | ttebea | tabi oldu | اتَّبَعَ | تبع |
| 13 | hevahu | kendi hevasına | هَوَاهُ | هوي |
| 14 | bigayri | olmaksızın | بِغَيْرِ | غير |
| 15 | huden | bir kılavuz | هُدًى | هدي |
| 16 | mine | مِنَ | - | |
| 17 | llahi | Allah’tan | اللَّهِ | - |
| 18 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 19 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 20 | la | لَا | - | |
| 21 | yehdi | kılavuzlamaz | يَهْدِي | هدي |
| 22 | l-kavme | kavmini/toplumunu | الْقَوْمَ | قوم |
| 23 | z-zalimine | zalimler | الظَّالِمِينَ | ظلم |
Ayet 75
Ve söküp ayırdık* her bir ümmetten305 bir şahit/tanık; öyle ki dedik: "Getirip verin burhânınızı293"; öyle ki bildiler ki hak/gerçek Allah’adır; ve dalalete128 düştü onlardan iftira883 atar oldukları.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve nezea'na | ve söküp ayırdık | وَنَزَعْنَا | نزع |
| 2 | min | مِنْ | - | |
| 3 | kulli | her bir | كُلِّ | كلل |
| 4 | ummetin | ümmet- | أُمَّةٍ | امم |
| 5 | şehiden | bir şahit/tanık | شَهِيدًا | شهد |
| 6 | fe kulna | öyle ki dedik | فَقُلْنَا | قول |
| 7 | hatu | getirip verip | هَاتُوا | هات |
| 8 | burhanekum | burhanınızı | بُرْهَانَكُمْ | برهن |
| 9 | fealimu | öyle ki bildiler | فَعَلِمُوا | علم |
| 10 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 11 | l-hakka | hak/gerçek | الْحَقَّ | حقق |
| 12 | lillahi | Allah’adır | لِلَّهِ | - |
| 13 | ve delle | ve dalalete düştü | وَضَلَّ | ضلل |
| 14 | anhum | onlardan | عَنْهُمْ | - |
| 15 | ma | مَا | - | |
| 16 | kanu | oldukları | كَانُوا | كون |
| 17 | yefterune | iftira atarlar | يَفْتَرُونَ | فري |
*Sıyırırız.
Ayet 85
Doğrusu ki farz kılan* sana* Kur'ân'ı mutlak ki geri döndürendir* seni bir dönüş yerine doğru; de ki: "Rabbim4 daha iyi bilendir kim geldi bir kılavuzla; ve kim (ki) o*** mubîn1194 bir dalalettedir128."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 3 | ferade | farz kılan | فَرَضَ | فرض |
| 4 | aleyke | sana | عَلَيْكَ | - |
| 5 | l-kurane | Kur'ân'ı | الْقُرْانَ | قرا |
| 6 | leradduke | mutlak ki geri döndürendir seni | لَرَادُّكَ | ردد |
| 7 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 8 | meaadin | bir dönüş yerine | مَعَادٍ | عود |
| 9 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 10 | rabbi | Rabbim | رَبِّي | ربب |
| 11 | ea'lemu | daha iyi bilendir | أَعْلَمُ | علم |
| 12 | men | kim | مَنْ | - |
| 13 | ca'e | geldi | جَاءَ | جيا |
| 14 | bil-huda | bir kılavuzla | بِالْهُدَىٰ | هدي |
| 15 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 16 | huve | (ki) o | هُوَ | - |
| 17 | fi | فِي | - | |
| 18 | delalin | bir dalalettedir | ضَلَالٍ | ضلل |
| 19 | mubinin | mubin | مُبِينٍ | بين |
*Allah.
**Nebi ve resûl Muhammed.
***O kimse.
Ayet 29
Evet! Tabi oldu zulmetmiş257 kimseler kendi hevâlarına278 olmaksızın bir ilim; öyle ki kim kılavuzlar kimseyi (ki) dalalette128 bıraktı Allah? Ve yoktur onlara hiçbir yardımcı.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | beli | Evet! | بَلِ | - |
| 2 | ttebea | tabi oldu | اتَّبَعَ | تبع |
| 3 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 4 | zelemu | zulmettiler | ظَلَمُوا | ظلم |
| 5 | ehva'ehum | kendi hevalarına | أَهْوَاءَهُمْ | هوي |
| 6 | bigayri | olmaksızın | بِغَيْرِ | غير |
| 7 | ilmin | bir ilim | عِلْمٍ | علم |
| 8 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 9 | yehdi | kılavuzlar | يَهْدِي | هدي |
| 10 | men | kimseyi (ki) | مَنْ | - |
| 11 | edelle | dalalette bıraktı | أَضَلَّ | ضلل |
| 12 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 13 | ve ma | ve yoktur | وَمَا | - |
| 14 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 15 | min | hiçbir | مِنْ | - |
| 16 | nasirine | yardımcı | نَاصِرِينَ | نصر |
Ayet 53
Ve değilsin sen kılavuzlamaya âmâları* kendi dalaletlerinden128 ki işittirirsin ancak kimselere (ki) iman47 ederler ayetlerimize389; öyle ki onlar müslimdir45.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ma | ve değilsin | وَمَآ | - |
| 2 | ente | sen | أَنتَ | - |
| 3 | bihadi | kılavuzlar | بِهَـٰدِ | هدي |
| 4 | l-umyi | âmâları | ٱلْعُمْىِ | عمي |
| 5 | an | عَن | - | |
| 6 | delaletihim | kendi dalaletlerinden | ضَلَـٰلَتِهِمْ ۖ | ضلل |
| 7 | in | ki | إِن | - |
| 8 | tusmiu | işittirirsin | تُسْمِعُ | سمع |
| 9 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 10 | men | kimselere | مَن | - |
| 11 | yu'minu | iman ederler | يُؤْمِنُ | امن |
| 12 | biayatina | ayetlerimize | بِـَٔايَـٰتِنَا | ايي |
| 13 | fehum | öyle ki onlar | فَهُم | - |
| 14 | muslimune | müslimdir. | مُّسْلِمُونَ | سلم |
*Körleri. Yüce Allah'ın ayetlerini görmeyen körleri.
Ayet 6
Ve insanlardan kimi satın alır* lehv1305 hadîsi** dalalete128 düşürmek*** için Allah'ın yolundan336 olmaksızın bir ilim****; ve edinir onu***** bir istihza361; işte bunlar; onlaradır muhîn1323 bir azap.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve mine | ve | وَمِنَ | - |
| 2 | n-nasi | insanlardan | ٱلنَّاسِ | نوس |
| 3 | men | kimi | مَن | - |
| 4 | yeşteri | satın alır | يَشْتَرِى | شري |
| 5 | lehve | levh | لَهْوَ | لهو |
| 6 | l-hadisi | hadisi | ٱلْحَدِيثِ | حدث |
| 7 | liyudille | dalalete düşürmek için | لِيُضِلَّ | ضلل |
| 8 | an | عَن | - | |
| 9 | sebili | yolundan | سَبِيلِ | سبل |
| 10 | llahi | Allah'ın | ٱللَّهِ | - |
| 11 | bigayri | olmaksızın | بِغَيْرِ | غير |
| 12 | ilmin | bir ilim | عِلْمٍۢ | علم |
| 13 | ve yettehizeha | ve edinir onu | وَيَتَّخِذَهَا | اخذ |
| 14 | huzuven | bir istihza | هُزُوًا ۚ | هزا |
| 15 | ulaike | işte bunlar | أُو۟لَـٰٓئِكَ | - |
| 16 | lehum | onlaradır | لَهُمْ | - |
| 17 | azabun | bir azap | عَذَابٌۭ | عذب |
| 18 | muhinun | muhîn | مُّهِينٌۭ | هون |
*Satın alıp takas etmek.
**Söylenti düzeyinde söz. Hadîsler.
***Hem kendisini, hem de başkalarını.
****Kesin bir bilgisi olmadığı halde tamamı zan olan rivayetlere yönlendirir.
*****Satın aldığı levh hadîsi alay eder gibi taklit edinirler.
Ayet 11
İşte bu (ki) yaratmasıdır Allah'ın; öyle ki gösterin nedir yarattığı O’nun* astından kimselerin? Evet! Zalimler257 mubîn1194 bir dalalettedir128.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | haza | işte bu | هَـٰذَا | - |
| 2 | halku | yaratmasıdır | خَلْقُ | خلق |
| 3 | llahi | Allah'ın | ٱللَّهِ | - |
| 4 | feeruni | öyle ki gösterin | فَأَرُونِى | راي |
| 5 | maza | nedir | مَاذَا | - |
| 6 | haleka | yarattığı | خَلَقَ | خلق |
| 7 | ellezine | kimseler | ٱلَّذِينَ | - |
| 8 | min | مِن | - | |
| 9 | dunihi | O’nun astından | دُونِهِۦ ۚ | دون |
| 10 | beli | evet | بَلِ | - |
| 11 | z-zalimune | zalimler | ٱلظَّـٰلِمُونَ | ظلم |
| 12 | fi | فِى | - | |
| 13 | delalin | bir dalalettedir | ضَلَـٰلٍۢ | ضلل |
| 14 | mubinin | mubîn | مُّبِينٍۢ | بين |
*Allah'ı.
Ayet 36
Ve olmuş değildir bir mümin27 (erkeğe) ve bir mümin27 (kadına) tamamladığı zaman Allah ve resûlü700 bir emri ki olur onlara seçme/tercih emirlerinden; ve kim asileşir1081 Allah'a ve resûlüne700; öyle ki muhakkak dalalete128 düşmüştür apaçık bir dalalete128.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 2 | kane | olmuş | كَانَ | كون |
| 3 | limu'minin | bir mümin (erkeğe) | لِمُؤْمِنٍ | امن |
| 4 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 5 | mu'minetin | bir mümin (kadına) | مُؤْمِنَةٍ | امن |
| 6 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 7 | kada | tamamladığı zaman | قَضَى | قضي |
| 8 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 9 | ve rasuluhu | ve resûlü | وَرَسُولُهُ | رسل |
| 10 | emran | bir emri | أَمْرًا | امر |
| 11 | en | ki | أَنْ | - |
| 12 | yekune | olur | يَكُونَ | كون |
| 13 | lehumu | onlara | لَهُمُ | - |
| 14 | l-hiyeratu | seçme | الْخِيَرَةُ | خير |
| 15 | min | مِنْ | - | |
| 16 | emrihim | emrilerinden | أَمْرِهِمْ | امر |
| 17 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 18 | yea'si | asilik eder | يَعْصِ | عصي |
| 19 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 20 | ve rasulehu | ve resûlüne | وَرَسُولَهُ | رسل |
| 21 | fekad | öyle ki muhakkak | فَقَدْ | - |
| 22 | delle | dalalete düşmüştür | ضَلَّ | ضلل |
| 23 | delalen | bir dalalete | ضَلَالًا | ضلل |
| 24 | mubinen | apaçık | مُبِينًا | بين |
Ayet 8
İftira883 mı attı* Allah üzerine bir yalanı ya da onunladır* bir cinnet1173; evet! Kimseler (ki) iman47 etmezler ahirete azaptadır ve uzak dalalettedir128.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | eftera | iftira attı mı | أَفْتَرَىٰ | فري |
| 2 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 3 | llahi | Allah | ٱللَّهِ | - |
| 4 | keziben | bir yalanı | كَذِبًا | كذب |
| 5 | em | ya da | أَم | - |
| 6 | bihi | onunladır | بِهِۦ | - |
| 7 | cinnetun | bir cinnet | جِنَّةٌۢ ۗ | جنن |
| 8 | beli | evet | بَلِ | - |
| 9 | ellezine | kimseler | ٱلَّذِينَ | - |
| 10 | la | لَا | - | |
| 11 | yu'minune | iman etmezler | يُؤْمِنُونَ | امن |
| 12 | bil-ahirati | ahirete | بِٱلْـَٔاخِرَةِ | اخر |
| 13 | fi | فِى | - | |
| 14 | l-azabi | azaptadır | ٱلْعَذَابِ | عذب |
| 15 | ve ddelali | ve bir dalalet | وَٱلضَّلَـٰلِ | ضلل |
| 16 | l-beiydi | uzak | ٱلْبَعِيدِ | بعد |
*Nebi Muhammed.
**Nebi Muhammed'ledir.
Ayet 24
De ki: "Kim rızıklandırır sizleri göklerden162 ve yerden?"; de ki: "Allah; ve doğrusu bizleriz ya da ancak sizlersiniz mutlak üzerinde bir kılavuz192 ya da apaçık bir dalalette."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 2 | men | kim | مَنْ | - |
| 3 | yerzukukum | rızıklandırır sizleri | يَرْزُقُكُمْ | رزق |
| 4 | mine | مِنَ | - | |
| 5 | s-semavati | göklerden | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 6 | vel'erdi | ve yerden | وَالْأَرْضِ | ارض |
| 7 | kuli | de ki | قُلِ | قول |
| 8 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 9 | ve inna | ve doğrusu bizleriz | وَإِنَّا | - |
| 10 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 11 | iyyakum | ancak sizlersiniz | إِيَّاكُمْ | - |
| 12 | leala | mutlak üzerinde | لَعَلَىٰ | - |
| 13 | huden | bir doğru yola kılavuz | هُدًى | هدي |
| 14 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 15 | fi | فِي | - | |
| 16 | delalin | bir dalalette | ضَلَالٍ | ضلل |
| 17 | mubinin | apaçık | مُبِينٍ | بين |
Ayet 50
De ki: "Eğer dalalete128 düştüysem doğrusu ancak ki dalalete128 düşerim kendi nefsim201 üzerine; ve eğer kılavuzlandıysam doğrusu vahyettiğiyledir603 üzerime Rabbimin4; doğrusu O* bir Semî’dir41; bir Karîb'tir1342.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 2 | in | eğer | إِن | - |
| 3 | deleltu | dalalete düştüysem | ضَلَلْتُ | ضلل |
| 4 | feinnema | doğrusu ancak ki | فَإِنَّمَآ | - |
| 5 | edillu | dalalete düşerim | أَضِلُّ | ضلل |
| 6 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 7 | nefsi | kendi nefsim | نَفْسِى ۖ | نفس |
| 8 | veini | ve eğer | وَإِنِ | - |
| 9 | htedeytu | kılavuzlandıysam | ٱهْتَدَيْتُ | هدي |
| 10 | febima | doğrusu | فَبِمَا | - |
| 11 | yuhi | vahyettiğiyledir | يُوحِىٓ | وحي |
| 12 | ileyye | üzerime | إِلَىَّ | - |
| 13 | rabbi | Rabbimin | رَبِّىٓ ۚ | ربب |
| 14 | innehu | doğrusu O | إِنَّهُۥ | - |
| 15 | semiun | bir Semî’dir | سَمِيعٌۭ | سمع |
| 16 | karibun | bir Karîb'tir | قَرِيبٌۭ | قرب |
*Allah.
Ayet 8
Öyle ki kimse mi (ki) ziynetlendirildi856 ona* kötü ameli onun1343; öyle ki gördü onu** bir güzel (olarak)? Öyle ki doğrusu Allah dalalette128 bırakır dilediği kimseyi ve kılavuzlar dilediği kimseyi; öyle ki gitmesin nefsin201 onlar üzerine bir hasret*** (-le); doğrusu Allah bir Alîm’dir8 ürettikleriyle (onların).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | efemen | öyle ki kimse mi (ki) | أَفَمَن | - |
| 2 | zuyyine | ziynetlendirildi | زُيِّنَ | زين |
| 3 | lehu | ona | لَهُۥ | - |
| 4 | su'u | kötü | سُوٓءُ | سوا |
| 5 | amelihi | ameli onun | عَمَلِهِۦ | عمل |
| 6 | ferahu | öyle ki gördü onu | فَرَءَاهُ | راي |
| 7 | hasenen | bir güzel (olarak) | حَسَنًۭا ۖ | حسن |
| 8 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 9 | llahe | Allah | ٱللَّهَ | - |
| 10 | yudillu | dalalette bırakır | يُضِلُّ | ضلل |
| 11 | men | kimseyi | مَن | - |
| 12 | yeşa'u | dilediği | يَشَآءُ | شيا |
| 13 | ve yehdi | ve kılavuzlar | وَيَهْدِى | هدي |
| 14 | men | kimseyi | مَن | - |
| 15 | yeşa'u | dilediği | يَشَآءُ ۖ | شيا |
| 16 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 17 | tezheb | gitmesin | تَذْهَبْ | ذهب |
| 18 | nefsuke | nefsin | نَفْسُكَ | نفس |
| 19 | aleyhim | üzerlerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 20 | haseratin | bir hasret (-le) | حَسَرَٰتٍ ۚ | حسر |
| 21 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 22 | llahe | Allah | ٱللَّهَ | - |
| 23 | alimun | bir Alîm’dir | عَلِيمٌۢ | علم |
| 24 | bima | بِمَا | - | |
| 25 | yesneune | ürettikleriyle | يَصْنَعُونَ | صنع |
*O kimseye.
**Kötü ameli.
***Resûle bir emirdir; mutlak ki müminlere de bir emirdir. Müminler müşriklere, münafıklara ve kâfirlere hasret duymaz; onların akıbetini düşünüp üzülmezler, hüzünlenmezler.
Ayet 24
"Doğrusu ben* (o) zaman mutlak içindeyim mubîn1194 bir dalalet128."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inni | doğrusu ben | إِنِّي | - |
| 2 | izen | o zaman | إِذًا | - |
| 3 | lefi | mutlak içindeyim | لَفِي | - |
| 4 | delalin | bir dalalet | ضَلَالٍ | ضلل |
| 5 | mubinin | mubîn | مُبِينٍ | بين |
*Şehrin uzağından koşarak gelen adam.
Ayet 47
Ve denildiği zaman onlara: "İnfak6 edin rızıklandırdığından Allah'ın"; dedi kâfirlik25 etmiş kimseler iman47 etmiş kimselere: "Yedirir miyiz kimseye (ki) şayet dileseydi Allah yedirirdi ona?"; ki sizler ancak mubîn1194 bir dalalettesiniz128.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | kile | denildiği | قِيلَ | قول |
| 3 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 4 | enfiku | infak edin | أَنفِقُوا۟ | نفق |
| 5 | mimma | مِمَّا | - | |
| 6 | razekakumu | rızıklandırdığından | رَزَقَكُمُ | رزق |
| 7 | llahu | Allah'ın | ٱللَّهُ | - |
| 8 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 9 | ellezine | kimseler | ٱلَّذِينَ | - |
| 10 | keferu | kâfirlik ettiler | كَفَرُوا۟ | كفر |
| 11 | lillezine | kimselere | لِلَّذِينَ | - |
| 12 | amenu | iman etmiş | ءَامَنُوٓا۟ | امن |
| 13 | enut'imu | yedirir miyiz | أَنُطْعِمُ | طعم |
| 14 | men | kimseye | مَن | - |
| 15 | lev | şayet | لَّوْ | - |
| 16 | yeşa'u | dileseydi | يَشَآءُ | شيا |
| 17 | llahu | Allah'ın | ٱللَّهُ | - |
| 18 | et'amehu | yedirirdi ona | أَطْعَمَهُۥٓ | طعم |
| 19 | in | ki | إِنْ | - |
| 20 | entum | sizler | أَنتُمْ | - |
| 21 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 22 | fi | فِى | - | |
| 23 | delalin | bir dalalettesiniz | ضَلَـٰلٍۢ | ضلل |
| 24 | mubinin | mubîn | مُّبِينٍۢ | بين |
Ayet 62
Ve ant olsun dalalete128 düşürdü sizlerden* birçok yığınları**; öyle ki hiç olmadınız mı akledenler213?
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | edelle | dalalete düşürdü | أَضَلَّ | ضلل |
| 3 | minkum | sizlerden | مِنكُمْ | - |
| 4 | cibillen | yığınları | جِبِلًّۭا | جبل |
| 5 | kesiran | birçok | كَثِيرًا ۖ | كثر |
| 6 | efelem | öyle ki hiç | أَفَلَمْ | - |
| 7 | tekunu | olmadınız mı | تَكُونُوا۟ | كون |
| 8 | tea'kilune | akledenler | تَعْقِلُونَ | عقل |
*İnsanlardan.
**Dağlar ile aynı kök; yığınlaşmış çok kalabalık küme topluluklar; yığın yığın milletler.
Ayet 69
Doğrusu onlar* buldular babalarını/atalarını dalalete128 düşenler (olarak)**.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | innehum | doğrusu onlar | إِنَّهُمْ | - |
| 2 | elfev | buldular | أَلْفَوْا۟ | لفو |
| 3 | aba'ehum | babalarını/atalarını | ءَابَآءَهُمْ | ابو |
| 4 | dalline | dalalete düşenler (olarak) | ضَآلِّينَ | ضلل |
*Cehennemlikler.
**Dalalet içine düşmüş, şeytânın saptırdığı atalarının/babalarının kendi nefislerine zulmettikleri yani şirk koşarak saptıklarına apaçık tanıklık ederler.
Ayet 71
Ve ant olsun dalalete128 düştü onların öncesi evvelkilerin çoğu*.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | delle | dalalete düştü | ضَلَّ | ضلل |
| 3 | kablehum | onlardan önce | قَبْلَهُمْ | قبل |
| 4 | ekseru | çoğu | أَكْثَرُ | كثر |
| 5 | l-evveline | evvelkilerin | ٱلْأَوَّلِينَ | اول |
*Geçmiş toplumların çoğu sapmıştır.
Ayet 29
Ve dedi kâfirlik25 etmiş kimseler: “Rabbimiz4! Göster bize ikisini; dalalete128 sürükledi ikisi bizleri; cinden210 ve insandan; koyalım/yapalım ikisini ayaklarımızın altına; olmaları için sefillerden.”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kale | ve dedi | وَقَالَ | قول |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | keferu | kâfirlik etmiş | كَفَرُوا | كفر |
| 4 | rabbena | Rabbimiz! | رَبَّنَا | ربب |
| 5 | erina | göster bize | أَرِنَا | راي |
| 6 | l-lezeyni | ikisini | اللَّذَيْنِ | - |
| 7 | edellana | dalalete sürükledi ikisi bizleri | أَضَلَّانَا | ضلل |
| 8 | mine | مِنَ | - | |
| 9 | l-cinni | cinden | الْجِنِّ | جنن |
| 10 | vel'insi | ve insandan | وَالْإِنْسِ | انس |
| 11 | nec'alhuma | yapalım ikisini | نَجْعَلْهُمَا | جعل |
| 12 | tehte | altına | تَحْتَ | تحت |
| 13 | ekdamina | ayaklarımızın | أَقْدَامِنَا | قدم |
| 14 | liyekuna | olmaları için | لِيَكُونَا | كون |
| 15 | mine | مِنَ | - | |
| 16 | l-esfeline | sefillerden | الْأَسْفَلِينَ | سفل |
Ayet 18
Acele ederler ona* kimseler (ki) iman47 etmezler ona*; ve (oysa) iman47 etmiş kimseler endişelenenlerdir** ondan***; ve bilirler ki o**** haktır/gerçektir; değil mi (ki) doğrusu sâatte470 karşı çıkan kimseler***** mutlak bir dalalettedir128.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yestea'cilu | acele ederler | يَسْتَعْجِلُ | عجل |
| 2 | biha | ona | بِهَا | - |
| 3 | ellezine | kimseler (ki) | الَّذِينَ | - |
| 4 | la | لَا | - | |
| 5 | yu'minune | iman etmezler | يُؤْمِنُونَ | امن |
| 6 | biha | ona | بِهَا | - |
| 7 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 8 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 9 | muşfikune | endişelenlerdir | مُشْفِقُونَ | شفق |
| 10 | minha | ondan | مِنْهَا | - |
| 11 | ve yea'lemune | ve bilirler | وَيَعْلَمُونَ | علم |
| 12 | enneha | ki o | أَنَّهَا | - |
| 13 | l-hakku | haktır/gerçektir | الْحَقُّ | حقق |
| 14 | ela | değil mi (ki) | أَلَا | - |
| 15 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 16 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 17 | yumarune | karşı çıkarlar | يُمَارُونَ | مري |
| 18 | fi | فِي | - | |
| 19 | s-saati | saatte | السَّاعَةِ | سوع |
| 20 | lefi | mutlak | لَفِي | - |
| 21 | delalin | bir dalalettedir | ضَلَالٍ | ضلل |
| 22 | beiydin | uzak | بَعِيدٍ | بعد |
*Saate.**Kaygı duyanlardır.***Saatten.****Saat.*****Saatin geleceğine karşı çıkanlar, saatin varlığına itiraz edenler.
Ayet 2
Dalalete128 düşmüş değildir arkadaşınız*; ve doğru yoldan sapmış değildir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ma | değildir | مَا | - |
| 2 | delle | dalalete düşmüş | ضَلَّ | ضلل |
| 3 | sahibukum | arkadaşınız | صَاحِبُكُمْ | صحب |
| 4 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 5 | gava | doğru yoldan sapmış | غَوَىٰ | غوي |
*Resûl Muhammed.
Ayet 30
İşte budur ulaşması onların ilimden1143*; doğrusu (senin) Rabbin4 (ki) O** daha iyi bilendir kendi*** yolundan**** dalalete128 düşmüş kimseyi; ve O** daha iyi bilendir kılavuzlanmış192 kimseyi.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | zalike | işte budur | ذَٰلِكَ | - |
| 2 | mebleguhum | ulaştıkları onların | مَبْلَغُهُمْ | بلغ |
| 3 | mine | مِنَ | - | |
| 4 | l-ilmi | ilimden | الْعِلْمِ | علم |
| 5 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 6 | rabbeke | (senin) Rabbin | رَبَّكَ | ربب |
| 7 | huve | O | هُوَ | - |
| 8 | ea'lemu | daha iyi bilendir | أَعْلَمُ | علم |
| 9 | bimen | kimseyi | بِمَنْ | - |
| 10 | delle | dalalete düştü | ضَلَّ | ضلل |
| 11 | an | عَنْ | - | |
| 12 | sebilihi | yolundan | سَبِيلِهِ | سبل |
| 13 | ve huve | ve O | وَهُوَ | - |
| 14 | ea'lemu | daha iyi bilendir | أَعْلَمُ | علم |
| 15 | bimeni | kimseyi | بِمَنِ | - |
| 16 | hteda | doğru yola kılavuzlandı | اهْتَدَىٰ | هدي |
*Ulaşabildikleri ilim pek azdır.**Allah.***Allah'ın.****Tek tanrıcı olan İslam.
Ayet 24
Öyle ki dediler: "Tek bir beşere432 mi bizlerden (ki) tabi oluruz ona*? Doğrusu bizler o zaman mutlak bir dalalette128 ve bir çılgınlıktayız (suur)."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fe kalu | öyle ki dediler | فَقَالُوا | قول |
| 2 | ebeşeran | bir beşere mi | أَبَشَرًا | بشر |
| 3 | minna | bizlerden | مِنَّا | - |
| 4 | vahiden | tek | وَاحِدًا | وحد |
| 5 | nettebiuhu | tabi oluruz ona | نَتَّبِعُهُ | تبع |
| 6 | inna | doğrusu bizler | إِنَّا | - |
| 7 | izen | o zaman | إِذًا | - |
| 8 | lefi | mutlak | لَفِي | - |
| 9 | delalin | bir dalalette | ضَلَالٍ | ضلل |
| 10 | ve suurin | ve bir çılgınlıktayız | وَسُعُرٍ | سعر |
*Sâlih'e.
Ayet 47
Doğrusu mücrimler674 bir dalalettedir128; ve çılgınlıktadır (suur).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | l-mucrimine | mücrimler | الْمُجْرِمِينَ | جرم |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | delalin | bir dalalettedir | ضَلَالٍ | ضلل |
| 5 | ve suurin | ve çılgınlıktadır | وَسُعُرٍ | سعر |
Ayet 1
Ey iman47 etmiş kimseler! Edinmeyin düşmanlarımı ve düşmanlarınızı evliya212; atarsınız/koyarsınız onlara sevgiyle/duygusal yakınlıkla; ve muhakkak kâfirlik25 ettiler sizlere haktan/gerçekten gelmişe; çıkarırlar resûlü; ve sizler ki iman47 edersiniz Allah'a; Rabbinize4; eğer olduysanız çıkmışlar bir cihata yolumda; ve bakınanlar/arananlar rızama; sırlaşırsınız onlara sevgiyle/duygusal yakınlıkla; ve ben daha iyi bilenim hafiyelik ettiğinizi; ve alenileştirdiğinizi; ve kim faaliyet içinde olur ona sizlerden; öyle ki muhakkak dalalete düştü seviyeli/düzgün yoldan.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | la | لَا | - | |
| 5 | tettehizu | edinmeyin | تَتَّخِذُوا | اخذ |
| 6 | aduvvi | düşmanlarımı | عَدُوِّي | عدو |
| 7 | ve aduvve kum | ve düşmanlarınızı | وَعَدُوَّكُمْ | عدو |
| 8 | evliya'e | evliya | أَوْلِيَاءَ | ولي |
| 9 | tulkune | atarsınız/koyarsınız | تُلْقُونَ | لقي |
| 10 | ileyhim | onlara | إِلَيْهِمْ | - |
| 11 | bil-meveddeti | sevgiyle/duygusal yakınlıkla | بِالْمَوَدَّةِ | ودد |
| 12 | vekad | ve muhakkak | وَقَدْ | - |
| 13 | keferu | kâfirlik ettiler | كَفَرُوا | كفر |
| 14 | bima | بِمَا | - | |
| 15 | ca'ekum | sizlere gelmişe | جَاءَكُمْ | جيا |
| 16 | mine | مِنَ | - | |
| 17 | l-hakki | haktan/gerçekten | الْحَقِّ | حقق |
| 18 | yuhricune | çıkarırlar | يُخْرِجُونَ | خرج |
| 19 | r-rasule | resûlü | الرَّسُولَ | رسل |
| 20 | ve iyyakum | ve sizlere | وَإِيَّاكُمْ | - |
| 21 | en | ki | أَنْ | - |
| 22 | tu'minu | iman edersiniz | تُؤْمِنُوا | امن |
| 23 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 24 | rabbikum | Rabbinize | رَبِّكُمْ | ربب |
| 25 | in | eğer | إِنْ | - |
| 26 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 27 | haractum | çıkmışlar | خَرَجْتُمْ | خرج |
| 28 | cihaden | bir cihata | جِهَادًا | جهد |
| 29 | fi | فِي | - | |
| 30 | sebili | yolumda | سَبِيلِي | سبل |
| 31 | vebtiga'e | ve bakınanlar/arananlar | وَابْتِغَاءَ | بغي |
| 32 | merdati | rızama | مَرْضَاتِي | رضو |
| 33 | tusirrune | sırlaşırsınız | تُسِرُّونَ | سرر |
| 34 | ileyhim | onlara | إِلَيْهِمْ | - |
| 35 | bil-meveddeti | sevgiyle/duygusal yakınlıkla | بِالْمَوَدَّةِ | ودد |
| 36 | veena | ve ben | وَأَنَا | - |
| 37 | ea'lemu | daha iyi bilenim | أَعْلَمُ | علم |
| 38 | bima | بِمَا | - | |
| 39 | ehfeytum | hafiyelik ettiğinizi | أَخْفَيْتُمْ | خفي |
| 40 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 41 | ea'lentum | alenileştirdiğiniz | أَعْلَنْتُمْ | علن |
| 42 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 43 | yef'alhu | faaliyet içinde olur ona | يَفْعَلْهُ | فعل |
| 44 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 45 | fekad | öyle ki muhakkak | فَقَدْ | - |
| 46 | delle | dalalete düştü | ضَلَّ | ضلل |
| 47 | seva'e | seviyeli/düzgün | سَوَاءَ | سوي |
| 48 | s-sebili | yoldan | السَّبِيلِ | سبل |
Ayet 24
"Ve muhakkak ki dalalete128 düşürdüler çoğunu; ve artırmazsın sen* zalimlere257 dalalet128 dışında."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kad | ve muhakkak ki | وَقَدْ | - |
| 2 | edellu | dalalete düşürdüler | أَضَلُّوا | ضلل |
| 3 | kesiran | çoğunu | كَثِيرًا | كثر |
| 4 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 5 | tezidi | artırmaz | تَزِدِ | زيد |
| 6 | z-zalimine | zalimlere | الظَّالِمِينَ | ظلم |
| 7 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 8 | delalen | dalalet | ضَلَالًا | ضلل |
*Rabbim.
Ayet 27
"Doğrusu sen eğer bırakırsan onları; dalalete128 düşürürler kullarını46 senin; ve doğurmazlar* dışında bir fücur440; bir kâfir25."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inneke | doğrusu sen | إِنَّكَ | - |
| 2 | in | eğer | إِنْ | - |
| 3 | tezerhum | bırakırsan onları | تَذَرْهُمْ | وذر |
| 4 | yudillu | dalalete düşürürler | يُضِلُّوا | ضلل |
| 5 | ibadeke | kullarını senin | عِبَادَكَ | عبد |
| 6 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 7 | yelidu | doğurmazlar | يَلِدُوا | ولد |
| 8 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 9 | faciran | bir fucur/ahlaksız | فَاجِرًا | فجر |
| 10 | keffaran | bir kâfir | كَفَّارًا | كفر |
*Fiziksel bir doğum değildir. Fiilin öznesi kadın değildir. Özne eril ve çoğuldur. Çoğaltma, çoğalma, bir şeyden türemeyi işaret eder.
Ayet 32
Ve gördükleri zaman onları* dediler: "Doğrusu şunlar (ki) mutlak dalalettedirler128."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve | وَإِذَا | - |
| 2 | raevhum | gördükleri zaman | رَأَوْهُمْ | راي |
| 3 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 4 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 5 | ha'ula'i | şunlar | هَٰؤُلَاءِ | - |
| 6 | ledallune | mutlak dalalettedirler | لَضَالُّونَ | ضلل |
*Müminleri.
Ayet 7
Ve buldu seni bir dalalet128* (-le); öyle ki kılavuzladı192**.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve vecedeke | ve buldu seni | وَوَجَدَكَ | وجد |
| 2 | dallen | bir dalalet (-le) | ضَالًّا | ضلل |
| 3 | feheda | öyle ki doğru yola kılavuzadı | فَهَدَىٰ | هدي |
*İsim kelimesi olarak gelmiştir. Fiil değildir. Dalalet içindeki bir toplumda olarak anlamak daha mantıklıdır.**Allah.
Sapkınlar/dalalet içinde olanlar
Kavram Adı:
Sapkınlar/dalalet içinde olanlar
Kavram No: 128
Kısa Açıklama: 128 Dosdoğru yoldan (Kur'an'dan) sapmış kimseler. Sadece Kur'an demeyen herkes.
Bu Kavramın Geçtiği Ayet Sayısı: 119
Türkçe Meal: Kimselerin yoluna 125 (ki) nimet verdin üzerlerine 126 ; olmayan gazap edilen 127 üzerlerine; ve dalalet 128 içindekilerin değil.
Arapça: 7|1|7|صرط الذين انعمت عليهم غير المغضوب عليهم ولا الضالين
Türkçe Meal: İşte bunlar * , kimselerdir * (ki) satın alıp takas ettiler ** dalaleti 128 kılavuzla 192 *** ; öyle ki kazanmış değildi ticaretleri; ve olmuş değillerdi muhtedler 176 .
Arapça: 23|2|16|اوليك الذين اشتروا الضلله بالهدي فما ربحت تجرتهم وما كانوا مهتدين
Türkçe Meal: Doğrusu Allah çekinmez; ki vurur/ortaya koyar bir misal/örnek; bir sivrisineği 186 ; öyle ki onun üstündekini (de) 186 ; öyle ki ancak iman 47 etmiş kimseler; böylece bilirler ki o (örnek) haktır/gerçektir Rablerinden 4 ; ve ancak kâfirlik 25 etmiş kimseler; öyle ki derler: “Neyi amaçladı/arzuladı Allah bu misalle/örnekle?”; saptırır (Allah) onunla (örnekle) bir çoğunu; ve kılavuzlar 192 onunla (örnekle) bir çoğunu; ve dalalete 128 düşürür değildir (Allah) onunla (örnekle) fâsıklar 38 dışında.
Arapça: 33|2|26|ان الله لا يستحي ان يضرب مثلا ما بعوضه فما فوقها فاما الذين امنوا فيعلمون انه الحق من ربهم واما الذين كفروا فيقولون ماذا اراد الله بهذا مثلا يضل به كثيرا ويهدي به كثيرا وما يضل به الا الفسقين
Türkçe Meal: İşte bunlar; kimselerdir (ki) satın aldılar dalaleti 128 kılavuzla 192 * ; ve azabı ** (da) mağfiretle 319 ; öyle ki onları ateşe karşı sabrettiren 51 nedir!
Arapça: 182|2|175|اوليك الذين اشتروا الضلله بالهدي والعذاب بالمغفره فما اصبرهم علي النار
Türkçe Meal: Yoktur üzerinize bir günah ki aranırsınız/bakınırsınız bir fazilet/üstünlük Rabbinizden 4 ; öyle ki taşıp aktığınız * zaman arafattan 345 ; öyle ki zikredin Allah'ı haram meş'ar 344 yanında; ve zikredin O’nu (Allah'ı) kılavuzladığı gibi sizleri; ve eğer olmuşsanız öncesinde onun mutlak dalalet 128 içinde olanlardan.
Arapça: 205|2|198|ليس عليكم جناح ان تبتغوا فضلا من ربكم فاذا افضتم من عرفت فاذكروا الله عند المشعر الحرام واذكروه كما هديكم وان كنتم من قبله لمن الضالين
Türkçe Meal: İstedi kitap ehlinden 135 bir tayfa; keşke dalalete 128 sürüklesinler * sizleri; ve dalalete 128 sürükler değillerdir kendi nefisleri 201 ** dışında; ve değillerdir farkına varırlar/anlarlar ** .
Arapça: 362|3|69|ودت طايفه من اهل الكتب لو يضلونكم وما يضلون الا انفسهم وما يشعرون
Türkçe Meal: Doğrusu kimseler (ki) kâfirlik 25 ettiler imanları 47 sonrası; sonra ziyade ettiler/artırdılar küfrü 422 ; asla kabul edilmez tevbeleri 33 onların; ve işte bunlar; onlardır dalalet 128 içinde olanlar.
Arapça: 383|3|90|ان الذين كفروا بعد ايمنهم ثم ازدادوا كفرا لن تقبل توبتهم واوليك هم الضالون
Türkçe Meal: Hiç görmez misin kimseleri (ki) verildiler bir nasip kitaptan * ; satın alırlar (onlar) dalaleti 128 ve isterler ki dalalete 128 düşün yolda.
Arapça: 537|4|44|الم تر الي الذين اوتوا نصيبا من الكتب يشترون الضلله ويريدون ان تضلوا السبيل
Türkçe Meal: Öyle ki nedir (olan) sizlere; münâfıklar 26 hakkında iki grup (oldunuz); ve Allah geri bıraktı/indirdi onları kazandıklarıyla; ister misiniz ki doğru yola iletirsiniz kimseyi (ki) dalalette 128 bıraktı Allah? Ve kimi dalalete 128 bırakırsa Allah; öyle ki asla bulamazsın ona bir yol.
Arapça: 581|4|88|فما لكم في المنفقين فيتين والله اركسهم بما كسبوا اتريدون ان تهدوا من اضل الله ومن يضلل الله فلن تجد له سبيلا
Türkçe Meal: Şayet olmasa (-ydı) fazlı 202 Allah'ın senin üzerine; ve (de) rahmeti 271 ; mutlak niyetlenmişti bir tayfa onlardan ki dalalete 128 düşürürler seni; ve dalalete 128 düşürür değillerdir kendi nefisleri 201 dışında; ve zarar verir değillerdir sana hiçbir şeyde; ve indirdi Allah sana kitabı * ve hikmeti 303 ; ve öğretti sana asla olmazsın bilir; ve oldu fazlı 202 Allah'ın senin üzerine bir büyük ** (şey).
Arapça: 606|4|113|ولولا فضل الله عليك ورحمته لهمت طايفه منهم ان يضلوك وما يضلون الا انفسهم وما يضرونك من شي وانزل الله عليك الكتب والحكمه وعلمك ما لم تكن تعلم وكان فضل الله عليك عظيما
Türkçe Meal: Doğrusu Allah mağfiret 319 etmez ki şirk 71 koşulur O’na; ve mağfiret 319 eder bundan astındakine dilediği kimse için; ve kim şirk 71 koşar Allah'a; öyle ki muhakkak dalalette 128 düştü (o); uzak bir dalalete 128 .
Arapça: 609|4|116|ان الله لا يغفر ان يشرك به ويغفر ما دون ذلك لمن يشا ومن يشرك بالله فقد ضل ضللا بعيدا
Türkçe Meal: "Ve mutlak dalalete 128 düşürürüm onları; ve mutlak temenniye * sokarım onları; ve mutlak emrederim 200 onlara öyle ki mutlak keserler kulaklarını çiftlik hayvanlarının; ve mutlak emrederim 200 öyle ki mutlak değiştirirler Allah'ın yaratışını"; ve kim tutar/edinir şeytânı 29 bir veli 28 astından Allah'ın; öyle ki muhakkak hüsrana uğrar; apaçık bir hüsrana.
Arapça: 612|4|119|ولاضلنهم ولامنينهم ولامرنهم فليبتكن اذان الانعم ولامرنهم فليغيرن خلق الله ومن يتخذ الشيطن وليا من دون الله فقد خسر خسرانا مبينا
Türkçe Meal: Ey iman 47 etmiş kimseler! İman 47 edin Allah'a ve resûlüne 418 * ; ve kitabı ** indirendir resûlüne * ; ve kitabı ** indirendir daha önceden; ve kim kâfirlik 25 eder Allah’a; ve meleklerine; ve kitaplarına *** ; ve resûllerine **** ; ve ahiret gününü muhakkak dalalete 128 düştü (o kimse); uzak bir dalalete 128 .
Arapça: 629|4|136|يايها الذين امنوا امنوا بالله ورسوله والكتب الذي نزل علي رسوله والكتب الذي انزل من قبل ومن يكفر بالله ومليكته وكتبه ورسله واليوم الاخر فقد ضل ضللا بعيدا
Türkçe Meal: Yalpalayanlardır * bunun arasında; ne bunlara karşı ** ve ne de bunlara karşı *** ; ve kimi dalalette 128 bıraktı Allah; öyle ki asla bulamazsın ona bir yol **** .
Arapça: 636|4|143|مذبذبين بين ذلك لا الي هولا ولا الي هولا ومن يضلل الله فلن تجد له سبيلا
Türkçe Meal: Doğrusu kimseler (ki) kâfirlik 25 ederler ve yüz çevirirler/engellerler Allah’ın yolundan 336 ; muhakkak dalalete 128 düştüler; uzak bir dalalete 128 .
Arapça: 660|4|167|ان الذين كفروا وصدوا عن سبيل الله قد ضلوا ضللا بعيدا
Türkçe Meal: Fetva sorarlar sana; de ki: "Allah fetva verir sizlere kelâle 482 hakkında; eğer bir kişi (erkek) helak * olduysa; yoksa ona (helak olan erkeğe) bir evlat ** ; ve onaysa (helak olan erkeğe) bir kız kardeş; öyle ki onadır (kız kardeşedir) yarısı (1/2) terk ettiğinin (helak olan erkeğin); ve o (helak olan erkek) miras bırakır ona (kız kardeşe) eğer asla olmazsa ona (kız kardeşe) bir evlat *** ; öyle ki eğer olduysa ikiler (kız kardeş) öyle ki o ikisinedir üçte ikisi (2/3) bıraktığından (helak olan erkeğin); ve eğer oldularsa kardeşler; erkekler ve kadınlar; öyle ki erkeğin payı iki kadın **** mislidir 870 ; beyan eder Allah sizlere dalalete 128 düşersiniz diye; ve Allah her bir şeye bir Alîm’dir 8 .
Arapça: 669|4|176|يستفتونك قل الله يفتيكم في الكلله ان امروا هلك ليس له ولد وله اخت فلها نصف ما ترك وهو يرثها ان لم يكن لها ولد فان كانتا اثنتين فلهما الثلثان مما ترك وان كانوا اخوه رجالا ونسا فللذكر مثل حظ الانثيين يبين الله لكم ان تضلوا والله بكل شي عليم
Türkçe Meal: Ve ant olsun aldı Allah bir mîsâk 281 İsrailoğullarından; ve gönderdik onlardan on iki lider; ve dedi Allah; doğrusu ben sizinle birlikteyim; eğer ikame ettiniz salâtı 5 ; ve verdiniz zekâtı 10 ; ve iman 47 ettiniz resûllerime 418 ; ve desteklediniz onları; ve borç 123 verdiniz Allah'a güzel bir borç 123 ; mutlak kâfirlik 25 ederim * ; ve mutlak sokarım sizleri cennetlere; akar altından onun nehirler; öyle ki kim kâfirlik 25 etti bundan sonra sizlerden; öyle ki muhakkak dalalet 128 içinde oldu/saptı dümdüz yoldan 553 .
Arapça: 681|5|12|ولقد اخذ الله ميثق بني اسريل وبعثنا منهم اثني عشر نقيبا وقال الله اني معكم لين اقمتم الصلوه واتيتم الزكوه وامنتم برسلي وعزرتموهم واقرضتم الله قرضا حسنا لاكفرن عنكم سياتكم ولادخلنكم جنت تجري من تحتها الانهر فمن كفر بعد ذلك منكم فقد ضل سوا السبيل
Türkçe Meal: De ki: "Haber vereyim mi sizlere bundan şerrini/kötüsünü bir karşılık (olarak) Allah'ın indinde/katında; kime lanet 280 etti Allah ve gazap 127 etti onun üzerine; ve yaptı onlardan maymunlar 273 ve domuzlar 549 ; ve kul oldu (o kimse) tâğûta 442 ; işte bunlar; bir şerdir/kötüdür bir mekan/yer (olarak) ve daha dalalettedir 128 dümdüz yoldan 553 .
Arapça: 729|5|60|قل هل انبيكم بشر من ذلك مثوبه عند الله من لعنه الله وغضب عليه وجعل منهم القرده والخنازير وعبد الطغوت اوليك شر مكانا واضل عن سوا السبيل
Türkçe Meal: De ki: "Ey kitap ehli! 135 Aşmayın/taşmayın 552 siz ikiniz * dininizde; olmaksızın hak/gerçek"; ve tabi olmayın hevâlarına 278 bir kavmin/toplumun (ki) muhakkak dalalete 128 düştüler önceden; ve dalalete 128 düşürdüler bir çoğunu; ve dalalete 128 düştüler dümdüz yoldan 553 .
Arapça: 746|5|77|قل ياهل الكتب لا تغلوا في دينكم غير الحق ولا تتبعوا اهوا قوم قد ضلوا من قبل واضلوا كثيرا وضلوا عن سوا السبيل
Türkçe Meal: Ey iman 47 etmiş kimseler! Kendi nefisleriniz 201 (kendi) üzerinizedir; zarar veremez sizlere dalalete 128 düşmüş kimse kılavuzlandığınız 192 zaman sizler; Allah'a doğrudur dönüş yeriniz sizlerin topluca; öyle ki haber verir sizlere yapmakta olduğunuzu.
Arapça: 774|5|105|يايها الذين امنوا عليكم انفسكم لا يضركم من ضل اذا اهتديتم الي الله مرجعكم جميعا فينبيكم بما كنتم تعملون
Türkçe Meal: Ve kimseler (ki) yalanladılar 195 ayetlerimizi; sağırlardır ve dilsizlerdir karanlıklarda; kimi diler Allah dalalette 128 bırakır onu; ve kimi diler yapar onu dosdoğru bir yol üzerine 124 .
Arapça: 828|6|39|والذين كذبوا بايتنا صم وبكم في الظلمت من يشا الله يضلله ومن يشا يجعله علي صرط مستقيم
Türkçe Meal: De ki: "Doğrusu ben yasaklandım kulluk 46 etmekten kimselere (ki) çağırırsınız Allah’ın astından"; de ki: "Tabi olmam heveslerinize; muhakkak dalalete 128 düşmüş (olurum) o zaman; ve ben kılavuzlulardan 192 olmamış (olurum)."
Arapça: 845|6|56|قل اني نهيت ان اعبد الذين تدعون من دون الله قل لا اتبع اهواكم قد ضللت اذا وما انا من المهتدين
Türkçe Meal: Ve dediği zaman İbrahim babasına; Azer'e: "Edinir misin idolleri 624 ilâhlar 74 ?"; Doğrusu ben görürüm seni ve (senin) kavmini/toplumunu apaçık bir dalalet 128 içinde."
Arapça: 863|6|74|واذ قال ابرهيم لابيه ازر اتتخذ اصناما الهه اني اريك وقومك في ضلل مبين
Türkçe Meal: Ve eğer itaat etsen yerdeki kimselerin çoğuna * ; dalalete 128 düşürür seni Allah'ın yolundan ki tabi olurlar ancak zanna ve ki onlar ancak tahmin ederler.
Arapça: 905|6|116|وان تطع اكثر من في الارض يضلوك عن سبيل الله ان يتبعون الا الظن وان هم الا يخرصون
Türkçe Meal: Doğrusu (senin) Rabbin 4 (ki) O en iyi bilendir kimseleri (ki) dalalete 128 saparlar O’nun yolundan; ve O en iyi bilendir kılavuzlananları 192 .
Arapça: 906|6|117|ان ربك هو اعلم من يضل عن سبيله وهو اعلم بالمهتدين
Türkçe Meal: Ve nedir sizlere (olan) ki yemezsiniz * kendisi üzerine Allah'ın isminin zikredilmişinden; ve muhakkak detaylandırdı/ayırdı ** (Allah) sizlere haram kıldığını ** (Allah'ın) üzerinize; dışındadır kendisine zaruri *** kaldığınız; ve doğrusu bir çoğu **** mutlak dalalete 128 düşer hevalarıyla olmaksızın bir ilim 1143 ; doğrusu (senin) Rabbin 4 (ki) O en iyi bilendir taşkınlık edenleri.
Arapça: 908|6|119|وما لكم الا تاكلوا مما ذكر اسم الله عليه وقد فصل لكم ما حرم عليكم الا ما اضطررتم اليه وان كثيرا ليضلون باهوايهم بغير علم ان ربك هو اعلم بالمعتدين
Türkçe Meal: Öyle ki kimi dilerse Allah ki kılavuzlar 192 ; açar * onun göğsünü İslam'a 218 ; ve kimi dilerse ki dalalette 128 bırakır; yapar onun göğsünü sıkı/sınırlı/kısıtlı; dar; gibi sanki (o) yükselir gökte ** ; işte böyledir; yapar/koyar Allah ricsi *** kimselerin üstüne (ki) iman etmezler.
Arapça: 914|6|125|فمن يرد الله ان يهديه يشرح صدره للاسلم ومن يرد ان يضله يجعل صدره ضيقا حرجا كانما يصعد في السما كذلك يجعل الله الرجس علي الذين لا يومنون
Türkçe Meal: Muhakkak hüsrana uğradı kimseler (ki) katlettiler 35 kendi evlatlarını ahmakça; olmaksızın bir ilim 1143 ; ve haramlaştırdılar Allah'ın kendilerini rızıklandırdığını iftira 402 atarak Allah'a karşı; muhakkak dalalete 128 düştüler; ve olmuş değillerdi muhted 176 .
Arapça: 929|6|140|قد خسر الذين قتلوا اولدهم سفها بغير علم وحرموا ما رزقهم الله افترا علي الله قد ضلوا وما كانوا مهتدين
Türkçe Meal: Ve deveden iki; ve sığırdan iki; de ki: "İki erkeği (erkek deveyi ve erkek sığırı) mi haram kıldı (Allah) yoksa iki dişiyi (dişi deveyi ve dişi sığırı) mi? yoksa iki dişinin (dişi devenin ve dişi sığırın) rahimlerinin üzerini sarıp kapsadığını * mı? Yoksa oldunuz (mu) sizler şahitler/tanıklar vasiyet ettiği zaman Allah'ın bunu ** ; öyle ki kimdir daha zalim 257 kimseden (ki) iftira attı 402 Allah'a karşı bir yalan; dalalete 128 düşürmek için insanları olmaksızın bir ilim 1143 *** ; doğrusu Allah kılavuzlamaz 192 **** zalimler 257 kavmini/toplumunu.
Arapça: 933|6|144|ومن الابل اثنين ومن البقر اثنين قل الذكرين حرم ام الانثيين اما اشتملت عليه ارحام الانثيين ام كنتم شهدا اذ وصيكم الله بهذا فمن اظلم ممن افتري علي الله كذبا ليضل الناس بغير علم ان الله لا يهدي القوم الظلمين
Türkçe Meal: Dedi (Allah): “Girin ümmetlere/topluluklara; muhakkak ki halife 65 oldu sizlerden önce ateşe; cinden 91 ve insandan”; ne zaman girdi bir ümmet 305 ; lanet etti (ümmet) kız kardeşine; ta ki yakaladıkları/yetiştikleri * zaman orada ** topluca; dedi sonraki (ümmet) onların önceki (ümmeti) için: “Rabbimiz 4 ! Bunlar dalalete 128 sürüklediler bizleri; öyle ki ver onlara bir kat (daha) azap ateşten; dedi (Allah): “Hepsi içindir bir kat; fakat (sizler) bilmezsiniz.”
Arapça: 992|7|38|قال ادخلوا في امم قد خلت من قبلكم من الجن والانس في النار كلما دخلت امه لعنت اختها حتي اذا اداركوا فيها جميعا قالت اخريهم لاوليهم ربنا هولا اضلونا فاتهم عذابا ضعفا من النار قال لكل ضعف ولكن لا تعلمون
Türkçe Meal: Dedi kavminden/toplumundan (Nûh'un) melesi 364 : "Doğrusu bizler mutlak görürüz seni apaçık bir dalalette 128 ."
Arapça: 1014|7|60|قال الملا من قومه انا لنريك في ضلل مبين
Türkçe Meal: Dedi (Nûh): "Ey kavmim/toplumum! Olmadı bende bir dalalet 128 ; velakin/fakat bir resûlüm 418 alemlerin 203 Rabbinden 4 ."
Arapça: 1015|7|61|قال يقوم ليس بي ضلله ولكني رسول من رب العلمين
Türkçe Meal: Ne zaman ki düşürüldü * ellerine onların (başları); ve gördüler ki onlar muhakkak dalalete 128 düşmüşler; dediler: "Eğer asla rahmet 271 etmezse bizlere Rabbimiz 4 ; ve mağfiret 319 etmezse bizlere; mutlak oluruz hüsrana uğrayanlardan."
Arapça: 1103|7|149|ولما سقط في ايديهم وراوا انهم قد ضلوا قالوا لين لم يرحمنا ربنا ويغفر لنا لنكونن من الخسرين
Türkçe Meal: Ve seçti Mûsâ vaktimiz için kendi kavmine/toplumuna yetmiş adam; öyle ki ne zaman tuttu onları sarsıntı * dedi (Mûsâ): "Rabbim 4 ! Şayet dileseydin helak ederdin onları öncesinde; ve beni (de); helak mı edersin bizleri faaliyet içinde olduğuyla bizden ahmakların; değildir o (senin) fitnen 610 dışında; dalalette 128 bırakırsın onunla ** dilediğin kimseyi; ve kılavuzlarsın 192 dilediğin kimseyi; sen velimizsin 28 ; öyle ki mağfiret 319 et bizlere; ve rahmet 271 et bizlere; ve sen hayırlısısın mağfiret 319 edenlerin."
Arapça: 1109|7|155|واختار موسي قومه سبعين رجلا لميقتنا فلما اخذتهم الرجفه قال رب لو شيت اهلكتهم من قبل وايي اتهلكنا بما فعل السفها منا ان هي الا فتنتك تضل بها من تشا وتهدي من تشا انت ولينا فاغفر لنا وارحمنا وانت خير الغفرين
Türkçe Meal: Kimi kılavuzlar 192 Allah öyle ki o kılavuzlanandır 192 ; ve kimi dalalette 128 bırakır; öyle ki işte bunlar; onlardır hüsrana uğrayanlardır.
Arapça: 1132|7|178|من يهد الله فهو المهتدي ومن يضلل فاوليك هم الخسرون
Türkçe Meal: Ve ant olsun ektik/tohumladık cehennem için birçoğunu cinden 210 ve insandan; onlaradır * kalpler 213 akletmezler 562 onunla; ve onlaradır gözler bakmazlar onunla; ve onlaradır kulaklar işitmezler onunla; işte bunlar; en'âmdır 645 ; evet! Onlar daha dalalet 128 içindedir; işte bunlar; onlardır gâfiller 310 .
Arapça: 1133|7|179|ولقد ذرانا لجهنم كثيرا من الجن والانس لهم قلوب لا يفقهون بها ولهم اعين لا يبصرون بها ولهم اذان لا يسمعون بها اوليك كالانعم بل هم اضل اوليك هم الغفلون
Türkçe Meal: Kimi dalalette 128 bırakır Allah; öyle ki olmaz kılavuzlayan 192 ona * ; ve bırakır onları ** tûğyânları 442 içinde (ki) bocalayıp dururlar.
Arapça: 1140|7|186|من يضلل الله فلا هادي له ويذرهم في طغينهم يعمهون
Türkçe Meal: Ancak ki ertelemek * bir ziyadedir ** küfürde 422 ; dalalette 128 bırakılır onunla kâfirlik 25 etmiş kimseler (ki) helal kılarlar onu *** bir yıl **** ve haram kılarlar onu *** bir yıl **** ; denk gelmesi için Allah'ın haram kıldığının adetini/sayısını; öyle ki helal kılarlar **** haram kıldığını Allah'ın; süslü gösterildi onlara yaptıkları kötülük; ve Allah kılavuzlamaz 192 kâfirler 25 kavmini/toplumunu.
Arapça: 1272|9|37|انما النسي زياده في الكفر يضل به الذين كفروا يحلونه عاما ويحرمونه عاما ليواطوا عده ما حرم الله فيحلوا ما حرم الله زين لهم سو اعملهم والله لا يهدي القوم الكفرين
Türkçe Meal: Ve olmuş değildir Allah dalalette 128 bırakır bir kavmi/toplumu kılavuzladığı 192 zaman sonrasında; ta ki beyan 226 eder * onlara neye takvalı 21 olurlar; doğrusu Allah her bir şeye bir Alîm’dir 8 .
Arapça: 1350|9|115|وما كان الله ليضل قوما بعد اذ هديهم حتي يبين لهم ما يتقون ان الله بكل شي عليم
Türkçe Meal: Öyle ki işte sizleredir Allah 19 ; hak/gerçek Rabbiniz 4 ; öyle ki nedir hak/gerçek dışında sonrasında dalalet 128 * ; öyle ki nasıl döndürülürsünüz?
Arapça: 1394|10|32|فذلكم الله ربكم الحق فماذا بعد الحق الا الضلل فاني تصرفون
Türkçe Meal: Ve dedi Mûsâ: "Rabbimiz 4 ! Doğrusu sen; verdin firavuna ve melesine 364 onun * bir ziynet 856 ve mallar dünya hayatında; Rabbimiz 4 ! Dalalete 128 düşürmeleri için senin yolundan 336 ; Rabbimiz 4 ! Sil mallarının üzerini ve sertleştir/katılaştır kalplerinin 175 üzerini; öyle ki iman 47 etmezler ta ki görürler elim/acıklı azabı."
Arapça: 1450|10|88|وقال موسي ربنا انك اتيت فرعون وملاه زينه وامولا في الحيوه الدنيا ربنا ليضلوا عن سبيلك ربنا اطمس علي امولهم واشدد علي قلوبهم فلا يومنوا حتي يروا العذاب الاليم
Türkçe Meal: De ki: "Ey insanlar! Muhakkak geldi sizlere hak/gerçek * Rabbinizden 4 ; öyle ki kim kılavuzladı 192 ** ; öyle ki ancak kılavuzlar 192 kendi nefsini 201 ; ve kim dalalete 128 düştü; öyle ki ancak dalalete 128 düşer kendi aleyhine; değilim ben üzerinize bir vekîl 517 ."
Arapça: 1470|10|108|قل يايها الناس قد جاكم الحق من ربكم فمن اهتدي فانما يهتدي لنفسه ومن ضل فانما يضل عليها وما انا عليكم بوكيل
Türkçe Meal: Dedikleri zaman: "Mutlak ki Yûsuf ve onun * kardeşi bizden daha sevgilidir babamıza ** ; ve bizler bir birliğiz/bağlıyız; doğrusu babamız *** mutlak apaçık bir dalalettedir 128 ."
Arapça: 1602|12|8|اذ قالوا ليوسف واخوه احب الي ابينا منا ونحن عصبه ان ابانا لفي ضلل مبين
Türkçe Meal: Ve dediler kadınlar şehirde: "Azîzin karısı murad talep etmiş fetânına 936 ; nefsinden 201 onun * ; muhakkak tutkun etmiş onu ** bir aşk/sevda; doğrusu biz mutlak görürüz onu ** apaçık bir dalalette 128 ."
Arapça: 1624|12|30|وقال نسوه في المدينه امرات العزيز ترود فتيها عن نفسه قد شغفها حبا انا لنريها في ضلل مبين
Türkçe Meal: Dediler * : "Allah’a yemin olsun ki doğrusu sen ** mutlak içindesin eski bir dalalet 128 ."
Arapça: 1689|12|95|قالوا تالله انك لفي ضللك القديم
Türkçe Meal: O'nadır * hak/gerçek çağrı/davet; ve kimseler (ki) çağırırlar/davet ederler O’nun ** astından (ki) cevap veremezler onlara bir şeyle; dışındadır uzatan iki avcunu *** suya; ulaşması için ağzına; ve o *** ulaşır değildir ona; ve değildir çağrısı/daveti kâfirlerin 25 dalaletteki 128 dışında.
Arapça: 1719|13|14|له دعوه الحق والذين يدعون من دونه لا يستجيبون لهم بشي الا كبسط كفيه الي الما ليبلغ فاه وما هو ببلغه وما دعا الكفرين الا في ضلل
Türkçe Meal: Ve diyor kâfirlik 25 etmiş kimseler: "Değil miydi indirilmeli onun * üzerine bir ayet 287 Rabbinden 4 ?"; de ki: "Doğrusu Allah dalalette 128 bırakır dilediği kimseyi; ve kılavuzlar 192 kendisine sıkça dönmüş ** kimseyi."
Arapça: 1732|13|27|ويقول الذين كفروا لولا انزل عليه ايه من ربه قل ان الله يضل من يشا ويهدي اليه من اناب
Türkçe Meal: Öyle ki kimse midir o * (ki) bir kıyamdadır 143 ** her bir nefis 201 üzerine kazandığıyla? Ve yaptılar Allah'a ortaklar 71 ; de ki: "İsimlendirin *** onları **** ; ya da haber (mi) verirsiniz O'na ***** bilmediğini yerde; ya da söylemden ortaya çıkanladır ****** ; evet! Ziynetlendirildi 856 kâfirlik 25 etmiş kimselere tuzakları; ve sapıp uzaklaştırıldılar yoldan ******* ; ve kimi dalalette 128 bırakır Allah; öyle ki yoktur ona hiç bir kılavuz 192 .
Arapça: 1738|13|33|افمن هو قايم علي كل نفس بما كسبت وجعلوا لله شركا قل سموهم ام تنبونه بما لا يعلم في الارض ام بظهر من القول بل زين للذين كفروا مكرهم وصدوا عن السبيل ومن يضلل الله فما له من هاد
Türkçe Meal: Kimselerdir (ki) severler dünya hayatını ahirete karşı; ve çevirirler Allah'ın yolundan 336 ; ve bakınırlar ona * bir eğriliğe ** ; işte bunlar uzak bir dalalettedir 128 .
Arapça: 1751|14|3|الذين يستحبون الحيوه الدنيا علي الاخره ويصدون عن سبيل الله ويبغونها عوجا اوليك في ضلل بعيد
Türkçe Meal: Ve göndermiş değiliz hiçbir resûlü 418 onun * kavminin/toplumunun lisanı/dili 980 dışında; beyan 226 etmesi içindir onlara ** ; öyle ki dalalette 128 bırakır Allah dilediği kimseyi; ve kılavuzlar 192 dilediği kimseyi; ve O *** Azîz’dir 37 ; Hakîm’dir 9 .
Arapça: 1752|14|4|وما ارسلنا من رسول الا بلسان قومه ليبين لهم فيضل الله من يشا ويهدي من يشا وهو العزيز الحكيم
Türkçe Meal: Misalidir 870 kimselerin (ki) kâfirlik 25 ettiler Rablerine 4 ; yaptıkları onların * bir kül gibidir (ki) savurdu onu ** rüzgâr fırtınalı bir günde; muktedir 964 olamazlar kazandıklarından *** bir şeye karşı; işte bu (ki) o uzak bir dalalettir 128 .
Arapça: 1766|14|18|مثل الذين كفروا بربهم اعملهم كرماد اشتدت به الريح في يوم عاصف لا يقدرون مما كسبوا علي شي ذلك هو الضلل البعيد
Türkçe Meal: Sabitler * Allah iman 47 etmiş kimseleri sabit ** sözle dünya hayatında ve ahirette; ve dalalette 128 bırakır Allah zalimleri 257 ; ve faaliyete geçirir Allah dilediğini.
Arapça: 1775|14|27|يثبت الله الذين امنوا بالقول الثابت في الحيوه الدنيا وفي الاخره ويضل الله الظلمين ويفعل الله ما يشا
Türkçe Meal: Ve yaptılar Allah'a eşler/denkler * ; dalalete 128 sürüklemek için O'nun ** yolundan 336 ; de ki: "Metalanın 54 ; öyle ki doğrusu varış yeriniz ateşe 834 doğrudur."
Arapça: 1778|14|30|وجعلوا لله اندادا ليضلوا عن سبيله قل تمتعوا فان مصيركم الي النار
Türkçe Meal: Dedi * : "Ve kim umut keser ** Rabbinin 4 rahmetinden 271 dalalettekiler 128 dışında?"
Arapça: 1856|15|56|قال ومن يقنط من رحمه ربه الا الضالون
Türkçe Meal: Taşımaları içindir kendi yüklerini kıyamet günü 148 bir kâmil * (olarak) ; ve kimselerin yüklerinden ** (ki) dalalete 128 sürüklediler onları olmaksızın bir ilim 1143 ; öyle ki değil mi (ki) ne kötüdür yüklendikleri?
Arapça: 1924|16|25|ليحملوا اوزارهم كامله يوم القيمه ومن اوزار الذين يضلونهم بغير علم الا سا ما يزرون
Türkçe Meal: Ve ant olsun * gönderdik ** her bir ümmete 305 bir resûl 418 ki kulluk 46 edin Allah'a ve kaçının tâğût 442 (-tan) ; öyle ki onlardan kimini kılavuzladı 192 Allah; ve onlardan kiminin üzerlerine dalalet 128 hakikatlaştı *** ; öyle ki dolaşın **** yerde; ve bakın nasıl oldu yalanlayanların 196 akıbeti 892 .
Arapça: 1935|16|36|ولقد بعثنا في كل امه رسولا ان اعبدوا الله واجتنبوا الطغوت فمنهم من هدي الله ومنهم من حقت عليه الضلله فسيروا في الارض فانظروا كيف كان عقبه المكذبين
Türkçe Meal: Eğer ihtiraslı * olsan (da) onların kılavuzlanmasına 192 karşı; öyle ki doğrusu Allah kılavuzlamaz 192 dalalette 128 bırakır (olduğu) kimseyi; ve olmaz onlara ** hiçbir yardımcı.
Arapça: 1936|16|37|ان تحرص علي هديهم فان الله لا يهدي من يضل وما لهم من نصرين
Türkçe Meal: Ve karşılaştılar Allah'a o gün selam * (-da); ve dalalete 128 düştü onlardan iftira 402 atar oldukları.
Arapça: 1986|16|87|والقوا الي الله يوميذ السلم وضل عنهم ما كانوا يفترون
Türkçe Meal: Ve şayet dileseydi Allah mutlak yapardı sizleri tek bir ümmet 305 ; velakin/fakat dalalette 128 bırakır dilediği kimseyi; ve kılavuzlar 192 dilediği kimseyi; ve mutlaka sual edilirsiniz * yapar olduğunuzdan.
Arapça: 1992|16|93|ولو شا الله لجعلكم امه وحده ولكن يضل من يشا ويهدي من يشا ولتسلن عما كنتم تعملون
Türkçe Meal: Davet et * Rabbinin 4 yoluna 336 doğru hikmetle 382 ve güzel vaazla 653 ; ve mücadele et onlara kendisinin ** daha güzel (olduğuyla); doğrusu (senin) Rabbin 4 (ki) O *** daha iyi bilendir dalalete 128 düşmüş kimseyi kendi yolundan 336 ; ve O *** daha iyi bilendir kılavuzlananları 192 .
Arapça: 2024|16|125|ادع الي سبيل ربك بالحكمه والموعظه الحسنه وجدلهم بالتي هي احسن ان ربك هو اعلم بمن ضل عن سبيله وهو اعلم بالمهتدين
Türkçe Meal: Kim doğru yola kılavuzlandı; öyle ki ancak doğru yola kılavuzlanır kendi nefsi 201 için; ve kim dalalete 128 düştü öyle ki ancak dalalete 128 düşer aleyhine onun * ; ve yüklenmez bir yüklenici başkasının yükünü; ve olmuş değiliz azap edenler ** ta ki göndeririz bir resûl 418 .
Arapça: 2042|17|15|من اهتدي فانما يهتدي لنفسه ومن ضل فانما يضل عليها ولا تزر وازره وزر اخري وما كنا معذبين حتي نبعث رسولا
Türkçe Meal: Bak nasıl darp ettiler * sana ** misallar 870 ; öyle ki dalalete 128 düştüler; öyle ki itaat *** edemezler bir yola.
Arapça: 2075|17|48|انظر كيف ضربوا لك الامثال فضلوا فلا يستطيعون سبيلا
Türkçe Meal: Ve kim oldu bunda * âmâ ** ; öyle ki o ahirette âmâdır ** ve daha dalalete 128 düşendir bir yol (olarak)
Arapça: 2099|17|72|ومن كان في هذه اعمي فهو في الاخره اعمي واضل سبيلا
Türkçe Meal: Ve kimi kılavuzlar 192 Allah; öyle ki o doğru yolu bulandır; kimi dalalette 128 bırakır öyle ki asla bulamazsın onlara veliler 28 O’nun * astından; ve haşrederiz 556 onları kıyamet günü 148 yüzleri üzerine âmâlar; ve dilsizler; ve sağırlar (olarak); varış yeri onların cehennemdir 968 ; her bir sönmeye yüz tuttuğunda ** artırırız onlara bir sa‘îr 809 .
Arapça: 2124|17|97|ومن يهد الله فهو المهتد ومن يضلل فلن تجد لهم اوليا من دونه ونحشرهم يوم القيمه علي وجوههم عميا وبكما وصما ماويهم جهنم كلما خبت زدنهم سعيرا
Türkçe Meal: Değilim şahit tutmuş/tanık etmiş onları * yaratılışına ** göklerin ve yerin; ve ne de yaratılışına ** kendi nefislerinin 201 ; ve olmuş değilim edinen dalalete 128 düşenleri bir yardımcı *** .
Arapça: 2189|18|51|ما اشهدتهم خلق السموت والارض ولا خلق انفسهم وما كنت متخذ المضلين عضدا
Türkçe Meal: Kimselerdir (ki) dalalete 128 düştü mesaileri * onların dünya hayatındaki; ve onlar düşünürler ki onlar güzelleştiriyorlar bir sanayi 1071 ** .
Arapça: 2242|18|104|الذين ضل سعيهم في الحيوه الدنيا وهم يحسبون انهم يحسنون صنعا
Türkçe Meal: İşittirirsin * onlara ve gördürürsün * ; gündür (ki) gelirler bize; fakat zalimler 257 o gün bir dalalettedir 128 .
Arapça: 2286|19|38|اسمع بهم وابصر يوم ياتوننا لكن الظلمون اليوم في ضلل مبين
Türkçe Meal: De ki: "Kim oldu dalalette 128 ; öyle ki mutlak uzatır * ona Rahmân 1 bir uzatma * ; ta ki gördükleri zaman vaat edildiklerini -ama azabı ** ve ama sâati 470 -; öyle ki bilecekler kimdir (ki); o bir şerdir bir mekan *** (olarak); ve daha zaaflıdır **** bir asker (olarak)."
Arapça: 2323|19|75|قل من كان في الضلله فليمدد له الرحمن مدا حتي اذا راوا ما يوعدون اما العذاب واما الساعه فسيعلمون من هو شر مكانا واضعف جندا
Türkçe Meal: Dedi * : "İlmi onun ** Rabbimin 4 indindedir/katındadır; bir kitaptadır *** ; dalalete 128 düşmez Rabbim 4 ; ve unutmaz."
Arapça: 2398|20|52|قال علمها عند ربي في كتب لا يضل ربي ولا ينسي
Türkçe Meal: Ve dalalete 128 düşürdü 1108 firavun 678 kendi kavmini/toplumunu; ve kılavuzlamış 192 değildi 1108 .
Arapça: 2425|20|79|واضل فرعون قومه وما هدي
Türkçe Meal: Dedi * : "Öyle ki biz muhakkak fitnelendirdik 610 (senin) kavmini/toplumunu senden önce; ve dalalete 128 düşürdü onları sâmiriyy 1111 ."
Arapça: 2431|20|85|قال فانا قد فتنا قومك من بعدك واضلهم السامري
Türkçe Meal: Dedi: * "Ey Hârûn! Ne mani oldu sana gördüğün zaman onları dalalete 128 düştüler?"
Arapça: 2438|20|92|قال يهرون ما منعك اذ رايتهم ضلوا
Türkçe Meal: Dedi * : "İnin ikiniz ** aşağıya oradan topluca *** ; bir kısmınız *** bir kısma *** bir düşman (olarak); öyle ki ne zaman geldi sizlere *** benden bir doğru yola kılavuz **** ; öyle ki kim tabi oldu doğru yola kılavuzuma ***** ; öyle ki dalalete 128 düşmez; ve perişan/mutsuz olmaz."
Arapça: 2469|20|123|قال اهبطا منها جميعا بعضكم لبعض عدو فاما ياتينكم مني هدي فمن اتبع هداي فلا يضل ولا يشقي
Türkçe Meal: Dedi * : "Muhakkak ki oldunuz sizler ve babalarınız/atalarınız apaçık bir dalalette 128 ."
Arapça: 2535|21|54|قال لقد كنتم انتم واباوكم في ضلل مبين
Türkçe Meal: Yazıldı aleyhinde onun * ki o (kimse); kim veli 28 edindi onu ** ; öyle ki doğrusu o *** dalalete 128 düşürür *** onu **** ; ve kılavuzluk eder *** ona ***** sa‘îr 809 azaba doğru.
Arapça: 2597|22|4|كتب عليه انه من تولاه فانه يضله ويهديه الي عذاب السعير
Türkçe Meal: Eğer/büker yanını * dalalete 128 düşürmeye Allah'ın yolundan 336 ; onadır ** dünyada bir hizyet 1118 ; ve tattırırız ona ** kıyamet günü 148 yakma azabını.
Arapça: 2602|22|9|ثاني عطفه ليضل عن سبيل الله له في الدنيا خزي ونذيقه يوم القيمه عذاب الحريق
Türkçe Meal: Çağırır * Allah’ın astından zarar veremeyeni ona ** ve menfaat sağlayamayanı ona ** ; işte budur; o *** uzak dalalettir 128 .
Arapça: 2605|22|12|يدعوا من دون الله ما لا يضره وما لا ينفعه ذلك هو الضلل البعيد
Türkçe Meal: Dediler: "Rabbimiz 4 ! Galip geldi bizlere şikvetimiz 1185 ; ve olduk dalalet 128 (-li) bir kavim/toplum.
Arapça: 2777|23|106|قالوا ربنا غلبت علينا شقوتنا وكنا قوما ضالين
Türkçe Meal: Bak nasıl darp * ettiler sana emsâl 870 ; öyle ki dalalete 128 düştüler; öyle ki itaat ** edemezler bir yola.
Arapça: 2862|25|9|انظر كيف ضربوا لك الامثل فضلوا فلا يستطيعون سبيلا
Türkçe Meal: Ve gündür (ki) haşreder 556 * onları ve kulluk 46 ettiklerini Allah’ın astından; öyle ki der * : "Sizler misiniz (ki) dalalete 128 düşürdünüz kullarımı 907 ?; işte bunları; ya da onlar dalalete 128 düşürdü yolu 124 ."
Arapça: 2870|25|17|ويوم يحشرهم وما يعبدون من دون الله فيقول انتم اضللتم عبادي هولا ام هم ضلوا السبيل
Türkçe Meal: "Muhakkak ki dalalete 128 düşürdü beni zikirden 78 * geldiği zaman sonrası bana o ** (zikir); ve oldu şeytân 29 insan için bir yüzüstü bırakan *** ."
Arapça: 2882|25|29|لقد اضلني عن الذكر بعد اذ جاني وكان الشيطن للانسن خذولا
Türkçe Meal: Kimselerdir (ki) haşredilirler 556 yüzleri üzerine * cehenneme 968 doğru; işte bunlardır ** ; bir şerdir 205 bir mekan (olarak); ve daha dalalettir 128 bir yol (olarak).
Arapça: 2887|25|34|الذين يحشرون علي وجوههم الي جهنم اوليك شر مكانا واضل سبيلا
Türkçe Meal: "Neredeyse mutlak dalalete 128 düşürüyordu bizleri ilâhlarımızdan 1094 şayet ki sabretmeseydik üzerinde onun * "; ve yakında bilecekler; (o) zaman/an görürler azabı kim daha dalalette 128 bir yol (-ludur).
Arapça: 2895|25|42|ان كاد ليضلنا عن الهتنا لولا ان صبرنا عليها وسوف يعلمون حين يرون العذاب من اضل سبيلا
Türkçe Meal: Yoksa düşünürsün ki ekserisi * onların işitirler ya da aklederler 562 ; onlar ancak en’âm 645 gibidir 1227 ; evet! Onlar daha dalalettir 128 bir yol (olarak).
Arapça: 2897|25|44|ام تحسب ان اكثرهم يسمعون او يعقلون ان هم الا كالانعم بل هم اضل سبيلا
Türkçe Meal: Dedi * : "Faaliyet ettim onu ** bir zaman *** ; ve ben 1242 dalalet 128 içindekilerdendim.
Arapça: 2950|26|20|قال فعلتها اذا وانا من الضالين
Türkçe Meal: "Ve mağfiret 319 et babama ** ; doğrusu o ** oldu dalalet 128 içindekilerden."
Arapça: 3016|26|86|واغفر لابي انه كان من الضالين
Türkçe Meal: "TaAllahi 1017 ; doğrusu olduk mutlak içinde mubîn 1194 bir dalalet 128 ."
Arapça: 3027|26|97|تالله ان كنا لفي ضلل مبين
Türkçe Meal: "Ve dalalete 128 düşürmüş değildir bizleri mücrimler dışında 674 ."
Arapça: 3029|26|99|وما اضلنا الا المجرمون
Türkçe Meal: Ve değilsin sen * kılavuzlayan 192 âmâları ** dalaletlerinden 128 ; ki işittirirsin ancak kimseye (ki) iman 47 etti ayetlerimize 454 ; öyle ki onlar müslimdir 45 .
Arapça: 3238|27|81|وما انت بهدي العمي عن ضللتهم ان تسمع الا من يومن بايتنا فهم مسلمون
Türkçe Meal: "Ve ki tilâvet 874 ederim 709 * Kur'ân'ı 850 ; öyle ki kim kılavuzlandı öyle ki ancak kılavuzlanır kendi nefsi 201 için; ve kim dalalette 128 düştü öyle ki de ki: "Ancak ki ben munzirdenim 1263 .""
Arapça: 3249|27|92|وان اتلوا القران فمن اهتدي فانما يهتدي لنفسه ومن ضل فقل انما انا من المنذرين
Türkçe Meal: Ve girdi * şehre ** üzerine bir an (ki) bir gaflet ** * (-le) ehlinden 568 ; öyle ki buldu * orada **** iki adam (ki) katlediyorlardı 35 (ikisi); bu onun ***** şîa'tındandı 1089 ; ve bu onun ***** düşmanındandı; öyle ki yardım/destek talep etti ona ****** onun ***** şîa'tından 1089 (olan) kimse onun ***** düşmanından (olan) kimse üzerine; öyle ki yumrukladı onu ******* Mûsâ; öyle ki tamamladı ******** onun üzerine; dedi * : "Bu amelindendir 1072 şeytânın 29 ; doğrusu o ********* bir düşmandır; mubîn 1194 bir dalalete 128 düşürendir."
Arapça: 3265|28|15|ودخل المدينه علي حين غفله من اهلها فوجد فيها رجلين يقتتلان هذا من شيعته وهذا من عدوه فاستغثه الذي من شيعته علي الذي من عدوه فوكزه موسي فقضي عليه قال هذا من عمل الشيطن انه عدو مضل مبين
Türkçe Meal: Öyle ki eğer hiç cevap vermezlerse sana; öyle ki bil ki ancak tabi olurlar hevâlarına 278 ; ve kim daha dalaletedir 128 kimseden (ki) tabi oldu kendi hevâsına 278 olmaksızın bir kılavuz 192 Allah’tan; doğrusu Allah kılavuzlamaz 192 zalimler 257 kavmini/toplumunu.
Arapça: 3300|28|50|فان لم يستجيبوا لك فاعلم انما يتبعون اهواهم ومن اضل ممن اتبع هويه بغير هدي من الله ان الله لا يهدي القوم الظلمين
Türkçe Meal: Ve söküp ayırdık * her bir ümmetten 305 bir şahit/tanık; öyle ki dedik: "Getirip verin burhânınızı 293 "; öyle ki bildiler ki hak/gerçek Allah’adır; ve dalalete 128 düştü onlardan iftira 883 atar oldukları.
Arapça: 3325|28|75|ونزعنا من كل امه شهيدا فقلنا هاتوا برهنكم فعلموا ان الحق لله وضل عنهم ما كانوا يفترون
Türkçe Meal: Doğrusu ki farz kılan * sana * Kur'ân'ı mutlak ki geri döndürendir * seni bir dönüş yerine doğru; de ki: "Rabbim 4 daha iyi bilendir kim geldi bir kılavuzla; ve kim (ki) o *** mubîn 1194 bir dalalettedir 128 ."
Arapça: 3335|28|85|ان الذي فرض عليك القران لرادك الي معاد قل ربي اعلم من جا بالهدي ومن هو في ضلل مبين
Türkçe Meal: Evet! Tabi oldu zulmetmiş 257 kimseler kendi hevâlarına 278 olmaksızın bir ilim; öyle ki kim kılavuzlar kimseyi (ki) dalalette 128 bıraktı Allah? Ve yoktur onlara hiçbir yardımcı.
Arapça: 3436|30|29|بل اتبع الذين ظلموا اهواهم بغير علم فمن يهدي من اضل الله وما لهم من نصرين
Türkçe Meal: Ve değilsin sen kılavuzlamaya âmâları * kendi dalaletlerinden 128 ki işittirirsin ancak kimselere (ki) iman 47 ederler ayetlerimize 389 ; öyle ki onlar müslimdir 45 .
Arapça: 3460|30|53|وما انت بهد العمي عن ضللتهم ان تسمع الا من يومن بايتنا فهم مسلمون
Türkçe Meal: Ve insanlardan kimi satın alır * lehv 1305 hadîsi ** dalalete 128 düşürmek *** için Allah'ın yolundan 336 olmaksızın bir ilim **** ; ve edinir onu ***** bir istihza 361 ; işte bunlar; onlaradır muhîn 1323 bir azap.
Arapça: 3473|31|6|ومن الناس من يشتري لهو الحديث ليضل عن سبيل الله بغير علم ويتخذها هزوا اوليك لهم عذاب مهين
Türkçe Meal: İşte bu (ki) yaratmasıdır Allah'ın; öyle ki gösterin nedir yarattığı O’nun * astından kimselerin? Evet! Zalimler 257 mubîn 1194 bir dalalettedir 128 .
Arapça: 3478|31|11|هذا خلق الله فاروني ماذا خلق الذين من دونه بل الظلمون في ضلل مبين
Türkçe Meal: Ve olmuş değildir bir mümin 27 (erkeğe) ve bir mümin 27 (kadına) tamamladığı zaman Allah ve resûlü 700 bir emri ki olur onlara seçme/tercih emirlerinden; ve kim asileşir 1081 Allah'a ve resûlüne 700 ; öyle ki muhakkak dalalete 128 düşmüştür apaçık bir dalalete 128 .
Arapça: 3567|33|36|وما كان لمومن ولا مومنه اذا قضي الله ورسوله امرا ان يكون لهم الخيره من امرهم ومن يعص الله ورسوله فقد ضل ضللا مبينا
Türkçe Meal: İftira 883 mı attı * Allah üzerine bir yalanı ya da onunladır * bir cinnet 1173 ; evet! Kimseler (ki) iman 47 etmezler ahirete azaptadır ve uzak dalalettedir 128 .
Arapça: 3612|34|8|افتري علي الله كذبا ام به جنه بل الذين لا يومنون بالاخره في العذاب والضلل البعيد
Türkçe Meal: De ki: "Kim rızıklandırır sizleri göklerden 162 ve yerden?"; de ki: "Allah; ve doğrusu * bizleriz ya da ancak * sizlersiniz ** mutlak üzerinde bir kılavuz 192 ya da mubîn 1194 bir dalalette 128 ."
Arapça: 3628|34|24|قل من يرزقكم من السموت والارض قل الله وانا او اياكم لعلي هدي او في ضلل مبين
Türkçe Meal: De ki: "Eğer dalalete 128 düştüysem doğrusu ancak ki dalalete 128 düşerim kendi nefsim 201 üzerine; ve eğer kılavuzlandıysam doğrusu vahyettiğiyledir 603 üzerime Rabbimin 4 ; doğrusu O * bir Semî’dir 41 ; bir Karîb'tir 1342 .
Arapça: 3654|34|50|قل ان ضللت فانما اضل علي نفسي وان اهتديت فبما يوحي الي ربي انه سميع قريب
Türkçe Meal: Öyle ki kimse mi (ki) ziynetlendirildi 856 ona * kötü ameli onun 1343 ; öyle ki gördü onu ** bir güzel (olarak)? Öyle ki doğrusu Allah dalalette 128 bırakır dilediği kimseyi ve kılavuzlar dilediği kimseyi; öyle ki gitmesin nefsin 201 onlar üzerine bir hasret *** (-le); doğrusu Allah bir Alîm’dir 8 ürettikleriyle (onların).
Arapça: 3666|35|8|افمن زين له سو عمله فراه حسنا فان الله يضل من يشا ويهدي من يشا فلا تذهب نفسك عليهم حسرت ان الله عليم بما يصنعون
Türkçe Meal: "Doğrusu ben * (o) zaman mutlak içindeyim mubîn 1194 bir dalalet 128 ."
Arapça: 3727|36|24|اني اذا لفي ضلل مبين
Türkçe Meal: Ve denildiği zaman onlara: "İnfak 6 edin rızıklandırdığından Allah'ın"; dedi kâfirlik 25 etmiş kimseler iman 47 etmiş kimselere: "Yedirir miyiz kimseye (ki) şayet dileseydi Allah yedirirdi ona?"; ki sizler ancak mubîn 1194 bir dalalettesiniz 128 .
Arapça: 3750|36|47|واذا قيل لهم انفقوا مما رزقكم الله قال الذين كفروا للذين امنوا انطعم من لو يشا الله اطعمه ان انتم الا في ضلل مبين
Türkçe Meal: Ve ant olsun dalalete 128 düşürdü sizlerden * birçok yığınları ** ; öyle ki hiç olmadınız mı akledenler 213 ?
Arapça: 3765|36|62|ولقد اضل منكم جبلا كثيرا افلم تكونوا تعقلون
Türkçe Meal: Doğrusu onlar * buldular babalarını/atalarını dalalete 128 düşenler (olarak) ** .
Arapça: 3855|37|69|انهم الفوا اباهم ضالين
Türkçe Meal: Ve ant olsun dalalete 128 düştü onların öncesi evvelkilerin çoğu * .
Arapça: 3857|37|71|ولقد ضل قبلهم اكثر الاولين
Türkçe Meal: Ve dedi kâfirlik 25 etmiş kimseler: “Rabbimiz 4 ! Göster bize ikisini; dalalete 128 sürükledi ikisi bizleri; cinden 210 ve insandan; koyalım/yapalım ikisini ayaklarımızın altına; olmaları için sefillerden.”
Arapça: 4245|41|29|وقال الذين كفروا ربنا ارنا الذين اضلانا من الجن والانس نجعلهما تحت اقدامنا ليكونا من الاسفلين
Türkçe Meal: Acele ederler ona * kimseler (ki) iman 47 etmezler ona * ; ve (oysa) iman 47 etmiş kimseler endişelenenlerdir ** ondan *** ; ve bilirler ki o **** haktır/gerçektir; değil mi (ki) doğrusu sâatte 470 karşı çıkan kimseler ***** mutlak bir dalalettedir 128 .
Arapça: 4288|42|18|يستعجل بها الذين لا يومنون بها والذين امنوا مشفقون منها ويعلمون انها الحق الا ان الذين يمارون في الساعه لفي ضلل بعيد
Türkçe Meal: Dalalete 128 düşmüş değildir arkadaşınız * ; ve doğru yoldan sapmış değildir.
Arapça: 4784|53|2|ما ضل صاحبكم وما غوي
Türkçe Meal: İşte budur ulaşması onların ilimden 1143 * ; doğrusu (senin) Rabbin 4 (ki) O ** daha iyi bilendir kendi *** yolundan **** dalalete 128 düşmüş kimseyi; ve O ** daha iyi bilendir kılavuzlanmış 192 kimseyi.
Arapça: 4812|53|30|ذلك مبلغهم من العلم ان ربك هو اعلم بمن ضل عن سبيله وهو اعلم بمن اهتدي
Türkçe Meal: Öyle ki dediler: "Tek bir beşere 432 mi bizlerden (ki) tabi oluruz ona * ? Doğrusu bizler o zaman mutlak bir dalalette 128 ve bir çılgınlıktayız (suur)."
Arapça: 4868|54|24|فقالوا ابشرا منا وحدا نتبعه انا اذا لفي ضلل وسعر
Türkçe Meal: Doğrusu mücrimler 674 bir dalalettedir 128 ; ve çılgınlıktadır (suur).
Arapça: 4891|54|47|ان المجرمين في ضلل وسعر
Türkçe Meal: Ey iman 47 etmiş kimseler! Edinmeyin düşmanlarımı ve düşmanlarınızı evliya 212 (ki) atılırsınız onlara sevgiyle; ve muhakkak kâfirlik 25 ettiler sizlere haktan/gerçekten gelmişe * ; çıkarırlar ** resûlü 418 ; ve ancak sizler ki iman 47 edersiniz Allah'a; Rabbinize 4 ; eğer olduysanız çıkmışlar bir cihata 356 yolumda 336 ve bakınanlar/arananlarsanız rızama; (halen) sırlaşırsanız onlara sevgiyle -ve ben daha iyi bilenim hafiyelik 988 ettiğinizi; ve alenileştirdiğinizi- ve (o durumda) kim faaliyet içinde olur ona *** sizlerden; öyle ki muhakkak dalalete 128 düştü seviyeli/düzgün yoldan.
Arapça: 5149|60|1|يايها الذين امنوا لا تتخذوا عدوي وعدوكم اوليا تلقون اليهم بالموده وقد كفروا بما جاكم من الحق يخرجون الرسول واياكم ان تومنوا بالله ربكم ان كنتم خرجتم جهدا في سبيلي وابتغا مرضاتي تسرون اليهم بالموده وانا اعلم بما اخفيتم وما اعلنتم ومن يفعله منكم فقد ضل سوا السبيل
Türkçe Meal: "Ve muhakkak ki dalalete 128 düşürdüler çoğunu; ve artırmazsın sen * zalimlere 257 dalalet 128 dışında."
Arapça: 5441|71|24|وقد اضلوا كثيرا ولا تزد الظلمين الا ضللا
Türkçe Meal: "Doğrusu sen eğer bırakırsan onları; dalalete 128 düşürürler kullarını 46 senin; ve doğurmazlar * dışında bir fücur 440 ; bir kâfir 25 ."
Arapça: 5444|71|27|انك ان تذرهم يضلوا عبادك ولا يلدوا الا فاجرا كفارا
Türkçe Meal: Ve gördükleri zaman onları * dediler: "Doğrusu şunlar (ki) mutlak dalalettedirler 128 ."
Arapça: 5878|83|32|واذا راوهم قالوا ان هولا لضالون
Türkçe Meal: Ve buldu seni bir dalalet 128 * (-le); öyle ki kılavuzladı 192 ** .
Arapça: 6084|93|7|ووجدك ضالا فهدي