Arapça Metin (Harekeli)
570|4|77|أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوٓا۟ أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ ٱلنَّاسَ كَخَشْيَةِ ٱللَّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً وَقَالُوا۟ رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا ٱلْقِتَالَ لَوْلَآ أَخَّرْتَنَآ إِلَىٰٓ أَجَلٍ قَرِيبٍ قُلْ مَتَٰعُ ٱلدُّنْيَا قَلِيلٌ وَٱلْءَاخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ ٱتَّقَىٰ وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلًا
Latin Literal
77. E lem tera ilâllezîne kîle lehum kuffû eydiyekum, ve ekîmus salâte ve âtûz zekât(zekâte), fe lemmâ kutibe aleyhimul kıtâlu izâ ferîkun minhum yahşevnen nâse ke haşyetillâhi ev eşedde haşyeh(haşyeten), ve kâlû rabbenâ lime ketebte aleynâl kıtâl(kıtâle), lev lâ ahhartenâ ilâ ecelin karîb(karîbin). Kul metâud dunyâ kalîl(kalîlun), vel âhıratu hayrun li menittekâ ve lâ tuzlemûne fetîlâ(fetîlen).
Türkçe Çeviri
Hiç görmez misin kimseleri (ki) denildi onlara: "Çekin ellerinizi; ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10"; öyle ki ne zaman yazıldı onlara savaş; o zaman bir fırka/bir bölük onlardan haşyet53 duyar insanlara; haşyet53 duyar gibi Allah'a; ya da daha şiddetli bir haşyet53 duyma; ve dediler: “Rabbimiz4! Niçin yazdın bize savaş? Keşke tehir etseydin/erteleseydin bizi yakın bir ecele/bir süreye”; de ki: “Dünya metası54 azdır; ve ahiret hayırlıdır; kimse için; takvalı21 oldu; ve zulmedilmez sizlere bir fitil/bir sicim137 (kadar).
Ahmed Samira Çevirisi
<p>4:77. Kendilerine, ellerinizi çekin<sup>1</sup>, salâtı ikâme edin, zekâtı yapın<sup>2</sup> denilen kimseleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca<sup>3</sup>, içlerinden bir kısmı Allah’ın haşyeti gibi, hatta daha fazla insanlara haşyet<sup>4</sup> duyarlar. Ve “Ey Rabb’imiz! Neden üzerimize savaş yazdın, bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya?” dediler. De ki: “Dünya geçimliği önemsizdir. Ahiret, takva sahibi kimseler için daha hayırlıdır.” Ve hurma çekirdeğinin içindeki lif kadar size haksızlık edilmez.1- Kimseye dokunmayın. 2 - Namazı kılın, zekâtı verin” şeklinde anlam verilen bu terkipteki “vermek” sözcüğünün kök harfleri أَتي (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Ve sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Âta, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte,” vermek” anlamına gelen “Âtû” yer alsa da (اتى) âtû sözcüğüne, “yapmak” anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan “zekât”, verilen bir şey değil, “yapılan” bir şeydir. Kur’an, zekât sözcüğünü “arınmak” anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekât, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır. Bu terkip: İbadete layık yegâne ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah’a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, “şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. 3- Gerekli görülünce, zorunlu kılınınca. 4- Derin saygı ve içten sevgi besleyerek; onları Allah’tan üstün ve yüce görürler. Bu sözcüğe korkma anlamı vermek doğru değildir. Sözcük, “huşu” (içtenlik) samimiyet anlamındadır.4:77. Did you not see to those who were said to them: "Prevent/stop your hands and keep up the prayers, and give the charity." So when the fighting/killing was written/decreed on them, then a group from them fear the people, as God’s fear, or stronger fear, and they said: "Our Lord, for what (did) You write/decree on us the fighting/killing, if only You delayed us to (a) near term/time." Say: "The present world’s enjoyment (is) little, and the end (other life) (is) best to who feared and obeyed, and you do (will) not be caused injustice to/oppressed (as little as) a cleft in a seed ."</p>
Kelime Kelime Analiz Tablosu
| No |
Kelime |
Anlam |
Arapça |
Kök |
| 1 |
elem |
|
أَلَمْ |
- |
| 2 |
tera |
görmez misin |
تَرَ |
راي |
| 3 |
ila |
|
إِلَى |
- |
| 4 |
ellezine |
kimseleri |
الَّذِينَ |
- |
| 5 |
kile |
denildi |
قِيلَ |
قول |
| 6 |
lehum |
onlara |
لَهُمْ |
- |
| 7 |
kuffu |
çekin |
كُفُّوا |
كفف |
| 8 |
eydiyekum |
ellerinizi |
أَيْدِيَكُمْ |
يدي |
| 9 |
ve ekimu |
ve dikin/ayağa kaldırın |
وَأَقِيمُوا |
قوم |
| 10 |
s-salate |
salatı |
الصَّلَاةَ |
صلو |
| 11 |
ve atu |
ve verin |
وَاتُوا |
اتي |
| 12 |
z-zekate |
zekâtı |
الزَّكَاةَ |
زكو |
| 13 |
felemma |
öyle ki ne zaman |
فَلَمَّا |
- |
| 14 |
kutibe |
yazıldı |
كُتِبَ |
كتب |
| 15 |
aleyhimu |
onlara |
عَلَيْهِمُ |
- |
| 16 |
l-kitalu |
savaş |
الْقِتَالُ |
قتل |
| 17 |
iza |
o zaman |
إِذَا |
- |
| 18 |
ferikun |
bir fırka/bir grup |
فَرِيقٌ |
فرق |
| 19 |
minhum |
onlardan |
مِنْهُمْ |
- |
| 20 |
yehşevne |
haşyet duyar/derin saygı duyar |
يَخْشَوْنَ |
خشي |
| 21 |
n-nase |
insanlara |
النَّاسَ |
نوس |
| 22 |
kehaşyeti |
haşyet duyar/derin saygı duyar gibi |
كَخَشْيَةِ |
خشي |
| 23 |
llahi |
Allah'a |
اللَّهِ |
- |
| 24 |
ev |
ya da |
أَوْ |
- |
| 25 |
eşedde |
daha şiddetli |
أَشَدَّ |
شدد |
| 26 |
haşyeten |
bir haşyet duyma/derin saygı duyma |
خَشْيَةً |
خشي |
| 27 |
ve kalu |
ve dediler |
وَقَالُوا |
قول |
| 28 |
rabbena |
Rabbimiz |
رَبَّنَا |
ربب |
| 29 |
lime |
niçin |
لِمَ |
- |
| 30 |
ketebte |
yazdın |
كَتَبْتَ |
كتب |
| 31 |
aleyna |
bize |
عَلَيْنَا |
- |
| 32 |
l-kitale |
savaş |
الْقِتَالَ |
قتل |
| 33 |
levla |
keşke |
لَوْلَا |
- |
| 34 |
ehhartena |
tehir etseydin/erteleseydin bizi |
أَخَّرْتَنَا |
اخر |
| 35 |
ila |
|
إِلَىٰ |
- |
| 36 |
ecelin |
bir ecele/bir süreye |
أَجَلٍ |
اجل |
| 37 |
karibin |
yakın |
قَرِيبٍ |
قرب |
| 38 |
kul |
de ki |
قُلْ |
قول |
| 39 |
metau |
metası/yararlanması |
مَتَاعُ |
متع |
| 40 |
d-dunya |
dünya |
الدُّنْيَا |
دنو |
| 41 |
kalilun |
azdır |
قَلِيلٌ |
قلل |
| 42 |
vel'ahiratu |
ve ahiret |
وَالْاخِرَةُ |
اخر |
| 43 |
hayrun |
hayırlıdır |
خَيْرٌ |
خير |
| 44 |
limeni |
kimse için |
لِمَنِ |
- |
| 45 |
tteka |
takvalı oldu/sakındı |
اتَّقَىٰ |
وقي |
| 46 |
ve la |
ve |
وَلَا |
- |
| 47 |
tuzlemune |
zulmedilmez sizlere |
تُظْلَمُونَ |
ظلم |
| 48 |
fetilen |
bir fitil/bir sicim (kadar) |
فَتِيلًا |
فتل |