Arapça Metin (Harekeli)
Latin Literal
Türkçe Çeviri
A L M44*
Kelime Kelime Analiz Tablosu
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | Elif, Lam, Mim | Elif Lâm Mîm | الم | - |
Notlar
Not 1
*Elif, Lâm, Mim.
Arama Operatörleri:
Ayet 1
A L M44*
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | Elif, Lam, Mim | Elif Lâm Mîm | الم | - |
*Elif, Lâm, Mim.
Ayet 2
İşte bu; kitaptır*; yoktur şüphe onda*; bir kılavuzdur192 takva21 sahipleri için**.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | zalike | işte bu | ذَٰلِكَ | - |
| 2 | l-kitabu | kitaptır | الْكِتَابُ | كتب |
| 3 | la | yoktur | لَا | - |
| 4 | raybe | şüphe | رَيْبَ | ريب |
| 5 | fihi | onda (kitapta) | فِيهِ | - |
| 6 | huden | bir doğru yola kılavuz | هُدًى | هدي |
| 7 | lilmuttekine | muttakiler için | لِلْمُتَّقِينَ | وقي |
*Kur'an.**Kur'an sadece takva sahiplerine yani muttakilere bir doğru yola kılavuzdur. Takva sahibi olmayan kimseler Kur'an'ın kılavuzluğundan asla faydalandırılmaz.
Ayet 3
Kimselerdir* (ki) iman47 ederler gayba62**; ve ikame572 ederler salâtı5; ve rızıklandırdığımızdan onları infak6 ederler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | yu'minune | iman ederler | يُؤْمِنُونَ | امن |
| 3 | bil-gaybi | gayba/görünmeyene/gizliye | بِالْغَيْبِ | غيب |
| 4 | ve yukimune | ve dikerler/ayağa kaldırırlar | وَيُقِيمُونَ | قوم |
| 5 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 6 | ve mimma | ve | وَمِمَّا | - |
| 7 | razeknahum | rızıklandırdığımızdan onları | رَزَقْنَاهُمْ | رزق |
| 8 | yunfikune | infak ederler/harcarlar | يُنْفِقُونَ | نفق |
*Takva sahipleri.**Rablerini gözleriyle göremeseler de O'nun tecelli etmiş olan isimlerine/sıfatlarına tanık/şahit olarak iman ederler/emin olurlar.
Ayet 4
Ve kimselerdir* (ki) iman47 ederler sana indirilmişe**; ve senden önce indirilmişe***; ve âhirete774 (de) onlar yakınlaşırlar/kesinleşirler****.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 2 | yu'minune | iman ederler | يُؤْمِنُونَ | امن |
| 3 | bima | بِمَا | - | |
| 4 | unzile | indirilene | أُنْزِلَ | نزل |
| 5 | ileyke | sana | إِلَيْكَ | - |
| 6 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 7 | unzile | indirilene | أُنْزِلَ | نزل |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | kablike | senden önce | قَبْلِكَ | قبل |
| 10 | ve bil-ahirati | ve ahirete (de) | وَبِالْاخِرَةِ | اخر |
| 11 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 12 | yukinune | kesinleşirler. | يُوقِنُونَ | يقن |
*Takva sahipleri.**Kur'an'a***Tevrat'a ve İncîl'e.****Yakın olarak emin olurlar.
Ayet 5
İşte bunlar*; Rablerinden4 bir kılavuz192 üzerinedir; ve işte bunlar*; onlardır* muflih/kurtuluşa kavuşanlar174.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 2 | ala | üzerinedir | عَلَىٰ | - |
| 3 | huden | Bir doğru yola kılavuz | هُدًى | هدي |
| 4 | min | -nden | مِنْ | - |
| 5 | rabbihim | Rableri- | رَبِّهِمْ | ربب |
| 6 | ve ulaike | ve işte bunlar | وَأُولَٰئِكَ | - |
| 7 | humu | onlardır | هُمُ | - |
| 8 | l-muflihune | muflih | الْمُفْلِحُونَ | فلح |
*Takva sahipleri.
Ayet 6
Doğrusu kimseler* (ki) kâfirlik25 ettiler; aynı seviyedir/farksızdır onlara uyarsan** da onları ya da asla uyarmasan** da; iman47 etmezler***.
*Yüce Allah'ın ayetlerini içeren kutsal kitapların hükmünü örten, gizleyen, yok sayan, görmezden gelen kâfirler.**İslâm olun; sadece kutsal kitaplara gelin, sadece Rabbinizin kitabına uyun; sadece Kur'an'a tabi olun. İbrahim'in milletine tabi olun. Hanif yani tek tanrıcı olun. Rabbinize şirk koşmayın. İblîs'in adımlarını izlemeyin.***Kutsal kitapların hükmünü gizleyenler, örtenler gerçek bir imana sahip değillerdir.
Ayet 7
Mühürledi175 Allah kalplerinin* üzerini; ve işitmelerinin* üzerini; ve görüşlerinin* üzerini; bir örtü/bir kılıftır**; ve onlaradır** büyük bir azap.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | hateme | mühürledi | خَتَمَ | ختم |
| 2 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 3 | ala | üzerini | عَلَىٰ | - |
| 4 | kulubihim | kalplerinin | قُلُوبِهِمْ | قلب |
| 5 | ve ala | ve üzerini | وَعَلَىٰ | - |
| 6 | sem'ihim | işitmelerinin | سَمْعِهِمْ | سمع |
| 7 | ve ala | ve üzerini | وَعَلَىٰ | - |
| 8 | ebsarihim | görüşlerinin | أَبْصَارِهِمْ | بصر |
| 9 | gişavetun | bir örtü/bir kılıf | غِشَاوَةٌ | غشو |
| 10 | velehum | ve onlaradır | وَلَهُمْ | - |
| 11 | azabun | bir azap | عَذَابٌ | عذب |
| 12 | azimun | büyük | عَظِيمٌ | عظم |
*Artık bu kâfirler asla şuurlanamazlar; akledemezler. Kalp akletmede önemli bir organdır. Kalpte bulunan 40-50 bin adet sinir hücresi beynin karar verme bölgesi olan perçem (ön lob) bölgesine sinir ağları gönderir. Kâfirlerin kulakları vardır onunla işitmezler, gözleri vardır onunla görmezler, kalpleri vardır onunla akletmezler.**Kâfirlerin kalpleri katıdır, sıkıdır. Kalpte bulunan sinirlerin beynin ön lobuna olan sağlıklı iletişimi bir örtü/engel ile engellenmiştir.**Büyük bir azap Yüce Allah'ın kutsal kitaplardaki hükümlerini gizleyenlere, örtenlere yani kâfirleredir. Kur'an'ın ayetlerini hadislerle örtenler, yok sayanlar da kâfirlerdir. Mezhepler, tarikatlar, sadece Kur'an demeyen, Kur'an bize yeter demeyen herkes kâfirdir.
Ayet 8
Ve insanlardan kimi* der: “İman47 ettik Allah'a ve âhiret774 gününe**”; ve (oysa) değildir*** onlar* müminler27.
*Sahte müminler. "Allah'a ve âhiret gününe iman ederiz" deyip de Yüce Allah'a şirk koşarak iman eden sahte müminler.**Evre, dönem.***Yüce Allah'a ve âhirete gönülden iman ederler; bunu da deklere ederler ancak asla gerçek müminler değillerdir. Sahte müminlerdir. Çünkü Yüce Allah'a illa ki şirk koşarak iman ederler. Sadece kutsal kitaplardaki hükümleri dinde kaynak edinecekleri yere onların astından uyduruk söylentilere de tabi olurlar. Yahudilerin Talmud'a tabi olması, Hristiyanların Tarsuslu Pavlus'un uyduruk öğretilerine tabi olması, kendisini Müslüman sanan milyarlarca insanın da hadislere/mezheplere tabi olmaları bu ayette açıkça işaret edilmiştir.
Ayet 9
Aldatmaya* bakarlar Allah'ı ve iman47 etmiş kimseleri; ve (oysa) aldatmaya* bakar değillerdir kendi nefisleri201 dışında; ve değillerdir şuurlanırlar**.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yuhadiune | aldatmaya bakarlar | يُخَادِعُونَ | خدع |
| 2 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 3 | vellezine | ve kimseleri | وَالَّذِينَ | - |
| 4 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 5 | ve ma | ve değillerdir | وَمَا | - |
| 6 | yehdeune | aldatmaya bakarlar | يَخْدَعُونَ | خدع |
| 7 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 8 | enfusehum | kendi nefislerini | أَنْفُسَهُمْ | نفس |
| 9 | ve ma | ve değillerdir | وَمَا | - |
| 10 | yeş'urune | anlarlar/farkına varırlar | يَشْعُرُونَ | شعر |
*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler. Bu müşrikler inançlarında samimidirler. İnsanları aldatarak kendi uyduruk dinlerine tabi olmaya çağırırlar; hatta zorlarlar. Tek tanrıcı olan, "kutsal kitaplar bizlere yeter, Kur'an bizlere yeter" diyen tek tanrıcıları da kendi uyduruk dinlerine döndürmeye çalışırlar. Yüce Allah adına uyduruk hadisler türeterek Allah adına bile yalan söylerler. Oysa ancak kendilerini ateşe sürükleyecek şeyle kendilerini aldatırlar. **Bilinçlenirler, farkına varırlar, anlarlar.
Ayet 10
Kalplerindedir* bir maraz/hastalık175; öyle ki ziyade etti/artırdı onlara* Allah marazı/hastalığı; ve onlaradır elim/acıklı bir azap; yalan söyler** oldukları nedeniyle.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fi | فِي | - | |
| 2 | kulubihim | kalplerindedir | قُلُوبِهِمْ | قلب |
| 3 | meradun | bir maraz/hastalık | مَرَضٌ | مرض |
| 4 | fezadehumu | öyle ki ziyade etti/artırdı onlara | فَزَادَهُمُ | زيد |
| 5 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 6 | meradan | marazı/hastalığı | مَرَضًا | مرض |
| 7 | velehum | ve onlaradır | وَلَهُمْ | - |
| 8 | azabun | bir azap | عَذَابٌ | عذب |
| 9 | elimun | elim/acıklı | أَلِيمٌ | الم |
| 10 | bima | dolayı | بِمَا | - |
| 11 | kanu | olduklarından | كَانُوا | كون |
| 12 | yekzibune | yalan söylerler | يَكْذِبُونَ | كذب |
*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler. **Kutsal kitaplar dışında dinde hüküm koyan her şey din adına bir yalandır. Kur'an haricinde dinde hüküm koyan her şey din adına bir yalandır.
Ayet 11
Ve denildiği zaman onlara*; fesat çıkarmayın/bozgunculuk yapmayın** yerde/yeryüzünde; dediler: “Bizler*** ancak muslihiz/sâlih işler yapanlarız30”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | kile | denildiği | قِيلَ | قول |
| 3 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 4 | la | لَا | - | |
| 5 | tufsidu | fesat çıkarmayın/bozgunculuk yapmayın | تُفْسِدُوا | فسد |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | l-erdi | yerde/yeryüzünde | الْأَرْضِ | ارض |
| 8 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 9 | innema | ancak | إِنَّمَا | - |
| 10 | nehnu | bizler | نَحْنُ | - |
| 11 | muslihune | muslihleriz | مُصْلِحُونَ | صلح |
*2:8 ayetinde özellikleri iaşret edilen sahte müminlere.**Anlarız ki sahte müminler her zaman yerde fesat çıkarır. Kendi sahte dinlerini yayma adına her şeyi caiz görürler. Dünyanın başına bela olurlar. Dünyanın şu an kargaşa içinde olması müşrik Yahudiler, müşrik Hristiyanlar ve müşrik Müslümanlar nedeniyledir. Yani sahte imanlılar, sahte müminler yeryüzünde fesat/bozgun çıkarırlar. ***Sahte müminler yaptıkları bu fesatı/bozgunculuğu aslında kendi uyduruk dinleri adına bir düzeltici olarak görürler. Bunu da samimi olarak yaparlar. Kendisini canlı bomba yaparak masum insanları katleden bir sahte mümin tam olarak bu ayetin tanımına uyar.
Ayet 12
Değil mi ki doğrusu onlar*, kendileri fesatçılardır/bozgunculardır; fakat şuurlanmazlar**.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ela | değil mi | أَلَا | - |
| 2 | innehum | doğrusu onlar | إِنَّهُمْ | - |
| 3 | humu | kendileri | هُمُ | - |
| 4 | l-mufsidune | fesatçılardır/bozgunculardır | الْمُفْسِدُونَ | فسد |
| 5 | velakin | fakat | وَلَٰكِنْ | - |
| 6 | la | لَا | - | |
| 7 | yeş'urune | anlamazlar/farkına varmazlar | يَشْعُرُونَ | شعر |
*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.**Bilinçlenmezler, farkına varmazlar, anlamazlar.
Ayet 13
Ve denildiği zaman onlara*; iman47 edin iman47 etmiş insanlar** gibi; dediler: “İman47 eder miyiz (hiç) iman47 etmiş ahmaklar/aptallar*** gibi”; değil mi ki doğrusu onlar, kendileri ahmaklardır/aptallardır****; fakat bilmezler.
*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminlere.**Gerçek müminler gibi. Tek tanrıcı olan, sadece kutsal kitaplar diyen insanlar gibi. Sadece Kur'an'ın ayetlerine tabi olmuş, sadece Rabbinin kitabına uyan kimseler gibi. ***Sahte müminlerin bir özelliği de kendi uyduruk dinlerini her şeyin üzerinde görmeleridir. Kendi dinlerine tabi olmayanları ahmak, aptal, anlamaz, kavramaz olarak görmeleridir. ****Oysa ahmak, aptal, anlamaz, bir şey kavramaz olanlar kendileridir. Sadece kutsal kitaplara uymak varken şirke girerek dinde hüküm koyan şeylere tabi olmaları buna açık bir delildir.
Ayet 14
Ve karşılaştıkları* zaman iman47 etmiş** kimselere dediler*: “İman47 ettik”; ve yalnız kaldıkları zaman şeytânlarıyla29 dediler*: “Doğrusu bizler beraberiz sizlerle; ancak bizler alay edenleriz***.”
*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.**Sadece Kur'an'a tabi olmuş tek tanrıcılara.***Anlarız ki Kur'an'ın inme sürecinde sahte müminler vardır. Kendilerini mümin sanan bu kimseler sadece Kur'an'a tabi olmuş kimselerle alay etmektedirler. Kur'an öğretileri yerine saptırıcılara/şeytânlara tabi olurlar.
Ayet 15
Allah alay eder onlarla*; ve genişletir/yayar onları* taşkınlıklarında**; şaşkın/abuk sabuk sayıklarlar***.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | allahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 2 | yestehziu | alay eder | يَسْتَهْزِئُ | هزا |
| 3 | bihim | onlarla | بِهِمْ | - |
| 4 | ve yemudduhum | ve genişletir/yayar onları | وَيَمُدُّهُمْ | مدد |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | tugyanihim | taşkınlıklarında | طُغْيَانِهِمْ | طغي |
| 7 | yea'mehune | şaşkın/abuk sabuk sayıklarlar | يَعْمَهُونَ | عمه |
*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminlerle.**Sahte müminlerin bir özelliği de uyduruk dinleri konusunda taşkınlık yapmalarıdır. Yüce Allah'ın emri olmayan şeyleri uyduruk hadisleriyle din yapanların uygulamaları her zaman taşkınlık içerir. "Namaz kılmayanı dövün, hapsedin, namaz kılıncaya kadar hapiste tutun, hatta orada ölsün. Zina edeni taşlayarak öldürün. Dinden döneni öldürün. Bir kadın tek başına 80 km uzağa gidemez" gibi sapkın taşkınlıklar sahte müminlerin özelliğidir.***Bu kimseler bu abuk sabuk taşkınlıklarından samimidirler.
Ayet 16
İşte bunlar*, kimselerdir* (ki) satın alıp takas ettiler** dalaleti128 kılavuzla192***; öyle ki kazanmış değildi ticaretleri; ve olmuş değillerdi muhtedler176.
*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.**Kur'an yerine abuk sabuk taşkınlıklara/sapkınlıklara tabi oldular.***Kur'an'la.
Ayet 17
Misali/örneği onların* misali/örneği gibidir kimse (ki) yaktı bir ateş; öyle ki ne zaman aydınlattı (ateş) çevresindekini onun (kimsenin); giderdi/götürdü Allah nurunu/aydınlığını onların; ve terk etti onları karanlıklarda**; göremezler**.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | meseluhum | misali/örneği onların | مَثَلُهُمْ | مثل |
| 2 | kemeseli | misali/örneği gibidir | كَمَثَلِ | مثل |
| 3 | llezi | kimse | الَّذِي | - |
| 4 | stevkade | yaktı | اسْتَوْقَدَ | وقد |
| 5 | naran | bir ateş | نَارًا | نور |
| 6 | felemma | öyle ki ne zaman | فَلَمَّا | - |
| 7 | eda'et | aydınlattı (ateş) | أَضَاءَتْ | ضوا |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | havlehu | çevresindekini onun (kimsenin) | حَوْلَهُ | حول |
| 10 | zehebe | giderdi/götürdü | ذَهَبَ | ذهب |
| 11 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 12 | binurihim | nurunu/aydınlığını onların | بِنُورِهِمْ | نور |
| 13 | ve terakehum | ve terk etti onları | وَتَرَكَهُمْ | ترك |
| 14 | fi | فِي | - | |
| 15 | zulumatin | karanlıklarda | ظُلُمَاتٍ | ظلم |
| 16 | la | لَا | - | |
| 17 | yubsirune | görmezler | يُبْصِرُونَ | بصر |
*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminlerin.**Sahte müminler doğru yolu asla bulamazlar. Yüce Allah onları karanlıklarda bırakır.
Ayet 18
Sağırlar*; dilsizler*; körler*; öyle ki onlar** dönmezler***.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | summun | sağırlar | صُمٌّ | صمم |
| 2 | bukmun | dilsizler | بُكْمٌ | بكم |
| 3 | umyun | körler | عُمْيٌ | عمي |
| 4 | fehum | öyle ki onlar | فَهُمْ | - |
| 5 | la | لَا | - | |
| 6 | yerciune | dönmezler | يَرْجِعُونَ | رجع |
*Sapkınlıklara karşı sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Tepki vermezler. **2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.***Sahte dinlerinden.
Ayet 19
Ya da gökten bir yağmur fırtınası gibi; içinde onun (yağmur fırtınasının) karanlıklar; ve gök gürültüsü; ve şimşek261; koyarlar* parmaklarını kulaklarının içine gök gürültüsü sesinden; ölüme hazır; ve Allah kuşatıp sarandır kâfirleri25.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 2 | kesayyibin | bir yağmur fırtınası gibi | كَصَيِّبٍ | صوب |
| 3 | mine | -ten | مِنَ | - |
| 4 | s-semai | gök | السَّمَاءِ | سمو |
| 5 | fihi | içinde onun (yağmur fırtınasının) | فِيهِ | - |
| 6 | zulumatun | karanlıklar | ظُلُمَاتٌ | ظلم |
| 7 | ve raa'dun | ve gök gürültüsü | وَرَعْدٌ | رعد |
| 8 | ve berkun | ve şimşek | وَبَرْقٌ | برق |
| 9 | yec'alune | yaparlar/koyarlar | يَجْعَلُونَ | جعل |
| 10 | esabiahum | parmaklarını | أَصَابِعَهُمْ | صبع |
| 11 | fi | içine | فِي | - |
| 12 | azanihim | kulaklarının | اذَانِهِمْ | اذن |
| 13 | mine | مِنَ | - | |
| 14 | s-savaiki | gök gürültüsü sesinden | الصَّوَاعِقِ | صعق |
| 15 | hazera | hazır | حَذَرَ | حذر |
| 16 | l-mevti | ölüme | الْمَوْتِ | موت |
| 17 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 18 | muhitun | kuşatıp sarandır | مُحِيطٌ | حوط |
| 19 | bil-kafirine | kâfirleri | بِالْكَافِرِينَ | كفر |
*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminler.
Ayet 20
Şimşek261 neredeyse kapar görüşlerini; aydınlattığı (şimşek) zaman onları*, yürüdüler onda (şimşekte); ve karardığı zaman (şimşek) üzerlerine, dikeldiler/ayakta kalakaldılar; eğer dileseydi Allah mutlak giderirdi/götürürdü işitmelerini ve görüşlerini; doğrusu Allah her bir şey üzerine Kadîr'dir177.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yekadu | neredeyse | يَكَادُ | كود |
| 2 | l-berku | şimşek | الْبَرْقُ | برق |
| 3 | yehtafu | kapar | يَخْطَفُ | خطف |
| 4 | ebsarahum | görüşlerini | أَبْصَارَهُمْ | بصر |
| 5 | kullema | zaman | كُلَّمَا | كلل |
| 6 | eda'e | aydınlattığı (şimşek) | أَضَاءَ | ضوا |
| 7 | lehum | onları | لَهُمْ | - |
| 8 | meşev | yürüdüler | مَشَوْا | مشي |
| 9 | fihi | onda (aydınlıkta) | فِيهِ | - |
| 10 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 11 | ezleme | karardı (şimşek) | أَظْلَمَ | ظلم |
| 12 | aleyhim | üzerlerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 13 | kamu | dikeldiler/ayakta kalakaldılar | قَامُوا | قوم |
| 14 | velev | eğer | وَلَوْ | - |
| 15 | şa'e | dileseydi | شَاءَ | شيا |
| 16 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 17 | lezehebe | mutlak giderirdi/götürürdü | لَذَهَبَ | ذهب |
| 18 | bisem'ihim | işitmelerini | بِسَمْعِهِمْ | سمع |
| 19 | ve ebsarihim | ve görüşlerini | وَأَبْصَارِهِمْ | بصر |
| 20 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 21 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 22 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 23 | kulli | her bir | كُلِّ | كلل |
| 24 | şey'in | şey | شَيْءٍ | شيا |
| 25 | kadirun | kadîrdir. | قَدِيرٌ | قدر |
*2:8 ayetinde işaret edilen sahte müminlerin benzeri kimseler.
Ayet 21
Ey insanlar*! Kulluk46 edin Rabbinize4 ki yarattı sizleri ve sizden önceki kimseleri** belki sizler takvalı21 olursunuz.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَاأَيُّهَا | - |
| 2 | n-nasu | insanlar | النَّاسُ | نوس |
| 3 | a'budu | kulluk edin | اعْبُدُوا | عبد |
| 4 | rabbekumu | Rabbinize | رَبَّكُمُ | ربب |
| 5 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 6 | halekakum | yarattı sizleri | خَلَقَكُمْ | خلق |
| 7 | vellezine | ve kimseleri | وَالَّذِينَ | - |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | kablikum | sizden önceki | قَبْلِكُمْ | قبل |
| 10 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 11 | tettekune | takvalı olursunuz | تَتَّقُونَ | وقي |
*Homo Sapiens.**Homo Sapiens öncesi yeryüzünde yaşayan ve soyları kesilen Homo Heidelbergensis, Homo Rudolfensis, Homo Habilis, Homo Floresiensis, Homo Erectus ve Homo Neanderthalensis gibi insan türleri.Günümüzde dünyaya egemen olan insan türünden (Homo Sapiens) önce yaşamış olan insan türleri
Ayet 22
Ki yaptı sizlere yeri/yeryüzünü bir döşek/yatak181; ve göğü180* bir bina; ve indirdi gökten180* bir su179; öyle ki çıkardı onunla (suyla) meyvelerden; bir rızık sizlere; öyleyse yapmayın Allah'a eşler/denkler; ve sizler bilirsiniz (de bunu).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezi | ki | الَّذِي | - |
| 2 | ceale | yaptı | جَعَلَ | جعل |
| 3 | lekumu | sizlere | لَكُمُ | - |
| 4 | l-erde | yeri/yeryüzünü | الْأَرْضَ | ارض |
| 5 | firaşen | bir döşek/yatak | فِرَاشًا | فرش |
| 6 | ve ssemae | ve göğü | وَالسَّمَاءَ | سمو |
| 7 | bina'en | bir bina | بِنَاءً | بني |
| 8 | ve enzele | ve indirdi | وَأَنْزَلَ | نزل |
| 9 | mine | -ten | مِنَ | - |
| 10 | s-semai | gök | السَّمَاءِ | سمو |
| 11 | maen | bir su | مَاءً | موه |
| 12 | feehrace | öyle ki çıkardı | فَأَخْرَجَ | خرج |
| 13 | bihi | onunla (suyla) | بِهِ | - |
| 14 | mine | مِنَ | - | |
| 15 | s-semerati | meyvelerden | الثَّمَرَاتِ | ثمر |
| 16 | rizkan | bir rızık | رِزْقًا | رزق |
| 17 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 18 | fela | öyleyse | فَلَا | - |
| 19 | tec'alu | yapmayın | تَجْعَلُوا | جعل |
| 20 | lillahi | Allah'a | لِلَّهِ | - |
| 21 | endaden | eşler/denkler | أَنْدَادًا | ندد |
| 22 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 23 | tea'lemune | bilirsiniz | تَعْلَمُونَ | علم |
* Evren ve Dünya atmosferi.
Ayet 23
Ve eğer olduysanız şüphe içinde kulumuz* üzerine indirdiğimizden172; öyleyse gelin bir sûreyle183 mislinden870 onun**; ve çağırın şahitlerinizi/tanıklarınızı Allah’ın astından; eğer olduysanız sâdıklar182.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 2 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 3 | fi | içinde | فِي | - |
| 4 | raybin | şüphe | رَيْبٍ | ريب |
| 5 | mimma | مِمَّا | - | |
| 6 | nezzelna | indirdiğimizden | نَزَّلْنَا | نزل |
| 7 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 8 | abdina | kulumuz | عَبْدِنَا | عبد |
| 9 | fe'tu | öyleyse gelin | فَأْتُوا | اتي |
| 10 | bisuratin | bir sureyle | بِسُورَةٍ | سور |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | mislihi | mislinden/örneğinden | مِثْلِهِ | مثل |
| 13 | ved'u | ve çağırın | وَادْعُوا | دعو |
| 14 | şuheda'ekum | şahitlerinizi/tanıklarınızı | شُهَدَاءَكُمْ | شهد |
| 15 | min | مِنْ | - | |
| 16 | duni | astından | دُونِ | دون |
| 17 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 18 | in | eğer | إِنْ | - |
| 19 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 20 | sadikine | sâdıklar | صَادِقِينَ | صدق |
*Resûl Muhammed.**Kur'an'ın.
Ayet 24
Öyle ki eğer asla yapmazsınız; ve asla yapamazsınız; öyle ki takvalı21 olun ateşe ki yakıtı onun insanlar ve taşlardır; hazırlandı kâfirler25 için.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 2 | lem | asla | لَمْ | - |
| 3 | tef'alu | yapamazsınız | تَفْعَلُوا | فعل |
| 4 | velen | ve asla | وَلَنْ | - |
| 5 | tef'alu | yapamazsınız | تَفْعَلُوا | فعل |
| 6 | fetteku | öyle ki takvalı olun | فَاتَّقُوا | وقي |
| 7 | n-nara | ateşe | النَّارَ | نور |
| 8 | lleti | ki | الَّتِي | - |
| 9 | vekuduha | yakıtı onun | وَقُودُهَا | وقد |
| 10 | n-nasu | insanlardır | النَّاسُ | نوس |
| 11 | velhicaratu | ve taşlardır | وَالْحِجَارَةُ | حجر |
| 12 | uiddet | hazırlandı | أُعِدَّتْ | عدد |
| 13 | lilkafirine | kâfirler için | لِلْكَافِرِينَ | كفر |
Ayet 25
Ve müjdele kimseleri (ki) iman47 ettiler; ve yaptılar sâlihât18 ki onlaradır cennetler; akar altından onun nehirler; her rızıklandırıldıklarında ondan*, meyveden; bir rızık (olarak); dediler: “Bu ki rızıklandırıldığımızdır önceden**”; ve (oysa) verilmişlerdi onun benzeri; ve onlaradır orada* eşler184; temiz kılınmış; ve onlar orada ölümsüzlerdir185.
*Cennetten.**Selam diyarında/yurdunda verilen rızıklar.
Ayet 26
Doğrusu Allah çekinmez; ki vurur/ortaya koyar bir misal/örnek; bir sivrisineği186; öyle ki onun üstündekini (de)186; öyle ki ancak iman47 etmiş kimseler; böylece bilirler ki o (örnek) haktır/gerçektir Rablerinden4; ve ancak kâfirlik25 etmiş kimseler; öyle ki derler: “Neyi amaçladı/arzuladı Allah bu misalle/örnekle?”; saptırır (Allah) onunla (örnekle) bir çoğunu; ve kılavuzlar192 onunla (örnekle) bir çoğunu; ve dalalete128 düşürür değildir (Allah) onunla (örnekle) fâsıklar38 dışında.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | yestehyi | çekinmez | يَسْتَحْيِي | حيي |
| 5 | en | ki | أَنْ | - |
| 6 | yedribe | vurur/ortaya koyar | يَضْرِبَ | ضرب |
| 7 | meselen | bir misal/örnek | مَثَلًا | مثل |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | beudeten | bir sivrisineği | بَعُوضَةً | بعض |
| 10 | fe ma | öyle ki | فَمَا | - |
| 11 | fevkaha | onun üstündekini (de) | فَوْقَهَا | فوق |
| 12 | feemma | öyle ki ancak | فَأَمَّا | - |
| 13 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 14 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 15 | feyea'lemune | böylece bilirler | فَيَعْلَمُونَ | علم |
| 16 | ennehu | ki o | أَنَّهُ | - |
| 17 | l-hakku | haktır/gerçektir | الْحَقُّ | حقق |
| 18 | min | مِنْ | - | |
| 19 | rabbihim | Rablerinden | رَبِّهِمْ | ربب |
| 20 | ve emma | ve ancak | وَأَمَّا | - |
| 21 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 22 | keferu | kâfirlik etmiş | كَفَرُوا | كفر |
| 23 | feyekulune | öyle ki derler | فَيَقُولُونَ | قول |
| 24 | maza | neyi | مَاذَا | - |
| 25 | erade | amaçladı/arzuladı | أَرَادَ | رود |
| 26 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 27 | bihaza | bu | بِهَٰذَا | - |
| 28 | meselen | misalle/örnekle | مَثَلًا | مثل |
| 29 | yudillu | saptırır (Allah) | يُضِلُّ | ضلل |
| 30 | bihi | onunla (örnekle) | بِهِ | - |
| 31 | kesiran | bir çoğunu | كَثِيرًا | كثر |
| 32 | ve yehdi | ve doğru yola kılavuzlar | وَيَهْدِي | هدي |
| 33 | bihi | onunla (örnekle) | بِهِ | - |
| 34 | kesiran | bir çoğunu | كَثِيرًا | كثر |
| 35 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 36 | yudillu | Saptır (Allah) | يُضِلُّ | ضلل |
| 37 | bihi | Onunla (örnekle) | بِهِ | - |
| 38 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 39 | l-fasikine | fâsıklar | الْفَاسِقِينَ | فسق |
Ayet 27
Kimseler (ki) bozdular ahdi/antlaşmayı Allah'a (olan) mîsâkının129 sonrasında; ve kestiler emrettiğini Allah'ın; ki onunla (mîsâkla) birleştirmesini187 (emretti); ve fesat çıkarırlar/bozgunculuk yaparlar yerde/yeryüzünde; işte bunlar; onlardır kaybedenler/zarara uğrayanlar.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | yenkudune | bozdular | يَنْقُضُونَ | نقض |
| 3 | ahde | ahdi/antlaşmayı | عَهْدَ | عهد |
| 4 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | bea'di | sonrasında | بَعْدِ | بعد |
| 7 | misakihi | mîsâkı | مِيثَاقِهِ | وثق |
| 8 | ve yektaune | ve kestiler | وَيَقْطَعُونَ | قطع |
| 9 | ma | مَا | - | |
| 10 | emera | emrettiğini | أَمَرَ | امر |
| 11 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 12 | bihi | onunla (mîsâkla) | بِهِ | - |
| 13 | en | ki | أَنْ | - |
| 14 | yusale | birleştirmesini | يُوصَلَ | وصل |
| 15 | ve yufsidune | ve fesat çıkarırlar/bozgunculuk yaparlar | وَيُفْسِدُونَ | فسد |
| 16 | fi | فِي | - | |
| 17 | l-erdi | yerde/yeryüzünde | الْأَرْضِ | ارض |
| 18 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 19 | humu | onlardır | هُمُ | - |
| 20 | l-hasirune | kaybedenler/zarara uğrayanlar | الْخَاسِرُونَ | خسر |
Ayet 28
Nasıl kâfirlik25 edersiniz Allah'a; ve olmuştunuz ölüler615; öyle ki canlandırdı/diriltti615 sizleri; sonra öldürür615 sizleri; sonra canlandırır/diriltir615 sizleri; sonra O'na (Allah’a) döndürülürsünüz.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | keyfe | nasıl | كَيْفَ | كيف |
| 2 | tekfurune | kâfirlik edersiniz | تَكْفُرُونَ | كفر |
| 3 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 4 | vekuntum | ve oldunuz | وَكُنْتُمْ | كون |
| 5 | emvaten | ölüler | أَمْوَاتًا | موت |
| 6 | feehyakum | öyle ki canlandırdı/diriltti sizleri | فَأَحْيَاكُمْ | حيي |
| 7 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 8 | yumitukum | öldürür sizleri | يُمِيتُكُمْ | موت |
| 9 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 10 | yuhyikum | canlandırır/diriltir sizleri | يُحْيِيكُمْ | حيي |
| 11 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 12 | ileyhi | O'na (Allah’a) | إِلَيْهِ | - |
| 13 | turceune | döndürülürsünüz | تُرْجَعُونَ | رجع |
Ayet 29
O* ki yaratandır sizlere yerdekini/yeryüzündekini topluca; sonra istiva188 etti göğe180**; öyle ki istiva188 etti onlara; yedi göklere161***; ve O (Allah) her bir şeye bir Alîm'dir8.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | huve | O (Allah) | هُوَ | - |
| 2 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 3 | haleka | yarattı | خَلَقَ | خلق |
| 4 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 5 | ma | مَا | - | |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | l-erdi | yerdekini/yeryüzündekini | الْأَرْضِ | ارض |
| 8 | cemian | topluca | جَمِيعًا | جمع |
| 9 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 10 | steva | istiva etti | اسْتَوَىٰ | سوي |
| 11 | ila | إِلَى | - | |
| 12 | s-semai | göğe | السَّمَاءِ | سمو |
| 13 | fe sevvahunne | öyle ki istiva etti onlara | فَسَوَّاهُنَّ | سوي |
| 14 | seb'a | yedi | سَبْعَ | سبع |
| 15 | semavatin | göklere | سَمَاوَاتٍ | سمو |
| 16 | ve huve | ve O (Allah) | وَهُوَ | - |
| 17 | bikulli | her bir | بِكُلِّ | كلل |
| 18 | şey'in | şeye | شَيْءٍ | شيا |
| 19 | alimun | bir Alîm'dir. | عَلِيمٌ | علم |
*Allah.**Dünya atmosferi işaret edilmiştir. Yer yani Dünya gezegeni yaratıldığında bir atmosfere yani göğe sahip değildi. Dünya atmosferinin oluşumu sonradan gerçekleşmiştir. ***Güneş sistemimizdeki diğer gezegenlerin gökleri de Dünya atmosferimizle aynı zamanda düzenlenmiştir. Çoklu gökler bu ayette Güneş sistemdeki gezegenlerin gökleri için kullanılmıştır.
Ayet 30
Ve dediği zaman Rabbin4 meleklere48: “Doğrusu ben yapıcıyım yerde/yeryüzünde bir halîfe189*.”; dediler**: “Kimse mi yaparsın orada*** (ki) fesat çıkarır/bozgunculuk yapar orada***; ve döker kan; ve bizler tesbih57 ederiz seni hamd3 ile; ve takdis ederiz/kutsarız seni”; dedi****: “Doğrusu ben bilirim bilmediğinizi.”
*Homo Sapiens yani bilge insan diğer insan türlerinin yerine halîfe olmuştur. 2:21 ayetinde işaret edilen insan türlerinin soyu kesilmiş ve onların yerine bilge insan yerin hâkimi yapılmıştır. Homo Sapiens öncesi Dünya gezegeninde yaşayan bu insan türleri takva sahibi değildi. Yaratılış gereği fücurlarıyla hareket ediyorlardı. Bilge insan değillerdi. Hayvansı iç güdülerle hareket ederek yerde kan döküyorlar, birbirlerini öldürüyorlar ve bozgunculuk yapıyorlardı. Melekler bunu gördüleri için Yüce Allah'a soru sormaktadırlar. **Melekler.***Yerde.****Allah.
Ayet 31
Ve öğretti* Âdem'e50 isimleri49; tamamını onun; sonra sundu onları (isimleri) melekler48 üzerine; ve dedi: “Haber verin bana bunların isimlerini49; eğer olduysanız sâdıklar182.”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve alleme | ve öğretti | وَعَلَّمَ | علم |
| 2 | ademe | Adem'e | ادَمَ | - |
| 3 | l-esma'e | isimleri | الْأَسْمَاءَ | سمو |
| 4 | kulleha | tamamını onun | كُلَّهَا | كلل |
| 5 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 6 | aradehum | sundu onları (isimleri) | عَرَضَهُمْ | عرض |
| 7 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 8 | l-melaiketi | melekler- | الْمَلَائِكَةِ | ملك |
| 9 | fekale | ve dedi | فَقَالَ | قول |
| 10 | enbiuni | haber verin bana | أَنْبِئُونِي | نبا |
| 11 | biesma'i | isimlerini | بِأَسْمَاءِ | سمو |
| 12 | ha'ula'i | bunların | هَٰؤُلَاءِ | - |
| 13 | in | eğer | إِنْ | - |
| 14 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 15 | sadikine | doğrular | صَادِقِينَ | صدق |
*Yüce Allah'ın sıfatları ve nasıl tecelli ettikleri öğretildi. Bu öğretme süreci evrenimiz yaratılmadan önce Yüce Allah'ın arşında bir yerde gerçekleşti.
Ayet 32
Dediler: “Subhân'sın7 sen; yoktur bilgi bizlere bize öğrettiğinin dışında; doğrusu sen; sensin Alîm8; Hakîm9."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 2 | subhaneke | subhânsın sen | سُبْحَانَكَ | سبح |
| 3 | la | yoktur | لَا | - |
| 4 | ilme | bilgi | عِلْمَ | علم |
| 5 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 6 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 7 | ma | مَا | - | |
| 8 | allemtena | bize öğrettiğin | عَلَّمْتَنَا | علم |
| 9 | inneke | doğrusu sen | إِنَّكَ | - |
| 10 | ente | sensin | أَنْتَ | - |
| 11 | l-alimu | alîm | الْعَلِيمُ | علم |
| 12 | l-hakimu | hakîm | الْحَكِيمُ | حكم |
Ayet 33
Dedi (Allah): “Ey Âdem50! Haber ver* onlara isimlerini49 onların (Yüce Allah'ın sıfatlarını)”; öyle ki ne zaman haber* verdi (Âdem) onlara (meleklere) isimlerini49 onların (Yüce Allah'ın sıfatlarını) dedi (Allah): “Dedim değil mi sizlere; doğrusu ben bilirim gaybını62 göklerin162 ve yerin; ve bilirim açık ettiğinizi ve gizler olduğunuzu.”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kale | dedi (Allah) | قَالَ | قول |
| 2 | ya ademu | Ey Adem! | يَاادَمُ | - |
| 3 | enbi'hum | haber ver onlara | أَنْبِئْهُمْ | نبا |
| 4 | biesmaihim | isimlerini onların | بِأَسْمَائِهِمْ | سمو |
| 5 | fe lemma | öyle ki ne zaman | فَلَمَّا | - |
| 6 | enbeehum | haber verdi onlara | أَنْبَأَهُمْ | نبا |
| 7 | biesmaihim | isimlerini onların | بِأَسْمَائِهِمْ | سمو |
| 8 | kale | dedi (Allah) | قَالَ | قول |
| 9 | elem | değil mi | أَلَمْ | - |
| 10 | ekul | dedim | أَقُلْ | قول |
| 11 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 12 | inni | doğrusu ben | إِنِّي | - |
| 13 | ea'lemu | bilirim | أَعْلَمُ | علم |
| 14 | gaybe | gaybını | غَيْبَ | غيب |
| 15 | s-semavati | göklerin | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 16 | vel'erdi | ve yerin | وَالْأَرْضِ | ارض |
| 17 | ve ea'lemu | ve bilirim | وَأَعْلَمُ | علم |
| 18 | ma | مَا | - | |
| 19 | tubdune | açık ettiğinizi | تُبْدُونَ | بدو |
| 20 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 21 | kuntum | olduğunuzu | كُنْتُمْ | كون |
| 22 | tektumune | gizler | تَكْتُمُونَ | كتم |
*Bilge insan prototipi olan Adem meleklerin yapamadığını yapmıştır. Yüce Allah'ın sıfatlarının isimlerini öğrenmiş ve onların nasıl tecelli ettiklerini şerefli meleklere haber vermiştir. İşte insanı değerli kılan da tam olarak budur. Yüce Allah'ın sıfatlarını kendisine bahşedilen akılla öğrenebilmek.
Ayet 34
Ve dediğimiz zaman meleklere48: “Secde70 edin Âdem'e50”; öyle ki secde70 ettiler (melekler); iblîs190 dışında; hoşlanmadı/reddetti (iblîs); ve büyüklendi; ve oldu kâfirlerden.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kulna | dediğimiz | قُلْنَا | قول |
| 3 | lilmelaiketi | meleklere | لِلْمَلَائِكَةِ | ملك |
| 4 | scudu | secde edin | اسْجُدُوا | سجد |
| 5 | liademe | Adem'e | لِادَمَ | - |
| 6 | fesecedu | öyle ki secde ettiler | فَسَجَدُوا | سجد |
| 7 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 8 | iblise | iblîs | إِبْلِيسَ | - |
| 9 | eba | hoşlanmadı/reddetti (iblis) | أَبَىٰ | ابي |
| 10 | vestekbera | ve büyüklendi | وَاسْتَكْبَرَ | كبر |
| 11 | ve kane | ve oldu | وَكَانَ | كون |
| 12 | mine | مِنَ | - | |
| 13 | l-kafirine | kâfirlerden | الْكَافِرِينَ | كفر |
Ayet 35
Ve dedik: “Ey Âdem50! Mesken edin/otur sen ve eşin cennette*; ve yiyin ikiniz ondan (cennetten) kolaylıkla/rahatlıkla; her neredeyse dilediniz ikiniz; ve yaklaşmayın ikiniz bu ağaca**; öyle ki olursunuz ikiniz zalimlerden257.”
*Âdem, eşi ve tüm insanlar olarak bizler yaşadığımız evrene gönderilmeden önce başka bir cennet evreninde yaşamaktaydık. Kolay ve rahat bir şekilde.**Tekil gelmiş bir kelimedir. Dallanmış budaklanmış, ağaç dalları gibi ağ oluşturan. Evrenimizin ağacı kozmik ağdır; maddedir. Ayetten anlarız ki Yüce Allah bizlere bu şeye yaklaşmayı yasaklamıştır.
Ayet 36
Öyle ki kaydırdı ikisini şeytân29* ondan (cennetten)**; öyle ki çıkardı ikisini içinde olduklarından; ve dedik: “Alçalın193 (insanlar); sizlerin bir kısmı bir kısma bir düşman (olarak); ve sizleredir yerde/yeryüzünde bir kararlı yerleşim; ve bir meta54; bir süreye (kadar).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | feezellehuma | öyle ki kaydırdı ikisini | فَأَزَلَّهُمَا | زلل |
| 2 | ş-şeytanu | şeytân | الشَّيْطَانُ | شطن |
| 3 | anha | ondan (cennetten) | عَنْهَا | - |
| 4 | fe ehracehuma | öyle ki çıkardı ikisini | فَأَخْرَجَهُمَا | خرج |
| 5 | mimma | مِمَّا | - | |
| 6 | kana | olduklarından | كَانَا | كون |
| 7 | fihi | içinde | فِيهِ | - |
| 8 | ve kulna | ve dedik | وَقُلْنَا | قول |
| 9 | hbitu | alçalın (insanlar) | اهْبِطُوا | هبط |
| 10 | bea'dukum | sizlerin bir kısmı | بَعْضُكُمْ | بعض |
| 11 | libea'din | bir kısma | لِبَعْضٍ | بعض |
| 12 | aduvvun | bir düşman | عَدُوٌّ | عدو |
| 13 | velekum | ve sizleredir | وَلَكُمْ | - |
| 14 | fi | - | فِي | - |
| 15 | l-erdi | yerde/yeryüzünde | الْأَرْضِ | ارض |
| 16 | mustekarrun | bir kararlı yerleşim | مُسْتَقَرٌّ | قرر |
| 17 | ve metaun | ve bir meta | وَمَتَاعٌ | متع |
| 18 | ila | إِلَىٰ | - | |
| 19 | hinin | bir süreye | حِينٍ | حين |
*İblîs**İblîs cennette bulunan Âdem ve eşine bulunduğu paralel evrenden fısıldayarak onları kandırmış ve cennetten çıkmalarına neden olmuştur.
Ayet 37
Öyle ki kavuştu/karşılaştı Âdem50 Rabbinden4 kelimelere; öyle ki tevbe33 etti (Allah) ona (Âdem’e); doğrusu O (Allah); O’dur Tevvâb191; Rahîm2.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fetelekka | öyle ki kavuştu/karşılaştı | فَتَلَقَّىٰ | لقي |
| 2 | ademu | Âdem | ادَمُ | - |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | rabbihi | Rabbinden | رَبِّهِ | ربب |
| 5 | kelimatin | kelimelere | كَلِمَاتٍ | كلم |
| 6 | fetabe | öyle ki tevbe etti (Allah) | فَتَابَ | توب |
| 7 | aleyhi | ona | عَلَيْهِ | - |
| 8 | innehu | doğrusu O | إِنَّهُ | - |
| 9 | huve | O’dur | هُوَ | - |
| 10 | t-tevvabu | Tevvâb | التَّوَّابُ | توب |
| 11 | r-rahimu | Rahîm | الرَّحِيمُ | رحم |
Ayet 38
Dedik: “Alçalın193 oradan* topluca; öyle ki geldiği** zaman sizlere benden bir kılavuz192; öyle ki kim tabi oldu kılavuzuma192; öyle ki yoktur bir korku onlara; ve onlar hüzünlenmezler.”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kulna | dedik | قُلْنَا | قول |
| 2 | hbitu | alçalın | اهْبِطُوا | هبط |
| 3 | minha | oradan (cennetten) | مِنْهَا | - |
| 4 | cemian | topluca | جَمِيعًا | جمع |
| 5 | fe imma | öyle ki zaman | فَإِمَّا | - |
| 6 | ye'tiyennekum | geldiği | يَأْتِيَنَّكُمْ | اتي |
| 7 | minni | benden | مِنِّي | - |
| 8 | huden | doğru yola bir kılavuz | هُدًى | هدي |
| 9 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 10 | tebia | tabi oldu | تَبِعَ | تبع |
| 11 | hudaye | doğru yola kılavuzuma | هُدَايَ | هدي |
| 12 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 13 | havfun | bir korku | خَوْفٌ | خوف |
| 14 | aleyhim | onlara | عَلَيْهِمْ | - |
| 15 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 16 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 17 | yehzenune | hüzünlenmezler | يَحْزَنُونَ | حزن |
*Cennetten.**Yüce Allah alçak bir evrene indirilen ve yeniden bir sınava tabi tutulan, 2. bir şans verilen insanları doğru yola kılavuzlayacak olan kutsal kitaplar indireceğini açıkta bildirmektedir. Kim bu kutsal kitaplara uyarsa, tabi olursa 2. şansında hata yapmadan başarılı olur. Cennetlere girmeyi hak eder.
Ayet 39
Ve kimseler (ki) kâfirlik25 ettiler; ve yalanladılar195 ayetlerimizi; işte bunlar; ateş ashâbıdır194; onlar orada* ölümsüzlerdir185.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 2 | keferu | kâfirlik ettiler | كَفَرُوا | كفر |
| 3 | ve kezzebu | ve yalanladılar | وَكَذَّبُوا | كذب |
| 4 | biayatina | ayetlerimizi | بِايَاتِنَا | ايي |
| 5 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 6 | eshabu | ashâbıdır | أَصْحَابُ | صحب |
| 7 | n-nari | ateş | النَّارِ | نور |
| 8 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 9 | fiha | orada (cehennemde) | فِيهَا | - |
| 10 | halidune | ölümsüzlerdir. | خَالِدُونَ | خلد |
*Cehennemde.
Ayet 40
Ey İsrâîloğulları197! Hatırlayın nimetimi; ki nimet verdim üzerinize; ve tutun ahdimi187; tutarım (ben) ahdinizi*; ve ancak** bana; öyle ki rahbet1016 duyun bana.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya beni | ey oğulları | يَابَنِي | بني |
| 2 | israile | İsrail | إِسْرَائِيلَ | - |
| 3 | zkuru | hatırlayın | اذْكُرُوا | ذكر |
| 4 | nia'metiye | nimetimi | نِعْمَتِيَ | نعم |
| 5 | lleti | ki | الَّتِي | - |
| 6 | en'amtu | nimetlendirdim | أَنْعَمْتُ | نعم |
| 7 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 8 | ve evfu | ve tutun | وَأَوْفُوا | وفي |
| 9 | biahdi | ahdimi | بِعَهْدِي | عهد |
| 10 | ufi | tutarım | أُوفِ | وفي |
| 11 | biahdikum | ahdinizi | بِعَهْدِكُمْ | عهد |
| 12 | ve iyyaye | ve ancak bana | وَإِيَّايَ | - |
| 13 | ferhebuni | öyle ki rahbet duyun bana | فَارْهَبُونِ | رهب |
*İnsanlar Yüce Allah'a olan sözlerini tutarlarsa Yüce Allah da mutlak ki onlara olan ahdini yerine getirir; hak edeni cennetlerine sokar.**Dışlama vurgusu.
Ayet 41
Ve iman47 edin indirdiğime (Kur'ân'a); bir musaddıktır140 sizlerin yanındakine (Tevrât’a); ve olmayın ilk kâfir25 ona*; ve satmayın ayetlerimi az bir fiyata; ve sadece bana; öyle ki takvalı21 olun (sadece) bana.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve aminu | ve iman edin | وَامِنُوا | امن |
| 2 | bima | بِمَا | - | |
| 3 | enzeltu | indirdiğime | أَنْزَلْتُ | نزل |
| 4 | musaddikan | bir musaddik | مُصَدِّقًا | صدق |
| 5 | lima | لِمَا | - | |
| 6 | meakum | sizlerin yanındakine (Tevrat’a) | مَعَكُمْ | - |
| 7 | ve la | وَلَا | - | |
| 8 | tekunu | ve olmayın | تَكُونُوا | كون |
| 9 | evvele | ilk | أَوَّلَ | اول |
| 10 | kafirin | kâfir | كَافِرٍ | كفر |
| 11 | bihi | ona (Kur’an’a) | بِهِ | - |
| 12 | ve la | وَلَا | - | |
| 13 | teşteru | ve satmayın | تَشْتَرُوا | شري |
| 14 | biayati | ayetlerimi | بِايَاتِي | ايي |
| 15 | semenen | bir fiyata | ثَمَنًا | ثمن |
| 16 | kalilen | az | قَلِيلًا | قلل |
| 17 | ve iyyaye | ve sadece bana | وَإِيَّايَ | - |
| 18 | fettekuni | öyle ki takvalı onu bana | فَاتَّقُونِ | وقي |
*Kur’ân’a.
Ayet 42
Ve elbise giydirir gibi örtmeyin/katıştırmayın hakkı/gerçeği batılla199; ve gizlemeyin hakkı/gerçeği; ve sizler bilirsiniz (de bunu).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 2 | telbisu | elbise giydirir gibi örtmeyin/katıştırmayın | تَلْبِسُوا | لبس |
| 3 | l-hakka | hakkı/gerçeği | الْحَقَّ | حقق |
| 4 | bil-batili | batılla | بِالْبَاطِلِ | بطل |
| 5 | ve tektumu | ve gizlemeyin | وَتَكْتُمُوا | كتم |
| 6 | l-hakka | hakkı | الْحَقَّ | حقق |
| 7 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 8 | tea'lemune | bilirsiniz | تَعْلَمُونَ | علم |
Ayet 43
Ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; ve rükû11 edin rükû11 edenlerle birlikte.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 2 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 3 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 4 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 5 | verkeu | ve rükû edin | وَارْكَعُوا | ركع |
| 6 | mea | birlikte | مَعَ | - |
| 7 | r-rakiiyne | rükû edenlerle | الرَّاكِعِينَ | ركع |
‘rkeu’ kelimesi kökü (ركع) reverans/selam ya da teşekkür anlamına eğilme ya da diz kırma biçiminde yapılan hareket (bow), diz çökmek (kneel), teslim olmak/kabullenmek (submit), dize gelmek (surrender), olup namazda başı ve omurgayı eğmek (rüku etmek) (bow in pray), alçakgönüllülük ve kibirden yoksun olmayı belirtmek için başı eğmek (ibadette veya başka durumlarda) (to denote humility and self-abasement either in worship or in other cases.), yaşlanmaya bağlı başın eğilmesi (he lowered his head and he (an old man) bowed himself, or bent himself, or became bowed or bent, by reason of age), yorgun devenin başını eğmesi, hurma ağacının eğilmesi, zengin birisinin daha sonradan fakirleşmesi sonrası önceki yeterliliğini, durumunun azalması, alçalması) anlamındadır. Lane's Lexicon, page 1153 (of 3039)
Ayet 44
İnsanlara dürüstlüğü mü emredersiniz200? Ve unutursunuz nefislerinizi201; ve sizler okursunuz (da) kitabı*; öyle ki akletmez562 misiniz?
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ete'murune | emreder misiniz? | أَتَأْمُرُونَ | امر |
| 2 | n-nase | insanlara | النَّاسَ | نوس |
| 3 | bil-birri | dürüstlüğü | بِالْبِرِّ | برر |
| 4 | ve tensevne | ve unutursunuz | وَتَنْسَوْنَ | نسي |
| 5 | enfusekum | nefislerinizi | أَنْفُسَكُمْ | نفس |
| 6 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 7 | tetlune | okursunuz | تَتْلُونَ | تلو |
| 8 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 9 | efela | öyle ki | أَفَلَا | - |
| 10 | tea'kilune | akletmez misiniz? | تَعْقِلُونَ | عقل |
*Tevrat
Ayet 45
Ve yardım/destek isteyin sabırla51; ve salâtla5; ve doğrusu o (salât) mutlak bir büyüktür (yüktür); dışındadır haşyetliler/huşulular53 üzerine (olanı).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vesteiynu | ve yardım/destek isteyin | وَاسْتَعِينُوا | عون |
| 2 | bis-sabri | sabırla | بِالصَّبْرِ | صبر |
| 3 | ve ssalati | ve salatla | وَالصَّلَاةِ | صلو |
| 4 | ve inneha | ve doğrusu o (salat) | وَإِنَّهَا | - |
| 5 | lekebiratun | mutlak bir büyüktür(yüktür) | لَكَبِيرَةٌ | كبر |
| 6 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 7 | ala | üzerine (olan) | عَلَى | - |
| 8 | l-haşiiyne | haşyet | الْخَاشِعِينَ | خشع |
Ayet 46
Kimseler (ki) zannederler/varsayarlar ki onlar karşılaşanlardır* Rablerine4; ve ki onlar O'na dönenlerdir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | yezunnune | varsayarlar | يَظُنُّونَ | ظنن |
| 3 | ennehum | ki onlar | أَنَّهُمْ | - |
| 4 | mulaku | karşılaşanlar | مُلَاقُو | لقي |
| 5 | rabbihim | Rablerine | رَبِّهِمْ | ربب |
| 6 | ve ennehum | ve ki onlar | وَأَنَّهُمْ | - |
| 7 | ileyhi | O'na | إِلَيْهِ | - |
| 8 | raciune | dönenler | رَاجِعُونَ | رجع |
*Rablerinin huzuruna çıkacaklarını ve hesap vereceklerini varsayarak sürekli olarak Rablerine dönerler.
Ayet 47
Ey İsrâîloğulları197! Hatırlayın nimetimi ki nimet verdim üzerinize; ve doğrusu ben faziletli202 kıldım sizleri âlemler203* üzerine.
*Bu ayette dünya hayatının farklı çağları/zamanları işaret edilmiştir. Yoksa İsrâîloğulları evrenin her yerindeki yaşamlara fazlalıklı kılınmıştır demek değildir.
Ayet 48
Ve takvalı21 olun bir güne242 (ki) cezalandırılmaz63 bir nefis201 bir nefisten201 bir şey; ve kabul edilmez ondan* bir şefaat222; ve alınmaz ondan* bir telafi/tazmin; ve onlar yardım edilir değillerdir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 2 | yevmen | bir güne | يَوْمًا | يوم |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | teczi | ceza/karşılık almaz | تَجْزِي | جزي |
| 5 | nefsun | bir nefis | نَفْسٌ | نفس |
| 6 | an | عَنْ | - | |
| 7 | nefsin | bir nefisten | نَفْسٍ | نفس |
| 8 | şey'en | bir şey | شَيْئًا | شيا |
| 9 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 10 | yukbelu | kabul edilmez | يُقْبَلُ | قبل |
| 11 | minha | ondan (nefisten) | مِنْهَا | - |
| 12 | şefaatun | bir şefaat | شَفَاعَةٌ | شفع |
| 13 | ve la | وَلَا | - | |
| 14 | yu'hazu | ve alınmaz | يُؤْخَذُ | اخذ |
| 15 | minha | ondan (nefisten) | مِنْهَا | - |
| 16 | adlun | bir telafi/tazmin | عَدْلٌ | عدل |
| 17 | ve la | ve değildir | وَلَا | - |
| 18 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 19 | yunsarune | yardım edilir | يُنْصَرُونَ | نصر |
*Nefisten.
Ayet 49
Ve kurtardığımız zaman sizleri firavun ailesinden/taraftarlarından; uygulamaya koyarlarken sizlere kötü/fena azabı; boğazlarlarken oğullarınızı; ve sağ/canlı bırakırlarken kadınlarınızı; ve işte bundadır sizlere; Rabbinizden4 büyük bir bela256.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | necceynakum | kurtardığımız sizleri | نَجَّيْنَاكُمْ | نجو |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | ali | ailesinden/yakınlarından | الِ | اول |
| 5 | fir'avne | firavun | فِرْعَوْنَ | - |
| 6 | yesumunekum | uygulamaya koyarlar sizlere | يَسُومُونَكُمْ | سوم |
| 7 | su'e | kötü/fena | سُوءَ | سوا |
| 8 | l-azabi | azabı | الْعَذَابِ | عذب |
| 9 | yuzebbihune | boğazlarlar | يُذَبِّحُونَ | ذبح |
| 10 | ebna'ekum | oğullarınızı | أَبْنَاءَكُمْ | بني |
| 11 | ve yestehyune | ve sağ bırakırlar | وَيَسْتَحْيُونَ | حيي |
| 12 | nisa'ekum | kadınlarınızı | نِسَاءَكُمْ | نسو |
| 13 | ve fi | ve | وَفِي | - |
| 14 | zalikum | işte bundadır sizlere | ذَٰلِكُمْ | - |
| 15 | bela'un | bir bela | بَلَاءٌ | بلو |
| 16 | min | مِنْ | - | |
| 17 | rabbikum | Rabbinizden | رَبِّكُمْ | ربب |
| 18 | azimun | bir büyük | عَظِيمٌ | عظم |
Ayet 50
Ve yardığımız zaman sizlere bol suyu236; böylece kurtardık sizleri; ve batırdık firavun ailesini/taraftarlarını; ve sizler bakarken*.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | ferakna | yardık | فَرَقْنَا | فرق |
| 3 | bikumu | sizlere | بِكُمُ | - |
| 4 | l-behra | bol suyu | الْبَحْرَ | بحر |
| 5 | feenceynakum | böylece kurtardık sizleri | فَأَنْجَيْنَاكُمْ | نجو |
| 6 | ve egrakna | ve batırdık | وَأَغْرَقْنَا | غرق |
| 7 | ale | ailesini/taraftarlarını | الَ | اول |
| 8 | fir'avne | firavun | فِرْعَوْنَ | - |
| 9 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 10 | tenzurune | görür (-ken) | تَنْظُرُونَ | نظر |
*Gözlerinizle bakıyordunuz, görüyordunuz, tanık oluyordunuz.
Ayet 51
Ve vaat ettiğimiz* zaman Musa’ya kırk gece**; sonra tuttunuz/edindiniz buzağıyı258 onun (Musa’nın) ardından; ve sizler zalimlersiniz257.
*Çoğul olarak gelmiştir. Anlarız ki Yüce Allah'ın vaadi Cibrîl benzeri şerefli elçiler tarafından yerine getirilmiştir. **Musa peygamber 40 gece boyunca yalnız kalmış ve kendisine indirilen vahye odaklanmıştır.
Ayet 52
Sonra affettik sizleri bunun ardından; belki sizler şükredersiniz43.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 2 | afevna | affettik | عَفَوْنَا | عفو |
| 3 | ankum | sizi | عَنْكُمْ | - |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | bea'di | ardından | بَعْدِ | بعد |
| 6 | zalike | bunun | ذَٰلِكَ | - |
| 7 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 8 | teşkurune | şükredersiniz | تَشْكُرُونَ | شكر |
Ayet 53
Ve verdiğimiz*zaman Mûsâ'ya kitap** ve furkân259; belki sizler kılavuzlanırsınız192.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | ateyna | verdik | اتَيْنَا | اتي |
| 3 | musa | Musa'ya | مُوسَى | - |
| 4 | l-kitabe | kitap | الْكِتَابَ | كتب |
| 5 | velfurkane | ve furkan | وَالْفُرْقَانَ | فرق |
| 6 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 7 | tehtedune | doğru yola kılavuzlanırsınız | تَهْتَدُونَ | هدي |
*Anlaşılır ki Tevrat 40 gecede indirilmiştir. **Tevrat
Ayet 54
Ve dediği zaman Musa kavmine: “Ey kavmim! Doğrusu sizler zulmettiniz257 nefislerinize201; tutmanızla/edinmenizle buzağıyı258; öyle ki tevbe33 edin yaratıcınıza doğru; öyle ki katledin35 nefislerinizi201; işte bu sizlere; yaratıcınız indinde/katında bir hayırdır sizlere; öyle ki tevbe33 etti (Allah) sizlere; doğrusu O; O’dur Tevvâb191; Rahîm2.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 3 | musa | Musa | مُوسَىٰ | - |
| 4 | likavmihi | kavmine | لِقَوْمِهِ | قوم |
| 5 | ya kavmi | ey kavmim! | يَا قَوْمِ | قوم |
| 6 | innekum | doğrusu sizler | إِنَّكُمْ | - |
| 7 | zelemtum | zulmettiniz | ظَلَمْتُمْ | ظلم |
| 8 | enfusekum | nefislerinize | أَنْفُسَكُمْ | نفس |
| 9 | biattihazikumu | tutmanızla/edinmenizle | بِاتِّخَاذِكُمُ | اخذ |
| 10 | l-icle | buzağıyı | الْعِجْلَ | عجل |
| 11 | fetubu | öyle ki tevbe edin | فَتُوبُوا | توب |
| 12 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 13 | bariikum | yaratıcınıza | بَارِئِكُمْ | برا |
| 14 | fektulu | öyle ki katledin | فَاقْتُلُوا | قتل |
| 15 | enfusekum | nefislerinizi | أَنْفُسَكُمْ | نفس |
| 16 | zalikum | işte bu sizlere | ذَٰلِكُمْ | - |
| 17 | hayrun | bir hayırdır | خَيْرٌ | خير |
| 18 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 19 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 20 | bariikum | yaratıcınız | بَارِئِكُمْ | برا |
| 21 | fetabe | öyle ki tevbe etti/döndü/vazgeçti | فَتَابَ | توب |
| 22 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 23 | innehu | doğrusu O | إِنَّهُ | - |
| 24 | huve | O | هُوَ | - |
| 25 | t-tevvabu | Tevvâb’tır | التَّوَّابُ | توب |
| 26 | r-rahimu | Rahîm’dir. | الرَّحِيمُ | رحم |
Ayet 55
Ve dediğiniz zaman: “Ey Musa! Asla iman etmeyiz sana; ta ki görürüz Allah'ı perdesiz/açıkça; öyle ki yakaladı sizleri yıldırım260; ve sizler bakarken*.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kultum | dediniz | قُلْتُمْ | قول |
| 3 | ya musa | ey Musa! | يَا مُوسَىٰ | - |
| 4 | len | asla | لَنْ | - |
| 5 | nu'mine | iman etmeyiz | نُؤْمِنَ | امن |
| 6 | leke | sana | لَكَ | - |
| 7 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 8 | nera | görürüz | نَرَى | راي |
| 9 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 10 | cehraten | perdesiz/açıkça | جَهْرَةً | جهر |
| 11 | Feehazetkumu | öyle ki yakaladı sizleri | فَأَخَذَتْكُمُ | اخذ |
| 12 | s-saikatu | yıldırım | الصَّاعِقَةُ | صعق |
| 13 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 14 | tenzurune | bakarsınız | تَنْظُرُونَ | نظر |
*Gözlerinizle bakıyordunuz, görüyordunuz, tanık oluyordunuz.
Ayet 56
Sonra ayılttık* sizleri ölümünüzün/bilinçsizliğinizin** ardından; belki sizler şükredersiniz43.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 2 | beasnakum | ayılttık sizleri | بَعَثْنَاكُمْ | بعث |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | bea'di | ardından | بَعْدِ | بعد |
| 5 | mevtikum | ölümünüzün | مَوْتِكُمْ | موت |
| 6 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 7 | teşkurune | şükredersiniz | تَشْكُرُونَ | شكر |
*Bayılan kimselerin ayılması, bilinçlerinin kendine gelmesi. **Yakınlarına yıldırım düşmesi nedeniyle baygınlık geçiren, bilinçlerini kaybeden kimseler.
Ayet 57
Ve gölgelendirdik üzerinize bulutu264; ve indirdik üzerinize menne262; ve bıldırcın263; yiyin rızıklandırdığımızın güzellerinden sizleri; ve zulmetmiş* değillerdi bize; fakat oldular nefislerine201 zulmederler257.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve zellelna | ve gölgelendirdik | وَظَلَّلْنَا | ظلل |
| 2 | aleykumu | üzerinize | عَلَيْكُمُ | - |
| 3 | l-gamame | bulutu | الْغَمَامَ | غمم |
| 4 | ve enzelna | ve indirdik | وَأَنْزَلْنَا | نزل |
| 5 | aleykumu | üzerinize | عَلَيْكُمُ | - |
| 6 | l-menne | menne | الْمَنَّ | منن |
| 7 | ve sselva | ve bıldırcın | وَالسَّلْوَىٰ | سلو |
| 8 | kulu | yiyin | كُلُوا | اكل |
| 9 | min | مِنْ | - | |
| 10 | tayyibati | güzellerden | طَيِّبَاتِ | طيب |
| 11 | ma | مَا | - | |
| 12 | razeknakum | rızıklandırdığımızın sizleri | رَزَقْنَاكُمْ | رزق |
| 13 | ve ma | ve değildi | وَمَا | - |
| 14 | zelemuna | zulmettiler bize | ظَلَمُونَا | ظلم |
| 15 | velakin | fakat | وَلَٰكِنْ | - |
| 16 | kanu | oldular | كَانُوا | كون |
| 17 | enfusehum | nefislerine | أَنْفُسَهُمْ | نفس |
| 18 | yezlimune | zulmederler | يَظْلِمُونَ | ظلم |
*İnsan Yüce Allah'a ne zarar verebilir ne de fayda verebilir. Hiçbir etkide bulunamaz. İnsan ne yaparsa kendine yapar. Yüce Allah'a şirk koşarak, O'na ortak koşarak ancak kendine zulmeder.
Ayet 58
Ve dediğimiz zaman: “Girin şu kente; öyle ki yiyin oradan; her yerde; dilediğiniz (gibi) bolca; ve girin kapıdan secde12 edenler (olarak)”; ve deyin: “Hitta/günahlardan-hatalardan bir arınma”; bağışlarız sizlere hatalarınızı; ve ziyade edeceğiz/artıracağız güzel davrananlara.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kulna | dedik | قُلْنَا | قول |
| 3 | dhulu | girin | ادْخُلُوا | دخل |
| 4 | hazihi | şu | هَٰذِهِ | - |
| 5 | l-karyete | kente | الْقَرْيَةَ | قري |
| 6 | fekulu | öyle ki yiyin | فَكُلُوا | اكل |
| 7 | minha | oradan | مِنْهَا | - |
| 8 | haysu | her yerde | حَيْثُ | حيث |
| 9 | şi'tum | dilediğiniz (gibi) | شِئْتُمْ | شيا |
| 10 | ragaden | bolca | رَغَدًا | رغد |
| 11 | vedhulu | ve girin | وَادْخُلُوا | دخل |
| 12 | l-babe | kapıdan | الْبَابَ | بوب |
| 13 | succeden | secde edenler (olarak) | سُجَّدًا | سجد |
| 14 | ve kulu | ve deyin | وَقُولُوا | قول |
| 15 | hittatun | hitta/günahlardan-hatalardan bir arınma/ | حِطَّةٌ | حطط |
| 16 | negfir | bağışlarız | نَغْفِرْ | غفر |
| 17 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 18 | hatayakum | hatalarınızı | خَطَايَاكُمْ | خطا |
| 19 | ve senezidu | ve ziyade edeceğiz | وَسَنَزِيدُ | زيد |
| 20 | l-muhsinine | güzel davrananlara | الْمُحْسِنِينَ | حسن |
Ayet 59
Öyle ki takas etti zulmetmiş257 kimseler bir sözü/kelamı, onlara denilenden başkasıyla*; öyle ki indirdik zulmetmiş257 kimseler üzerine gökten bir pislik; fâsıklık38 ederler olmuş olmalarından.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | febeddele | öyle ki takas etti | فَبَدَّلَ | بدل |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | zelemu | zulmettiler | ظَلَمُوا | ظلم |
| 4 | kavlen | bir söz/kelam | قَوْلًا | قول |
| 5 | gayra | başka | غَيْرَ | غير |
| 6 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 7 | kile | denildi | قِيلَ | قول |
| 8 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 9 | feenzelna | Öyle ki indirdik | فَأَنْزَلْنَا | نزل |
| 10 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 11 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 12 | zelemu | zulmettiler | ظَلَمُوا | ظلم |
| 13 | riczen | bir pislik | رِجْزًا | رجز |
| 14 | mine | مِنَ | - | |
| 15 | s-semai | gökten | السَّمَاءِ | سمو |
| 16 | bima | nedeniyle | بِمَا | - |
| 17 | kanu | oldukların | كَانُوا | كون |
| 18 | yefsukune | fasıklık ederler | يَفْسُقُونَ | فسق |
*Yüce Allah'ın sözünü başka sözle takas ettiler. Yüce Allah'ın kutsal kitabı olan Tevrat'ı başka sözlere takas ettiler. Böylece saptılar, doğru yol olan Tevrat'tan uzaklaştılar. Bu nedenle üzerlerine gökten pislik yağdı.
Ayet 60
Ve su istediği zaman Musa kavmi için; öyle ki dedik: “Vur asanla taşa; öyle ki fışkırdı ondan (taştan) on iki göze/pınar; muhakkak ki bildi insanların hepsi kendi içme yerlerini; yiyin ve için Allah'ın rızkından; ve küstahlaşmayın* yerde/yeryüzünde fesatçılar265 (olarak).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve izi | ve o zaman | وَإِذِ | - |
| 2 | steska | su istedi | اسْتَسْقَىٰ | سقي |
| 3 | musa | Musa | مُوسَىٰ | - |
| 4 | likavmihi | kavmi için | لِقَوْمِهِ | قوم |
| 5 | fekulna | öyle ki dedik | فَقُلْنَا | قول |
| 6 | drib | darp et | اضْرِبْ | ضرب |
| 7 | biasake | asanla | بِعَصَاكَ | عصو |
| 8 | l-hacera | taşa | الْحَجَرَ | حجر |
| 9 | fenfecerat | öyle ki fışkırdı | فَانْفَجَرَتْ | فجر |
| 10 | minhu | ondan (taştan) | مِنْهُ | - |
| 11 | sneta | اثْنَتَا | ثني | |
| 12 | aşrate | on iki | عَشْرَةَ | عشر |
| 13 | aynen | göze/pınar | عَيْنًا | عين |
| 14 | kad | muhakkak ki | قَدْ | - |
| 15 | alime | bildi | عَلِمَ | علم |
| 16 | kullu | hepsi | كُلُّ | كلل |
| 17 | unasin | insanların | أُنَاسٍ | انس |
| 18 | meşrabehum | kendi içme yerlerini | مَشْرَبَهُمْ | شرب |
| 19 | kulu | yiyin | كُلُوا | اكل |
| 20 | veşrabu | ve için | وَاشْرَبُوا | شرب |
| 21 | min | مِنْ | - | |
| 22 | rizki | rızkından | رِزْقِ | رزق |
| 23 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 24 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 25 | tea'sev | küstahlaşmayın | تَعْثَوْا | عثو |
| 26 | fi | فِي | - | |
| 27 | l-erdi | yerde/yeryüzünde | الْأَرْضِ | ارض |
| 28 | mufsidine | fesatçılar (olarak) | مُفْسِدِينَ | فسد |
*Saygısız, kaba, kural tanımaz, terbiyesiz.
Ayet 61
Ve dediğiniz zaman: “Ey Musa! Asla sabretmeyiz51 tek bir yemeğe; öyle ki dua80 et bizlere; Rabbine4; çıkarsın bizlere bitirdiğinden yerin baklagilinden; ve hıyarından/kabağından; ve sarımsağından; ve mercimeğinden; ve soğanından onun”; dedi (Musa): “Takas mı edersiniz o ast/aşağı olanı o hayır olanla? İnin bir şehre; öyle ki doğrusu sizleredir sual ettiğiniz/sorduğunuz”; ve vuruldu üzerlerine aşağılık/alçaklık ve miskinlik113; ve maruz kaldılar Allah’tan bir gazaba; işte bu; nedeniyledir ki kâfirlik25 eder oldular Allah'ın ayetlerine; ve katleder35 (oldular) nebileri132 hak değilken; işte bu; nedeniyledir (ki) isyan ettiler ve sınırı aşar oldular.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kultum | dediniz | قُلْتُمْ | قول |
| 3 | ya musa | ey Musa | يَا مُوسَىٰ | - |
| 4 | len | asla | لَنْ | - |
| 5 | nesbira | sabretmeyiz | نَصْبِرَ | صبر |
| 6 | ala | عَلَىٰ | - | |
| 7 | taaamin | bir yemeğe | طَعَامٍ | طعم |
| 8 | vahidin | tek | وَاحِدٍ | وحد |
| 9 | fed'u | öyle ki dua et | فَادْعُ | دعو |
| 10 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 11 | rabbeke | Rabbine | رَبَّكَ | ربب |
| 12 | yuhric | çıkarsın | يُخْرِجْ | خرج |
| 13 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 14 | mimma | مِمَّا | - | |
| 15 | tunbitu | bitirdiğinden | تُنْبِتُ | نبت |
| 16 | l-erdu | yerin | الْأَرْضُ | ارض |
| 17 | min | مِنْ | - | |
| 18 | bekliha | baklagilinden | بَقْلِهَا | بقل |
| 19 | vekissaiha | ve hıyarından/kabağından | وَقِثَّائِهَا | قثا |
| 20 | vefumiha | ve sarımsağından | وَفُومِهَا | فوم |
| 21 | veadesiha | ve mercimeğinden | وَعَدَسِهَا | عدس |
| 22 | ve besaliha | ve soğanından onun | وَبَصَلِهَا | بصل |
| 23 | kale | dedi (Musa) | قَالَ | قول |
| 24 | etestebdilune | takas mı edersiniz | أَتَسْتَبْدِلُونَ | بدل |
| 25 | llezi | olan | الَّذِي | - |
| 26 | huve | o | هُوَ | - |
| 27 | edna | ast/aşağı/ | أَدْنَىٰ | دنو |
| 28 | billezi' | olanla | بِالَّذِي | - |
| 29 | huve | o | هُوَ | - |
| 30 | hayrun | hayır | خَيْرٌ | خير |
| 31 | hbitu | inin | اهْبِطُوا | هبط |
| 32 | misran | bir şehre | مِصْرًا | مصر |
| 33 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 34 | lekum | sizleredir | لَكُمْ | - |
| 35 | ma | مَا | - | |
| 36 | seeltum | sual ettiğiniz/sorduğunuz | سَأَلْتُمْ | سال |
| 37 | ve duribet | ve vuruldu | وَضُرِبَتْ | ضرب |
| 38 | aleyhimu | üzerlerine | عَلَيْهِمُ | - |
| 39 | z-zilletu | aşağılık/alçaklık | الذِّلَّةُ | ذلل |
| 40 | velmeskenetu | ve miskinlik | وَالْمَسْكَنَةُ | سكن |
| 41 | ve ba'u | ve maruz kaldılar/ | وَبَاءُوا | بوا |
| 42 | bigadebin | bir gazaba | بِغَضَبٍ | غضب |
| 43 | mine | -tan | مِنَ | - |
| 44 | llahi | Allah- | اللَّهِ | - |
| 45 | zalike | işte bu | ذَٰلِكَ | - |
| 46 | biennehum | doğrusu onların nedeniyledir | بِأَنَّهُمْ | - |
| 47 | kanu | oldular | كَانُوا | كون |
| 48 | yekfurune | Kâfirlik ederler | يَكْفُرُونَ | كفر |
| 49 | biayati | ayetlerine | بِايَاتِ | ايي |
| 50 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 51 | ve yektulune | ve katlederler | وَيَقْتُلُونَ | قتل |
| 52 | n-nebiyyine | nebileri | النَّبِيِّينَ | نبا |
| 53 | bigayri | başka | بِغَيْرِ | غير |
| 54 | l-hakki | hak/gerçek | الْحَقِّ | حقق |
| 55 | zalike | işte bu | ذَٰلِكَ | - |
| 56 | bima | nedeniyledir | بِمَا | - |
| 57 | asav | isyan ettiler | عَصَوْا | عصي |
| 58 | ve kanu | ve oldular | وَكَانُوا | كون |
| 59 | yea'tedune | sınırı aştılar | يَعْتَدُونَ | عدو |
Ayet 62
Doğrusu iman47 etmiş kimseler; ve yahudileşmiş267 kimseler; ve Nasârâlılar268; ve Sâbiîler266; kim iman etti Allah'a ve ahiret gününe ve yaptı sâlihât18; öyle ki onlaradır ecirleri820 Rableri4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlar üzerine; ve onlar hüzünlenmezler269.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 4 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 5 | hadu | yahudileştiler | هَادُوا | هود |
| 6 | ve nnesara | ve Nasârâlılar/Hristiyanlar | وَالنَّصَارَىٰ | نصر |
| 7 | ve ssabiine | ve Sâbiîler | وَالصَّابِئِينَ | صبا |
| 8 | men | kim | مَنْ | - |
| 9 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 10 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 11 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 12 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 13 | ve amile | ve yaptı | وَعَمِلَ | عمل |
| 14 | salihen | sâlîhat | صَالِحًا | صلح |
| 15 | felehum | öyle ki onlaradır | فَلَهُمْ | - |
| 16 | ecruhum | ecirleri/karşılıkları | أَجْرُهُمْ | اجر |
| 17 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 18 | rabbihim | Rablerinin | رَبِّهِمْ | ربب |
| 19 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 20 | havfun | bir korku | خَوْفٌ | خوف |
| 21 | aleyhim | onlar üzerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 22 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 23 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 24 | yehzenune | hüzünlenmezler | يَحْزَنُونَ | حزن |
Ayet 63
Ve aldığımız zaman mîsâkınızı281; ve yükselttik üstünüze turu/dağı; alın verdiğimizi sizlere kuvvetle/güçle; ve hatırlayın ondakini (mîsâkın içindekini); belki sizler takvalı21 olursunuz.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | ehazna | aldık | أَخَذْنَا | اخذ |
| 3 | misakakum | mîsâkınızı | مِيثَاقَكُمْ | وثق |
| 4 | ve rafea'na | ve yükselttik | وَرَفَعْنَا | رفع |
| 5 | fevkakumu | üstünüze | فَوْقَكُمُ | فوق |
| 6 | t-tura | turu/dağı | الطُّورَ | طور |
| 7 | huzu | alın | خُذُوا | اخذ |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | ateynakum | verdiğimizi sizlere | اتَيْنَاكُمْ | اتي |
| 10 | bikuvvetin | kuvvetle | بِقُوَّةٍ | قوي |
| 11 | vezkuru | ve hatırlayın | وَاذْكُرُوا | ذكر |
| 12 | ma | مَا | - | |
| 13 | fihi | ondakini (mîsâkın içindekini ) | فِيهِ | - |
| 14 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 15 | tettekune | takvalı olursunuz | تَتَّقُونَ | وقي |
Ayet 64
Sonra sırt çevirdiniz* bunun ardından; öyle ki eğer olmasaydı fazlı202 Allah'ın sizlere; ve rahmeti271 O’nun; mutlak olurdunuz hüsrana uğrayanlardan.
*Mîsâka uymadınız.
Ayet 65
Ve ant olsun bildiniz sınırı aşmış kimseleri sizlerden sebtte272; öyle ki dedik onlara: “Olun maymunlar273; dışlanan/reddedilen*.”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | alimtumu | bildiniz | عَلِمْتُمُ | علم |
| 3 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 4 | a'tedev | sınırı aştılar | اعْتَدَوْا | عدو |
| 5 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | s-sebti | sebtte/dinlenmede | السَّبْتِ | سبت |
| 8 | fekulna | öyle ki dedik | فَقُلْنَا | قول |
| 9 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 10 | kunu | olun | كُونُوا | كون |
| 11 | kiradeten | maymunlar | قِرَدَةً | قرد |
| 12 | hasiine | dışlanmış/reddedilmiş | خَاسِئِينَ | خسا |
*Dışlanan, reddedilen maymunlara işaret de anlamlıdır. Maymunlar topluluk halinde yaşarlar. Hiyerarşi söz konusudur. Bazı maymunlar lider tarafından topluluktan kovulur. Bu reddedilen maymunlarda stres, huzursuzluk çok daha yüksektir. Bir türlü huzur bulamazlar.
Ayet 66
Ve yaptık onu (maymunlaşmayı) ibretlik bir ders; önündekini onun* (maymunlaşmanın) ve arkasındakini onun* (maymunlaşmanın); ve bir vaaz653 takva21 sahipleri için.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fecealnaha | ve yaptık onu (maymunlaşmayı) | فَجَعَلْنَاهَا | جعل |
| 2 | nekalen | ibretlik bir ders | نَكَالًا | نكل |
| 3 | lima | لِمَا | - | |
| 4 | beyne | arasındaki | بَيْنَ | بين |
| 5 | yedeyha | iki elinin onun | يَدَيْهَا | يدي |
| 6 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 7 | halfeha | arkasındaki onun | خَلْفَهَا | خلف |
| 8 | ve mev'izeten | ve bir vaaz/tavsiye | وَمَوْعِظَةً | وعظ |
| 9 | lilmuttekine | müttakiler için | لِلْمُتَّقِينَ | وقي |
*Maymunlaşma sürecinin öncesi ve sonrası. Akılsızca taklit etmenin sonuçları muttakiler için bir vaazdır, tavsiyedir.
Ayet 67
Ve dediği zaman Mûsâ kavmine: “Doğrusu Allah emreder sizlere ki boğazlarsınız bir sığır”; dediler: “Bizleri bir alay konusu mu edinirsin?”; dedi*: “Sığınırım Allah'a cahillerden olmaktan.”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 3 | musa | Musa | مُوسَىٰ | - |
| 4 | likavmihi | kavmine | لِقَوْمِهِ | قوم |
| 5 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 6 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 7 | ye'murukum | emreder sizlere | يَأْمُرُكُمْ | امر |
| 8 | en | ki | أَنْ | - |
| 9 | tezbehu | boğazlarsınız | تَذْبَحُوا | ذبح |
| 10 | bekaraten | bir sığır | بَقَرَةً | بقر |
| 11 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 12 | etettehizuna | edinir misin bizleri | أَتَتَّخِذُنَا | اخذ |
| 13 | huzuven | bir alay konusu mu | هُزُوًا | هزا |
| 14 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 15 | euzu | sığınırım | أَعُوذُ | عوذ |
| 16 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 17 | en | ki | أَنْ | - |
| 18 | ekune | olurum | أَكُونَ | كون |
| 19 | mine | مِنَ | - | |
| 20 | l-cahiline | cahillerden | الْجَاهِلِينَ | جهل |
*Mûsâ.
Ayet 68
Dediler: “Dua80 et bizlere; Rabbine4; beyan226 etsin bizlere nedir o”; dedi*: “Doğrusu O**der ki: “Doğrusu o*** bir sığırdır; değildir bir yaşlı; ve değildir bir körpe****; bir orta yaşlıdır bunun arasında; öyleyse yapın emredildiğinizi.”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 2 | d'u | dua et | ادْعُ | دعو |
| 3 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 4 | rabbeke | Rabbine | رَبَّكَ | ربب |
| 5 | yubeyyin | beyan etsin | يُبَيِّنْ | بين |
| 6 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 7 | ma | nedir | مَا | - |
| 8 | hiye | o | هِيَ | - |
| 9 | kale | dedi (Musa) | قَالَ | قول |
| 10 | innehu | doğrusu O (Allah) | إِنَّهُ | - |
| 11 | yekulu | der ki | يَقُولُ | قول |
| 12 | inneha | doğrusu o | إِنَّهَا | - |
| 13 | bekaratun | bir sığırdır | بَقَرَةٌ | بقر |
| 14 | la | değil | لَا | - |
| 15 | faridun | bir yaşlı | فَارِضٌ | فرض |
| 16 | ve la | ve değil | وَلَا | - |
| 17 | bikrun | bir körpe | بِكْرٌ | بكر |
| 18 | avanun | bir orta yaşlı | عَوَانٌ | عون |
| 19 | beyne | arasında | بَيْنَ | بين |
| 20 | zalike | bunun | ذَٰلِكَ | - |
| 21 | fef'alu | öyleyse yapın | فَافْعَلُوا | فعل |
| 22 | ma | مَا | - | |
| 23 | tu'merune | emredildiğinizi | تُؤْمَرُونَ | امر |
*Mûsâ.**Allah.***Dişi sığır.****Yavruluktan yeni çıkmış.
Ayet 69
Dediler: “Dua80 et bizlere; Rabbine4; beyan226 etsin bizlere nedir rengi onun*”; dedi*: doğrusu O (Allah) der ki: “Doğrusu o** bir sığırdır; sarı; göz alıcı parlak; rengi onun*** mutluluk/haz verir bakanlara.
*Mûsâ.**Dişi sığır.***Dişi sığırın.
Ayet 70
Dediler: “Dua80 et bizlere; Rabbine4; beyan226 etsin bizlere nedir o*; doğrusu (o) sığır benzer geldi bizlere; ve doğrusu bizler (ki) eğer dilediyse** Allah; mutlak muhtedleriz.176”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 2 | d'u | dua et | ادْعُ | دعو |
| 3 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 4 | rabbeke | Rabbine | رَبَّكَ | ربب |
| 5 | yubeyyin | beyan etsin | يُبَيِّنْ | بين |
| 6 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 7 | ma | nedir | مَا | - |
| 8 | hiye | o | هِيَ | - |
| 9 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 10 | l-bekara | sığır | الْبَقَرَ | بقر |
| 11 | teşabehe | benzeşti | تَشَابَهَ | شبه |
| 12 | aleyna | bizlere | عَلَيْنَا | - |
| 13 | ve inna | ve doğrusu biz | وَإِنَّا | - |
| 14 | in | eğer | إِنْ | - |
| 15 | şa'e | dilerse | شَاءَ | شيا |
| 16 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 17 | lemuhtedune | mutlak muhtedleriz | لَمُهْتَدُونَ | هدي |
*Dişi sığır.**İnşAllâh.
Ayet 71
Dedi (Musa): “Doğrusu O (Allah) der ki: “Doğrusu o* bir sığırdır; boyunduruk altında değildir (ki) sürer yeri; ve sulamaz tarla; kusursuzdur; yoktur alaca/leke/farklı renk onda””; dediler: “Şimdi geldin hakla/gerçekle”; ve boğazladılar onu*; ve olmuş değillerdi yaparlar**.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kale | dedi (Musa) | قَالَ | قول |
| 2 | innehu | doğrusu O (Allah) | إِنَّهُ | - |
| 3 | yekulu | der ki | يَقُولُ | قول |
| 4 | inneha | doğrusu o | إِنَّهَا | - |
| 5 | bekaratun | bir sığırdır | بَقَرَةٌ | بقر |
| 6 | la | değildir | لَا | - |
| 7 | zelulun | bir boyunduruklu | ذَلُولٌ | ذلل |
| 8 | tusiru | sürer | تُثِيرُ | ثور |
| 9 | l-erde | yeri | الْأَرْضَ | ارض |
| 10 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 11 | teski | sulamaz | تَسْقِي | سقي |
| 12 | l-harse | tarla | الْحَرْثَ | حرث |
| 13 | musellemetun | kusursuz | مُسَلَّمَةٌ | سلم |
| 14 | la | yoktur | لَا | - |
| 15 | şiyete | alaca/leke/farklı renk | شِيَةَ | وشي |
| 16 | fiha | onda | فِيهَا | - |
| 17 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 18 | l-ane | şimdi | الْانَ | - |
| 19 | ci'te | geldin | جِئْتَ | جيا |
| 20 | bil-hakki | hakla/gerçekle | بِالْحَقِّ | حقق |
| 21 | fezebehuha | ve boğazladılar onu (dişi sığırı) | فَذَبَحُوهَا | ذبح |
| 22 | ve ma | Ve değillerdi | وَمَا | - |
| 23 | kadu | oldular | كَادُوا | كود |
| 24 | yef'alune | yaparlar | يَفْعَلُونَ | فعل |
*Dişi sığır.**Zorla yaptılar. Yoksa kendiliklerinden yapmayacaklardı.
Ayet 72
Ve katlettiğiniz35 zaman bir nefsi201; öyle ki püskürttünüz/reddettiniz (suçlamaları) onun (nefsin) hakkındaki; ve Allah çıkarandır gizler olduğunuzu.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kateltum | katlettiniz | قَتَلْتُمْ | قتل |
| 3 | nefsen | bir nefsi | نَفْسًا | نفس |
| 4 | feddara'tum | öyle ki geri püskürttünüz/reddettiniz | فَادَّارَأْتُمْ | درا |
| 5 | fiha | hakkında onun (nefsin) | فِيهَا | - |
| 6 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 7 | muhricun | çıkarandır | مُخْرِجٌ | خرج |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | kuntum | olduğunuzu | كُنْتُمْ | كون |
| 10 | tektumune | gizlersiniz | تَكْتُمُونَ | كتم |
Ayet 73
Öyle ki dedik: “Vurun ona274 (ölü adama) bir parçasıyla onun (dişi sığırın)”; işte böyledir; diriltir/canlandırır Allah ölüleri; ve gösterir sizlere ayetlerini*; belki sizler akledersiniz.
*Yüce Allah'ın Kur'an'da prekordiyal vuruşu işaret etmesi de gelecek nesiller için büyük bir ayet/mucize olmuştur.
Ayet 74
Sonra katılaştı kalpleriniz bunun* ardından; öyle ki o (kalp) taş gibi ya da daha sert katı; ve doğrusu taştan275; mutlak ki fışkırır ondan (taştan) nehirler; ve doğrusu ondan (taştan) mutlak ki yarılarak ayrılır (su); böylece çıkar ondan su; ve doğrusu ondan (taştan) mutlak ki iner (su); Allah’ın haşyetinden53; ve Allah gâfil/aymaz değildir yaptıklarınızdan.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 2 | kaset | katılaştı | قَسَتْ | قسو |
| 3 | kulubukum | kalpleriniz | قُلُوبُكُمْ | قلب |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | bea'di | ardından | بَعْدِ | بعد |
| 6 | zalike | bunun | ذَٰلِكَ | - |
| 7 | fehiye | öyle ki o (kalp) | فَهِيَ | - |
| 8 | kalhicarati | taş gibi | كَالْحِجَارَةِ | حجر |
| 9 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 10 | eşeddu | daha sert | أَشَدُّ | شدد |
| 11 | kasveten | katı | قَسْوَةً | قسو |
| 12 | ve inne | ve doğrusu | وَإِنَّ | - |
| 13 | mine | مِنَ | - | |
| 14 | l-hicarati | taştan | الْحِجَارَةِ | حجر |
| 15 | lema | mutlak ki | لَمَا | - |
| 16 | yetefecceru | fışkırır | يَتَفَجَّرُ | فجر |
| 17 | minhu | ondan (taştan) | مِنْهُ | - |
| 18 | l-enharu | nehirler | الْأَنْهَارُ | نهر |
| 19 | ve inne | ve doğrusu | وَإِنَّ | - |
| 20 | minha | ondan (taştan) | مِنْهَا | - |
| 21 | lema | mutlak ki | لَمَا | - |
| 22 | yeşşekkaku | yarılarak ayrılır (su) | يَشَّقَّقُ | شقق |
| 23 | feyehrucu | böylece çıkar | فَيَخْرُجُ | خرج |
| 24 | minhu | ondan | مِنْهُ | - |
| 25 | l-mau | su | الْمَاءُ | موه |
| 26 | ve inne | ve doğrusu | وَإِنَّ | - |
| 27 | minha | ondan (taştan) | مِنْهَا | - |
| 28 | lema | mutlak ki | لَمَا | - |
| 29 | yehbitu | iner (su) | يَهْبِطُ | هبط |
| 30 | min | مِنْ | - | |
| 31 | haşyeti | haşyetinden | خَشْيَةِ | خشي |
| 32 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 33 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 34 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 35 | bigafilin | gafil/aymaz | بِغَافِلٍ | غفل |
| 36 | amma | عَمَّا | - | |
| 37 | tea'melune | yaptıklarınızdan | تَعْمَلُونَ | عمل |
*Dirilme mucizesi
Ayet 75
Tamah* mı edersiniz ki iman47 ederler sizlere? Muhakkak ki bir fırka/grup onlardan işitir oldular Allah'ın kelamını/sözünü**; sonra tahrif276 ettiler onu (kelamı/sözü); akletmelerinin562 ardından onu (kelamı/sözü); ve onlar bilenlerdir***.
*Çok istemek.**Kutsal kitaplar.***Bilerek tahrif ettiler. Kutsal kitapları anladıkları halde. Yüce Allah'ın kelamını tahrif etmenin yasak olduğunu bilmelerine rağmen.
Ayet 76
Ve karşılaştıkları zaman iman47 etmiş kimselere; dediler: ”İman47 ettik”; ve yalnız kaldığı zaman; bazısı onların bazısına doğru dediler: ”Onlara Allah'ın sizlere açtığını* mı söylersiniz**? Tartışarak mağlup etmeleri*** için sizleri onunla (Allah'ın açtığıyla) Rabbinizin indinde/katında”; öyleyse akletmez562 misiniz****?
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | leku | karşılaştıkları | لَقُوا | لقي |
| 3 | ellezine | kimselere | الَّذِينَ | - |
| 4 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 5 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 6 | amenna | iman ettik | امَنَّا | امن |
| 7 | veiza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 8 | hala | yalnız kaldığı | خَلَا | خلو |
| 9 | bea'duhum | bazısı onların | بَعْضُهُمْ | بعض |
| 10 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 11 | bea'din | bazısına | بَعْضٍ | بعض |
| 12 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 13 | etuhaddisunehum | söyler misiniz onlara | أَتُحَدِّثُونَهُمْ | حدث |
| 14 | bima | بِمَا | - | |
| 15 | feteha | açtığını | فَتَحَ | فتح |
| 16 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 17 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 18 | liyuhaccukum | argümanla/tartışarak mağlup ederler sizleri | لِيُحَاجُّوكُمْ | حجج |
| 19 | bihi | onunla | بِهِ | - |
| 20 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 21 | rabbikum | Rabbinizin | رَبِّكُمْ | ربب |
| 22 | efela | Öyle ki | أَفَلَا | - |
| 23 | tea'kilune | akletmez misiniz? | تَعْقِلُونَ | عقل |
*Kutsal kitapların ayetleri. Hidayetin yollarını açarlar; cennetlerin yolunu açarlar. **Ayetleri halkan/toplumdan gizleyelim. Ayetleri açık etmeyelim. Toplum anlamasın ayetleri. Bizim kontrolümüzde olsunlar. ***Sizler ayetleri onlara açık ederseniz onlar da bu ayetleri Rabbinizin katında sizlere karşı kullanır ve sizlere galip gelirler. ****Yüce Allah bu düşüncenin toptan akılsızlık, beyinsizlik olduğunu vurgulamaktadır.
Ayet 77
Bilmezler mi ki Allah bilir sırlayıp gizlediklerini; ve alenen açığa vurduklarını?
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | evela | أَوَلَا | - | |
| 2 | yea'lemune | bilmezler mi | يَعْلَمُونَ | علم |
| 3 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 4 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 5 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 6 | ma | مَا | - | |
| 7 | yusirrune | sırlayıp gizlediklerini | يُسِرُّونَ | سرر |
| 8 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 9 | yua'linune | alenen açığa vurduklarını | يُعْلِنُونَ | علن |
Ayet 78
Ve onlardan ümmiler277; bilmezler kitabı*; kuruntular292 dışında; ve değildir onlar (ümmiler) ancak zannederler/varsayarlar.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve minhum | ve onlardan | وَمِنْهُمْ | - |
| 2 | ummiyyune | ümmiler | أُمِّيُّونَ | امم |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | yea'lemune | bilmezler | يَعْلَمُونَ | علم |
| 5 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 6 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 7 | emaniyye | kuruntular | أَمَانِيَّ | مني |
| 8 | ve in | ve değiller | وَإِنْ | - |
| 9 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 10 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 11 | yezunnune | zannederler/varsayarlar | يَظُنُّونَ | ظنن |
*Kutsal kitabı.
Ayet 79
Öyle ki vay haline kimselerin*; yazarlar kitabı elleriyle; sonra derler: “Bu (kitap) indindendir/katındandır Allah’ın; satmak için onu (kitabı) az bir fiyata; öyle ki vay haline onların*; yazdıklarından dolayı ellerinin; ve vay haline onların*; kazandıklarından dolayı.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | feveylun | öyle ki vay haline | فَوَيْلٌ | - |
| 2 | lillezine | kimselerin | لِلَّذِينَ | - |
| 3 | yektubune | yazarlar | يَكْتُبُونَ | كتب |
| 4 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 5 | bieydihim | elleriyle | بِأَيْدِيهِمْ | يدي |
| 6 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 7 | yekulune | derler | يَقُولُونَ | قول |
| 8 | haza | bu | هَٰذَا | - |
| 9 | min | مِنْ | - | |
| 10 | indi | indindendir/katındandır/ | عِنْدِ | عند |
| 11 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 12 | liyeşteru | satmak için | لِيَشْتَرُوا | شري |
| 13 | bihi | onu (kitabı) | بِهِ | - |
| 14 | semenen | bir fiyata | ثَمَنًا | ثمن |
| 15 | kalilen | az | قَلِيلًا | قلل |
| 16 | feveylun | öyle ki vay haline | فَوَيْلٌ | - |
| 17 | lehum | onların | لَهُمْ | - |
| 18 | mimma | dolayı | مِمَّا | - |
| 19 | ketebet | yazdıklarından | كَتَبَتْ | كتب |
| 20 | eydihim | ellerinin | أَيْدِيهِمْ | يدي |
| 21 | ve veylun | Ve vay haline | وَوَيْلٌ | - |
| 22 | lehum | onların | لَهُمْ | - |
| 23 | mimma | dolayı | مِمَّا | - |
| 24 | yeksibune | kazandıklarından | يَكْسِبُونَ | كسب |
*Kutsal kitaplar yerine dinde hüküm koyucu kitaplar yazan kimseler. Tevrat yerine Talmud'u yazanlar. İncil yerine masalları/mektupları yazanlar. Kur'an yerine tamamı zan ve insan sözü olan söylenti/hadis kitaplarını yazanlar. Bu kimseler elleriyle yazdıkları kitapların Yüce Allah katından olduğunu iddia ederler. Bu kitapları az bir bedel/ücret karşılığında kutsal kitapmış gibi halka sunarlar; kazanç sağlarlar.
Ayet 80
Ve dediler: “Asla dokunmaz bizlere ateş adetli/sayılı günler dışında”; de ki: “Allah’ın indinde/katında bir ahit/antlaşma mı edindiniz?”; öyle ki asla bozmaz Allah ahdini/antlaşmasını; Allah üzerine bilmediğinizi mi söylersiniz?
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 2 | len | asla | لَنْ | - |
| 3 | temessena | dokunmaz bizlere | تَمَسَّنَا | مسس |
| 4 | n-naru | ateş | النَّارُ | نور |
| 5 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 6 | eyyamen | günler | أَيَّامًا | يوم |
| 7 | mea'dudeten | adetli/sayılı | مَعْدُودَةً | عدد |
| 8 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 9 | ettehaztum | edindiniz mi | أَتَّخَذْتُمْ | اخذ |
| 10 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 11 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 12 | ahden | bir ahit/antlaşma | عَهْدًا | عهد |
| 13 | felen | öyle ki asla | فَلَنْ | - |
| 14 | yuhlife | bozmaz | يُخْلِفَ | خلف |
| 15 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 16 | ahdehu | ahdini/antlaşmasını | عَهْدَهُ | عهد |
| 17 | em | أَمْ | - | |
| 18 | tekulune | söyler misiniz | تَقُولُونَ | قول |
| 19 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 20 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 21 | ma | مَا | - | |
| 22 | la | لَا | - | |
| 23 | tea'lemune | bilmediğinizi | تَعْلَمُونَ | علم |
Ayet 81
Evet! Kim kazandı bir kötülük; ve kuşattı (kötülük) onu (kimseyi) hatasıyla/yanlışıyla onun; öyle ki işte bunlar; yoldaşlarıdır ateş; onlar orada* ölümsüzlerdir185.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | bela | evet! | بَلَىٰ | - |
| 2 | men | kim | مَنْ | - |
| 3 | kesebe | kazandı | كَسَبَ | كسب |
| 4 | seyyieten | bir kötülük | سَيِّئَةً | سوا |
| 5 | ve ehatat | ve kuşattı (kötülük) | وَأَحَاطَتْ | حوط |
| 6 | bihi | onu (kimseyi) | بِهِ | - |
| 7 | hatiyetuhu | hatasıyla/yanlışıyla onun | خَطِيئَتُهُ | خطا |
| 8 | feulaike | öyle ki işte bunlar | فَأُولَٰئِكَ | - |
| 9 | eshabu | yoldaşlarıdır | أَصْحَابُ | صحب |
| 10 | n-nari | ateş | النَّارِ | نور |
| 11 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 12 | fiha | orada (cehennemde) | فِيهَا | - |
| 13 | halidune | ölümsüzler | خَالِدُونَ | خلد |
*Cehennemde.
Ayet 82
Ve kimseler (ki) iman47 ettiler ve yaptılar sâlihât18; işte bunlar; yoldaşlarıdır cennet; onlar orada (cennette) ölümsüzlerdir185.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 2 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 3 | ve amilu | ve yaptılar | وَعَمِلُوا | عمل |
| 4 | s-salihati | sâlihât | الصَّالِحَاتِ | صلح |
| 5 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 6 | eshabu | yoldaşlarıdır | أَصْحَابُ | صحب |
| 7 | l-cenneti | cennet | الْجَنَّةِ | جنن |
| 8 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 9 | fiha | orada (cennette) | فِيهَا | - |
| 10 | halidune | ölümsüzlerdir | خَالِدُونَ | خلد |
Ayet 83
Ve aldığımız zaman bir mîsâk281 İsrailoğullarından; kulluk46 etmeyesiniz; ancak Allah'a; ve ana babaya bir güzellik; ve yakınlık sahibine130 (de); ve yetimlere131 (de); ve miskinlere113 (de); ve deyin insanlar için güzelliği; ve ikame572 edin salâtı5; ve verin zekâtı10; sonra biraz dışında sizlerden döndünüz; ve sizler direnç gösterenlersiniz/karşı çıkanlarsınız.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | ehazna | aldık | أَخَذْنَا | اخذ |
| 3 | misaka | bir sözleşme/misak | مِيثَاقَ | وثق |
| 4 | beni | oğullarından | بَنِي | بني |
| 5 | israile | İsrail | إِسْرَائِيلَ | - |
| 6 | la | لَا | - | |
| 7 | tea'budune | kulluk etmeyesiniz | تَعْبُدُونَ | عبد |
| 8 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 9 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 10 | ve bil-valideyni | ve ana babayla | وَبِالْوَالِدَيْنِ | ولد |
| 11 | ihsanen | bir güzellik | إِحْسَانًا | حسن |
| 12 | ve zi | ve sahibine (de) | وَذِي | - |
| 13 | l-kurba | yakınlık | الْقُرْبَىٰ | قرب |
| 14 | velyetama | ve yetimlere (de) | وَالْيَتَامَىٰ | يتم |
| 15 | velmesakini | ve miskinlere/açlık sınırında yaşayanlara (da) | وَالْمَسَاكِينِ | سكن |
| 16 | ve kulu | ve deyin | وَقُولُوا | قول |
| 17 | linnasi | insanlar için | لِلنَّاسِ | نوس |
| 18 | husnen | güzelliği | حُسْنًا | حسن |
| 19 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 20 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 21 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 22 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 23 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 24 | tevelleytum | döndünüz | تَوَلَّيْتُمْ | ولي |
| 25 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 26 | kalilen | bir az | قَلِيلًا | قلل |
| 27 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 28 | ve entum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 29 | mua'ridune | direnç gösterenlersiniz /karşı çıkanlarsınız | مُعْرِضُونَ | عرض |
Ayet 84
Ve aldığımız zaman mîsâkınızı281; dökmeyesiniz kanlarınızı; ve çıkarmayasınız nefislerinizi201 diyarlarınızdan/yurtlarınızdan; sonra karara bağladınız; ve sizler şahit/tanık olursunuz.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | ehazna | aldık | أَخَذْنَا | اخذ |
| 3 | misakakum | mîsâkınızı | مِيثَاقَكُمْ | وثق |
| 4 | la | لَا | - | |
| 5 | tesfikune | dökmeyesini | تَسْفِكُونَ | سفك |
| 6 | dima'ekum | kanlarınızı | دِمَاءَكُمْ | دمو |
| 7 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 8 | tuhricune | çıkarmayasınız | تُخْرِجُونَ | خرج |
| 9 | enfusekum | nefislerinizi | أَنْفُسَكُمْ | نفس |
| 10 | min | مِنْ | - | |
| 11 | diyarikum | diyarlarınızdan/yurtlarınızdan | دِيَارِكُمْ | دور |
| 12 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 13 | ekrartum | karara bağladınız | أَقْرَرْتُمْ | قرر |
| 14 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 15 | teşhedune | şahitler olursunuz/tanık olursunuz | تَشْهَدُونَ | شهد |
Ayet 85
Sonra siz; şunlar; öldürürsünüz nefislerinizi201; ve çıkarırsınız diyarlarından/yurtlarından bir grubu/bir fırkayı sizlerden; dayanışma/destekleşme içinde olursunuz onlara karşı günahla ve ihlalle/sınırı aşmayla/düşmanlıkla; ve eğer gelirlerse sizlere esirler olarak; fidye alırsınız onlara (serbest bırakmak için onları); ve (oysa) o haram/yasak edilendir sizlere; ihracı/çıkarılması (da) onların; iman47 edersiniz bir kısmına kitabın* ve kâfirlik25 edersiniz bir kısmına; öyle mi? Öyle ki, nedir cezası/karşılığı kimsenin (ki) yapar bunu sizlerden; ancak bir rezalet dünya hayatında ve diriliş gününde; geri döndürülür en şiddetli azaba doğru; ve değildir Allah gâfil310 yaptıklarınızdan.
*Kutsal kitap.
Ayet 86
İşte bunlar; satın alarak takas etmiş kimselerdir dünya hayatını ahiretle; öyle ki hafifletilmez onlardan azap; ve onlara yardım edilmez.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | şteravu | satın alarak takas ettiler | اشْتَرَوُا | شري |
| 4 | l-hayate | hayatını | الْحَيَاةَ | حيي |
| 5 | d-dunya | dünya | الدُّنْيَا | دنو |
| 6 | bil-ahirati | ahiretle | بِالْاخِرَةِ | اخر |
| 7 | fela | Öyle ki | فَلَا | - |
| 8 | yuhaffefu | hafifletilmez | يُخَفَّفُ | خفف |
| 9 | anhumu | onlardan | عَنْهُمُ | - |
| 10 | l-azabu | azap | الْعَذَابُ | عذب |
| 11 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 12 | hum | onlara | هُمْ | - |
| 13 | yunsarune | yardım edilmez | يُنْصَرُونَ | نصر |
Ayet 87
Ve ant olsun verdik Mûsâ'ya kitabı*; ve gönderdik resûller418 kafiyeli/ahenkli (olarak)** ardından onun (Musa’nın); ve verdik Meryem oğlu Îsa'ya beyanlar226; ve destekledik onu kutsal rûhla279; öyle (değil) mi? Her ne zaman geldi/ulaştı sizlere bir resûl418, nefislerinizin201 hevâsına278 uymayanla; büyüklendiniz/kibirlendiniz; öyle ki bir fırka/grup yalanlarsınız195; ve bir fırka/grup katledersiniz35.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | ateyna | verdik | اتَيْنَا | اتي |
| 3 | musa | Musa'ya | مُوسَى | - |
| 4 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 5 | ve kaffeyna | ve gönderdik kafiyeli/ahenkli | وَقَفَّيْنَا | قفو |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | bea'dihi | ardından onun (Musa’nın) | بَعْدِهِ | بعد |
| 8 | bir-rusuli | resuller | بِالرُّسُلِ | رسل |
| 9 | ve ateyna | ve verdik | وَاتَيْنَا | اتي |
| 10 | iysa | Îsa'ya | عِيسَى | - |
| 11 | bne | oğlu | ابْنَ | بني |
| 12 | meryeme | Meryem | مَرْيَمَ | - |
| 13 | l-beyyinati | beyanlar/deklarasyonlar | الْبَيِّنَاتِ | بين |
| 14 | ve eyyednahu | ve destekledik onu | وَأَيَّدْنَاهُ | ايد |
| 15 | biruhi | ruhla | بِرُوحِ | روح |
| 16 | l-kudusi | kutsal | الْقُدُسِ | قدس |
| 17 | efekullema | öyle mi? her ne zaman | أَفَكُلَّمَا | كلل |
| 18 | ca'ekum | geldi/ulaştı sizlere | جَاءَكُمْ | جيا |
| 19 | rasulun | bir resul | رَسُولٌ | رسل |
| 20 | bima | بِمَا | - | |
| 21 | la | لَا | - | |
| 22 | tehva | hevâsına uymayanla | تَهْوَىٰ | هوي |
| 23 | enfusukumu | nefislerinizin | أَنْفُسُكُمُ | نفس |
| 24 | stekbertum | büyüklendiniz/kibirlendiniz | اسْتَكْبَرْتُمْ | كبر |
| 25 | feferikan | öyle ki bir fırka/grup | فَفَرِيقًا | فرق |
| 26 | kezzebtum | yalanlarsınız | كَذَّبْتُمْ | كذب |
| 27 | ve ferikan | ve bir fırka/grup | وَفَرِيقًا | فرق |
| 28 | tektulune | katledersiniz | تَقْتُلُونَ | قتل |
*Tevrat**Bir düzene bağlı şekilde.
Ayet 88
Ve dediler: "Kalplerimiz örtülenlerdir/sarılanlardır175" evet! mutlak lanetledi280 onları Allah kâfirlikleriyle25; öyle ki pek azdır* iman47 ettikleri.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 2 | kulubuna | kalplerimiz | قُلُوبُنَا | قلب |
| 3 | gulfun | örtülenlerdir/sarılanlardır | غُلْفٌ | غلف |
| 4 | bel | Evet! | بَلْ | - |
| 5 | leanehumu | mutlak lanetledi onları | لَعَنَهُمُ | لعن |
| 6 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 7 | bikufrihim | kâfirlikleriyle onların | بِكُفْرِهِمْ | كفر |
| 8 | fekalilen | öyle ki azdır | فَقَلِيلًا | قلل |
| 9 | ma | مَا | - | |
| 10 | yu'minune | İman ettikleri | يُؤْمِنُونَ | امن |
*Kutsak kitapların ayetlerinin pek azına gerçekten iman ederler. Çoğuna iman etmezler. Kutsal kitaplar yerine Talmud gibi kitaplara iman ederler.
Ayet 89
Ve ne zaman ki geldi onlara bir kitap* Allah’ın indinden/katından; bir musaddıktır140 yanlarındakine** onların; -ve daha önceden kâfirlik25 etmiş kimselere karşı yardım ister olmuşlardı*** -; öyle ki ne zaman geldi onlara bildikleri/arif oldukları*; kâfirlik25 ettiler ona*; öyleyse laneti280 Allah'ın üzerinedir kâfirlerin25.
*Kur'an.**Tevrat.***Kur'an inmeden önce kâfirlere karşı Allah'tan yardım aranırlardı; Yüce Allah'a yardım için çağrıda bulunurlardı.
Ayet 90
Ne bedbahtlıktır/perişanlıktır! Satın alıp takas ettiler onu nefisleri201 (için); ki kâfirlik25 ederler Allah'ın indirdiğine; bir sınırı aşmadır/ihlaldir; ki indirir Allah fazlından kullarından dilediği kimse üzerine; öyle ki geri döndüler/oturup kaldılar gazap/öfke üstüne bir gazapla/öfkeyle; ve kâfirler25 içindir yıpratan/çöktüren bir azap.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | bi'sema | ne bedbahtlıktır/perişanlıktır | بِئْسَمَا | باس |
| 2 | şterav | satın alıp takas ettiler | اشْتَرَوْا | شري |
| 3 | bihi | onu | بِهِ | - |
| 4 | enfusehum | nefislerine onların | أَنْفُسَهُمْ | نفس |
| 5 | en | ki | أَنْ | - |
| 6 | yekfuru | kâfirlik ederler | يَكْفُرُوا | كفر |
| 7 | bima | بِمَا | - | |
| 8 | enzele | indirdiğine | أَنْزَلَ | نزل |
| 9 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 10 | begyen | bir sınırı aşma/ihlal | بَغْيًا | بغي |
| 11 | en | ki | أَنْ | - |
| 12 | yunezzile | indirir | يُنَزِّلَ | نزل |
| 13 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 14 | min | مِنْ | - | |
| 15 | fedlihi | fazlından | فَضْلِهِ | فضل |
| 16 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 17 | men | kimse | مَنْ | - |
| 18 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 19 | min | مِنْ | - | |
| 20 | ibadihi | kullarından | عِبَادِهِ | عبد |
| 21 | feba'u | öyle ki geri döndüler/oturup kaldılar | فَبَاءُوا | بوا |
| 22 | bigadebin | bir gazapla/öfkeyle | بِغَضَبٍ | غضب |
| 23 | ala | üstüne | عَلَىٰ | - |
| 24 | gadebin | bir gazap/öfke | غَضَبٍ | غضب |
| 25 | velilkafirine | ve kâfirler içindir | وَلِلْكَافِرِينَ | كفر |
| 26 | azabun | bir azap | عَذَابٌ | عذب |
| 27 | muhinun | yıpratan/çöktüren | مُهِينٌ | هون |
Ayet 91
Ve denildiği zaman onlara: “İman47 edin indirdiğine Allah'ın”; dediler: “İman47 ederiz üzerimize indirilmişe”; ve kâfirlik25 ederler onun (Tevrât’ın) ardındakine*; ve o** haktır/gerçektir; bir musaddıktır140 onların yanlarındaki (Tevrât) için; de ki: “Öyleyse neden katledersiniz35 Allah'ın nebilerini132 daha önceden; eğer olduysanız müminler27?”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve o zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | kile | denildi | قِيلَ | قول |
| 3 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 4 | aminu | iman edin | امِنُوا | امن |
| 5 | bima | بِمَا | - | |
| 6 | enzele | indirdiğine | أَنْزَلَ | نزل |
| 7 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 8 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 9 | nu'minu | iman ederiz | نُؤْمِنُ | امن |
| 10 | bima | بِمَا | - | |
| 11 | unzile | indirilene | أُنْزِلَ | نزل |
| 12 | aleyna | bizlere | عَلَيْنَا | - |
| 13 | ve yekfurune | ve kâfirlik ederler | وَيَكْفُرُونَ | كفر |
| 14 | bima | بِمَا | - | |
| 15 | vera'ehu | onun (Tevrat’ın) ardındakine (Kur’an’a) | وَرَاءَهُ | وري |
| 16 | vehuve | ve o (Kur’an) | وَهُوَ | - |
| 17 | l-hakku | haktır/gerçektir | الْحَقُّ | حقق |
| 18 | musaddikan | bir musaddık | مُصَدِّقًا | صدق |
| 19 | lima | لِمَا | - | |
| 20 | meahum | onların yanlarındaki için (Tevrat) | مَعَهُمْ | - |
| 21 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 22 | felime | öyleyse neden | فَلِمَ | - |
| 23 | tektulune | katledersiniz | تَقْتُلُونَ | قتل |
| 24 | enbiya'e | nebilerini | أَنْبِيَاءَ | نبا |
| 25 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 26 | min | مِنْ | - | |
| 27 | kablu | daha öncesinde | قَبْلُ | قبل |
| 28 | in | eğer | إِنْ | - |
| 29 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 30 | mu'minine | müminler | مُؤْمِنِينَ | امن |
*Kur’ân'a.**Kur’ân.
Ayet 92
Ve ant olsun geldi sizlere Musa beyanlarla226; sonra edindiniz buzağıyı onun (Musa’nın) ardından; ve sizler zalimlersiniz257.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | ca'ekum | geldi sizlere | جَاءَكُمْ | جيا |
| 3 | musa | Musa | مُوسَىٰ | - |
| 4 | bil-beyyinati | beyanlarla | بِالْبَيِّنَاتِ | بين |
| 5 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 6 | ttehaztumu | edindiniz | اتَّخَذْتُمُ | اخذ |
| 7 | l-icle | buzağıyı | الْعِجْلَ | عجل |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | bea'dihi | ardından onun (Musa’nın) | بَعْدِهِ | بعد |
| 10 | ve entum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 11 | zalimune | zalimlersiniz. | ظَالِمُونَ | ظلم |
Ayet 93
Ve aldığımız zaman mîsâklarını281; ve yükselttik üstlerine onların turu/dağı; “Tutun/edinin verdiğimizi sizlere bir kuvvetle; ve işitin”; dediler: “İşittik ve isyan ettik”; ve içirildi/emdirildi kalplerine buzağı kâfirlikleriyle25; de ki: “Ne bedbahtlıktır/perişanlıktır; emretti sizlere onu imanınız; eğer olduysanız müminler*.”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | ehazna | aldık | أَخَذْنَا | اخذ |
| 3 | misakakum | mîsâklarını | مِيثَاقَكُمْ | وثق |
| 4 | ve rafea'na | ve yükselttik | وَرَفَعْنَا | رفع |
| 5 | fevkakumu | üstlerine onların | فَوْقَكُمُ | فوق |
| 6 | t-tura | turu/dağı | الطُّورَ | طور |
| 7 | huzu | tutun/edinin | خُذُوا | اخذ |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | ateynakum | verdiğimizi sizlere | اتَيْنَاكُمْ | اتي |
| 10 | bikuvvetin | bir kuvvetle | بِقُوَّةٍ | قوي |
| 11 | vesmeu | ve işitin | وَاسْمَعُوا | سمع |
| 12 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 13 | semia'na | işittik | سَمِعْنَا | سمع |
| 14 | ve asayna | ve isyan ettik | وَعَصَيْنَا | عصي |
| 15 | ve uşribu | ve içirildi/emdirildi | وَأُشْرِبُوا | شرب |
| 16 | fi | فِي | - | |
| 17 | kulubihimu | kalplerine | قُلُوبِهِمُ | قلب |
| 18 | l-icle | buzağı | الْعِجْلَ | عجل |
| 19 | bikufrihim | kâfirlikleriyle | بِكُفْرِهِمْ | كفر |
| 20 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 21 | bi'sema | Ne bedbahtlıktır/perişanlıktır | بِئْسَمَا | باس |
| 22 | ye'murukum | emretti sizlere | يَأْمُرُكُمْ | امر |
| 23 | bihi | onu | بِهِ | - |
| 24 | imanukum | imanınızın | إِيمَانُكُمْ | امن |
| 25 | in | eğer | إِنْ | - |
| 26 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 27 | mu'minine | müminler | مُؤْمِنِينَ | امن |
*Gerçekten bu şekilde iman etmişseniz, kalpten iman etmişseniz durumunuz vahim demektir.
Ayet 94
De ki: “Eğer olduysa sizlere ahiret diyarı/yurdu Allah'ın indinde/katında bir halis* (olarak) insanların dışında**; öyleyse temenni edin ölümü eğer olduysanız sâdıklar182.”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 2 | in | eğer | إِنْ | - |
| 3 | kanet | olduysa | كَانَتْ | كون |
| 4 | lekumu | sizlere | لَكُمُ | - |
| 5 | d-daru | diyarı/yurdu | الدَّارُ | دور |
| 6 | l-ahiratu | ahiret | الْاخِرَةُ | اخر |
| 7 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 8 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 9 | halisaten | halis/saf/has | خَالِصَةً | خلص |
| 10 | min | مِنْ | - | |
| 11 | duni | dışında | دُونِ | دون |
| 12 | n-nasi | insanların | النَّاسِ | نوس |
| 13 | fetemennevu | öyleyse temenni edin | فَتَمَنَّوُا | مني |
| 14 | l-mevte | ölümü | الْمَوْتَ | موت |
| 15 | in | eğer | إِنْ | - |
| 16 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 17 | sadikine | sâdıklar | صَادِقِينَ | صدق |
*Saf, has, katıksız, karışıksız.**Diğer insanların haricinde, sadece sizlere özel, halis.
Ayet 95
Ve asla temenni etmezler onu (ölümü) ebediyen; önceden gönderdiğinden/yolladığından dolayı ellerinin; ve Allah bilendir zalimleri257.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velen | ve asla | وَلَنْ | - |
| 2 | yetemennevhu | temenni etmezler onu | يَتَمَنَّوْهُ | مني |
| 3 | ebeden | ebediyen | أَبَدًا | ابد |
| 4 | bima | dolayı | بِمَا | - |
| 5 | kaddemet | önceden gönderdiğinden/yolladığından | قَدَّمَتْ | قدم |
| 6 | eydihim | ellerinin | أَيْدِيهِمْ | يدي |
| 7 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 8 | alimun | bilindir | عَلِيمٌ | علم |
| 9 | biz-zalimine | zalimleri | بِالظَّالِمِينَ | ظلم |
Ayet 96
Ve mutlak bulursun onları insanların en ihtiraslısı* hayata karşı; ve ortak koşmuş kimselerden (bile); ister/arzular her biri onların olsa yaşatılsın bin sene; ve değildir o kıpırdatıp uzaklaştıran onu azaptan; ki uzun yaşatılsa (da); Allah görendir onların yaptıklarını.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | veletecidennehum | ve mutlak bulursun onları | وَلَتَجِدَنَّهُمْ | وجد |
| 2 | ehrasa | en ihtiraslısı | أَحْرَصَ | حرص |
| 3 | n-nasi | insanların | النَّاسِ | نوس |
| 4 | ala | karşı | عَلَىٰ | - |
| 5 | hayatin | hayata | حَيَاةٍ | حيي |
| 6 | ve mine | ve | وَمِنَ | - |
| 7 | ellezine | kimselerden | الَّذِينَ | - |
| 8 | eşraku | ortak koştular | أَشْرَكُوا | شرك |
| 9 | yeveddu | ister/arzular | يَوَدُّ | ودد |
| 10 | ehaduhum | her biri onların | أَحَدُهُمْ | احد |
| 11 | lev | olsa | لَوْ | - |
| 12 | yuammeru | uzun yaşatılsın | يُعَمَّرُ | عمر |
| 13 | elfe | bin | أَلْفَ | الف |
| 14 | senetin | sene | سَنَةٍ | سنو |
| 15 | vema | ve değildir | وَمَا | - |
| 16 | huve | o | هُوَ | - |
| 17 | bimuzehzihihi | kıpırdatıp uzaklaştıran onu | بِمُزَحْزِحِهِ | زحزح |
| 18 | mine | مِنَ | - | |
| 19 | l-azabi | azaptan | الْعَذَابِ | عذب |
| 20 | en | ki | أَنْ | - |
| 21 | yuammera | uzun yaşatılsa (da) | يُعَمَّرَ | عمر |
| 22 | vallahu | Allah | وَاللَّهُ | - |
| 23 | besirun | görendir | بَصِيرٌ | بصر |
| 24 | bima | بِمَا | - | |
| 25 | yea'melune | yaptıklarını | يَعْمَلُونَ | عمل |
*Aşırı, güçlü istekli, tutkulu.
Ayet 97
De ki: “Kim oldu bir düşman Cibrîl'e282; öyle ki doğrusu o* indirdi onu** senin*** kalbine Allah'ın izniyle”; bir musaddıktır140 onun iki elinin arasındakine****; ve bir kılavuzdur192; ve bir müjdedir müminlere27.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 2 | men | kim | مَنْ | - |
| 3 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 4 | aduvven | bir düşman | عَدُوًّا | عدو |
| 5 | licibrile | Cibril'e | لِجِبْرِيلَ | - |
| 6 | feinnehu | öyle ki doğrusu o (Cibril) | فَإِنَّهُ | - |
| 7 | nezzelehu | indirdi onu (Kur’an’ı) | نَزَّلَهُ | نزل |
| 8 | ala | عَلَىٰ | - | |
| 9 | kalbike | kalbine (senin) | قَلْبِكَ | قلب |
| 10 | biizni | izniyle | بِإِذْنِ | اذن |
| 11 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 12 | musaddikan | bir musaddık | مُصَدِّقًا | صدق |
| 13 | lima | لِمَا | - | |
| 14 | beyne | arasındaki için | بَيْنَ | بين |
| 15 | yedeyhi | iki ellenin onun | يَدَيْهِ | يدي |
| 16 | ve huden | ve bir doğru yol kılavuz | وَهُدًى | هدي |
| 17 | ve buşra | ve bir müjde | وَبُشْرَىٰ | بشر |
| 18 | lilmu'minine | müminler için | لِلْمُؤْمِنِينَ | امن |
*Cibrîl.**Kur'ân'ı.***Nebi ve resûl Muhammed.****Tevrat
Ayet 98
Kim oldu bir düşman Allah'a; ve meleklerine; ve resûllerine418; ve Cibrîl'e282; ve Mîkâil'e948; öyle ki doğrusu Allah (da) bir düşmandır kâfirlere25.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | men | kim | مَنْ | - |
| 2 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 3 | aduvven | bir düşman | عَدُوًّا | عدو |
| 4 | lillahi | Allah'a | لِلَّهِ | - |
| 5 | ve melaiketihi | ve meleklerine | وَمَلَائِكَتِهِ | ملك |
| 6 | ve rusulihi | ve resullerine | وَرُسُلِهِ | رسل |
| 7 | ve cibrile | ve Cibrîl'e | وَجِبْرِيلَ | - |
| 8 | ve mikale | ve Mikail'e | وَمِيكَالَ | - |
| 9 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 10 | llahe | Allah (da) | اللَّهَ | - |
| 11 | aduvvun | bir düşmandır | عَدُوٌّ | عدو |
| 12 | lilkafirine | kâfirlere | لِلْكَافِرِينَ | كفر |
Ayet 99
Ve ant olsun indirdik sana ayetler; beyanlı/bildirmeli/deklarasyonlu; ve kâfirlik25 eder değildir ona (ayete) fâsıklar38 dışında.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekad | ve ant olsun | وَلَقَدْ | - |
| 2 | enzelna | indirdik | أَنْزَلْنَا | نزل |
| 3 | ileyke | sana | إِلَيْكَ | - |
| 4 | ayatin | ayetler | ايَاتٍ | ايي |
| 5 | beyyinatin | beyanlı/bildirmeli/deklarasyonlu | بَيِّنَاتٍ | بين |
| 6 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 7 | yekfuru | kâfirlik eder | يَكْفُرُ | كفر |
| 8 | biha | ona (ayete) | بِهَا | - |
| 9 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 10 | l-fasikune | fâsıklar | الْفَاسِقُونَ | فسق |
Ayet 100
Değil mi ki ne zaman ahitleştiler/sözleştiler bir ahde/sözleşmeye; savurup fırlattı onu bir fırka/grup onlardan; evet! Çokları onların iman47 etmezler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | evekullema | Değil mi ne zaman | أَوَكُلَّمَا | كلل |
| 2 | aahedu | ahitleştileri/sözleştileri | عَاهَدُوا | عهد |
| 3 | ahden | bir ahde/sözleşmeye | عَهْدًا | عهد |
| 4 | nebezehu | savurup fırlattı onu | نَبَذَهُ | نبذ |
| 5 | ferikun | bir fırka/grup | فَرِيقٌ | فرق |
| 6 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 7 | bel | evet | بَلْ | - |
| 8 | ekseruhum | çokları onların | أَكْثَرُهُمْ | كثر |
| 9 | la | لَا | - | |
| 10 | yu'minune | iman etmezler | يُؤْمِنُونَ | امن |
Ayet 101
Ne zaman ki geldi onlara bir resûl418 Allah'ın indinden/katından; bir musaddıktır140 onların yanındaki* için; savurup fırlattı bir fırka/grup sırtlarının arkasına; kitap* verilmiş kimselerden; Allah'ın kitabını**; sanki onlar bilmezler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velemma | ne zaman ki | وَلَمَّا | - |
| 2 | ca'ehum | geldi onlara | جَاءَهُمْ | جيا |
| 3 | rasulun | bir resul | رَسُولٌ | رسل |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | indi | indinden/katından | عِنْدِ | عند |
| 6 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 7 | musaddikun | bir musaddık | مُصَدِّقٌ | صدق |
| 8 | lima | için | لِمَا | - |
| 9 | meahum | yanındaki onların | مَعَهُمْ | - |
| 10 | nebeze | savurup fırlattı | نَبَذَ | نبذ |
| 11 | ferikun | bir fırka/grup | فَرِيقٌ | فرق |
| 12 | mine | مِنَ | - | |
| 13 | ellezine | kimselerden | الَّذِينَ | - |
| 14 | utu | verildiler | أُوتُوا | اتي |
| 15 | l-kitabe | kitap | الْكِتَابَ | كتب |
| 16 | kitabe | kitabı | كِتَابَ | كتب |
| 17 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 18 | vera'e | arkasına | وَرَاءَ | وري |
| 19 | zuhurihim | sırtlarının | ظُهُورِهِمْ | ظهر |
| 20 | keennehum | sanki onlar | كَأَنَّهُمْ | - |
| 21 | la | لَا | - | |
| 22 | yea'lemune | bilmezler | يَعْلَمُونَ | علم |
*Tevrat.**Kur'an.
Ayet 102
Ve tabi oldular şeytânların29* okuduğuna; Süleyman'ın mülkü üzerine; ve kâfirlik25 etmiş değildi Süleyman; fakat şeytânlar29* kâfirlik25 ettiler; öğretirler (şeytânlar) insanlara sihri283; ve indirileni/bahşedileni iki melik** üzerine; Babil'de***; Harut284 ve Marut284; ve öğretir değildi o ikisi bir şeyden; ancak der ikisi: “Doğrusu biz bir fitneyiz/bir testiz/bir sınavız****; öyle ki; kâfirlik25 etme”; öyle ki öğrenirler (şeytânlar) ikisinden şeyi ki ayırırlar onunla adam ve eşinin arasını*****; ve değildir onlar (şeytânlar) zarar verenler onunla bir şeyden; ancak Allah’ın izniyle; ve öğrenirler zarar vereni kendilerine; ve yarar vermez kendilerine; ant olsun bildiler; mutlak ki kim satın aldı onu yoktur ona ahirette bir nasipten; ve mutlak kötüdür satın almış oldukları onunla; kendi nefislerine; keşke olmuş olsalardı bilirler.
*Doğrudan saptırıcı, iyiyi bozucu, iyiden uzaklaştırıcı insanlar. **Hükümdar, hünkâr, kral.***Antik Babil. MÖ 1300 yılları. Irak’ın başkenti Bağdat’ın 100 km güneyinde bulunan antik Babil krallığının başkenti. Antik Yahudiya krallığıyla komşu. ****Öğrenilen telkin ve hipnoz teknikleri iyi ya da kötü yönde kullanılabilir. Öğrenen kimse için büyük bir fitne/test/sınav olacaktır. *****Telkin hipnoz teknikleri öyle etkilidir ki karı-koca arasındaki sıkı bağı bile koparır. Bir kocaya ya da kadına eşinin kendisini aldattığı yönünde telkin verilirse mutlak ki etkisi çok fazla olur.
Ayet 103
Ve eğer ki onlar iman47 etselerdi; ve takvalı21 olsalardı; mutlak ki sevaptı* Allah'ın indinden/katından; bir hayır (da); eğer olsaydılar bilirler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velev | ve eğer | وَلَوْ | - |
| 2 | ennehum | ki onlar | أَنَّهُمْ | - |
| 3 | amenu | iman etselerdi | امَنُوا | امن |
| 4 | vettekav | ve takvalı olsalardı | وَاتَّقَوْا | وقي |
| 5 | lemesubetun | mutlak sevaptı | لَمَثُوبَةٌ | ثوب |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | indi | indinden/katından | عِنْدِ | عند |
| 8 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 9 | hayrun | bir hayır (da) | خَيْرٌ | خير |
| 10 | lev | eğer | لَوْ | - |
| 11 | kanu | olsaydılar | كَانُوا | كون |
| 12 | yea'lemune | bilirler | يَعْلَمُونَ | علم |
*Ödül, karşılık, ecir.
Ayet 104
*Ey iman47 etmiş kimseler! Demeyin “güt** bizleri”; ve deyin “bak/ilgi göster*** bizlere”; ve işitin; ve kâfirler25 içindir elim/acıklı bir azap.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 4 | la | لَا | - | |
| 5 | tekulu | demeyin | تَقُولُوا | قول |
| 6 | raina | güt bizleri | رَاعِنَا | رعي |
| 7 | ve kulu | ve deyin | وَقُولُوا | قول |
| 8 | nzurna | bak/ilgi göster bizlere | انْظُرْنَا | نظر |
| 9 | vesmeu | ve işitin | وَاسْمَعُوا | سمع |
| 10 | velilkafirine | ve kâfirler içindir | وَلِلْكَافِرِينَ | كفر |
| 11 | azabun | bir azap | عَذَابٌ | عذب |
| 12 | elimun | elim/acıklı | أَلِيمٌ | الم |
*Gerçek iman etmiş kimseler kimsenin çiftlik hayvanı olmaz. Güdülen bir küçük baş veya büyük baş hayvan asla olmaz. Yüce Allah'ın resulü bile olsa kimseden güdülmek için kendilerine çobanlık yapmasını istemezler. İşlerini şura yani danışmayla birlikte yaparlar. **Hayvanları merada otlatmak, gütmek, çobanlık yapmak. ***Resulün ilgi göstermesi, onları gözünün önünde bulundurması mutlak ki müminlere dinginlik verir. Sakinlik verir.
Ayet 105
Arzular/ister değildir kâfirlik25 etmiş kimseler -kitap ehlinden135 ve müşriklerden36 (de)-; ki indirilir sizlere Rabbinizden4 herhangi bir hayır/iyilik/yarar; ve Allah tahsis eder/özgüler* rahmetini271 dilediği kimseye; ve Allah Zul** Fadlil285 Azîm94dir286.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ma | değildir | مَا | - |
| 2 | yeveddu | arzu eder | يَوَدُّ | ودد |
| 3 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 4 | keferu | kâfirlik ettiler | كَفَرُوا | كفر |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | ehli | ehlinden | أَهْلِ | اهل |
| 7 | l-kitabi | kitap | الْكِتَابِ | كتب |
| 8 | ve la | وَلَا | - | |
| 9 | l-muşrikine | ve müşriklerden (de) | الْمُشْرِكِينَ | شرك |
| 10 | en | ki | أَنْ | - |
| 11 | yunezzele | indirilir | يُنَزَّلَ | نزل |
| 12 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 13 | min | مِنْ | - | |
| 14 | hayrin | hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 15 | min | -den | مِنْ | - |
| 16 | rabbikum | rabbiniz- | رَبِّكُمْ | ربب |
| 17 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 18 | yehtessu | tahsis eder/özgüler | يَخْتَصُّ | خصص |
| 19 | birahmetihi | rahmetini | بِرَحْمَتِهِ | رحم |
| 20 | men | kimseye | مَنْ | - |
| 21 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 22 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 23 | zu | sahibidir | ذُو | - |
| 24 | l-fedli | Fadlil | الْفَضْلِ | فضل |
| 25 | l-azimi | Azîm | الْعَظِيمِ | عظم |
*Sadece ona özgüler, ona ayırır, sadece ona hususi ve özel yapar.**Sahibidir.
Ayet 106
Nesh288 ettiğimizi/sildiğimizi bir ayetten287; ya da unuttururuz onu*; getiririz hayırlısını ondan** ya da mislini870 onun***; bilmez misin ki Allah her bir şey üzerine Kadîr’dir177.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ma | مَا | - | |
| 2 | nenseh | sildiğimizi | نَنْسَخْ | نسخ |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | ayetin | bir ayetten | ايَةٍ | ايي |
| 5 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 6 | nunsiha | unuttururuz onu | نُنْسِهَا | نسي |
| 7 | ne'ti | getiririz | نَأْتِ | اتي |
| 8 | bihayrin | hayırlısını | بِخَيْرٍ | خير |
| 9 | minha | ondan (ayetten) | مِنْهَا | - |
| 10 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 11 | misliha | mislini/benzerini onun | مِثْلِهَا | مثل |
| 12 | elem | أَلَمْ | - | |
| 13 | tea'lem | bilmez misin? | تَعْلَمْ | علم |
| 14 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 15 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 16 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 17 | kulli | her bir | كُلِّ | كلل |
| 18 | şey'in | şey | شَيْءٍ | شيا |
| 19 | kadirun | Kadîr’dir | قَدِيرٌ | قدر |
*Ayeti.**Ayetten.***Ayetin.
Ayet 107
Hiç bilmez misin ki Allah’adır; O’nadır göklerin162* ve yerin mülkü; ve yoktur sizlere Allah'ın astından hiçbir veli28; ve de bir yardımcı.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | elem | أَلَمْ | - | |
| 2 | tea'lem | bilmez misin? | تَعْلَمْ | علم |
| 3 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 4 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 5 | lehu | O’nadır | لَهُ | - |
| 6 | mulku | mülkü | مُلْكُ | ملك |
| 7 | s-semavati | göklerin | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 8 | vel'erdi | ve yerin | وَالْأَرْضِ | ارض |
| 9 | ve ma | ve yoktur | وَمَا | - |
| 10 | lekum | size | لَكُمْ | - |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | duni | astından | دُونِ | دون |
| 13 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 14 | min | hiçbir | مِنْ | - |
| 15 | veliyyin | bir veli | وَلِيٍّ | ولي |
| 16 | ve la | ve de | وَلَا | - |
| 17 | nesirin | bir yardımcı | نَصِيرٍ | نصر |
*Evren.
Ayet 108
Ya da arzularsınız/istersiniz ki sual edersiniz/sorarsınız resûlünüze418*; Musa’nın sual edildiği/sorulduğu gibi önceden; ve kim değiştirir kâfirliği25 imanla47; öyle ki mutlak saptırdı (o) dümdüz yolu553.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | em | ya da | أَمْ | - |
| 2 | turidune | arzularsınız | تُرِيدُونَ | رود |
| 3 | en | ki | أَنْ | - |
| 4 | teselu | sual edersiniz/sorarsınız | تَسْأَلُوا | سال |
| 5 | rasulekum | resulünüze | رَسُولَكُمْ | رسل |
| 6 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 7 | suile | sual edildiği/sorulduğu | سُئِلَ | سال |
| 8 | musa | Musa'nın | مُوسَىٰ | - |
| 9 | min | مِنْ | - | |
| 10 | kablu | önceden | قَبْلُ | قبل |
| 11 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 12 | yetebeddeli | değiştirir | يَتَبَدَّلِ | بدل |
| 13 | l-kufra | kâfirliği | الْكُفْرَ | كفر |
| 14 | bil-imani | imanla | بِالْإِيمَانِ | امن |
| 15 | fekad | öyle ki mutlak | فَقَدْ | - |
| 16 | delle | saptırdı (o) | ضَلَّ | ضلل |
| 17 | seva'e | düz | سَوَاءَ | سوي |
| 18 | s-sebili | yolu | السَّبِيلِ | سبل |
*Resul Muhammed.
Ayet 109
İster kitap ehlinden135 birçoğu; eğer ki geri döndürseler sizleri imanınızdan47 sonra kâfirlere25; bir hasettir208 nefislerinin201 yanından; beyan/deklere226 olandan sonra onlara hak/gerçek; öyleyse affedin; el sıkışın/temas kurun kibarca; ta ki getirir Allah emrini; doğrusu Allah her bir şey üzerine Kadîr’dir177.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vedde | ister | وَدَّ | ودد |
| 2 | kesirun | bir çoğu | كَثِيرٌ | كثر |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | ehli | ehli- | أَهْلِ | اهل |
| 5 | l-kitabi | kitaptan | الْكِتَابِ | كتب |
| 6 | lev | eğer ki | لَوْ | - |
| 7 | yeruddunekum | geri döndürseler sizleri | يَرُدُّونَكُمْ | ردد |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | bea'di | sonra | بَعْدِ | بعد |
| 10 | imanikum | imanınızdan | إِيمَانِكُمْ | امن |
| 11 | kuffaran | kâfirler | كُفَّارًا | كفر |
| 12 | haseden | bir haset | حَسَدًا | حسد |
| 13 | min | مِنْ | - | |
| 14 | indi | yanından | عِنْدِ | عند |
| 15 | enfusihim | kendi nefisleri | أَنْفُسِهِمْ | نفس |
| 16 | min | مِنْ | - | |
| 17 | bea'di | sonra | بَعْدِ | بعد |
| 18 | ma | مَا | - | |
| 19 | tebeyyene | beyan/deklere olandan | تَبَيَّنَ | بين |
| 20 | lehumu | onlara | لَهُمُ | - |
| 21 | l-hakku | hak/gerçek | الْحَقُّ | حقق |
| 22 | fea'fu | öyleyse affedin | فَاعْفُوا | عفو |
| 23 | vesfehu | el sıkışın/dokunun kibarca | وَاصْفَحُوا | صفح |
| 24 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 25 | ye'tiye | getirir | يَأْتِيَ | اتي |
| 26 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 27 | biemrihi | emrini | بِأَمْرِهِ | امر |
| 28 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 29 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 30 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 31 | kulli | her bir | كُلِّ | كلل |
| 32 | şey'in | şey | شَيْءٍ | شيا |
| 33 | kadirun | Kadîr’dir. | قَدِيرٌ | قدر |
Ayet 110
Ve ikame572 edin salâtı5 ve verin zekâtı10; ve nefisleriniz için hayırdan önceden gönderdiklerinizi; bulursunuz onu Allah'ın indinde/katında; doğrusu Allah yaptıklarınızı görendir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ekimu | ve dikin/ayağa kaldırın | وَأَقِيمُوا | قوم |
| 2 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 3 | ve atu | ve verin | وَاتُوا | اتي |
| 4 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 5 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 6 | tukaddimu | önceden gönderdiklerinizi | تُقَدِّمُوا | قدم |
| 7 | lienfusikum | nefisleriniz için | لِأَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | hayrin | hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 10 | teciduhu | bulursunuz onu | تَجِدُوهُ | وجد |
| 11 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 12 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 13 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 14 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 15 | bima | بِمَا | - | |
| 16 | tea'melune | yaptıklarınızı | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 17 | besirun | görendir | بَصِيرٌ | بصر |
Ayet 111
Ve dediler: “Asla girmez cennete dışında kimse (ki) oldu (o) bir Yahudi295 ya da Nasârâlı296”; şu (ki); temennileridir onların; de ki: “Verin/getirin burhânınızı293; eğer olduysanız sâdıklar182.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 2 | len | asla | لَنْ | - |
| 3 | yedhule | girmez | يَدْخُلَ | دخل |
| 4 | l-cennete | cennete | الْجَنَّةَ | جنن |
| 5 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 6 | men | kimse | مَنْ | - |
| 7 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 8 | huden | bir Yahudi | هُودًا | هود |
| 9 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 10 | nesara | Nasârâlı | نَصَارَىٰ | نصر |
| 11 | tilke | şu (ki) | تِلْكَ | - |
| 12 | emaniyyuhum | temennileridir onların | أَمَانِيُّهُمْ | مني |
| 13 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 14 | hatu | verin/getirin | هَاتُوا | هات |
| 15 | burhanekum | burhânınızı | بُرْهَانَكُمْ | برهن |
| 16 | in | eğer | إِنْ | - |
| 17 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 18 | sadikine | sâdıklar | صَادِقِينَ | صدق |
Ayet 112
Evet! Kim teslim etti* yüzünü Allah'a; ve o bir muhsindir294; öyle ki onadır ecri820 onun Rabbinin4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlara; ve onlar hüzünlenmezler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | bela | evet! | بَلَىٰ | - |
| 2 | men | kim | مَنْ | - |
| 3 | esleme | teslim etti | أَسْلَمَ | سلم |
| 4 | vechehu | yüzünü | وَجْهَهُ | وجه |
| 5 | lillahi | Allah'a | لِلَّهِ | - |
| 6 | ve huve | ve o | وَهُوَ | - |
| 7 | muhsinun | bir muhsin | مُحْسِنٌ | حسن |
| 8 | fe lehû | öyle ki onadır | ||
| 9 | ecruhu | ecri/karşılığı onun | أَجْرُهُ | اجر |
| 10 | inde | indindedir/katındadır | عِنْدَ | عند |
| 11 | rabbihi | Rabbinin | رَبِّهِ | ربب |
| 12 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 13 | havfun | bir korku | خَوْفٌ | خوف |
| 14 | aleyhim | onlara | عَلَيْهِمْ | - |
| 15 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 16 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 17 | yehzenune | hüzünlenmezler | يَحْزَنُونَ | حزن |
*İslam oldu. Kutsal kitapların getirdiği İslam dinine teslim olarak Yüce Allah'a yüzünü teslim etti.
Ayet 113
Ve dedi Yahudiler295: “Nasârâlılar296 bir şey üzerinde değildir”; ve dedi Nasârâlılar296: “Yahudiler295 bir şey üzerinde değildir”; ve onlar okurlar (da) kitabı*; işte böyledir; bilmeyen kimseler (de) onların söyleminin mislini870 dedi; öyle ki Allah hükmeder aralarında kıyamet148 günü242; kendisinde ihtilafa1307** düşerler olduklarında.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kaleti | ve dedi | وَقَالَتِ | قول |
| 2 | l-yehudu | Yahudiler | الْيَهُودُ | - |
| 3 | leyseti | değildir | لَيْسَتِ | ليس |
| 4 | n-nesara | Nasârâlılar | النَّصَارَىٰ | نصر |
| 5 | ala | üzerinde | عَلَىٰ | - |
| 6 | şey'in | bir şey | شَيْءٍ | شيا |
| 7 | ve kaleti | ve dedi | وَقَالَتِ | قول |
| 8 | n-nesara | Nasârâlılar | النَّصَارَىٰ | نصر |
| 9 | leyseti | değildir | لَيْسَتِ | ليس |
| 10 | l-yehudu | Yahudiler | الْيَهُودُ | - |
| 11 | ala | üzerinde | عَلَىٰ | - |
| 12 | şey'in | bir şey | شَيْءٍ | شيا |
| 13 | vehum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 14 | yetlune | okuyorlar | يَتْلُونَ | تلو |
| 15 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 16 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 17 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 18 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 19 | la | لَا | - | |
| 20 | yea'lemune | bilmezler | يَعْلَمُونَ | علم |
| 21 | misle | mislini/benzerini | مِثْلَ | مثل |
| 22 | kavlihim | söylemini onların | قَوْلِهِمْ | قول |
| 23 | fallahu | öyle ki Allah | فَاللَّهُ | - |
| 24 | yehkumu | hükmeder | يَحْكُمُ | حكم |
| 25 | beynehum | aralarında | بَيْنَهُمْ | بين |
| 26 | yevme | günü | يَوْمَ | يوم |
| 27 | l-kiyameti | kıyamet | الْقِيَامَةِ | قوم |
| 28 | fima | فِيمَا | - | |
| 29 | kanu | olduklarında | كَانُوا | كون |
| 30 | fihi | kendisinde | فِيهِ | - |
| 31 | yehtelifune | ihtilafa düşerler | يَخْتَلِفُونَ | خلف |
*Tevrat'ı ve İncil'i.**Anlaşmazlığa.
Ayet 114
Ve kim daha zalimdir kimseden (ki) meneder/engel olur (o) Allah'ın mescitlerinde16; ki zikredilir orada* O’nun ismi; ve uğraştı/çabaladı (o) harap olmasında onun*; işte şunlar; olmuş değildir onlara ki girerler ona* ancak korkanlar (olarak); onlaradır dünyada bir rezillik; ve onlaradır ahirette büyük bir azap.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 2 | ezlemu | daha zalimdir | أَظْلَمُ | ظلم |
| 3 | mimmen | kimseden | مِمَّنْ | - |
| 4 | menea | men eder/engel olur | مَنَعَ | منع |
| 5 | mesacide | mescitlerinde | مَسَاجِدَ | سجد |
| 6 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 7 | en | ki | أَنْ | - |
| 8 | yuzkera | zikredilir | يُذْكَرَ | ذكر |
| 9 | fiha | orada | فِيهَا | - |
| 10 | ismuhu | ismi O’nun | اسْمُهُ | سمو |
| 11 | ve seaa | ve uğraştı/çabaladı | وَسَعَىٰ | سعي |
| 12 | fi | فِي | - | |
| 13 | harabiha | harap olmasında onun | خَرَابِهَا | خرب |
| 14 | ulaike | işte şunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 15 | ma | değildir | مَا | - |
| 16 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 17 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 18 | en | ki | أَنْ | - |
| 19 | yedhuluha | girerler ona | يَدْخُلُوهَا | دخل |
| 20 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 21 | haifine | korkanlar | خَائِفِينَ | خوف |
| 22 | lehum | onlaradır | لَهُمْ | - |
| 23 | fi | فِي | - | |
| 24 | d-dunya | dünyada | الدُّنْيَا | دنو |
| 25 | hizyun | bir rezillik | خِزْيٌ | خزي |
| 26 | velehum | ve onlaradır | وَلَهُمْ | - |
| 27 | fi | فِي | - | |
| 28 | l-ahirati | ahirette | الْاخِرَةِ | اخر |
| 29 | azabun | bir azap | عَذَابٌ | عذب |
| 30 | azimun | büyük | عَظِيمٌ | عظم |
*Dişil zamirle işaret edilen mescit değildir. Mescitlerde ayağa kaldırılan salattır. Mescitlere salat eylemi gerçekleştirmek için girilir ve Yüce Allah zikredilir.
Ayet 115
Ve Allah’adır doğu ve batı*; öyle ki her nereyse döndüğünüz; öyle ki oradadır Allah'ın yüzü; doğrusu Allah Vâsi’dir297; Alîm’dir8.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velillahi | ve Allah’adır | وَلِلَّهِ | - |
| 2 | l-meşriku | doğu | الْمَشْرِقُ | شرق |
| 3 | velmegribu | ve batı | وَالْمَغْرِبُ | غرب |
| 4 | feeynema | öyle ki her nereye | فَأَيْنَمَا | - |
| 5 | tuvellu | dönersiniz | تُوَلُّوا | ولي |
| 6 | fesemme | öyle ki oradadır | فَثَمَّ | - |
| 7 | vechu | yüzü | وَجْهُ | وجه |
| 8 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 9 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 10 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 11 | vasiun | Vâsi’dir | وَاسِعٌ | وسع |
| 12 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
*Zıt yönlerin birlikte işaret edilmesi her yönü işaret eder. Aşağı-yukarı, az-çok, sabah-akşam gibi.
Ayet 116
Ve dediler: “Edindi Allah bir çocuk”; Subhân’dır7 O; Evet! O’nadır göklerdeki162* ve yerdeki; hepsi O'na boyun eğenlerdir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 2 | ttehaze | edindi | اتَّخَذَ | اخذ |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | veleden | bir çocuk | وَلَدًا | ولد |
| 5 | subhanehu | Subhan’dır O | سُبْحَانَهُ | سبح |
| 6 | bel | Evet! | بَلْ | - |
| 7 | lehu | O’nadır | لَهُ | - |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | fi | فِي | - | |
| 10 | s-semavati | göklerdeki | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 11 | vel'erdi | ve yerdeki | وَالْأَرْضِ | ارض |
| 12 | kullun | hepsi | كُلٌّ | كلل |
| 13 | lehu | O'na | لَهُ | - |
| 14 | kanitune | boyun eğenlerdir | قَانِتُونَ | قنت |
*Evren.
Ayet 117
Bedî’sidir298 göklerin162 ve yerin*; ve tamamladığı** zaman bir emri351; öyle ki ancak der ona*** “Ol”; öyle ki olur (o).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | bediu | Bedî’sidir | بَدِيعُ | بدع |
| 2 | s-semavati | göklerin | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 3 | vel'erdi | ve yerin | وَالْأَرْضِ | ارض |
| 4 | ve iza | Ve zaman | وَإِذَا | - |
| 5 | kada | tamamladığı | قَضَىٰ | قضي |
| 6 | emran | bir emri | أَمْرًا | امر |
| 7 | feinnema | öyle ki ancak | فَإِنَّمَا | - |
| 8 | yekulu | der | يَقُولُ | قول |
| 9 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 10 | kun | Ol | كُنْ | كون |
| 11 | fe yekunu | öyle ki olur (o) | فَيَكُونُ | كون |
*Yeryüzünün.**Allah.***Emin yerine getirilmesi.
Ayet 118
Ve dedi bilmeyen kimseler: “Eğer konuşmazsa bizlerle Allah; ya da getirmezse bizlere bir ayet287”; işte böyledir; onlardan önceki kimseler (de) onların söylemlerinin mislini870 dedi; benzeşti kalpleri onların; mutlak ki beyan226 ettik ayetleri237 bir kavim için (ki) kesinleşirler299 onlar.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kale | ve dedi | وَقَالَ | قول |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | yea'lemune | bilmezler | يَعْلَمُونَ | علم |
| 5 | levla | eğer | لَوْلَا | - |
| 6 | yukellimuna | konuşmazsa bizlerle | يُكَلِّمُنَا | كلم |
| 7 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 8 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 9 | te'tina | getirmezse bizlere | تَأْتِينَا | اتي |
| 10 | ayetun | bir ayet | ايَةٌ | ايي |
| 11 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 12 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 13 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 14 | min | مِنْ | - | |
| 15 | kablihim | onlardan önceki | قَبْلِهِمْ | قبل |
| 16 | misle | mislini/benzerini | مِثْلَ | مثل |
| 17 | kavlihim | söylemlerini onların | قَوْلِهِمْ | قول |
| 18 | teşabehet | benzeşti | تَشَابَهَتْ | شبه |
| 19 | kulubuhum | Kalpleri onların | قُلُوبُهُمْ | قلب |
| 20 | kad | Mutlak ki | قَدْ | - |
| 21 | beyyenna | Beyan ettik/deklere ettik | بَيَّنَّا | بين |
| 22 | l-ayati | ayetleri | الْايَاتِ | ايي |
| 23 | likavmin | kavim için | لِقَوْمٍ | قوم |
| 24 | yukinune | kesinleşirler | يُوقِنُونَ | يقن |
Ayet 119
Doğrusu biz gönderdik seni hakla/gerçekle; bir müjdeleyen ve bir nezîr; ve sual edilmezsin/sorulmazsın (sen) cahîm808 ashâbından194.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inna | doğrusu biz | إِنَّا | - |
| 2 | erselnake | gönderdik seni | أَرْسَلْنَاكَ | رسل |
| 3 | bil-hakki | hakla/gerçekle | بِالْحَقِّ | حقق |
| 4 | beşiran | Bir müjdeleyen | بَشِيرًا | بشر |
| 5 | ve neziran | ve bir uyarıcı | وَنَذِيرًا | نذر |
| 6 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 7 | tuselu | sual edilmezsin/sorulmazsın | تُسْأَلُ | سال |
| 8 | an | عَنْ | - | |
| 9 | eshabi | ashabından/yoldaşlarından | أَصْحَابِ | صحب |
| 10 | l-cehimi | cahîm | الْجَحِيمِ | جحم |
Ayet 120
Ve asla razı olmaz senden Yahudiler295 ve de Nasârâlılar296; ta ki tabi olursun onların milletine301; de ki: “Doğrusu Allah'ın kılavuzu192; odur (gerçek) kılavuz192"; ve eğer tabi olursan hevalarına onların, sana gelen ilimden1143* sonra; olmaz sana Allah'tan hiçbir bir veli28; ve de bir nasîr69.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velen | ve asla | وَلَنْ | - |
| 2 | terda | razı olmaz | تَرْضَىٰ | رضو |
| 3 | anke | senden | عَنْكَ | - |
| 4 | l-yehudu | Yahudiler | الْيَهُودُ | - |
| 5 | ve la | ve de | وَلَا | - |
| 6 | n-nesara | Nasârâlılar | النَّصَارَىٰ | نصر |
| 7 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 8 | tettebia | tabi olursun | تَتَّبِعَ | تبع |
| 9 | milletehum | milletine onların | مِلَّتَهُمْ | ملل |
| 10 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 11 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 12 | huda | doğru yola kılavuzu | هُدَى | هدي |
| 13 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 14 | huve | odur | هُوَ | - |
| 15 | l-huda | doğru yola kılavuz | الْهُدَىٰ | هدي |
| 16 | veleini | Ve eğer | وَلَئِنِ | - |
| 17 | ttebea'te | tabi olursan | اتَّبَعْتَ | تبع |
| 18 | ehva'ehum | hevalarına onların | أَهْوَاءَهُمْ | هوي |
| 19 | bea'de | sonrası | بَعْدَ | بعد |
| 20 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 21 | ca'eke | geldi sana | جَاءَكَ | جيا |
| 22 | mine | -den | مِنَ | - |
| 23 | l-ilmi | ilim- | الْعِلْمِ | علم |
| 24 | ma | olmaz | مَا | - |
| 25 | leke | sana | لَكَ | - |
| 26 | mine | مِنَ | - | |
| 27 | llahi | Allah'tan | اللَّهِ | - |
| 28 | min | hiç bir | مِنْ | - |
| 29 | veliyyin | bir veli | وَلِيٍّ | ولي |
| 30 | ve la | ve de | وَلَا | - |
| 31 | nesirin | bir nasir | نَصِيرٍ | نصر |
*Kur'an. Kur'an ayetleri.
Ayet 121
Kimseler (ki) verdik onlara kitap*; okurlar onu*; hak/gerçek** okumayla onu*; işte bunlar; iman47 ederler ona*; ve kim kâfirlik25 eder ona*; öyle ki işte bunlar; onlardır hüsrana uğrayanlar/kaybedenler.
*Kur’ân.**Anlayarak, derinlemesine düşünerek, aklı ve fikri kullanarak. Şerefli Kur'an'ın ayetlerini anlamadan Arapçasından papağan gibi tekrar ederek okuyanlar ayetleri hakla/gerçekle okumamış olur.
Ayet 122
Ey İsrâîloğulları!197 Hatırlayın nimetimi; üzerinize bağışladığım nimeti; ve doğrusu ben fazlalıklı kıldım sizleri âlemler203 üzerine.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya beni | Ey oğulları | يَا بَنِي | بني |
| 2 | israile | İsrail | إِسْرَائِيلَ | - |
| 3 | zkuru | hatırlayın | اذْكُرُوا | ذكر |
| 4 | nia'metiye | nimetimi | نِعْمَتِيَ | نعم |
| 5 | lleti | ki | الَّتِي | - |
| 6 | en'amtu | bağışladım nimeti | أَنْعَمْتُ | نعم |
| 7 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 8 | ve enni | ve doğrusu ben | وَأَنِّي | - |
| 9 | feddeltukum | fazlalıklı kıldım sizleri | فَضَّلْتُكُمْ | فضل |
| 10 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 11 | l-aalemine | alemler | الْعَالَمِينَ | علم |
Ayet 123
Ve takvalı21 olun bir güne242; ceza/karşılık almaz bir nefis201 bir nefisten201 bir şey; ve kabul edilmez ondan (nefisten) bir telafi/tazmin; ve fayda vermez ona (nefse) bir şefaat222; ve onlar yardım edilir değillerdir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 2 | yevmen | bir güne | يَوْمًا | يوم |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | teczi | ceza/karşılık almaz | تَجْزِي | جزي |
| 5 | nefsun | bir nefis | نَفْسٌ | نفس |
| 6 | an | عَنْ | - | |
| 7 | nefsin | Bir nefisten | نَفْسٍ | نفس |
| 8 | şey'en | bir şey | شَيْئًا | شيا |
| 9 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 10 | yukbelu | kabul edilmez | يُقْبَلُ | قبل |
| 11 | minha | ondan (nefisten) | مِنْهَا | - |
| 12 | adlun | bir telafi/tazmin | عَدْلٌ | عدل |
| 13 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 14 | tenfeuha | fayda vermez ona (nefse) | تَنْفَعُهَا | نفع |
| 15 | şefaatun | bir şefaat | شَفَاعَةٌ | شفع |
| 16 | ve la | ve değildir | وَلَا | - |
| 17 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 18 | yunsarune | yardım edilirler | يُنْصَرُونَ | نصر |
Ayet 124
Ve belalandırdığı256 zaman İbrahim'i Rabbi4 kelimelerle; öyle ki tamamladı (Allah) onları (kelimeleri); dedi (Allah): “Doğrusu ben yapıcıyım seni insanlar için bir imam/önder”; dedi (İbrahim): “Ve zürriyetimden* (de)”; dedi (Allah): “Ulaşmaz ahdim/antlaşmam zalimlere.”
*Soyumdan, sulbümden.
Ayet 125
Ve yaptığı zaman beyti/evi32 bilinci geri döndürme yeri insanlara; ve bir güvenlik; ve edinin/tutun/alın İbrahim'in dikelme/ayağa kalkma/doğrulma yerinden bir salla13 yeri; ve antlaştık/ahitleştik İbrahim’le ve İsmail'le ki o ikisi temizler evimi32; etrafta dolaşanlar için; ve adananlara/kendini vakfedenlere; ve rükû11 edenlere; secde12 edenlere.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | cealna | yaptık | جَعَلْنَا | جعل |
| 3 | l-beyte | beyti/evi | الْبَيْتَ | بيت |
| 4 | mesabeten | bilinci geri döndürme yeri | مَثَابَةً | ثوب |
| 5 | linnasi | insanlara | لِلنَّاسِ | نوس |
| 6 | ve emnen | ve bir güvenlik | وَأَمْنًا | امن |
| 7 | vettehizu | ve edinin/tutun/alın | وَاتَّخِذُوا | اخذ |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | mekami | dikelme/ayağa kalkma/doğrulma yerinden | مَقَامِ | قوم |
| 10 | ibrahime | İbrahim'in | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 11 | musallen | bir salla yeri | مُصَلًّى | صلو |
| 12 | ve ahidna | ve antlaştık/ahitleştik | وَعَهِدْنَا | عهد |
| 13 | ila | إِلَىٰ | - | |
| 14 | ibrahime | İbrahim'le | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 15 | ve ismaiyle | ve İsmail'le | وَإِسْمَاعِيلَ | - |
| 16 | en | ki | أَنْ | - |
| 17 | tahhira | o ikisi temizler | طَهِّرَا | طهر |
| 18 | beytiye | evimi | بَيْتِيَ | بيت |
| 19 | littaifine | etrafta dolaşanlar için | لِلطَّائِفِينَ | طوف |
| 20 | vel'aakifine | ve adananlar/kendini vakfedenler | وَالْعَاكِفِينَ | عكف |
| 21 | ve rrukkei | ve rükû edenler | وَالرُّكَّعِ | ركع |
| 22 | s-sucudi | secde edenler | السُّجُودِ | سجد |
(ثوب) dönmek (return), geri gelmek (come back), bir şeyin veya durumun geri gelmesi (come back a state or conditon), bilincin tekrar kazanılması (regain conciousness), duygunun iyileşmesi (recover a sense), ödüllendirmek (reward), tekrar ödemek (repay) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 130 (of 1303)(طوف) etrafta gitmek (go about), etrafta yürümek (walk around), etrafta gezinen (ride about) anlamındadır. Hans Wehr 4th ed., page 671 (of 1303)
Ayet 126
Ve dediği zaman İbrahim: “Rabbim!4 Yap bunu (bu beldeyi) güvenli bir belde832; ve rızıklandır ahalisini onun; meyvelerden; onlardan Allah'a ve ahiret gününe iman47 etmiş kimseye”; dedi (Allah) “ve kim kâfirlik25 etti öyle ki metalandırırım54 onu biraz; sonra zorlarım onu ateş azabına doğru; ve yıkım (yeri) oldu (o) varış yeri.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve o zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 3 | ibrahimu | İbrahim | إِبْرَاهِيمُ | - |
| 4 | rabbi | Rabbim | رَبِّ | ربب |
| 5 | c'al | yap | اجْعَلْ | جعل |
| 6 | haza | bunu | هَٰذَا | - |
| 7 | beleden | bir belde | بَلَدًا | بلد |
| 8 | aminen | güvenli | امِنًا | امن |
| 9 | verzuk | ve rızıklandır | وَارْزُقْ | رزق |
| 10 | ehlehu | ahalisini onun | أَهْلَهُ | اهل |
| 11 | mine | مِنَ | - | |
| 12 | s-semerati | meyvelerden | الثَّمَرَاتِ | ثمر |
| 13 | men | kim | مَنْ | - |
| 14 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 15 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 16 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 17 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 18 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 19 | kale | dedi (Allah) | قَالَ | قول |
| 20 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 21 | kefera | kâfirlik etti | كَفَرَ | كفر |
| 22 | feumettiuhu | öyle ki metalandırırm onu | فَأُمَتِّعُهُ | متع |
| 23 | kalilen | bir az | قَلِيلًا | قلل |
| 24 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 25 | edtarruhu | zorlarım onu | أَضْطَرُّهُ | ضرر |
| 26 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 27 | azabi | azabına | عَذَابِ | عذب |
| 28 | n-nari | ateş | النَّارِ | نور |
| 29 | ve bi'se | ve yıkım/zarar/hasar oldu | وَبِئْسَ | باس |
| 30 | l-mesiru | varış yeri | الْمَصِيرُ | صير |
Ayet 127
Ve yükselttiği zaman İbrahim kaidelerini* beytin/evin; ve İsmail (de): “Rabbimiz! Kabul et bizden; doğrusu sen; sensin Semî41; Alîm8”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | yerfeu | yükseltti | يَرْفَعُ | رفع |
| 3 | ibrahimu | İbrahim | إِبْرَاهِيمُ | - |
| 4 | l-kavaide | kaidelerini | الْقَوَاعِدَ | قعد |
| 5 | mine | مِنَ | - | |
| 6 | l-beyti | beytin/evin | الْبَيْتِ | بيت |
| 7 | ve ismaiylu | ve İsmail (de) | وَإِسْمَاعِيلُ | - |
| 8 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 9 | tekabbel | kabul et | تَقَبَّلْ | قبل |
| 10 | minna | bizden | مِنَّا | - |
| 11 | inneke | doğrusu sen | إِنَّكَ | - |
| 12 | ente | sensin | أَنْتَ | - |
| 13 | s-semiu | Semî | السَّمِيعُ | سمع |
| 14 | l-alimu | Alîm | الْعَلِيمُ | علم |
*Bir şeyin yere dayanan bölümü veya bir şeyin üzerine oturtulduğu nesne; ayaklık, duraç, taban, tabanlık.
Ayet 128
Rabbimiz4! Ve yap bizi iki teslim olan sana; ve zürriyetimizden bir ümmet305; teslim olan sana; ve göster bize nusuklarımızı169; ve tevbe33 et bizlere; doğrusu sen; sensin Tevvâb191; Rahîm2.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | rabbena | Rabbimiz! | رَبَّنَا | ربب |
| 2 | vec'alna | ve yap bizi | وَاجْعَلْنَا | جعل |
| 3 | muslimeyni | iki teslim olan | مُسْلِمَيْنِ | سلم |
| 4 | leke | sana | لَكَ | - |
| 5 | ve min | ve | وَمِنْ | - |
| 6 | zurriyyetina | zürriyetimizden | ذُرِّيَّتِنَا | ذرر |
| 7 | ummeten | bir ümmet | أُمَّةً | امم |
| 8 | muslimeten | teslim olan | مُسْلِمَةً | سلم |
| 9 | leke | sana | لَكَ | - |
| 10 | ve erina | ve göster bize | وَأَرِنَا | راي |
| 11 | menasikena | nusuklarımızı | مَنَاسِكَنَا | نسك |
| 12 | ve tub | ve tevbe et | وَتُبْ | توب |
| 13 | aleyna | bizlere | عَلَيْنَا | - |
| 14 | inneke | doğrusu sen | إِنَّكَ | - |
| 15 | ente | sensin | أَنْتَ | - |
| 16 | t-tevvabu | Tevvâb | التَّوَّابُ | توب |
| 17 | r-rahimu | Rahîm | الرَّحِيمُ | رحم |
Ayet 129
Rabbimiz4! Ve gönder/yolla onlara bir resûl418 onlardan; okur onlara ayetlerini senin; ve bildirir onlara kitabı* ve hikmeti303; ve saflaştırır onları; doğrusu sen; sensin Azîz37; Hakîm9.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | rabbena | Rabbimiz! | رَبَّنَا | ربب |
| 2 | veb'as | ve gönder/yolla | وَابْعَثْ | بعث |
| 3 | fihim | onlara | فِيهِمْ | - |
| 4 | rasulen | bir resul | رَسُولًا | رسل |
| 5 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 6 | yetlu | okur | يَتْلُو | تلو |
| 7 | aleyhim | onlara | عَلَيْهِمْ | - |
| 8 | ayatike | ayetlerini senin | ايَاتِكَ | ايي |
| 9 | ve yuallimuhumu | ve bildirir onlara | وَيُعَلِّمُهُمُ | علم |
| 10 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 11 | velhikmete | ve hikmeti | وَالْحِكْمَةَ | حكم |
| 12 | ve yuzekkihim | ve saflaştırır onları | وَيُزَكِّيهِمْ | زكو |
| 13 | inneke | doğrusu sen | إِنَّكَ | - |
| 14 | ente | sensin | أَنْتَ | - |
| 15 | l-azizu | Azîz | الْعَزِيزُ | عزز |
| 16 | l-hakimu | Hakîm | الْحَكِيمُ | حكم |
*Kutsal kitaplar.
Ayet 130
Ve kim yüz çevirir İbrahim'in milletinden301; ancak kendi nefsine201 sefihlik304 etmiş kimsedir; ve ant olsun saflaştırdık onu (İbrahim’i) dünyada; ve doğrusu o (İbrahim) ahirette mutlak sâlihlerdendir217.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 2 | yergabu | yüz çevirir | يَرْغَبُ | رغب |
| 3 | an | عَنْ | - | |
| 4 | milleti | milletinden | مِلَّةِ | ملل |
| 5 | ibrahime | İbrahim'in | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 6 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 7 | men | kimse | مَنْ | - |
| 8 | sefihe | sefihlik etti | سَفِهَ | سفه |
| 9 | nefsehu | kendi nefsine | نَفْسَهُ | نفس |
| 10 | velekadi | ve ant olsun | وَلَقَدِ | - |
| 11 | stafeynahu | saflaştırdık onu (İbrahim’i) | اصْطَفَيْنَاهُ | صفو |
| 12 | fi | فِي | - | |
| 13 | d-dunya | dünyada | الدُّنْيَا | دنو |
| 14 | ve innehu | ve doğrusu o (İbrahim) | وَإِنَّهُ | - |
| 15 | fi | فِي | - | |
| 16 | l-ahirati | ahirette | الْاخِرَةِ | اخر |
| 17 | lemine | mutlak | لَمِنَ | - |
| 18 | s-salihine | salihlerdendir | الصَّالِحِينَ | صلح |
Ayet 131
Dediği zaman ona (İbrahim’e) Rabbi4: “İslam218 ol”; dedi (İbrahim): “İslam218 oldum alemlerin Rabbine4”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | iz | o zaman | إِذْ | - |
| 2 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 3 | lehu | ona (İbrahim’e) | لَهُ | - |
| 4 | rabbuhu | Rabbi | رَبُّهُ | ربب |
| 5 | eslim | İslam ol | أَسْلِمْ | سلم |
| 6 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 7 | eslemtu | İslam oldum | أَسْلَمْتُ | سلم |
| 8 | lirabbi | Rabbine | لِرَبِّ | ربب |
| 9 | l-aalemine | alemlerin | الْعَالَمِينَ | علم |
Ayet 132
Ve vasiyet etti onu (milleti301) İbrahim kendi oğullarına; ve Yakûp (da): “Ey oğullarım! Doğrusu Allah saflaştırdı sizlere dini*; öyle ki ölmeyin; ancak (ki) ve sizler müslimsiniz.45”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve vessa | ve vasiyet etti | وَوَصَّىٰ | وصي |
| 2 | biha | onu (milletini) | بِهَا | - |
| 3 | ibrahimu | İbrahim | إِبْرَاهِيمُ | - |
| 4 | benihi | kendi oğullarına | بَنِيهِ | بني |
| 5 | ve yea'kubu | ve Yakup (da) | وَيَعْقُوبُ | - |
| 6 | ya beniyye | Ey oğullarım! | يَا بَنِيَّ | بني |
| 7 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 8 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 9 | stafa | saflaştırdı | اصْطَفَىٰ | صفو |
| 10 | lekumu | sizlere | لَكُمُ | - |
| 11 | d-dine | dini | الدِّينَ | دين |
| 12 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 13 | temutunne | ölmeyin | تَمُوتُنَّ | موت |
| 14 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 15 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 16 | muslimune | Müslimsiniz | مُسْلِمُونَ | سلم |
*İslam'ı.
Ayet 133
Ya da şahitler/tanıklar (mı) oldunuz ulaştığı zaman Yakûb’a ölüm; dediği* zaman oğullarına: “Neye kulluk46 edersiniz benden sonra”; dediler: “Kulluk46 ederiz ilâhına74 senin; ve ilâhına74 ataların İbrahim; ve İsmâîl; ve İshâk'ın; tek bir ilâh74; ve bizler O'na** müslimiz45.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | em | ya da | أَمْ | - |
| 2 | kuntum | oldunuz | كُنْتُمْ | كون |
| 3 | şuheda'e | şahitler/tanıklar | شُهَدَاءَ | شهد |
| 4 | iz | zaman | إِذْ | - |
| 5 | hadera | ulaştığı | حَضَرَ | حضر |
| 6 | yea'kube | Yakup’a | يَعْقُوبَ | - |
| 7 | l-mevtu | ölüm | الْمَوْتُ | موت |
| 8 | iz | o zaman | إِذْ | - |
| 9 | kale | dedi (Yakup) | قَالَ | قول |
| 10 | libenihi | oğullarına | لِبَنِيهِ | بني |
| 11 | ma | neye | مَا | - |
| 12 | tea'budune | kulluk edersiniz | تَعْبُدُونَ | عبد |
| 13 | min | مِنْ | - | |
| 14 | bea'di | benden sonra | بَعْدِي | بعد |
| 15 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 16 | nea'budu | kulluk ederiz | نَعْبُدُ | عبد |
| 17 | ilaheke | senin ilâhına | إِلَٰهَكَ | اله |
| 18 | ve ilahe | ve ilâhına | وَإِلَٰهَ | اله |
| 19 | abaike | ataların | ابَائِكَ | ابو |
| 20 | ibrahime | İbrahim | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 21 | ve ismaiyle | ve İsmail | وَإِسْمَاعِيلَ | - |
| 22 | ve ishaka | ve İshak'ın | وَإِسْحَاقَ | - |
| 23 | ilahen | bir ilâh | إِلَٰهًا | اله |
| 24 | vahiden | tek | وَاحِدًا | وحد |
| 25 | ve nehnu | ve bizler | وَنَحْنُ | - |
| 26 | lehu | O'na | لَهُ | - |
| 27 | muslimune | Müslimiz | مُسْلِمُونَ | سلم |
*Yakûb.**Allah'a.
Ayet 134
Şu; bir ümmettir305; muhakkak ki gelip geçti ona (ümmete) kazandığı; ve sizleredir kazandığınız; ve sual edilmezsiniz/sorulmazsınız yapar olduklarından.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | tilke | şu; | تِلْكَ | - |
| 2 | ummetun | bir ümmettir | أُمَّةٌ | امم |
| 3 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 4 | halet | gelip geçti | خَلَتْ | خلو |
| 5 | leha | ona (ümmete) | لَهَا | - |
| 6 | ma | مَا | - | |
| 7 | kesebet | kazandığı | كَسَبَتْ | كسب |
| 8 | velekum | ve sizleredir | وَلَكُمْ | - |
| 9 | ma | مَا | - | |
| 10 | kesebtum | kazandığınız | كَسَبْتُمْ | كسب |
| 11 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 12 | tuselune | sual edilmezsiniz | تُسْأَلُونَ | سال |
| 13 | amma | عَمَّا | - | |
| 14 | kanu | olduklarından | كَانُوا | كون |
| 15 | yea'melune | yaparlar | يَعْمَلُونَ | عمل |
Ayet 135
Ve dediler: “Olun bir Yahudi306 veya Nasârâlılar307; kılavuzlanırsınız192”; de ki: “Evet!* İbrahim'in milleti301 bir hanîftir117; ve olmuş değildi o** müşriklerden36”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 2 | kunu | olun | كُونُوا | كون |
| 3 | huden | bir Yahudi | هُودًا | هود |
| 4 | ev | veya | أَوْ | - |
| 5 | nesara | Nasârâlılar | نَصَارَىٰ | نصر |
| 6 | tehtedu | doğru yola kılavuzlanırsınız | تَهْتَدُوا | هدي |
| 7 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 8 | bel | Evet! | بَلْ | - |
| 9 | millete | milleti | مِلَّةَ | ملل |
| 10 | ibrahime | İbrahim'in | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 11 | hanifen | bir hanîf | حَنِيفًا | حنف |
| 12 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 13 | kane | olmuş değildi o | كَانَ | كون |
| 14 | mine | مِنَ | - | |
| 15 | l-muşrikine | müşriklerden | الْمُشْرِكِينَ | شرك |
*Evet evet; siz öyle sanın.**İbrahim.
Ayet 136
Deyin ki: “İman47 ettik Allah'a; ve üzerimize indirilmişe*; ve indirilmişe İbrâhîm'e; ve İsmâîl'e; ve İshâk'a; ve Yakûb'a; ve torunlara; ve verilene Mûsâ'ya; ve Îsâ'ya; ve verilene nebilere132 Rablerinden4; ayırmayız438 arasını onlardan** birinin308; ve bizler O'na*** müslimiz45.”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kulu | deyin ki | قُولُوا | قول |
| 2 | amenna | iman ettik | امَنَّا | امن |
| 3 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 4 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 5 | unzile | indirilene (Kur’an’a) | أُنْزِلَ | نزل |
| 6 | ileyna | bize | إِلَيْنَا | - |
| 7 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 8 | unzile | indirilene | أُنْزِلَ | نزل |
| 9 | ila | إِلَىٰ | - | |
| 10 | ibrahime | İbrahim'e | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 11 | ve ismaiyle | ve İsmail'e | وَإِسْمَاعِيلَ | - |
| 12 | ve ishaka | ve İshak'a | وَإِسْحَاقَ | - |
| 13 | ve yea'kube | ve Yakub'a | وَيَعْقُوبَ | - |
| 14 | vel'esbati | ve torunlara | وَالْأَسْبَاطِ | سبط |
| 15 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 16 | utiye | verilene | أُوتِيَ | اتي |
| 17 | musa | Musa'ya | مُوسَىٰ | - |
| 18 | ve iysa | ve Îsa'ya | وَعِيسَىٰ | - |
| 19 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 20 | utiye | verilene | أُوتِيَ | اتي |
| 21 | n-nebiyyune | nebilere | النَّبِيُّونَ | نبا |
| 22 | min | مِنْ | - | |
| 23 | rabbihim | Rablerinden | رَبِّهِمْ | ربب |
| 24 | la | لَا | - | |
| 25 | nuferriku | ayırmayız | نُفَرِّقُ | فرق |
| 26 | beyne | arasını | بَيْنَ | بين |
| 27 | ehadin | birinin | أَحَدٍ | احد |
| 28 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 29 | ve nehnu | ve bizler | وَنَحْنُ | - |
| 30 | lehu | O'na | لَهُ | - |
| 31 | muslimune | Müslimiz | مُسْلِمُونَ | سلم |
*Kur’an’a.**Resûllerden.***Allah'a.
Ayet 137
Öyle ki eğer iman47 ettilerse iman47 ettiğinizin misli870 (gibi) ona*; öyle ki muhakkak kılavuzlandılar192; ve eğer sırt çevirdilerse; öyle ki doğrusu ancak onlar bölünme/parçalanma içindedir; öyle ki kâfi/yeterli gelecektir Allah sana onlara karşı; ve O (Allah) Semî’dir41; Alîm’dir8.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 2 | amenu | iman ettilerse | امَنُوا | امن |
| 3 | bimisli | misli/benzeri | بِمِثْلِ | مثل |
| 4 | ma | مَا | - | |
| 5 | amentum | iman ettiğinizin | امَنْتُمْ | امن |
| 6 | bihi | ona (Kur’an’a) | بِهِ | - |
| 7 | fekadi | öyle ki muhakkak | فَقَدِ | - |
| 8 | htedev | doğru yola kılavuzlandılar | اهْتَدَوْا | هدي |
| 9 | vein | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 10 | tevellev | sırt çevirdilerse | تَوَلَّوْا | ولي |
| 11 | feinnema | öyle ki doğrusu ancak | فَإِنَّمَا | - |
| 12 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 13 | fi | içindedir | فِي | - |
| 14 | şikakin | bölünme/parçalanma | شِقَاقٍ | شقق |
| 15 | feseyekfikehumu | öyle ki kâfi/yeterli gelecektir (Allah) sana onlara karşı | فَسَيَكْفِيكَهُمُ | كفي |
| 16 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 17 | ve huve | ve O | وَهُوَ | - |
| 18 | s-semiu | Semî’dir | السَّمِيعُ | سمع |
| 19 | l-alimu | Alîm’dir. | الْعَلِيمُ | علم |
*Kur’an’a.
Ayet 138
"Allah'ın boyası308; ve kim daha güzeldir Allah’ın bir boyasından308 (boyanmıştan); ve bizler O'na (Allah’a) kulluk46 edenleriz."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | sibgate | boyası | صِبْغَةَ | صبغ |
| 2 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 3 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 4 | ehsenu | en güzeldir | أَحْسَنُ | حسن |
| 5 | mine | مِنَ | - | |
| 6 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 7 | sibgaten | boyasından | صِبْغَةً | صبغ |
| 8 | ve nehnu | ve bizler | وَنَحْنُ | - |
| 9 | lehu | O'na (Allah’a) | لَهُ | - |
| 10 | aabidune | kulluk edenleriz | عَابِدُونَ | عبد |
Ayet 139
De ki: “Bizimle Allah’ın hakkında mı tartışırsınız? ; ve O (Allah) Rabbimizdir4; ve Rabbidir4 sizlerin; ve bizedir yaptıklarımız; ve sizedir yaptıklarınız; ve bizleriz O'na muhlis/saflar/katıksızlar309."
Ayet 140
Ya da söylersiniz ki İbrahim; ve İsmâîl; ve İshâk; ve Yakûb; ve torunlar oldular Yahudi306 ya da Nasârâlılar307; de ki: “Sizler misiniz en iyi bilen yoksa Allah mı?”; ve kim en zalimdir kimseden (ki) gizledi O’nun indinde/katında (olan) bir şahitliği/tanıklığı Allah’tan; ve Allah değildir gâfil310 yaptıklarınızdan.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | em | ya da | أَمْ | - |
| 2 | tekulune | söylersiniz | تَقُولُونَ | قول |
| 3 | inne | ki | إِنَّ | - |
| 4 | ibrahime | İbrahim | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 5 | ve ismaiyle | ve İsmail | وَإِسْمَاعِيلَ | - |
| 6 | ve ishaka | ve İshak | وَإِسْحَاقَ | - |
| 7 | ve yea'kube | ve Yakub | وَيَعْقُوبَ | - |
| 8 | vel'esbata | ve torunlar | وَالْأَسْبَاطَ | سبط |
| 9 | kanu | oldular | كَانُوا | كون |
| 10 | huden | Yahudi | هُودًا | هود |
| 11 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 12 | nesara | Nasârâlılar | نَصَارَىٰ | نصر |
| 13 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 14 | eentum | sizler misiniz | أَأَنْتُمْ | - |
| 15 | ea'lemu | en iyi bilen | أَعْلَمُ | علم |
| 16 | emi | yoksa | أَمِ | - |
| 17 | llahu | Allah mı | اللَّهُ | - |
| 18 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 19 | ezlemu | en zalimdir | أَظْلَمُ | ظلم |
| 20 | mimmen | kimseden | مِمَّنْ | - |
| 21 | keteme | gizledi | كَتَمَ | كتم |
| 22 | şehadeten | bir şahitliği/tanıklığı | شَهَادَةً | شهد |
| 23 | indehu | indinde/katında O’nun (Allah’ın) | عِنْدَهُ | عند |
| 24 | mine | مِنَ | - | |
| 25 | llahi | Allah’tan | اللَّهِ | - |
| 26 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 27 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 28 | bigafilin | gafil | بِغَافِلٍ | غفل |
| 29 | amma | عَمَّا | - | |
| 30 | tea'melune | yaptıklarınızdan | تَعْمَلُونَ | عمل |
Ayet 141
Şu; bir ümmet305; muhakkak ki gelip geçti ona (ümmete) kazandıkları; ve sizleredir kazandığınız; ve sual edilmezsiniz/sorulmazsınız yapar olduklarından.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | tilke | şu | تِلْكَ | - |
| 2 | ummetun | bir ümmet | أُمَّةٌ | امم |
| 3 | kad | muhakkak ki | قَدْ | - |
| 4 | halet | gelip geçti | خَلَتْ | خلو |
| 5 | leha | ona (ümmete) | لَهَا | - |
| 6 | ma | مَا | - | |
| 7 | kesebet | kazandıkları | كَسَبَتْ | كسب |
| 8 | velekum | ve sizleredir | وَلَكُمْ | - |
| 9 | ma | مَا | - | |
| 10 | kesebtum | kazandığınız | كَسَبْتُمْ | كسب |
| 11 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 12 | tuselune | sual edilmezsiniz | تُسْأَلُونَ | سال |
| 13 | amma | عَمَّا | - | |
| 14 | kanu | olduklarından | كَانُوا | كون |
| 15 | yea'melune | yaparlar | يَعْمَلُونَ | عمل |
Ayet 142
Diyecek insanlardan sefihler304: “Ne çevirdi onları kıblelerinden14 ki olmuştular üzerinde onun?”; de ki: “Allah'adır doğu ve batı; kılavuzlar (Allah) dilediği kimseyi dosdoğru bir yola doğru.”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | seyekulu | diyecek | سَيَقُولُ | قول |
| 2 | s-sufeha'u | ahmaklar | السُّفَهَاءُ | سفه |
| 3 | mine | -dan | مِنَ | - |
| 4 | n-nasi | insanlar- | النَّاسِ | نوس |
| 5 | ma | ne | مَا | - |
| 6 | vellahum | çevirdi onları | وَلَّاهُمْ | ولي |
| 7 | an | -nden | عَنْ | - |
| 8 | kibletihimu | kıbleleri- | قِبْلَتِهِمُ | قبل |
| 9 | lleti | ki | الَّتِي | - |
| 10 | kanu | oldular | كَانُوا | كون |
| 11 | aleyha | üzerinde onun | عَلَيْهَا | - |
| 12 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 13 | lillahi | Allah'adır | لِلَّهِ | - |
| 14 | l-meşriku | doğu | الْمَشْرِقُ | شرق |
| 15 | velmegribu | ve batı | وَالْمَغْرِبُ | غرب |
| 16 | yehdi | kılavuzlar (Allah) | يَهْدِي | هدي |
| 17 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 18 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 19 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 20 | siratin | bir yol- | صِرَاطٍ | صرط |
| 21 | mustekimin | dosdoğru | مُسْتَقِيمٍ | قوم |
Ayet 143
Ve işte böyledir; yaptık sizleri bir ümmet305; vasat/orta/hayırlı; olmanız için şahitler/tanıklar insanlar üzerine; ve olması için resûlün418 sizlere bir şahit/tanık; ve yapmış değiliz bir kıble14 ki oldunuz üzerinde onun; ancak belli etmek/bilmek için resûle418 tabi olan kimseyi kimseden; döner üzerinde iki topuğu; ve doğrusu oldu o (kıble) mutlak bir büyük (yük); dışında kimseye (ki) kılavuzladı192 Allah; ve olmuş değildir Allah giderir/boşa çıkarır imanınızı47 sizlerin; doğrusu Allah insanlara mutlak Raûf'tur15; Rahîm'dir2.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kezalike | ve işte böyledir | وَكَذَٰلِكَ | - |
| 2 | cealnakum | yaptık sizleri | جَعَلْنَاكُمْ | جعل |
| 3 | ummeten | bir ümmet | أُمَّةً | امم |
| 4 | veseten | vasat/orta/hayırlı | وَسَطًا | وسط |
| 5 | litekunu | olmanız için | لِتَكُونُوا | كون |
| 6 | şuheda'e | şahitler/tanıklar | شُهَدَاءَ | شهد |
| 7 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 8 | n-nasi | insanlar | النَّاسِ | نوس |
| 9 | ve yekune | ve olması için | وَيَكُونَ | كون |
| 10 | r-rasulu | resulün/elçinin | الرَّسُولُ | رسل |
| 11 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 12 | şehiden | bir şahit/tanık | شَهِيدًا | شهد |
| 13 | ve ma | ve değiliz | وَمَا | - |
| 14 | cealna | yapmış | جَعَلْنَا | جعل |
| 15 | l-kiblete | bir kıble | الْقِبْلَةَ | قبل |
| 16 | lleti | ki | الَّتِي | - |
| 17 | kunte | oldunuz | كُنْتَ | كون |
| 18 | aleyha | üzerinde onun | عَلَيْهَا | - |
| 19 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 20 | linea'leme | belli etmek için | لِنَعْلَمَ | علم |
| 21 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 22 | yettebiu | tabi olur | يَتَّبِعُ | تبع |
| 23 | r-rasule | resule/elçiye | الرَّسُولَ | رسل |
| 24 | mimmen | kimseden | مِمَّنْ | - |
| 25 | yenkalibu | döner | يَنْقَلِبُ | قلب |
| 26 | ala | üzerinde | عَلَىٰ | - |
| 27 | akibeyhi | iki topuğu | عَقِبَيْهِ | عقب |
| 28 | ve in | ve doğrusu | وَإِنْ | - |
| 29 | kanet | oldu o (kıble) | كَانَتْ | كون |
| 30 | lekebiraten | mutlak bir büyük (yük) | لَكَبِيرَةً | كبر |
| 31 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 32 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 33 | ellezine | kimse | الَّذِينَ | - |
| 34 | heda | kılavuzladı doğru yola | هَدَى | هدي |
| 35 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 36 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 37 | kane | olmuş | كَانَ | كون |
| 38 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 39 | liyudiya | giderir/boşa çıkarır | لِيُضِيعَ | ضيع |
| 40 | imanekum | imanınızı sizlerin | إِيمَانَكُمْ | امن |
| 41 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 42 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 43 | bin-nasi | insanlara | بِالنَّاسِ | نوس |
| 44 | lera'ufun | mutlak rauftur | لَرَءُوفٌ | راف |
| 45 | rahimun | rahîmdir | رَحِيمٌ | رحم |
Ayet 144
Muhakkak görürüz yüz çevirmeni göğe; öyle ki döndürürüz seni bir kıbleye14; razı olursun ona; öyleyse döndür yüzünü haram mescit158 tarafına doğru; ve olduğunuz her yerde öyle ki döndürün yüzlerinizi o tarafa doğru; ve doğrusu kimseler; verildiler kitap; mutlak bilirler ki o (kitap) bir hak/gerçek Rablerinden4; ve değildir Allah gâfil310 ne yaparlar onlar.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 2 | nera | görürüz | نَرَىٰ | راي |
| 3 | tekallube | çevirmeni | تَقَلُّبَ | قلب |
| 4 | vechike | yüzünü | وَجْهِكَ | وجه |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | s-semai | göğe | السَّمَاءِ | سمو |
| 7 | felenuvelliyenneke | öyle ki döndürürüz seni | فَلَنُوَلِّيَنَّكَ | ولي |
| 8 | kibleten | bir kıbleye | قِبْلَةً | قبل |
| 9 | terdaha | razı olursun ona | تَرْضَاهَا | رضو |
| 10 | fevelli | öyleyse döndür | فَوَلِّ | ولي |
| 11 | vecheke | yüzünü | وَجْهَكَ | وجه |
| 12 | şetra | tarafına doğru | شَطْرَ | شطر |
| 13 | l-mescidi | mescit/secde edilen yer | الْمَسْجِدِ | سجد |
| 14 | l-harami | haram | الْحَرَامِ | حرم |
| 15 | ve haysu | ve her yerde | وَحَيْثُ | حيث |
| 16 | ma | مَا | - | |
| 17 | kuntum | olduğunuz | كُنْتُمْ | كون |
| 18 | fevellu | öyle ki döndürün | فَوَلُّوا | ولي |
| 19 | vucuhekum | yüzlerinizi | وُجُوهَكُمْ | وجه |
| 20 | şetrahu | o tarafına doğru | شَطْرَهُ | شطر |
| 21 | ve inne | ve doğrusu | وَإِنَّ | - |
| 22 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 23 | utu | verildiler | أُوتُوا | اتي |
| 24 | l-kitabe | kitap | الْكِتَابَ | كتب |
| 25 | leyea'lemune | mutlak bilirler | لَيَعْلَمُونَ | علم |
| 26 | ennehu | ki o (kitap) | أَنَّهُ | - |
| 27 | l-hakku | bir hak/gerçek | الْحَقُّ | حقق |
| 28 | min | مِنْ | - | |
| 29 | rabbihim | Rablerinden | رَبِّهِمْ | ربب |
| 30 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 31 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 32 | bigafilin | gafil/habersiz/aymaz | بِغَافِلٍ | غفل |
| 33 | amma | ne | عَمَّا | - |
| 34 | yea'melune | yaparlar onlar | يَعْمَلُونَ | عمل |
Ayet 145
Ve eğer ki kitap verilmiş kimselere gelsen her türlü ayetle; tabi olur değillerdir senin kıblene14; ve sen (de) değilsin bir tabi olan onların kıblesine14; ve bir kısmı onların tabi olan değillerdir bir kısmının kıblesine14; ve eğer ki tabi olursan hevalarına onların sana gelen ilimden1143 sonrasında; doğrusu sen (olursun) o zaman mutlak zalimlerden.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velein | ve eğer ki | وَلَئِنْ | - |
| 2 | eteyte | gelsen | أَتَيْتَ | اتي |
| 3 | ellezine | kimselere | الَّذِينَ | - |
| 4 | utu | verildiler | أُوتُوا | اتي |
| 5 | l-kitabe | kitap | الْكِتَابَ | كتب |
| 6 | bikulli | her türlü | بِكُلِّ | كلل |
| 7 | ayetin | ayetle | ايَةٍ | ايي |
| 8 | ma | değildir | مَا | - |
| 9 | tebiu | tabi olurlar | تَبِعُوا | تبع |
| 10 | kibleteke | kıblene senin | قِبْلَتَكَ | قبل |
| 11 | ve ma | ve değilsin | وَمَا | - |
| 12 | ente | sen | أَنْتَ | - |
| 13 | bitabiin | bir tabi olan | بِتَابِعٍ | تبع |
| 14 | kibletehum | kıblesine onların | قِبْلَتَهُمْ | قبل |
| 15 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 16 | bea'duhum | bir kısmı onların | بَعْضُهُمْ | بعض |
| 17 | bitabiin | tabi olanlar | بِتَابِعٍ | تبع |
| 18 | kiblete | kıblesine | قِبْلَةَ | قبل |
| 19 | bea'din | bir kısmın | بَعْضٍ | بعض |
| 20 | veleini | ve eğer ki | وَلَئِنِ | - |
| 21 | ttebea'te | tabi olursan | اتَّبَعْتَ | تبع |
| 22 | ehva'ehum | hevalarına onların | أَهْوَاءَهُمْ | هوي |
| 23 | min | مِنْ | - | |
| 24 | bea'di | sonrasında | بَعْدِ | بعد |
| 25 | ma | مَا | - | |
| 26 | ca'eke | sana gelen | جَاءَكَ | جيا |
| 27 | mine | مِنَ | - | |
| 28 | l-ilmi | ilimden | الْعِلْمِ | علم |
| 29 | inneke | doğrusu sen (olursun) | إِنَّكَ | - |
| 30 | izen | o zaman | إِذًا | - |
| 31 | lemine | mutlak | لَمِنَ | - |
| 32 | z-zalimine | zalimlerden | الظَّالِمِينَ | ظلم |
Ayet 146
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler135; arif olup tanırlar onu* arif olup tanıdıkları gibi kendi oğullarını; ve doğrusu bir fırka/grup onlardan mutlak gizlerler hakkı/gerçeği; ve onlar bilirler (de).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | ateynahumu | verdik onlara | اتَيْنَاهُمُ | اتي |
| 3 | l-kitabe | kitap | الْكِتَابَ | كتب |
| 4 | yea'rifunehu | arif olup tanırlar onu | يَعْرِفُونَهُ | عرف |
| 5 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 6 | yea'rifune | arif olup tanıdıkları | يَعْرِفُونَ | عرف |
| 7 | ebna'ehum | kendi oğullarını | أَبْنَاءَهُمْ | بني |
| 8 | ve inne | ve doğrusu | وَإِنَّ | - |
| 9 | ferikan | bir fırka/grup | فَرِيقًا | فرق |
| 10 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 11 | leyektumune | mutlak gizlerler | لَيَكْتُمُونَ | كتم |
| 12 | l-hakka | hakkı/gerçeği | الْحَقَّ | حقق |
| 13 | vehum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 14 | yea'lemune | bilirler (de) | يَعْلَمُونَ | علم |
*Nebi ve resûl Muhammed.
Ayet 147
Hak/gerçek Rabbindendir4; öyle ki sakın olma şüphelenenlerden*.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | el-hakku | hak/gerçek | الْحَقُّ | حقق |
| 2 | min | مِنْ | - | |
| 3 | rabbike | Rabbindendir | رَبِّكَ | ربب |
| 4 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 5 | tekunenne | olma | تَكُونَنَّ | كون |
| 6 | mine | مِنَ | - | |
| 7 | l-mumterine | kuşkulananlardan/şüphelenenlerden | الْمُمْتَرِينَ | مري |
*Şüphede direnenler.
Ayet 148
Ve her birinedir (kimseye) bir yön; o (kimse) dönendir ona (yöne); öyle ki öne geçin hayırlarda olduğunuz her yerde; getirir sizleri Allah topluca; doğrusu Allah her bir şey üzerine Kadîr’dir177.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velikullin | ve her birinedir (kimseye) | وَلِكُلٍّ | كلل |
| 2 | vichetun | bir yön | وِجْهَةٌ | وجه |
| 3 | huve | o | هُوَ | - |
| 4 | muvelliha | dönendir ona (yöne) | مُوَلِّيهَا | ولي |
| 5 | festebiku | öyle ki öne geçin | فَاسْتَبِقُوا | سبق |
| 6 | l-hayrati | hayırlarda | الْخَيْرَاتِ | خير |
| 7 | eyne | her yerde | أَيْنَ | - |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | tekunu | olduğunuz | تَكُونُوا | كون |
| 10 | ye'ti | getirir | يَأْتِ | اتي |
| 11 | bikumu | sizleri | بِكُمُ | - |
| 12 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 13 | cemian | topluca | جَمِيعًا | جمع |
| 14 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 15 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 16 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 17 | kulli | her | كُلِّ | كلل |
| 18 | şey'in | şey | شَيْءٍ | شيا |
| 19 | kadirun | Kadîr’dir | قَدِيرٌ | قدر |
Ayet 149
Ve her nereden çıktın; öyle ki çevir yüzünü haram mescide158 doğru; ve doğrusu o* mutlak haktır/gerçektir Rabbinden4; ve Allah gâfil310 değildir yapar olduğunuzdan.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve min | ve | وَمِنْ | - |
| 2 | haysu | her nereden | حَيْثُ | حيث |
| 3 | haracte | çıktın | خَرَجْتَ | خرج |
| 4 | fevelli | öyle ki çevir | فَوَلِّ | ولي |
| 5 | vecheke | yüzünü | وَجْهَكَ | وجه |
| 6 | şetra | doğru | شَطْرَ | شطر |
| 7 | l-mescidi | mescit | الْمَسْجِدِ | سجد |
| 8 | l-harami | haram | الْحَرَامِ | حرم |
| 9 | ve innehu | ve doğrusu o (Kur’an) | وَإِنَّهُ | - |
| 10 | lelhakku | mutlak haktır/gerçektir | لَلْحَقُّ | حقق |
| 11 | min | -den | مِنْ | - |
| 12 | rabbike | Rabbin- | رَبِّكَ | ربب |
| 13 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 14 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 15 | bigafilin | gafil/habersiz/aymaz | بِغَافِلٍ | غفل |
| 16 | amma | عَمَّا | - | |
| 17 | tea'melune | yapar olduğunuzdan | تَعْمَلُونَ | عمل |
*Kur’ân.
Ayet 150
Ve her nereden çıktın, öyle ki döndür yüzünü haram mescide158 doğru; ve her nereyse olduğunuz; öyle ki döndürün yüzlerinizi ona (mescide) doğru; olmaması için insanlara aleyhinizde bir tartışma; onlardan (insanlardan) zulmetmiş kimseler dışındadır*; öyle ki haşyet53 duymayın onlara; ve haşyet53 duyun bana; ve tamamlamam için nimetimi sizlere; ve belki sizler kılavuzlanırsınız192.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve min | ve | وَمِنْ | - |
| 2 | haysu | her nereden | حَيْثُ | حيث |
| 3 | haracte | çıktın | خَرَجْتَ | خرج |
| 4 | fevelli | öyle ki döndür | فَوَلِّ | ولي |
| 5 | vecheke | yüzünü | وَجْهَكَ | وجه |
| 6 | şetra | doğru | شَطْرَ | شطر |
| 7 | l-mescidi | Mescide | الْمَسْجِدِ | سجد |
| 8 | l-harami | Haram | الْحَرَامِ | حرم |
| 9 | ve haysu | ve her nereyse | وَحَيْثُ | حيث |
| 10 | ma | مَا | - | |
| 11 | kuntum | olduğunuz | كُنْتُمْ | كون |
| 12 | fevellu | öyle ki döndürün | فَوَلُّوا | ولي |
| 13 | vucuhekum | yüzlerinizi | وُجُوهَكُمْ | وجه |
| 14 | şetrahu | ona (mescide) doğru | شَطْرَهُ | شطر |
| 15 | liella | için | لِئَلَّا | - |
| 16 | yekune | olmaması | يَكُونَ | كون |
| 17 | linnasi | insanlara | لِلنَّاسِ | نوس |
| 18 | aleykum | aleyhinizde | عَلَيْكُمْ | - |
| 19 | huccetun | bir tartışma | حُجَّةٌ | حجج |
| 20 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 21 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 22 | zelemu | zulmettiler | ظَلَمُوا | ظلم |
| 23 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 24 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 25 | tehşevhum | haşyet duymayın onlara | تَخْشَوْهُمْ | خشي |
| 26 | vehşevni | ve haşyet duyun bana | وَاخْشَوْنِي | خشي |
| 27 | veliutimme | ve tamamlamam için | وَلِأُتِمَّ | تمم |
| 28 | nia'meti | nimetimi | نِعْمَتِي | نعم |
| 29 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 30 | veleallekum | ve belki sizler | وَلَعَلَّكُمْ | - |
| 31 | tehtedune | doğru yola kılavuzlanırsınız | تَهْتَدُونَ | هدي |
*Zulmetmiş kimseler haksız yere aleyhinize bir tartışma her daim başlatır.
Ayet 151
Gönderdiğimiz gibi* içinizden bir resûl418; sizlerden; okur sizlere ayetlerimizi; ve saflaştırır sizleri; ve bilir yapar sizleri; kitabı ve hikmeti303; ve bilir yapar sizleri asla bilir olmadığınızı.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 2 | erselna | gönderdiğimiz | أَرْسَلْنَا | رسل |
| 3 | fikum | içinizden | فِيكُمْ | - |
| 4 | rasulen | bir resul | رَسُولًا | رسل |
| 5 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 6 | yetlu | okur | يَتْلُو | تلو |
| 7 | aleykum | size | عَلَيْكُمْ | - |
| 8 | ayatina | ayetlerimizi | ايَاتِنَا | ايي |
| 9 | ve yuzekkikum | ve saflaştırır sizleri | وَيُزَكِّيكُمْ | زكو |
| 10 | ve yuallimukumu | ve bilir yapar sizleri | وَيُعَلِّمُكُمُ | علم |
| 11 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 12 | velhikmete | ve hikmeti | وَالْحِكْمَةَ | حكم |
| 13 | ve yuallimukum | ve bilir yapar sizleri | وَيُعَلِّمُكُمْ | علم |
| 14 | ma | مَا | - | |
| 15 | lem | asla | لَمْ | - |
| 16 | tekunu | olmazsınız | تَكُونُوا | كون |
| 17 | tea'lemune | bilirsiniz | تَعْلَمُونَ | علم |
*Doğru yola kılavuzlamayı Yüce Allah hikmet içeren kutsal kitaplarla yapar. Bu kitapları da resûller aracılığıyla deklere eder.
Ayet 152
Öyle ki zikredin/hatırlayın beni; (ki) zikrederim/hatırlarım sizleri; ve şükredin43 bana; ve kâfirlik25 etmeyin bana.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fezkuruni | öyle ki zikredin/hatırlayın beni | فَاذْكُرُونِي | ذكر |
| 2 | ezkurkum | zikrederim/hatırlarım sizleri | أَذْكُرْكُمْ | ذكر |
| 3 | veşkuru | ve şükredin | وَاشْكُرُوا | شكر |
| 4 | li | bana | لِي | - |
| 5 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 6 | tekfuruni | kâfirlik etmeyin bana | تَكْفُرُونِ | كفر |
Ayet 153
Ey iman47 etmiş kimseler! Yardım/destek isteyin sabırla51; ve salâtla5; doğrusu Allah birliktedir sabredenlerle51.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَاأَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | steiynu | yardım/destek isteyin | اسْتَعِينُوا | عون |
| 5 | bis-sabri | sabırla/metanetli direnmeyle | بِالصَّبْرِ | صبر |
| 6 | ve ssalati | ve salatla | وَالصَّلَاةِ | صلو |
| 7 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 8 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 9 | mea | birliktedir | مَعَ | - |
| 10 | s-sabirine | sabredenlerle/metanetli direnenlerle | الصَّابِرِينَ | صبر |
Ayet 154
Demeyin Allah yolunda336 katledilmiş35 kimse için; ölülerdir/mevtalardır; evet! dirilerdir; ve lakin/ancak (sizler) anlamazsınız.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve la | وَلَا | - | |
| 2 | tekulu | demeyin | تَقُولُوا | قول |
| 3 | limen | kimse için | لِمَنْ | - |
| 4 | yuktelu | katledildi | يُقْتَلُ | قتل |
| 5 | fi | -nda | فِي | - |
| 6 | sebili | yolu- | سَبِيلِ | سبل |
| 7 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 8 | emvatun | ölüler/mevtalar | أَمْوَاتٌ | موت |
| 9 | bel | Evet | بَلْ | - |
| 10 | ehya'un | dirilerdir | أَحْيَاءٌ | حيي |
| 11 | velakin | fakat | وَلَٰكِنْ | - |
| 12 | la | لَا | - | |
| 13 | teş'urune | anlamazsınız | تَشْعُرُونَ | شعر |
Ayet 155
*Ve mutlak belalandırırız256 sizleri bir şeyle; korkudan; ve açlıktan; ve noksanlık/eksilme mallardan ve nefislerden201; ve ürünlerden; ve müjdele sabredenleri51.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velenebluvennekum | ve mutlak belalandırırız sizleri | وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ | بلو |
| 2 | bişey'in | bir şeyle | بِشَيْءٍ | شيا |
| 3 | mine | مِنَ | - | |
| 4 | l-havfi | korkudan | الْخَوْفِ | خوف |
| 5 | velcui | ve açlıktan | وَالْجُوعِ | جوع |
| 6 | ve neksin | ve noksanlık/eksilme | وَنَقْصٍ | نقص |
| 7 | mine | مِنَ | - | |
| 8 | l-emvali | mallardan | الْأَمْوَالِ | مول |
| 9 | vel'enfusi | ve nefislerden | وَالْأَنْفُسِ | نفس |
| 10 | vessemerati | ve ürünlerinizin | وَالثَّمَرَاتِ | ثمر |
| 11 | vebeşşiri | ve müjdele | وَبَشِّرِ | بشر |
| 12 | s-sabirine | sabredenleri | الصَّابِرِينَ | صبر |
*Detaylı inceleme için;Musibetler Allah’ın bilgisi ve izni ile gerçekleşir.
Ayet 156
Kimseler (ki) isabet ettiği zaman onlara bir musibet311 derler: “Doğrusu biz Allah içiniz; ve doğrusu biz O'na dönenleriz.”
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 3 | esabethum | isabet ettiği onlara | أَصَابَتْهُمْ | صوب |
| 4 | musibetun | bir musibet | مُصِيبَةٌ | صوب |
| 5 | kalu | derler | قَالُوا | قول |
| 6 | inna | doğrusu biz | إِنَّا | - |
| 7 | lillahi | Allah içiniz | لِلَّهِ | - |
| 8 | ve inna | ve doğrusu biz | وَإِنَّا | - |
| 9 | ileyhi | O'na | إِلَيْهِ | - |
| 10 | raciune | dönenleriz | رَاجِعُونَ | رجع |
Ayet 157
İşte bunlar; onlaradır salâtlar22 Rablerinden4; ve bir rahmet271; ve işte bunlar; onlardır kılavuzlular192.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 2 | aleyhim | onlaradır | عَلَيْهِمْ | - |
| 3 | salevatun | salatlar | صَلَوَاتٌ | صلو |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | rabbihim | Rablerinden | رَبِّهِمْ | ربب |
| 6 | ve rahmetun | ve bir rahmet | وَرَحْمَةٌ | رحم |
| 7 | ve ulaike | ve işte bunlar | وَأُولَٰئِكَ | - |
| 8 | humu | onlardır | هُمُ | - |
| 9 | l-muhtedune | doğru yola kılavuzlular | الْمُهْتَدُونَ | هدي |
Ayet 158
Doğrusu safa1309 ve merve1310 şiarlarındandır312 Allah'ın; öyle ki kim hac etti beyti32 ya da ziyaret etti; öyle ki yoktur günah onun üzerine ki tavaf eder/dolaşır o ikisini (safa ve merve); ve kim gönüllü oldu bir hayra/iyiliğe öyle ki doğrusu Allah Şâkir’dir313; Alîm’dir8.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | s-safa | Safa | الصَّفَا | - |
| 3 | velmervete | ve Merve | وَالْمَرْوَةَ | - |
| 4 | min | مِنْ | - | |
| 5 | şeaairi | şiarlarındandır | شَعَائِرِ | شعر |
| 6 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 7 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 8 | hacce | hacc etti | حَجَّ | حجج |
| 9 | l-beyte | beyti | الْبَيْتَ | بيت |
| 10 | evi | ya da | أَوِ | - |
| 11 | a'temera | ziyaret etti | اعْتَمَرَ | عمر |
| 12 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 13 | cunaha | günah | جُنَاحَ | جنح |
| 14 | aleyhi | onun üzerine | عَلَيْهِ | - |
| 15 | en | ki | أَنْ | - |
| 16 | yettavvefe | tavaf eder/dolaşır | يَطَّوَّفَ | طوف |
| 17 | bihima | o ikisini | بِهِمَا | - |
| 18 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 19 | tetavvea | gönüllü oldu | تَطَوَّعَ | طوع |
| 20 | hayran | bir hayra | خَيْرًا | خير |
| 21 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 22 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 23 | şakirun | Şâkir’dir | شَاكِرٌ | شكر |
| 24 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Ayet 159
Doğrusu kimseler; gizlerler indirdiğimizi beyanatlardan226 ve kılavuzdan192; beyan226 etmemizden sonra onu insanlara kitapta*; işte bunlardır, lanet280 eder onlara Allah; ve lanet280 eder onlara lanet280 edenler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | yektumune | gizlerler | يَكْتُمُونَ | كتم |
| 4 | ma | مَا | - | |
| 5 | enzelna | indirdiğimizi | أَنْزَلْنَا | نزل |
| 6 | mine | مِنَ | - | |
| 7 | l-beyyinati | beyenatlardan | الْبَيِّنَاتِ | بين |
| 8 | velhuda | ve doğru yola kılavuzdan | وَالْهُدَىٰ | هدي |
| 9 | min | مِنْ | - | |
| 10 | bea'di | sonradan | بَعْدِ | بعد |
| 11 | ma | مَا | - | |
| 12 | beyyennahu | beyan ettik onu | بَيَّنَّاهُ | بين |
| 13 | linnasi | insanlar için | لِلنَّاسِ | نوس |
| 14 | fi | فِي | - | |
| 15 | l-kitabi | kitapta | الْكِتَابِ | كتب |
| 16 | ulaike | işte bunlardır | أُولَٰئِكَ | - |
| 17 | yel'anuhumu | lanet eder onlara | يَلْعَنُهُمُ | لعن |
| 18 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 19 | ve yel'anuhumu | ve lanet eder onlara | وَيَلْعَنُهُمُ | لعن |
| 20 | l-lainune | lanet edenler | اللَّاعِنُونَ | لعن |
*Kutsal kitap.
Ayet 160
Dışındadır kimseler; tevbe33 ettiler; ve ıslah316 oldular; ve beyan/deklere ettiler*; öyle ki işte bunlardır; tevbe33 ederim onların üzerine; ve benim Tevvâb191; Rahîm2.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | tabu | tevbe ettiler | تَابُوا | توب |
| 4 | ve eslehu | ve ıslah olduler | وَأَصْلَحُوا | صلح |
| 5 | ve beyyenu | ve beyan/deklere ettiler | وَبَيَّنُوا | بين |
| 6 | feulaike | öyle ki işte bunlardır | فَأُولَٰئِكَ | - |
| 7 | etubu | tevbe ederim | أَتُوبُ | توب |
| 8 | aleyhim | onların üzerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 9 | ve ena | ve benim | وَأَنَا | - |
| 10 | t-tevvabu | Tevvâb | التَّوَّابُ | توب |
| 11 | r-rahimu | Rahîm | الرَّحِيمُ | رحم |
*2:159 ayetinde işaret edilen, Yüce Allah'ın indirdiği beyanatları yani kutsal kitapları (Yüce Allah'ın biricik dini olan İslam'ı) katıksız, halis şekilde deklere ettiler.
Ayet 161
Doğrusu kimseler; kâfirlik25 ettiler; ve öldüler -ve onlar kâfirler25 (olarak)- işte bunlar; onların üzerinedir Allah'ın laneti280; ve meleklerin (de); ve insanların (da); topluca.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | keferu | kâfirlik ettiler | كَفَرُوا | كفر |
| 4 | ve matu | ve öldüler | وَمَاتُوا | موت |
| 5 | vehum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 6 | kuffarun | bir kâfirler | كُفَّارٌ | كفر |
| 7 | ulaike | işte bunlardır | أُولَٰئِكَ | - |
| 8 | aleyhim | üzerinedir onların | عَلَيْهِمْ | - |
| 9 | lea'netu | laneti | لَعْنَةُ | لعن |
| 10 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 11 | velmelaiketi | ve meleklerin | وَالْمَلَائِكَةِ | ملك |
| 12 | ve nnasi | ve insanların | وَالنَّاسِ | نوس |
| 13 | ecmeiyne | topluca | أَجْمَعِينَ | جمع |
Ayet 162
Ölümsüzler185 orada*; hafifletilmez onlardan azap; ve değildir onlar gözetilirler**.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | halidine | ölümsüzler | خَالِدِينَ | خلد |
| 2 | fiha | orada | فِيهَا | - |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | yuhaffefu | hafifletilmez | يُخَفَّفُ | خفف |
| 5 | anhumu | onlardan | عَنْهُمُ | - |
| 6 | l-azabu | azap | الْعَذَابُ | عذب |
| 7 | ve la | ve olmaz | وَلَا | - |
| 8 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 9 | yunzerune | gözetilirler | يُنْظَرُونَ | نظر |
*Cehennemde.**İlgilenilmez, bakılmaz.
Ayet 163
Ve ilâhınız bir tek ilâhtır; yoktur ilâh O'nun dışında; Rahmân1; Rahîm2.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ilahukum | ve ilahınız | وَإِلَٰهُكُمْ | اله |
| 2 | ilahun | ilahtır | إِلَٰهٌ | اله |
| 3 | vahidun | bir tek | وَاحِدٌ | وحد |
| 4 | la | yoktur | لَا | - |
| 5 | ilahe | ilah | إِلَٰهَ | اله |
| 6 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 7 | huve | O'nun | هُوَ | - |
| 8 | r-rahmanu | Rahman | الرَّحْمَٰنُ | رحم |
| 9 | r-rahimu | Rahîm | الرَّحِيمُ | رحم |
Ayet 164
Doğrusu yaratılışında göklerin ve yerin; ve halifeliğinde* gece ve gündüzün; ve gemilerde -ki akar bahrda236 faydalı olmasıyla insanlara-; indirdiğinde Allah'ın gökten bir sudan -öyle ki diriltti onunla** yeri ölümü sonrası onun***; ve yaydı orada**** her bir dâbbeden599-; ve evirip çevirmesinde gök180 ve yer arasındaki emre hazırlanmış rüzgârları ve bulutları; mutlak ayetlerdir237 akleden bir kavme/topluma.
*Yerine geçmesi.**Suyla.***Yerin.****Yerde.
Ayet 165
Ve insanlardan kim tutar/edinir Allah'ın astından eşitler/denkler (ki) severler onları sever gibi Allah'ı; ve iman47 etmiş kimseler (ise) şiddetlidir sevgide Allah’a; ancak, görür zulmetmiş kimseler gördükleri zaman azabı ki kuvvet/güç Allah'adır topluca; ve doğrusu Allah şiddetlidir azapta.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve mine | ve | وَمِنَ | - |
| 2 | n-nasi | insanlardan | النَّاسِ | نوس |
| 3 | men | kim | مَنْ | - |
| 4 | yettehizu | tutar/edinir | يَتَّخِذُ | اخذ |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | duni | astından | دُونِ | دون |
| 7 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 8 | endaden | eşitler/denkler | أَنْدَادًا | ندد |
| 9 | yuhibbunehum | severler onları | يُحِبُّونَهُمْ | حبب |
| 10 | kehubbi | sever gibi | كَحُبِّ | حبب |
| 11 | llahi | Allah'ı | اللَّهِ | - |
| 12 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 13 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 14 | eşeddu | şiddetli | أَشَدُّ | شدد |
| 15 | hubben | sevgisi | حُبًّا | حبب |
| 16 | lillahi | Allah’a | لِلَّهِ | - |
| 17 | velev | velev ki, | وَلَوْ | - |
| 18 | yera | görse | يَرَى | راي |
| 19 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 20 | zelemu | zulm ettiler | ظَلَمُوا | ظلم |
| 21 | iz | zaman | إِذْ | - |
| 22 | yeravne | gördükleri | يَرَوْنَ | راي |
| 23 | l-azabe | azabı | الْعَذَابَ | عذب |
| 24 | enne | doğrusu | أَنَّ | - |
| 25 | l-kuvvete | kuvvet/güç | الْقُوَّةَ | قوي |
| 26 | lillahi | Allah'adır | لِلَّهِ | - |
| 27 | cemian | topluca/bütünüyle | جَمِيعًا | جمع |
| 28 | ve enne | ve doğrusu | وَأَنَّ | - |
| 29 | llahe | Allah'ın | اللَّهَ | - |
| 30 | şedidu | şiddetlidir | شَدِيدُ | شدد |
| 31 | l-azabi | azapta | الْعَذَابِ | عذب |
Ayet 166
Serbestleştiği zaman tabi olunmuş kimseler tabi olmuş kimselerden; ve gördüler azabı; ve kesildi onlarla bağlar.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | iz | o zaman | إِذْ | - |
| 2 | teberrae | özgürleşti/serbest kaldı | تَبَرَّأَ | برا |
| 3 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 4 | ttubiu | tabi olunmuş | اتُّبِعُوا | تبع |
| 5 | mine | مِنَ | - | |
| 6 | ellezine | kimselerden | الَّذِينَ | - |
| 7 | ttebeu | tabi olmuş | اتَّبَعُوا | تبع |
| 8 | ve raevu | ve gördüler | وَرَأَوُا | راي |
| 9 | l-azabe | azabı | الْعَذَابَ | عذب |
| 10 | vetekattaat | ve kesildi | وَتَقَطَّعَتْ | قطع |
| 11 | bihimu | onlarla | بِهِمُ | - |
| 12 | l-esbabu | bağlar | الْأَسْبَابُ | سبب |
Ayet 167
Ve dedi tabi olmuş kimseler: “Keşke ki (olsa) bizlere bir dönüş; öyle ki serbestleşiriz onlardan; serbestleştikleri gibi bizden”; işte budur; gösterir onlara Allah eylemlerini/yaptıklarını; hasretler* (vardır) onlara; ve onlar ateşten çıkanlar değildir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kale | ve dedi | وَقَالَ | قول |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | ttebeu | tabi olmuş | اتَّبَعُوا | تبع |
| 4 | lev | keşke | لَوْ | - |
| 5 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 6 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 7 | kerraten | bir dönüş | كَرَّةً | كرر |
| 8 | feneteberrae | öyle ki serbestleşiriz | فَنَتَبَرَّأَ | برا |
| 9 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 10 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 11 | teberra'u | serbestleştikleri | تَبَرَّءُوا | برا |
| 12 | minna | bizden | مِنَّا | - |
| 13 | kezalike | işte budur | كَذَٰلِكَ | - |
| 14 | yurihimu | gösterir onlara | يُرِيهِمُ | راي |
| 15 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 16 | ea'malehum | eylemlerini/yaptıklarını onların | أَعْمَالَهُمْ | عمل |
| 17 | haseratin | hasretler | حَسَرَاتٍ | حسر |
| 18 | aleyhim | onlara | عَلَيْهِمْ | - |
| 19 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 20 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 21 | biharicine | çıkarlar | بِخَارِجِينَ | خرج |
| 22 | mine | -ten | مِنَ | - |
| 23 | n-nari | ateş- | النَّارِ | نور |
*Dünyaya dönüp tek tanrıcılardan olma arzusu, isteği, hasreti.
Ayet 168
Ey insanlar! Yiyin yerdekinden/yeryüzündekinden; güzel/iyi bir helaldir; ve tabi olmayın şeytânın29 adımlarına; doğrusu o (şeytân) sizlere apaçık bir düşmandır.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | n-nasu | insanlar | النَّاسُ | نوس |
| 3 | kulu | yiyin | كُلُوا | اكل |
| 4 | mimma | مِمَّا | - | |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | l-erdi | yerdekinden/yeryüzündekinden | الْأَرْضِ | ارض |
| 7 | halalen | bir helal | حَلَالًا | حلل |
| 8 | tayyiben | güzel/iyi | طَيِّبًا | طيب |
| 9 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 10 | tettebiu | ve tabi olmayın | تَتَّبِعُوا | تبع |
| 11 | hutuvati | adımlarına | خُطُوَاتِ | خطو |
| 12 | ş-şeytani | şeytanın | الشَّيْطَانِ | شطن |
| 13 | innehu | doğrusu o | إِنَّهُ | - |
| 14 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 15 | aduvvun | düşmandır | عَدُوٌّ | عدو |
| 16 | mubinun | apaçık | مُبِينٌ | بين |
Ayet 169
Ancak emreder (şeytan) onlara kötülüğü ve fâhşayı81; ve ki söylersiniz Allah üzerine bilmediğinizi.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | innema | ancak | إِنَّمَا | - |
| 2 | ye'murukum | emreder onlara | يَأْمُرُكُمْ | امر |
| 3 | bis-su'i | kötülüğü | بِالسُّوءِ | سوا |
| 4 | velfehşa'i | ve fahşayı | وَالْفَحْشَاءِ | فحش |
| 5 | ve en | ve ki | وَأَنْ | - |
| 6 | tekulu | söylersiniz | تَقُولُوا | قول |
| 7 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 8 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 9 | ma | مَا | - | |
| 10 | la | لَا | - | |
| 11 | tea'lemune | bilmediğinizi | تَعْلَمُونَ | علم |
Ayet 170
Ve denildiği zaman onlara; tabi olun Allah'ın indirdiğine*; dediler: "Evet! Tabi oluruz atalarımızı üzerinde bulduğumuza317”; şayet ataları onların akletmezler562 bir şey ve kılavuzlanmazlar192 olmuş olsa da mı?
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | kile | denildiği | قِيلَ | قول |
| 3 | lehumu | onlara | لَهُمُ | - |
| 4 | ttebiu | tabi olun | اتَّبِعُوا | تبع |
| 5 | ma | مَا | - | |
| 6 | enzele | indirdiğine | أَنْزَلَ | نزل |
| 7 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 8 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 9 | bel | Evet! | بَلْ | - |
| 10 | nettebiu | tabi oluruz | نَتَّبِعُ | تبع |
| 11 | ma | مَا | - | |
| 12 | elfeyna | bulduğumuza | أَلْفَيْنَا | لفو |
| 13 | aleyhi | üzerinde | عَلَيْهِ | - |
| 14 | aba'ena | atalarımızı | ابَاءَنَا | ابو |
| 15 | evelev | şayet | أَوَلَوْ | - |
| 16 | kane | olmuş olsa da mı | كَانَ | كون |
| 17 | aba'uhum | ataları onların | ابَاؤُهُمْ | ابو |
| 18 | la | لَا | - | |
| 19 | yea'kilune | akletmezler | يَعْقِلُونَ | عقل |
| 20 | şey'en | bir şey | شَيْئًا | شيا |
| 21 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 22 | yehtedune | ve doğru yola kılavuzlanmazlar | يَهْتَدُونَ | هدي |
*Kutsal kitap.
Ayet 171
Ve kâfirlik25 etmiş kimselerin misali misali gibidir kimse (ki) haykırır işitmeze385; ancak bir çağırmadır ve bir nida/sesleniştir sağırlara, dilsizlere, körlere; öyle ki onlar (kâfirler) akletmezler562.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve meselu | ve misali | وَمَثَلُ | مثل |
| 2 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 3 | keferu | kâfirlik ettiler | كَفَرُوا | كفر |
| 4 | kemeseli | misali gibidir | كَمَثَلِ | مثل |
| 5 | llezi | kimsenin | الَّذِي | - |
| 6 | yen'iku | haykırır | يَنْعِقُ | نعق |
| 7 | bima | بِمَا | - | |
| 8 | la | لَا | - | |
| 9 | yesmeu | işitmeze | يَسْمَعُ | سمع |
| 10 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 11 | duaa'en | bir çağırma | دُعَاءً | دعو |
| 12 | ve nida'en | ve bir nida/sesleniş | وَنِدَاءً | ندو |
| 13 | summun | sağırlara | صُمٌّ | صمم |
| 14 | bukmun | dilsizlere | بُكْمٌ | بكم |
| 15 | umyun | körlere | عُمْيٌ | عمي |
| 16 | fehum | öyle ki onlar | فَهُمْ | - |
| 17 | la | لَا | - | |
| 18 | yea'kilune | akletmezler | يَعْقِلُونَ | عقل |
Ayet 172
Ey iman47 etmiş kimseler! Yiyin sizleri rızıklandırdığımızın iyilerinden/güzellerinden; ve şükredin43 Allah'a eğer olduysanız sadece O'na kulluk46 ederler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | kulu | yiyin | كُلُوا | اكل |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | tayyibati | iyisinden/güzelinden | طَيِّبَاتِ | طيب |
| 7 | ma | مَا | - | |
| 8 | razeknakum | rızıklandırdığımızın sizleri | رَزَقْنَاكُمْ | رزق |
| 9 | veşkuru | ve şükredin | وَاشْكُرُوا | شكر |
| 10 | lillahi | Allah'a | لِلَّهِ | - |
| 11 | in | eğer | إِنْ | - |
| 12 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 13 | iyyahu | sadece ona | إِيَّاهُ | - |
| 14 | tea'budune | kulluk edersiniz | تَعْبُدُونَ | عبد |
Ayet 173
Ancak haram kıldı318 sizlere ölüyü/leşi; ve kanı; ve domuz etini; ve kendisi Allah'tan başkası için adak edilmişi; öyle ki kim zorlandı -aranmaksızın ve sınırı aşmaksızın- öyle ki yoktur günah onun üzerine; doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | innema | ancak | إِنَّمَا | - |
| 2 | harrame | haram kıldı | حَرَّمَ | حرم |
| 3 | aleykumu | sizlere | عَلَيْكُمُ | - |
| 4 | l-meytete | ölüyü/leşi | الْمَيْتَةَ | موت |
| 5 | ve ddeme | ve kanı | وَالدَّمَ | دمو |
| 6 | velehme | ve etini | وَلَحْمَ | لحم |
| 7 | l-hinziri | domuz | الْخِنْزِيرِ | خنزر |
| 8 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 9 | uhille | adak edilmişi | أُهِلَّ | < |
| 10 | bihi | kendisi | بِهِ | - |
| 11 | ligayri | başkası için | لِغَيْرِ | غير |
| 12 | llahi | Allah'tan | اللَّهِ | - |
| 13 | femeni | öyle ki kim | فَمَنِ | - |
| 14 | dturra | zorlandı | اضْطُرَّ | ضرر |
| 15 | gayra | غَيْرَ | غير | |
| 16 | bagin | aranmaksızın | بَاغٍ | بغي |
| 17 | ve la | وَلَا | - | |
| 18 | aadin | ve sınırı aşmaksızın | عَادٍ | عدو |
| 19 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 20 | isme | günah | إِثْمَ | اثم |
| 21 | aleyhi | onun üzerine | عَلَيْهِ | - |
| 22 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 23 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 24 | gafurun | Gafûr’dur. | غَفُورٌ | غفر |
| 25 | rahimun | Rahîm’dir. | رَحِيمٌ | رحم |
Ayet 174
Doğrusu kimseler (ki) gizlerler Allah'ın indirdiğini kitaptan*; ve satarlar onu az bir fiyata; işte bunlar; yer/tüketir değillerdir karınlarında; ancak ateştir; ve konuşmaz onlara Allah kıyamet günü148; ve arındırmaz onları; ve onlaradır elim/acıklı bir azap.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | yektumune | gizlerler | يَكْتُمُونَ | كتم |
| 4 | ma | مَا | - | |
| 5 | enzele | indirdiğini | أَنْزَلَ | نزل |
| 6 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 7 | mine | مِنَ | - | |
| 8 | l-kitabi | kitaptan | الْكِتَابِ | كتب |
| 9 | ve yeşterune | ve satarlar | وَيَشْتَرُونَ | شري |
| 10 | bihi | onu | بِهِ | - |
| 11 | semenen | fiyata | ثَمَنًا | ثمن |
| 12 | kalilen | az bir | قَلِيلًا | قلل |
| 13 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 14 | ma | değildir | مَا | - |
| 15 | ye'kulune | yerler | يَأْكُلُونَ | اكل |
| 16 | fi | فِي | - | |
| 17 | butunihim | karınlarında | بُطُونِهِمْ | بطن |
| 18 | illa | ancak | إِلَّا | - |
| 19 | n-nara | ateş | النَّارَ | نور |
| 20 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 21 | yukellimuhumu | konuşmaz onlara | يُكَلِّمُهُمُ | كلم |
| 22 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 23 | yevme | günü | يَوْمَ | يوم |
| 24 | l-kiyameti | kıyamet | الْقِيَامَةِ | قوم |
| 25 | ve la | وَلَا | - | |
| 26 | yuzekkihim | ve arındırmaz onları | يُزَكِّيهِمْ | زكو |
| 27 | velehum | ve onlaradır | وَلَهُمْ | - |
| 28 | azabun | bir azap | عَذَابٌ | عذب |
| 29 | elimun | elim/acıklı | أَلِيمٌ | الم |
*Kutsal kitap.
Ayet 175
İşte bunlar; kimselerdir (ki) satın aldılar dalaleti128 kılavuzla192*; ve azabı** (da) mağfiretle319; öyle ki onları ateşe karşı sabrettiren51 nedir!
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 2 | ellezine | kimselerdir | الَّذِينَ | - |
| 3 | şteravu | satın aldılar | اشْتَرَوُا | شري |
| 4 | d-delalete | dalaleti | الضَّلَالَةَ | ضلل |
| 5 | bil-huda | doğru yola kılavuzla | بِالْهُدَىٰ | هدي |
| 6 | vel'azabe | ve azapla | وَالْعَذَابَ | عذب |
| 7 | bil-megfirati | mağfiretle | بِالْمَغْفِرَةِ | غفر |
| 8 | fema | öyle ki | فَمَا | - |
| 9 | esberahum | sabrettirendir onları | أَصْبَرَهُمْ | صبر |
| 10 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 11 | n-nari | ateşe | النَّارِ | نور |
*Doğru yolu verip sapkın yol olan dalaleti satın aldılar.**Mağfireti verip azabı satın aldılar.
Ayet 176
İşte budur; ki Allah indirdi kitabı* hakla/gerçekle; ve doğrusu kimseler anlaşmazlığa düştüler kitapta*; mutlak uzak bir ayrılık içindedirler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | zalike | işte budur | ذَٰلِكَ | - |
| 2 | bienne | ki | بِأَنَّ | - |
| 3 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 4 | nezzele | indirdi | نَزَّلَ | نزل |
| 5 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 6 | bil-hakki | hakla/gerçekle | بِالْحَقِّ | حقق |
| 7 | ve inne | ve doğrusu | وَإِنَّ | - |
| 8 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 9 | htelefu | anlaşmazlığa düştüler | اخْتَلَفُوا | خلف |
| 10 | fi | فِي | - | |
| 11 | l-kitabi | kitapta | الْكِتَابِ | كتب |
| 12 | lefi | mutlak | لَفِي | - |
| 13 | şikakin | bir ayrılıktadır | شِقَاقٍ | شقق |
| 14 | beiydin | uzak | بَعِيدٍ | بعد |
*Kutsal kitap.
Ayet 177
Erdem değildir ki çevirirsiniz yüzlerinizi doğu ve batı kıbleye14; fakat erdem kimsededir (ki) iman47 etti Allah'a ve ahiret gününe; ve meleklere; ve kitaba* ve nebilere132; ve verdi malını -üzerindedir sevgisi-; yakında olanlara; ve yetimlere; ve açlık sınırında yaşayanlara; ve yolun oğluna/evsize; ve isteyenlere/talep edenlere; ve boyunlardadır (boyunduruğu çözmededir); ve ikame572 etti salâtı5; ve verdi zekâtı10; ve yerine getirenlerdedir antlaşmalarını antlaştıkları zaman; ve sabredenlerdedir51 sefalette/sıkıntıda; ve başı darda/bunalımda; ve seferberlik zamanında; işte bunlar; doğru kimselerdir; ve işte bunlar; onlardır takva sahipleri21.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | leyse | değildir | لَيْسَ | ليس |
| 2 | l-birra | erdem | الْبِرَّ | برر |
| 3 | en | ki | أَنْ | - |
| 4 | tuvellu | çevirirsiniz | تُوَلُّوا | ولي |
| 5 | vucuhekum | yüzlerinizi | وُجُوهَكُمْ | وجه |
| 6 | kibele | kıbleye/yönüne | قِبَلَ | قبل |
| 7 | l-meşriki | doğu | الْمَشْرِقِ | شرق |
| 8 | velmegribi | ve batı | وَالْمَغْرِبِ | غرب |
| 9 | velakinne | fakat | وَلَٰكِنَّ | - |
| 10 | l-birra | erdem | الْبِرَّ | برر |
| 11 | men | kimsededir | مَنْ | - |
| 12 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 13 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 14 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 15 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 16 | velmelaiketi | ve meleklere | وَالْمَلَائِكَةِ | ملك |
| 17 | velkitabi | ve kitaba (Kur’an’a) | وَالْكِتَابِ | كتب |
| 18 | ve nnebiyyine | ve nebilere/peygamberlere | وَالنَّبِيِّينَ | نبا |
| 19 | ve ata | ve verdi | وَاتَى | اتي |
| 20 | l-male | malını | الْمَالَ | مول |
| 21 | ala | üzerindedir | عَلَىٰ | - |
| 22 | hubbihi | sevgisi | حُبِّهِ | حبب |
| 23 | zevi | olanlara | ذَوِي | - |
| 24 | l-kurba | yakında | الْقُرْبَىٰ | قرب |
| 25 | velyetama | ve yetimlere | وَالْيَتَامَىٰ | يتم |
| 26 | velmesakine | ve açlık sınırında yaşayanlara | وَالْمَسَاكِينَ | سكن |
| 27 | vebne | ve oğluna | وَابْنَ | بني |
| 28 | s-sebili | yolun | السَّبِيلِ | سبل |
| 29 | ve ssailine | ve isteyenlere/talep edenlere | وَالسَّائِلِينَ | سال |
| 30 | ve fi | ve | وَفِي | - |
| 31 | r-rikabi | boyunlardadır (boyunduruğu çözmededir) | الرِّقَابِ | رقب |
| 32 | ve ekame | ve dikti/ayağa kaldırdı | وَأَقَامَ | قوم |
| 33 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 34 | ve ata | ve verdi | وَاتَى | اتي |
| 35 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 36 | velmufune | ve yerine getirenler | وَالْمُوفُونَ | وفي |
| 37 | biahdihim | antlaşmalarını | بِعَهْدِهِمْ | عهد |
| 38 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 39 | aahedu | antlaştıkları | عَاهَدُوا | عهد |
| 40 | ve ssabirine | ve sabrederler/metanetli direnirler | وَالصَّابِرِينَ | صبر |
| 41 | fi | فِي | - | |
| 42 | l-be'sa'i | sefalette/sıkıntıda | الْبَأْسَاءِ | باس |
| 43 | ve dderra'i | ve başı darda/bunalımda | وَالضَّرَّاءِ | ضرر |
| 44 | ve hine | ve zamanında | وَحِينَ | حين |
| 45 | l-be'si | seferberlik | الْبَأْسِ | باس |
| 46 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 47 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 48 | sadeku | doğrular | صَدَقُوا | صدق |
| 49 | ve ulaike | ve işte bunlar | وَأُولَٰئِكَ | - |
| 50 | humu | onlardır | هُمُ | - |
| 51 | l-muttekune | muttakiler | الْمُتَّقُونَ | وقي |
*Kur'ân'a.
Ayet 178
Ey iman47 etmiş kimseler! Katletmelerde yazıldı üzerinize kısas320 ; hür hüredir; köle köleyedir; kadın kadınadır; öyle ki kim affedildi; kardeşinden ona bir şey (affetme); öyle ki bir tabi* olmadır marufa291; ve bir ödemedir** ona güzellikle; işte bu bir hafifletmedir Rabbinizden; ve rahmettir; öyle ki kim sınırı aşarsa bunun sonrası onadır elim/acıklı bir azap.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | kutibe | yazıldı | كُتِبَ | كتب |
| 5 | aleykumu | üzerinize | عَلَيْكُمُ | - |
| 6 | l-kisasu | kısas | الْقِصَاصُ | قصص |
| 7 | fi | فِي | - | |
| 8 | l-katla | katletmelerde | الْقَتْلَى | قتل |
| 9 | l-hurru | hür | الْحُرُّ | حرر |
| 10 | bil-hurri | hüre | بِالْحُرِّ | حرر |
| 11 | vel'abdu | köle | وَالْعَبْدُ | عبد |
| 12 | bil-abdi | köleye | بِالْعَبْدِ | عبد |
| 13 | vel'unsa | kadın | وَالْأُنْثَىٰ | انث |
| 14 | bil-unsa | kadına | بِالْأُنْثَىٰ | انث |
| 15 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 16 | ufiye | affedildi | عُفِيَ | عفو |
| 17 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 18 | min | مِنْ | - | |
| 19 | ehihi | kardeşinden onun | أَخِيهِ | اخو |
| 20 | şey'un | bir şey | شَيْءٌ | شيا |
| 21 | fettibaun | öyle ki bir tabi olma | فَاتِّبَاعٌ | تبع |
| 22 | bil-mea'rufi | marufa | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 23 | veeda'un | ve ödeme | وَأَدَاءٌ | ادي |
| 24 | ileyhi | ona | إِلَيْهِ | - |
| 25 | biihsanin | güzellikle | بِإِحْسَانٍ | حسن |
| 26 | zalike | işte bu | ذَٰلِكَ | - |
| 27 | tehfifun | bir hafifletme | تَخْفِيفٌ | خفف |
| 28 | min | مِنْ | - | |
| 29 | rabbikum | Rabbinizden | رَبِّكُمْ | ربب |
| 30 | ve rahmetun | ve rahmettir | وَرَحْمَةٌ | رحم |
| 31 | femeni | öyle ki kim | فَمَنِ | - |
| 32 | a'teda | sınırı aşarsa | اعْتَدَىٰ | عدو |
| 33 | bea'de | sonrası | بَعْدَ | بعد |
| 34 | zalike | bunun | ذَٰلِكَ | - |
| 35 | feluhu | öyle ki onadır | ||
| 36 | azabun | bir azap | عَذَابٌ | عذب |
| 37 | elimun | elim/acıklı | أَلِيمٌ | الم |
*Katleden kimse ölüm kısasından affedilirse bile toplumun marufla belirlediği cezaya çekmelidir. **Katleden kimse tazminat ödemelidir. Bu ödeme güzel bir anlaşmayla yapılmalıdır.
Ayet 179
Ve sizleredir kısasta320 bir hayat*; ey mantık sahipleri! Belki sizler takvalı21 olursunuz.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velekum | ve sizleredir | وَلَكُمْ | - |
| 2 | fi | فِي | - | |
| 3 | l-kisasi | kısasta | الْقِصَاصِ | قصص |
| 4 | hayatun | bir hayat | حَيَاةٌ | حيي |
| 5 | ya uli | Ey sahipleri | يَا أُولِي | اول |
| 6 | l-elbabi | mantık | الْأَلْبَابِ | لبب |
| 7 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 8 | tettekune | takvalı olursunuz | تَتَّقُونَ | وقي |
*Katletmeye meyilli kimselerin kısasla sayılarının ve genetik geçirgenliklerinin azalması diğer insanlara hayat verir. Diğer insanların yaşama olasılığını artırır. Ayrıca caydırıcı bir ceza olması da insanların suç işleme oranını mutlak ki azaltır.
Ayet 180
Yazıldı üzerinize; geldiği/ulaştığı/ziyaret ettiği zaman birine sizlerden ölüm; eğer terk ettiyse/bıraktıysa bir hayır; bir haktır* vasiyet321 anaya babaya ve yakınlık sahiplerine marufla291 ; takva sahipleri21 üzerinedir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kutibe | yazıldı | كُتِبَ | كتب |
| 2 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 3 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 4 | hadera | geldiği/ulaştığı/ziyaret ettiği | حَضَرَ | حضر |
| 5 | ehadekumu | birine sizlerden | أَحَدَكُمُ | احد |
| 6 | l-mevtu | ölüm | الْمَوْتُ | موت |
| 7 | in | eğer | إِنْ | - |
| 8 | terake | terk ettiyse/bıraktıysa | تَرَكَ | ترك |
| 9 | hayran | bir hayır | خَيْرًا | خير |
| 10 | l-vesiyyetu | vasiyyet | الْوَصِيَّةُ | وصي |
| 11 | lilvalideyni | anaya babaya | لِلْوَالِدَيْنِ | ولد |
| 12 | vel'ekrabine | ve yakınlık sahiplerine | وَالْأَقْرَبِينَ | قرب |
| 13 | bil-mea'rufi | marufla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 14 | hakkan | bir haktır/gerçektir | حَقًّا | حقق |
| 15 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 16 | l-muttekine | muttakiler | الْمُتَّقِينَ | وقي |
*Vasiyet bırakmak engellenemez bir haktır. Ana-babanın ve yakınlık sahiplerinin bu vasiyette hakkı gözetilmelidir.
Ayet 181
Öyle ki kim değiştirdi onu (vasiyeti) işitmesi sonrası onu; öyle ki günahı onun ancak onu değiştiren kimselerin üzerinedir; doğrusu Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 2 | beddelehu | değiştirdi onu (vasiyeti) | بَدَّلَهُ | بدل |
| 3 | bea'dema | sonrası | بَعْدَمَا | بعد |
| 4 | semiahu | işitmesi onu | سَمِعَهُ | سمع |
| 5 | feinnema | öyle ki ancak | فَإِنَّمَا | - |
| 6 | ismuhu | günahı onun | إِثْمُهُ | اثم |
| 7 | ala | üzerinedir | عَلَى | - |
| 8 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 9 | yubeddilunehu | değiştirirler onu | يُبَدِّلُونَهُ | بدل |
| 10 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 11 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 12 | semiun | Semî’dir | سَمِيعٌ | سمع |
| 13 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Ayet 182
Öyle ki kim korktu vasiyet321 edenden; bir yanlış/sapma/haksızlık veya bir günah (işlemesinden); öyle ki düzeltti aralarını onların*; öyle ki yoktur günah onun** üzerine; doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 2 | hafe | korktu | خَافَ | خوف |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | musin | vasiyet edenden | مُوصٍ | وصي |
| 5 | cenefen | bir yanlış/sapma/haksızlık | جَنَفًا | جنف |
| 6 | ev | veya | أَوْ | - |
| 7 | ismen | bir günah (işlemesinden) | إِثْمًا | اثم |
| 8 | feesleha | öyle ki düzelti | فَأَصْلَحَ | صلح |
| 9 | beynehum | aralarını onların | بَيْنَهُمْ | بين |
| 10 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 11 | isme | günah | إِثْمَ | اثم |
| 12 | aleyhi | onun üzerine | عَلَيْهِ | - |
| 13 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 14 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 15 | gafurun | Gafûr’dur | غَفُورٌ | غفر |
| 16 | rahimun | Rahîm’dir | رَحِيمٌ | رحم |
*Vasiyet eden kimseyle vasiyet edilen kimselerin hakkı çiğnemesine engel olup aralarını düzeltti.**Düzelten kimse.
Ayet 183
Ey iman etmiş kimseler!* Yazıldı üzerinize siyam/oruç322; yazıldığı gibi sizden önceki kimseler üzerine**; belki sizler takvalı21 olursunuz***.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | kutibe | yazıldı | كُتِبَ | كتب |
| 5 | aleykumu | üzerinize | عَلَيْكُمُ | - |
| 6 | s-siyamu | siyam/oruç | الصِّيَامُ | صوم |
| 7 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 8 | kutibe | yazıldığı | كُتِبَ | كتب |
| 9 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 10 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | kablikum | sizden önceki | قَبْلِكُمْ | قبل |
| 13 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 14 | tettekune | takvalı olursunuz | تَتَّقُونَ | وقي |
*Siyam/oruç sadece iman etmiş kimselere yazılmıştır. Kur'an'a iman etmemiş kimselere siyam/oruç asla zorlanamaz. **Geçmiş ümmetlere de siyam/oruç yazılmıştır.***Siyam/oruç Yüce Allah'ın razı olmayacağı davranışlardan sakınmak olan takvayı artırır.
Ayet 184
Günlerdir sayılı/adetli; öyle ki kim oldu sizlerden bir hasta ya da sefer üzerinde; öyle ki adetincedir başka günlerden; ve üzerinedir kimselerin -tâkatını kullanırlar- bir fidye; doyurur bir miskini; öyle ki kim gönüllü oldu bir hayra/iyiliğe öyle ki o hayırdır/iyiliktir ona; ve ki siyam/oruç322 tutarsınız; hayırdır/iyiliktir sizlere eğer olduysanız bilirler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | eyyamen | günlerdir | أَيَّامًا | يوم |
| 2 | mea'dudatin | sayılı/adetli | مَعْدُودَاتٍ | عدد |
| 3 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 4 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 5 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 6 | meridan | bir hasta | مَرِيضًا | مرض |
| 7 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 8 | ala | عَلَىٰ | - | |
| 9 | seferin | sefer üzerinde | سَفَرٍ | سفر |
| 10 | feiddetun | öyle ki adetince | فَعِدَّةٌ | عدد |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | eyyamin | günlerden | أَيَّامٍ | يوم |
| 13 | uhara | başka | أُخَرَ | اخر |
| 14 | ve ala | ve üzerinedir | وَعَلَى | - |
| 15 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 16 | yutikunehu | tâkatını kullanırlar | يُطِيقُونَهُ | طوق |
| 17 | fidyetun | bir fidye | فِدْيَةٌ | فدي |
| 18 | taaamu | doyurur | طَعَامُ | طعم |
| 19 | miskinin | bir miskini | مِسْكِينٍ | سكن |
| 20 | fe men | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 21 | tetavvea | gönüllü oldu | تَطَوَّعَ | طوع |
| 22 | hayran | bir hayra | خَيْرًا | خير |
| 23 | fehuve | öyle ki o | فَهُوَ | - |
| 24 | hayrun | hayırlıdır | خَيْرٌ | خير |
| 25 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 26 | ve en | ve ki | وَأَنْ | - |
| 27 | tesumu | savm/oruç tutarsınız | تَصُومُوا | صوم |
| 28 | hayrun | hayırlıdır | خَيْرٌ | خير |
| 29 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 30 | in | eğer | إِنْ | - |
| 31 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 32 | tea'lemune | bilirler | تَعْلَمُونَ | علم |
Ayet 185
Ramazan946 ayı ki indirildi onda Kur'ân850; bir kılavuz192 insanlara; ve bir beyanat226 kılavuzdan192; ve furkân259; öyle ki kim tanık/şahit oldu sizlerden o aya; öyle ki siyam/oruç322 tutsun onda; ve kim oldu bir hasta ya da bir sefer üzerinde; öyle ki adetincedir başka günlerden; ister/diler Allah sizlere kolaylık; ve istemez/dilemez sizlere güçlük/zorluk*; ve bütünlemeniz/tamamlamanız içindir adeti/sayıyı; ve yüceltmeniz içindir Allah'ı sizleri kılavuzlamasına192 karşı; ve belki sizler şükredersiniz43.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | şehru | ayı | شَهْرُ | شهر |
| 2 | ramedane | ramazan | رَمَضَانَ | - |
| 3 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 4 | unzile | indirildi | أُنْزِلَ | نزل |
| 5 | fihi | onda | فِيهِ | - |
| 6 | l-kuranu | Kur'an | الْقُرْانُ | قرا |
| 7 | huden | bir doğru yol kılavuz | هُدًى | هدي |
| 8 | linnasi | insanlara | لِلنَّاسِ | نوس |
| 9 | ve beyyinatin | ve bir beyanat | وَبَيِّنَاتٍ | بين |
| 10 | mine | مِنَ | - | |
| 11 | l-huda | doğru yola kılavuzdan | الْهُدَىٰ | هدي |
| 12 | velfurkani | ve furkan | وَالْفُرْقَانِ | فرق |
| 13 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 14 | şehide | tanık/şahit oldu | شَهِدَ | شهد |
| 15 | minkumu | sizlerden | مِنْكُمُ | - |
| 16 | ş-şehra | o aya | الشَّهْرَ | شهر |
| 17 | felyesumhu | öyle ki savm/oruç tutsun onda | فَلْيَصُمْهُ | صوم |
| 18 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 19 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 20 | meridan | bir hasta | مَرِيضًا | مرض |
| 21 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 22 | ala | üzerinde | عَلَىٰ | - |
| 23 | seferin | bir sefer | سَفَرٍ | سفر |
| 24 | feiddetun | öyle ki adetincedir | فَعِدَّةٌ | عدد |
| 25 | min | مِنْ | - | |
| 26 | eyyamin | günlerden | أَيَّامٍ | يوم |
| 27 | uhara | başka | أُخَرَ | اخر |
| 28 | yuridu | ister/diler | يُرِيدُ | رود |
| 29 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 30 | bikumu | sizlere | بِكُمُ | - |
| 31 | l-yusra | kolaylık | الْيُسْرَ | يسر |
| 32 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 33 | yuridu | istemez/dilemez | يُرِيدُ | رود |
| 34 | bikumu | sizlere | بِكُمُ | - |
| 35 | l-usra | güçlük/zorluk | الْعُسْرَ | عسر |
| 36 | velitukmilu | ve bütünlemeniz/tamamlamanız için | وَلِتُكْمِلُوا | كمل |
| 37 | l-iddete | adeti/sayıyı | الْعِدَّةَ | عدد |
| 38 | velitukebbiru | ve yüceltmeniz için | وَلِتُكَبِّرُوا | كبر |
| 39 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 40 | ala | karşı | عَلَىٰ | - |
| 41 | ma | مَا | - | |
| 42 | hedakum | doğru yola kılavuzlamasına sizleri | هَدَاكُمْ | هدي |
| 43 | veleallekum | ve belki sizler | وَلَعَلَّكُمْ | - |
| 44 | teşkurune | şükredersiniz | تَشْكُرُونَ | شكر |
*Yüce Allah insanlara nerede bir kolaylık sağlamışsa şeytan o şeyi zorlaştırmaya çalışmıştır. Savm/oruç da böyledir. İnsanlar Yüce Allah'ın kolay kıldığını sorularla, detaylarla zorlaştırmaktadır. Zorlaştırma şeytanın vesvesesidir.
Ayet 186
Ve sual ettiği/sorduğu zaman sana kullarım benden; öyle ki doğrusu ben yakınım323; cevap veririm duacının/çağırıcının duasına/çağrısına dua ettiği zaman bana; öyleyse cevap versinler324 bana; ve iman47 etsinler bana; belki onlar doğru/olgun yola ulaşırlar.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | seeleke | sual ettiği sana | سَأَلَكَ | سال |
| 3 | ibadi | kullarım | عِبَادِي | عبد |
| 4 | anni | benden | عَنِّي | - |
| 5 | feinni | öyle ki doğrusu ben | فَإِنِّي | - |
| 6 | karibun | yakınım | قَرِيبٌ | قرب |
| 7 | ucibu | cevap veririm | أُجِيبُ | جوب |
| 8 | dea'vete | duasına/çağrısına | دَعْوَةَ | دعو |
| 9 | d-dai | duacının/çağırıcının | الدَّاعِ | دعو |
| 10 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 11 | deaani | dua ettiği bana | دَعَانِ | دعو |
| 12 | felyestecibu | öyleyse cevap versinler | فَلْيَسْتَجِيبُوا | جوب |
| 13 | li | bana | لِي | - |
| 14 | velyu'minu | ve iman etsinler | وَلْيُؤْمِنُوا | امن |
| 15 | bi | bana | بِي | - |
| 16 | leallehum | belki onlar | لَعَلَّهُمْ | - |
| 17 | yerşudune | doğru/olgun yola ulaşırlar | يَرْشُدُونَ | رشد |
Ayet 187
Helal kılındı sizlere siyam/oruç322 gecesi cinsellik içeren davranışlar kadınlarınıza karşı; onlardır bir elbise sizlere; ve sizlersiniz bir elbise onlara; bildi Allah ki sizler kandırır/aldatır/hainlik eder oldunuz kendi nefislerinize201; öyle ki tevbe etti33 (Allah) üzerinize; ve affetti (Allah) sizleri; öyle ki şimdi cinsellik içeren ten tene temas kurun onlara; ve arayın/bakının Allah'ın sizlere yazdığına; ve yiyin; ve için; ta ki beyan olur sizlere beyaz iplik siyah iplikten; fecirde*; sonra tamamlayın siyamı/orucu322 geceye doğru; cinsellik içeren ten tene temas kurmayın onlara ve sizler itikâf325 içindeler (-ken) mescitlerde16* işte şu; hudutlarıdır Allah'ın; öyle ki yaklaşmayın ona; işte budur; beyan226 eder Allah ayetlerini insanlara; belki onlar takvalı21 olurlar.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | uhille | helal kılındı | أُحِلَّ | حلل |
| 2 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 3 | leylete | gecesi | لَيْلَةَ | ليل |
| 4 | s-siyami | siyam/oruç | الصِّيَامِ | صوم |
| 5 | r-rafesu | cinsellik içeren davranışlar | الرَّفَثُ | رفث |
| 6 | ila | karşı | إِلَىٰ | - |
| 7 | nisaikum | kadınlarınıza | نِسَائِكُمْ | نسو |
| 8 | hunne | onlardır | هُنَّ | - |
| 9 | libasun | bir elbise | لِبَاسٌ | لبس |
| 10 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 11 | ve entum | ve sizlersiniz | وَأَنْتُمْ | - |
| 12 | libasun | bir elbise | لِبَاسٌ | لبس |
| 13 | lehunne | onlara | لَهُنَّ | - |
| 14 | alime | bildi | عَلِمَ | علم |
| 15 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 16 | ennekum | ki sizler | أَنَّكُمْ | - |
| 17 | kuntum | oldunuz | كُنْتُمْ | كون |
| 18 | tehtanune | kandırır/aldatır/hainlik eder | تَخْتَانُونَ | خون |
| 19 | enfusekum | kendi nefislerinize | أَنْفُسَكُمْ | نفس |
| 20 | fetabe | öyle ki tevbe etti | فَتَابَ | توب |
| 21 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 22 | ve afa | ve affetti | وَعَفَا | عفو |
| 23 | ankum | sizlerden | عَنْكُمْ | - |
| 24 | felane | öyle ki şimdi | فَالْانَ | - |
| 25 | başiruhunne | cinsellik içeren ten tene temas kurun onlara | بَاشِرُوهُنَّ | بشر |
| 26 | vebtegu | ve arayın/bakının | وَابْتَغُوا | بغي |
| 27 | ma | مَا | - | |
| 28 | ketebe | yazdığını | كَتَبَ | كتب |
| 29 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 30 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 31 | ve kulu | ve yiyin | وَكُلُوا | اكل |
| 32 | veşrabu | ve için | وَاشْرَبُوا | شرب |
| 33 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 34 | yetebeyyene | beyan olur | يَتَبَيَّنَ | بين |
| 35 | lekumu | sizlere | لَكُمُ | - |
| 36 | l-haytu | iplik | الْخَيْطُ | خيط |
| 37 | l-ebyedu | beyaz | الْأَبْيَضُ | بيض |
| 38 | mine | مِنَ | - | |
| 39 | l-hayti | iplikten | الْخَيْطِ | خيط |
| 40 | l-esvedi | siyah | الْأَسْوَدِ | سود |
| 41 | mine | مِنَ | - | |
| 42 | l-fecri | fecrin/şafağın | الْفَجْرِ | فجر |
| 43 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 44 | etimmu | tamamlayın | أَتِمُّوا | تمم |
| 45 | s-siyame | siyamı/orucu | الصِّيَامَ | صوم |
| 46 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 47 | l-leyli | geceye | اللَّيْلِ | ليل |
| 48 | ve la | وَلَا | - | |
| 49 | tubaşiruhunne | cinsellik içeren ten tene temas kurmayın onlara | تُبَاشِرُوهُنَّ | بشر |
| 50 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 51 | aakifune | itikâf içindeler | عَاكِفُونَ | عكف |
| 52 | fi | فِي | - | |
| 53 | l-mesacidi | mescitlerde | الْمَسَاجِدِ | سجد |
| 54 | tilke | işte şu | تِلْكَ | - |
| 55 | hududu | hudutlarıdır | حُدُودُ | حدد |
| 56 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 57 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 58 | tekrabuha | yaklaşmayın ona | تَقْرَبُوهَا | قرب |
| 59 | kezalike | işte budur | كَذَٰلِكَ | - |
| 60 | yubeyyinu | beyan eder | يُبَيِّنُ | بين |
| 61 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 62 | ayatihi | ayetlerini | ايَاتِهِ | ايي |
| 63 | linnasi | insanlara | لِلنَّاسِ | نوس |
| 64 | leallehum | belki onlar | لَعَلَّهُمْ | - |
| 65 | yettekune | takvalı olurlar | يَتَّقُونَ | وقي |
*Tan yeri ağarmaya başladığında.**Evin bir bölümünde yoğunlaşmış şekilde Kur'an çalışmak, Kur'an öğrenmek, Yüce Allah'ı çağırmak.
Ayet 188
Ve yemeyin* mallarınızı aranızda batılla199; ve sarkıtıp sunmayın onu hükmedenlere doğru**; yemeniz için günahla bir fırkasını/kısmını insanların mallarından***; ve sizler bilirsiniz (onu).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 2 | te'kulu | yemeyin | تَأْكُلُوا | اكل |
| 3 | emvalekum | mallarınızı | أَمْوَالَكُمْ | مول |
| 4 | beynekum | aranızda | بَيْنَكُمْ | بين |
| 5 | bil-batili | batılla | بِالْبَاطِلِ | بطل |
| 6 | ve tudlu | ve sarkıtıp sunmayın | وَتُدْلُوا | دلو |
| 7 | biha | onu | بِهَا | - |
| 8 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 9 | l-hukkami | hükmedenlere | الْحُكَّامِ | حكم |
| 10 | lite'kulu | yemeniz için | لِتَأْكُلُوا | اكل |
| 11 | ferikan | bir fırkasını/kısmını | فَرِيقًا | فرق |
| 12 | min | مِنْ | - | |
| 13 | emvali | mallarından | أَمْوَالِ | مول |
| 14 | n-nasi | insanların | النَّاسِ | نوس |
| 15 | bil-ismi | günahla | بِالْإِثْمِ | اثم |
| 16 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 17 | tea'lemune | bilirsiniz (onu) | تَعْلَمُونَ | علم |
*Başkasının malına haksız yere çökmeyin. **Hüküm verme yetkisi olan kimselere rüşvet vermeyin.***Haksız yere insanların malına çöküp yemek günahtır.
Ayet 189
Sual ederler/sorarlar sana hilallerden; de ki: "O belirlenmiş vakitlerdir insanlar için ve hac327 için; ve yoktur erdemlilik gelmenizde/varmanızda evlere arkalarından onun328*; velakin erdemlilik takvalı olmuş kimsedir; ve gelin/varın evlere kapılarından onun328*; ve takvalı21 olun Allah'a; belki sizler felaha326 kavuşursunuz.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yeseluneke | sual ederler sana | يَسْأَلُونَكَ | سال |
| 2 | ani | عَنِ | - | |
| 3 | l-ehilleti | hilallerden | الْأَهِلَّةِ | هلل |
| 4 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 5 | hiye | o | هِيَ | - |
| 6 | mevakitu | belirlenmiş vakitlerdir | مَوَاقِيتُ | وقت |
| 7 | linnasi | insanlar için | لِلنَّاسِ | نوس |
| 8 | velhacci | ve hac için | وَالْحَجِّ | حجج |
| 9 | veleyse | ve yoktur | وَلَيْسَ | ليس |
| 10 | l-birru | erdemlilik | الْبِرُّ | برر |
| 11 | bien | بِأَنْ | - | |
| 12 | te'tu | gelmenizde/varmanızda | تَأْتُوا | اتي |
| 13 | l-buyute | evlere | الْبُيُوتَ | بيت |
| 14 | min | مِنْ | - | |
| 15 | zuhuriha | arkalarından onun | ظُهُورِهَا | ظهر |
| 16 | velakinne | ve lakin/fakat | وَلَٰكِنَّ | - |
| 17 | l-birra | erdemlilik | الْبِرَّ | برر |
| 18 | meni | kimsedir | مَنِ | - |
| 19 | tteka | takvalı oldu | اتَّقَىٰ | وقي |
| 20 | ve'tu | ve gelin/varın | وَأْتُوا | اتي |
| 21 | l-buyute | evlere | الْبُيُوتَ | بيت |
| 22 | min | مِنْ | - | |
| 23 | ebvabiha | kapılarından onun | أَبْوَابِهَا | بوب |
| 24 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 25 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 26 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 27 | tuflihune | felaha kavuşursunuz | تُفْلِحُونَ | فلح |
*Evin.
Ayet 190
Ve katledin35 Allah yolunda331 kimseleri (ki) katlederler35 sizleri; ve sınırı aşmayın; doğrusu Allah sevmez sınırı aşanları.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve katilu | ve katledin | وَقَاتِلُوا | قتل |
| 2 | fi | فِي | - | |
| 3 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 4 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 5 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 6 | yukatilunekum | katlederler sizleri | يُقَاتِلُونَكُمْ | قتل |
| 7 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 8 | tea'tedu | sınırı aşmayın | تَعْتَدُوا | عدو |
| 9 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 10 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 11 | la | لَا | - | |
| 12 | yuhibbu | sevmez | يُحِبُّ | حبب |
| 13 | l-mua'tedine | sınırı aşanları | الْمُعْتَدِينَ | عدو |
Ayet 191
Ve katledin35 onları bulduğunuz yerde; ve çıkarın onları çıkardıkları yerden sizleri; ve fitne332 daha şiddetlidir katletmekten35; katletmeyin35 onları haram mescit158 yanında; ta ki katlederler35 sizleri orada; öyle ki eğer katlettiler35 sizleri öyle ki katledin35 onları; işte böyledir cezası/karşılığı kâfirlerin25.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vektuluhum | ve katledin onları | وَاقْتُلُوهُمْ | قتل |
| 2 | haysu | yerde | حَيْثُ | حيث |
| 3 | sekiftumuhum | buldunuz onları | ثَقِفْتُمُوهُمْ | ثقف |
| 4 | ve ehricuhum | ve çıkarın onları | وَأَخْرِجُوهُمْ | خرج |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | haysu | yerden | حَيْثُ | حيث |
| 7 | ehracukum | çıkardılar sizleri | أَخْرَجُوكُمْ | خرج |
| 8 | velfitnetu | ve fitne | وَالْفِتْنَةُ | فتن |
| 9 | eşeddu | daha şiddetlidir | أَشَدُّ | شدد |
| 10 | mine | مِنَ | - | |
| 11 | l-katli | katletmekten | الْقَتْلِ | قتل |
| 12 | ve la | وَلَا | - | |
| 13 | tukatiluhum | katletmeyin onları | تُقَاتِلُوهُمْ | قتل |
| 14 | inde | yanında | عِنْدَ | عند |
| 15 | l-mescidi | mescit | الْمَسْجِدِ | سجد |
| 16 | l-harami | haram | الْحَرَامِ | حرم |
| 17 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 18 | yukatilukum | katlederler sizleri | يُقَاتِلُوكُمْ | قتل |
| 19 | fihi | orada | فِيهِ | - |
| 20 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 21 | katelukum | katlettiler sizleri | قَاتَلُوكُمْ | قتل |
| 22 | fektuluhum | öyle ki katledin onları | فَاقْتُلُوهُمْ | قتل |
| 23 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 24 | ceza'u | cezası/karşılığı | جَزَاءُ | جزي |
| 25 | l-kafirine | kâfirlerin | الْكَافِرِينَ | كفر |
Ayet 192
Ve eğer geri dururlarsa/sonlandırırlarsa; öyle ki doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | feini | ve eğer | فَإِنِ | - |
| 2 | ntehev | geri dururlarsa/sonlandırırlarsa | انْتَهَوْا | نهي |
| 3 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 4 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 5 | gafurun | Gafûr’dur | غَفُورٌ | غفر |
| 6 | rahimun | Rahîm’dir | رَحِيمٌ | رحم |
Ayet 193
Ve katledin35 onları; ta ki olmaz bir fitne332; ve olur din122 Allah'ın; öyle ki eğer geri dururlarsa/son verirlerse; öyle ki olmaz düşmanlık; dışındadır* zalimler üzerine (olan)334.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kâtilûhum | ve katledin onları | وَقَاتِلُوهُمْ | قتل |
| 2 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 3 | la | لَا | - | |
| 4 | tekune | olmaz | تَكُونَ | كون |
| 5 | fitnetun | bir fitne | فِتْنَةٌ | فتن |
| 6 | ve yekune | ve olur | وَيَكُونَ | كون |
| 7 | d-dinu | din | الدِّينُ | دين |
| 8 | lillahi | Allah'ın | لِلَّهِ | - |
| 9 | feini | öyle ki eğer | فَإِنِ | - |
| 10 | ntehev | geri dururlarsa/son verirlerse | انْتَهَوْا | نهي |
| 11 | fela | öyle ki olmaz | فَلَا | - |
| 12 | udvane | düşmanlık | عُدْوَانَ | عدو |
| 13 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 14 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 15 | z-zalimine | zalimler | الظَّالِمِينَ | ظلم |
*Zalimlere karşı her daim düşmanlık yapılır.
Ayet 194
Haram ay34 haram ayladır34; ve hürmetler kısaslıdır/karşılıklıdır335; öyle ki, kim sınırı aştı sizlere; öyle ki sınırı aşın ona; sınırı aştığı misliyle870 sizlere; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki Allah beraberdir takva21 sahipleriyle.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | eş-şehru | ay | الشَّهْرُ | شهر |
| 2 | l-haramu | haram | الْحَرَامُ | حرم |
| 3 | biş-şehri | ayladır | بِالشَّهْرِ | شهر |
| 4 | l-harami | haram | الْحَرَامِ | حرم |
| 5 | velhurumatu | ve hürmetler | وَالْحُرُمَاتُ | حرم |
| 6 | kisasun | kısaslıdır | قِصَاصٌ | قصص |
| 7 | femeni | öyle ki kim | فَمَنِ | - |
| 8 | a'teda | sınırı aştı sizlere | اعْتَدَىٰ | عدو |
| 9 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 10 | fea'tedu | öyle ki sınırı aşın | فَاعْتَدُوا | عدو |
| 11 | aleyhi | ona | عَلَيْهِ | - |
| 12 | bimisli | misliyle | بِمِثْلِ | مثل |
| 13 | ma | مَا | - | |
| 14 | a'teda | sınırı aştığı | اعْتَدَىٰ | عدو |
| 15 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 16 | vetteku | takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 17 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 18 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 19 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 20 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 21 | mea | beraberdir | مَعَ | - |
| 22 | l-muttekine | muttakilerle | الْمُتَّقِينَ | وقي |
Ayet 195
Ve infak6 edin Allah yolunda336; ve atmayın (kendinizi) ellerinizle tehlikeye doğru*; ve iyilik/güzellik yapın**; doğrusu Allah sever iyilik/güzellik yapanları.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve enfiku | ve infak edin | وَأَنْفِقُوا | نفق |
| 2 | fi | فِي | - | |
| 3 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 4 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 5 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 6 | tulku | atmayın | تُلْقُوا | لقي |
| 7 | bieydikum | ellerinizle | بِأَيْدِيكُمْ | يدي |
| 8 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 9 | t-tehluketi | tehlikeye | التَّهْلُكَةِ | هلك |
| 10 | ve ehsinu | ve iyilik/güzellik yapın | وَأَحْسِنُوا | حسن |
| 11 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 12 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 13 | yuhibbu | sever | يُحِبُّ | حبب |
| 14 | l-muhsinine | iyilik/güzellik yapanları | الْمُحْسِنِينَ | حسن |
*Göre göre tehlikeye doğru ilerlemek tek tanrıcı inancına uygun değildir. Tek tanrıcılar tehlikelere karşı tedbirli olur.**Tek tanrıcılar iyilik/güzellik yapar. Bulundukları her yerde ve zamanda iyiliği ve güzelliği hakim kılarlar. Yüce Allah'ın da kendilerini sevdiğini tüm kalpleriyle hissederler. İyilik/güzellik yapanlara Yüce Allah iyilikle/güzellikle cevap verir; karşılık verir.
Ayet 196
Ve tamamlayın haccı327 ve umreyi337 Allah için; öyle ki eğer kısıtlanırsanız o durumda kolayınıza gelenidir* hediyeden338; tıraş etmeyin başlarınızı339; ta ki ulaşır hediye338 kendi mahalline/yerine; öyle ki kim oldu sizlerden bir hasta ya da (oldu) onda (kimsede) başından bir rahatsızlık341; öyle ki (vardır) bir fidye siyamdan/oruçtan322 ya da sadakadan342** ya da nusuktan169; öyle ki emin olduğunuz zaman öyle ki kim metalandı/faydalandı umreyle doğru/kadar hacca; öyle ki (vardır) kolayına geldiği* hediyeden338; öyle ki kim asla bulamaz (hediye)340 öyle ki (vardır) bir siyam/oruç üç gün hacta; ve (vardır) yedi döndüğünüz zaman; işte şu (ki) ondur tamamı340; işte bu***; kimseleredir (ki) asla olmaz ahalisi onun hazır (da) haram mescitte; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin; doğrusu Allah şiddetlidir akabinde.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve etimmu | ve tamamlayın | وَأَتِمُّوا | تمم |
| 2 | l-hacce | haccı | الْحَجَّ | حجج |
| 3 | vel'umrate | ve umreyi | وَالْعُمْرَةَ | عمر |
| 4 | lillahi | Allah için | لِلَّهِ | - |
| 5 | fe in | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 6 | uhsirtum | kısıtlanırsanız | أُحْصِرْتُمْ | حصر |
| 7 | fema | öyle ki | فَمَا | - |
| 8 | steysera | kolayınıza gelenidir | اسْتَيْسَرَ | يسر |
| 9 | mine | مِنَ | - | |
| 10 | l-hedyi | hediyeden | الْهَدْيِ | هدي |
| 11 | ve la | وَلَا | - | |
| 12 | tehliku | tıraş etmeyin | تَحْلِقُوا | حلق |
| 13 | ru'usekum | başlarınızı | رُءُوسَكُمْ | راس |
| 14 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 15 | yebluga | ulaşırsınız | يَبْلُغَ | بلغ |
| 16 | l-hedyu | hediye | الْهَدْيُ | هدي |
| 17 | mehillehu | mahalline/yerine onun (hediyenin) | مَحِلَّهُ | حلل |
| 18 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 19 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 20 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 21 | meridan | bir hasta | مَرِيضًا | مرض |
| 22 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 23 | bihi | onda | بِهِ | - |
| 24 | ezen | bir eziyet/rahatsızlık/hasar/ağrı | أَذًى | اذي |
| 25 | min | مِنْ | - | |
| 26 | ra'sihi | başından onun | رَأْسِهِ | راس |
| 27 | fefidyetun | öyle ki bir fidye | فَفِدْيَةٌ | فدي |
| 28 | min | مِنْ | - | |
| 29 | siyamin | siyamdan/oruçtan | صِيَامٍ | صوم |
| 30 | ev | veya | أَوْ | - |
| 31 | sadekatin | sadakadadan | صَدَقَةٍ | صدق |
| 32 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 33 | nusukin | nusuktan | نُسُكٍ | نسك |
| 34 | feiza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 35 | emintum | emin oldunuz | أَمِنْتُمْ | امن |
| 36 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 37 | temettea | metalanır/faydalanır | تَمَتَّعَ | متع |
| 38 | bil-umrati | umreyle | بِالْعُمْرَةِ | عمر |
| 39 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 40 | l-hacci | hacca | الْحَجِّ | حجج |
| 41 | fema | öyle ki | فَمَا | - |
| 42 | steysera | kolayına gelenidir | اسْتَيْسَرَ | يسر |
| 43 | mine | مِنَ | - | |
| 44 | l-hedyi | hediyeden | الْهَدْيِ | هدي |
| 45 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 46 | lem | asla | لَمْ | - |
| 47 | yecid | bulamaz | يَجِدْ | وجد |
| 48 | fesiyamu | öyle ki siyam/oruç tutar | فَصِيَامُ | صوم |
| 49 | selaseti | üç | ثَلَاثَةِ | ثلث |
| 50 | eyyamin | gün | أَيَّامٍ | يوم |
| 51 | fi | فِي | - | |
| 52 | l-hacci | hacta | الْحَجِّ | حجج |
| 53 | ve seb'atin | ve yedidir | وَسَبْعَةٍ | سبع |
| 54 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 55 | racea'tum | döndüğünüz | رَجَعْتُمْ | رجع |
| 56 | tilke | işte şu | تِلْكَ | - |
| 57 | aşeratun | ondur | عَشَرَةٌ | عشر |
| 58 | kamiletun | tamamı | كَامِلَةٌ | كمل |
| 59 | zalike | işte bu | ذَٰلِكَ | - |
| 60 | limen | kimseleredir | لِمَنْ | - |
| 61 | lem | asla | لَمْ | - |
| 62 | yekun | olmaz | يَكُنْ | كون |
| 63 | ehluhu | ahalisi onun | أَهْلُهُ | اهل |
| 64 | hadiri | hazır | حَاضِرِي | حضر |
| 65 | l-mescidi | mescitte | الْمَسْجِدِ | سجد |
| 66 | l-harami | haram | الْحَرَامِ | حرم |
| 67 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 68 | llahe | Allah'tan | اللَّهَ | - |
| 69 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 70 | enne | doğrusu | أَنَّ | - |
| 71 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 72 | şedidu | şiddetlidir | شَدِيدُ | شدد |
| 73 | l-ikabi | akabinde/arkasında | الْعِقَابِ | عقب |
*Gücünüzün yettiğidir.**Tip 3 sadaka.***Ayette işaret edilenler haram mescitte oturmayan, kendisinin bakımını sağlayacak olan hazırda akrabaları veya tanıdıkları olmayan kimseler içindir.
Ayet 197
Hac327 malum343 aylardır*; öyle ki kim farz497 kıldı onlarda (aylarda) haccı327; öyle ki yoktur cinsellik içeren davranışlar; ve yoktur fasıklık38; ve yoktur dalaşma hacta; ve yaptığınızı hayırdan/iyilikten bilir onu Allah; ve ikbal/tedarik/erzak edinin**; öyle ki doğrusu hayırlısı ikbalin/tedarikin/erzakın takvadır21; ve takvalı21 olun bana ey elbab/mantık sahipleri!
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | el-haccu | Hac | الْحَجُّ | حجج |
| 2 | eşhurun | aylardır | أَشْهُرٌ | شهر |
| 3 | mea'lumatun | malum | مَعْلُومَاتٌ | علم |
| 4 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 5 | ferade | farz kıldı | فَرَضَ | فرض |
| 6 | fihinne | onlarda | فِيهِنَّ | - |
| 7 | l-hacce | haccı | الْحَجَّ | حجج |
| 8 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 9 | rafese | cinsellik içeren davranışlar | رَفَثَ | رفث |
| 10 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 11 | fusuka | fasıklık | فُسُوقَ | فسق |
| 12 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 13 | cidale | dalaşma | جِدَالَ | جدل |
| 14 | fi | فِي | - | |
| 15 | l-hacci | hacda | الْحَجِّ | حجج |
| 16 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 17 | tef'alu | yaptığınızı | تَفْعَلُوا | فعل |
| 18 | min | مِنْ | - | |
| 19 | hayrin | hayırdan/iyilikten | خَيْرٍ | خير |
| 20 | yea'lemhu | bilir onu | يَعْلَمْهُ | علم |
| 21 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 22 | ve tezevve du | ve ikbal/tedarik/erzak edinin | وَتَزَوَّدُوا | زود |
| 23 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 24 | hayra | hayırlısı | خَيْرَ | خير |
| 25 | z-zadi | ikbalin/tedariğin/erzağın | الزَّادِ | زود |
| 26 | t-tekva | takvadır | التَّقْوَىٰ | وقي |
| 27 | vettekuni | ve takvalı olun bana | وَاتَّقُونِ | وقي |
| 28 | ya uli | ey sahipleri | يَا أُولِي | اول |
| 29 | l-elbabi | elbab/mantık | الْأَلْبَابِ | لبب |
*Arapça gramer gereği çoğul 3 ve üzerinde başlar. **Aylar boyunca sürecek olan hac için gerekli erzak hazır edilmelidir.
Ayet 198
Yoktur üzerinize bir günah ki aranırsınız/bakınırsınız bir fazilet/üstünlük Rabbinizden4; öyle ki taşıp aktığınız* zaman arafattan345; öyle ki zikredin Allah'ı haram meş'ar344 yanında; ve zikredin O’nu (Allah'ı) kılavuzladığı gibi sizleri; ve eğer olmuşsanız öncesinde onun mutlak dalalet128 içinde olanlardan.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | leyse | yoktur | لَيْسَ | ليس |
| 2 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 3 | cunahun | bir günah | جُنَاحٌ | جنح |
| 4 | en | ki | أَنْ | - |
| 5 | tebtegu | ararsınız/bakınırsınız | تَبْتَغُوا | بغي |
| 6 | fedlen | bir fazl/üstünlük | فَضْلًا | فضل |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | rabbikum | Rabbinizden | رَبِّكُمْ | ربب |
| 9 | fe iza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 10 | efedtum | taşıp aktığınız | أَفَضْتُمْ | فيض |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | arafatin | arafattan | عَرَفَاتٍ | - |
| 13 | fezkuru | öyle ki zikredin | فَاذْكُرُوا | ذكر |
| 14 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 15 | inde | yanında | عِنْدَ | عند |
| 16 | l-meş'ari | Meş'ar-i | الْمَشْعَرِ | شعر |
| 17 | l-harami | Haram | الْحَرَامِ | حرم |
| 18 | vezkuruhu | ve zikredin O’nu | وَاذْكُرُوهُ | ذكر |
| 19 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 20 | hedakum | doğru yola kılavuzladığı gibi sizleri | هَدَاكُمْ | هدي |
| 21 | vein | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 22 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 23 | min | مِنْ | - | |
| 24 | kablihi | öncesinde onun | قَبْلِهِ | قبل |
| 25 | lemine | mutlak | لَمِنَ | - |
| 26 | d-dalline | dalalet içinde olanlardan | الضَّالِّينَ | ضلل |
*Çok sayıda insanın bir yerden bir yere doğru birlikte akın ettiğini anlarız.
Ayet 199
Sonra taşıp akın taşıp aktığı yerden insanların; ve istiğfar346 edin Allah'a; doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 2 | efidu | taşıp akın | أَفِيضُوا | فيض |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | haysu | yerden | حَيْثُ | حيث |
| 5 | efade | taşıp aktığı | أَفَاضَ | فيض |
| 6 | n-nasu | insanların | النَّاسُ | نوس |
| 7 | vestegfiru | ve istiğfar edin | وَاسْتَغْفِرُوا | غفر |
| 8 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 9 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 10 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 11 | gafurun | Gafûr’dur | غَفُورٌ | غفر |
| 12 | rahimun | Rahîm’dir | رَحِيمٌ | رحم |
Ayet 200
Öyle ki tamamladığınız zaman nusuklarınızı169; öyle ki zikredin/anın Allah'ı zikretmeniz/anmanız gibi atalarınızı; ya da daha şiddetli bir zikir/anma; öyle ki insanlardan kimi der: "Rabbimiz!4 Ver bizlere dünyada”; ve yoktur ona ahirette hiçbir nasip/pay.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | feiza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 2 | kadeytum | bitirdiğiniz | قَضَيْتُمْ | قضي |
| 3 | menasikekum | nusuklarınızı | مَنَاسِكَكُمْ | نسك |
| 4 | fezkuru | öyle ki zikredin/anın | فَاذْكُرُوا | ذكر |
| 5 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 6 | kezikrikum | zikretmeniz/andımanız gibi | كَذِكْرِكُمْ | ذكر |
| 7 | aba'ekum | atalarınızı | ابَاءَكُمْ | ابو |
| 8 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 9 | eşedde | en şiddetli | أَشَدَّ | شدد |
| 10 | zikran | bir zikir/anma | ذِكْرًا | ذكر |
| 11 | fe mine | öyle ki | فَمِنَ | - |
| 12 | n-nasi | insanlardan | النَّاسِ | نوس |
| 13 | men | kim | مَنْ | - |
| 14 | yekulu | der | يَقُولُ | قول |
| 15 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 16 | atina | ver bizlere | اتِنَا | اتي |
| 17 | fi | فِي | - | |
| 18 | d-dunya | dünyada | الدُّنْيَا | دنو |
| 19 | ve ma | ve yoktur | وَمَا | - |
| 20 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 21 | fi | فِي | - | |
| 22 | l-ahirati | ahirette | الْاخِرَةِ | اخر |
| 23 | min | hiçbir | مِنْ | - |
| 24 | halakin | nasib/pay | خَلَاقٍ | خلق |
Ayet 201
Ve onlardan kimi der: "Rabbimiz!4 Ver bizlere dünyada bir güzellik/iyilik; ahirette (de) bir güzellik/iyilik; ve sakınmış kıl bizleri ateş azabına.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve minhum | ve onlardan | وَمِنْهُمْ | - |
| 2 | men | kimi | مَنْ | - |
| 3 | yekulu | der | يَقُولُ | قول |
| 4 | rabbena | Rabbimiz’ | رَبَّنَا | ربب |
| 5 | atina | ver bizlere | اتِنَا | اتي |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | d-dunya | dünyada | الدُّنْيَا | دنو |
| 8 | haseneten | bir güzellik/iyilik | حَسَنَةً | حسن |
| 9 | ve fi | وَفِي | - | |
| 10 | l-ahirati | ahirette | الْاخِرَةِ | اخر |
| 11 | haseneten | bir güzellik/iyilik | حَسَنَةً | حسن |
| 12 | ve kina | ve sakınmış kıl bizleri | وَقِنَا | وقي |
| 13 | azabe | azabına | عَذَابَ | عذب |
| 14 | n-nari | ateş | النَّارِ | نور |
Ayet 202
İşte bunlar; onlaradır bir nasip/pay kazandıklarından; ve Allah seridir/çabuktur hesapta*.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 2 | lehum | onlaradır | لَهُمْ | - |
| 3 | nesibun | bir nasip/pay | نَصِيبٌ | نصب |
| 4 | mimma | مِمَّا | - | |
| 5 | kesebu | kazandıklarından | كَسَبُوا | كسب |
| 6 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 7 | seriu | seridir | سَرِيعُ | سرع |
| 8 | l-hisabi | hesapta | الْحِسَابِ | حسب |
*Hesap görme, hesaplaşma.
Ayet 203
Ve zikredin/hatırlayın78 Allah'ı sayılı/adetli* günlerde; öyle ki kim acele etti iki gündedir; öyle ki yoktur günah onun üzerine; ve kim tehir etti/geriye bıraktı; öyle ki yoktur günah ona (da); takvalı21 olmuş kimse için; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki sizler O'na (Allah'a) haşredilirsiniz556.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vezkuru | ve zikredin/hatırlayın | وَاذْكُرُوا | ذكر |
| 2 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | eyyamin | günlerde | أَيَّامٍ | يوم |
| 5 | mea'dudatin | sayılı/adetli | مَعْدُودَاتٍ | عدد |
| 6 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 7 | teaccele | acele etti | تَعَجَّلَ | عجل |
| 8 | fi | فِي | - | |
| 9 | yevmeyni | iki günde | يَوْمَيْنِ | يوم |
| 10 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 11 | isme | günah | إِثْمَ | اثم |
| 12 | aleyhi | üzerine onun | عَلَيْهِ | - |
| 13 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 14 | teehhara | tehir etti/geriye bıraktı | تَأَخَّرَ | اخر |
| 15 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 16 | isme | günah | إِثْمَ | اثم |
| 17 | aleyhi | ona | عَلَيْهِ | - |
| 18 | limeni | kimse için | لِمَنِ | - |
| 19 | tteka | takvalı olmuş | اتَّقَىٰ | وقي |
| 20 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 21 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 22 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 23 | ennekum | ki sizler | أَنَّكُمْ | - |
| 24 | ileyhi | O'na | إِلَيْهِ | - |
| 25 | tuhşerune | haşredilirsiniz | تُحْشَرُونَ | حشر |
*En az 3 gün. Sayısı/adeti belirlenmiş.
Ayet 204
Ve insanlardan kiminin349 söylemi acayip (etkiler) seni dünya hayatında; ve tanık/şahit eder Allah'ı kalbindekine karşı; ve o en gaddar* hasımdır**.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve mine | ve | وَمِنَ | - |
| 2 | n-nasi | insanlardan | النَّاسِ | نوس |
| 3 | men | kimi | مَنْ | - |
| 4 | yua'cibuke | acayip (etkiler) seni | يُعْجِبُكَ | عجب |
| 5 | kavluhu | söylemi onun | قَوْلُهُ | قول |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | l-hayati | hayatında | الْحَيَاةِ | حيي |
| 8 | d-dunya | dünya | الدُّنْيَا | دنو |
| 9 | ve yuşhidu | ve tanık/şahit eder | وَيُشْهِدُ | شهد |
| 10 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 11 | ala | karşı | عَلَىٰ | - |
| 12 | ma | مَا | - | |
| 13 | fi | فِي | - | |
| 14 | kalbihi | kalbindekine | قَلْبِهِ | قلب |
| 15 | ve huve | ve o | وَهُوَ | - |
| 16 | eleddu | en gaddar | أَلَدُّ | لدد |
| 17 | l-hisami | hasımdır | الْخِصَامِ | خصم |
*En acımasız, en azılı.**Düşman.
Ayet 205
Ve döndüğü zaman başı çeker/çabalar yerde/yeryüzünde; fesat çıkarmak265 için orada (yerde); ve helak348 eder ekini ve nesli349; ve Allah sevmez fesadı265.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | tevella | döndüğü | تَوَلَّىٰ | ولي |
| 3 | seaa | başı çeker/çabalar | سَعَىٰ | سعي |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | l-erdi | yerde/yeryüzünde | الْأَرْضِ | ارض |
| 6 | liyufside | fesat çıkarmak için | لِيُفْسِدَ | فسد |
| 7 | fiha | orada (yerde) | فِيهَا | - |
| 8 | ve yuhlike | ve helak eder | وَيُهْلِكَ | هلك |
| 9 | l-harse | ekini | الْحَرْثَ | حرث |
| 10 | ve nnesle | ve nesli | وَالنَّسْلَ | نسل |
| 11 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 12 | la | لَا | - | |
| 13 | yuhibbu | sevmez | يُحِبُّ | حبب |
| 14 | l-fesade | fesadı | الْفَسَادَ | فسد |
Ayet 206
Ve dendiği zaman ona takvalı21 ol Allah'a'; alır onu izzeti614 günaha; öyle ki yeterlidir ona cehennem; ve mutlak ki perişan (bir) yataktır/dinlenme yeridir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | kile | dendiği | قِيلَ | قول |
| 3 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 4 | tteki | takvalı ol | اتَّقِ | وقي |
| 5 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 6 | ehazethu | alır onu | أَخَذَتْهُ | اخذ |
| 7 | l-izzetu | izzeti/ululuğu | الْعِزَّةُ | عزز |
| 8 | bil-ismi | günaha | بِالْإِثْمِ | اثم |
| 9 | fehasbuhu | öyle ki yeterlidir ona | فَحَسْبُهُ | حسب |
| 10 | cehennemu | cehennem | جَهَنَّمُ | - |
| 11 | velebi'se | ve mutlak perişan | وَلَبِئْسَ | باس |
| 12 | l-mihadu | yataktır/dinlenme yeridir | الْمِهَادُ | مهد |
Ayet 207
Ve insanlardan kimi satar kendi nefsini201; Allah'ın rızasını aramaya; ve Allah Raûf’tur15 kullarına.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve mine | ve | وَمِنَ | - |
| 2 | n-nasi | insanlardan | النَّاسِ | نوس |
| 3 | men | kimi | مَنْ | - |
| 4 | yeşri | satar | يَشْرِي | شري |
| 5 | nefsehu | kendi nefsini | نَفْسَهُ | نفس |
| 6 | btiga'e | aramaya | ابْتِغَاءَ | بغي |
| 7 | merdati | rızasını | مَرْضَاتِ | رضو |
| 8 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 9 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 10 | ra'ufun | Raûf’tur | رَءُوفٌ | راف |
| 11 | bil-ibadi | kullarına | بِالْعِبَادِ | عبد |
Ayet 208
Ey iman47 etmiş kimseler! Girin İslam’a218; istisnasız olarak tümden; ve tabi olmayın şeytânın29* adımlarına; doğrusu o (şeytan) sizlere apaçık bir düşmandır.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | dhulu | girin | ادْخُلُوا | دخل |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | s-silmi | İslam’a | السِّلْمِ | سلم |
| 7 | kaffeten | istisnasız tümden | كَافَّةً | كفف |
| 8 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 9 | tettebiu | tabi olmayın | تَتَّبِعُوا | تبع |
| 10 | hutuvati | adımlarına | خُطُوَاتِ | خطو |
| 11 | ş-şeytani | şeytanın | الشَّيْطَانِ | شطن |
| 12 | innehu | doğrusu o | إِنَّهُ | - |
| 13 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 14 | aduvvun | bir düşmandır | عَدُوٌّ | عدو |
| 15 | mubinun | apaçık | مُبِينٌ | بين |
*İblîs.
Ayet 209
Öyle ki eğer kaydıysanız* sizlere gelen beyanatlardan226** sonra; öyle ki bilin ki Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 2 | zeleltum | kaydıysanız | زَلَلْتُمْ | زلل |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | bea'di | sonra | بَعْدِ | بعد |
| 5 | ma | مَا | - | |
| 6 | ca'etkumu | gelenden sizlere | جَاءَتْكُمُ | جيا |
| 7 | l-beyyinatu | beyanatlar | الْبَيِّنَاتُ | بين |
| 8 | fea'lemu | öyle ki bilin | فَاعْلَمُوا | علم |
| 9 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 10 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 11 | azizun | Azîz’dir | عَزِيزٌ | عزز |
| 12 | hakimun | Hakîm’dir | حَكِيمٌ | حكم |
*Hataya düşmek.**Kutsal kitaplar.
Ayet 210
Allah'ın ve meleklerin buluttan gölgeler içinde onlara gelmesi dışındakine mi bakarlar?; ve (oysa) tamamlandı* emir351; ve Allah'a döndürülür** emirler351.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | hel | هَلْ | - | |
| 2 | yenzurune | bakarlar mı | يَنْظُرُونَ | نظر |
| 3 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 4 | en | ki | أَنْ | - |
| 5 | ye'tiyehumu | gelir onlara | يَأْتِيَهُمُ | اتي |
| 6 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 7 | fi | içinde | فِي | - |
| 8 | zulelin | gölgeler | ظُلَلٍ | ظلل |
| 9 | mine | مِنَ | - | |
| 10 | l-gamami | buluttan | الْغَمَامِ | غمم |
| 11 | velmelaiketu | ve melekler | وَالْمَلَائِكَةُ | ملك |
| 12 | ve kudiye | ve bitirildi | وَقُضِيَ | قضي |
| 13 | l-emru | emir | الْأَمْرُ | امر |
| 14 | ve ila | ve | وَإِلَى | - |
| 15 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 16 | turceu | döndürülür | تُرْجَعُ | رجع |
| 17 | l-umuru | emirler | الْأُمُورُ | امر |
*Emirde asla değişme olmaz. **Emir bir üst boyuta yani hiperuzaya/arşa/Yüce Allah'ın indine yükselerek tekrar geri döner.
Ayet 211
Sual et/sor İsrâîloğullarına197; nice verdik onlara beyanlı352 ayetten353; ve kimi (İsrâîloğullarından) değiştirdi* Allah'ın nimetini** ona gelenin sonrasında; öyle ki doğrusu Allah şiddetlidir akabinde***.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | sel | sual et/sor | سَلْ | سال |
| 2 | beni | oğullarına | بَنِي | بني |
| 3 | israile | İsrail | إِسْرَائِيلَ | - |
| 4 | kem | nice | كَمْ | - |
| 5 | ateynahum | verdik onlara | اتَيْنَاهُمْ | اتي |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | ayetin | ayetten | ايَةٍ | ايي |
| 8 | beyyinetin | beyanlı | بَيِّنَةٍ | بين |
| 9 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 10 | yubeddil | değiştirdi | يُبَدِّلْ | بدل |
| 11 | nia'mete | nimetini | نِعْمَةَ | نعم |
| 12 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 13 | min | مِنْ | - | |
| 14 | bea'di | sonrasında | بَعْدِ | بعد |
| 15 | ma | مَا | - | |
| 16 | ca'ethu | ona geldiğini | جَاءَتْهُ | جيا |
| 17 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 18 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 19 | şedidu | şiddetlidir | شَدِيدُ | شدد |
| 20 | l-ikabi | akabinde | الْعِقَابِ | عقب |
*Kutsal kitapların hükmünü resullere atılan yalan iftiralarla, tamamı zan olan söylentilerle değiştirdi. Tevrat'ın hükümlerini Talmud kitaplarıyla değiştirdi. Müslümanlar İsrâîloğullarının düştüğü hataya düşmemelidir. Kur'an'ın hükümlerini tamamı zan olan hadis kitaplarıyla değiştirmemelidir.**Kutsal kitabı. ***Sonrasında/ardında.
Ayet 212
Süslendi kâfirlik25 etmiş kimselere dünya hayatı; ve dudak bükerler (kâfirler) iman47 etmiş kimselerden ve takvalı21 olmuş kimselerden; (oysa) üstündedirler onların (kâfirlerin) kıyamet gününde148; ve Allah rızıklandırır dilediği kimseyi olmadan bir hesap.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | zuyyine | ziynetlendi/süslendi | زُيِّنَ | زين |
| 2 | lillezine | kimselere | لِلَّذِينَ | - |
| 3 | keferu | kâfirlik etmiş | كَفَرُوا | كفر |
| 4 | l-hayatu | hayatı | الْحَيَاةُ | حيي |
| 5 | d-dunya | dünya | الدُّنْيَا | دنو |
| 6 | ve yesharune | ve dudak bükerler | وَيَسْخَرُونَ | سخر |
| 7 | mine | مِنَ | - | |
| 8 | ellezine | kimselerden | الَّذِينَ | - |
| 9 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 10 | vellezine | ve kimselerden | وَالَّذِينَ | - |
| 11 | ttekav | takvalı olmuş | اتَّقَوْا | وقي |
| 12 | fevkahum | üstündedirler onların | فَوْقَهُمْ | فوق |
| 13 | yevme | gününde | يَوْمَ | يوم |
| 14 | l-kiyameti | kıyamet | الْقِيَامَةِ | قوم |
| 15 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 16 | yerzuku | rızıklandırır | يَرْزُقُ | رزق |
| 17 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 18 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 19 | bigayri | olmadan | بِغَيْرِ | غير |
| 20 | hisabin | bir hesap | حِسَابٍ | حسب |
Ayet 213
İnsanlar bir tek ümmet305 oldu; öyle ki gönderdi/görevlendirdi nebileri132 Allah; müjdeleyiciler (olarak) ve uyarıcılar (olarak); ve indirdi onlarla beraber kitabı* hakla/gerçekle; hükmetmek için insanlar arasında; kendisinde anlaşmazlığa düştüklerinde; ve anlaşmazlığa düşmüş değildir onda; ancak kimseler (ki) verildiler (kitap); kendilerine gelen beyanatlardan352 sonra; aralarındadır onların baskı/ihlal/yolsuzluk; öyle ki kılavuzladı192 Allah iman47 etmiş kimseleri kendisinde anlaşmazlığa düştüklerinde; (ki) haktandır/gerçektendir; O'nun (Allah'ın) izniyle; ve Allah kılavuzlar192 dilediği kimseyi; dosdoğru bir yola doğru.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 2 | n-nasu | insanlar | النَّاسُ | نوس |
| 3 | ummeten | ümmet | أُمَّةً | امم |
| 4 | vahideten | bir tek | وَاحِدَةً | وحد |
| 5 | febease | öyle ki gönderdi/görevlendirdi | فَبَعَثَ | بعث |
| 6 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 7 | nebiyyîne | nebileri | النَّبِيِّينَ | نبا |
| 8 | mubeşşirine | müjdeleyiciler (olarak) | مُبَشِّرِينَ | بشر |
| 9 | ve munzirine | ve uyarıcılar (olarak) | وَمُنْذِرِينَ | نذر |
| 10 | ve enzele | ve indirdi | وَأَنْزَلَ | نزل |
| 11 | meahumu | onlarla beraber | مَعَهُمُ | - |
| 12 | l-kitabe | kitabı | الْكِتَابَ | كتب |
| 13 | bil-hakki | hakla/gerçekle | بِالْحَقِّ | حقق |
| 14 | liyehkume | hükmetmek için | لِيَحْكُمَ | حكم |
| 15 | beyne | arasında | بَيْنَ | بين |
| 16 | n-nasi | insanlar | النَّاسِ | نوس |
| 17 | fima | فِيمَا | - | |
| 18 | htelefu | anlaşmazlığa düştüklerinde | اخْتَلَفُوا | خلف |
| 19 | fihi | kendisinde | فِيهِ | - |
| 20 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 21 | htelefe | anlaşmazlığa düşmüş | اخْتَلَفَ | خلف |
| 22 | fihi | onda | فِيهِ | - |
| 23 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 24 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 25 | utuhu | verildiler (kitap) | أُوتُوهُ | اتي |
| 26 | min | مِنْ | - | |
| 27 | bea'di | sonrası | بَعْدِ | بعد |
| 28 | ma | مَا | - | |
| 29 | ca'ethumu | gelenden onlara | جَاءَتْهُمُ | جيا |
| 30 | l-beyyinatu | beyanatlar | الْبَيِّنَاتُ | بين |
| 31 | begyen | baskı/ihlal/yolsuzluk | بَغْيًا | بغي |
| 32 | beynehum | aralarında onların | بَيْنَهُمْ | بين |
| 33 | fe heda | öyle ki doğru yola kılavuzladı | فَهَدَى | هدي |
| 34 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 35 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 36 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 37 | lima | لِمَا | - | |
| 38 | htelefu | anlaşmazlığa düştüklerinde | اخْتَلَفُوا | خلف |
| 39 | fihi | kendisinde | فِيهِ | - |
| 40 | mine | مِنَ | - | |
| 41 | l-hakki | haktan/gerçekten | الْحَقِّ | حقق |
| 42 | biiznihi | O’nu izniyle | بِإِذْنِهِ | اذن |
| 43 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 44 | yehdi | doğru yola kılavuzlar | يَهْدِي | هدي |
| 45 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 46 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 47 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 48 | siratin | bir yola | صِرَاطٍ | صرط |
| 49 | mustekimin | dosdoğru | مُسْتَقِيمٍ | قوم |
*Kutsal kitabı.
Ayet 214
Ya da düşündünüz ki girersiniz cennete970; ve (düşündünüz ki) asla gelir değildir sizlere kimselerin misali870 (ki) geçtiler sizlerden önce; (oysa) dokunmuştu onlara sıkıntı/ıstırap/biçarelik ve darlık; ve sarsılmışlardı; ta ki der ki resûl418 ve onunla* birlikte iman47 etmiş kimseler: "Ne zamandır Allah'ın yardımı”; değil mi (ki) doğrusu Allah'ın yardımı yakındır?
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | em | yoksa | أَمْ | - |
| 2 | hasibtum | hesapladınız/düşündünüz | حَسِبْتُمْ | حسب |
| 3 | en | ki | أَنْ | - |
| 4 | tedhulu | girersiniz | تَدْخُلُوا | دخل |
| 5 | l-cennete | cennete | الْجَنَّةَ | جنن |
| 6 | velemma | ve asla değildir | وَلَمَّا | - |
| 7 | ye'tikum | gelir sizlere | يَأْتِكُمْ | اتي |
| 8 | meselu | misali/örneği | مَثَلُ | مثل |
| 9 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 10 | halev | geçtiler | خَلَوْا | خلو |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | kablikum | sizlerden önce | قَبْلِكُمْ | قبل |
| 13 | messethumu | dokundu onlara | مَسَّتْهُمُ | مسس |
| 14 | l-be'sa'u | sıkıntı/ıstırap/biçarelik | الْبَأْسَاءُ | باس |
| 15 | ve dderra'u | ve darlık | وَالضَّرَّاءُ | ضرر |
| 16 | ve zulzilu | ve sarsıldılar | وَزُلْزِلُوا | زلزل |
| 17 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 18 | yekule | der | يَقُولَ | قول |
| 19 | r-rasulu | resul | الرَّسُولُ | رسل |
| 20 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 21 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 22 | meahu | birlikte onunla (resulle) | مَعَهُ | - |
| 23 | meta | ne zamandır | مَتَىٰ | - |
| 24 | nesru | yardımı | نَصْرُ | نصر |
| 25 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 26 | ela | değil mi | أَلَا | - |
| 27 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 28 | nesra | yardımı | نَصْرَ | نصر |
| 29 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 30 | karibun | yakındır | قَرِيبٌ | قرب |
*Resûlle.
Ayet 215
Sual ederler* sana neyi infak6 ederler; de ki: "İnfak6 ettiğiniz hayırdan öyle ki ana-babaya; ve yakınlık sahiplerine130; ve yetimlere131; ve miskinlere113; ve yolun oğlunadır354 ; ve hayırdan yaptığınızı öyle ki doğrusu Allah ona bir Alîm'dir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yeseluneke | sual ederler/sorarla sana | يَسْأَلُونَكَ | سال |
| 2 | maza | neyi | مَاذَا | - |
| 3 | yunfikune | infak ederler | يُنْفِقُونَ | نفق |
| 4 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 5 | ma | مَا | - | |
| 6 | enfektum | infak ettiğiniz | أَنْفَقْتُمْ | نفق |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | hayrin | hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 9 | felilvalideyni | öyle ki ana-baba içindir | فَلِلْوَالِدَيْنِ | ولد |
| 10 | vel'ekrabine | ve yakınlık sahipleri | وَالْأَقْرَبِينَ | قرب |
| 11 | velyetama | ve yetimler | وَالْيَتَامَىٰ | يتم |
| 12 | velmesakini | ve miskinler | وَالْمَسَاكِينِ | سكن |
| 13 | vebni | ve oğlu | وَابْنِ | بني |
| 14 | s-sebili | yolun | السَّبِيلِ | سبل |
| 15 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 16 | tef'alu | yaptığınızı | تَفْعَلُوا | فعل |
| 17 | min | مِنْ | - | |
| 18 | hayrin | hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 19 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 20 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 21 | bihi | onu | بِهِ | - |
| 22 | alimun | bilendir | عَلِيمٌ | علم |
*Sorarlar.
Ayet 216
Yazıldı üzerinize katletme35; ve o* sevimsizdir sizlere; sevimsiz bulduğunuz bir şey belki de o bir hayırdır sizlere; ve sevdiğiniz bir şey belki de o bir şerdir sizlere; ve Allah bilir; ve sizler bilmezsiniz.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kutibe | yazıldı | كُتِبَ | كتب |
| 2 | aleykumu | üzerinize | عَلَيْكُمُ | - |
| 3 | l-kitalu | katletme | الْقِتَالُ | قتل |
| 4 | vehuve | ve o | وَهُوَ | - |
| 5 | kurhun | sevimsiz/antipatiktir | كُرْهٌ | كره |
| 6 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 7 | veasa | ve belki de | وَعَسَىٰ | عسي |
| 8 | en | أَنْ | - | |
| 9 | tekrahu | sevimsiz/antipatik bulduğunuz | تَكْرَهُوا | كره |
| 10 | şey'en | bir şey | شَيْئًا | شيا |
| 11 | ve huve | o | وَهُوَ | - |
| 12 | hayrun | bir hayırdır | خَيْرٌ | خير |
| 13 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 14 | ve asa | ve belki de | وَعَسَىٰ | عسي |
| 15 | en | أَنْ | - | |
| 16 | tuhibbu | sevdiğiniz | تُحِبُّوا | حبب |
| 17 | şey'en | bir şey | شَيْئًا | شيا |
| 18 | ve huve | o | وَهُوَ | - |
| 19 | şerrun | bir şerdir/kötürür | شَرٌّ | شرر |
| 20 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 21 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 22 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 23 | veentum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 24 | la | لَا | - | |
| 25 | tea'lemune | bilmezsiniz | تَعْلَمُونَ | علم |
*Katletme.
Ayet 217
Sual ederler* sana** haram ay34 hakkında; katletmeyi35 onda***; de ki: "Katletme35 onda*** bir büyüktür (günahtır); ve Allah'ın yolundan alıkoymak ve ona**** kâfirlik25 etmek (de); ve haram mescid (-e gelince), ve çıkarmak halkını (mescidin) ondan (mescitten) daha büyüktür (günahtır) Allah'ın katında/indinde; ve fitne (-ye gelince), daha büyüktür katletmekten; vazgeçmezler (onlar); katlederler sizleri döndürünceye kadar dininizden sizleri eğer güç yetirseler; ve kim döner sizden dininden; öyle ki ölür (o) ve bir kâfir (olarak o); öyle ki işte bunlardır; boşa çıktı amelleri onların dünyada ve ahirette; ve işte bunlardır yoldaşları ateşin; onlar orada***** ölümsüzlerdir185.
*Sorarlar.**Nebi ve resûl Muhammed.***Haram ayda.****Haram aya.*****Cehennemde.
Ayet 218
Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler; ve kimseler (ki) hicret ettiler355; ve cihat356 ettiler Allah yolunda336; işte bunlardır; umarlar rahmetini Allah'ın; ve Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir20.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 4 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 5 | haceru | ve hicret ettiler | هَاجَرُوا | هجر |
| 6 | ve cahedu | ve cihat ettiler | وَجَاهَدُوا | جهد |
| 7 | fi | فِي | - | |
| 8 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 9 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 10 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 11 | yercune | umarlar | يَرْجُونَ | رجو |
| 12 | rahmete | rahmetini | رَحْمَتَ | رحم |
| 13 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 14 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 15 | gafurun | Gafûr’dur | غَفُورٌ | غفر |
| 16 | rahimun | Rahîm’dir | رَحِيمٌ | رحم |
Ayet 219
Sual ederler/sorarlar sana hamr138 ve meysir359 hakkında; de ki: "İkisindedir büyük bir günah; ve menfaatler* insanlar için; ve günahı ikisinin daha büyüktür faydasından ikisinin”; ve sual ederler/sorarlar neyi infak6 ederler; de ki: "Af/bağış358”; işte böyledir; beyan226 eder Allah sizlere ayetleri; belki sizler tefekkür357 edersiniz.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yeseluneke | sual ederler/sorarlar sana | يَسْأَلُونَكَ | سال |
| 2 | ani | hakkında | عَنِ | - |
| 3 | l-hamri | hamır | الْخَمْرِ | خمر |
| 4 | velmeysiri | ve meysir | وَالْمَيْسِرِ | يسر |
| 5 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 6 | fihima | o ikisindedir | فِيهِمَا | - |
| 7 | ismun | bir günah | إِثْمٌ | اثم |
| 8 | kebirun | büyük | كَبِيرٌ | كبر |
| 9 | ve menafiu | ve menfeat | وَمَنَافِعُ | نفع |
| 10 | linnasi | insanlar için | لِلنَّاسِ | نوس |
| 11 | veismuhuma | ve günahı o ikisinin | وَإِثْمُهُمَا | اثم |
| 12 | ekberu | daha büyüktür | أَكْبَرُ | كبر |
| 13 | min | -ndan | مِنْ | - |
| 14 | nef'ihima | faydasından o ikisinin | نَفْعِهِمَا | نفع |
| 15 | ve yeseluneke | ve sual ederler/sorarlar | وَيَسْأَلُونَكَ | سال |
| 16 | maza | neyi | مَاذَا | - |
| 17 | yunfikune | infak ederler | يُنْفِقُونَ | نفق |
| 18 | kuli | de ki | قُلِ | قول |
| 19 | l-afve | affedilen | الْعَفْوَ | عفو |
| 20 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 21 | yubeyyinu | beyan eder | يُبَيِّنُ | بين |
| 22 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 23 | lekumu | sizlere | لَكُمُ | - |
| 24 | l-ayati | ayetleri | الْايَاتِ | ايي |
| 25 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 26 | tetefekkerune | fikir yürütürsünüz/tefekkür edersiniz | تَتَفَكَّرُونَ | فكر |
*Faydalar.
Ayet 220
Ve sual ederler/sorarlar sana yetimler131 hakkında; de ki: "Islah360 onlara bir hayırdır; ve eğer karışırsanız* onlara; öyle ki kardeşlerinizdir386 sizlerin; ve Allah (ayırmayı) bilir fesat265 edeni ıslah360 edenden; ve eğer dileseydi Allah mutlak zora/sıkıntıya sokardı sizleri dünyada ve ahirette**; doğrusu Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fi | فِي | - | |
| 2 | d-dunya | dünyada | الدُّنْيَا | دنو |
| 3 | vel'ahirati | ve ahirette | وَالْاخِرَةِ | اخر |
| 4 | veyeseluneke | ve sual ederler/sorarlar sana | وَيَسْأَلُونَكَ | سال |
| 5 | ani | hakkında | عَنِ | - |
| 6 | l-yetama | yetimler | الْيَتَامَىٰ | يتم |
| 7 | kul | de ki | قُلْ | قول |
| 8 | islahun | ıslah | إِصْلَاحٌ | صلح |
| 9 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 10 | hayrun | bir hayırdır | خَيْرٌ | خير |
| 11 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 12 | tuhalituhum | karışırsanız onlara | تُخَالِطُوهُمْ | خلط |
| 13 | feihvanukum | öyle ki kardeşlerinizdir sizlerin | فَإِخْوَانُكُمْ | اخو |
| 14 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 15 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 16 | l-mufside | fesat edeni | الْمُفْسِدَ | فسد |
| 17 | mine | -den | مِنَ | - |
| 18 | l-muslihi | ıslah eden- | الْمُصْلِحِ | صلح |
| 19 | velev | ve eğer | وَلَوْ | - |
| 20 | şa'e | dileseydi | شَاءَ | شيا |
| 21 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 22 | leea'netekum | mutlak zora/sıkıntıya sokardı sizleri | لَأَعْنَتَكُمْ | عنت |
| 23 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 24 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 25 | azizun | Azîz’dir | عَزِيزٌ | عزز |
| 26 | hakimun | Hakîm’dir | حَكِيمٌ | حكم |
*Ailenin bir üyesi yaparsanız, evlat edinirseniz.**'dünyada ve ahirette' geçişinin 'mutlak zora/sıkıntıya sokardı sizleri ' sonrası olması gerekmektedir. Bu konuyla ilgili detaylı bilgi aşağıdaki makaleden okunabilir.Mushaftaki 2:220 ayeti ‘dünyada ve ahirette’ geçişi şeklinde mi başlamalı?
Ayet 221
Ve nikahlamayın744* müşrik36 kadınları ta ki iman47 ederler; ve hizmetçi mümin27 bir kadın hayırlıdır bir müşrik36 kadından; ve eğer acayip etkilediyse (bile) (o kadın) sizleri; ve nikahlamayın744** müşrik36 erkekleri ta ki iman47 ederler; ve mutlak ki köle mümin27 bir erkek hayırlıdır bir müşrik36 erkekten; ve eğer acayip etkilediyse (bile) (o erkek) sizleri; işte bunlar; çağırırlar ateşe doğru; ve Allah çağırır cennete doğru; ve mağfirete O’nun izniyle; ve beyan eder (Allah) ayetlerini insanlara; belki onlar zikrederler/hatırlarlar.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 2 | tenkihu | nikahlamayın | تَنْكِحُوا | نكح |
| 3 | l-muşrikati | (kadın) müşrikleri | الْمُشْرِكَاتِ | شرك |
| 4 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 5 | yu'minne | (o kadınlar) iman ederler | يُؤْمِنَّ | امن |
| 6 | veleemetun | ve hizmetçi | وَلَأَمَةٌ | امو |
| 7 | mu'minetun | (kadın) bir mümin | مُؤْمِنَةٌ | امن |
| 8 | hayrun | hayırlıdır | خَيْرٌ | خير |
| 9 | min | مِنْ | - | |
| 10 | muşriketin | (kadın) bir müşrikten | مُشْرِكَةٍ | شرك |
| 11 | velev | ve eğer | وَلَوْ | - |
| 12 | ea'cebetkum | acayip etkilediyse (o kadın) sizleri | أَعْجَبَتْكُمْ | عجب |
| 13 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 14 | tunkihu | nikahlamayın | تُنْكِحُوا | نكح |
| 15 | l-muşrikine | (erkek) müşrikleri | الْمُشْرِكِينَ | شرك |
| 16 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 17 | yu'minu | (o erkekler) iman ederler | يُؤْمِنُوا | امن |
| 18 | veleabdun | ve mutlak ki bir köle | وَلَعَبْدٌ | عبد |
| 19 | mu'minun | (erkek) bir mümin | مُؤْمِنٌ | امن |
| 20 | hayrun | hayırlıdır | خَيْرٌ | خير |
| 21 | min | -ten | مِنْ | - |
| 22 | muşrikin | bir (erkek) müşrikten | مُشْرِكٍ | شرك |
| 23 | velev | ve eğer | وَلَوْ | - |
| 24 | ea'cebekum | acayip etkilediyse (o erkek) sizleri | أَعْجَبَكُمْ | عجب |
| 25 | ulaike | işte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 26 | yed'une | çağırırlar | يَدْعُونَ | دعو |
| 27 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 28 | n-nari | ateşe | النَّارِ | نور |
| 29 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 30 | yed'u | çağırır | يَدْعُو | دعو |
| 31 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 32 | l-cenneti | cennete | الْجَنَّةِ | جنن |
| 33 | velmegfirati | ve mağfirete | وَالْمَغْفِرَةِ | غفر |
| 34 | biiznihi | izniyle O’nun | بِإِذْنِهِ | اذن |
| 35 | ve yubeyyinu | ve beyan eder | وَيُبَيِّنُ | بين |
| 36 | ayatihi | ayetlerini | ايَاتِهِ | ايي |
| 37 | linnasi | insanlara | لِلنَّاسِ | نوس |
| 38 | leallehum | belki onlar | لَعَلَّهُمْ | - |
| 39 | yetezekkerune | zikrederler/hatırlarlar | يَتَذَكَّرُونَ | ذكر |
*Eril çoğul olarak gelmiştir. Müşriklerle yapılan evliliklere toplum olarak engel olun buyurulmaktadır. Ayetin Arapça grameri bizlere toplumsal mesaj verildiğini apaçık gösterir. **Eril çoğul olarak gelmiştir. Erkekler erkekleri kendilerine nikahlayamayacağına göre demek ki 'nikahlamayın' uyarısı bireysel değil toplumsaldır.
Ayet 222
Ve sual ederler/sorarlar sana menstrüasyon/âdet* hakkında; de ki: “O bir eziyettir**; öyle ki azledin/uzaklaştırın kadınları*** menstrüasyonda/âdette*; yaklaşmayın onlara*** ta ki temizlenirler****; öyle ki temizlendikleri zaman, öyle ki gelin onlara Allah'ın size emrettiği yerden*****”; doğrusu Allah sever tevbe33 edenleri ve sever temizlenenleri.
*Kadınların ortalama 28 günde bir periyodik olarak yaşadığı, 2-7 gün süren, miktarı 30-80 ml olan vajinal kanaması. **Adet dönemi kadınlar oldukça fazla kasık ağrısı yaşarlar. Ağrılara ek olarak bulantı, kusma, ishal, baş ağrısı, baş dönmesi-sersemlik, uyum bozukluğu, fenalaşma ve yorgunluk görülebilir. Tam da Yüce Allah’ın ayette bildirdiği gibi; âdet dönemi kadınlar için bir eziyet, bir sıkıntıdır.***Âdet döneminde cinsel ilişki kadında 'endometriosiz' olarak bilinen bir hastalığın oluşma riskini artırır. Ayrıca cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından da riski artırır. Bilimsel veriler âdet döneminde cinsel ilişkiyi asla önermez. ****Âdet döneminin bitmesi. *****Yüce Allah'ın emrettiği cinsel ilişki yeri kadın vajinasıdır. Kadınlar için bir eziyet olan adet döneminde cinsel ilişki neden yasaklandı? Endometriosiz, cinsel yolla geçen hastalıklar.
Ayet 223
Kadınlarınız bir tarladır* sizlere; öyle ki gelin tarlanıza* istediğiniz uygun süre/zaman (da)**; ve önceden gönderin nefisleriniz201 için; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki sizler kavuşanlarsınız O’na; ve müjdele müminleri.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | nisa'ukum | kadınlarınız | نِسَاؤُكُمْ | نسو |
| 2 | harsun | bir tarla | حَرْثٌ | حرث |
| 3 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 4 | fe'tu | öyle ki gelin | فَأْتُوا | اتي |
| 5 | harsekum | tarlanıza | حَرْثَكُمْ | حرث |
| 6 | enna | uygun zaman | أَنَّىٰ | اني |
| 7 | şi'tum | istediğiniz | شِئْتُمْ | شيا |
| 8 | ve kaddimu | ve önceden gönderin | وَقَدِّمُوا | قدم |
| 9 | lienfusikum | nefisleriniz için | لِأَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 10 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 11 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 12 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 13 | ennekum | ki sizler | أَنَّكُمْ | - |
| 14 | mulakuhu | kavuşanlarsınız O’na | مُلَاقُوهُ | لقي |
| 15 | ve beşşiri | ve müjdele | وَبَشِّرِ | بشر |
| 16 | l-mu'minine | müminleri | الْمُؤْمِنِينَ | امن |
*Ürün veren verimli, bereketli toprak. Rahim iç zarı humuslu bir toprak gibidir. Katmanlardan oluşur. Toprağın bir tohuma tüm ihtiyaçlarını sağlaması gibi insan tohumu olan embriyoya her türlü ihtiyaçlarını sağlar.**Ennâ kelimesi zaman/süre/periyod demektir. Ayrıca olgunlaşmak, uygun olmak, sabırlı olmak, acele etmemek anlamındadır."Kadınlarınız ürün veren bir toprak sizlere; öyleyse gelin ürün veren toprağınıza arzu ettiğiniz zaman”; muhteşem bilimsel deliller sunan ve kadınları yücelten ayetler.
Ayet 224
Ve yapmayın Allah’ı bir gaye/amaç* yeminlerinize; ki (o durumda) erdemli olursunuz; ve takvalı21 olursunuz; ve düzeltirsiniz/iyileştirirsiniz insanların arasını; Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 2 | tec'alu | yapmayın | تَجْعَلُوا | جعل |
| 3 | llahe | Allah’ı | اللَّهَ | - |
| 4 | urdeten | bir gaye/amaç | عُرْضَةً | عرض |
| 5 | lieymanikum | yeminlerinize | لِأَيْمَانِكُمْ | يمن |
| 6 | en | ki | أَنْ | - |
| 7 | teberru | erdemli olursunuz | تَبَرُّوا | برر |
| 8 | ve tetteku | ve takvalı olursunuz | وَتَتَّقُوا | وقي |
| 9 | ve tuslihu | ve düzeltirsiniz/iyileştirsiniz | وَتُصْلِحُوا | صلح |
| 10 | beyne | arasını | بَيْنَ | بين |
| 11 | n-nasi | insanların | النَّاسِ | نوس |
| 12 | vallahu | Allah | وَاللَّهُ | - |
| 13 | semiun | Semî’dir | سَمِيعٌ | سمع |
| 14 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
*Alet etmek.
Ayet 225
Tutmaz (sorumlu) sizleri Allah yeminlerinizdeki diyalektle/jargonla/ağızla; ve lakin tutar (sorumlu) sizleri kalplerinizin kazandığıyla; ve Allah Gafûr’dur20; Halîm’dir58.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | la | لَا | - | |
| 2 | yu'ahizukumu | tutmaz (sorumlu) sizleri | يُؤَاخِذُكُمُ | اخذ |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | bil-legvi | diyalektle/jargonla/ağızla | بِاللَّغْوِ | لغو |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | eymanikum | yeminlerinizdeki | أَيْمَانِكُمْ | يمن |
| 7 | velakin | ve lakin | وَلَٰكِنْ | - |
| 8 | yu'ahizukum | tutar (sorumlu) sizleri | يُؤَاخِذُكُمْ | اخذ |
| 9 | bima | بِمَا | - | |
| 10 | kesebet | kazandığıyla | كَسَبَتْ | كسب |
| 11 | kulubukum | kalplerinizin | قُلُوبُكُمْ | قلب |
| 12 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 13 | gafurun | Gafûr’dur | غَفُورٌ | غفر |
| 14 | halimun | Halîm’dir | حَلِيمٌ | حلم |
Ayet 226
Kadınlarından çekilen* kimseler içindir dört ay bekleme dönemi; öyle ki eğer dönerse** (o kimse); öyle ki doğrusu Allah Gafûr’dur20; Rahîm’dir2.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | lillezine | kimseler için | لِلَّذِينَ | - |
| 2 | yu'lune | çekilirler | يُؤْلُونَ | الو |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | nisaihim | kadınlarından | نِسَائِهِمْ | نسو |
| 5 | terabbusu | bekleme dönemi | تَرَبُّصُ | ربص |
| 6 | erbeati | dört | أَرْبَعَةِ | ربع |
| 7 | eşhurin | ay | أَشْهُرٍ | شهر |
| 8 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 9 | fa'u | dönerse (o kimse) | فَاءُوا | فيا |
| 10 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 11 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 12 | gafurun | Gafûr’dur | غَفُورٌ | غفر |
| 13 | rahimun | Rahîm’dir | رَحِيمٌ | رحم |
*Yemin ederek uzak duran, cinsel ilişkiye girmeyen.**4 ay bekleme yapamayıp dönerse.
Ayet 227
Ve eğer azmettilerse* boşanmaya; öyle ki doğrusu Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 2 | azemu | azmettilerse | عَزَمُوا | عزم |
| 3 | t-talaka | boşanmaya | الطَّلَاقَ | طلق |
| 4 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 5 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 6 | semiun | Semî’dir | سَمِيعٌ | سمع |
| 7 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
*Kesin karar verip arkasında durmak.
Ayet 228
Ve boşanmışlar (kadınlar) bekletirler nefislerini üç mens/âdet; ve helal olmaz onlara ki gizlerler Allah'ın rahimlerinde yarattığını; eğer olduysalar iman47 ederler Allah'a ve ahiret gününe; ve kocalarına daha haktır döndürmeye onları (kadınları) bunun içinde (bekleme süresinde) eğer istedilerse bir ıslah316; ve onlaradır (kadınlaradır) benzeri (erkeklere verilen hak) ki onlar (kadınlar) üzerine maruf291 (olan); ve adamlar içindir onlar (kadınlar) üzerine bir derece*; ve Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velmutallekatu | ve boşanmışlar (kadınlar) | وَالْمُطَلَّقَاتُ | طلق |
| 2 | yeterabbesne | beklerler | يَتَرَبَّصْنَ | ربص |
| 3 | bienfusihinne | nefisleriyle | بِأَنْفُسِهِنَّ | نفس |
| 4 | selasete | üç | ثَلَاثَةَ | ثلث |
| 5 | kuru'in | mens/âdet | قُرُوءٍ | قرا |
| 6 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 7 | yehillu | helal olmaz | يَحِلُّ | حلل |
| 8 | lehunne | onlara | لَهُنَّ | - |
| 9 | en | ki | أَنْ | - |
| 10 | yektumne | gizlerler | يَكْتُمْنَ | كتم |
| 11 | ma | مَا | - | |
| 12 | haleka | yarattığını | خَلَقَ | خلق |
| 13 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 14 | fi | فِي | - | |
| 15 | erhamihinne | rahimlerinde onların | أَرْحَامِهِنَّ | رحم |
| 16 | in | eğer | إِنْ | - |
| 17 | kunne | olduysalar | كُنَّ | كون |
| 18 | yu'minne | iman ederler | يُؤْمِنَّ | امن |
| 19 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 20 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 21 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 22 | ve buuletuhunne | ve kocalarına onların | وَبُعُولَتُهُنَّ | بعل |
| 23 | ehakku | daha haktır | أَحَقُّ | حقق |
| 24 | biraddihinne | döndürmeye onları | بِرَدِّهِنَّ | ردد |
| 25 | fi | فِي | - | |
| 26 | zalike | bunun içinde | ذَٰلِكَ | - |
| 27 | in | eğer | إِنْ | - |
| 28 | eradu | istedilerse | أَرَادُوا | رود |
| 29 | islahen | bir ıslah | إِصْلَاحًا | صلح |
| 30 | velehunne | ve onlara (kadınlaradır) | وَلَهُنَّ | - |
| 31 | mislu | benzeri | مِثْلُ | مثل |
| 32 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 33 | aleyhinne | onlara (kadınlar) üzerine | عَلَيْهِنَّ | - |
| 34 | bil-mea'rufi | marufla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 35 | velirricali | ve adamlar için | وَلِلرِّجَالِ | رجل |
| 36 | aleyhinne | onlar (kadınlar) üzerine | عَلَيْهِنَّ | - |
| 37 | deracetun | bir derece | دَرَجَةٌ | درج |
| 38 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 39 | azizun | Azîz’dir | عَزِيزٌ | عزز |
| 40 | hakimun | Hakîm’dir | حَكِيمٌ | حكم |
*Bekleme süresinde eski eşlerle yeniden evlenme konusunda erkeklerin eski eşleri üzerinde bir derecesi vardır.
Ayet 229
Boşama iki defadır; öyle ki bir tutmadır marufla291 ya da bir salmadır güzellikle; helal olmaz sizlere ki edinirsiniz/alırsınız verdiğinizden onlara (kadınlara) bir şey*; dışındadır eğer korkarlarsa (iki eş) koruyamazlar diye Allah'ın hudutlarını/sınırlarını; (ya da) öyle ki eğer korktunuz (sizler) koruyamazlar (o iki eş) Allah'ın hudutlarını/sınırlarını diye**; öyle ki (kadının) verdiği fidye*** hakkında ikisine (de) (eşlere) bir günah yoktur****; işte şunlar; hudutlarıdır/sınırlarıdır Allah'ın; öyle ki aşmayın/çiğnemeyin onu; ve kim aşar/çiğner hudutlarını/sınırlarını Allah'ın; öyle ki bunlar; onlardır zalimler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | et-talaku | boşama | الطَّلَاقُ | طلق |
| 2 | merratani | iki defadır | مَرَّتَانِ | مرر |
| 3 | feimsakun | öyle ki bir tutma | فَإِمْسَاكٌ | مسك |
| 4 | bimea'rufin | marufla | بِمَعْرُوفٍ | عرف |
| 5 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 6 | tesrihun | bir salma | تَسْرِيحٌ | سرح |
| 7 | biihsanin | güzellikle | بِإِحْسَانٍ | حسن |
| 8 | ve la | وَلَا | - | |
| 9 | yehillu | helal olmaz | يَحِلُّ | حلل |
| 10 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 11 | en | ki | أَنْ | - |
| 12 | te'huzu | edinirsiniz/alırsınız | تَأْخُذُوا | اخذ |
| 13 | mimma | مِمَّا | - | |
| 14 | ateytumuhunne | verdiğinizden onlara (kadınlara) | اتَيْتُمُوهُنَّ | اتي |
| 15 | şey'en | bir şey | شَيْئًا | شيا |
| 16 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 17 | en | eğer | أَنْ | - |
| 18 | yehafa | korkarlarsa (iki eş) | يَخَافَا | خوف |
| 19 | ella | أَلَّا | - | |
| 20 | yukima | koruyamazlar (iki eş) diye | يُقِيمَا | قوم |
| 21 | hudude | hududlarını/sınırlarını | حُدُودَ | حدد |
| 22 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 23 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 24 | hiftum | korktunuz | خِفْتُمْ | خوف |
| 25 | ella | أَلَّا | - | |
| 26 | yukima | koruyamazlar (o iki eş) diye | يُقِيمَا | قوم |
| 27 | hudude | hududlarını/sınırlarını | حُدُودَ | حدد |
| 28 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 29 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 30 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 31 | aleyhima | ikisine (eşlere) | عَلَيْهِمَا | - |
| 32 | fima | فِيمَا | - | |
| 33 | ftedet | verdiği (kadının) fidye | افْتَدَتْ | فدي |
| 34 | bihi | hakkında | بِهِ | - |
| 35 | tilke | işte şunlar | تِلْكَ | - |
| 36 | hududu | hududlarını/sınırlarını | حُدُودُ | حدد |
| 37 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 38 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 39 | tea'teduha | aşmayın/çiğnemeyin onu | تَعْتَدُوهَا | عدو |
| 40 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 41 | yeteadde | aşar/çiğner | يَتَعَدَّ | عدو |
| 42 | hudude | hududlarını/sınırlarını | حُدُودَ | حدد |
| 43 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 44 | feulaike | öyle ki bunlar | فَأُولَٰئِكَ | - |
| 45 | humu | onlardır | هُمُ | - |
| 46 | z-zalimune | zalimler | الظَّالِمُونَ | ظلم |
*Kadınlara evlilik sürecinde verilen şeyler geri alınmaz. Mehir de dahil.**Ancak bir hak ihlalinden korkulursa (eşlerin kendisi veya toplum fark ederse) bu durumda hak arama mücadelesine girilir. ***Kadın boşanmak istemişse evliliğin başında almış olduğu mehri boşanacağı kocasına geri vermelidir. Bu fidye ödemesi, evlilikten kendisini kurtarma karşılığıdır. ****Boşanmak isteyen kadının verdiği fidyeyi erkeğin almasında bir günah yoktur.
Ayet 230
Öyle ki eğer boşadıysa* (erkek) onu (kadını); öyle ki helal olmaz ona (erkeğe) sonrasında; ta ki nikahlar744 onu** bir eş (başka bir erkek) kendisi dışında; öyle ki eğer boşadıysa (yeni nikahlanmış erkek) onu**; öyle ki yoktur bir günah ikisi (kadın-erkek) üzerine ki geri dönerler; eğer zannederlerse ki korurlar Allah'ın hudutlarını/sınırlarını; ve işte şunlar; hudutlarıdır/sınırlarıdır Allah'ın; beyan eder (Allah) bilen bir kavim/toplum için.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 2 | tallekaha | boşadıysa (erkek) onu (kadını) | طَلَّقَهَا | طلق |
| 3 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 4 | tehillu | helal olmaz | تَحِلُّ | حلل |
| 5 | lehu | ona (erkeğe) | لَهُ | - |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | bea'du | sonrasında | بَعْدُ | بعد |
| 8 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 9 | tenkiha | nikahlar onu (kadını) | تَنْكِحَ | نكح |
| 10 | zevcen | bir eş (başka bir erkek) | زَوْجًا | زوج |
| 11 | gayrahu | kendisinin dışında | غَيْرَهُ | غير |
| 12 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 13 | tallekaha | boşadıysa (başka erkek) onu (kadını) | طَلَّقَهَا | طلق |
| 14 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 15 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 16 | aleyhima | ikisi (kadın-erkek) üzerine | عَلَيْهِمَا | - |
| 17 | en | ki | أَنْ | - |
| 18 | yeteraceaa | dönerler | يَتَرَاجَعَا | رجع |
| 19 | in | eğer | إِنْ | - |
| 20 | zenna | zannederlerse | ظَنَّا | ظنن |
| 21 | en | ki | أَنْ | - |
| 22 | yukima | korurlar | يُقِيمَا | قوم |
| 23 | hudude | hudutlarını/sınırlarını | حُدُودَ | حدد |
| 24 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 25 | ve tilke | ve işte şunlar | وَتِلْكَ | - |
| 26 | hududu | hudutlarıdır/sınırlarıdır | حُدُودُ | حدد |
| 27 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 28 | yubeyyinuha | beyan eder (Allah) | يُبَيِّنُهَا | بين |
| 29 | likavmin | bir kavim için | لِقَوْمٍ | قوم |
| 30 | yea'lemune | bilen | يَعْلَمُونَ | علم |
*İki kez boşanma gerçekleşmişse.**Kadını.
Ayet 231
Ve boşadığınız zaman kadınları öyle ki ulaştılar (kadınlar) ecellerine*; öyle ki tutun onları marufla291 ya da salın onları marufla291; ve tutmayın onları bir zarar (vererek) sınırı aşmak için; ve kim yapar bunu muhakkak ki zulmetti nefsine201; ve edinmeyin Allah'ın ayetlerini istihza361; ve zikredin/hatırlayın Allah'ın nimetini sizlere; ve indirdiğini sizlere hikmet303 (içeren) kitaptan**; vaaz653 eder onunla** (kitapla); ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki Allah her bir şeyi bilendir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | tallektumu | boşadığınız | طَلَّقْتُمُ | طلق |
| 3 | n-nisa'e | kadınları | النِّسَاءَ | نسو |
| 4 | fe belegne | öyle ki ulaştılar (kadınlar) | فَبَلَغْنَ | بلغ |
| 5 | ecelehunne | ecellerine () | أَجَلَهُنَّ | اجل |
| 6 | feemsikuhunne | öyle ki tutun onları | فَأَمْسِكُوهُنَّ | مسك |
| 7 | bimea'rufin | marufla | بِمَعْرُوفٍ | عرف |
| 8 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 9 | serrihuhunne | salın onları | سَرِّحُوهُنَّ | سرح |
| 10 | bimea'rufin | marufla | بِمَعْرُوفٍ | عرف |
| 11 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 12 | tumsikuhunne | tutmayın onları | تُمْسِكُوهُنَّ | مسك |
| 13 | diraran | bir zarar | ضِرَارًا | ضرر |
| 14 | litea'tedu | sınırı aşmak için | لِتَعْتَدُوا | عدو |
| 15 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 16 | yef'al | yapar | يَفْعَلْ | فعل |
| 17 | zalike | bunu | ذَٰلِكَ | - |
| 18 | fekad | muhakkak ki | فَقَدْ | - |
| 19 | zeleme | zulmetti | ظَلَمَ | ظلم |
| 20 | nefsehu | nefsine | نَفْسَهُ | نفس |
| 21 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 22 | tettehizu | edinmeyin | تَتَّخِذُوا | اخذ |
| 23 | ayati | ayetlerini | ايَاتِ | ايي |
| 24 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 25 | huzuven | istihza | هُزُوًا | هزا |
| 26 | vezkuru | ve zikredin/hatırlayın | وَاذْكُرُوا | ذكر |
| 27 | nia'mete | nimetini | نِعْمَتَ | نعم |
| 28 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 29 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 30 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 31 | enzele | indirdiğini | أَنْزَلَ | نزل |
| 32 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 33 | mine | -tan | مِنَ | - |
| 34 | l-kitabi | kitaptan | الْكِتَابِ | كتب |
| 35 | velhikmeti | ve hikmetli | وَالْحِكْمَةِ | حكم |
| 36 | yeizukum | vaaz eder | يَعِظُكُمْ | وعظ |
| 37 | bihi | onunla (kitapla) | بِهِ | - |
| 38 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 39 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 40 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 41 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 42 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 43 | bikulli | her | بِكُلِّ | كلل |
| 44 | şey'in | bir şeyi | شَيْءٍ | شيا |
| 45 | alimun | bilendir | عَلِيمٌ | علم |
*İddet süresinin sonu.**Kur'an.
Ayet 232
Ve boşadığınız zaman kadınları; öyle ki ulaştılar ecellerine*; öyle ki engellemeyin onları ki nikahlanırlar744 (kadınlar) eşleriyle**; razı oldukları zaman aralarında marufla291; işte budur; vaaz653 edildi onunla sizlerden iman47 eder olmuş kimseye Allah'a ve ahiret gününe; işte bu sizlere; daha uygun/doğrudur sizlere ve daha temizdir; ve Allah bilir; ve sizler bilmezsiniz.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iza | ve zaman | وَإِذَا | - |
| 2 | tallektumu | boşadığınız | طَلَّقْتُمُ | طلق |
| 3 | n-nisa'e | kadınları | النِّسَاءَ | نسو |
| 4 | fe belegne | öyle ki ulaştılar | فَبَلَغْنَ | بلغ |
| 5 | ecelehunne | ecellerine | أَجَلَهُنَّ | اجل |
| 6 | fela | öyle ki | فَلَا | - |
| 7 | tea'duluhunne | engellemeyin onları | تَعْضُلُوهُنَّ | عضل |
| 8 | en | ki | أَنْ | - |
| 9 | yenkihne | nikahlanırlar (kadınlar) | يَنْكِحْنَ | نكح |
| 10 | ezvacehunne | eşleriyle | أَزْوَاجَهُنَّ | زوج |
| 11 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 12 | teradev | razı oldukları | تَرَاضَوْا | رضو |
| 13 | beynehum | aralarında | بَيْنَهُمْ | بين |
| 14 | bil-mea'rufi | marufla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 15 | zalike | işte budur | ذَٰلِكَ | - |
| 16 | yuazu | vaaz edildi | يُوعَظُ | وعظ |
| 17 | bihi | onunla | بِهِ | - |
| 18 | men | kimseye | مَنْ | - |
| 19 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 20 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 21 | yu'minu | iman ederler | يُؤْمِنُ | امن |
| 22 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 23 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 24 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 25 | zalikum | işte bu sizlere | ذَٰلِكُمْ | - |
| 26 | ezka | daha uygun/doğrudur | أَزْكَىٰ | زكو |
| 27 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 28 | ve etheru | ve daha temizdir | وَأَطْهَرُ | طهر |
| 29 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 30 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 31 | ve entum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 32 | la | لَا | - | |
| 33 | tea'lemune | bilmezsiniz | تَعْلَمُونَ | علم |
*İddet süresinin sonu.**Nikahlanacak olan yeni eş.
Ayet 233
Ve anneler emzirirler evlatlarını iki tam yıl*; kimse** içindir; istedi ki tamamlar emzirmeyi; ve evlat sahibi (baba) olanadır rızıkları (annelerin) ve giyecekleri (annelerin) marufla291; külfete sokulmaz bir nefis201 kapasitesi dışında; zarara sokulmaz bir anne evladıyla; ve ne de evlat sahibi (baba) olan evladıyla; ve varislerin/mirasçıların üzerinedir misli870 bunun; öyle ki eğer istedilerse (anne-baba) kesmek/ayırmak (sütten) o ikisinden (anne-baba) (olan) bir rızadan ve bir danışmadan (sonra); öyle ki olmaz bir günah o ikisi (anne-baba) üzerine; ve eğer isterseniz ki emzirtmek (süt anneye) evlatlarınızı; öyle ki olmaz bir günah üzerinize; selamladığınız zaman verdiğiniz (-le) (karşılığıyla), marufla291; ve takvalı21 olun Allah'a; ve bilin ki Allah yaptığınızı görendir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velvelidatu | ve anneler | وَالْوَالِدَاتُ | ولد |
| 2 | yurdia'ne | emzirirler | يُرْضِعْنَ | رضع |
| 3 | evladehunne | evlatlarını | أَوْلَادَهُنَّ | ولد |
| 4 | havleyni | iki yıl | حَوْلَيْنِ | حول |
| 5 | kamileyni | tam | كَامِلَيْنِ | كمل |
| 6 | limen | kimse içindir | لِمَنْ | - |
| 7 | erade | istedi | أَرَادَ | رود |
| 8 | en | ki | أَنْ | - |
| 9 | yutimme | tamamlar | يُتِمَّ | تمم |
| 10 | r-radaate | emzirmeyi | الرَّضَاعَةَ | رضع |
| 11 | ve ala | ve | وَعَلَى | - |
| 12 | l-mevludi | evlat sahibi (olan) | الْمَوْلُودِ | ولد |
| 13 | lehu | onadır (babaların) | لَهُ | - |
| 14 | rizkuhunne | rızıkları onların (annelerin) | رِزْقُهُنَّ | رزق |
| 15 | ve kisve tuhunne | ve giyecekleri onların (annelerin) | وَكِسْوَتُهُنَّ | كسو |
| 16 | bil-mea'rufi | marufla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 17 | la | لَا | - | |
| 18 | tukellefu | külfete sokulmaz | تُكَلَّفُ | كلف |
| 19 | nefsun | bir nefis | نَفْسٌ | نفس |
| 20 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 21 | vus'aha | kapasitesi | وُسْعَهَا | وسع |
| 22 | la | لَا | - | |
| 23 | tudarra | zarara sokulmaz | تُضَارَّ | ضرر |
| 24 | velidetun | bir anne | وَالِدَةٌ | ولد |
| 25 | bivelediha | evladıyla | بِوَلَدِهَا | ولد |
| 26 | ve la | ve ne de | وَلَا | - |
| 27 | mevludun | evlat sahibi (baba) | مَوْلُودٌ | ولد |
| 28 | lehu | olan | لَهُ | - |
| 29 | biveledihi | evladıyla | بِوَلَدِهِ | ولد |
| 30 | ve ala | ve üzerindedir | وَعَلَى | - |
| 31 | l-varisi | varislerin/mirasçıların | الْوَارِثِ | ورث |
| 32 | mislu | misli/benzeri | مِثْلُ | مثل |
| 33 | zalike | bunun | ذَٰلِكَ | - |
| 34 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 35 | erada | istedilerse | أَرَادَا | رود |
| 36 | fisalen | kesmek/ayırmak | فِصَالًا | فصل |
| 37 | an | عَنْ | - | |
| 38 | teradin | bir rızadan | تَرَاضٍ | رضو |
| 39 | minhuma | o ikisinden (anne-baba) | مِنْهُمَا | - |
| 40 | ve teşavurin | ve bir danışma | وَتَشَاوُرٍ | شور |
| 41 | fela | öyle ki olmaz | فَلَا | - |
| 42 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 43 | aleyhima | o ikisi (anne-baba) üzerine | عَلَيْهِمَا | - |
| 44 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 45 | eradtum | isterseniz | أَرَدْتُمْ | رود |
| 46 | en | ki | أَنْ | - |
| 47 | testerdiu | emzirtmek (süt anneye) | تَسْتَرْضِعُوا | رضع |
| 48 | evladekum | evlatlarınızı | أَوْلَادَكُمْ | ولد |
| 49 | fela | öyle ki olmaz | فَلَا | - |
| 50 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 51 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 52 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 53 | sellemtum | selamladınız | سَلَّمْتُمْ | سلم |
| 54 | ma | مَا | - | |
| 55 | ateytum | verdiğiniz (-le) (karşılığıyla) | اتَيْتُمْ | اتي |
| 56 | bil-mea'rufi | marufla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 57 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 58 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 59 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 60 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 61 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 62 | bima | بِمَا | - | |
| 63 | tea'melune | yaptığınızı | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 64 | besirun | görendir | بَصِيرٌ | بصر |
*Kur'an'ın 2 yıl emzirmeyi önermesi büyük bir mucizedir. Dünya Sağlık Cemiyeti (WHO) emzirmenin 2 yıl olması gerektiğini bilimsel verilerle önermektedir.İnsan cenininin ruhu ne zaman veriliyor? Kuran 2 yıl emzirme öneriyor.**Kimse edatı kadın ve erkek fark etmeksizin kullanılır. Ayette kadınlar için kullanıldığına güzel bir örnek vardır.
Ayet 234
Ve sizlerden vefat ettirilen kimseler; ve geride bırakırlar eşlerini; beklerler (o kadınlar) kendi nefisleriyle201 dört ay ve on (gün); öyle ki ulaştıkları zaman ecellerine*; öyle ki yoktur bir günah sizlere (erkeklere) (kadınların) kendi nefislerinde201 faal olduklarına, marufla291; ve Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 2 | yuteveffevne | vefat ettirilenlerin | يُتَوَفَّوْنَ | وفي |
| 3 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 4 | ve yezerune | ve geride bırakırlar | وَيَذَرُونَ | وذر |
| 5 | ezvacen | eşlerini | أَزْوَاجًا | زوج |
| 6 | yeterabbesne | beklerler (kadınlar) | يَتَرَبَّصْنَ | ربص |
| 7 | bienfusihinne | kendi nefisleriyle | بِأَنْفُسِهِنَّ | نفس |
| 8 | erbeate | dört | أَرْبَعَةَ | ربع |
| 9 | eşhurin | ay | أَشْهُرٍ | شهر |
| 10 | ve aşran | ve on (gün) | وَعَشْرًا | عشر |
| 11 | feiza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 12 | belegne | ulaştıkları | بَلَغْنَ | بلغ |
| 13 | ecelehunne | ecellerine | أَجَلَهُنَّ | اجل |
| 14 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 15 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 16 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 17 | fima | فِيمَا | - | |
| 18 | fealne | faal olduklarında (kadınların) | فَعَلْنَ | فعل |
| 19 | fi | فِي | - | |
| 20 | enfusihinne | nefislerinde | أَنْفُسِهِنَّ | نفس |
| 21 | bil-mea'rufi | marufla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 22 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 23 | bima | بِمَا | - | |
| 24 | tea'melune | yaptıklarınızdan | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 25 | habirun | haberdardır | خَبِيرٌ | خبر |
*Sürenin sonuna.
Ayet 235
Ve yoktur bir günah sizlere; açık etmenizde/belirginleştirmenizde kadınlara teklifinizden* (olanı); ya da gizlemenizde nefislerinizdekini201; bildi Allah ki sizler zikredeceksiniz onları (kadınları); ve lakin vaat etmeyin bir sırla/gizlice; dışındadır ki söylersiniz bir söz marufla291; ve azmetmeyin nikah744 akdine; ta ki ulaşır kitap/yazıt eceline*; ve bilin ki Allah bilir nefislerinizdekini201; öyle ki hazır olun O’na (Allah’a); ve bilin ki Allah Gafûr’dur20; Halîm’dir58.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 2 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 3 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 4 | fima | فِيمَا | - | |
| 5 | arradtum | açık etmenizde/belirginleştirmenizde | عَرَّضْتُمْ | عرض |
| 6 | bihi | بِهِ | - | |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | hitbeti | teklifinizden (olanın) | خِطْبَةِ | خطب |
| 9 | n-nisa'i | kadınlara | النِّسَاءِ | نسو |
| 10 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 11 | eknentum | gizlemenizden | أَكْنَنْتُمْ | كنن |
| 12 | fi | فِي | - | |
| 13 | enfusikum | nefislerinizde | أَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 14 | alime | bildi | عَلِمَ | علم |
| 15 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 16 | ennekum | ki sizler | أَنَّكُمْ | - |
| 17 | setezkurunehunne | zikredeceksiniz onları (kadınları) | سَتَذْكُرُونَهُنَّ | ذكر |
| 18 | velakin | ve lakin | وَلَٰكِنْ | - |
| 19 | la | لَا | - | |
| 20 | tuvaiduhunne | vaad etmeyin | تُوَاعِدُوهُنَّ | وعد |
| 21 | sirran | bir sırla/gizlice | سِرًّا | سرر |
| 22 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 23 | en | ki | أَنْ | - |
| 24 | tekulu | söylersiniz | تَقُولُوا | قول |
| 25 | kavlen | bir söz | قَوْلًا | قول |
| 26 | mea'rufen | bir marufla | مَعْرُوفًا | عرف |
| 27 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 28 | tea'zimu | ve azmetmeyin | تَعْزِمُوا | عزم |
| 29 | ukdete | akdine | عُقْدَةَ | عقد |
| 30 | n-nikahi | nikah | النِّكَاحِ | نكح |
| 31 | hatta | ta ki | حَتَّىٰ | - |
| 32 | yebluga | ulaşır | يَبْلُغَ | بلغ |
| 33 | l-kitabu | kitap/yazılan | الْكِتَابُ | كتب |
| 34 | ecelehu | eceline | أَجَلَهُ | اجل |
| 35 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 36 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 37 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 38 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 39 | ma | مَا | - | |
| 40 | fi | فِي | - | |
| 41 | enfusikum | nesiflerinizdekini | أَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 42 | fehzeruhu | öyle ki hazır olun O’na (Allah’a) | فَاحْذَرُوهُ | حذر |
| 43 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 44 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 45 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 46 | gafurun | Gafûr’dur | غَفُورٌ | غفر |
| 47 | halimun | Halîm’dir | حَلِيمٌ | حلم |
*Nikâh teklifi.**Sürenin sonuna.
Ayet 236
Yoktur bir günah üzerinize; eğer boşadıysanız363 kadınları (ki) asla temas etmediğinizi*; ya da belirlediniz onlara (kadınlara) bir farîdah362; ve faydalandırın onları (kadınları) bir maruflu291 faydalandırmayla; üzerine genişlik olana kendi ölçüsüyledir; ve üzerine kıtlık olana kendi ölçüsüyledir; bir haktır muhsinler294 üzerine.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | la | yoktur | لَا | - |
| 2 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 3 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 4 | in | eğer | إِنْ | - |
| 5 | tallektumu | boşadıysanız | طَلَّقْتُمُ | طلق |
| 6 | n-nisa'e | kadınları | النِّسَاءَ | نسو |
| 7 | ma | مَا | - | |
| 8 | lem | لَمْ | - | |
| 9 | temessuhunne | asla temas etmediğiniz | تَمَسُّوهُنَّ | مسس |
| 10 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 11 | tefridu | belirlediniz | تَفْرِضُوا | فرض |
| 12 | lehunne | onlara (kadınlara) | لَهُنَّ | - |
| 13 | ferideten | bir farîdah | فَرِيضَةً | فرض |
| 14 | ve mettiuhunne | ve faydalandırın onları | وَمَتِّعُوهُنَّ | متع |
| 15 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 16 | l-musii | genişlik olan | الْمُوسِعِ | وسع |
| 17 | kaderuhu | kendi ölçüsüyle | قَدَرُهُ | قدر |
| 18 | ve ala | ve üzerini | وَعَلَى | - |
| 19 | l-muktiri | kıt olan | الْمُقْتِرِ | قتر |
| 20 | kaderuhu | kendi ölçüsüyle | قَدَرُهُ | قدر |
| 21 | metaan | bir geçimlik | مَتَاعًا | متع |
| 22 | bil-mea'rufi | marufla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 23 | hakkan | bir haktır | حَقًّا | حقق |
| 24 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 25 | l-muhsinine | muhsinlerin | الْمُحْسِنِينَ | حسن |
*Cinsel temas.
Ayet 237
Ve eğer boşadıysanız onları (kadınları) ki temas etmeden önce onlara (kadınlara); muhakkak ki belirlemiştiniz onlara bir farîdah362; yarısıdır belirlediğinizin (farîdahın) onlara (kadınlara); dışındadır ki affederler* (erkekler) ya da affeder kimse** (ki) iki elinin arasındadır onun nikah744 akdi***; ve ki affetmeniz daha yakındır takvaya; ve unutmayın fazileti aranızda; doğrusu Allah yaptıklarınızı görendir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 2 | tallektumuhunne | boşadıysanız onları (kadınları) | طَلَّقْتُمُوهُنَّ | طلق |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | kabli | öncesinde | قَبْلِ | قبل |
| 5 | en | ki | أَنْ | - |
| 6 | temessuhunne | temas ettiniz onlara (kadınlara) | تَمَسُّوهُنَّ | مسس |
| 7 | vekad | muhakkak ki | وَقَدْ | - |
| 8 | feradtum | belirlediniz | فَرَضْتُمْ | فرض |
| 9 | lehunne | onlara | لَهُنَّ | - |
| 10 | ferideten | bir farîdah | فَرِيضَةً | فرض |
| 11 | fenisfu | yarısıdır | فَنِصْفُ | نصف |
| 12 | ma | مَا | - | |
| 13 | feradtum | belirlediğinizi onlara | فَرَضْتُمْ | فرض |
| 14 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 15 | en | ki | أَنْ | - |
| 16 | yea'fune | affederler (erkekler) | يَعْفُونَ | عفو |
| 17 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 18 | yea'fuve | affeder | يَعْفُوَ | عفو |
| 19 | llezi | kimse (kadın/erkek) | الَّذِي | - |
| 20 | biyedihi | iki elinin arasında onun | بِيَدِهِ | يدي |
| 21 | ukdetu | akdi | عُقْدَةُ | عقد |
| 22 | n-nikahi | nikah | النِّكَاحِ | نكح |
| 23 | ve en | ve ki | وَأَنْ | - |
| 24 | tea'fu | affetmeniz | تَعْفُوا | عفو |
| 25 | ekrabu | daha yakındır | أَقْرَبُ | قرب |
| 26 | littekva | takvaya | لِلتَّقْوَىٰ | وقي |
| 27 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 28 | tensevu | unutmayın | تَنْسَوُا | نسي |
| 29 | l-fedle | fazileti | الْفَضْلَ | فضل |
| 30 | beynekum | aranızda | بَيْنَكُمْ | بين |
| 31 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 32 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 33 | bima | بِمَا | - | |
| 34 | tea'melune | yaptıklarınızı | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 35 | besirun | görendir | بَصِيرٌ | بصر |
*Eril 3. şahıs çoğul olarak gelmiştir. Erkekleri işaret eder. Erkekler kendilerine düşen 1/2 kısmı da kadınlara bağışlayabilir.**Kimse edatı gramer olarak eril olarak kullanılsa da hem erkek hem kadınları kapsar. ***Nikah akdini elinde tutan kimse (kadın/erkek) boşanmak isteyerek boşanma sürecini aktif olarak ilerleten kimsedir. Akdin akıbeti bu kimseye bağlıdır.
Ayet 238
Koruyun/muhafaza edin salâtları23; ve vusta* salâtını24 (da); ve dikelin/ayağa kalkın Allah için; kanaat edenler (olarak).
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | hafizu | koruyun/muhafaza edin | حَافِظُوا | حفظ |
| 2 | ala | عَلَى | - | |
| 3 | s-salevati | salatları | الصَّلَوَاتِ | صلو |
| 4 | ve ssalati | ve salatı | وَالصَّلَاةِ | صلو |
| 5 | l-vusta | orta/en iyi | الْوُسْطَىٰ | وسط |
| 6 | ve kumu | ve dikelin/ayağa kalkın | وَقُومُوا | قوم |
| 7 | lillahi | Allah için | لِلَّهِ | - |
| 8 | kanitine | kanaat edenler (olarak) | قَانِتِينَ | قنت |
*Orta/en iyi. Arapçada orta kelimesi en iyi, en hayırlı şeyi işaret etmek için kullanılır.
Ayet 239
Öyle ki eğer korktuysanız; öyle ki yürüyenler ya da binenler (olarak); öyle ki ne zaman emin/güvende oldunuz; öyle ki anın/zikredin* Allah'ı; öğrettiği/bildirdiği gibi** sizlere; asla bilir olmadığınızı.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fe in | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 2 | hiftum | korktunuzsa | خِفْتُمْ | خوف |
| 3 | fericalen | yürüyenler | فَرِجَالًا | رجل |
| 4 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 5 | rukbanen | binenler | رُكْبَانًا | ركب |
| 6 | feiza | öyle ki zaman | فَإِذَا | - |
| 7 | emintum | emin/güvende oldunuz | أَمِنْتُمْ | امن |
| 8 | fezkuru | öyle ki anın/zikredin | فَاذْكُرُوا | ذكر |
| 9 | llahe | Allah'ı | اللَّهَ | - |
| 10 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 11 | allemekum | öğrettiği/bildirdiği sizlere | عَلَّمَكُمْ | علم |
| 12 | ma | مَا | - | |
| 13 | lem | asla | لَمْ | - |
| 14 | tekunu | olmazsınız | تَكُونُوا | كون |
| 15 | tea'lemune | bilirler | تَعْلَمُونَ | علم |
*Korku durumu varsa emin/güvende oluncaya kadar salâtlarda öğrenilen Kur'an'ın hatırlanması/zikredilmesi ertelenebilir. 238 ayetinde işaret edilen salâtlar asla durdurulamaz. Ancak savaş durumunda kısaltılabilir (4:101-102). Salâtlarda yani vakitli Kur'an derslerinde öğrenilen Kur'an salât sonrası hatırlanacaktır. Yürürken de, binekler üzerindeyken de. Her durumda. Ancak korku varsa Kur'an'ın hatırlanması emin/güvende oluncaya kadar ertelenebilir. **Yüce Allah insana Kur'an'ı öğrettiğini, bildirdiğini 55:1 ve 55:2 ayetlerinde açık ve net olarak bildirmiştir. Salâtla öğrettiği Kur'an'daki gibi.
Ayet 240
Ve kimseler; vefat ettirilirler sizlerden; ve bırakırlar geride eşler; bir vasiyet (olsun) eşleri için; bir yıla kadar bir meta54; yoktur ihraç/çıkarma; öyle ki eğer çıktılar (kadınlar) (isteyerek); öyle ki yoktur bir günah sizlere faal olduklarından; kendi nefislerindeki201 bir maruftan291; ve Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 2 | yuteveffevne | vefat ettirilirler | يُتَوَفَّوْنَ | وفي |
| 3 | minkum | sizlerden | مِنْكُمْ | - |
| 4 | ve yezerune | ve bırakırlar geride | وَيَذَرُونَ | وذر |
| 5 | ezvacen | eşler | أَزْوَاجًا | زوج |
| 6 | vesiyyeten | bir vasiyettir | وَصِيَّةً | وصي |
| 7 | liezvacihim | eşleri için | لِأَزْوَاجِهِمْ | زوج |
| 8 | metaan | bir meta | مَتَاعًا | متع |
| 9 | ila | kadar | إِلَى | - |
| 10 | l-havli | bir yıla | الْحَوْلِ | حول |
| 11 | gayra | yoktur | غَيْرَ | غير |
| 12 | ihracin | ihraç/çıkarma | إِخْرَاجٍ | خرج |
| 13 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 14 | haracne | çıktılar (kadınlar) | خَرَجْنَ | خرج |
| 15 | fela | öyle ki yoktur | فَلَا | - |
| 16 | cunaha | bir günah | جُنَاحَ | جنح |
| 17 | aleykum | sizlere | عَلَيْكُمْ | - |
| 18 | fi | فِي | - | |
| 19 | ma | مَا | - | |
| 20 | fealne | faal olduklarında | فَعَلْنَ | فعل |
| 21 | fi | فِي | - | |
| 22 | enfusihinne | nefislerinde | أَنْفُسِهِنَّ | نفس |
| 23 | min | مِنْ | - | |
| 24 | mea'rufin | bir maruftan | مَعْرُوفٍ | عرف |
| 25 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 26 | azizun | Azîz’dir | عَزِيزٌ | عزز |
| 27 | hakimun | Hakîm’dir | حَكِيمٌ | حكم |
Ayet 241
Ve boşanmışlara (kadınlara) marufla bir meta bir haktır takva21 sahipleri üzerine.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velilmutallekati | ve boşanmış kadınlara | وَلِلْمُطَلَّقَاتِ | طلق |
| 2 | metaun | bir meta | مَتَاعٌ | متع |
| 3 | bil-mea'rufi | marulla | بِالْمَعْرُوفِ | عرف |
| 4 | hakkan | bir haktır | حَقًّا | حقق |
| 5 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 6 | l-muttekine | müttakiler | الْمُتَّقِينَ | وقي |
Ayet 242
İşte böyledir; beyan226 eder Allah sizlere ayetlerini389; belki sizler akledersiniz.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 2 | yubeyyinu | beyan eder | يُبَيِّنُ | بين |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 5 | ayatihi | ayetlerini | ايَاتِهِ | ايي |
| 6 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 7 | tea'kilune | akledersiniz | تَعْقِلُونَ | عقل |
Ayet 243
Hiç görmez misin kimseleri (ki) çıktılar diyarlarından?; ve onlar binlercedir; ölüme* hazır; öyle ki dedi onlara Allah: "Ölün*!"; sonra hayat verdi* (Allah) onlara; doğrusu Allah mutlak sahibidir bir fazl/fazilet insanlara karşı; velakin/fakat insanların ekserisi/çoğu/geneli şükretmezler43.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | elem | أَلَمْ | - | |
| 2 | tera | görmez misin? | تَرَ | راي |
| 3 | ila | إِلَى | - | |
| 4 | ellezine | kimseleri | الَّذِينَ | - |
| 5 | haracu | çıktılar | خَرَجُوا | خرج |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | diyarihim | diyarlarından | دِيَارِهِمْ | دور |
| 8 | ve hum | ve onlar | وَهُمْ | - |
| 9 | ulufun | binlercesi | أُلُوفٌ | الف |
| 10 | hazera | hazır | حَذَرَ | حذر |
| 11 | l-mevti | ölümle | الْمَوْتِ | موت |
| 12 | fekale | öyle ki dedi | فَقَالَ | قول |
| 13 | lehumu | onlara | لَهُمُ | - |
| 14 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 15 | mutu | Ölün! | مُوتُوا | موت |
| 16 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 17 | ehyahum | hayat verdi (Allah) onlara | أَحْيَاهُمْ | حيي |
| 18 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 19 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 20 | lezu | mutlak sahibidir | لَذُو | - |
| 21 | fedlin | fazl/fazilet | فَضْلٍ | فضل |
| 22 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 23 | n-nasi | insanlara | النَّاسِ | نوس |
| 24 | velakinne | velakin | وَلَٰكِنَّ | - |
| 25 | eksera | ekserisi/çoğu/geneli | أَكْثَرَ | كثر |
| 26 | n-nasi | insanların | النَّاسِ | نوس |
| 27 | la | لَا | - | |
| 28 | yeşkurune | şükretmezler | يَشْكُرُونَ | شكر |
*Anlarız ki Yüce Allah ölümün eşiğinden bu insanları geri döndürmüştür. Hayatlarını bağışlamıştır.
Ayet 244
Ve katledin35 Allah yolunda331; ve bilin ki Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve katilu | ve katledin | وَقَاتِلُوا | قتل |
| 2 | fi | فِي | - | |
| 3 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 4 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 5 | vea'lemu | ve bilin | وَاعْلَمُوا | علم |
| 6 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 7 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 8 | semiun | Semî’dir | سَمِيعٌ | سمع |
| 9 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Ayet 245
Kim (ki) o kimse borç verir123 Allah'a güzel bir borç; öyle ki katlar (Allah) onu (borcun karşılığını) ona (kimseye); çokça katlamalar (-la); ve Allah sıkar/daraltır; ve yayar/genişletir; ve O’na döndürülürsünüz.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | men | kimdir | مَنْ | - |
| 2 | za | ذَا | - | |
| 3 | llezi | o kimse | الَّذِي | - |
| 4 | yukridu | borç verir | يُقْرِضُ | قرض |
| 5 | llahe | Allah'a | اللَّهَ | - |
| 6 | kardan | bir borcu | قَرْضًا | قرض |
| 7 | hasenen | güzel | حَسَنًا | حسن |
| 8 | feyudaifehu | öyle ki katlar onu | فَيُضَاعِفَهُ | ضعف |
| 9 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 10 | ed'aafen | bir katlama | أَضْعَافًا | ضعف |
| 11 | kesiraten | çokça | كَثِيرَةً | كثر |
| 12 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 13 | yekbidu | sıkar/daraltır | يَقْبِضُ | قبض |
| 14 | ve yebsutu | ve yayar/genişletir | وَيَبْسُطُ | بسط |
| 15 | ve ileyhi | ve O’na | وَإِلَيْهِ | - |
| 16 | turceune | döndürülürsünüz | تُرْجَعُونَ | رجع |
Ayet 246
Hiç görmez misin meleyi364 Musa sonrasında îsrailoğullarından197?, dedikleri zaman kendilerinden bir nebiye132; "Görevlendir bizlere bir melik96; katledelim35 Allah yolunda331"; dedi (nebileri): "Olabilir misiniz ki eğer yazılırsa üzerinize katletme35 ki katletmezsiniz35?"; dediler: "ve ne (olmuş) bizlere ki katletmeyiz35 Allah yolunda331; muhakkak ki çıkarıldık365 diyarlarımızdan* ve oğullarımızdan"; öyle ki ne zaman yazıldı üzerlerine katletme35; yüz çevirdiler biraz dışında onlardan; ve Allah bilir zalimleri.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | elem | أَلَمْ | - | |
| 2 | tera | görmez misin? | تَرَ | راي |
| 3 | ila | إِلَى | - | |
| 4 | l-melei | meleye | الْمَلَإِ | ملا |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | beni | oğullarından | بَنِي | بني |
| 7 | israile | İsrail | إِسْرَائِيلَ | - |
| 8 | min | مِنْ | - | |
| 9 | bea'di | sonrasında | بَعْدِ | بعد |
| 10 | musa | Musa | مُوسَىٰ | - |
| 11 | iz | zaman | إِذْ | - |
| 12 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 13 | linebiyyin | bir nebilerine | لِنَبِيٍّ | نبا |
| 14 | lehumu | kendi | لَهُمُ | - |
| 15 | b'as | görevlendir | ابْعَثْ | بعث |
| 16 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 17 | meliken | bir melik | مَلِكًا | ملك |
| 18 | nukatil | katledelim | نُقَاتِلْ | قتل |
| 19 | fi | -nda | فِي | - |
| 20 | sebili | yolu- | سَبِيلِ | سبل |
| 21 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 22 | kale | dedi (nebileri) | قَالَ | قول |
| 23 | hel | هَلْ | - | |
| 24 | aseytum | olası mı ki sizler? | عَسَيْتُمْ | عسي |
| 25 | in | eğer | إِنْ | - |
| 26 | kutibe | yazılırsa | كُتِبَ | كتب |
| 27 | aleykumu | üzerinize | عَلَيْكُمُ | - |
| 28 | l-kitalu | katletme | الْقِتَالُ | قتل |
| 29 | ella | ki | أَلَّا | - |
| 30 | tukatilu | katletmezsiniz | تُقَاتِلُوا | قتل |
| 31 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 32 | ve ma | ve ne | وَمَا | - |
| 33 | lena | bizlerlere | لَنَا | - |
| 34 | ella | ki | أَلَّا | - |
| 35 | nukatile | katletmeyiz | نُقَاتِلَ | قتل |
| 36 | fi | فِي | - | |
| 37 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 38 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 39 | vekad | muhakkak ki | وَقَدْ | - |
| 40 | uhricna | çıkarıldık | أُخْرِجْنَا | خرج |
| 41 | min | مِنْ | - | |
| 42 | diyarina | diyarlarımızdan | دِيَارِنَا | دور |
| 43 | ve ebnaina | ve oğullarımızdan | وَأَبْنَائِنَا | بني |
| 44 | felemma | öyle ki ne zaman | فَلَمَّا | - |
| 45 | kutibe | yazıldı | كُتِبَ | كتب |
| 46 | aleyhimu | üzerlerine | عَلَيْهِمُ | - |
| 47 | l-kitalu | katletme | الْقِتَالُ | قتل |
| 48 | tevellev | yüz çevirdiler | تَوَلَّوْا | ولي |
| 49 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 50 | kalilen | biraz | قَلِيلًا | قلل |
| 51 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 52 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 53 | alimun | bilir | عَلِيمٌ | علم |
| 54 | biz-zalimine | zalimleri | بِالظَّالِمِينَ | ظلم |
*Yahudiye bölgesi.
Ayet 247
Ve dedi onlara kendi nebileri132; "Doğrusu Allah muhakkak görevlendirdi sizlere Tâlût'u; bir melik (olarak); dediler: "Nasıl olur ona (Tâlût'a) (bir) mülk/hükümdarlık üzerimize; ve bizlere daha haktır mülk/hükümdarlık ondan (Tâlût'tan); ve asla verilmedi (ona) maldan bir genişlik"; dedi (nebi): "Doğrusu Allah saflaştırıp seçti onu (Tâlût'u) üzerinize; ve artırdı ona (Tâlût'a) bolca, ilimde1143 ve cisimde/vücutta; ve Allah verir kendi mülkünü dilediği kimseye; ve Allah Vâsi’dir297; Alîm’dir8.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kale | ve dedi ki | وَقَالَ | قول |
| 2 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 3 | nebiyyuhum | kendi nebileri | نَبِيُّهُمْ | نبا |
| 4 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 5 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 6 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 7 | bease | görevlendirdi | بَعَثَ | بعث |
| 8 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 9 | talute | Talut'u | طَالُوتَ | - |
| 10 | meliken | bir melik | مَلِكًا | ملك |
| 11 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 12 | enna | nasıl | أَنَّىٰ | اني |
| 13 | yekunu | olur | يَكُونُ | كون |
| 14 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 15 | l-mulku | mülk | الْمُلْكُ | ملك |
| 16 | aleyna | üzerimize | عَلَيْنَا | - |
| 17 | venehnu | ve bizlere | وَنَحْنُ | - |
| 18 | ehakku | daha haktır | أَحَقُّ | حقق |
| 19 | bil-mulki | mülkü | بِالْمُلْكِ | ملك |
| 20 | minhu | ondan | مِنْهُ | - |
| 21 | velem | ve asla | وَلَمْ | - |
| 22 | yu'te | verilmedi | يُؤْتَ | اتي |
| 23 | seaten | genişlik | سَعَةً | وسع |
| 24 | mine | -dan | مِنَ | - |
| 25 | l-mali | mal- | الْمَالِ | مول |
| 26 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 27 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 28 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 29 | stafahu | saflaştırıp seçti onu | اصْطَفَاهُ | صفو |
| 30 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 31 | ve zadehu | ve artırdı ona | وَزَادَهُ | زيد |
| 32 | bestaten | bolca | بَسْطَةً | بسط |
| 33 | fi | فِي | - | |
| 34 | l-ilmi | ilimde | الْعِلْمِ | علم |
| 35 | velcismi | ve cisimde/vücutta | وَالْجِسْمِ | جسم |
| 36 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 37 | yu'ti | verir | يُؤْتِي | اتي |
| 38 | mulkehu | kendi mülkünü | مُلْكَهُ | ملك |
| 39 | men | kimseye | مَنْ | - |
| 40 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 41 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 42 | vasiun | Vâsi’dir | وَاسِعٌ | وسع |
| 43 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Ayet 248
Ve dedi onlara nebileri132: "Doğrusu onun hükümdarlığının ayeti287 gelmesidir sizlere tabutun; ondadır bir sakinlik/dinginlik Rabbinizden4; ve bir bakiye/kalan Mûsâ ailesinin ve Hârûn ailesinin geride bıraktığından; yüklendi onu melekler366; doğrusu bundadır mutlak bir ayet287 sizlere; eğer olduysanız müminler27.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve kale | ve dedi | وَقَالَ | قول |
| 2 | lehum | onlara | لَهُمْ | - |
| 3 | nebiyyuhum | nebileri | نَبِيُّهُمْ | نبا |
| 4 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 5 | ayete | ayeti | ايَةَ | ايي |
| 6 | mulkihi | onun hükümdarlığının | مُلْكِهِ | ملك |
| 7 | en | ki | أَنْ | - |
| 8 | ye'tiyekumu | getirir sizlere | يَأْتِيَكُمُ | اتي |
| 9 | t-tabutu | tabutu | التَّابُوتُ | - |
| 10 | fihi | ondadır | فِيهِ | - |
| 11 | sekinetun | bir sakinlik | سَكِينَةٌ | سكن |
| 12 | min | مِنْ | - | |
| 13 | rabbikum | Rabbinizden | رَبِّكُمْ | ربب |
| 14 | ve bekiyyetun | ve bir bakiye/kalan | وَبَقِيَّةٌ | بقي |
| 15 | mimma | -ndan | مِمَّا | - |
| 16 | terake | geride bıraktığından | تَرَكَ | ترك |
| 17 | alu | ailesinin | الُ | اول |
| 18 | musa | Musa | مُوسَىٰ | - |
| 19 | ve alu | ve ailesinin | وَالُ | اول |
| 20 | harune | Harun | هَارُونَ | - |
| 21 | tehmiluhu | yüklendi onu | تَحْمِلُهُ | حمل |
| 22 | l-melaiketu | melekler | الْمَلَائِكَةُ | ملك |
| 23 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 24 | fi | فِي | - | |
| 25 | zalike | bundadır | ذَٰلِكَ | - |
| 26 | layeten | mutlak bir ayet | لَايَةً | ايي |
| 27 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 28 | in | eğer | إِنْ | - |
| 29 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 30 | mu'minine | müminler | مُؤْمِنِينَ | امن |
Ayet 249
Öyle ki ne zaman ayrıldı Tâlût ordularla dedi: "Doğrusu Allah belalandırıcıdır256 sizleri bir nehirle; öyle ki kim içti ondan; öyle ki değildir benden; ve kim asla tatmaz ondan; öyle ki doğrusu o bendendir; dışındadır kim avuçladı bir avuç eliyle"; öyle ki içtiler ondan onlardan biraz dışında; öyle ki ne zaman geçti (Tâlût) onu (nehri), o (Tâlût) ve onun (Tâlût’un) yanındaki iman etmiş kimseler; dediler (nehirden içenler): "Takat yoktur bizlere bugün; Câlût'a ve ordularına (karşı); onların Allah'a kavuşanlar (olduğunu) zanneden/varsayan kimseler dedi: "Nice az bir grup galip geldi çok bir gruba; Allah'ın izniyle; ve Allah yanındadır sabredenlerin."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | felemma | öyle ki ne zaman | فَلَمَّا | - |
| 2 | fesale | ayrıldı | فَصَلَ | فصل |
| 3 | talutu | Talut | طَالُوتُ | - |
| 4 | bil-cunudi | ordularla | بِالْجُنُودِ | جند |
| 5 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 6 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 7 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 8 | mubtelikum | belalandırıcıdır sizleri | مُبْتَلِيكُمْ | بلو |
| 9 | bineherin | bir nehirle | بِنَهَرٍ | نهر |
| 10 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 11 | şeribe | içti | شَرِبَ | شرب |
| 12 | minhu | ondan | مِنْهُ | - |
| 13 | feleyse | öyle ki değildir | فَلَيْسَ | ليس |
| 14 | minni | benden | مِنِّي | - |
| 15 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 16 | lem | asla | لَمْ | - |
| 17 | yet'amhu | tatmazsa ondan | يَطْعَمْهُ | طعم |
| 18 | feinnehu | öyle ki doğrusu o | فَإِنَّهُ | - |
| 19 | minni | bendendir | مِنِّي | - |
| 20 | illa | dışındadır | إِلَّا | - |
| 21 | meni | kim | مَنِ | - |
| 22 | gterafe | avuçladı | اغْتَرَفَ | غرف |
| 23 | gurfeten | bir avuç | غُرْفَةً | غرف |
| 24 | biyedihi | eliyle | بِيَدِهِ | يدي |
| 25 | feşeribu | öyle ki içtiler | فَشَرِبُوا | شرب |
| 26 | minhu | ondan | مِنْهُ | - |
| 27 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 28 | kalilen | biraz | قَلِيلًا | قلل |
| 29 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 30 | felemma | öyle ki ne zaman | فَلَمَّا | - |
| 31 | cavezehu | geçti (Talut) onu (nehri) | جَاوَزَهُ | جوز |
| 32 | huve | o (Talut) | هُوَ | - |
| 33 | vellezine | ve kimseler | وَالَّذِينَ | - |
| 34 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 35 | meahu | yanındaki onun (Talut’un) | مَعَهُ | - |
| 36 | kalu | dediler (nehirden için diğerleri) | قَالُوا | قول |
| 37 | la | لَا | - | |
| 38 | takate | takat yoktur | طَاقَةَ | طوق |
| 39 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 40 | l-yevme | bugün | الْيَوْمَ | يوم |
| 41 | bicalute | Calut'a | بِجَالُوتَ | - |
| 42 | ve cunudihi | ve ordularına | وَجُنُودِهِ | جند |
| 43 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 44 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 45 | yezunnune | zanneden/varsayan | يَظُنُّونَ | ظنن |
| 46 | ennehum | ki onların | أَنَّهُمْ | - |
| 47 | mulaku | kavuşanlar (olduğunu) | مُلَاقُو | لقي |
| 48 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 49 | kem | nice | كَمْ | - |
| 50 | min | مِنْ | - | |
| 51 | fietin | bir grup | فِئَةٍ | فاي |
| 52 | kaliletin | biraz | قَلِيلَةٍ | قلل |
| 53 | galebet | galib geldi | غَلَبَتْ | غلب |
| 54 | fieten | bir gruba | فِئَةً | فاي |
| 55 | kesiraten | birçok | كَثِيرَةً | كثر |
| 56 | biizni | izniyle | بِإِذْنِ | اذن |
| 57 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 58 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 59 | mea | yanındadır | مَعَ | - |
| 60 | s-sabirine | sabredenlerin | الصَّابِرِينَ | صبر |
Ayet 250
Ve ne zaman barizleşti/ortaya çıktı Câlût ve orduları onun; dediler: "Rabbimiz! Dök/yağdır üzerimize bir sabır51; ve sebat et/sabitle ayaklarımızı; ve yardım et bizlere; kâfirler25 kavmine karşı.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | velemma | ve ne zaman | وَلَمَّا | - |
| 2 | berazu | barizleşti/ortaya çıktı | بَرَزُوا | برز |
| 3 | licalute | Câlût | لِجَالُوتَ | - |
| 4 | ve cunudihi | ve orduları onun | وَجُنُودِهِ | جند |
| 5 | kalu | dediler | قَالُوا | قول |
| 6 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 7 | efrig | dök/yağdır | أَفْرِغْ | فرغ |
| 8 | aleyna | üzerimize | عَلَيْنَا | - |
| 9 | sabran | bir sabır | صَبْرًا | صبر |
| 10 | ve sebbit | ve sebat et/sabitle | وَثَبِّتْ | ثبت |
| 11 | ekdamena | ayaklarımızı | أَقْدَامَنَا | قدم |
| 12 | vensurna | ve yardım et bizlere | وَانْصُرْنَا | نصر |
| 13 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 14 | l-kavmi | kavmi | الْقَوْمِ | قوم |
| 15 | l-kafirine | kafirler | الْكَافِرِينَ | كفر |
Ayet 251
Öyle ki hezimete uğrattılar onları Allah'ın izniyle; ve katletti Dâvud Câlût'u; ve verdi ona (Dâvud'a) Allah mülk/hükümdarlık ve hikmet367; ve öğretti ona dilediğini; ve şayet defetmeseydi Allah insanların bir kısmını onların bir kısmıyla; mutlak fesada265 uğrardı yer/yeryüzü; velakin/fakat Allah fazl/fazilet sahibidir alemlere karşı.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fehezemuhum | öyle ki hezimete uğrattılar onları | فَهَزَمُوهُمْ | هزم |
| 2 | biizni | izniyle | بِإِذْنِ | اذن |
| 3 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 4 | ve katele | ve katletti | وَقَتَلَ | قتل |
| 5 | davudu | Davud | دَاوُودُ | - |
| 6 | calute | Calut'u | جَالُوتَ | - |
| 7 | ve atahu | ve verdi ona (Davud'a) | وَاتَاهُ | اتي |
| 8 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 9 | l-mulke | mülk/hükümdarlık | الْمُلْكَ | ملك |
| 10 | velhikmete | ve hikmetli | وَالْحِكْمَةَ | حكم |
| 11 | ve allemehu | ve öğretti ona | وَعَلَّمَهُ | علم |
| 12 | mimma | مِمَّا | - | |
| 13 | yeşa'u | dilediğini | يَشَاءُ | شيا |
| 14 | velevla | velev/eğer | وَلَوْلَا | - |
| 15 | def'u | defetmeseydi | دَفْعُ | دفع |
| 16 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 17 | n-nase | insanların | النَّاسَ | نوس |
| 18 | bea'dehum | bir kısmını onların | بَعْضَهُمْ | بعض |
| 19 | bibea'din | bir kısmıyla | بِبَعْضٍ | بعض |
| 20 | lefesedeti | mutlak fesada uğrardı | لَفَسَدَتِ | فسد |
| 21 | l-erdu | yer | الْأَرْضُ | ارض |
| 22 | velakinne | velakin/ancak | وَلَٰكِنَّ | - |
| 23 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 24 | zu | sahibidir | ذُو | - |
| 25 | fedlin | fazl/fazilet | فَضْلٍ | فضل |
| 26 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 27 | l-aalemine | alemlere | الْعَالَمِينَ | علم |
Ayet 252
İşte şunlar (ki) ayetleridir Allah'ın; okuruz onu* sana** hakla/gerçekle; ve doğrusu sen** mutlak mürselindensin368.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | tilke | şunlar; | تِلْكَ | - |
| 2 | ayatu | ayetleridir | ايَاتُ | ايي |
| 3 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 4 | netluha | okuruz onu | نَتْلُوهَا | تلو |
| 5 | aleyke | sana | عَلَيْكَ | - |
| 6 | bil-hakki | hakla/gerçekle | بِالْحَقِّ | حقق |
| 7 | ve inneke | ve doğrusu sen | وَإِنَّكَ | - |
| 8 | lemine | mutlak | لَمِنَ | - |
| 9 | l-murseline | murselindensin. | الْمُرْسَلِينَ | رسل |
*Ayeti.**Nebi ve resûl Muhammed.
Ayet 253
İşte şunlar; resûllerdir418; öyle ki faziletli kıldık onların bir kısmını onlardan bir kısma karşı; kimine kelam etti Allah; ve yükseltti* bir kısmını onların derecelerle; ve verdik Meryem oğlu Îsa'ya beyanatlar; ve destekledik onu** kutsal rûhla279; ve şayet dileseydi Allah katletmiş olmazdı onların sonrasında (gelen) kimseler; onlara gelen beyanatlar sonrasında; velakin/fakat ihtilafa1307 düştüler; öyle ki onlardan kimi iman47 etti ve onlardan kimi kâfirlik25 etti; ve şayet dileseydi Allah katletmiş35 olmazlardı; velakin/fakat Allah faaliyete geçirir dilediğini.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | tilke | işte şunlar | تِلْكَ | - |
| 2 | r-rusulu | resûllerdir | الرُّسُلُ | رسل |
| 3 | feddelna | öyle ki faziletli kıldık | فَضَّلْنَا | فضل |
| 4 | bea'dehum | bir kısmını onların | بَعْضَهُمْ | بعض |
| 5 | ala | karşı | عَلَىٰ | - |
| 6 | bea'din | bir kısma | بَعْضٍ | بعض |
| 7 | minhum | onlardan | مِنْهُمْ | - |
| 8 | men | kimine | مَنْ | - |
| 9 | kelleme | kelam etti | كَلَّمَ | كلم |
| 10 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 11 | ve rafea | ve yükseltti (Allah) | وَرَفَعَ | رفع |
| 12 | bea'dehum | bir kısmını onların | بَعْضَهُمْ | بعض |
| 13 | deracatin | derecelerler | دَرَجَاتٍ | درج |
| 14 | ve ateyna | ve verdik | وَاتَيْنَا | اتي |
| 15 | iysa | Îsa'ya | عِيسَى | - |
| 16 | bne | oğlu | ابْنَ | بني |
| 17 | meryeme | Meryem | مَرْيَمَ | - |
| 18 | l-beyyinati | beyanatlar | الْبَيِّنَاتِ | بين |
| 19 | ve eyyednahu | ve destekledik onu | وَأَيَّدْنَاهُ | ايد |
| 20 | biruhi | ruhla | بِرُوحِ | روح |
| 21 | l-kudusi | kutsal | الْقُدُسِ | قدس |
| 22 | velev | velev/eğer | وَلَوْ | - |
| 23 | şa'e | dileseydi | شَاءَ | شيا |
| 24 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 25 | ma | olmazdı | مَا | - |
| 26 | ktetele | öldürmüş | اقْتَتَلَ | قتل |
| 27 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 28 | min | مِنْ | - | |
| 29 | bea'dihim | sonrasında onların | بَعْدِهِمْ | بعد |
| 30 | min | مِنْ | - | |
| 31 | bea'di | sonrasında | بَعْدِ | بعد |
| 32 | ma | مَا | - | |
| 33 | ca'ethumu | gelen onlara | جَاءَتْهُمُ | جيا |
| 34 | l-beyyinatu | beyanatlar | الْبَيِّنَاتُ | بين |
| 35 | velakini | velakin/fakat | وَلَٰكِنِ | - |
| 36 | htelefu | ihtilafa düştüler | اخْتَلَفُوا | خلف |
| 37 | feminhum | öyle ki onlardan | فَمِنْهُمْ | - |
| 38 | men | kimi | مَنْ | - |
| 39 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 40 | ve minhum | ve onlardan | وَمِنْهُمْ | - |
| 41 | men | kimi | مَنْ | - |
| 42 | kefera | kâfirlik etti | كَفَرَ | كفر |
| 43 | velev | velev/eğer | وَلَوْ | - |
| 44 | şa'e | dileseydi | شَاءَ | شيا |
| 45 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 46 | ma | olmazlardı | مَا | - |
| 47 | ktetelu | katlemiş | اقْتَتَلُوا | قتل |
| 48 | velakinne | velakin/fakat | وَلَٰكِنَّ | - |
| 49 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 50 | yef'alu | faaliyete geçirir | يَفْعَلُ | فعل |
| 51 | ma | مَا | - | |
| 52 | yuridu | dilediğini | يُرِيدُ | رود |
*Allah.**Îsâ'yı.
Ayet 254
Ey iman47 etmiş kimseler! İnfak6 edin rızıklandırdığımızdan sizleri; önceden ki gelir bir gün; olmaz bir alışveriş onda; ve (de) bir dostluk; ve (de) bir şefaat114; ve kâfirleredir25; (ki) onlar zalimlerdir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | enfiku | infak edin | أَنْفِقُوا | نفق |
| 5 | mimma | مِمَّا | - | |
| 6 | razeknakum | rızıklandırdığımızdan sizleri | رَزَقْنَاكُمْ | رزق |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | kabli | önceden | قَبْلِ | قبل |
| 9 | en | ki | أَنْ | - |
| 10 | ye'tiye | gelir | يَأْتِيَ | اتي |
| 11 | yevmun | bir gün | يَوْمٌ | يوم |
| 12 | la | olmaz | لَا | - |
| 13 | bey'un | bir alış veriş | بَيْعٌ | بيع |
| 14 | fihi | içinde onun | فِيهِ | - |
| 15 | ve la | ve (de) | وَلَا | - |
| 16 | hulletun | bir dostluk | خُلَّةٌ | خلل |
| 17 | ve la | ve (de) | وَلَا | - |
| 18 | şefaatun | bir şefaat | شَفَاعَةٌ | شفع |
| 19 | velkafirune | ve kafirleredir | وَالْكَافِرُونَ | كفر |
| 20 | humu | onlar | هُمُ | - |
| 21 | z-zalimune | zalimlerdir | الظَّالِمُونَ | ظلم |
Ayet 255
Allah (ki) yoktur ilâh74 O'nun dışında; Hayy’dır371; Kayyûm’dur372; tutmaz O’nu bir uyuklama ve de bir uyku; O'nadır göklerdeki ve yerdeki; kimdir ki şefâat114 eder indinde/katında O’nun; izni dışında O'nun; bilir ellerinin arasındakini ve arkalarındakini; ve kuşatmazlar bir şey ilminden O’nun dilediği dışında; kaplar kürsüsü370 O’nun gökleri ve yeri; ağır gelmez O’na koruyup gözetmek ikisini; ve O’dur Aliyy373; Azîm94.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | allahu | Allah (ki) | اللَّهُ | - |
| 2 | la | yoktur | لَا | - |
| 3 | ilahe | ilah | إِلَٰهَ | اله |
| 4 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 5 | huve | O'nun | هُوَ | - |
| 6 | l-hayyu | Hayy’dır | الْحَيُّ | حيي |
| 7 | l-kayyumu | Kayyûm’dur | الْقَيُّومُ | قوم |
| 8 | la | لَا | - | |
| 9 | te'huzuhu | tutmaz O’nu | تَأْخُذُهُ | اخذ |
| 10 | sinetun | bir uyuklama | سِنَةٌ | وسن |
| 11 | vela | ve de | وَلَا | - |
| 12 | nevmun | bir uyku | نَوْمٌ | نوم |
| 13 | lehu | O'nadır | لَهُ | - |
| 14 | ma | مَا | - | |
| 15 | fi | فِي | - | |
| 16 | s-semavati | göklerdeki | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 17 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 18 | fi | فِي | - | |
| 19 | l-erdi | yerdeki | الْأَرْضِ | ارض |
| 20 | men | kimdir | مَنْ | - |
| 21 | za | ذَا | - | |
| 22 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 23 | yeşfeu | şefaat eder | يَشْفَعُ | شفع |
| 24 | indehu | indinde O’nun | عِنْدَهُ | عند |
| 25 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 26 | biiznihi | O’nun izni | بِإِذْنِهِ | اذن |
| 27 | yea'lemu | bilir | يَعْلَمُ | علم |
| 28 | ma | مَا | - | |
| 29 | beyne | arasında | بَيْنَ | بين |
| 30 | eydihim | ellerinin arasındakisini | أَيْدِيهِمْ | يدي |
| 31 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 32 | halfehum | arkalarındakini | خَلْفَهُمْ | خلف |
| 33 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 34 | yuhitune | kuşatmazlar | يُحِيطُونَ | حوط |
| 35 | bişey'in | bir şey | بِشَيْءٍ | شيا |
| 36 | min | مِنْ | - | |
| 37 | ilmihi | ilminden O’nun | عِلْمِهِ | علم |
| 38 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 39 | bima | بِمَا | - | |
| 40 | şa'e | dilediği | شَاءَ | شيا |
| 41 | vesia | kaplar | وَسِعَ | وسع |
| 42 | kursiyyuhu | kürsüsü O’nun | كُرْسِيُّهُ | كرس |
| 43 | s-semavati | gökleri | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 44 | vel'erde | ve yeri | وَالْأَرْضَ | ارض |
| 45 | ve la | وَلَا | - | |
| 46 | yeuduhu | ağır gelmez O’na | يَئُودُهُ | اود |
| 47 | hifzuhuma | koruyup gözetmek ikisini | حِفْظُهُمَا | حفظ |
| 48 | ve huve | ve O’dur | وَهُوَ | - |
| 49 | l-aliyyu | Aliyy | الْعَلِيُّ | علو |
| 50 | l-azimu | Azîm | الْعَظِيمُ | عظم |
Ayet 256
Yoktur ikrâh374 dinde122; muhakkak beyan226 oldu doğruluk sapkınlıktan; öyle ki kim kâfirlik25 eder tâgûta375; ve iman47 eder Allah'a; muhakkak ki kaptı sapasağlam bir kulp; yoktur çatlak ona; ve Allah Semî’dir41; Alîm’dir8.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | la | yoktur | لَا | - |
| 2 | ikrahe | ikrah | إِكْرَاهَ | كره |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | d-dini | dinde | الدِّينِ | دين |
| 5 | kad | muhakkak | قَدْ | - |
| 6 | tebeyyene | beyan oldu | تَبَيَّنَ | بين |
| 7 | r-ruşdu | olgunluk/doğruluk | الرُّشْدُ | رشد |
| 8 | mine | مِنَ | - | |
| 9 | l-gayyi | sapkınlıktan | الْغَيِّ | غوي |
| 10 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 11 | yekfur | kâfirlik eder | يَكْفُرْ | كفر |
| 12 | bit-taguti | tağuta | بِالطَّاغُوتِ | طغي |
| 13 | ve yu'min | ve iman eder | وَيُؤْمِنْ | امن |
| 14 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 15 | fekadi | muhakkak ki o | فَقَدِ | - |
| 16 | stemseke | kaptı | اسْتَمْسَكَ | مسك |
| 17 | bil-urveti | bir kulpa | بِالْعُرْوَةِ | عرو |
| 18 | l-vuska | sapasağlam | الْوُثْقَىٰ | وثق |
| 19 | la | olmaz | لَا | - |
| 20 | nfisame | çatlak | انْفِصَامَ | فصم |
| 21 | leha | ona | لَهَا | - |
| 22 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 23 | semiun | Semî’dir | سَمِيعٌ | سمع |
| 24 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Ayet 257
Allah velisidir28 iman47 etmiş kimselerin; çıkarır (Allah) onları karanlıklardan nura/aydınlığa doğru; ve kâfirlik25 etmiş kimselerin kendi velileri28 tâgûttur375; çıkarırlar onları nurdan/aydınlıktan karanlıklara doğru; işte bunlar; ateş ashâbıdır194; onlar orada* ölümsüzlerdir185.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | allahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 2 | veliyyu | velisidir | وَلِيُّ | ولي |
| 3 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 4 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 5 | yuhricuhum | çıkarır (Allah) onları | يُخْرِجُهُمْ | خرج |
| 6 | mine | مِنَ | - | |
| 7 | z-zulumati | karanlıklardan | الظُّلُمَاتِ | ظلم |
| 8 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 9 | n-nuri | nura/aydınlığa | النُّورِ | نور |
| 10 | vellezine | ve kimselerin | وَالَّذِينَ | - |
| 11 | keferu | kâfirlik ettiler | كَفَرُوا | كفر |
| 12 | evliya'uhumu | velileri onları | أَوْلِيَاؤُهُمُ | ولي |
| 13 | t-ttagutu | tağuttur | الطَّاغُوتُ | طغي |
| 14 | yuhricunehum | çıkarırlar onları | يُخْرِجُونَهُمْ | خرج |
| 15 | mine | مِنَ | - | |
| 16 | n-nuri | nurda/aydınlıktan | النُّورِ | نور |
| 17 | ila | doğru | إِلَى | - |
| 18 | z-zulumati | karanlıklara | الظُّلُمَاتِ | ظلم |
| 19 | ulaike | İşte bunlar | أُولَٰئِكَ | - |
| 20 | eshabu | ashabıdır | أَصْحَابُ | صحب |
| 21 | n-nari | ateş | النَّارِ | نور |
| 22 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 23 | fiha | orada (cehennemde) | فِيهَا | - |
| 24 | halidune | ölümsüz | خَالِدُونَ | خلد |
*Cehennemde.
Ayet 258
Hiç görmez misin İbrahim'e hac376 etmiş kimseyi onun Rabbi4 hakkında; ki verdi ona Allah mülk/hükümdarlık; dediği zaman İbrahim: "Benim Rabbim4 ki yaşatır ve öldürür"; dedi (kimse): "Ben (de) yaşatırım ve öldürürüm"; dedi İbrahim: "Öyle ki doğrusu Allah getirir Güneş’i doğudan; öyle ki sen (de) getir onu (Güneş'i) batıdan; öyle ki afalladı kâfirlik25 etmiş kimse; Allah kılavuzlamaz192 zalimler257 kavmini/toplumunu.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | elem | أَلَمْ | - | |
| 2 | tera | görmez misin | تَرَ | راي |
| 3 | ila | إِلَى | - | |
| 4 | llezi | kimseyi | الَّذِي | - |
| 5 | hacce | hac etmiş | حَاجَّ | حجج |
| 6 | ibrahime | İbrahim'e | إِبْرَاهِيمَ | - |
| 7 | fi | hakkında | فِي | - |
| 8 | rabbihi | onun Rabbi | رَبِّهِ | ربب |
| 9 | en | ki | أَنْ | - |
| 10 | atahu | verdi ona | اتَاهُ | اتي |
| 11 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 12 | l-mulke | mülk/hükümdarlık | الْمُلْكَ | ملك |
| 13 | iz | zaman | إِذْ | - |
| 14 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 15 | ibrahimu | İbrahim | إِبْرَاهِيمُ | - |
| 16 | rabbiye | beni Rabbim | رَبِّيَ | ربب |
| 17 | llezi | ki | الَّذِي | - |
| 18 | yuhyi | yaşatır | يُحْيِي | حيي |
| 19 | ve yumitu | ve öldürür | وَيُمِيتُ | موت |
| 20 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 21 | ena | ben (de) | أَنَا | - |
| 22 | uhyi | yaşatırım | أُحْيِي | حيي |
| 23 | ve umitu | ve öldürürüm | وَأُمِيتُ | موت |
| 24 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 25 | ibrahimu | İbrahim | إِبْرَاهِيمُ | - |
| 26 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 27 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 28 | ye'ti | getirir | يَأْتِي | اتي |
| 29 | biş-şemsi | Güneş’i | بِالشَّمْسِ | شمس |
| 30 | mine | مِنَ | - | |
| 31 | l-meşriki | doğudan | الْمَشْرِقِ | شرق |
| 32 | fe'ti | öyle ki getir sen | فَأْتِ | اتي |
| 33 | biha | onu | بِهَا | - |
| 34 | mine | مِنَ | - | |
| 35 | l-megribi | batıdan | الْمَغْرِبِ | غرب |
| 36 | febuhite | öyle ki afalladı | فَبُهِتَ | بهت |
| 37 | llezi | kimse | الَّذِي | - |
| 38 | kefera | kâfirlik etmiş | كَفَرَ | كفر |
| 39 | vallahu | Allah | وَاللَّهُ | - |
| 40 | la | لَا | - | |
| 41 | yehdi | doğru yola kılavuzlamaz | يَهْدِي | هدي |
| 42 | l-kavme | kavmi | الْقَوْمَ | قوم |
| 43 | z-zalimine | zalimleri | الظَّالِمِينَ | ظلم |
Ayet 259
Ya da bir kent üzerine uğramış kimse gibi; ve o (kent) harap/yıkıktır taşıyıcı yapıları üzerine; dedi (o kimse): “Nasıl canlandırır bunu Allah onun (kentin) ölümünden sonra?”; öyle ki öldürdü onu (o kimseyi) Allah bir yüz sene; sonra diriltti onu; dedi: “Ne kadar kaldın?”; dedi: “Kaldım bir gün ya da günün bir parçası; dedi (Allah): “Hayır! Kaldın bir yüz sene; öyle ki bak yiyeceğine ve içeceğine; asla bozulmaz o; ve bak merkebine/eşeğine; ve yapmamız için seni bir ayet287 insanlar için; ve bak kemiklere nasıl kaldırırız onu; sonra giydiririz ona et”; öyle ki ne zaman beyan226 oldu ona (o kimseye); dedi (o kimse): “Bildim ki doğrusu Allah her bir şey üzerine Kadîr'dir 177.”
Ayet 260
Ve dediği zaman İbrahim: "Rabbim4! Göster bana; nasıl canlandırırsın ölüleri"; dedi (Allah): "Yoksa asla iman47 etmez misin? "; dedi (İbrahim): "Evet! (iman ettim); velakin/fakat mutmain377 olması içindir kalbimin"; dedi (Allah): "Öyleyse tut dördünü kuştan; öyle ki meylettir* onları (dördünü) kendine; sonra koy her bir dağın üzerine onlardan (dördünden) bir parça/cüz; sonra çağır onları (dördünü); gelirler (dördü) sana bir ivedi hareketlenme (-yle); ve bil ki Allah Azîz’dir37; Hakîm’dir9.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve iz | ve zaman | وَإِذْ | - |
| 2 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 3 | ibrahimu | İbrahim | إِبْرَاهِيمُ | - |
| 4 | rabbi | Rabbim | رَبِّ | ربب |
| 5 | erini | göster bana | أَرِنِي | راي |
| 6 | keyfe | nasıl | كَيْفَ | كيف |
| 7 | tuhyi | canlandırırsın | تُحْيِي | حيي |
| 8 | l-mevta | ölüleri | الْمَوْتَىٰ | موت |
| 9 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 10 | evelem | yoksa asla | أَوَلَمْ | - |
| 11 | tu'min | iman etmez misin | تُؤْمِنْ | امن |
| 12 | kale | dedi (İbrahim) | قَالَ | قول |
| 13 | bela | evet (iman ettim) | بَلَىٰ | - |
| 14 | velakin | velakin/fakat | وَلَٰكِنْ | - |
| 15 | liyetmeinne | mutmain olması içindir | لِيَطْمَئِنَّ | طمن |
| 16 | kalbi | kalbimin | قَلْبِي | قلب |
| 17 | kale | dedi | قَالَ | قول |
| 18 | fehuz | öyleyse tut | فَخُذْ | اخذ |
| 19 | erbeaten | dördünü | أَرْبَعَةً | ربع |
| 20 | mine | مِنَ | - | |
| 21 | t-tayri | kuştan | الطَّيْرِ | طير |
| 22 | fe surhunne | öyle ki meylettir onları (dördünü) | فَصُرْهُنَّ | صور |
| 23 | ileyke | kendine | إِلَيْكَ | - |
| 24 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 25 | c'al | yap | اجْعَلْ | جعل |
| 26 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 27 | kulli | her | كُلِّ | كلل |
| 28 | cebelin | bir dağın | جَبَلٍ | جبل |
| 29 | minhunne | onlardan (dördünden) | مِنْهُنَّ | - |
| 30 | cuz'en | bir parça/cüz | جُزْءًا | جزا |
| 31 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 32 | d'uhunne | çağır onları (dördünü) | ادْعُهُنَّ | دعو |
| 33 | ye'tineke | gelirler (dördü) sana | يَأْتِينَكَ | اتي |
| 34 | sea'yen | bir ivedi hareketlenme (-yle) | سَعْيًا | سعي |
| 35 | vea'lem | ve bil | وَاعْلَمْ | علم |
| 36 | enne | ki | أَنَّ | - |
| 37 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 38 | azizun | Azîz’dir | عَزِيزٌ | عزز |
| 39 | hakimun | Hakîm’dir | حَكِيمٌ | حكم |
*Alıştır.
Ayet 261
Mallarını Allah yolunda336 infak6 eden kimselerin misali; misali gibidir bir tohum; yetiştirdi yedi başak; her başağındadır yüz tohum; ve Allah katlar dilediği kimseye; ve Allah Vâsi’dir297; Alîm’dir8.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | meselu | misali | مَثَلُ | مثل |
| 2 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 3 | yunfikune | infak ederler | يُنْفِقُونَ | نفق |
| 4 | emvalehum | mallarını | أَمْوَالَهُمْ | مول |
| 5 | fi | فِي | - | |
| 6 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 7 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 8 | kemeseli | misali gibidir | كَمَثَلِ | مثل |
| 9 | habbetin | bir tohum | حَبَّةٍ | حبب |
| 10 | enbetet | yetiştirdi | أَنْبَتَتْ | نبت |
| 11 | seb'a | yedi | سَبْعَ | سبع |
| 12 | senabile | başak | سَنَابِلَ | سنبل |
| 13 | fi | فِي | - | |
| 14 | kulli | her | كُلِّ | كلل |
| 15 | sunbuletin | başağında | سُنْبُلَةٍ | سنبل |
| 16 | miaetu | yüz | مِائَةُ | ماي |
| 17 | habbetin | tohum | حَبَّةٍ | حبب |
| 18 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 19 | yudaifu | katlar | يُضَاعِفُ | ضعف |
| 20 | limen | kimseye | لِمَنْ | - |
| 21 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 22 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 23 | vasiun | Vâsi’dir | وَاسِعٌ | وسع |
| 24 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Ayet 262
Kimseler (ki) infak6 ederler mallarını Allah yolunda336; sonra tabi etmezler infak6 ettiklerini bir minnete ve de bir eziyete; onlaradır ecirleri820 Rableri4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onların üzerine; ve onlar hüzünlenmezler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 2 | yunfikune | infak eden | يُنْفِقُونَ | نفق |
| 3 | emvalehum | mallarını | أَمْوَالَهُمْ | مول |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 6 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 7 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 8 | la | لَا | - | |
| 9 | yutbiune | tabi etmezler | يُتْبِعُونَ | تبع |
| 10 | ma | مَا | - | |
| 11 | enfeku | infak ettiklerini | أَنْفَقُوا | نفق |
| 12 | mennen | bir minnete | مَنًّا | منن |
| 13 | ve la | وَلَا | - | |
| 14 | ezen | ve de bir eziyete | أَذًى | اذي |
| 15 | lehum | onlaradır | لَهُمْ | - |
| 16 | ecruhum | ecirleri | أَجْرُهُمْ | اجر |
| 17 | inde | indinde | عِنْدَ | عند |
| 18 | rabbihim | Rableri | رَبِّهِمْ | ربب |
| 19 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 20 | havfun | bir korku | خَوْفٌ | خوف |
| 21 | aleyhim | onların üzerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 22 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 23 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 24 | yehzenune | hüzünlenmezler | يَحْزَنُونَ | حزن |
Ayet 263
Maruf291 bir kelime ve mağfiret* iyidir bir sadakadan378 (ki) tabi olur ona (sadakaya) bir eziyet**; ve Allah Ganiyy’dir106; Halîm’dir58.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | kavlun | bir kelime | قَوْلٌ | قول |
| 2 | mea'rufun | maruf | مَعْرُوفٌ | عرف |
| 3 | ve megfiratun | ve mağfiret | وَمَغْفِرَةٌ | غفر |
| 4 | hayrun | iyidir | خَيْرٌ | خير |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | sadekatin | bir sadakadan | صَدَقَةٍ | صدق |
| 7 | yetbeuha | tabi olur ona | يَتْبَعُهَا | تبع |
| 8 | ezen | bir eziyet | أَذًى | اذي |
| 9 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 10 | ganiyyun | Ganiyy’dir | غَنِيٌّ | غني |
| 11 | halimun | Halîm’dir | حَلِيمٌ | حلم |
*Bağışlama.**Sıkıntı, eziyet, huzursuzluk.
Ayet 264
Ey iman47 etmiş kimseler! Boşa çıkarmayın sadakalarınızı378 minnetle* ve eziyetle**; kimse gibi (ki) infak6 eder malını insanlara gösteriş (-le) ; iman47 etmez Allah'a ve ahiret gününe; öyle ki misali onun (kimsenin) misali gibidir saf/düz bir kaya; üzerinde onun (kayanın) turâb428; öyle ki isabet eder ona (kayaya) bir sağanak ; öyle ki bırakır onu semsert/yaşamsız; güç yetiremez (o kimse) kazandıklarından bir şey üzerine; ve Allah kılavuzlamaz192 kâfirler25 kavmini/toplumunu.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | la | لَا | - | |
| 5 | tubtilu | boşa çıkarmayın | تُبْطِلُوا | بطل |
| 6 | sadekatikum | sadakalarınızı | صَدَقَاتِكُمْ | صدق |
| 7 | bil-menni | minnetle | بِالْمَنِّ | منن |
| 8 | vel'eza | ve eziyetle | وَالْأَذَىٰ | اذي |
| 9 | kallezi | kimseler gibi | كَالَّذِي | - |
| 10 | yunfiku | infak eder | يُنْفِقُ | نفق |
| 11 | malehu | malını | مَالَهُ | مول |
| 12 | ria'e | gösteriş (-le) | رِئَاءَ | راي |
| 13 | n-nasi | insanlara | النَّاسِ | نوس |
| 14 | ve la | وَلَا | - | |
| 15 | yu'minu | iman etmez | يُؤْمِنُ | امن |
| 16 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 17 | velyevmi | ve gününe | وَالْيَوْمِ | يوم |
| 18 | l-ahiri | ahiret | الْاخِرِ | اخر |
| 19 | femeseluhu | öyleki misali onun | فَمَثَلُهُ | مثل |
| 20 | kemeseli | misali gibidir | كَمَثَلِ | مثل |
| 21 | safvanin | saf/düz bir kaya | صَفْوَانٍ | صفو |
| 22 | aleyhi | üzerinde onun | عَلَيْهِ | - |
| 23 | turabun | toz | تُرَابٌ | ترب |
| 24 | feesabehu | öyle ki isabet eder ona | فَأَصَابَهُ | صوب |
| 25 | vabilun | bir sağanak | وَابِلٌ | وبل |
| 26 | feterakehu | öyleki bırakır onu | فَتَرَكَهُ | ترك |
| 27 | salden | semsert/yaşamsız | صَلْدًا | صلد |
| 28 | la | لَا | - | |
| 29 | yekdirune | güç yetiremez | يَقْدِرُونَ | قدر |
| 30 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 31 | şey'in | bir şeye | شَيْءٍ | شيا |
| 32 | mimma | مِمَّا | - | |
| 33 | kesebu | kazandıklarından | كَسَبُوا | كسب |
| 34 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 35 | la | لَا | - | |
| 36 | yehdi | doğru yola kılavuzlamaz | يَهْدِي | هدي |
| 37 | l-kavme | kavmini/toplumunu | الْقَوْمَ | قوم |
| 38 | l-kafirine | kâfirler | الْكَافِرِينَ | كفر |
*Minnet duyulması amacıyla yaparak. Minnet bekleyerek; minnete neden olarak.
**Sıkıntı, eziyet, huzursuzluk vererek.
Ayet 265
Ve kimselerin misali (ki) infak6 ederler mallarını Allah'ın rızasını aramaya; ve (rızayı) nefislerinden201 tespitlemeye/tutturmaya; misali gibidir bir cennet379; yüksekte/gelişmiş; isabet etti ona bir sağanak; öyle ki verdi ürününü iki kat; öyle ki eğer asla isabet etmezse bile ona bir sağanak; öyle ki bir nem/bir çiy (bile yeterlidir); ve Allah yaptıklarınızı görendir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve meselu | ve misali | وَمَثَلُ | مثل |
| 2 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 3 | yunfikune | infak ederler | يُنْفِقُونَ | نفق |
| 4 | emvalehumu | mallarını | أَمْوَالَهُمُ | مول |
| 5 | btiga'e | aramak | ابْتِغَاءَ | بغي |
| 6 | merdati | rızasını | مَرْضَاتِ | رضو |
| 7 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 8 | ve tesbiten | ve (rızayı) tespitlemeye/sabitlemeye | وَتَثْبِيتًا | ثبت |
| 9 | min | مِنْ | - | |
| 10 | enfusihim | nefislerinden | أَنْفُسِهِمْ | نفس |
| 11 | kemeseli | misali gibidir | كَمَثَلِ | مثل |
| 12 | cennetin | bir cennet | جَنَّةٍ | جنن |
| 13 | birabvetin | yüksekte/gelişmiş | بِرَبْوَةٍ | ربو |
| 14 | esabeha | isabet etti ona | أَصَابَهَا | صوب |
| 15 | vabilun | bir sağanak | وَابِلٌ | وبل |
| 16 | fe atet | öyle ki verdi | فَاتَتْ | اتي |
| 17 | ukuleha | ürününü | أُكُلَهَا | اكل |
| 18 | dia'feyni | iki kat | ضِعْفَيْنِ | ضعف |
| 19 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 20 | lem | asla | لَمْ | - |
| 21 | yusibha | isabet etmezse bile ona | يُصِبْهَا | صوب |
| 22 | vabilun | bir sağanak | وَابِلٌ | وبل |
| 23 | fetallun | öyle ki bir nem/bir çiy | فَطَلٌّ | طلل |
| 24 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 25 | bima | بِمَا | - | |
| 26 | tea'melune | yaptıklarınızı | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 27 | besirun | görendir | بَصِيرٌ | بصر |
Ayet 266
İster mi biriniz ki olur ona bir cennet379; hurmalardan ve üzümlerden; akar onun (cennetin) altından nehirler ona (kimseye); içindedir onun (cennetin) her bir meyveden; ve isabet etti ona (kimseye) yaşlılık/ihtiyarlık; ve ondadır (kimsededir) acizler/güçsüzler (olan) bir zürriyet380; öyle ki isabet etti ona (cennete) bir kasırga/hortum381; ondadır (kasırgadadır/hortumundadır) bir ateş381; öyle ki yaktı kül etti; işte böyledir; beyan eder Allah sizlere ayetleri; belki sizler derinlemesine fikredersiniz868 .
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | eyeveddu | ister mi | أَيَوَدُّ | ودد |
| 2 | ehadukum | birisi sizlerden | أَحَدُكُمْ | احد |
| 3 | en | ki | أَنْ | - |
| 4 | tekune | olur | تَكُونَ | كون |
| 5 | lehu | ona | لَهُ | - |
| 6 | cennetun | bir cennet | جَنَّةٌ | جنن |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | nehilin | hurmalardan | نَخِيلٍ | نخل |
| 9 | ve ea'nabin | ve üzümlerden | وَأَعْنَابٍ | عنب |
| 10 | tecri | akar | تَجْرِي | جري |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | tehtiha | onun (cennetin) altından | تَحْتِهَا | تحت |
| 13 | l-enharu | nehirler | الْأَنْهَارُ | نهر |
| 14 | lehu | ona (kimseye) | لَهُ | - |
| 15 | fiha | içindedir onun (cennetin) | فِيهَا | - |
| 16 | min | مِنْ | - | |
| 17 | kulli | her bir | كُلِّ | كلل |
| 18 | s-semerati | meyveden | الثَّمَرَاتِ | ثمر |
| 19 | ve esâbehul | ve isabet eder ona | وَأَصَابَهُ | صوب |
| 20 | l-kiberu | yaşlılık/ihtiyarlık | الْكِبَرُ | كبر |
| 21 | ve lehu | ve ondadır | ذُرِّيَّةٌ | ذرر |
| 22 | zurriyyetun | zürriyet | ||
| 23 | duafa'u | acizler/güçsüzler | ضُعَفَاءُ | ضعف |
| 24 | feesabeha | öyle ki isabet etti ona (cennete) | فَأَصَابَهَا | صوب |
| 25 | ia'sarun | bir kasırga/hortum | إِعْصَارٌ | عصر |
| 26 | fihi | ondadır (kasırganın/hortumun) | فِيهِ | - |
| 27 | narun | bir ateş | نَارٌ | نور |
| 28 | fehterakat | öyle ki yakar | فَاحْتَرَقَتْ | حرق |
| 29 | kezalike | işte böyledir | كَذَٰلِكَ | - |
| 30 | yubeyyinu | beyan eder | يُبَيِّنُ | بين |
| 31 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 32 | lekumu | sizlere | لَكُمُ | - |
| 33 | l-ayati | ayetleri | الْايَاتِ | ايي |
| 34 | leallekum | belki sizler | لَعَلَّكُمْ | - |
| 35 | tetefekkerune | derinlemesine fikir yürütürsünüz | تَتَفَكَّرُونَ | فكر |
Ayet 267
Ey iman47 etmiş kimseler! İnfak6 edin iyilerinden kazandıklarınızın; ve çıkardığımızdan sizlere yerden; kalkışmayın/yeltenmeyin kötüsüne ondan (ki) infak6 edersiniz; ve olmayın edinenler onu ancak ki göz kapatırsınız* ona (infak edilene); ve bilin ki doğrusu Allah Ganiyy’dir106; Hamîd’tir107.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | enfiku | infak edin | أَنْفِقُوا | نفق |
| 5 | min | مِنْ | - | |
| 6 | tayyibati | iyilerinden | طَيِّبَاتِ | طيب |
| 7 | ma | مَا | - | |
| 8 | kesebtum | kazandıklarınızın | كَسَبْتُمْ | كسب |
| 9 | ve mimma | ve | وَمِمَّا | - |
| 10 | ehracna | çıkardığımızdan | أَخْرَجْنَا | خرج |
| 11 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 12 | mine | -den | مِنَ | - |
| 13 | l-erdi | yer- | الْأَرْضِ | ارض |
| 14 | ve la | وَلَا | - | |
| 15 | teyemmemu | kalkışmayın/yeltenmeyin | تَيَمَّمُوا | يمم |
| 16 | l-habise | kötülere | الْخَبِيثَ | خبث |
| 17 | minhu | ondan | مِنْهُ | - |
| 18 | tunfikune | infak etmeye | تُنْفِقُونَ | نفق |
| 19 | velestum | ve olmazsınız | وَلَسْتُمْ | ليس |
| 20 | biahizihi | edinenler onu | بِاخِذِيهِ | اخذ |
| 21 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 22 | en | ki | أَنْ | - |
| 23 | tugmidu | kör kapatırsınız | تُغْمِضُوا | غمض |
| 24 | fihi | ona | فِيهِ | - |
| 25 | vea'lemu | ve bilin ki | وَاعْلَمُوا | علم |
| 26 | enne | doğrusu | أَنَّ | - |
| 27 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 28 | ganiyyun | Ganiyy’dir | غَنِيٌّ | غني |
| 29 | hamidun | Hamîd’tir | حَمِيدٌ | حمد |
*Kendiniz için gördüğünüzde asla almayacağınız.
Ayet 268
Şeytân29 vaat eder sizlere fakirliği; ve emreder200 sizlere fahşayı81; ve Allah vaat eder sizlere bir mağfiret319 kendinden; ve bir fazl/fazilet; ve Allah Vâsi’dir297; Alîm’dir8.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | eş-şeytanu | şeytan | الشَّيْطَانُ | شطن |
| 2 | yeidukumu | vaat eder sizlere | يَعِدُكُمُ | وعد |
| 3 | l-fekra | fakirliği | الْفَقْرَ | فقر |
| 4 | ve ye'murukum | ve emreder sizlere | وَيَأْمُرُكُمْ | امر |
| 5 | bil-fehşa'i | fahşayı | بِالْفَحْشَاءِ | فحش |
| 6 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 7 | yeidukum | vaat eder sizlere | يَعِدُكُمْ | وعد |
| 8 | megfiraten | mağfiret | مَغْفِرَةً | غفر |
| 9 | minhu | kendinden | مِنْهُ | - |
| 10 | ve fedlen | ve bir fazl/fazilet | وَفَضْلًا | فضل |
| 11 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 12 | vasiun | Vâsi’dir | وَاسِعٌ | وسع |
| 13 | alimun | Alîm’dir | عَلِيمٌ | علم |
Ayet 269
Verir (Allah) hikmeti382 dilediği kimseye; ve kime verilir hikmet382; öyle ki muhakkak verildi (ona) bir hayır çokça; ve zikreder/hatırlar değildir mantık sahipleri dışında.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yu'ti | verir (Allah) | يُؤْتِي | اتي |
| 2 | l-hikmete | hikmeti | الْحِكْمَةَ | حكم |
| 3 | men | kimseye | مَنْ | - |
| 4 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 5 | ve men | ve kime | وَمَنْ | - |
| 6 | yu'te | verilir | يُؤْتَ | اتي |
| 7 | l-hikmete | hikmet | الْحِكْمَةَ | حكم |
| 8 | fekad | öyle ki muhakkak | فَقَدْ | - |
| 9 | utiye | verildi (ona) | أُوتِيَ | اتي |
| 10 | hayran | bir hayır | خَيْرًا | خير |
| 11 | kesiran | çokça | كَثِيرًا | كثر |
| 12 | ve ma | ve değildir | وَمَا | - |
| 13 | yezzekkeru | zikreder | يَذَّكَّرُ | ذكر |
| 14 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 15 | ulu | sahipleri | أُولُو | اول |
| 16 | l-elbabi | mantık | الْأَلْبَابِ | لبب |
Ayet 270
Ve infak6 ettiğiniz bir infaktan6 ya da adarsınız bir adaktan; öyle ki doğrusu Allah bilir onu; ve yoktur zalimlere hiçbir yardımcı.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve ma | ve ne | وَمَا | - |
| 2 | enfektum | infak ettiğiniz | أَنْفَقْتُمْ | نفق |
| 3 | min | مِنْ | - | |
| 4 | nefekatin | nifaktan | نَفَقَةٍ | نفق |
| 5 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 6 | nezertum | adarsınız | نَذَرْتُمْ | نذر |
| 7 | min | مِنْ | - | |
| 8 | nezrin | bir adaktan | نَذْرٍ | نذر |
| 9 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 10 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 11 | yea'lemuhu | bilir onu | يَعْلَمُهُ | علم |
| 12 | ve ma | ve olmaz | وَمَا | - |
| 13 | lizzalimine | zalimlere | لِلظَّالِمِينَ | ظلم |
| 14 | min | hiçbir | مِنْ | - |
| 15 | ensarin | yardımcı | أَنْصَارٍ | نصر |
Ayet 271
Eğer açık ederseniz sadakaları378; öyle ki nimettir/hoştur o; ve eğer gizlerseniz onu ve verirseniz onu fakirlere; öyle ki o bir hayırdır sizlere; ve kâfirlik25 eder* (Allah) sizden (bir kısmınıza), günahlarınızdan (bir kısmına); ve Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | in | eğer | إِنْ | - |
| 2 | tubdu | açık ederseniz | تُبْدُوا | بدو |
| 3 | s-sadekati | sadakaları | الصَّدَقَاتِ | صدق |
| 4 | feniimma | öyle ki nimettir/hoştur | فَنِعِمَّا | نعم |
| 5 | hiye | o | هِيَ | - |
| 6 | vein | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 7 | tuhfuha | gizlerseniz onu | تُخْفُوهَا | خفي |
| 8 | ve tu'tuha | ve verirseniz onu | وَتُؤْتُوهَا | اتي |
| 9 | l-fukara'e | fakirlere | الْفُقَرَاءَ | فقر |
| 10 | fehuve | öyle ki o | فَهُوَ | - |
| 11 | hayrun | bir hayırdır | خَيْرٌ | خير |
| 12 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 13 | ve yukeffiru | ve kâfirlik eder (Allah) | وَيُكَفِّرُ | كفر |
| 14 | ankum | sizden | عَنْكُمْ | - |
| 15 | min | مِنْ | - | |
| 16 | seyyiatikum | günahlarınızdan | سَيِّئَاتِكُمْ | سوا |
| 17 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 18 | bima | بِمَا | - | |
| 19 | tea'melune | yaptıklarınızdan | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 20 | habirun | haberdardır | خَبِيرٌ | خبر |
*Örter, gizler.
Ayet 272
Yoktur (senin) üzerine kılavuzlamak192 onları; velakin/fakat Allah kılavuzlar192 dilediği kimseyi; ve infak6 ettiğiniz bir hayırdan; öyle ki nefisleriniz201 içindir; ve infak6 eder değilsiniz Allah'ın yüzünü arama/bakınma dışında; ve bir hayırdan infak6 ettiğiniz, tamamlanır sizlere; ve sizler zulmedilmezsiniz257.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | leyse | yoktur | لَيْسَ | ليس |
| 2 | aleyke | üzerine (senin) | عَلَيْكَ | - |
| 3 | hudahum | doğru yola kılavuzlamak onları | هُدَاهُمْ | هدي |
| 4 | velakinne | velakin/fakat | وَلَٰكِنَّ | - |
| 5 | llahe | Allah'tır | اللَّهَ | - |
| 6 | yehdi | doğru yola kılavuzlar | يَهْدِي | هدي |
| 7 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 8 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 9 | ve ma | Ve | وَمَا | - |
| 10 | tunfiku | infak ettiğiniz | تُنْفِقُوا | نفق |
| 11 | min | مِنْ | - | |
| 12 | hayrin | bir hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 13 | felienfusikum | öyle ki nefisleriniz içindir | فَلِأَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 14 | ve ma | Ve değildir | وَمَا | - |
| 15 | tunfikune | infak edersiniz | تُنْفِقُونَ | نفق |
| 16 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 17 | btiga'e | arama/bakınma | ابْتِغَاءَ | بغي |
| 18 | vechi | yüzünü | وَجْهِ | وجه |
| 19 | llahi | Allah'ın | اللَّهِ | - |
| 20 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 21 | tunfiku | infak ettiğiniz | تُنْفِقُوا | نفق |
| 22 | min | مِنْ | - | |
| 23 | hayrin | bir hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 24 | yuveffe | tamamlanır | يُوَفَّ | وفي |
| 25 | ileykum | sizlere | إِلَيْكُمْ | - |
| 26 | ve entum | ve sizler | وَأَنْتُمْ | - |
| 27 | la | لَا | - | |
| 28 | tuzlemune | zulmedilmezsiniz | تُظْلَمُونَ | ظلم |
Ayet 273
Fakirler/fukaralar içindir (infak); Allah yolunda336 kuşatılmış* kimseyedir; tabi olmazlar bir darba (ayakları vurmaya yere/seyahate) yerde; sanır cahil (onları) zengin; iffetlerinden (dolayı); tanırsın onları simalarıyla; sual etmezler/sormazlar insanlara sırnaşıkça; ve infak6 ettiğiniz bir hayırdan öyle ki doğrusu Allah bilendir onu.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | lilfukara'i | fakirler/fukaralar içindir | لِلْفُقَرَاءِ | فقر |
| 2 | ellezine | kimselere | الَّذِينَ | - |
| 3 | uhsiru | kuşatıldı | أُحْصِرُوا | حصر |
| 4 | fi | فِي | - | |
| 5 | sebili | yolunda | سَبِيلِ | سبل |
| 6 | llahi | Allah | اللَّهِ | - |
| 7 | la | لَا | - | |
| 8 | yestetiune | tabi olmazlar | يَسْتَطِيعُونَ | طوع |
| 9 | derben | bir darba (ayakları vurmaya yere/seyahate) | ضَرْبًا | ضرب |
| 10 | fi | فِي | - | |
| 11 | l-erdi | yerde | الْأَرْضِ | ارض |
| 12 | yehsebuhumu | hesap eder/sanar | يَحْسَبُهُمُ | حسب |
| 13 | l-cahilu | cahil | الْجَاهِلُ | جهل |
| 14 | egniya'e | zengin | أَغْنِيَاءَ | غني |
| 15 | mine | مِنَ | - | |
| 16 | t-teaffufi | iffetlerinden | التَّعَفُّفِ | عفف |
| 17 | tea'rifuhum | tanırsın onları | تَعْرِفُهُمْ | عرف |
| 18 | bisimahum | simalarıyla | بِسِيمَاهُمْ | سوم |
| 19 | la | لَا | - | |
| 20 | yeselune | sual etmezler/sormazlar | يَسْأَلُونَ | سال |
| 21 | n-nase | insanlara | النَّاسَ | نوس |
| 22 | ilhafen | sırnaşık/ısrarcı | إِلْحَافًا | لحف |
| 23 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 24 | tunfiku | infak ettiğiniz | تُنْفِقُوا | نفق |
| 25 | min | مِنْ | - | |
| 26 | hayrin | bir hayırdan | خَيْرٍ | خير |
| 27 | feinne | öyle ki doğrusu | فَإِنَّ | - |
| 28 | llahe | Allah | اللَّهَ | - |
| 29 | bihi | onu | بِهِ | - |
| 30 | alimun | bilendir | عَلِيمٌ | علم |
*Baskı ve zulümle rızkını arayamaz, kazanamaz olmuş; fakirleştirilmiş. Eli ayağı bağlanmış.
Ayet 274
Kimseler (ki) infak6 ederler mallarını gece ve gündüz; sırlı/gizli ve alenen/açıkça; öyle ki onlaradır ecirleri820 Rableri4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlar üzerine; ve onlar hüzünlenmezler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler (ki) | الَّذِينَ | - |
| 2 | yunfikune | infak ederler | يُنْفِقُونَ | نفق |
| 3 | emvalehum | mallarını | أَمْوَالَهُمْ | مول |
| 4 | bil-leyli | gece | بِاللَّيْلِ | ليل |
| 5 | ve nnehari | ve gündüz | وَالنَّهَارِ | نهر |
| 6 | sirran | sırlı | سِرًّا | سرر |
| 7 | ve alaniyeten | ve alenen | وَعَلَانِيَةً | علن |
| 8 | felehum | öyle ki onlaradır | فَلَهُمْ | - |
| 9 | ecruhum | ecirleri | أَجْرُهُمْ | اجر |
| 10 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 11 | rabbihim | Rableri | رَبِّهِمْ | ربب |
| 12 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 13 | havfun | bir korku | خَوْفٌ | خوف |
| 14 | aleyhim | onlar üzerine | عَلَيْهِمْ | - |
| 15 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 16 | hum | ve onlar | هُمْ | - |
| 17 | yehzenune | hüzünlenmezler | يَحْزَنُونَ | حزن |
Ayet 275
Kimseler (ki) yerler riba383; kalkmazlar (onlar) ancak kalkan kimse gibi; çarptı onu şeytan temasından; işte bu onların "Doğrusu (ki) satış neyse riba383 (da) mislidir870" demelerindendir; ve helal kıldı Allah satışı; ve haram etti ribayı383; öyle ki kim getirdi kendine bir vaaz653 Rabbinden; öyle ki engelledi (o); öyle ki önceden geçeni ona; ve emri/işi onun Allah'adır; ve kim geri döndü; öyle ki işte bunlar ateş ashâbıdır194; onlar orada* ölümsüzlerdir185.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ellezine | kimseler (ki) | الَّذِينَ | - |
| 2 | ye'kulune | yerler | يَأْكُلُونَ | اكل |
| 3 | r-riba | riba | الرِّبَا | ربو |
| 4 | la | لَا | - | |
| 5 | yekumune | kalkmazlar | يَقُومُونَ | قوم |
| 6 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 7 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 8 | yekumu | kalkar | يَقُومُ | قوم |
| 9 | llezi | kimse | الَّذِي | - |
| 10 | yetehabbetuhu | çarptı onu | يَتَخَبَّطُهُ | خبط |
| 11 | ş-şeytanu | şeytan | الشَّيْطَانُ | شطن |
| 12 | mine | مِنَ | - | |
| 13 | l-messi | temasından | الْمَسِّ | مسس |
| 14 | zalike | işte bu | ذَٰلِكَ | - |
| 15 | biennehum | onların ki | بِأَنَّهُمْ | - |
| 16 | kalu | derler | قَالُوا | قول |
| 17 | innema | doğrusu neyse | إِنَّمَا | - |
| 18 | l-bey'u | satış | الْبَيْعُ | بيع |
| 19 | mislu | mislidir/benzeridir | مِثْلُ | مثل |
| 20 | r-riba | riba | الرِّبَا | ربو |
| 21 | veehalle | ve helal kıldı | وَأَحَلَّ | حلل |
| 22 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 23 | l-bey'a | satışı | الْبَيْعَ | بيع |
| 24 | veharrame | ve haram etti | وَحَرَّمَ | حرم |
| 25 | r-riba | ribayı | الرِّبَا | ربو |
| 26 | femen | öyle ki kim | فَمَنْ | - |
| 27 | ca'ehu | getirdi kendine | جَاءَهُ | جيا |
| 28 | mev'izetun | bir vaaz/tavsiye | مَوْعِظَةٌ | وعظ |
| 29 | min | مِنْ | - | |
| 30 | rabbihi | Rabbinden | رَبِّهِ | ربب |
| 31 | fenteha | öyle ki engelledi | فَانْتَهَىٰ | نهي |
| 32 | fe lehu | öyle ki ona | ||
| 33 | ma | مَا | - | |
| 34 | selefe | önceden geçeni | سَلَفَ | سلف |
| 35 | ve emruhu | ve emri/işi onun | وَأَمْرُهُ | امر |
| 36 | ila | إِلَى | - | |
| 37 | llahi | Allah'adır | اللَّهِ | - |
| 38 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 39 | aade | geri döndü | عَادَ | عود |
| 40 | feulaike | öyle ki işte bunlar | فَأُولَٰئِكَ | - |
| 41 | eshabu | ashabıdır | أَصْحَابُ | صحب |
| 42 | n-nari | ateş | النَّارِ | نور |
| 43 | hum | onlar | هُمْ | - |
| 44 | fiha | orada (cehennemde) | فِيهَا | - |
| 45 | halidune | ölümsüzler | خَالِدُونَ | خلد |
*Cehennemde.
Ayet 276
Siler Allah ribayı383; ve riba383 eder sadakaları342*; ve Allah sevmez hiçbir günahkar kâfiri25.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | yemhaku | siler | يَمْحَقُ | محق |
| 2 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 3 | r-riba | ribayı | الرِّبَا | ربو |
| 4 | ve yurbi | ve riba eder | وَيُرْبِي | ربو |
| 5 | s-sadekati | sadakaları | الصَّدَقَاتِ | صدق |
| 6 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 7 | la | لَا | - | |
| 8 | yuhibbu | sevmez | يُحِبُّ | حبب |
| 9 | kulle | her bir | كُلَّ | كلل |
| 10 | keffarin | kâfiri | كَفَّارٍ | كفر |
| 11 | esimin | günahkar | أَثِيمٍ | اثم |
*Çoğul olarak gelmesi dikkat çekicidir.
Ayet 277
Doğrusu kimseler (ki) iman47 ettiler; ve yaptılar sâlihât18; ve ikame572 ettiler salâtı5; ve verdiler zekâtı10; onlaradır ecirleri820 Rablerinin4 indinde/katında; ve yoktur bir korku onlara; ve onlar hüzünlenmezler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | inne | doğrusu | إِنَّ | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman ettiler | امَنُوا | امن |
| 4 | ve amilu | ve yaptılar | وَعَمِلُوا | عمل |
| 5 | s-salihati | sâlihât | الصَّالِحَاتِ | صلح |
| 6 | ve ekamu | ve diktiler/ayağa kaldırdılar | وَأَقَامُوا | قوم |
| 7 | s-salate | salatı | الصَّلَاةَ | صلو |
| 8 | ve atevu | ve verdiler | وَاتَوُا | اتي |
| 9 | z-zekate | zekâtı | الزَّكَاةَ | زكو |
| 10 | lehum | onlaradır | لَهُمْ | - |
| 11 | ecruhum | ecirleri/karşılıkları | أَجْرُهُمْ | اجر |
| 12 | inde | indindedir/katındadır | عِنْدَ | عند |
| 13 | rabbihim | Rableri | رَبِّهِمْ | ربب |
| 14 | ve la | ve yoktur | وَلَا | - |
| 15 | havfun | bir korku | خَوْفٌ | خوف |
| 16 | aleyhim | onlara | عَلَيْهِمْ | - |
| 17 | ve la | وَلَا | - | |
| 18 | hum | ve onlar | هُمْ | - |
| 19 | yehzenune | hüzünlenmezler | يَحْزَنُونَ | حزن |
Ayet 278
Ey iman47 etmiş kimseler! Takvalı21 olun Allah’a; ve bırakın* neyse bakiye ribadan383; eğer olduysanız müminler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş! | امَنُوا | امن |
| 4 | tteku | takvalı olun | اتَّقُوا | وقي |
| 5 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 6 | ve zeru | ve bırakın | وَذَرُوا | وذر |
| 7 | ma | neyse | مَا | - |
| 8 | bekiye | bakiye | بَقِيَ | بقي |
| 9 | mine | -dan | مِنَ | - |
| 10 | r-riba | riba- | الرِّبَا | ربو |
| 11 | in | eğer | إِنْ | - |
| 12 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 13 | mu'minine | müminler | مُؤْمِنِينَ | امن |
*Riba olmayan kısım alın, riba olan kısmı bırakın, terk edin.
Ayet 279
Öyle ki eğer asla faaliyete geçmezseniz; öyle ki farkına varın bir harbin Allah’tan ve resûlünden418*; ve eğer tevbe33 ederseniz; öyle ki sizleredir malınızın başlangıcı; haksızlık etmezsiniz; haksızlık edilmezsiniz.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | fe in | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 2 | lem | asla | لَمْ | - |
| 3 | tef'alu | faaliyete geçmezseniz | تَفْعَلُوا | فعل |
| 4 | fe'zenu | öyle ki farkına varın | فَأْذَنُوا | اذن |
| 5 | biharbin | bir harbin | بِحَرْبٍ | حرب |
| 6 | mine | مِنَ | - | |
| 7 | llahi | Allah’tan | اللَّهِ | - |
| 8 | ve rasulihi | ve resulünden | وَرَسُولِهِ | رسل |
| 9 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 10 | tubtum | tevbe ederseniz | تُبْتُمْ | توب |
| 11 | felekum | öyle ki sizleredir | فَلَكُمْ | - |
| 12 | ru'usu | başlangıç | رُءُوسُ | راس |
| 13 | emvalikum | malınız | أَمْوَالِكُمْ | مول |
| 14 | la | لَا | - | |
| 15 | tezlimune | haksızlık etmezsiniz | تَظْلِمُونَ | ظلم |
| 16 | ve la | وَلَا | - | |
| 17 | tuzlemune | haksızlık edilmezsiniz | تُظْلَمُونَ | ظلم |
*Kamu gücü ribaya savaş açar.
Ayet 280
Ve eğer oldu (o borç alan) bir zorluk sahibi; öyle ki bakıp beklemedir bir kolaylığa doğru; ve ki sadaka378 ederseniz bir hayırdır sizlere; eğer olduysanız bilirler.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 2 | kane | oldu (o) | كَانَ | كون |
| 3 | zu | sahibi | ذُو | - |
| 4 | usratin | bir zorluk | عُسْرَةٍ | عسر |
| 5 | feneziratun | öyle ki bakıp bekleme | فَنَظِرَةٌ | نظر |
| 6 | ila | doğru | إِلَىٰ | - |
| 7 | meyseratin | bir kolaylığa | مَيْسَرَةٍ | يسر |
| 8 | ve en | ve ki | وَأَنْ | - |
| 9 | tesaddeku | sadaka ederseniz | تَصَدَّقُوا | صدق |
| 10 | hayrun | bir hayırdır | خَيْرٌ | خير |
| 11 | lekum | sizlere | لَكُمْ | - |
| 12 | in | eğer | إِنْ | - |
| 13 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 14 | tea'lemune | bilirler | تَعْلَمُونَ | علم |
Ayet 281
Ve takvalı21 olun bir güne; döndürülürsünüz onda Allah'a; sonra tamamlanır her bir nefse201 kazandığı; ve onlara zulmedilmez.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 2 | yevmen | bir güne | يَوْمًا | يوم |
| 3 | turceune | döndürülürsünüz | تُرْجَعُونَ | رجع |
| 4 | fihi | onda | فِيهِ | - |
| 5 | ila | إِلَى | - | |
| 6 | llahi | Allah'a | اللَّهِ | - |
| 7 | summe | sonra | ثُمَّ | - |
| 8 | tuveffa | tamamlanır | تُوَفَّىٰ | وفي |
| 9 | kullu | her | كُلُّ | كلل |
| 10 | nefsin | nefse | نَفْسٍ | نفس |
| 11 | ma | مَا | - | |
| 12 | kesebet | kazandığı | كَسَبَتْ | كسب |
| 13 | ve hum | ve onlara | وَهُمْ | - |
| 14 | la | لَا | - | |
| 15 | yuzlemune | zulmedilmez | يُظْلَمُونَ | ظلم |
Ayet 282
Ey iman47 etmiş kimseler! Borçlandığınız zaman borç; belirlenmiş bir ecele/süreye kadar; öyle ki yazın onu (borcu); ve yazsın aranızdan bir kâtip/yazıcı adaletle680; geri çevirmesin/reddetmesin kâtip/yazıcı; ki yazsın Allah'ın ona öğrettiği gibi*; öyle ki yazsın ve dikte etsin** (borçlu) kimse (ki) üzerindedir hak (borçlu); ve takvalı21 olsun (borçlu) Allah’a; Rabbine; ve azaltmasın (borçlu) ondan (borçtan) bir şey; öyle ki eğer üzerinde hak olmuş olan (borçlu) kimse bir aklı ermezse ya da bir zayıfsa/acizse ya da o tabi olamazsa/güç yetiremezse dikte etmeye**; öyle ki dikte etsin** velisi onun adaletle680; ve şahit/tanık edin iki şahidi/tanığı adamlarınızdan/erkeklerinizden; öyle ki eğer asla olmazsa iki adam/erkek; öyle ki bir adam/erkek ve iki kadın384 şahitlerden; razı olduğunuz kimseden; ki dalalete düşer o ikisinin biri (bir kadın); öyle ki hatırlatır o ikisinin biri (kadın) diğerine384; ve geri çevirmesin/reddetmesin şahitler davet edildikleri zaman; üşenmeyin yazmaya onu (borcu); az ya da çok; eceline kadar onun (borcun); işte bu sizlere; daha eşittir Allah’ın indinde/katında; ve daha diktir/ayaktadır/kıyamdadır şahitliğe/tanıklığa; ve daha yakındır kuşkulanmamamıza; dışındadır ki olur hazır bir ticaret***; değiş tokuş edersiniz onu aranızda; öyle ki yoktur üzerinize bir günah ki yazmazsınız onu; ve şahit/tanık tutun alışveriş ettiğiniz**** zaman; ve de zarara uğratılmasın kâtip/yazan; ve de şahit/tanık; ve eğer faaliyet içinde olursanız (zarara uğratmaya); öyle ki doğrusu o (faaliyet) bir fâsıktır38 sizlere; ve takvalı21 olun Allah’a; ve öğretir sizlere Allah; ve Allah her bir şeyi bilendir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ya eyyuha | ey | يَا أَيُّهَا | - |
| 2 | ellezine | kimseler | الَّذِينَ | - |
| 3 | amenu | iman etmiş | امَنُوا | امن |
| 4 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 5 | tedayentum | borçlandığınız | تَدَايَنْتُمْ | دين |
| 6 | bideynin | borç | بِدَيْنٍ | دين |
| 7 | ila | kadar | إِلَىٰ | - |
| 8 | ecelin | ecele | أَجَلٍ | اجل |
| 9 | musemmen | bir belirlenmiş | مُسَمًّى | سمو |
| 10 | fektubuhu | öyle ki yazın onu | فَاكْتُبُوهُ | كتب |
| 11 | velyektub | ve yazsın | وَلْيَكْتُبْ | كتب |
| 12 | beynekum | aranızdan | بَيْنَكُمْ | بين |
| 13 | katibun | bir kâtip/yazıcı | كَاتِبٌ | كتب |
| 14 | bil-adli | adaletle | بِالْعَدْلِ | عدل |
| 15 | ve la | وَلَا | - | |
| 16 | ye'be | geri çevirmesin/reddetmesin | يَأْبَ | ابي |
| 17 | katibun | kâtip/yazıcı | كَاتِبٌ | كتب |
| 18 | en | ki | أَنْ | - |
| 19 | yektube | yazsın | يَكْتُبَ | كتب |
| 20 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 21 | allemehu | ona öğrettiği | عَلَّمَهُ | علم |
| 22 | llahu | Allah'ın | اللَّهُ | - |
| 23 | felyektub | öyle ki yazsın | فَلْيَكْتُبْ | كتب |
| 24 | velyumlili | ve dikte etsin | وَلْيُمْلِلِ | ملل |
| 25 | llezi | kimse | الَّذِي | - |
| 26 | aleyhi | üzerindedir onun | عَلَيْهِ | - |
| 27 | l-hakku | hak | الْحَقُّ | حقق |
| 28 | velyetteki | ve takvalı olsun | وَلْيَتَّقِ | وقي |
| 29 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 30 | rabbehu | Rabbi’ne | رَبَّهُ | ربب |
| 31 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 32 | yebhas | azaltmasın | يَبْخَسْ | بخس |
| 33 | minhu | ondan | مِنْهُ | - |
| 34 | şey'en | bir şey | شَيْئًا | شيا |
| 35 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 36 | kane | oldu | كَانَ | كون |
| 37 | llezi | kimse | الَّذِي | - |
| 38 | aleyhi | üzerindedir onun | عَلَيْهِ | - |
| 39 | l-hakku | hak | الْحَقُّ | حقق |
| 40 | sefihen | bir aklı ermez | سَفِيهًا | سفه |
| 41 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 42 | deiyfen | bir zayıf/aciz | ضَعِيفًا | ضعف |
| 43 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 44 | la | لَا | - | |
| 45 | yestetiu | tabi olmaz | يَسْتَطِيعُ | طوع |
| 46 | en | ki | أَنْ | - |
| 47 | yumille | dikte eder | يُمِلَّ | ملل |
| 48 | huve | o | هُوَ | - |
| 49 | felyumlil | öyle ki dikte etsin | فَلْيُمْلِلْ | ملل |
| 50 | veliyyuhu | velisi onun | وَلِيُّهُ | ولي |
| 51 | bil-adli | adaletle | بِالْعَدْلِ | عدل |
| 52 | vesteşhidu | ve şahit/tanık edin | وَاسْتَشْهِدُوا | شهد |
| 53 | şehideyni | iki şahidi/tanığı | شَهِيدَيْنِ | شهد |
| 54 | min | مِنْ | - | |
| 55 | ricalikum | adamlarınızdan | رِجَالِكُمْ | رجل |
| 56 | fe in | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 57 | lem | asla | لَمْ | - |
| 58 | yekuna | olmazsa | يَكُونَا | كون |
| 59 | raculeyni | iki adam | رَجُلَيْنِ | رجل |
| 60 | feraculun | öyle ki bir adam | فَرَجُلٌ | رجل |
| 61 | vemraetani | ve iki kadın | وَامْرَأَتَانِ | مرا |
| 62 | mimmen | kimseden | مِمَّنْ | - |
| 63 | terdevne | razı olursunuz | تَرْضَوْنَ | رضو |
| 64 | mine | مِنَ | - | |
| 65 | ş-şuheda'i | şahidlerden | الشُّهَدَاءِ | شهد |
| 66 | en | ki | أَنْ | - |
| 67 | tedille | dalalate düşer (kadın) | تَضِلَّ | ضلل |
| 68 | ihdahuma | biri o ikisinin | إِحْدَاهُمَا | احد |
| 69 | fetuzekkira | öyle ki hatırlatır | فَتُذَكِّرَ | ذكر |
| 70 | ihdahuma | biri o ikisinin | إِحْدَاهُمَا | احد |
| 71 | l-uhra | diğerine | الْأُخْرَىٰ | اخر |
| 72 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 73 | ye'be | geri çevirmesin/reddetmesin | يَأْبَ | ابي |
| 74 | ş-şuheda'u | şahidler | الشُّهَدَاءُ | شهد |
| 75 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 76 | ma | مَا | - | |
| 77 | duu | davet edildikleri | دُعُوا | دعو |
| 78 | ve la | وَلَا | - | |
| 79 | tesemu | üşenmesinler | تَسْأَمُوا | سام |
| 80 | en | ki | أَنْ | - |
| 81 | tektubuhu | yazarsınız onu | تَكْتُبُوهُ | كتب |
| 82 | sagiran | az | صَغِيرًا | صغر |
| 83 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 84 | kebiran | çok | كَبِيرًا | كبر |
| 85 | ila | kadar | إِلَىٰ | - |
| 86 | ecelihi | eceline onun | أَجَلِهِ | اجل |
| 87 | zalikum | işte bu sizlere | ذَٰلِكُمْ | - |
| 88 | eksetu | daha eşittir | أَقْسَطُ | قسط |
| 89 | inde | indinde/katında | عِنْدَ | عند |
| 90 | llahi | Allah’ın | اللَّهِ | - |
| 91 | ve ekve mu | ve daha diktir/ayaktadır/kıyamdadır | وَأَقْوَمُ | قوم |
| 92 | lişşehadeti | şahitliğe/tanıklığa | لِلشَّهَادَةِ | شهد |
| 93 | ve edna | ve daha yakındır | وَأَدْنَىٰ | دنو |
| 94 | ella | ki | أَلَّا | - |
| 95 | tertabu | kuşkulanmazsınız | تَرْتَابُوا | ريب |
| 96 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 97 | en | ki | أَنْ | - |
| 98 | tekune | olur | تَكُونَ | كون |
| 99 | ticaraten | bir ticaret | تِجَارَةً | تجر |
| 100 | hadiraten | hazır | حَاضِرَةً | حضر |
| 101 | tudiruneha | değiş tokuş edersiniz onu | تُدِيرُونَهَا | دور |
| 102 | beynekum | aranızda | بَيْنَكُمْ | بين |
| 103 | feleyse | öyle ki yoktur | فَلَيْسَ | ليس |
| 104 | aleykum | üzerinize | عَلَيْكُمْ | - |
| 105 | cunahun | bir günah | جُنَاحٌ | جنح |
| 106 | ella | ki | أَلَّا | - |
| 107 | tektubuha | yazmazsınız onu | تَكْتُبُوهَا | كتب |
| 108 | ve eşhidu | ve şahid/tanık tutun | وَأَشْهِدُوا | شهد |
| 109 | iza | zaman | إِذَا | - |
| 110 | tebayea'tum | alışveriş edersiniz | تَبَايَعْتُمْ | بيع |
| 111 | ve la | ve de | وَلَا | - |
| 112 | yudarra | zarara uğratılmasın | يُضَارَّ | ضرر |
| 113 | katibun | kâtip/yazan | كَاتِبٌ | كتب |
| 114 | ve la | ve de | وَلَا | - |
| 115 | şehidun | şahik/tanık | شَهِيدٌ | شهد |
| 116 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 117 | tef'alu | faaliyet içinde olursanız | تَفْعَلُوا | فعل |
| 118 | feinnehu | öyle ki doğrusu o | فَإِنَّهُ | - |
| 119 | fusukun | bir fasıktır | فُسُوقٌ | فسق |
| 120 | bikum | sizlere | بِكُمْ | - |
| 121 | vetteku | ve takvalı olun | وَاتَّقُوا | وقي |
| 122 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 123 | ve yuallimukumu | ve öğretir sizlere | وَيُعَلِّمُكُمُ | علم |
| 124 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 125 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 126 | bikulli | her bir | بِكُلِّ | كلل |
| 127 | şey'in | şeyi | شَيْءٍ | شيا |
| 128 | alimun | bilendir | عَلِيمٌ | علم |
*Yüce Allah'ın kendisine verdiği okuma yazma nimetini kullanarak ayette belirtildiği gibi yazsın.**Yazıyı takip etsin. Gerekirse sesli olarak okusun.***Borçlanmadan yapılan peşin alışveriş. ****Borçlanarak yapılan alışveriş.
Ayet 283
Ve eğer olduysanız bir sefer üzerinde; ve asla bulamazsanız bir kâtip/yazıcı; öyle ki tutulan/alınan rehinelerdir (ipotek olarak); öyle ki eğer güvenirse bir kısmınız bir kısma öyle ki ödesin güvenilmiş kimse* emanetini**; ve takvalı21 olsun (güvenilmiş kimse) Allah’a; Rabbine4; gizlemeyin şahitliği/tanıklığı; ve kim gizledi onu; öyle ki doğrusu o (kimse); bir günahkardır onun kalbi; Allah yaptıklarınızı bilendir.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 2 | kuntum | olduysanız | كُنْتُمْ | كون |
| 3 | ala | üzerinde | عَلَىٰ | - |
| 4 | seferin | bir sefer | سَفَرٍ | سفر |
| 5 | velem | ve asla | وَلَمْ | - |
| 6 | tecidu | bulamazsanız | تَجِدُوا | وجد |
| 7 | katiben | bir kâtip/yazıcı | كَاتِبًا | كتب |
| 8 | ferihanun | öyle ki rehineler(ipotek yerine geçenler) | فَرِهَانٌ | رهن |
| 9 | mekbudetun | tutulan/alınan | مَقْبُوضَةٌ | قبض |
| 10 | fein | öyle ki eğer | فَإِنْ | - |
| 11 | emine | güvenirse | أَمِنَ | امن |
| 12 | bea'dukum | bir kısmınız | بَعْضُكُمْ | بعض |
| 13 | bea'dan | bir kısma | بَعْضًا | بعض |
| 14 | felyu'eddi | öyle ki ödesin | فَلْيُؤَدِّ | ادي |
| 15 | llezi | kimse | الَّذِي | - |
| 16 | tumine | güvenilmiş | اؤْتُمِنَ | امن |
| 17 | emanetehu | emanetini | أَمَانَتَهُ | امن |
| 18 | velyetteki | ve takvalı olsun | وَلْيَتَّقِ | وقي |
| 19 | llahe | Allah’a | اللَّهَ | - |
| 20 | rabbehu | Rabbine | رَبَّهُ | ربب |
| 21 | ve la | وَلَا | - | |
| 22 | tektumu | gizlemeyin | تَكْتُمُوا | كتم |
| 23 | ş-şehadete | şahitliği/tanıklığı | الشَّهَادَةَ | شهد |
| 24 | ve men | ve kim | وَمَنْ | - |
| 25 | yektumha | gizledi onu | يَكْتُمْهَا | كتم |
| 26 | feinnehu | öyle ki doğrusu o | فَإِنَّهُ | - |
| 27 | asimun | bir günahkardır | اثِمٌ | اثم |
| 28 | kalbuhu | onun kalbi | قَلْبُهُ | قلب |
| 29 | vallahu | Allah | وَاللَّهُ | - |
| 30 | bima | بِمَا | - | |
| 31 | tea'melune | yaptıklarınız | تَعْمَلُونَ | عمل |
| 32 | alimun | bilendir | عَلِيمٌ | علم |
*Kefil olan kimse.**Kefil olduğunu.
Ayet 284
Allah’adır göklerdeki162 ve yerdeki; ve eğer açık ederseniz nefislerinizdekini201 ya da gizlerseniz onu; hesaba çeker sizleri onunla Allah; öyle ki mağfiret eder dilediği kimseye; ve azapta bırakır dilediği kimseyi; ve Allah her bir şey üzerine Kadîr'dir177.
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | lillahi | Allah’adır | لِلَّهِ | - |
| 2 | ma | مَا | - | |
| 3 | fi | فِي | - | |
| 4 | s-semavati | göklerdeki | السَّمَاوَاتِ | سمو |
| 5 | ve ma | ve | وَمَا | - |
| 6 | fi | فِي | - | |
| 7 | l-erdi | yerdeki | الْأَرْضِ | ارض |
| 8 | ve in | ve eğer | وَإِنْ | - |
| 9 | tubdu | açık ederseniz | تُبْدُوا | بدو |
| 10 | ma | مَا | - | |
| 11 | fi | فِي | - | |
| 12 | enfusikum | nefislerinizdekini | أَنْفُسِكُمْ | نفس |
| 13 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 14 | tuhfuhu | gizlerseniz onu | تُخْفُوهُ | خفي |
| 15 | yuhasibkum | hesaba çeker sizleri | يُحَاسِبْكُمْ | حسب |
| 16 | bihi | onunla | بِهِ | - |
| 17 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 18 | feyegfiru | öyle ki mağfiret eder | فَيَغْفِرُ | غفر |
| 19 | limen | kimseye | لِمَنْ | - |
| 20 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 21 | ve yuazzibu | ve azapta bırakır | وَيُعَذِّبُ | عذب |
| 22 | men | kimseyi | مَنْ | - |
| 23 | yeşa'u | dilediği | يَشَاءُ | شيا |
| 24 | vallahu | ve Allah | وَاللَّهُ | - |
| 25 | ala | üzerine | عَلَىٰ | - |
| 26 | kulli | her | كُلِّ | كلل |
| 27 | şey'in | bir şey | شَيْءٍ | شيا |
| 28 | kadirun | Kadîr'dir | قَدِيرٌ | قدر |
Ayet 285
İman47 etti resûl418 Rabbinden4 kendisine indirilmişe; ve müminler27; hepsi iman47 etti Allah'a; ve meleklerine; ve kitaplarına; ve resûllerine418; "ayırmayız resûllerinden418 birinin arasını"; ve dediler: "İşittik; ve itaat ettik; senin mağfiretin319. Rabbimiz4!; ve sanadır dönüş yeri."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 2 | r-rasulu | resûl | الرَّسُولُ | رسل |
| 3 | bima | بِمَا | - | |
| 4 | unzile | indirilene | أُنْزِلَ | نزل |
| 5 | ileyhi | kendisine | إِلَيْهِ | - |
| 6 | min | مِنْ | - | |
| 7 | rabbihi | Rabbinden | رَبِّهِ | ربب |
| 8 | velmu'minune | ve müminler | وَالْمُؤْمِنُونَ | امن |
| 9 | kullun | hepsi | كُلٌّ | كلل |
| 10 | amene | iman etti | امَنَ | امن |
| 11 | billahi | Allah'a | بِاللَّهِ | - |
| 12 | ve melaiketihi | ve meleklerine | وَمَلَائِكَتِهِ | ملك |
| 13 | ve kutubihi | ve kitaplarına | وَكُتُبِهِ | كتب |
| 14 | ve rusulihi | ve resullerine | وَرُسُلِهِ | رسل |
| 15 | la | لَا | - | |
| 16 | nuferriku | ayırmayız | نُفَرِّقُ | فرق |
| 17 | beyne | arasını | بَيْنَ | بين |
| 18 | ehadin | birinin | أَحَدٍ | احد |
| 19 | min | مِنْ | - | |
| 20 | rusulihi | resullerinden | رُسُلِهِ | رسل |
| 21 | ve kalu | ve dediler | وَقَالُوا | قول |
| 22 | semia'na | işittik | سَمِعْنَا | سمع |
| 23 | ve etaa'na | ve itaat ettik | وَأَطَعْنَا | طوع |
| 24 | gufraneke | mağfiretin senin | غُفْرَانَكَ | غفر |
| 25 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 26 | ve ileyke | ve sanadır | وَإِلَيْكَ | - |
| 27 | l-mesiru | dönüş yeri | الْمَصِيرُ | صير |
Ayet 286
Mükellef kılmaz Allah bir nefse201 kendi kapasitesi dışında; onadır (o nefsedir) kazandığı; ve aleyhinedir (o nefsin) kazandığı; "Rabbimiz! Tutma bizleri (mükellef) eğer unutursak ya da hata edersek; Rabbimiz! Ve yükleme üzerimize bir ağırlık; bizden öncekilerden kimselerin üzerine yüklediğin gibi; Rabbimiz! Ve yükleme bizlere, kendisine takat/dayanma gücü olmayanı bizlere; ve affet bizleri; ve mağfiret et bizlere; ve rahmet et bizlere; sensin Mevlâmız68; öyle ki yardım et bizlere kâfirler kavmine/toplumuna karşı."
| No | Kelime | Anlam | Arapça | Kök |
|---|---|---|---|---|
| 1 | la | لَا | - | |
| 2 | yukellifu | mükellef kılmaz | يُكَلِّفُ | كلف |
| 3 | llahu | Allah | اللَّهُ | - |
| 4 | nefsen | bir nefse | نَفْسًا | نفس |
| 5 | illa | dışında | إِلَّا | - |
| 6 | vus'aha | kendi kapasitesi | وُسْعَهَا | وسع |
| 7 | leha | onadır (o nefsedir) | لَهَا | - |
| 8 | ma | مَا | - | |
| 9 | kesebet | kazandığı | كَسَبَتْ | كسب |
| 10 | ve aleyha | ve aleyhinedir (o nefsin) | وَعَلَيْهَا | - |
| 11 | ma | مَا | - | |
| 12 | ktesebet | kazandığı | اكْتَسَبَتْ | كسب |
| 13 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 14 | la | لَا | - | |
| 15 | tu'ahizna | tutma bizleri (mükellef) | تُؤَاخِذْنَا | اخذ |
| 16 | in | eğer | إِنْ | - |
| 17 | nesina | unutursak | نَسِينَا | نسي |
| 18 | ev | ya da | أَوْ | - |
| 19 | ehta'na | hata edersek | أَخْطَأْنَا | خطا |
| 20 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 21 | ve la | ve | وَلَا | - |
| 22 | tehmil | yükleme | تَحْمِلْ | حمل |
| 23 | aleyna | üzerimize | عَلَيْنَا | - |
| 24 | isran | bir ağırlık | إِصْرًا | اصر |
| 25 | kema | gibi | كَمَا | - |
| 26 | hameltehu | yüklediğin | حَمَلْتَهُ | حمل |
| 27 | ala | üzerine | عَلَى | - |
| 28 | ellezine | kimselerin | الَّذِينَ | - |
| 29 | min | مِنْ | - | |
| 30 | kablina | bizden öncekilerden | قَبْلِنَا | قبل |
| 31 | rabbena | Rabbimiz | رَبَّنَا | ربب |
| 32 | vela | ve | وَلَا | - |
| 33 | tuhammilna | yükleme bizlere | تُحَمِّلْنَا | حمل |
| 34 | ma | مَا | - | |
| 35 | la | olmayanı | لَا | - |
| 36 | takate | takat | طَاقَةَ | طوق |
| 37 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 38 | bihi | kendisine | بِهِ | - |
| 39 | vea'fu | ve affet | وَاعْفُ | عفو |
| 40 | anna | bizleri | عَنَّا | - |
| 41 | vegfir | ve mağfiret et | وَاغْفِرْ | غفر |
| 42 | lena | bizlere | لَنَا | - |
| 43 | verhamna | ve rahmet et bizlere | وَارْحَمْنَا | رحم |
| 44 | ente | sen | أَنْتَ | - |
| 45 | mevlana | mevlamızsın | مَوْلَانَا | ولي |
| 46 | fensurna | öyle ki yardım et bizlere | فَانْصُرْنَا | نصر |
| 47 | ala | karşı | عَلَى | - |
| 48 | l-kavmi | kavmine/toplumuna | الْقَوْمِ | قوم |
| 49 | l-kafirine | kâfirler | الْكَافِرِينَ | كفر |
Sûre No: 2
Sûre Adı: Bakara/Dişi Sığır
Ayet Sayısı: 286